Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Nuriye Gülmen BOLD’a konuştu: “Bu size öğretmenler günü hediyesi olsun diyerek işkence yaptılar”

KHK direnişinin sembol ismi Nuriye Gülmen, dört gün gözaltında kaldığı Vatan Emniyet’te kendisine ve arkadaşlarına yapılan işkenceleri anlattı.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – “KHK’lar iptal edilsin, OHAL komisyonu kapatılsın” sloganıyla 23 Kasım Cumartesi günü İstanbul Şişli’de düzenlenecek ‘Dayanışma Konserine’ polis müdahale etmiş ve aralarında Nuriye Gülmen, Acun Karadağ gibi KHK’lı akademisyenlerin bulunduğu 18 kişiyi gözaltına almıştı.

4 günlük gözaltı sürecinde avukatların aktardığı; işkence, kötü muamele, ilaç verilmemesi gibi uygulamaların yapıldığını Nuriye Gülmen doğruladı. Gülmen, gözaltında yaşadıklarını ve birkaç kişiyle başladıkları KHK direnişinin geldiği noktayı BOLD’a anlattı.

KONSERİN İPTALİ ÇOK ACİZCEYDİ

Gülmen, Dayanışma Konseriyle adaletsizliğe karşı sesini yükselten sembol isimleri halkla buluşturmaya çalıştıklarını belirterek şöyle konuştu:

“Cumartesi Anneleri, Rabia Naz’ın babası, Çorlu Tren Katliamı kurbanlarının yakınları gibi Türkiye’de adalet talebiyle öne çıkmış isimleri konsere davet etmiştik. Konser aniden iptal edildi.

Konserin iptali çok acizce bir şeydi onlar açısından. Bize bir yasak gerekçesi bile tebliğ etmediler. Sadece şu şu kanunlar, şu maddelere göre konser yasaklanmıştır diye bir belge verdiler. Ölün ama dayanışmayın, bu yasağın başka bir anlamı yoktu.

Biz yasağı tanımadık, insanlara çağrı yaptık. Lütfen gelin konserimizi yapacağız diye. Bu karşı duruş  önemli ve bu yasaklamalar ancak bu şekilde aşılabilirdi. Tabi ki hukuki yollar zorlanmalı ama meşru zeminde yapılacak direnişlerle aşılır yasaklar.

Biz gittiğimizde insanlar bekliyorlardı. Şişli Camisinin olduğu cadde boyunca insanlar vardı ve bir abluka hali söz konusuydu. Ciddi polis yığınağı da vardı.

İçeriye girdiğimiz anda polis amiri “çevirin” dedi. ‘Dağılın bu konser yasaklanmıştır’ gibi bir uyarı anonsu dahi olmadan. Muhatap bir polis bile yok, etrafımızı çevirip, çember içindekileri gözaltına aldılar.

DÖRT GÜNLÜK İŞKENCELİ GÖZALTI SÜRECİ

Sonra da dört günlük uzun ve işkenceli gözaltı süreci başladı. Bugün Türkiye’de işkence denince 80’lerin, 90’ların işkenceleri ya da şu an ‘Çiftlik’ denilen işkence merkezinde yapılmakta olan gibi muameleyi işkence zannediyor insanlar sadece. Ama vücut bütünlüğüne, fiziki ve ruhsal bütünlüğe yapılmış her türlü saldırı işkencedir.

Alındığımız andan itibaren biz haksız gözaltıya karşı çıktık ve gözaltı uygulamalarının hiçbirini kabul etmedik. Ters kelepçe yaptılar, hastanenin içinde üst araması dayattılar, kollarımızı neredeyse kırma noktasında düşmanca davrandılar. Vatan Emniyet Müdürlüğünde nezarethanelere koydular 4 gün. Tuvalete gitmek istediğimizde götürülmedik, sorularımıza cevap vermediler. Ne zaman savcılığa götürüleceğimizi bilmeden bekledik. Bekleme halini, bizi yıldırma, yıpratma, yormaya dönüştürdüler. Zaten tutulduğumuz yer çok pis bir yerdi.

Son gün parmak izi alacağız dediler. Aslında bu doğrudan işkence yapmak için tasarlanmış bir şeydi. Normalde bize yakıştırdıkları, iddia ettikleri suçlamada bile parmak izi alınması gerekmiyor, kriminal bir durum değil ama ısrarla yaptılar. Kaldı ki bizim defalarca parmak izimiz alınmış zaten poliste var.

