Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

İngiltere’de hükümet Brexit için Parlamento’yu askıya almaya çalışıyor

Brexit krizine çözüm arayan İngiltere hükümeti, Kraliçe 2. Elizabeth’ten parlamentoyu askıya almasını talep edecek.

BOLD-İngiltere’de hükümet, Kraliçe 2. Elizabeth’ten, Eylül ayında tatilden dönerek çalışmaya başlaması planlanan Parlamento’yu askıya almasını talep edecek. Böylece Parlamentodaki milletvekilleri ve muhalefetin İngiltere’nin AB’den bir anlaşma olmadan ayrılmasını engelleyecek adımlar atması için önlerinde çok az zaman olacak.

İngiltere’de hükümet yeni dönem yasama programını 14 Ekim’de açıklamayı planlıyor.

jOHNSON HÜKÜMETİ, MECLİSİ BİR AY DAHA TATİL ETMEYİ PLANLIYOR

İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Kraliçe 2. Elizabeth’ten parlamentoyu Brexit öncesinde bir ay tatil etmesini istedi.

Johnson, milletvekillerine mektup yollayarak, Kraliçe’den 3 Eylül’de yaz tatili sona erecek İngiliz parlamentosunu 9 Eylül-14 Ekim’de tatil etmesini talep ettiğini belirtti.

Böylece Boris Johnson hükümeti, muhalefet ve milletvekillerinin 31 Ekim’deki Brexit öncesinde İngiltere’nin AB’den bir anlaşma olmadan ayrılmasını engelleyecek adımlar atması için yeterli zaman kalmasını önlemiş olacak.

Hükümet kaynakları, Boris Johnson’ın bu yaz göreve yeni başladığını hatırlatarak Başbakanın Brexit sonrası dönem için planlar yaptığını söyledi.

MUHALEFET, MECLİSİN ASKIYA ALINMASINA TEPKİLİ: DARBEYİ DURDURUN

Parlamento’yu askıya alma fikri ise İngiltere’de büyük tartışma yarattı. Muhalefet, hükümeti Brexit sürecinde milletvekillerinin demokratik rollerini oynamasını engellemekle suçluyor.

Başbakan Johnson ise Parlamento’yu askıya alarak vekillerin tartışma imkanını azaltacağı yönündeki suçlamaları reddediyor ve vekillerin önünde kapsamlı tartışmalar yürütmek için yeterli zaman bulunacağını ifade ediyor.

Temmuz ayında Parlamento’da 274’e karşı 315 oyla kabul edilen bir önerge ise Parlamento’nun 9 Ekim-18 Aralık tarihleri arasında askıya alınmasını zorlaştıracak hükümler içeriyor.

Ana muhalefetteki İşçi Partisi milletvekili ve eski bakan Angela Eagle, #DarbeyiDurdurun etiketiyle paylaştığı twitter mesajında bu hamleye karşı mücadele çağrısında bulundu.

Aynı etiketle paylaşım yapan milletvekili ve Yeşiller’in eski başkanlarından Caroline Lucas ise “Bu, anlaşmasız Brexit için milletvekillerinin desteğini alamayacağını bilen korkak bir başbakanın eylemi” dedi.

İktidardaki Muhafazakar Parti’nin etkili isimlerinden Dominic Grieve “rezalet” dediği bu planın Başbakan Boris Johnson’a karşı bir güven oylaması tetikleyerek hükümeti düşüreceğini belirtti.

İNGİLTERE’DE PARLAMENTONUN ASKIYA ALINMASI

İngiltere’de yeni yasama dönemi başlamadan önce Parlamento kısa süreliğine askıya alınır. Bu, Başbakan’ın tavsiyesiyle Kraliçe tarafından yapılabiliyor.

İngiltere’de Parlamento’daki yasama dönemleri normalde birer yıl sürer fakat mevcut yasama yılı Temmuz 2017’deki seçimden bu yana devam ediyor.

Parlamento askıya alındığında hiçbir tartışma ve oylama yapılmaz ve henüz yasalaşmamış olan kanun tekliflerinin çoğu düşer.

ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Komitesi’nden Trump’a “Türkiye’ye yaptırım” çağrısı

Dünya

Mısır’da 12 İhvan mensubunun idam cezasını onandı

Mısır’da İhvan Hareketi’nin 2 üst düzey isminin de aralarında bulunduğu 12 kişi hakkında verilen idam cezası onandı. Mısır’la ilişkileri normelleştirmek için görüşmelere başlayan AKP hükumetinden ses çıkmadı.

BOLD – Mısır’da cezaevinde bulunan Hürriyet ve Adalet Partisi Genel Sekreteri Biltaci ile Müslüman Kardeşler liderlerinden Hicazi’nin de aralarında bulunduğu darbe karşıtı 12 kişi hakkında verilen idam cezası onandı. Mısır’la ilişkileri normalleştirmek için Kahire’ye Mayıs ayı başında heyet gönderen AKP hükumetinden cezalar hakkında bir açıklama yapılmadı.

Mısır resmi ajansı MENA’da yer alan habere göre, Yargıtay, Rabiat’ul Adeviyye Meydanı’ndaki darbe karşıtı protestolarla ilgili davada nihai kararı verdi.

Yüksek mahkeme, aralarında Hürriyet ve Adalet Partisi (HAP) Genel Sekreteri Muhammed el-Biltaci ile Müslüman Kardeşler (İhvan) liderlerinden Safvet Hicazi’nin de olduğu 12 kişi hakkında daha önce verilen idam cezasını onadı.

Aynı davada yargılanan 32 kişinin idam cezası müebbet hapse (25’er yıl hapis) çevrilirken, tutukluyken vefat eden İhvan liderlerinden İsam el-İryan’ın davası düştü.

Sanık avukatlarından Usame Beyumi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Yargıtayın bugün, daha önce haklarında idam kararı çıkan 75 kişiden 45’i hakkında hüküm verdiğini belirterek, kalanların gıyaben yargılandığına işaret etti.

Mısır’da 3 Temmuz 2013’te ordunun yönetime el koymasının ardından başkent Kahire’deki Rabiat’ul Adeviyye ve Nahda meydanlarında geniş çaplı protestolar düzenlenmiş, meydanlar 14 Ağustos 2013’te güvenlik güçlerinin kanlı müdahalesiyle boşaltılırken yüzlerce kişi hayatını kaybetmişti. Darbe karşıtı eylemler sırasında binlerce kişi de tutuklanmıştı.

Kahire Ceza Mahkemesi, Eylül 2018’de, aralarında İhvan liderlerinin de olduğu 75 darbe karşıtı hakkında idam cezası vermiş, daha sonra karar temyize götürülmüştü.

İHVAN HAREKETİ, İDAMLARIN DURDURULMASINI İSTEDİ

Karar sonrası Mısır’daki Müslüman Kardeşler Teşkilatı, uluslararası topluma, idam cezalarının infazının durdurulması için harekete geçme çağrısında bulundu.

Teşkilatın söz konusu idam kararlarını reddettiği belirtilen açıklamada, bu kararın “intikam” için alındığı ifade edildi.

Bu tür cezaların İhvan’ı yolundan döndürmeyeceği kaydedilen açıklamada, uluslararası toplumdan tüm kurum ve kuruluşlarıyla idam cezalarının infazlarını durdurmak için harekete geçmesi talep edildi.

TÜRKİYE-MISIR İLİŞKİLERİ

Türkiye ve Mısır, bir süredir ilişkileri normalleştirmek için görüşmeler yürütüyor.

Mayıs ayı başında Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Sedat Önal başkanlığında bir heyet Kahire’ye gitmiş ve iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirmek için Mısır Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Hamdi Sanad Loza başkanlığındaki bir heyetle 2 gün süreyle istikşafi görüşmeler gerçekleştirmişti.

Türkiye ile Mısır arasında dışişleri bakan yardımcısı düzeyinde yapılan görüşmeler 2013 yılından bu yıla kadar iki ülke arasında gerçekleştirilen en üst düzeyli görüşme olarak kayıtlara geçti. Temmuz 2013’te dönemin Genelkurmay Başkanı Abdülfettah el Sisi, Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi başkanlığındaki hükümete darbe yapmış ve yönetime el koymuştu. Darbe sonrasında Türkiye ile Mısır arasında 8 yıl süreyle diplomatik temas minimum seviyeye indirilmişti.

