Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Depremzedeler için aktarılan paralar kayıp: 3.8 milyon lira nerede?

Denizli’nin Acıpayam ilçesinde 20 Mart’ta meydana gelen deprem sonrasında depremzedeler için aktarılan 3 milyon 800 bin TL yardımın akıbeti bilinmiyor. Konteynerlerde yaşayan 270 aile ise kış öncesi acilen yardımların kendilerine ulaştırılmasını bekliyor.

BOLD – CHP Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, Acıpayam depremzedeleri için toplanan paraların akıbetinin bilinmediğini belirterek, bu paraların bir an önce gerçek sahiplerine dağıtılması gerektiğini kaydetti.

BOZKURT’TA DEPREMİN YARALARI SARILDI

Denizli’nin deprem gerçeğiyle bu yıl iki kez yüz yüze kaldığına dikkat çeken Karaca, bu depremlerin 20 Mart 2019 tarihinde Acıpayam ve Serinhisar ilçelerini etkileyen 5,5 şiddetindeki deprem ve 8 Ağustos 2019’da Bozkurt ve Çardak ilçelerini etkileyen 6 şiddetindeki yıkıcı depremler olduğunu belirtti. Denizli’de yaşanan depremler sonrasında CHP’li Bozkurt Belediyesinin 2,5 ayda depremin açtığı yaraları dayanışma ruhu ile giderdiğine dikkat çeken Karaca, aynı anda depremi yaşayan Çardak’ta ise yaraların sarılmadığına vurgu yaptı.

3 MİLYON 800 BİN TL’NİN AKIBETİ BİLİNMİYOR

Acıpayam depreminden bu yana 7 ay geçmesine rağmen hala depremzedelerin sorunlarının çözülmediğinin altını çizen Karaca, “İçişleri Bakanı ve Aile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Acıpayam’a gelmiş ve tutamayacakları sözleri vermişlerdir. Denizli Valiliğinin açıkladığı rapora göre Acıpayam depremi için 3 milyon 800 bin TL yardım aktarılmış fakat bu paraların nereye harcandığını bilmiyoruz. Acıpayam’da hala 270 aile konteynerlerde yaşıyor. Kış geliyor, soba yakmadan konteynerlerde elektrik ile ısınmak zorundalar” dedi.

Sokakta sohbete polis gözaltısı: “Siz gideceksiniz biz geliyoruz!”

 

 

Gündem

Eski MİT’çi Mehmet Eymür, Hiram Abas cinayetinden Perinçek’i suçladı

MİT Kontrterör Dairesi eski Başkanı Mehmet Eymür, suikasta uğrayan eski MİT personeli Hiram Abas’ı Doğu Perinçek’in hedef gösterdiğini açıkladı.

BOLD – Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Habertürk televizyonunda yayınlanan Türkiye’nin Nabzı adlı programa katıldı. Perinçek, MİT Kontrterör Dairesi eski Başkanı Mehmet Eymür hakkında açıklamalar yaptı. Bunun üzerine Eymür, programa telefonla bağlandı.

Didem Arslan Yılmaz’ın sunduğu canlı yayında, Eymür ile Perinçek arasında sert bir tartışma yaşadı. Perinçek, Mehmet Eymür’ü “12 Eylül’de 12 Mart’ta sizi işkencehanelerden tanıyoruz. Sizi bütün solcular, devrimciler, vatanseverler işkencehanelerdeki yüzünüzden tanıyor” sözleriyle işkence yapmakla suçladı. Perinçek ayrıca Eymür için Amerikancı ve Gladyocu tabirlerini kullandı.

HİRAM ABAS’I HEDEF GÖSTERDİ

“İspat edemedikten sonra bu kalıp lafların önemi yok” diyen Mehmet Eymür, Perinçek’in iddialarına Hiram Abas cinayetiyle cevap verdi. Eymür, Perinçek’in yaptırdığı haberlerle eski MİT personeli Abas’ın adres, telefon, resim ve kimlik bilgilerini paylaşarak hedef gösterildiğini öne sürdü. Eymür şunları anlattı: “Perinçek için ‘fabrikatör’ lafı bir istihbari terimdir. Yalan haber yayanlara verilir. Türkiye’de 2 tane Amerikan casusu yakalandı. Bunların bir tanesi Sabahattin Savaşman bir tanesi de Turan Çağlar’dır. Bunların ikisine de sahip çıkan Perinçektir. Acaba buna ne diyor.”