Nuriye Gülmen ve Acun Karadağ birlikte gözaltına alındılar.

İŞKENCE MİZANSENİ HAZIRLANMIŞTI

Kadın polisler bizi nezarethanelerden aldı ve 15-20 erkek polisin bulunduğu bir odaya götürdüler. Ciddi bir mizansen vardı ve işkence uyguladılar bize. Yere yatırdılar, kollarımızı ters çevirdiler, hem sürekli hakaret ettiler hem de kafama defalarca tekme attılar. ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek’ sloganı atmamam için göğsümü ezdiler. Belli teknikleri var daha önce böyle bir teknikle karşılaşmamıştım. Göğsünüzü ezerek nefes almanızı engelliyorlar ve slogan atamaz hale gelmenizi sağlıyorlar. Parmak izi aldıkları süre boyunca ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek’ diye slogan attım, sürekli darbe almaktan ve nefessiz bırakılmaktan bir ara bilincimi kaybettim. Ayakla ezme gibi bir yöntem de kullandılar. Yüzüstü yatırılmış durumdayken, ayak bileğinizi yere yapıştıracak şekilde ayaklarıyla üzerinize bastırıyorlar. Yani bir yerinizi kırmadan, iz bırakmadan işkence yapıyorlar.

BURASI ANKARA’YA BENZEMEZ; İSTANBUL’A HOŞ GELDİN!

Üzerimde tepinirken ‘Size bu öğretmenler günü hediyesi olsun’ gibi hakaret ve aşağılama yaptılar, sürekli ‘hocam’ diye dalga geçtiler. Sloganı kesmek için vücudumu sarstılar. Vücudunuz sarsılınca sesiniz kesik kesik çıkıyor, sonra o sesin taklidini yaparak sloganı değersizleştirmeye çalıştılar.

Sözlü saldırılarla onurumu kırmaya çalıştılar, kafama çok darbe aldığım için tam da hatırlamıyorum ama ‘Burası Ankara’ya benzemez İstanbul’a hoş geldin hocam’ gibi şeyler.

Hepimizi tek tek odaya aldılar ve aynı işkenceleri yaptılar. Ardından da zorla parmak izi alıp nezarethaneye attılar.”

İLAÇLAR VERİLMEDİ

Gülmen, gözaltı sürecindeki bir diğer işkence yönteminin de hastalara ilaçlarının verilmemesi olduğunu söylüyor:

“Gözaltındaki hastaların hiçbirine ilacı verilmedi. 60-70 yaşlarında üç tane abimiz vardı ilaçları verilmedi. Acun hocayla (Karadağ) Nursel hocanın da ilaçları verilmedi. Acun hocanın rahatsızlıkları ciddi. Hem kalp pili var, hem ciddi romatizması var ve tansiyon hastası. İlaçları verilmedi. Size reçete dayatıyorlar ve o bile iki gün sürüyor zaten. Sonra reçete sağlanıyor ilaçları getiriyorlar ama bu sefer de her ilaca imza attırmaya çalışıyorlar. Acun hoca da ‘bu gözaltı gayrı meşru’ diyerek imza atmadı. Onlar da ceza olarak ilaçları vermediler. Nursel hocanın ilacı yanında olduğu halde vermediler ona da reçete dayattılar.

HİÇBİR DAYATMALARINA BOYUN EĞMEDİK

Biz gözaltında tutulduğumuz süre boyunca, kapı dövdük, slogan attık, ‘baskılar bizi yıldıramaz’ diye slogan attık, hiçbir dayatmalarına boyun eğmedik, açlık grevi yaptık, orada ifade vermedik, bizden yapmamızı istedikleri hiçbir şeyi yapmadık, gözaltını tanımadık, dolayısıyla dördüncü gün bizi ezmek için hazırladıkları özel bir uygulamaydı bu parmak izi işlemi. Ama hiçbir şeye boyun eğmediğimiz için zafer duygusuyla çıktık oradan.

