Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Okul bahçesinde servis minibüsü öğrenciyi ezdi

İstanbul’da bir ilkokulda servis minibüsü 9 yaşındaki öğrenciyi ezdi. Öğrenci kaza sonrası hayatını kaybederken, bütün öğrencilerin kaza mahallinden uzaklaştırılmaması tepki çekti.

BOLD – İstanbul Avcılar’da servis minibüsü 9 yaşındaki öğrenciyi ezdi. Öğrenci olay yerinde hayatını kaybetti. Olayın üzerinden dakikalar geçmesine rağmen bütün öğrenciler okul bahçesinde olayın yaşandığı yerde durması tepki çekti.

İKİ KEZ ÜZERİNDEN GEÇTİ

Avcılar Mehmetçik İlkokulunun bahçesinden öğle sıralarında meydana gelen olayda, servis sürücüsü H.Y, öğrencileri almak için aracıyla birlikte bahçeye girdi. Bu sırada kantinden çıkan 9 yaşındaki Eylül Mirzaoğlu servisin önüne atladı. Küçük kızı altına alan servis şoförü olayın şokuyla aracını tekrar geriye hareket ettirdi. Bu sırada küçük kızın üzerinden tekrar geçen şoföre veliler ve öğrenciler büyük tepki gösterdi. Minik kız olay yerinde hayatını kaybetti.

KAZA VE PANİK ANLARI KAMERADA

Kaza sonrası çevredeki veliler küçük öğrencinin yardımına koştu. Yaşanan kazanın ardından veliler okul yönetimine tepki gösterdi. Veliler, servis araçlarının bulunduğu alanı öğrencileri açan okul yönetimini suçladı. Daha önce de birçok kişinin ezilme tehlikesi atlattığı, bu konu ile ilgili idarenin uyarıldığı öğrenildi. Olayın ardından diğer öğrencilerin okulun bahçesinden boşaltılmaması tepki çekti.

Erdoğan’ın Washington’a akıttığı milyon dolarların haritası

Gündem

Veysel için cezaevini arıyorum, telefondan kaçıyorlar

HDP Milletvekili ve insan hakları aktivisti Ömer Faruk Gergerlioğlu, cezaevinde kötürüm kalan Veysel Avunan için cezaevi yönetimini aradığını ama yetkililerin kaçtığını söyledi.

BOLD – TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi ve HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu geçtiğimiz günlerde bazı komisyon üyeleriyle birlikte yoğun şikayet aldıkları ve işkence iddiasıyla gündeme gelen Elazığ Cezaevini ziyarete gitti. Adli ve siyasi koğuşları tek tek gezen ve mahkumların şikayetleri ile uğradıklarını hak ihlallerini not alan Gergerlioğlu, izlenimlerini Ahwal Podcast’te anlattı.

Cezaevinde yürüyemeyen hale gelen Veysel Avunan ve kanser hastası eski Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin durumu hakkında da bilgi veren Gergerlioğlu, “Veysel için Elazığ Cezaevini arıyorum. Telefondan kaçıyorlar. Aslında en zorlu cezaevi benim için. Gittiğimde yüzlerine de söyledim. 1.5 yıldır kaç tutuklu için aradıysam kaçtılar” dedi.

İşte Gergerlioğlu’nun izlenimleri…

ELAZIĞ CEZAEVİNDE NE GİZLENİYOR?

Elazığ Cezaevi, müdürlerinin telefona çıkmak istemediği, çeşitli bahaneler bulduğu bir cezaevi. Bunu yüzlerine de söyledik. Bu cezaevini tetkik ettik, koğuşları gezdik. Acaba ne gizleniyor? Neden telefonlarımıza çıkılmıyordu?

Diyarbakır Barosunun Elazığ Cezaevi hakkında hazırladığı bir rapor vardı. 9 Ağustos 2019’da yayınlanan rapora göre bazı mahkumların infaz koruma memurları tarafından işkence görüyordu. Şiddetli bir şekilde darp edildiğini söyleyen mahkumlar vardı. Baro cezaevinde bu kişilerle görüşerek bir işkence raporu düzenlemişti.

Cezaevinde yetkililerden bilgi aldıktan sonra bütün koğuşları tek tek dolaştık. Adli koğuşları, siyasi koğuşları, kadın, çocuk bölümü her tarafı gezmeye çalıştık.

ADLİ KOĞUŞLAR: GAYRİ İNSANİ UYGULAMALARA MARUZ KALIYORUZ

Adli bölümdeki tutuklular, fanilanın altına giydikleri içliklerinin toplandığını ve üşüdüklerini söyledi. Bunu cezaevindeki tüm mahkum ve tutuklular söylüyordu, genel bir şikayetti. Nedenini  anlayamadık. Mahpuslar ilk defa cezaevine bir heyetin geldiğini de belirtti. Gece kaloriferler az yandığını, sevklerde sorunlar yaşadıklarını, farklı koğuşta akrabası bulunanların bir araya gelmelerinin engellendiğini, yemeklerin çok kötü olduğunu ve günde en fazla 2 ekmek verildiğini ifade ettiler.