BERABER CIA’E ÇALIŞTILAR

Perinçek ise “Yalan söylüyor. Yalan söylediğinizi söylüyorum. Sabahattin Savaşman ile beraber CIA’e çalıştılar. Sabahattin Savaşman’ın itiraflarını da biz Aydınlık olarak kitap olarak yayınladık. CIA’ya nasıl çalıştıklarını biz deşifre ettik” diyerek cevap verdi. Bu kez, “Turan Çağlar yazı kurulunda değil miydi onların” diye soran Eymür’e Perinçek, “Hayır efendim yalan söylüyorsunuz. Turan Çağlar’ın bizim yayın kurulu ile ilgili ne alakası var. Öyle adamlar bizim yayın kurullarımıza giremez. Sizin mesai arkadaşlarınız” şeklinde bir yanıt verdi.

KHK TV muhabiri gözaltına alındı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Erdoğan rejiminin 6 özel esiri

Onlar Erdoğan Rejimi’nin baskısını en çok hisseden 6 kişi. Aylarca kaybedildiler, işkence gördüler. Şimdi tutuldukları hücrelerde avukat istemeye bile korkuyorlar. Yaşamaya devam ettikleri şeyler Nazi Almanyası’ndan kalma gibi.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD – Rejim muhaliflerinin zorla kaybedilmesi, gizli merkezlerde aylarca işkence yapılması ya da öldürülmeleri Türkiye tarihinde farklı dönemlerde görülen bir uygulama. 90’lı yıllarda Kürtlerin hedef olduğu bu durum, uzun zaman sonra şimdi Hizmet Hareketi için geçerli.

2016’nın başından bugüne 29 kişi zorla kaybedildi. Bunlardan bazılarından çok uzun zamandır haber alınamıyor ve hayatlarından umut kesilmiş durumda.

Şubat 2019’da benzer biçimde 6 kişi kaçırıldı: Gökhan Türkmen, Yasin Ugan, Özgür Kaya, Erkan Irmak, Salim Zeybek ve Mustafa Yılmaz.

Gökhan Türkmen, Yasin Ugan, Özgür Kaya ve Erkan Irmak, zorla kaybedilmelerinden 6 ay sonra Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde oldukları açıklandı.

Son kalan iki kişi olan Mustafa Yılmaz ve Gökhan Türkmen ise 9 ay sonra yine polise teslim edilmiş olarak bulundu.

İLK SÖZLERİ: ULUSLARARASI MAHKEMELERE BAŞVURULARINIZI ÇEKİN

Kaçırılan 6 kişiyle aylar sonra görüşen eşlerinin gözlemleri aynı: “Aşırı derecede zayıflamışlar, tenleri bembeyaz, korkmuşlar.”

6 kişinin hiçbirinin eşleriyle ya da avukatlarıyla yalnız görüşmelerine izin verilmiyor. Yasalara aykırı olmasına rağmen görüşmeler Emniyette polis; hapishanede ise gardiyan eşliğinde yapılıyor. Üstelik birden fazla polis ve gardiyan bulunuyor görüşme odasında. Ve kamera kaydı alınıyor.

Kaçırılan 6 kişinin karılarına söyledikleri ilk cümleler ise birbirinin aynısı ve ezberletilmiş bir metin gibi:

“Avukat istemiyorum, Uluslararası Mahkeme ve kuruluşlara kayıp olduğumuz ve işkence gördüğümüzle ilgili başvuruları geri çek, Türk mahkemelerindeki şikayetlerden vazgeç, tweet atmayı bırak.”

MİT tarafından Siyah Transopter’la kaçırılanlardan biri de Ayten Öztürk’tü. Öztürk 6 ay boyunca gördüğü ağır işkenceleri mahkemede anlatmıştı. Ardından tüm yargılamaları kapatacak biçimde 34. Ağır Ceza Mahkemesi kuruldu.