DÖRT GÜN GÖZALTI MAHKEME GÖRMEDEN TAHLİYE

Gözaltı kararını sözlü olarak bir savcıdan almışlar, dört günlük süre almışlar, sonra bizi çıkartacak savcı bulamadılar bir süre, dosyayı tevzi edemediler. O kadar gayrı meşru ki. Düşünün bir yere giriyorsunuz ve gözaltına alınıyorsunuz, hiçbir uyarı olmadan. Dört gün gözaltı süresi nedir? Bunlar nasıl savcılar nasıl hakimler?  Gerçekten inanamıyorum. Kabul etmek istemiyorum ve çok öfkeleniyorum. Dört gün bizi gözaltında tuttular, sonra ne savcı ne hakim görmeden bizi serbest bıraktılar. Dosya üzerinden tamamen. Dört gün gözaltı ve işkence yanlarına kar kalsın diye düşünüyorlar.”

Nuriye Gülmen, Ankara Yüksel Caddesi’nde KHK’lara karşı ilk açık eylemi başlatan isim oldu.

FAŞİZME KARŞI NE YAPTIĞIMIZI TARİH SORACAK

Nuriye Gülmen, konserlerle KHK’lılar arasında yayılan çaresizliği dayanışma ruhuyla yıkmayı hedeflediklerini anlatıyor ve herkesin kendisine şu an ne yaptığını sormasını istiyor:

“Bugün Hitler faşizmi nasıl anılıyorsa AKP faşizmi de öyle yazılacak ilerde, bundan hiç şüphe duymuyoruz ama tarih şöyle yazılmıyor; ‘Bunlar geldiler insanlara bunları yaptılar’ diye.

Tamam da siz ne yaptınız? Birçok demokratik kitle örgütleri var. Bunu sormuyor muyuz biz de? Hitler faşizminin önünde neden durulamadı, karşısında duracak bir güç yok muydu diye. O yüzden herkese düşen bir sorumluluk var. Şu an bu faşizm varken nasıl daha fazlasını yapabiliriz, neler yapabiliriz. Dayanışma konseri de bunun içindi.

Bu süreçte yapmak istediğimiz her şey şiddetle engellenmeye çalışılıyor. Konserin engellenmesi de şaşırtıcı değil. ‘İşimizi istiyoruz’ sözünü söyletmemek için bile 2 bine yakın gözaltı yaptılar.

GÖKHAN AÇIKKOLLU DIŞINDA BİLİNMEYEN VAKALAR VAR

“Aynı zamanda maddi bir dayanışmayı da öngörüyordu konser. Biletlerden alınan ücretler direnişçiler arasında bölünecekti ama asıl mesele manevi dayanışmaydı. Özellikle KHK’lar sonucunda hayatını kaybedenler, intihar eden insanlar bizim için derin bir yaraydı. Konserden, kalp krizinden hayatını kaybeden KHK’lılar var ve ciddi bir çaresizlik yayıldı KHK’lılar arasında. İntihar en yakıcı biçimi.

Bize çaresizlik dayatılıyor, ‘istediğiniz gibi ölebilirsiniz, kalp kriziyle, gözaltında işkenceyle, intiharla ölebilirsiniz bizim için sorun teşkil etmez yeter ki dayanışmayın’ diyorlar. Mesela Gökhan Açıkkollu öğretmen gözaltında işkence nedeniyle hayatını kaybetti, bu bilinen vaka ama bilinmeyen çok vaka var.

BİR KIVILCIMDAN KORKUYORLAR

Kurmak istedikleri düzen; ‘biz her şeyi yaparız ama bunun karşısında kimse hiçbir şey yapamaz’ düzeni. Bu onlar açısından bir zorunluluk, böyle yapmak zorundalar çünkü insanlar son sınırlarına gelmiş durumdalar. Şu an için ciddi bir tepki görülmüyor olsa da küçük bir kıvılcımdan korkuyorlar ve bu nedenle böyle bir saldırganlık ve korku politikası uyguluyorlar.

Evet adamlar bir korku ortamı tesis ettiler ve ciddi bir tahakküm kurdular insanlar üzerinde. Ama böyle bir ortamda ‘biz sizin yasağınızı tanımıyoruz, o konseri yapmaya gidiyoruz’ demek çok önemli.

Bizimle birlikte hayatında ilk kez gözaltına alınan 19 yaşında gençler vardı. Onlar da hiçbir uygulamayı tanımadılar.

