Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

KHK’lı direnişçi Alev Şahin: Cemaatin direnme kültürü yok; sol teslim bayrağını çekmiş ama biz halka güveniyoruz

Düzce’de 2,5 yıldır sokakta tek başına direnen mimar Alev Şahin’le KHK’lıların sessizliği, sol, cemaat, KESK ve kişisel hikayesi üzerine konuştuk.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD – 15 Temmuz sürecinde 150 bine yakın insan kamudan ihraç edildi ancak sadece 10 kişi sokakta kesintisiz eylem yapıyor. KHK’lı Mimar Alev Şahin bunlardan biri. İki buçuk yıllık eylem deneyiminde Alev Şahin’in gözlemlerini, KHK’lıların sessizliğinin korku dışındaki nedenlerini, üyesi olduğu KESK sendikasının yönetiminin sokağa çıkmayışını ve kendi kişisel hikayesini konuştuk. Deprem bölgesi Düzce’de beton firmalarını denetleyen Şahin, ceza kestiği cemaat iftiracısı bir beton firmasının “cemaatle bağımızı kestiğimiz için üstümüze geliyor” suçlamasına maruz kalmış, sosyalist gelenekten gelen bir isim.

YAPILMASI GEREKEN TEK ŞEY DİRENMEK

KHK’yla ihraç edilen kamu çalışanlarının sesini sokağa taşıyan ilk örnekler Nuriye Gülmen, Semih Özakça ve Acun Karadağ gibi örnekler oldu. Haftasonu Ankara’ya ailesini ziyarete gittiğinde bu eylemleri de ziyaret eden Alev Şahin henüz o tarihlerde görevinden ihraç edilmemişti:

“6 Ocak 2017’de 679 sayılı KHK’yla atıldım, 30 Ocak’ta başladım direnişe. Yüksel Caddesi’nde, Nuriye Gülmen, Semih Özakça’yla, Acun Karadağ’la başlamış bir direniş vardı. Ben de haftasonlarını ailemle geçiriyordum. Gittiğim zamanlar onların yanına uğruyordum.  Gittiğimde düşünüyordum; bu furya, bu dalga bana da vurursa, beni de işten atarlarsa, yapılması gereken tek şey bu, direnmek diye düşünüyordum.

Bir gece yarısı televizyonda yeni kararname altyazısı geçti. Atılmışım. Ailemin evine gideli birkaç saat olmuştu. Nasıl söyleyeceğimi düşündüm. Sonra oturup konuştuk, ‘Yüksel Caddesindekiler ne yapıyorsa ben de Düzce’de onu yapacağım’ dedim.”

“BENİ, İŞTEN ATANLAR OKUTMADI”

“İşten atanlar okutmadı beni, ailem emek verdi. Zengin bir ailenin çocuğu değilim. Ailem saçını süpürge yaptı tabiri caizse. Mimarlık da öyle kitaptan diploma alacağınız bölüm değil. Malzeme almak maket yapmak gerekiyor. Yeri geldiği zaman  ödev teslimleri için, proje teslimleri için para harcamanız gereken bir bölüm. Ben her yaz ya da okul zamanı çalışıyordum. Ailemin gönderdiği yetmiyordu ve onlara ekstra yük olmamak için garsonluk da yapıyordum, anket de yaptım, özel matematik dersi de verdim. Öyle okudum.

Yani adımı listelere yazıp beni atanlar okutmadı beni. Siz kimsiniz tavrıydı benim direnişim. Siz oturduğunuz saraylardan beni atamazsınız.”