AİLE AVUKATLARIYLA GÖRÜŞTÜRÜLMEDİLER

6 kişiden önce kaçırılanlar, aylar süren işkencenin ardından tutuklanıp hapse girdiklerinde yaşadıkları işkenceleri ailelerine ve avukatlarına anlattılar. Mahkemelere de yansıyan bu ifadeler nedeniyle Türk istihbarat teşkilatı MİT’in Ankara’daki gizli işkence merkezi deşifre oldu.

Son 6 kişide bu sebeple farklı bir yol izlendi. Kendi avukatlarıyla ya da Baronun avukatlarıyla görüşmelerine ya da yakınlarıyla yalnız görüşmelerine izin verilmedi.

Aylar boyu yaşadıkları işkence nedeniyle korku içinde olan 6 kişi, ezberletilmiş cümlelerle “Avukat istemiyorum” dediler.

Ardından sürpriz avukatlar ortaya çıktı. Ailelerinin tanımadığı, Baronun atamadığı bu avukatların parasını kimin ödediği bilinmiyor.

Profillerine bakıldığında aşırı milliyetçi oldukları görülen avukatlar, kaçırılan 6 kişi hakkında ailelere bilgi vermekten de kaçınıyor.

Bu avukatlardan biri Neslihan Koçer. Yaptığımız görüşmede ısrarla işkencenin ve kaçırılmanın söz konusu olmadığını savunuyor. Avukat Koçer’e göre, bu kişiler kendileri bilinmeyen bir yerde saklanmışlar ve sonra Emniyete gelip teslim olmaya karar vermişler. Koçer, Emniyete bir iş için gittiğinde Yasin Ugan ve Özgür Kaya ile koridorda karşılaştığını ve avukatlıklarını üstlendiğini savunuyor. Bu kişilerin neden kendi aile avukatlarını istemedikleri sorusunu ise cevapsız bırakıyor.

Koçer, bu açıklamaları yaptığı röportajın ardından mahkemeye başvurarak, röportajın yayınlandığı Bold Medya sitesini Türkiye’de yasaklattı.

ULUSLARARASI MAHKEME BAŞVURULARI

6 kişi kaçırıldıktan sonra aileleri aylar boyu mücadele ettiler. Türkiye’de başvurmadık kuruluş bırakmayan aileler sonuç alamayınca uluslararası hukuk yollarını denemeye başladılar.
Birleşmiş Milletler Zorla ve İrade Dışı Kaybolmalar Çalışma Grubu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 6 kişinin dosyasını gündemine aldı ve Türkiye’den savunma istedi.
Şu an tutuklu olan 6 kişinin, benzer biçimde kurdukları ezber cümlelerden biri de buydu. Eşleriyle ilk görüşmelerinde “Uluslararası Mahkemelere başvurularınızı geri çekin” deseler de uzun süren mücadeleye devam etmek isteyen eşleri, şikayetlerini geri çekmemekte kararlı.

TWITTER TEK ÖZGÜR ALAN

Türk medyasındaki yoğun sansür nedeniyle seslerini duyuramayan aileler, sosyal medyayı etkin biçimde kullandılar. Özellikle de Twitter’ı…

Ailelerin tweetleri binlerce paylaşım alırken, kamuoyuna seslerini duyurabilmeleri bu şekilde oldu.

Kaçırılan fizyoterapist Mustafa Yılmaz’ın eşi Sümeyye Yılmaz özellikle Twitter’ı etkili biçimde kullanmasının eşini sağ olarak geri alabilmesinde etkili olduğunu düşünüyor.

Sümeyye Yılmaz, “Eşim tweet atmamamı, avukat istemediğini, uluslararası mahkemelere yaptığım şikayetleri geri çekmemi istiyor. Bunlar onun cümleleri olamaz. Ezberletilmiş gibi. Mücadelemi sürdüreceğim” diyor.

Gökhan Türkmen’in eşi Zehra Türkmen ise “Uluslararası mahkemelere başvurularımı geri çekmeyeceğim. Hukuk mücadelemi devam ettireceğim. Eşimin kayıp olduğu 9 ayın hesabını soracağım” diyor.