Nuriye Gülmen’in açlık grevi ile KHK’lar toplumda tartışılmaya başlandı.

DİRENİŞİMİZ “KHK’LIYIM” DEMEYİ NORMALLEŞTİRDİ

Nuriye Gülmen, KHK’larla ihraçlara karşı tek başına başlattığı eylemin bugün geldiği noktadan tüm direnişçilerin gurur duyduğunu söylüyor:

“9 Kasım’da (2016) ben tek başıma çıkmıştım sokağa. Mutlaka birilerinin yanıma geleceğini biliyordum. Öyle de oldu. Yalnızdım diyemem yalnız değildim. Ama şimdi çok daha güçlüyüz. Açlık grevlerimiz çok büyük bir etki yarattı. Şimdi daha örgütlü bir direniş var.

İlk günden bu yana çok fazla şey ürettik. Bir gazete çıkartıyoruz, bir televizyonumuz var. Direnişçileri birleştirmeyi hedefleyen bir Direniş Meclisimiz var. Direniş bu kadar uzun sürdüğü için bir örgütlülük yarattı.

Biz ilk alana çıktığımızda insanlar KHK ile işlerinden atıldıklarını söylemeye çekiniyorlardı. Ciddi bir tecrit sebebi halk arasında. Bu tecrit çaresizlik duygusu yarattı. KHK’lar konusundaki korkuyu kıran direniş oldu. Meşruiyeti kazandık. Bugün yüksek sesle ve meşru biçimde KHK’lıyım denebiliyorsa bu direnişler sayesinde. En çok bunun gururunu taşıyoruz.

150 bine yakın insan atıldı. Bu adaletsizliği engellemenin tek yolu hep birlikte bir şeyler yapmak. Kendi direnişimiz dışında insanları bir araya getirecek işler yapmaya çalışıyoruz, dayanışma konseri de bunun içindi. Böyle sonuçlarla karşılaşıyoruz ama yapacağız. İnanın daha büyük konserin planı kafamızda oluştu. Yasakları aşacak, yasaklanmasında oluşacak tepkiden korkacakları, daha çok insanı katacağımız bir konseri planlamaya başladık.

SOSYAL MEDYADAN TEPKİLER YETMEZ

Bizim gibi devrimci demokrat insanlar da atıldılar daha dindar muhafazakar insanlar da atıldılar. Şimdiye kadar hayatlarında hiç karşılaşmadıkları bir şey. Tabi ki tepkilerimiz farklı oldu. Ama sonuçta çok farklı hayat pratikleri ve dünya görüşleri olan insanlar aynı uygulamaya maruz kaldılar. Şimdi ortak bir yerden ‘KHK’ların hukuksuz olduğunu’  söylüyorlar bu kıymetli bir şey ama bunun yarattığı adaletsizlikleri sadece sosyal medyada dile getirmekle değil daha güçlü şeyler yapmak gerekiyor. Bunun için bir araya gelmeli.”

Nuriye Gülmen açlık grevinin son günlerinde 34 kiloya düşmüştü.

NURİYE GÜLMEN KİMDİR?

Akademisyen ve aktivist Nuriye Gülmen, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından OHAL kapsamında çıkartılan 679 sayılı kanun hükmünde kararname ile çalıştığı üniversiteden Fethullah Gülen Cemaati üyesi olduğu iddia edilerek ihraç edildi.

Ankara Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde 9 Kasım 2016’da ‘İşimi Geri İstiyorum’ sloganıyla tek başına eylem başlattı.

Gülmen’in başlattığı eylemin kitleselleşmeye başlaması üzerine peş peşe yasaklar ve gözaltı süreçleri başladı. Gülmen ve akademisyen arkadaşı Semih Özakça açlık grevine girdiler. Tepkinin büyümesi üzerine ikili tutuklandı ancak açlık grevini sürdürdüler. 324 gün boyunca açlık grevine devam ettiler. Sağlık sorunlarının artması üzerine aylar sonra tahliye edildiler. Gülmen ve Özakça, OHAL komisyonunun başvurularını reddetmesinin ardından 26 Ocak 2018’de açlık grevine son verdi. Gülmen 34 kiloya düşmüştü.