“SİZİ İADE EDECEKLER DİYEREK SOKAĞA ÇIKACAK KESİMİ ELDE TUTTULAR”

“KHK’lı 10 kişiyiz direnen sanırım. KHK’lıların sessizliği tek başına korkuyla açıklanamaz. KESK’e bağlı sendikalardan yaklaşık 5 bin kişi atıldı. Geri kalan 140 bin kişilik büyük kesimin Cemaat üyesi olduğu söyleniyor. İlk başlarda “sesinizi çok çıkarmayın, zaten seçim geliyor,  döneceksiniz, dönünce şu kadar para alırsınız’ deniyordu. Bunlar kulağımıza geliyordu, sendika ortamlarında da. Olmayan bir umut empoze ediliyordu. Onunla birlikte insanlar beklemeye başladı. Niye sokağa çıkalım, niye direnelim, zaten iade edileceğiz diye düşündüler.. Toplu para alma hikayeleri.

Sonra baktık, sendikadan arkadaşlarımız nohut pilav satıyorlar, birleşmiş lokanta açmışlar vs. Bu süreç böyle geçince insanlar geçinmenin yollarını aramaya başladılar. Böyle bir yıl geçti. Baktılar seçim de geçti ama hiçbir şey değişmedi. İlk atılmanın öfkesiyle bir şeyler yapılmadıkça, üzerinden zaman geçtikçe daha zor oluyor.

İktidar tarafından sokağa çıkana baskıyla, gözaltıyla korku empoze ediliyordu. Ama diğer taraftan da, ‘fazla göze batmayın zaten döneceksiniz, biz A partisiyiz onlarla görüşüyoruz, biz B partiyisiyiz onlarla görüşüyoruz, seçimden sonra iade edileceksiniz’ diye tuttular sokağa çıkma potansiyeli olan kesimi.”

“CEMAATTE DİRENME KÜLTÜRÜ YOK SOL KESİM TESLİM BAYRAĞI ÇEKMİŞ”

“Şimdi bakıyoruz üç yıl oldu. Ölümler, kanser vakaları, kalp krizleri arttı. İntiharlar arttı. İnsanlar sosyal ölüme terkedildiklerini yeni yeni farkettiler. Cemaat dediğimiz kesimin zaten direnme diye kültürü yok. Sol kesimden atılanlar ise teslimiyet bayrağı çekmiş durumdalar. Öyle olunca bizim sokakta yaptığımız aslında normal koşullarda baktığımızda çok da ekstrem, acayip eylemler değil. Ama OHAL’de sokağa çıkılmaz dendiğinde, 30 gün gözaltı süreleri, gözaltına alınanların ağzı burnu dağıtılmış fotoğrafları, stadyumlara çıplak elleri arkadan kelepçeli görüntüleri içerisinde, bunları göze alıp sokağa çıkıyorum demek bambaşka bir şeydi. Bunları göze alıyorum demek çok güçlü bir duruştu. Yüksel direnişçilerinin duruşu buydu.”

“KESK YÖNETİMİ BEŞ GÜN SOKAĞA ÇIKSAYDI”

“Direnmek isteyen insanların geçim kaygıları var. Üç yıldır sokaktayım. KESK yönetiminin tek yaptığı iş destek ücretleri-şimdi onu da övmüş gibi olmayayım- Sokaklarda olsaydı KESK yönetimi biz çoktan dönmüştük. 5 bin kişiyle biz beş gün sokaklarda dursaydık Ankara’da çoktan dönmüştük işimize. Ama tek yaptığı şey şu; atılan herkese belli bir miktarda dayanışma ücreti yatırıyor. Bu öyle sizin hayatınızı kurtaracak bir miktar değil. Direnen insan aç kalmıyor. Üç yıldır sokaklardayım.

Eskisi gibi yaşamıyorum, insan minimumda da yaşayabiliyormuş. Şunu alayım şunu giyeyim diye bize dayatılan tüketim kültürünün dışına çıktığınız zaman büyük paralara ihtiyacınız kalmıyor. İnsanların çoluk çocukları var anlıyorum tabi, özellikle karı koca atılanlar. Ama insanlar benim gibi 7 gün direnmek zorunda değiller, haftada iki saat yaparsınız ama yaparsınız yani. Direnmenin önünde maddi koşullar engel değil. Siz o dünyanın maddi koşullarını değiştirebilirsiniz.”