İHVAN KANALLARINA MÜDAHALE VE DOSTLUK GRUBU KURULMASI

Türkiye ile Mısır arasında temasların artmasının ardından, İstanbul’dan yayın yapan Müslüman Kardeşler’in (İhvan) televizyon yayınlarına Ankara’nın talimatıyla müdahale edildi. İstanbul’dan yayın yapan Mısırlı muhalif kanallar uyarının ardından canlı yayın ve haber akışlarına son verdi. Kanallarda dizi ve dini programlar yayınlanmaya başlandı. Kahire yönetiminin, İhvan’a ait kanalların Sisi yönetimine yönelik eleştirilerinden büyük rahatsızlık duyduğu ifade ediliyordu.

AKP Hükumeti, Nisan ayı sonunda Mısır’la ilişkileri normalleştirme adımları kapsamında TBMM’de Mısır ile parlamentolar arası dostluk grupları kurulmasına ilişkin meclis başkanlığına teklif sundu ve teklif TBMM Genel Kurulunda oylanarak kabul edildi.

Dışişleri heyeti Kahire yolunda: Direksiyonda Mısır var!

Okumaya devam et

Dünya

Ankara iki farklı resmi kanaldan Sedat Peker’i istemiş

İktidarın, açıklamaları büyük yankı uyandıran Sedat Peker’i suçlu iadesi anlaşması olmamasına rağmen Birleşik Arap Emirlikleri’nden 2 farklı kanaldan istediği ortaya çıktı. Interpol aracılığıyla iletilen ilk talebi reddeden Abu Dabi yönetimi, suçluların iadesi kapsamındaki talebe ise hala cevap vermediği öğrenildi.

BOLD –  İngiltere merkezli Midde East Eye (MEE) haber sitesi, Sedat Peker’in Ankara tarafından bulunduğu Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) 2 farklı kanaldan resmi olarak istendiğini yazdı.

AKP’ye yakın,  A Haber’in eski ABD temsilcisi Ragıp Soylu’nun kaleme aldığı habere göre, hükumet içerisinden  3 isim bu talepleri doğruladı.

BAE, Interpol aracılığıyla iletilen talebi reddederken, suçluların iadesi kapsamındaki talebe ise hala cevap vermediği öğrenildi.

SUÇLULARIN İADESİ ANLAŞMASI BULUNMAMASINA RAĞMEN TALEP İLETİLMİŞ

MEE haber sitesine konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir Türk yetkili, Peker hakkında bu yıl iki ayrı mahkemenin çete ve haraç suçlamaları dolayısıyla tutuklama kararı çıkardığını belirterek, “Türkiye, bu iki tutuklama emrine dayanarak iki hafta önce BAE yetkililerine iade talebinde bulundu” dedi. İkinci bir Türk yetkili ise BAE’nin iade talebine hala karşılık vermediğini açıkladı.

Türkiye ve BAE arasında suçluların iadesi anlaşması bulunmuyor.

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI DA INTERPOL ARACILIĞIYLA İSTEMİŞ

Siteye konuşan üçüncü bir Türk yetkili de İçişleri Bakanlığı’nın da diğer iade talebinden farklı olarak Türk Interpol Ulusal Bürosu’nun geçen ay BAE Interpol Ulusal Bürosu’ndan Peker’in tutuklanmasını istediğini ancak karşı tarafın Interpol’ün Genel Merkezi’nden ‘uluslararası tutuklama emri’ (kırmızı bülten) istediğini belirtti.

Peker’in en çok hedef aldığı isimlerden biri olan İçişleri Bakanı Süleyma Soylu, Fransa Lyon’daki Interpol Genel Merkezi’nin Türkiye’nin uluslararası tutuklama emri talebini, başvuruyu siyasi bularak reddettiğini ifade etmişti.

PEKER, HAFTA SONU BAE YETKİLİLERİ İLE GÖRÜŞMÜŞTÜ

Sedat Peker’in Pazar günü öğlen saatlerinde Dubai’deki konutundan Birleşik Arap Emirlikleri polisi tarafından alındığı duyurulmuştu. Peker’den o gün gece yarısına kadar haber alınamadı. Peker, gece yarısı sosyal medya hesabından konutuna döndüğünü duyurdu ve o gün BAE polisi ile yaptığı görüşmeyi anlattı. Operasyonla yakalandığı haberlerini yalanladı.