OHAL Komisyonu’nun ret kararı Gülmen tarafından yargıya taşındı ancak yargı da işe iade talebini reddetti. Dosyası şu an bir üst mahkemede incelenmeyi bekliyor.

OHAL’de işkenceyi belgedi, işkencecileri memuriyetten attırıp hapse mahkum ettirdi

BOLD ÖZEL

Alman vatandaşına Türkiye’de ağır işkence

Almanya’nın acil pasaportla Türkiye’den çıkardığı Erdem Can’ın babasına işkence yapıldığı, doktor eşliğinde duruşmaya çıkartıldığı ortaya çıktı. İşte ailenin yaşadığı dehşet.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 17 yaşında gözaltına alınan ve Alman Konsolosluğunun verdiği acil pasaportla Türkiye’den çıkartılan Erdem Can’ın babasının işkence gördüğü ve Almanya’nın kararında bunun etkili olduğu ortaya çıktı.

Ailenin Çorum’da yaşadıklarını Erdem Can’ın Almanya tarafından Türkiye’den çıkartılmasıyla ilgili haberimizin ardından bugün baba Ahmet Can’a yapılanları yayınlıyoruz.

Halen Çorum Cezaevinde tutuklu bulunan Ahmet Can, Nisan 2019’da gözaltına alındı.  Can ve eşi evlerinin içinde çıplak aramaya zorlandı ardından Çorum Kaçakçılık ve Organize Şube’ye (KOM) götürüldü.

32 yaşındayken Akdeniz anemisi teşhisi konulan ve bu yüzden tekniker olarak görev yaptığı Alman Demir Yollarından (Deutsche Bahn) emekli edilen Ahmet Can’a (49) 8 günlük gözaltı sürecinde işkence yapıldı.

Ahmet Can, gözaltı sürecinde üç kez krize girdi, KOM Şube’ye iki kez ambulans çağrıldı, bir kez de hastaneye götürüldü. Sorgu sırasında “Ben Alman vatandaşıyım, beni sorgulayamazsınız” diyen Ahmet Can’ın bu uyarısından sonra avukatı aracılığıyla Alman Konsolosluğu devreye girdi ve serbest bırakıldı. Ekim 2019 sonunda, atak geçirdiği sırada imzalatılan 250 sayfalık ifadesini reddettiği için tekrar tutuklandı. Ahmet Can’ın gözaltında yaşadıklarını oğlu Erdem Can anlattı:

BU AHMET CAN HAYIR KURUMU MU?

Babam Alman’ya iki yaşında gelmiş. Dedem gurbetçi, maden işçisi. Bana Duisburg’ta Deutsch Bahn’da tekniker olarak görev yapıyor. Fakat 32 yaşında hastalığı nedeniyle emekli ediliyor. Babamı Cemaat soruşturmaları kapsamında tutukladılar ama bir cemaat geçmişi yok. Hatta bildiğim kadarıyla Süleyman Efendi Cemaati kökenli. Orada yetişmiş ama daha sonra bir bağı olmamış.

Babam yardımsever bir insandır, kapısına geleni geri çevirmez. Babamın tek suçu bu süreçte zor durumdaki mağdur insanlara yardım etmek! Babamı ‘neden onlara yardım ettin’ diye sorguladılar. Hatta hakim, ‘Bu Ahmet Can hayır kurumu mu’ demişti. Önce babamın telefonunu dinlemişler, nisanın sonunda Ramazana 1 hafta kala baskın yaptılar, sabah 6’da. Yumruklarla kapıya vuruyorlar, hatta kapıyı kırmak için aletleriyle geliyorlar. Kapıyı geç açanların kapılarını kırmışlar. 6-7 polis gelmiş. Bağırma, hakaret, küfür… Biz sizin neler karıştırdığınızı biliyoruz, siz şusunuz, siz busunuz, yakaladık sonunda sizi gibi ifadeler…

Kız kardeşim çok korkmuştu. Çıplak aramadan sonra evi talan ediyorlar. Herkes şok oldu. Bütün her şeyi indirmişler. Şampuanlarımızı dökmüşler, pirinçlerin, şekerlerin içine ellerini sokmuşlar. Babamın saat koleksiyonu vardı. Onu da vergi dairesine bildirmişler, telefon kaçakçılığından. Nokia kullanılamaz telefon bulundu yazıyor, bunlar telefon kaçakçılığı yapıyor diye bir de o davamız var.