Gayri insani uygulamalar da vardı. Herkes berbere gidip tıraş olabilecekken berber koğuşa geliyor ve herkesi 3 numaraya vuruyor. Yerde yatanlar vardı. Koğuşlar kalabalıktı. 10 kişilik yerde 21 kişi kalıyordu. Üst kat koğuşa çıktığımızda her taraf ranza ve insanlar tepe tepe yatıyor. Namaz kılacak bir yer bile yok diyenler oldu.

SÜNGERLİ ODALARDA DARP GÖRÜYORUZ

PKK taraflı ve tarafsız koğuşlarına girdik. Bir PKK’dan ayrılanların koğuşu oluyor, bir de PKK koğuşu oluyor. Her birinden şikayetleri aldık. Yönetimin çok kötüleştiğini ve ara sıra darp edildiklerini söylediler. Burası TC’nin bir cezaevi değil, adeta Elazığ Cumhuriyeti haline geldi diye önemli bir eleştiri yapıyorlardı. Süngerli odalarda darba uğradıklarını söylediler. Bu süngerli odalara da gittik. Dört tarafı plastik, penceresiz, havasız, kokan, oldukça kötü bir ortam. Güya öfkeli mahkumların sakinleştirildiği bir yer olduğu söyleniyor.

Nakillerde önemli sorunlar var. Nakil için cezaevine verilen ilk dilekçelerin doğru değerlendirilmiyor. Görüş saatleri kısıtlanmış, 1 saat yerine 25 dakikaya düşürülmüş. Kantinlerde istediklerini bulamıyorlar ve kantin fiyatları pahalı. İki spor ayakkabısı bulundurmak isteyenlere izin verilmiyor. Bir spor ayakkabısı, bir kundura ayakkabı diyerek ikincisine izin yok, oysa cezaevi ortamında kundura ayakkabıya ihtiyaç duyulmuyor. Telefon görüşmesi saatlerinde hakları olan etkinliklerin kaynadığını ve haklarını kaybettiklerini de belirttiler.

Bu koğuşlarda kalanlar denetimli serbestlik haklarının yakıldığını da ifade etti. ‘Örgüt koğuşundasın’ diyerek yapılıyormuş… PKK tarafsız koğuşundakilere birtakım sorular sorularak infazlarının yakıldığı yönünde şikayetler aldık. Bu nasıl oluyor? ‘Söyle bakalım PKK terör örgütü müdür, Öcalan hakkında ne düşünüyorsun gibi.’ sorular…  Zaten tarafsız bölüme ayrılmış kişiler baskı altında tutulduklarını söylüyor. Bu sorularla idarenin infazlarını yakma niyetinde olduğunu söylediler.

HÜCRE CEZALARI

Güncel gelişmelerden etkilendiklerini, mesela Barış Pınarı Harekatında baskıların arttığını söylediler. Aileleri uzak şehirde olduğu için dört yıldır babasını, kardeşini göremediğini söyleyen mahpuslar vardı. Geliş-gidiş maddi manevi oldukça zor. Bir mahkum, ‘6,5 yıldır gelen ilk heyet sizsiniz’ dedi. Personelle en ufak bir tartışmanın hemen tutanağa geçirildiğini ve hücre cezası aldıklarını söylüyordu.

Mülkiye Birtane

KANSER HASTASI ESKİ BİR MİLLETVEKİLİ

HDP Kars milletvekili Mülkiye Birtane’yi de orada gördük. Hipertansiyon ve kanser hastasıydı, oldukça bitkin ve zor durumdaydı. Konuşmada bile zorlanıyordu. Hastaneye sevk sırasında kötü muamele gördüğü için hastaneye gitmeyi protesto ettiğini, gitmediğini söyledi. Yeni Yaşam ve hafta sonu Evrensel gazetesinin verilmediğini belirtti.

4 YAŞINDA BİR ÇOCUK VARDI

Bir çocuk vardı 4 yaşında. PKK mahpuslarının birinin çocuğuydu. Oyun ortamı, beslenme durumu sıkıntılıydı. Psikolojik sıkıntılar da yaşıyordu. 3 kişiden fazla kişinin fotoğraf çekilmesi yasakmış, nedenini anlayamadık. Başında bere olan bir kadın mahpusa neden bere taktığını sorduk, vitaminsizlik ve üzüntüden saçının döküldüğünü söyledi.

Yaşlı ziyaretçilerin arama esnasında iç çamaşırlarına kadar arandığını, bu aramaların taciz anlamına geldiğini, aranma esnasında ağladıklarını söylediler. 5 saat havalandırmanın az olduğunu, artırılmasını, 7 kitap sınırlandırmasının az olduğunu, kendilerinin çok kitap okuduğunu, bunların hep kısıtlama ve hak ihlaline girdiğini de ifade ettiler.

CEMAAT KOĞUŞU

Fetö koğuşlarına da girdik ve burada Veysel Avunan’ın durumu gerçekten üzücüydü. Bu sene mart ayında şikayetleri başlamış. Sevk gecikmeleri, savsaklamalar, gevşek tutmalardan sonra ancak ağustos ayında hastanelere götürülmüş, tedavilere başlanmış ve durumu ağırlaşması üzerine yoğun bakıma kaldırılmış. Ardından da beyin hasarı olan, yürüme hasarı olan, yürüyemeyen oturmaya mahkum bir insan olmuş. Sevkleri, tedavisi ve bakımı geciktiği için yoğun bakımda ölümden dönmüş. Vücudunda hasarlar kalmış bir insan. Sağlık hakkı ihlallerinin insanları ne duruma getirdiğine dair bir görüntüydü hali. Komisyon üyeleri buna ilgi gönderdi. Sanırım bazı gelişmeler olabilir.