Sedat Peker paylaşımında, “Kıymetli dostlarım, öğle saatlerinden itibaren kaldığım mekandan yetkililerle beraber ayrıldım. Şu an kaldığım mekana, ailemin yanına geri geldim. Hakkımdaki iddiaların yoğunluğu nedeniyle karşılıklı sohbette bulunduk.

Şahsım hakkında herhangi bir Interpol kararı olmadığı için, tüm herkes gibi ülkelerinde misafir olarak bulunduğumu söylediler. Hakkımda birçok suikast ihbarı olduğunu bana ilettiler, hepimizin bildiği gibi. Ülkeden ayrılmamda veya ülkede kalmamda herhangi bir sorunun olmadığını da bana ilettiler” dedi.

Aydınlık Gazetesi’nde hakkında çıkan haberleri yalanlayan Peker, “SAT timlerinin ve MİT timlerinin yaptığı operasyonla yakalandığım asla doğru değildir. Zaten ben uluslararası hukuka göre aranan bir kişi değilim. Bu sebeple yüce devletimizin bana resmi bir operasyon düzenleyebilmesi de mümkün değildir. Her normal insana davrandıkları gibi bana da kibar bir şekilde davrandılar. Süslü Sülü, benim ahiretliğim, Derin Mehmet, Pelikancılar, ve diğer zevatın tamamı; bizde söz namus. Eğer ölmez sağ kalırsak, bu hikayeyi tamamlamaktan geri durmayacağız. Tabi ki bu süre zarfında gereği eğer yapılmazsa, yapmayanlarla ilgili söyleyecek sözlerimiz de elbet olacaktır. Beni sevdiği için dua edenlere, beni sevmediğinden dolayı sadece çocuklarıma ve aileme iyi dilek dileyenlere tüm kalbimle teşekkür ederim. BİR UMUTTUR YAŞAMAK” ifadelerini kullanmıştı.

TÜRKİYE-BAE İLİŞKİLERİ

Türkiye ile BAE ilişkileri, 2013 yılında Mısır’da yaşanan darbe nedeniyle sarsılmıştı. 2011’de başlayan Arap Baharı sürecini kendi varlığı için en büyük tehdit olarak gören BAE ve Suudi Arabistan, Sisi’nin darbesini desteklemişler ve karşı çıkan Türkiye ile ilişkilerini sertleştirmişlerdi. BAE, o dönemde AKP’nin desteklediği Müslüman Kardeşler (İhvan) hareketini diğer Arap ülkeleri ile birlikte ‘terör örgütü’ ilan etmişti.

Türkiye, 2016 yılında yaşanan 15 Temmuz darbe girişimi konusunda zaman zaman Abu Dabi yönetimini suçladı. Hatta BAE’ye casusluk yaptığı iddia edilen bazı kişiler Türkiye’de tutuklandı.

2017 yılında Türkiye ve BAE, Mısır’daki askeri darbeden sonra bu kez Katar krizinde karşıt saflarda yer aldı. Türkiye, bu krizde Katar’ın en büyük destekçisi olurken ve desteğini bu ülkeye ‘askeri birlik’ konuşlandırmaya kadar götürürken; Birleşik Arap Emirlikleri ise Suudi Arabistan, Bahreyn ve Mısır’la birlikte Katar’a yönelik ambargonun en önemli destekçileri arasında yer aldı.

İki ülke daha sonra Libya meselesinde de karşı karşıya geldi. Türkiye, Libya’daki iç savaşta Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükumeti’ni desteklerken; BAE ülkenin doğusundaki Tobruk merkezli Libya Temsilciler Meclisi ve ona bağlı Libya Ulusal Ordusu’nu destekledi.

Libya’da iç savaşın yoğunlaştığı 2019-2020 döneminde iki ülke destekledikleri taraflara ciddi biçimde askeri destek verdi. BM silah ambargosuna rağmen savaşan taraflara silah yardımı yaptılar. 2020 yılında  Birleşik Arap Emirlikleri’ne air bir Mirage jetinin Libya’daki iç savaşta Türk hava savunma sistemini vurduğu belirtildi.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, 2020 yılı Temmuz ayında El Cezire televizyonuna verdiği röportajda Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Suudi Arabistan’ın Libya’da General Hafter’e verdikleri desteği kesmeleri gerektiğini belirtmiş, özellikle Abu Dabi yönetimini tehdit etmişti.