Çorum’daki yerel gazeteler ve A Haber’de babam Alman olduğu için ‘4 ay önce yurt dışından geldiler, yeni yapılanma kurdular, biz operasyon yaptık’ gibi şeyler yazılmış. Bunlar doğru değil tabi. Biz zaten Çorum’da yaşıyorduk. Hatta babam 130 tane telefon getirmiş, program yüklüymüş. Babam emniyette ‘neden böyle yapıyorsunuz’ soruyor, onlar da medyanın abartması diyor. Medyaya onlar haber veriyor sonuçta.

GÖZALTINDA ÇOK KÖTÜ ŞEYLER YAPILDI

Babama gözaltında çok kötü şeyler yapıldı. Şöyle söyleyeyim, üzerinde kapşonlu bir sweetshirtü, içinde de beyaz atleti vardı. Tişörtün rengi ona geçmiş. Eşyaları eve gelince şok geçirmiştik, baba sana ne yaptılar dedik. ‘Çok kötüydü, hiçbir şey hatırlamıyorum, beni sürükleyerek götürdüklerini biliyorum’ dedi sadece.

Kolunda serumla bir ara uyumuş. Ayağına vurup uyandırmışlar. 3-4 gün sorguya sabah 10’da alıyorlar, gece 3’te bırakıyorlar. Çok bir şey hatırlamadığını söyledi. Zaten sürekli atak geçiriyor. 4 günde 64 kilodan 58’e düşüyor. İki kere ambulans çağırmışlar, bir kere de sorguya sağlık ekibi geliyor. Yani göz altındayken 3 kere doktor gördü.

EMNİYETTEKİ GÖRÜNTÜLERİ İSTEDİK, MAHKEME REDDETTİ

Akdeniz anemisi hastalığının atakları oluyor. Stres en büyük tetikleyicisi. Atak geçirirken ağır uyuşturucular veriliyor. Mesela karın ağrısıyla başlıyor, iki büklüm oluyor, nefes alamıyor. İlk günlerde ilaçlarını kullanamamış babam. İlacını kullanmayı bir gün bıraksa atak hemen gelir. Her gün iki sabah, iki öğlen, iki de akşam olmak üzere ilaç alıyordu. Kullandığı ağrı kesiciler ağır olduğu için bilinç kaybına sebep oluyor. Mesela bağırsağına sancı girdiğinde belirtisi bağırsak kanseri gibi oluyor. Avukatımız mahkemeden emniyetteki görüntüleri istedi, mahkeme reddetti.

HASTANEDEN ÇIKARTILIP BİR DOKTOR İKİ HEMŞİREYLE DURUŞMAYA GETİRİLDİ

Babam orada yaşadıklarından sonra bir daha toparlayamadı. Hep acile götürdük. En son midesine vurup da bir şey yiyemeyince hastaneye kaldırmak zorunda kaldık. İkinci mahkemesine 4 gün kalmıştı, babam yine atak geçirdi, hastaneye yatırdık. Mahkemeye gidecek durumda değildi. Hatta doktor ben bu şekilde bu hastayı gönderemem dedi. Çorum Özel Hastanesi. Mahkeme hastaneden babamın duruşmaya gelmesini talep etti. Ve hastane de babamı gönderdi. Mahkeme salonuna bir kolunda avukatı, bir kolunda annem iki büklüm halde gitti. Hakim bir-iki soru sorduktan sonra babam zaten kendinden geçti. Ambulans çağırmak zorunda kaldılar.

Emniyetteki ifadeni kabul ediyor musun diye sordular, O da etmiyorum diyor. Babamın ifadesine, ’15 Temmuz’dan sonra biz onu öğrencilerle ilgilensin diye görevlendirdik’ gibi bir şey eklemişler. Babam atak halindeyken evet veya hayırdan başka bir şey söyleyemiyor, o ifadesine yazılanları reddettiği için şu an tutuklu zaten. Ondan sonra tekrar ambulans geldi, tekrar hastaneye gitti. Sonra bir daha yazı yazdılar. Bir doktor iki de sağlık personeli, yanında tekrar mahkemeye çağırdılar. Aynı gün içerisinde oluyor bu. Babam ‘Ben emniyette bu haldeydim. Bana 250 sayfa imzalattılar, hiç birini hatırlamıyorum” dedi. Eğer babam emniyetteki ifadesini kabul etseydi, hiç ceza almadan, hatta savcı koruma istersen koruma da verebilirim demiş, bunu bile teklif ettiler.