Mimar Alev Şahin, ihraç edilmeden önce şantiyede çalışırken

“KALİTESİZ BETON, ÜSTÜMÜZE GELİYOR’A DÖNÜŞTÜ”

Sosyalist bir gelenekten gelen ve KESK üyesi hatta işkolunda ik temsilcisi  olan Alev Şahin’in ihracından 1 yıl sonra eline bir belge geçer. Bu belge sonrası eylemlerini AKP İl Başkanlığı önüne taşımaya karar veriyor:

“Kamudaki atılmadan önceki görevim yapı malzemelerini denetlemekti. Beton firmaları da bunlardan biri. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı denetim listelerini gönderiyordu. Düzce deprem bölgesi olduğu için daha çok betona önem vermemiz üzerine bir program geliyordu. Biz de onu uyguluyorduk.

Beton üreticileri çok alışkın değil bu kadar sık ve sıkı denetlenmeye. Bizim aldığımız betonun bir numune olabilmesi için o an şantiyeye dökülen beton olması lazım. Dökülen betondan mavi kaplara usulüne göre numuneyi alırsınız, bir gece şantiyede bekler hareket etmemesi lazım. Ertesi gün bakanlığın su havuzuna koyarsınız ve orada kalır. 28 gün sonra beton firması sahibi de gelir. Numune tutanağında da onun imzası vardır. Birlikte kırım deneyini yaparız. Bir makinenin içinde gerçekleşir bu. Kırım makinesinde numuneye depremde göreceği yükü yüklersiniz. Çıkan değerler numunenin kalitesini belirler.

Kırım testinde olması gereken değerlerin altındaysa beton, o firmaya bir para cezası öngörüyor yasalar. Ben bir firmaya üç kez ceza kesmişim. Sonra o da cemaat dosyasına sokulmuş.

Cemaatten yargılanan biri, kendi dosyasında benim ismimi görüyor. Bu kız Düzce’de şu karda kışta soğukta oturan kız değil mi deyip benimle ilgili kısmı bana ulaştırdı. İfade de şöyle, ‘Alev  Şahin isimli kişi Çevre Şehircilik’te çalışmaktadır, ben cemaatle bağımı kesince üst üste Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü’nden cezalar almaya başladım vs..’

Şöyle bir imaj çiziyor; Alev Şahin sıkı bir cemaatçi, kendisi de cemaatle bağını kesince ben devletin gücünü kullanarak ona üst üste cezalar kesmişim.

Oysa benim cemaatle bağım yok, olamaz da ama diyelim ki var,  kırım testinin nasıl yapıldığını anlattım, makinede ve firmanın da şahitliğinde. Benim DİSK üyesi olduğumu da söylüyor. Aslında KESK üyesiyim. Ankara’da örgüt eylemlerine filan katıldığımı da ekliyor.”

“DİRENME TALİMATINI TOPRAĞIN ALTINDA KALANLARDAN ALDIM”

“Düzce deprem bölgesi, iki kere büyük deprem geçirdi. 18 bin civarı kişi öldü yüzbinlerce kişi yaralandı. Deprem bana mimar olmaya karar verdiren şeydir. Tam liseyi bitirip meslek tercihi eşiğindeyken, depremden etkilenmiş bir gençtim. Bana dosyalarda ‘direnme talimatını nereden aldın’ diye soruyorlar. Ben direnme talimatını Düzce’de toprağın altında kalanlardan aldım. Benim onlara verilmiş bir sözüm var. Mesleğimi seçerken, Düzce’yi seçerken bilinçli olarak seçip geldim.”

“DEVLETİN BÜNYESİ BENİ KABUL ETMEDİ ATTI”

“Çalışırken müteahhitlerin şikayetleri ile denetim görevimden alındığım oluyordu, bir yıl şantiyelere çıkartılmadığım oldu, mobbing davaları da açtım. Şubeden şubeye sürgünler de yaşadım. Yarın bir depremde bir bina yıkılsa, arkanızda yap et diyen amirlerin hiçbirini göremezsiniz. Siz imzayı atmışsanız sizi bağlar. Ranttan değil emekten yanaydım, halktan yana mesleğimi yapmaya çalıştım her zaman. Devlet canlı bir organizma gibi, oraya alnımın akıyla girdim ama meslek etiğim, çalışma tarzım bünyesine uygun gelmeyince beni yabancı madde gibi algılayıp attı.”