AKAR: DOĞRU YER VE ZAMANDA BAE’DEN HESAP SORACAĞIZ

Hulusi Akar, o röportajda BAE’nin Libya ve Suriye’de Türkiye’ye karşı zararlı hareketlerde bulunduğunu belirterek, doğru yer ve zamanda bu ülkeden hesap sorulacağını söylemişti.

Akar, “BAE, bize zarar vermek amacıyla Türkiye’ye düşman terör örgütlerini destekliyor. BAE küçüklüğünü ve etkisini göz önünde bulundurarak bunu yapmamalı” ifadelerini kullanmıştı.

Akar’ın açıklamaları sonrası Birleşik Arap Emirlikleri’nin Dışişleri’nden Sorumlu Devlet Bakanı Enver Gargaş Türkiye’ye tepki göstermiş ve Türkiye’nin Arap ülkelerinin işlerine karışmayı bırakması gerektiğini belirtmişti.

Enver Gargaş, Twitter’dan paylaştığı mesajında “Türk Savunma Bakanı’nın tahrik edici açıklaması, ülkesinin diplomasisindeki yeni bir düşüşü gösteriyor. İlişkiler tehditlerle yönetilemez, günümüzde ve bu asırda sömürgeci hayallere yer yok. Türkiye’nin Arapların içişlerine karışmaması daha uygun olur” ifadelerini kullanmıştı.

İLİŞKİLER YUMUŞAMA EĞİLİMİNE GİRMİŞTİ

Dış politikada son dönemde yaşanan yalnızlığı gidermek için İsrail ve Mısır ile görüşmelere başlayan AKP hükumeti, Birleşik Arap Emirlikleri’ne de zeytin dalı uzatmıştı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayid Al Nahyan ile Nisan ayı içerisinde bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

Görüşmede tarafların birbirlerinin Ramazan ayını tebrik ettikleri belirtildi ancak ne Ankara ne Abu Dabi görüşmenin içeriğine ilişkin ramazan aynı kutlama dışında bilgi verdi.

O dönemde Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Türkiye’nin ilişkileri düzeltmek istediğini ancak BAE tarafının da somut adımlar atması gerektiğini, Türkiye’ye düşmanlık gibi görünen adımlardan kaçınması gerektiğini kaydetmişti. BAE’nin Şubat ayında görevden alınan dışişlerinden sorumlu devlet bakanı Enver Gargaş da 2021 yılı başlarında yaptığı açıklamada Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesinden yana olduklarını kaydetmişti.

Türkiye-BAE yakınlaşma sürecini tetikleyen gelişme, aralarında Suudi Arabistan ve BAE’nin de olduğu Körfez İşbirliği Ülkelerinin Katar’a 2017’den bu yana uyguladıkları ambargoyu bu yılın başlarında kaldırması ve Katar’la ilişkileri yeniden normalleştirmesi oldu.

İsrail’de yeni hükumetin ilk ciddi sınavı: Kudüs’teki gerginlik yeni bir savaşın habercisi mi?

Okumaya devam et

Dünya

İsrail’de yeni hükumetin ilk ciddi sınavı: Kudüs’teki gerginlik yeni bir savaşın habercisi mi?

İsrail’de 12 yıllık kesintisiz Netanyahu iktidarı hafta sonu sona erdi. Değişik düşünceleri bir araya getiren 8 partili koalisyon hükumeti göreve başladı. Yeni hükumetin İç Güvenlik Bakanlığı, Yahudi grupların ‘bayrak yürüyüşü’ planına onay verdi. Doğu Kudüs’te gerilim yeniden arttı.

BOLD – İsrail’de Haziran ayı değişim ayı olarak tarihe geçti. 2 Haziran’da sol İşçi Partisi’nin adayı Isaac Herzog Cumhurbaşkanlığına seçildi. Herzog, mevcut Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin’den görevi 9 Temmuz’da devaralacak.