İçlikler burada da yasak, infaz koruma memurlarının kaba davrandığı, mektupların kısıtlandığı, geciktirildiği, dişi kırılanın 3 haftadan önce doktora gidemediği, bir kanal tedavisi için 5 aydır beklendiği şikayetleri vardı. Ziyaretler esnasında emanet eşya dolaplarında hırsızlık olduğunu söylediler.

HUKUK KAZANAN AMA OKUYAMAYAN BİR TUTUKLU

Bir kişi Sakarya Üniversitesi Hukuk bölümünü kazandığını ve o bölgeye nakil yaptırmak istediğini ama nakil yaptıramadığı için üniversite okuyamadığını söyledi. Buradan oraya gidiş geliş madden olmayacağını söylüyordu. Dilekçelerin sorunlu olduğunu, istediklerinde dilekçeleri yırttıklarını, istediklerini kayda girdiklerini böyle bir şey olmayacağını, dilekçelerin buharlaştığını söylüyorlardı. Telefon görüşlerinin hafta için gündüz olduğu için çocuklarıyla görüşemeyenler, hafta sonu ya da akşam saatlerine alınması konusunda isteklerinin kabul görmediğini söylüyorlardı.

ÜSTÜRUPLU GİYİNİN, ASKILI GİYMEYİN

Kadın bölümlerinde adli koğuşta Suriyeli bir kadının gerçekten yürek yakan bir hikayesi vardı. 6 küçük çocuğu var ve çocuklar devlet korumasındaymış. 7-8 aydır çocuklarını göremiyordu. Cuma Naz Hasan adlı bir kadındı. Devlet korumasında olmasına rağmen çocuklarını kimsenin ziyarete getirmemiş. Kadınlar giysilerine karışıldığını, üstüruplu giyinin dediklerini, askılı giyinmeyin dediklerini söylüyorlardı.

Ceylan’ın çığlığı: Abim ölüyor kurtarın

Okumaya devam et

Gündem

15 Temmuz’un failini ortaya çıkaran belge: İki liste tek hata!

15 Temmuz gecesi yayınlanan sıkıyönetim direktifindeki ‘hata’ darbecileri deşifre etti. TSK fişleme listelerindeki isimlerle darbecilerin sıkıyönetim direktifindeki isimlerin sıralarının bile aynı olduğu anlaşıldı.

BOLD – Gazeteci Adem Yavuz Arslan, TR724’te yazdığı haberde 15 Temmuz’da yaşananların bir darbe girişimi değil istihbarat operasyonu olduğunu hatırlattı. “15 Temmuz aydınlatılmadan Türkiye’de hiçbir şey yoluna girmez, girmeyecek” dedi.

Gazeteci Adem Yavuz Arslan

Darbe gecesi yayınlanan sıkı yönetim direktifinin eki ‘Direktif B’ ile 2015’ten itibaren hazırlanan TSK’daki ‘Fişleme Belgesi’nin birebir aynı olduğunu ortaya çıkardı. Her iki listede de ortak bir hata olduğunu vurgulayan Arslan, “TSK’daki FETÖ’cü hakim-savcılar listesi yapanlar ile ‘darbeciler’ aynı hatayı yapmış” dedi.

CİDDİ BİR AÇIK VERDİLER

Küçük bir hatanın bütün hikayeyi alt üst edebileceğini aktaran Arslan, 15 Temmuz’un ‘gerçek failleri’ fişleme listelerini aynen-hatalarıyla birlikte- sıkı yönetim listesine dönüştürerek ciddi bir açık verdiklerini kaydetti. Fişleme listelerindeki sıralama ile sıkıyönetim direktifindeki sıralamanın bile aynı olduğuna dikkat çekti.

Arslan, fişleme listelerinde yer alan çok önemli bir detaya da dikkat çekiyor: “Kara Kuvvetleri Komutanlığı (KKK) 2010 yılı devresi. Bu listede olmayan tek isim; Eren Şen. Mahkemede ‘tanık’ olarak dinlenen Eren Şen ‘Cemaatçi olarak bildiklerini devletin ilgili birimlerine bildirdiğini’ anlatmıştı.”

Arslan, yazısında şunları dile getirdi:

Diyebilirim ki birazdan okuyacağınız detaylar 15 Temmuz’a dair hükümlerinizi temelden sarsabilir. Gerçi peşin hükümlülere bir şey anlatmak, inandırmak zor. Onlar, Erdoğan çıkıp ‘darbeyi biz planladık, bunun için de Cemaate sızan ajanlarımızı da kullandık, 250 kişi öldü ama hedefimize ulaştık, rejimi değiştirdik” dese de fikrini değiştirmeyecek, Erdoğan’ı alkışlamaya devam edecek.
Ancak “Ne olduğunu bilmesem de bize anlatılan senaryo tutarlı değil, burada bir bit yeneği var” diyen kitle için çok şey ifade edecek detaylar var mahkeme dosyalarında.