“MAHKEMELERİN HEPSİNİ KONTROL EDEMEYİNCE OHAL KOMİSYONUNU KURDULAR”

“İhraç olunca idare mahkemesine başvurmuştum, sonra OHAL Komisyonu’nu çıkardılar. Oraya başvurduk. Daha dün baktım OHAL Komisyonu’nun internet sayfasına. Hala inceleme devam ediyor yazıyor. Beni bir gecede atanlar 3 yıldır hummalı inceleme içindelermiş gibi bir hava yaratıyorlar. Oysa bunlar oyalama süreçleri.

Kendi mahkemelerine güvenmiyorlar, tüm mahkemeleri ve kararlarını belki kontrol altına alamıyorlar, o yüzden kendi belirledikleri 7 kişinin eline tüm kararname dosyalarını yığdılar. Onlar da bekletiyor.”

Alev Şahin, çoğu kez kötü muameleyle gözaltına alındı.

“KARA KIŞA  BASKIYA DAYANAMAZ SANDILAR”

“İlk zamanlar sokağa kim çıksa gözaltına alınıyordu. Düzce’de ben oturuyordum. Önce dayanamaz diye düşündüler kara, kışa, yağmura. O zaman Ocak çok soğuk. Düzce’de bu tip eylemler hep parlamış sönmüş. Sonra ben bahsettiğim Beton firmasının belgesine ulaştığım zaman ve o firma sahibinin aynı zamanda Düzce AKP yönetiminde olduğunu öğrenince, yani birinci yılın ardından AKP binasının önüne gitmeye başladım Perşembe günleri.

İkinci perşembeden sonra saldırılar başladı. Önce faşist saldırılar başladı. Polisin saldıranlara müdahalesi olmadı. Ondan sonra eylem yasakları kararı geldi valiliğin. Gözaltına alınıp, gece nezarette tutup, ardından dava açma yöntemleriyle yıldırmaya çalıştılar. Bu davalar hala sürüyor. O da olmayınca, eylem yasağı kararına dayanarak gelip beni fotoğraflayıp, para cezası ön ödeme emri gönderdiler. Onları da ödemedim.

İkinci senede 75 gün süren gözaltı sürecim oldu. Şimdi ise yeni bir şey var. Yine eylem yasağı alıyor vali ama sadece kamu binaları önünde, siyasi parti binaları önünde diye yasak alıyor. Ben her Perşembe AKP binası önüne gittiğimde gözaltına alınıp para cezasıyla cezalandırılıyorum. Ellerindeki bütün zor aygıtlarını kullanıyorlar ama vazgeçmeyeceğim.”

Alev Şahin her perşembe AKP Düzce İl Başkanlığı’nın önünde eylem yapıyor.

“BU YARINLAR ADINA BİR DURUŞ”

Ben üç yıl önce kamuda çalışan bir mimardım. Üç yıldır ise direnişçi oldum. Başka bir şey düşünmüyorum. Nasıl daha büyütebilirim, gazeteler çıkartıyorum burada. Etkinlikler, piknikler, geceler düzenliyoruz. Başka eylemlere desteğe gidiyorum. Bu ekmek mücadelesini nasıl halklaştırabiliriz, nasıl daha çok insanı etkileyebiliriz buna bakıyorum.