Pazar günü ise Naftali Bennett başbakanlığında 8 partili koalisyon hükumetinin mecliste güvenoyu almasıyla birlikte 2009 yılından beri 12 yılı aralıksız olmak üzere toplam 15 yıl ülkeyi yöneten Başbakan Benyamin Netanyahu’nun iktidarı sona erdi.

Aşırı sağcı Yamina Partisi’nin lideri Naftali Bennett’in başbakanlığında kurulan koalisyon hükumetinin ilk icraatlarından birisi bölgede tansiyonu yeniden yükselteceğine kesin gözüyle bakılan aşırı sağcı Yahudi grupların Doğu Kudüs’ün Eski Şehir bölgesinde “bayrak yürüyüşüne” izin vermesi oldu.

Yeni hükümetin İç Güvenlik Bakanı’nın verdiği izin, değişim sonrası Orta Doğu sorununun geleceğine ilişkin ümitlere gölge düşürdü.

BÖLGEDE TANSİYON YENİDEN YÜKSELDİ

Doğu Kudüs’te eski şehri çevreleyen surlar üzerindeki Şam Kapısı önünde bekleyen İsrail güvenlik güçleri

Aşırı sağcı Yahudi grupların Doğu Kudüs’ün Eski Şehir bölgesinde “bayrak yürüyüşü” izni alması sonrası Filistinliler de bu grupların Müslüman Mahallesi’ne girmemesi için toplanma planı yaptı. İsrail güvenlik güçleri, bölgede güvenlik önlemlerini artırdı.

Bazı Filistinliler, yürüyüşü “provokasyon” olarak değerlendirdi ve Gazze ile Batı Şeria’da “Öfke Günü” ilan edilmesi çağrısı yaptı. Hamas da yürüyüşün yapılması halinde gerilimin yeniden artabileceği uyarısında bulundu.

Filistin Başbakanı Muhammed Şitayyeh de, sosyal medya hesabından “Yarın işgalci güçler, işgal altındaki Kudüs’teki radikal İsrailli yerleşimcilerin Bayrak Yürüyüşü’ne izin verirse tehlikeli sonuçları olabileceği konusunda uyarıda bulunuyoruz” ifadelerini paylaştı.

Filistin Ulusal Konseyi de uluslararası toplum ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine (BMGK), aşırı sağcı Yahudi örgütlerin Kudüs’te “bayrak yürüyüşü” adı altında düzenlemeyi planladığı eyleme engel olma çağrısında bulundu.

BM Ortadoğu özel temsilcisi Tor Wennesland, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Mısır ve İsrail’in ateşkes için aktif bir şekilde yoğun çaba gösterdiği bir sırada Doğu Kudüs’te gerginlik yine artıyor. Bütün tarafları sorumlu davranmaya ve yeni çatışmalara yol açacak tahriklerden kaçınmaya davet ediyorum. “ dedi.

‘KUDÜS GÜNÜ’ VE BAYRAK YÜRÜYÜŞÜ NEDİR?

İsrail’de bazı gruplar, İsrail’in Doğu Kudüs’ü işgal ettiği, 1967’deki Altı Gün Savaşı’nın yıl dönümünü İbrani takvimine göre ‘Kudüs Günü’ olarak kutluyor.

Bugün yapılacak bayrak yürüyüşü de aslında İbrani takvimine göre 9-10 Mayıs’a denk gelen tarihte planlanmıştı. Ancak Doğu Kudüs’te süren gerilimin devamında gelmesi ve Ramazan ayının son günlerine denk gelmesi sebebiyle, Filistinli gruplar, Mescid-i Aksa çevresinde barikatlar oluşturarak yürüyüşü engellemeye çalışmış; İsrail polisi de müdahale etmişti.

Olaylar, Gazze Şeridi’nde yönetimi elinde tutan Hamas’ın da devreye girmesi ve İsrail’in 11 gün boyunca Gazze’yi yoğun bombardıman altında tutmasıyla sonuçlandı. Mısır’ın devreye girmesiyle ateşkes imzalanana kadar 300’e yakın kişi saldırılarda hayatını kaybetti.