YAZININ DEVAMI

Bu yazı aslında 15 Temmuz 2019’da yazdığım “358 generalden 240’ı nasıl cemaatçi oldu?” yazısının devamı. Devam etmeden dönüp o yazıyı okumanızda konu bütünlüğü açısından fayda var.
Özetle o yazıda Ankara 17, 23 ve 25. Ağır Ceza Mahkemelerinde devam eden yargılamalarda yer alan belgelerin 15 Temmuz’a dair bir çok konuyu aydınlattığını anlatmıştım. Mahkeme kayıtlarına göre TSK’da yapılan tarihi tasfiyenin kaynağı daha önce Ergenekon-Balyoz yargılamalarından tanıdığımız bir takım isimler ve onların irtibatta olduğu kişilerce hazırlanan fişleme listeleri. Mahkeme evraklarına göre fişlemeler üç ayrı grup tarafından yapılmış.

İZMİR EKİBİ

Birinci grup ‘İzmir Ekibi’ olarak bilinenler. İkinci ekip Zeki Üçok’un da aralarında olduğu ‘emekli ekibi’ ve üçüncü grup ise ‘yüksek yargı ekibi’. ‘İzmir Ekibi’nin en tanınan ismi Askeri Casusluk davasından bilinen Albay Mehmet Yüzbaşıoğlu. Yüzbaşıoğlu gerek ifadelerinde, gerekse mahkeme beyanlarında irtibatta olduğu ekibi tek tek sayıyor. Yüzbaşıoğlu’nun ekibinin ortak özelliği Askeri Casusluk davasında sanık olmaları. Ancak ifadeleri çaprazlama okuduğunuzda zaten kimin kimle irtibatlı olduğu ortaya çıkıyor.

Yüzbaşıoğlu liderliğindeki bu ekibin sivil uzantılarında ise AKP’li Mustafa Şentop, HSK Genel Sekreteri Bilgin Başaran, DDK üyesi Metin Kıratlı ve Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter yardımcısı Talip Uzun var. Sayfalar dolusu ifadenin özeti şu; bu ekip TSK içinde kapsamlı fişleme listeleri hazırlamışlar ve bunları 15 Temmuz’dan çok önce MİT, emniyet ve Cumhurbaşkanlığı’na iletmişler.

Bugünün TBMM Başkanı Mustafa Şentop savcılık ifadesinde TSK’daki cemaatçilerin tespiti için yukarıda özetlediğim ‘İzmir ekibi’ ile sıkı temasta olduklarını, hem 15 Temmuz öncesi hem sonrası kendilerinden ‘çok faydalı bilgiler’ aldıklarını anlattı. Mehmet Yüzbaşıoğlu’nun ifadeleri Şentop’un ifadelerini teyit ediyor. Yüzbaşıoğlu 2015 Kasım’ında Şentop ile tanıştığını, Metin Kıratlı ve Talip Uzun ile koordine toplantıları yaptıklarını anlatıyor.

‘İzmir Ekibi’nin askeri uzantıları da aynı koordinasyon toplantılarına katılmış. Özellikle Albaylar Nurettin Alkan ile Albay Güven Şaban’ın fişleme listelerinde Şentop ve Kıratlı ile yakın çalıştığı görülüyor. Bu arada tekrar hatırlatayım; bu fişleme çalışmaları 15 Temmuz’dan bir yıl öncesinde yoğunlaşmış.

EMEKLİLER GRUBU

Fişleme listelerinin hazırlanmasında kritik role sahip ikinci ekip ise ‘Emekliler Grubu.’ Yandaş medyada sık sık boy gösteren emekli Albay Zeki Üçok ile emekli Hakim Binbaşı Mehmet Çelik ve emekli Askeri Yargıtay Üyesi Hakim Albay Yasin Aslan.

Mesela Yasin Aslan mahkeme ifadesinde “Biz 15 Temmuz darbe girişiminden önce Cumhurbaşkanlığına ve ilgili makamlara bilgi notları sunmuştuk. 15 Temmuz sonrası beni tekrar çağırdılar. Bu sıkı yönetim görevlendirme emri ve sıkıyönetim mahkemelerindeki görevlendirme emrindeki askeri hakimlere ilişkin bildiklerimizi anlatmamızı istediler” diyor.

YÜKSEK YARGI EKİBİ

TSK’daki fişlemelerin üçüncü ayağını ise ‘Yüksek Yargı Ekibi’ diye tanımlanan kişiler yapmış.

Bu detayları anlatmamın nedeni şu; TSK’da yapılan fişlemeler hali hazırda süren cadı avının temel dayanağı. 15 Temmuz akşamı nerede olduğunuzun, ne yaptığınızın hiç önemi yok. Hatta darbecilerle çatışmışsanız bile fişleme listelerinde varsanız darbecilikten tutuklanıyor, müebbetle yargılanıyorsunuz.

Dahası, fişlemelerin kaynağını tespit ettikten sonra 15 Temmuz’un gerçek faillerini görebiliyorsunuz.