Sonra hakim sorguyu kesmek zorunda kaldı. Tekrar hastaneye götürüldü. 1-2 gün daha hastanede yattıktan sonra çıktı. O hastane de bize çok kızdı. Ben sizin böyle olduğunuzu bilseydim kesinlikle kabul etmezdim dedi.

KONSOLOSLUK MAHKEMEYE HEYET GÖNDERDİ

İlk gözaltına alındığımızda babam beni sorgulayamazsınız demiş. Neden demişler. Cenevre Anlaşmasına göre, ben yurt dışı uyrukluyum, sizin önce Alman Konsolosluğundan izin almanız gerekir. Çok büyük suç işlersiniz ve ben sizi dava ettiğimde sıkıntıya girersiniz, demiş. O zaman aradılar, konsolosluk devreye girdi. Avukatımızı her hafta aramaya başladılar. Gözaltından sonra Ankara’ya bizi çağırdılar. Avukatımızla gittik, bütün başımızdan geçenleri anlattık. Alman bir avukat hepsini not etti. Avukatımıza bizi her konuda bilgilendirmeniz gerekiyor dedi. Hastane raporlarını da istediler, cezaevine babamı ziyarete gideceklerini söylediler. Konsolosluk 2. mahkemeye bir Alman ve 1 Türk olmak üzere bir heyet gönderdi. Babam belli aralıklarla kan tahlili, idrar tahlili yaptırması lazım ve şu anda 14 kişilik koğuşta 38 kişi kalıyorlar.”

TUTUKLANMA GEREKÇESİ: YARDIM

Alman vatandaşı Ahmet Can’a önce Hizmet Hareketi mensuplarına yardım ettiği gerekçesiyle, ardından örgüt üyesi olduğu iddiasıyla dava açıldı. Serbest bırakıldıktan sonra 3 kez mahkemeye çıkan Can, 25 Ekim 2019 tarihindeki son mahkemede sorgu esnasında alınan ifadesini reddettiği için tekrar tutuklanarak 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası İstinaf Mahkemesinde.

Ahmet Can’ın gözaltındayken giydiği tişörtü.

 

Almanya 17 yaşındaki genci acil pasaportla Türkiye’den çıkardı

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Almanya 17 yaşındaki genci acil pasaportla Türkiye’den çıkardı

Erdem Can, işkence mağduru bir ailenin oğlu. Ailesiyle gözaltına alındı. Yaşadığı dehşet üzerine Almanya devreye girip yeşil pasaportla Türkiye’den çıkardı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Nisan ayının sonunda 17 yaşındaki Erdem Can, anne ve babasıyla birlikte gözaltına alınarak kelepçelendi. Çorum Terörle Mücadele Şubesi’ne götürülen Erdem Can’ın babası işkence gördü, kendisi ise işkenceye varan uygulamalarla karşılaştı. Almanya doğumlu olan Can için Almanya Konsolosluğu devreye girdi ve yeşil pasaportla acilen Türkiye’den çıkardı. Almanya’nın hemen oturum verdiği Can, hem gözaltında yaşadıkları hem de ailesine yapılanlar yüzünden koruma altına alındı.

AİLEMİ BENİMLE TEHDİT ETTİLER

Yeşil pasaportun çok zor verilen bir pasaport olduğunu söyleyen Erdem Can, “14 saat gözaltında kaldım. Yere yatırdılar, ağır hakaretler ve küfürler ettiler, kelepçe taktılar. İfademi yalnız aldılar. Kanunlara göre kelepçe takmamaları gerekiyor. 17 yaşında olduğum için ifademi de psikolog ve avukat eşliğinde alınması lazım. Bunları yapmadılar. Ailemi benimle tehdit ettiler. Çocuğunu yetimhaneye vereceğiz şeklinde tehditler savurdular. 18 yaşına gelince tutuklanacağımı söylediler. Bu şekilde daha çok kırıcı sözler, onları söylemek istemiyorum. Bunlar hakkında dava açtı avukatımız. Ama Çorum’da polisler kendi aleyhine olan bütün dosyaları kapattırıyorlar.” dedi.