Yağmur kurak toprağa yağıyor ve yağmur o toprağın altına indiği zaman hangi tohuma değdiğini, hangi köklere ulaştığını, hangi canlıyı beslediğini bilemiyoruz. Ancak belli zaman sonra etkilerini görebilirsiniz. Yağmadığı zaman da etkilerini görürsünüz belli zaman sonra. Nelerin olmayacağını görebilirsiniz. Bizim direnişlerimiz de böyle. Direniyoruz arkamıza yüzbinler geçsin diye değil. Bu yağmur yağıyor ve bir yıl sonra beş yıl sonra bu yağmurun bu halkta nasıl bir etki bıraktığını, hangi fidanlara durduğunu göreceğiz. Bu yarınlar adına duruş. Düzcenin hafızasına bu direniş kazındı. İnsanlar Düzce’ye geldiklerinde, otogarda indiklerinde beni soruyorlar, ‘Burada bir kadın direniyormuş’ diye. Düzce’ye yeni gelmiş biri bu kentte sora sora beni bulabiliyor. Bu şehrin hafızasına kazınmak önemli. Gözaltına alınıp çıkınca aynı yere gelmem, insanlara, çocuklara, esnafa bir etki oluşturdu. Hiçbirşey doğada yok olmaz, herşey değişir, dönüşür..”

 

“ZATEN İSTEMEDİKLERİNİ İŞTEN ATMANIN ZEMİNİNİ OLUŞTURUYORLARDI”

Alev Şahin, kamu personel rejimini değiştirmenin iktidarın 15 Temmuz’dan önce de gündeminde olduğunu, 15 Temmuz’un bunun katalizörü olarak kullanıldığını belirtiyor:

“10 Temmuz 2016 tarihli bir gazetede Erdoğan şöyle diyor, ‘Patron çalışmak istemediği işçiyi işten atabiliyor da ben niye çalışmak istemediğim memuru işten atamıyorum? Biz bu 657’yi değiştireceğiz ve çalışmayan, yan gelip yatan  memuru çıkartacağız.’ diyor.  Personel rejimini değiştireceğini, açıkça çalışmak istemediği memuru kolaylıkla 657’nin tanıdığı iş güvencesini ortadan kaldırarak işten çıkartacağını söylüyor. Ardından da darbe girişimi gerçekleşiyor ve bunun faturası öğretmene, doktora, mimara, mühendise kesilerek, sanki darbeyi bunlar yapmış gibi, attılar hepimizi.

Darbe girişimi bu tasfiyeye uygun bir zemin yarattı. 657’nin iş güvencesi şartlarını hiçe sayan bir zemin yarattı. OHAL kanununda diyor ki, OHAL’de belli haklar askıya alınabilir. Ama şunu da söylüyor, bu haklar OHAL kalktıktan sonra insanların hayatını etkilemeyecek şekilde olmalı diyor. Ama işten atma öyle bir şey değil. OHAL kalktı ama ihraç edilen kamu emekçilerinin OHAL’i bitmedi, bitmiyor.

İktidar kamu rejimini değiştirme adımlarını atıyordu, performans sistemi bir politikaydı, darbe girişimi bu meseleyi kolaylaştıran bir katalizör görevi gördü. Böyle bir fırsat aranıyordu. Tayyip Erdoğan’ın Allah’ın lütfu dediği de sanırım budur. Çünkü mahkeme süreçleri, halkın tepkisi vs. kolayca işten atılmayı zorlaştıracaktı. Ama sen bunlara terörle ilgili dediğin zaman kimse ağzını açamaz ve patır patır hayatlar silinir.

“DİRENMEKTEN VAZGEÇMEM”

Direnişini iki yıldır sürdüren Alev Şahin, daha ne kadar devam edeceği sorusuna net yanıt veriyor:

“Ben işime dönmeden, KHK zulmüyle ilgili iktidar ciddi bir geri adım atmadan bu mücadeleden dönmek gibi bir düşüncem yok.”