MEŞHUR DİREKTİFİN KAYNAĞI ANLAŞILDI

Erdoğan rejimi Türkiye’de gazeteciliği bitirdi. Özgür ve bağımsız gazeteciler ya hapiste yada sürgünde. Türkiye’dekiler ise ya korkudan ya da ‘mevcut durumdan memnun olduğundan’ mahkemelere, savunmalara bakma ihtiyacı hissetmiyor. Oysa ki Ankara 17, 23 ve 25. Ağır Ceza Mahkemelerinde devam eden yargılamalarda 15 Temmuz’a giden yolu aydınlatacak çok önemli belgeler ve ifadeler var.

Söz konusu üç mahkemede TSK’daki hakim ve savcılar yargılanıyor.

Sanıklara isnat edilen suçlama “Yurtta Sulh Konseyi’nin 15 Temmuz akşamı yayınladığı ‘Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesi’de isimlerinin yer alması.” Yani basitçe ifade etmek gerekirse, darbe başarılı olsaydı bu askeri hakimler, sıkı yönetim mahkemelerinde görev alacaklardı. Aradan geçen bunca zamana rağmen Yurtta Sulh Konseyi kimlerden oluşuyordu, bu listeleri kim hazırladı, talimatları kim verdi belli değil ama isimleri mesajda yer alan yüzlerce hakim savcı müebbetle yargılanıyor. 3 yıldan fazladır hapisteler.

BU İSMİ UNUTMAYIN: “DİREKTİF-B”

Burada bir duralım.

Kayıtlara adı “Direktif-B” olarak geçen “Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesi” var. Bu ismi not edelim ve unutmayalım: “Direktif-B”

Sadece bu belgede adı olduğu için yüzlerce hakim savcı 3 yılı aşkın süredir cezaevinde.

İşte bu hakim savcıların yargılandığı mahkemelerde geçtiğimiz aylarda önemli bir gelişme oldu. Daha doğrusu yüzlerce sayfa dokümanın arasında yer alan bir belge “Direktif-B’yi kimin hazırladığını gösteriyor.

Evet yanlış duymadınız, “Direktif-B”yi kimin hazırladığı yaklaşık 4 yıl sonra aydınlanıyor. Ama bunun için mahkeme evraklarına yakından bakmak gerekiyor.

Girişte de kısaca hatırlattığım gibi; TSK’daki tasfiyelerin ardında üç farklı grubun yaptığı fişlemeler var. TSK içinde ‘İzmir Ekibi’ olarak tanınan grubun lideri ise Albay Mehmet Yüzbaşıoğlu.

Yüzbaşıoğlu savcılık ifadesinde diyor ki “Askeri yargıdaki FETÖ yapılanmasına yönelik yapılması gereken mücadele stratejisi ve somut olgu-olaylar konusunda bilgilerimi paylaştım. Yaptığımız çalışmalar darbe sonrası ortaya çıkan tablo ve isimlerle örtüşünce oluşan güven ve inanç ortamı Milli Savunma Bakanı, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı nezdinde itibar görerek benim bazı görevlere tevdi edilmeme neden oldu.”

Albay Yüzbaşıoğlu 15 Temmuz sonrası Genelkurmay Askeri Savcılığı’na terfi ettirildi. Bir önceki yazıda detaylı anlattığım isimlerden Taner Güçlü’de MSB Askeri Adalet İşleri Başkanlığı’na getirildi.

‘İzmir Ekibi’nden Eren Şen ise MSB Askeri Adalet İşleri Başkanlığında görevlendirildi.

İKİ KİŞİLİK DEV KOMİSYON

Mehmet Yüzbaşıoğlu 2 Ağustos 2016 tarihinde müşteki, 9 Şubat 2017’de de tanık olarak ifade verdi.

Yüzbaşıoğlu aynı zamanda 17 Ağustos 2016’da faaliyete başlayan ve 184 hakim hakkında -delil olmadan, savunma dahi almadan- ihraç kararı veren “Askeri Hakimler Komisyonu”nun üyesi.

Adının ‘komisyon’ olduğuna bakmayın.

Zira bu komisyon 15 Temmuz sonrası KHK ile kuruldu ve üyeleri MSB tarafından seçiliyor. İki üyeden oluşuyor. Yani adına komisyon denen yapı iki kişiden oluşuyor. Birisi Mehmet Yüzbaşıoğlu diğeri de Taner Güçlü.

Albay Taner Güçlü’yi İzmir merkezli Askeri Casusluk soruşturmasından hatırlarsınız. Bu iki isim 184 hakim savcının kaderini tayin etti.

Dahası bu isimler TSK’dan ihraç edilmesini sağladıkları hakim savcıların yargılandığı davada aynı anda müşteki, tanık ve dahası yargıç konumundalar. Öyle bir ekip düşünün ki, hakkında dava açılacak isimleri onlar belirliyor. Bu kişilerin görevden alınıp TSK’dan ihracına karar veriyorlar, ihraç ettikleri kişilerin yargılandığı davada tanık olarak dinleniyorlar. Halen bulundukları görevleri nedeniyle de mahkemeyi yöneten hakimlerin amiri pozisyonundalar.