BARO’NUN AVUKAT ATAMASINA İZİN VERİLMİYOR

Ankara Barosu, kaçırılan kişilerle görüşmek için bir avukat heyeti görevlendirdi. Ancak açık yasalara rağmen bu avukatlara cezaevi yönetimi tarafından izin verilmedi.

Kaçırılan kişilerin kendilerine “Avukat istemiyorum” dedirtildiği için Baro da kilitlenmiş durumda. Türkiye böylesi bir baskıyı belki de ilk kez görüyor.

İnsan Hakları Hukukçusu Kerem Altıparmak bu durumu şöyle özetliyor:

“İnsanlar aylarca kayboluyor. O arada aileler perişan bir şekilde sevdiklerini arıyor. Aylar sonra o kişi çıkıyor ve ben saklandım diyor. Yani ailenin o halini biliyor ama gıkını çıkarmıyor. Birden ortaya çıkan kişi ısrarla ailenin ve Baronun avukat teklifini reddediyor. Israrla ailesinin ve hatta kendisinin bile bilmediği bir avukatla çalışacağını söylüyor. Aylarca kaçan kişi birden itirafçı olup çok sayıda ismi veriyor. Bu kişiler özel kurulan bir mahkemede gizli yargılanıyor. Ne tesadüf ki her kayıpta aynı senaryo sergileniyor.”

İnsan hakları savunucusu ve HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ise son 6 kişide birbirinin aynısı durumlar sözkonusu olduğunu söylüyor:

“Zorla kayedilmeler en önemli insan hakları ihlali. Kaçırılmadan sonra yoğun işkence bilgileri alıyoruz. Kaçırılıyorlar ve aylar sonra emniyette ortaya çıkıyorlar. Son vakalarda Emniyet’te bulunan kişilerin hiçbiri konuşmak istemiyor. Hepsinin eşi kocalarının iradeleri dışında konuştuklarını düşünüyorlar. Son bulunan Gökhan Türkmen, önceki kaçırılanların beş kişide de aynı hikaye var; Zayıflamış, teni güneş görmemekten bembeyaz ve uluslararası mahkemelere yapılan başvuruların çekilmesini istiyor. Hep aynı durum.”

ÖZEL BİR MAHKEME

Kerem Altıparmak’ın söz ettiği özel kurulan mahkemenin ismi; Ankara 34. Ağır Ceza Mahkemesi.

Kamuoyunda ‘MİT Mahkemesi’ olarak biliniyor. MİT’in ilgilendiği davaların yargılaması Eylül 2019’da kurulan bu mahkemede yapılacak. Bir anlamda kuruma özel mahkeme.
Kaçırılanlardan 4’ü 24 ve 25 Ekim’de ilk kez bu mahkemede yargılandılar. İnsan hakları mücadelesiyle tanınan CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, ilk duruşmada gözlemci olmak için Ankara Adliyesi’ne gitti.

Tanrıkulu yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “İki saat ailelerle birlikte Salim Zeybek ve Özgür Kaya’nın nerede hangi duruşma salonunda yargılandıklarını bulmak için adliyede dolaştım. Adliyedeki hiçbir resmi makam bu yargılamanın nerede yapıldığını bize söylemedi. 34. Ağır Ceza Mahkemesinin kendi salonu boştu. Gizli bir yargılama yapılıyor ve bu suç.”

İŞKENCE MERKEZİ

Aylar boyu kayıp olan 6 kişi, kendi avukatlarını seçemiyor, aileleriyle yalnız başına görüşemiyor ve gizli duruşmalarda yargılanıyorlar. Cezaevinde ise tek kişilik hücrelerde izole edilmiş durumdalar. Bu nedenle kayıp oldukları aylar boyunca nasıl işkencelere maruz kaldıklarını anlatma fırsatı bulabilmiş değiller.

Ancak 6 kişi dışında; MİT’e ait “Çiftlik” denilen işkence merkezinde aylarca kalan Ayten Öztürk ve Zabit Kişi bu fırsatı bulabildiler.

Mahkemelere yazılı ve sözlü olarak yaşadıklarını anlatabildiler.