Adliyelerde kalmayan adaleti sokakta arıyorlar

BOLD ÖZEL

ANA HABER – Davutoğlu partiyi kurdu Erdoğan’dan karşı hamle geldi

Türkiye ve dünya gündeminin öne çıkan haberleri Safa Kalender ile Bold Medya Ana Haber’de… Ahmet Davutoğlu partiyi kurdu, Tayyip Erdoğan’dan karşı hamle geldi. BOLD

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Bebeklerin bulunduğu Çorum Cezaevinde kalorifer yanmıyor

Kaloriferlerin yanmadığı Çorum Cezaevinde devamlı kalan 2, dönüşümlü gidip gelen 2 bebek ve çocuk bulunuyor. Yarın 2,5 yaşındaki Hamza da cezaevindeki annesinin yanına teslim edilecek.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Cezaevlerindeki insanlık dışı koşullar ve hak ihlalleri kış gelince daha da artıyor. Hava sıcaklığının geceleri eksi 3’e düştüğü Çorum’daki cezaevinde kaloriferler yanmıyor. Yargı paketinden yararlanıp kısa bir süre önce tahliye olan Emine A, Çorum Cezaevinde şu anda sürekli kalan 2, dönüşümlü gidip gelen 2 bebek ve çocuğun daha olduğunu, kış günü çocukların hasta olmaya mahkum edildiğini söyledi.

HAMZA’YA BEN BAKACAĞIM AMA DURMUYOR

16 kişilik bir koğuşta kaldığını ifade eden Emine A, “Ben tutukluyken orada 3 bebek vardı. Diğer ikisi de annelerinin yanına gelip gidiyordu. Küçüklerden Hamza 1 haftadır benim yanımda. Annesi haber gönderdi. Burası çok soğuk kalorifer yanmıyor, hasta olmasın, mümkün olduğunca sizinle kalsın diye ama çocuk durmuyor. Annesini istiyor. Ben kalsın istiyorum, keşke hep dursa, bakacağım ama durmuyor. Mecburen yarın vereceğim annesine” dedi.

ÇOCUK ARTIK İÇ GEÇİRİYOR, BİZ DE DAYANAMIYORUZ

Emine A, 7 aylıkken hapse giren Hamza’nın psikolojik durumunu ise şöyle anlattı: “Çocuk artık bayağı iç geçiriyor. Biz de dayanamıyoruz. Sıkıyor kendini. Gözlerinden yaşlar geliyor. Bağıra bağıra ağlamıyor, içeride hep sus sus dedikleri için, susarak ağlamayı öğrenmiş. Annem diyor, sessizce ağlıyor, arkası gelmiyor.”

Gülende ve Erdal Bıçakçı’nın en küçük oğlu olan Hamza Bıçakçı 7 aylıkken annesiyle birlikte Çorum Cezaevine girdi. 2,5 yaşını doldurdu. Mart 2018’den beri karı-koca tutuklu bulunan Bıçakçı çiftinin üç çocuğu var. Zeynep (7) ve Numan’a (10) Kahramanmaraş’ta ikamet eden yaşlı babaanne ve dede bakıyor.

Hamza, ablası Zeynep (7) ve abisi Numan’a (10) ile.

Emine A. “Hamza’nın ailesinden Çorum’da kimse yok. Ben içerideyken annesi rica etmişti ‘Hamza dışarıyı hiç görmedi, çıkınca biraz ilgilenebilir misin, oğlum dışarıyı görsün’ diye. Ben de tabi dedim. Canla başla. Çocuk bu. Geçen hafta ailesi Maraş’tan açık görüşe geldi, onlar bana teslim ettiler. Annesinden de izin aldılar. Yarın da götüreceğim.” ifadelerini kullandı.

ŞEKER HASTASIYIM, İLAÇLARIMI 25 GÜN VERMEDİLER

Şeker hastası olduğunu ve cezaevindeyken ilaçlarının verilmediğini de belirten Emine A. “3 ay içeride kaldım. Psikolojik baskı var orada. Ben kendim hastalandım. Zoraki doktora götürüyorlar. Ellerim uyuşuyordu. Doktor acil ameliyat olman gerekiyor dedi. Ben burada ameliyat olamam dedim. Çıkınca olurum dedim. Doktor aparat vereyim, onu takın dedi. Ama bir ay bekledim hala gelecek aparat. Şeker hastasıyım, ilaçlarımı 25 gün vermediler. Daha ne diyeyim” diye konuştu.