Olayın çarpıklığı burada da bitmiyor. Çünkü komisyon üyesi Yüzbaşıoğlu ve Güçlü daha önce Askeri Casusluk Davası’nda şu an sanık olan hakimlerce yargılandılar. Ortada bir ‘intikam operasyonu’nun olduğu çok açık.

Normal şartlarda böyle bir yargılama olmaz. Ama Türkiye’de rutine dönüştü artık bu tip anormallikler.

Dönelim mahkemeye. Mahkeme 26 Ocak 2018 tarihinde Milli Savunma Bakanlığı Askeri Hakimler Komisyonu’ndan sanıklar hakkındaki bilgi ve belgeleri talep etti.
Yüzbaşıoğlu, askeri hakimlerin yargılandığı davanın 7 Eylül 2018 tarihli duruşmasında ‘tanık’ olarak ifade verdi ve şunu söyledi “Bizde bu sanıklarla ilgili 60 klasör bilgi ve belge var. Bunların bir kısmı dosyada yok sanıyorum. Bunları bizden istediğiniz zaman verebiliriz. Sanıkların tüm bilgileri kurulda var” dedi.

Mahkeme de bu belgeleri istedi. Ancak söz konusu 60 klasör belge mahkemeye tam 19 ay sonra ulaşabildi. Orada da şok yaşandı çünkü 60 klasör 3 klasöre düşmüştü.

15 TEMMUZ’U AYDINLATACAK BELGE ÇIKTI

Komisyonun Mahkemeye gönderdiği belgelerin arasında 7 sayfalık bir fişleme belgesi vardı. Listelere baktığınızda söz konusu fişlemelerin 2015 terfi/atama kararları öncesi oluşturulmaya başlandığını, 26 Mayıs -7 Haziran 2016 tarihleri arasında son şekli verildiğini görüyorsunuz. Listede 284 askeri hakimin ismi var. Liste de ayrıca 65 askeri hakim adayı sayı olarak yer aldı.

Simdi bu adı da bir kenara yazın; Fişleme Listesi.

Direktif-B hala aklınızda değil mi?

MAHKEME BELGEYİ GÖRMEZDEN GELİYOR

Sanıklardan Albay Muharrem Köse, Ankara 25.Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın 22 Ekim 2019 tarihli duruşmasında söz almak istedi. Gerekçesi de hayli dikkat çekiciydi. Albay Köse “kendilerine kurulan kumpasın belgesinin bulunduğunu, bu durumun yargılamayı etkileyeceğini” söyledi. Böyle iddialı bir talebi duyan hakimin kulak kesilmesi gerekir.
Ancak mahkeme heyeti ısrarla Köse’ye söz hakkı vermedi.

Bu kez avukatı Muhammet Akçay söz aldı ve “bu adamlar idamla yargılanıyor, burada da konuşmayacaklarsa nerede konuşacaklar, bırakın konuşabilsinler” diye ısrar etti. İtirazlar duruşma boyunca devam etti ve finalde Muharrem Köse kısa da olsa savunma yapabildi.

Muharrem Köse , Albay Yüzbaşıoğlu’nun mahkemeye ‘delil’ olarak gönderdiği ‘Fişleme Listesi’ne dikkat çekiyordu.

Mesela fişleme listelerinde Muharrem Köse 1. Sırada “Genelkurmay Adli Müşaviri” diye yazılmış. Oysa ki Köse 3 Mart 2016’da Hulusi Akar tarafından Genelkurmay Hukuk Müşaviri olarak atanmıştı. Bu demek oluyor ki, bu fişleme listesi 14 Nisan 2016’dan önce hazırlanmaya başlamış. Yani mahkemeye sunulan evrak aslında darbeden önce yasa dışı şekilde hazırlanmış bir fişleme listesi.

 

Ne olmuş demeyin.

Şeytan ayrıntıda gizlidir. Listenin detayları aslında 15 Temmuz darbe girişiminin ardındaki güç merkezini de deşifre ediyor. Öncelikle 224 kişilik Fişleme Listesi’nde bazı isimler silinmiş. 7 sayfalık belgede 5 ismin üzeri kapatılmış. Yani listeye sonradan müdahale edilmiş. Bu listeleri keyfi müdahale edildiğini gösteriyor.

TSK personeli tarafından hazırlanan belgelerde ‘komutanlığı’ ibaresi ‘K.ligi’ olarak yazılır. TSK’nın resmi yazışma jargonu böyle. Ancak Fişleme Listeleri’nde ‘Kom.liği’ veya bazı yerlerde ‘Kom’ şeklinde yazılmış.

Bu listelere ‘sivillerin’ müdahale ettiğine işaret.

Fişleme listelerinde askeri hakimlerin bulunduğu kuvvet, rütbe ve görev yerlerinde hatalar var. Ancak asıl ‘bomba’ ya şimdi geliyorum.

FİŞLEME LİSTESİ İLE SIKI YÖNETİM DİREKTİFİ NASIL AYNI OLUR?

Gelelim asıl şok detaya.

Bu fişleme listesi ile Yurtta Sulh Konseyi’nin darbe gecesi yayınladığı Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesi yani unutmayın dediğim “Direktif -B” ile neredeyse aynı. Her iki listeyi karşılaştırmalı incelediğinizde, bu iki listeyi aynı kişilerin hazırladığı tartışmasız bir şekilde görülebiliyor.