MÜSLÜMAN VE YAHUDİ GRUPLAR KARŞI KARŞIYA GELEBİLİR

İsrail’deki aşırı sağcı gruplar, yürüyüşün ertelenmesi sebebiyle kendi hükümetlerini de suçladı ve ateşkesin ardından yürüyüşü bugün yerel saatle 18.30’da (TSİ 17.30) yapacaklarını duyurdu.

Yürüyüşe katılmayı planlayan gruplar, rotanın Eski Şehir’deki kutsal mekanlar olduğunu duyursa da henüz resmen izin verilen rota açıklanmadı. İsrail basını ise Eski Şehir’deki Şam Kapısı’na kadar yürüyüşe izin verileceğini ancak Müslüman Mahallesi’ne geçişlerine izin verilmeyeceğini yazdı.

Yürüyüşten yarım saat önce Gazze’de eylemler planlanıyor. Eski Şehir’de de Filistinliler aşırı sağcı Yahudilerin Şam Kapısı’ndan muhtemel geçişine engel olmak için Müslüman Mahallesi’nde toplanacak.

İsrail basını, güvenlik güçlerinin de Eski Şehir’de gerilimin artmaması için güvenlik önlemleri aldığını yazdı. ABD dahil bazı ülke büyükelçilikler, çalışanları ve ailelerinin Salı günü Eski Şehir’e gidişini yasakladı.

Bölgede Doğu Kudüs dışında Batı Şeria ve Gazze’de İsrail ordusu ve Filistinli gruplar arasında gerilimin yeniden tırmanmasından endişe ediliyor.

Bu gerginlikte yeni hükumetin izleyeceği politika koalisyon hükümeti için sınav niteliği taşıyor. Koalisyon hükumetinde İsrail vatandaşı Filistinlileri temsil eden Raam Partisi de bulunuyor. Bölgede yaşanabilecek çatışma veya gerginlik koalisyon hükumetinin çok kısa sürede çökmesi ile sonuçlanabilir.

YAHUDİLERİN MESCİD-İ AKSA’YA ZORLA GİRİŞLERİ

Bu arada İsrail polisinin eşlik ettiği onlarca Yahudi, işgal altındaki Doğu Kudüs’ün Eski Şehir bölgesinde bulunan Mescid-i Aksa’nın avlusuna İsrail polisi eşliğinde zorla girdi.

Mescid-i Aksa, İsrail ile Ürdün arasında 26 Ekim 1994’te imzalanan barış antlaşmasına göre Ürdün Vakıflar, İslami İşler ve Mukaddesat Bakanlığına bağlı Kudüs İslami Vakıflar İdaresinin himayesinde bulunuyor. Ancak Yahudiler, 2003’ten bu yana İdarenin izni olmadan İsrail’in tek taraflı kararıyla polis eşliğinde kutsal mabede giriyor.

Bu girişleri baskın olarak nitelendiren Kudüs İslami Vakıflar İdaresi, Müslümanların egemenliğinin ihlal edildiğini belirtiyor.

8 PARTİLİ KOALİSYON

İsrailli Arapların ve sol kanattan partilerin de dahil olduğu sekiz partili koalisyonun fiilen yürüyüp yürüyemeyeceği konusunda şüpheler bulunuyor. Kaolisyonu oluşturan bileşenler arasında büyük görüş ayrılıkları bulunuyor.

İsrail ordusunda eski bir komando olan Bennett, Netanyahu’dan daha ‘aşırı sağcı’ ve hatta ‘ultra-nasyonalist’ bir siyasetçi olarak nitelendiriliyor. Partisi Yamina da Yahudi yerleşimcilere yakın olarak biliniyor.

Koalisyon ortakları sol görüşlü Meretz, İşçi Partisi ve Arap Raam partisi ise bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasından yana ve İsrail’in son yıllarda izlediği kitlesel yerleşim politikasına karşı çıkıyor.

Farklı siyasi düşüncelere sahip bu 8 partiyi bir araya getiren saik ise yolsuzluk suçlamaları yüzünden yargılanan Netehyahu’nun koltuğu bırakması.

İşgal altındaki Filistin toprağı olan Batı Şeria’nın bazı bölümlerinin İsrail’e ilhak edilmesi gerektiğini savunan Bennett, Batı Şeria’nın ‘işgal altında olmadığını’ savunuyor.

İsrail’de Netanyahu sonrası 8 partili koalisyon ne yapar?

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0