 

Ayten Öztürk

Ayten Öztürk isimli kadının anlattıklarının bir bölümü şöyle:

“İşkence odasına gözlerim bağlı götürülüyordum. Önce üstümü soyuyor, sonra da askıya alır pozisyonda ellerimi duvardaki demir halkalara kelepçeliyorlardı. Çıplak bedenimin hemen her yerine elektrik cihazı ile bastırıp bir süre tutuyorlardı. Bunu yaptıklarında tüm bedenim titreyerek sarsılıyor son sesimle çığlıklar atıyordum. Bayıltıncaya kadar bunu tekrar tekrar yapıyorlardı. Elektrik cihazıyla bedenime bastırdıkları her yerde iki tane yarık gibi noktalar oluşuyordu. Aralarında 2 cm. olan izler. Tutuklanıp hapishaneye geldiğimde arkadaşlarım vücudumdaki yara bere izini saydı. 898 yara-bere vardı. Bayılacak hale geldiğimde beni banyo-tuvaletin olduğu yere götürülüp tazyikli suyla işkenceye devam diyorlardı. Saatlerce suyla boğma işkencesi yaptıkları oluyordu. Biri bana tazyikli su sıkacakken diğeri kafamdaki çuvalın içinin su dolması için tutuyordu. O elektrik cihazını suyla boğma işkencesi sırasında da kullandılar. Bazen de kafamdaki çuvalı çıkarıp gözlerimi açarak ağzıma, burnuma su tutuyorlardı.

Tabut denilen yerde hareket etmek imkansızdı. Hücrede ise her fırsatta kapıyı açıp kaba dayak, tehdit ve küfürler oluyordu. En az iki kez çok yoğun bir şekilde özellikle yüzüme ve kafama vurdular.

Ağzım, burnum kan içinde kalıp, yüzüm gözüm şişip morarıncaya kadar bunu yapıyorlardı. Serçe parmaklarımdan ve yak baş parmaklarımdan verdikleri bir elektrik vardı. Parmaklarıma metal bir halka bağlayıp (bantlayıp) uzaktan kumandayla veriyorlardı. Birkaç kez bayılıp ayağa kalkamayacak hale gelmiştim. Elektriğe ara verdiklerinde askıda tutup bedenimin her yerini parmak, sopa ve copla taciz ediyorlardı. Copu cinsel bölgelerime sokmaya çalışıp her türlü ahlaksızlığı yapıyorlardı.”

Zabit Kişi’nin aylar sonra hapishanede çekilen fotoğrafı.

Zabit Kişi, işkenceye alındığında 105 kilo olduğunu, çıktığında ise 75 kiloya düştüğünü söylüyor.

Zabit Kişi ise 103 gün kaldığı işkence merkezinde yaşadıklarını Mahkeme’de şöyle anlattı:

“Mekana girer girmez çırılçıplak soydular, soyarken yapılan tacizleri ve bel altı muhabbetleri yazmaya elim varmıyor. İki kişi kollarımdan tutarak duvar tarzı bir yere hızlıca çarptılar. Vücudumun üst kısmından başlayarak ayaklarıma ve farklı bölgelere zaman zaman voltajını arttırarak elektrik verdiler. Oturma pozisyonunda iken ayaklarımın taban kısmı yukarı bakacak duruma getirilip parmaklarımı teker teker ezdiler. Bir aydan sonra parmaklarım iyileşmeye başladı ve ilerleyen zamanda da tırnaklarımdan çıkanlar oldu. Oturma vaziyetinde ellerim ters kelepçeli iken ayaklarıyla kelepçe üzerine çıkarak baskı uyguladılar.

Birkaç gün verdikleri yemeği yerken kaşık tutmakta zorlandım, sinirler tahrip olduğundan el parmaklarımdaki his kaybından dolayı ceza infaz kurumunda iken ilaç kullanma durumunda kaldım.
Çıplak vaziyette iken tecavüzle tehdit edip sert cisimle tecavüze yeltendiler, ısrarla yalvarmama rağmen tekrarladılar.