Nasıl mı?

“Fişleme Listesi”nde isimleri bulunan 195 askeri hakimin 194 tanesi “Direktif-B” de görevlendirilmiş. Sadece bir yüksek hakim ile ilgili farklılık var. Onun dışında liste birebir aynı.

Dikkat edin, birisi 2015’ten itibaren oluşturulan fişleme listesi diğeri darbe gecesi yayınlanan sıkı yönetim direktifinin eki.

Devam edelim.

15 Temmuz 2016’da TSK’da toplam 66 askeri hakim adayı vardı. Fişleme listesinin sonunda “Not: 65 askeri hakim adayının tamamı PDY mensubudur” ibaresi var. Bu ifadeyi kim neden yazmış olabilir ayrıca analiz edeceğim.

Ancak 66 hakim adayı varken fişlemede “65 askeri hakim adayının tamamı” denmesi ilginç. Daha da ilginç olan şu; Yurtta Sulh Konseyi’nin yayınladığı “Direktif B” de de 65 hakim adayı görevlendirilmiş. Her iki listede 1 kişilik bir hata var. Hata, bu bir kişilik sapma ile sınırlı değil.

15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsünden bir gün önce MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın 7 saate yakın baş başa görüştüğü ortaya çıkmıştı.

HAVA DEĞİL KARA YAZILMIŞ

15 Temmuz’da Diyarbakır’da görevli olan Hava Hakim Üsteğmen Tuba Özkan’ın görev yeri, Fişleme Listeleri’nde Kara Kuvvetleri olarak yazılmış. O kadar hata olabilir ne var bunda diyebilir siniz.

Hava yazacakken Kara yazmışlar. Evet basit bir hata denebilir. Ancak ne hikmetse aynı hatayı 15 Temmuz 2016 akşamı yani darbe anında Yurtta Sulh Konseyi’nin yayınladığı Direktif B de de aynı şekilde tekrar edilmiş.

Yani TSK’daki ‘FETÖcü hakim-savcılar’ listesi yapanlar ile ‘darbeciler’ aynı hatayı yapmış !
Daha bitmedi.

Fişleme listeleri ile Direktif B arasında başka ‘pişti’ler var.

Mesela Yüzbaşılar Hakim Erhan Alp ile Mustafa Kayaalp hem fişleme listesinde hem de Direktif B’de aynı şekilde üsteğmen olarak yazılmış. Fişleme yapıldığı tarihte muhtemelen üsteğmendiler.

Ancak terfi almalarına rağmen yaklaşık bir yıl sonra hazırlanan Direktif B’de üsteğmen olarak kaldılar. Dahası 15 Temmuz sonrası çıkan KHK’larda rütbeleri doğru şekilde yüzbaşı yazılmış. Eğer sıkı yönetim direktifindeki listeyi Genelkurmay’dan birileri 15 Temmuz’a yakın bir tarihte hazırlamış olsaydı yüzbaşı olan iki hakimi bir yıl önce hazırlanmış olan fişleme listesinde olduğu gibi üsteğmen yazmazdı.

AYNI ANDA AYNI ŞEKİLDE

Bu hatayı (!) hem fişlemeyi yapanların hem de darbecilerin aynı anda aynı şekilde yapması hayli ilginç bir durum.

Devam edelim…

TSK yazım jargonunda askeri hakimlerin sicilleri yazılır. Darbe gecesi yayınlanan sıkı yönetim direktifinin eki Direktif B’de bu yok. Bilin bakalım başka nerede bu yazım kuralına uyulmamış?

Bildiniz; fişleme belgesinde.

Ayrıca TSK yazım jargonunda Deniz Kuvvetleri’nde askeri hakimler için ‘As.Hak’ yazılıyor. Fişleme listelerinde bu kurala uyulmamış ve ‘Dz Hak’ yazılmış. Ne hikmetse aynı yanlış (!) Yurtta Sulh Konseyi üyeleri de yapmış ki Direktif B’de de aynı hata var.
Bir diğer tuhaflık ise şurada;
Fişleme listesinin bir numarasında Albay Muharrem Köse var. Rütbe ve kıdem olarak Köse’den üstte olan isimler sonra yazılmış. Aynı tuhaf uygulama bir yerde daha var; Direktif B’de. Sıkıyönetim Direktifinde yer alan sıralama ile fişleme listesinde yer alan sıralama aynı.

Yani ‘darbeciler’ tıpkı fişlemeciler gibi yazım kuralları yanında rütbe ve kıdem sırasını da dikkate almamış.

Gelelim ihtimallere.

Yani nasıl oluyor da Mehmet Zeki Üçokların, Metin Yüzbaşıoğluların övünerek anlattıkları ‘Fişleme Belgeleri’ ile 15 Temmuz akşamı Genelkurmay’dan çıkan Sıkıyönetim Direktifi ekleri aynı oluyor ?

İhtimalleri sırasıyla ele alalım.

TANIK İFADESİ YOK

Birinci ihtimal “fişleme listeleriyle sıkıyönetim ek listelerini Cemaatçiler yaptı.”