KAZAN PATLAMIŞ

Öte yandan HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, sorunun çözümü için cezaevi yetkileriyle görüştüğünü 2 gün önce sosyal medya hesabından duyurmuş ve şöyle demişti: “Çorum Cezaevi’nde kaloriferlerin yanmadığı şikayetleri vardı. Yetkililerle görüştüm. Patlayan 2 kazanın tamirinin bu gece biteceğini belirttiler. Umarım sorun gecikmeden biter.”

7 aylıkken hapse giren Hamza bir haftadır Emine A.’nın yanında: “Çocuk artık bayağı iç geçiriyor. Biz de dayanamıyoruz. Sıkıyor kendini. Gözlerinden yaşlar geliyor. Bağıra bağıra ağlamıyor, içeride hep sus sus dedikleri için, susarak ağlamayı öğrenmiş. Annem… diyor arkası gelmiyor.”

Hamza ve annesi Gülende Bıçakçı.

‘Ablamı serbest bırakın, düşük riski var, iğne tedavisi görüyor’

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

‘Ablamı serbest bırakın, düşük riski var, iğne tedavisi görüyor’

Önceki gün İzmir’de tutuklanan 4 aylık hamile Emine Büşra İbişoğlu’nun düşük riski devam ediyor. BOLD Medya’ya konuşan kardeşi yetkililere acil çağrıda bulundu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL- 6 Aralık 2019’da İzmir’deki evinde gözaltına alınan hamile tutuklu Emine Büşra İbişoğlu S., İzmir Şakran Cezaevine gönderildi. 4 aylık hamile olan genç anne düşük riski olduğu için bir aydır iğne tedavisi görüyordu. Emine Büşra İbişoğlu S.’nin kardeşi Fatih İbişoğlu, ablasının tutukluğuna sosyal medya hesabından tepki göstererek serbest bırakılması çağrısında bulundu. Fatih İbişoğlu, “4 aylık hamile Emine Büşra İbişoğlu’nu derhal serbest bırakın. Kanunlara göre hamile bir kadın yargılama sürecini tutuklu geçiremez. Ablam tutuksuz yargılansın!!” dedi.

GÖZALTINDAYKEN DOKTORA GÖTÜRÜLDÜ

Ablasının gerçekten düşük riski olduğunu ve son bir aydır son bir aydır iğne tedavisi gördüğünü belirten İbişoğlu, “Ablamı gözaltındayken hastaneye götürüldü. Oradaki doktor evet düşük riski var, seni tanıyorum dedi. Hatta bunu rapora da yazdı. Ama buna rağmen tutukladılar. Şu an geçici koğuşta tutuluyor. Defalarca kanaması oldu, sıkıntılı ve acil bir durum yaşanıyor. Bir çözüm bulunmalı.” dedi.

CEZAEVİ ŞARTLARI DOĞUM İÇİN UYGUN!

Bold Medya’ya konuşan İbişoğlu, ablasının ifade verirken yaşadıklarını ise şöyle anlattı: “Savcı, cezaevi şartları doğum için uygundur, yeterlidir, hastane imkanı var diye söylemiş ablama. Etkin pişmanlıktan faydalan yoksa çocuğun cezaevinde büyür tarzında ifadeler kullanmış.”

FELSEFE ÖĞRETMENİ

Emine Büşra İbişoğlu S. ve eşi geçen yıl evlendi. Balıkesir Üniversitesinden mezun olan genç anne adayı, felsefe öğretmeni. İzmir ve Bornova kolejlerinde öğretmenlik yaptı. 9 Eylül Üniversitesinden mezun olan eşi ise KHK ile ihraç edilen bir matematik öğretmeni. Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan genç çiftin mahkemesi 9 Aralık 2019’da İzmir 4. Sulh Ceza Hakimliğinde görüldü ve ikisi de İzmir Şakran Cezaevine gönderildi.

İki hamile kadın daha tutuklandı

Okumaya devam et

Popular