Oturma pozisyonunda iken kollarımdan iki kişi tutarak sırtıma sert cisimle vurdular, kaburgam çatladı. Her nefes alışverişte kaburgamın ciğerime yaptığı baskıdan dolayı ciddi acı çektim. Kafamda çuval olduğu halde işkence yaparlarken yüksek sesle cevap vermemi istemeleri, nefes alışverişi ağzımdan hızlı ve derin almamdan dolayı ciddi solunum sıkıntısı, kalp çarpıntısı yaşadım.
Ekipler değişiyor ama işkence değişmeden artarak devam ediyordu.”

Zabit Kişi ve Ayten Öztürk, yaşadıkları tüm işkenceleri anlatmalarına rağmen, mahkemeler tarafından doktor muayenesine bile gönderilmediler. İşkence hakkında ise soruşturma başlatılmadı.

HABERİN İNGİLİZCESİ İÇİN TIKLAYIN

HABERİN ALMANCASI İÇİN TIKLAYIN

Okumaya devam et

Dünya

Türkiye’nin Yunanistan’a iade ettiği IŞİD’li tampon bölgede kaldı

Türkiye’nin, Barış Pınarı Harekatı sırasında tutukladığı bir Amerikan vatandaşının sınır dışı etmesiyle söz konusu şahıs, Türkiye ile Yunanistan arasındaki tampon bölgede kaldı.

BOLD – Edirne Pazarkule Sınır Kapısı’ndan sınır dışı edilen Amerikan vatandaşını Yunanistan geri çevirdi. Türk makamların da ülkeye dönüşüne izin vermediği şahıs iki ülke arasındaki tampon bölgede mahsur kaldı.

Arap kökenli, ABD vatandaşı olduğu iddia edilen kişi Yunanistan’a ait Kastanies Sınır Kapısı’ndaki görevliler tarafından kabul edilmedi.

İki ülkenin de kabul etmediği IŞİD’e mensup olduğu öne sürülen şahsın tampon bölgede bekleyişini sürdürdüğü ve iki sınır kapısı arasında gidip geldiği belirtildi.

Ankara, dün itibariyle ‘yabancı terörist savaşçı’ olduğu belirtilen ABD’li ve Avrupalı kişileri ülkelerine iade etmeye başlamıştı.

AVRUPA’DAN TÜRKİYE’YE ELEŞTİRİ

Bu arada Türkiye’nin IŞİD zanlılarını ülkelerine sınır dışı etmeye başlamasına Avrupa’dan tepkiler sürüyor.

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Pazartesi akşamı Brüksel’de düzenlenlenen AB Dışişleri Bakanları toplantısı sırasında yaptığı açıklamada, söz konusu kişilerin Almanya’da mahkeme önüne çıkarılabilmeleri için IŞİD’le bağlantılarını ortaya koyacak somut delillerin ortaya konması gerektiğini belirtti.

Maas bu nedenle, “söz konusu kişilerin tutuklanmaları ya da mahkeme önüne çıkartılabilmeleri için yeterli delillere ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Almanya Dışişleri Bakanı bunun için de Türk hükumetinin bu konudaki ayrıntılı bilgileri kendilerine iletmesi beklentisini taşıdıklarını söyledi.

Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn da Brüksel’deki AB Dışişleri Bakanları toplantısı çerçevesinde yaptığı açıklamada Türkiye’nin yakaladığı IŞİD’lileri iade açıklamasını eleştirdi.

Planlanan iadelerin Avrupa ve Ortadoğu’nun güvenliğini tehlikeye atabileceği uyarısında bulunan Asselborn, “Bu barbarların serbest kalmaları mutlaka engellenmeli. Türkiye’nin bu konuda verdiği emirler yakışıksız” ifadesini kullandı.

Türkiye’yi AB ve NATO ülkeleriyle birlikte hareket etmeye çağıran Lüksemburg Dışişleri Bakanı, “Şayet söz konusu kişiler serbest kalacak olurlarsa, bu yöndeki tüm çabalar boşuna verilmiş olacak” dedi.

Suriye’de yakalanan “AB vatandaşı IŞİD’lı teröristler” ülkelerine iade ediliyor

Okumaya devam et

Popular