Öncelikle fişlemelerin ‘Fetö’ mensuplarınca yapıldığına dair belge, bilgi yada açık-gizli tanık ifadesi yok. Kaldı ki fişleme yaptıklarını başta Zeki Üçok ve Metin Yüzbaşıoğlu mahkemede açıkça söyledi. Ayrıca fişleme listelerinde yer alan herkes ‘fetö’cü olsa TSK’dan atılır, tutuklanır, müebbetle yargılanırdı. Oysa adı listede olduğu halde TSK’dan ilişiği kesilmeyen, halen görevde alan 26 hakim var.

Ayrıca fişlemeyi yapan ‘fetö’cü birileri olsa fişledikleri 65 hakim adayının karşısına “Tamamı PDY mensubudur” diye yazmaz. Fişleme listelerinin ‘fetö’cü birileri tarafından yazılmadığını gösteren başka detaylar da var ama uzatmamak adına ikinci ihtimale bakalım.

İkinci ihtimal bu iki listenin farklı kişilerce hazırlandığı, benzerliklerin ‘tamamen tesadüf’ olduğu varsayımı.

15 Temmuz sonrası fişleme listesindeki herkes ile ilgili örgüt üyeliği suçlaması getirilmedi. Benzerliklerin niteliği ve 15 Temmuz akşamından itibaren direktifin Ek-B’si yerine fişleme listesinin adli idari işlemlere esas alınmış olması tesadüf ihtimalini boşa çıkarıyor.

MÜCADELE EDEN ÇEVRELER

Üçüncü ihtimal ise Direktif EK-B ile Fişleme Listelerini hazırlayanların “Fetö ile mücadele eden çevreler” tarafından hazırlanmış olması. Bu ihtimal diğer iki ihtimale oranla akla en yatkın olan. Çünkü daha ilk sayfada “ Not: 65 Askeri Hakim Adayının Tamamı PDY mensubudur” ifadesi var. Ayrıca 17, 23 ve 25. Ağır Ceza Mahkemelerinde süren yargılamada ‘tanık’ veya ‘müşteki’ olarak ifade veren eski Balyoz ve Askeri Casusluk Davası sanıkları açıkça “Cemaatçi olduğunu düşündükleri isimleri listeleyip ilgili yerlere verdiklerini” söylüyorlar.

Dördüncü ihtimal ise fişleme listelerinin MİT’ten veya emniyetten gelmiş olması.

Mahkeme dokümanları ışığında bakılırsa bu ihtimal de devre dışı kalıyor. Çünkü Milli Savunma Bakanlığının mahkemeye yolladığı evraklar da MİT’in hazırladığı fişlemelerin örnekleri var. Aynı şekilde TSK ve Emniyetin fişleme örnekleri de mevcut. Söz konusu yazışma ve bilgilerle 15 Temmuz sonrası adli operasyonlara kaynaklık eden fişlemelerin hiç bir benzerliği yok.

Uzun bir yazı olduğunun farkındayım. Ancak ortada 15 Temmuz gibi ciddi bir olay var. Yüz binlerce kişi bu kumpasın mağduru. Binlerce kişi suçsuz yere hapiste çürüyor. Erdoğan ve müttefikleri 15 Temmuz’u “Allah’ın lütfu” olarak tanımlayıp keyfini çıkarırken ülkede rejim değişti. Başta Hulusi Akar, Hakan Fidan, Abidin Ünal gibi isimler ifade bile vermezken Harbiyeli çocuklar müebbet hapis cezası aldı.

HAYATİ ÖNEME SAHİP

O yüzden gerçeği aramak, ayrıntıları kovalamak hayati öneme sahip.

Bu yazıda uzun uzun anlattım. ‘Fişleme listeleri’ni yapan kişiler kimse 15 Temmuz darbecileri de onlardı. Fişleme belgeleri ile Sıkıyönetim listelerinin birebir aynı olması adresi işaret ediyor. Sadece Ankara 17, 23 ve 25. Ağır Ceza Mahkemelerinde görülen askeri hakimler davasına bakarak bile ‘gerçek failleri’ görmek mümkün.

Bazen yapılan ‘küçük bir hata’ bütün hikayeyi alt üst edebilir. 15 Temmuz’un ‘gerçek failleri’ fişleme listelerini aynen-hatalarıyla birlikte- sıkı yönetim listesine dönüştürerek ciddi bir açık vermiş oldular. Fişleme listelerindeki sıralama ile sıkıyönetim direktifindeki sıralama bile aynı.

Tabi bakmak ve görmek isteyenler için.

Savcı 127 sanığın ifadesini yarım sayfada özetledi

Okumaya devam et

Gündem

Saray’da gizli görüşme! CHP’ye kayyım planı

Sözcü Gazetesi yazarı Rahmi Turan gündemi değiştiren bir yazı kaleme aldı. Turan, bugünkü köşesinde AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın CHP’li bir ismi saraya çağırarak “senin CHP genel başkanı olman gerekir. Ben de yardımcı olurum!” dediğini aktardı.

Bu sıcak gelişmelerin yanında Erol Mütercimler de MHP ile ilgili ilginç bir iddia da bulundu.

“Ufukta erken seçim var” diyen Mütercimler, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin yerine geçecek ismi açıkladı. Mütercimler ‘in verdiği isim şoke etti.

Okumaya devam et

Popular