6 EVE BİRDEN BASKIN

Telefonlarına, bir miktar paralarına, babasının saat koleksiyonuna el konulduğunu ve geri verilmediğini söyleyen Erdem Can, geçtiğimiz Ramazan ayına bir hafta kala Çorum’da 6 eve birden yapılan baskında gözaltına alındı. O gün bir arkadaşının evine misafirliğe gitmişti. Sabah 6’da polisler geldi, kendisiyle birlikte dört kişiyi yere yatırdı. Ağır hakaretlere ve küfürlere maruz kaldılar. Ev darmadağın edilerek arandı. Aynı anda Can ailesinin evine de baskın yapılmış, annesi, babası çıplak aramadan sonra gözaltına alınmıştı.

ÖNÜME BİR PARÇA EKMEK FIRLATTILAR

Erdem Can dedesinin “o daha çocuk” çırpınışları üzerine 14 saat sonra serbest bırakıldı. Fakat emniyette kendi yaşıtı bir arkadaşıyla birlikte kaldığı odada kötü muamele gördü: “Beni arkadaşımla birlikte bir odaya attılar. Kapalı bir oda. Nezarethane değildi. Bir süre kendimi toparlayamadım, tam darp diyemesem de benzer şeyler yaşadım. Dalga geçtiler benimle. Çok fazla duygu istismarına uğradım. Sözle çok taciz ettiler. Aşağılayıcı kelimeler, küfürler… O odada uyumaya çalıştım, soğuktu, iki camı vardı. Camı bilerek kapattırmadılar. Kapatmayacaksın, dediler.”

Bir polisin “Yemek yer misin?” diye sorduktan sonra önüne bir parça ekmek fırlattığını söyleyen Can o an psikolojisinin çöktüğünü anlattı: “Ben haliyle açım. 12 saat olmuştu. Hala ne yemek ne su vermemişlerdi. Tuvalete izin vermiyorlar. Bir polis önüme ekmek fırlattı. Bu çok kötüydü. Ciddi anlamda çöktüm.”

‘EVDE 14 SİLAH VARDI DEDİ’ DİYE İFADEME YAZMIŞLAR

Söylemediği bilgilerin ifadesine yazıldığını belirten Can, “İfademi alırken ‘Evde kaç silah var’ diye sordular. Silah yok dedim. Aradılar, bulamadılar bir şey zaten. Sürekli kafa karıştırıcı sorular soruyorlar. Kalakalıyorsunuz. Ondan sonra bildiğini yazıyor. Ben mesela ifademi okuduğumda evde 14 silah var demişim, oysa ki öyle bir şey demedim. Düzelttirdim onu. Bir bilinçsizlik yapıp okumamış olsaydım o şekilde kalacaktı. Ayrıca senin babanın Hizmet Hareketiyle bağlantısı ne? Siz kimsiniz? Neler yapıyorsunuz? Faaliyetleriniz neler? şeklinde sorular sordular. Yani sanki gerçekten terör örgütüyle uğraşmışım gibi beni yargıladılar. Polisler konuşurken ‘buna napıcaz’ dediler benim hakkımda, ’18 yaşından küçük olduğu için çok fazla bir şey yapamıyoruz’ dediler.” diye konuştu.

TAKİP EDİLDİM

Serbest bırakıldıktan sonra 8 gün tek başına yaşamak zorunda kalan Erdem Can, takip edildiğini de söyledi: “Sürekli aynı kişiyi görüyordum. Takip edildiğim şuradan da belli, babam ifade verirken, senin oğlun şunları yapıyordu. Biz görüyorduk, biliyorduk, denilmiş. Annem-babam nezaretteydi. Biz kız kardeşimle birlikte dışarıda tek başımıza kaldık. Babaannem yaşadıklarımızı anlamadı. Kardeşimin psikolojik sıkıntıları oldu. Kardeşimi bir aile yakınımızın yanına gönderdik. Ben evde tek başıma kaldım. 8 gün sonra ailem gözaltından çıktı. Ama sonra babam tekrar gözaltına alınıp tutuklandı.”

BAĞLAMA ÇALIYOR, TÜRKÜ SÖYLÜYOR

2002’de Almanya Dinslaken şehrinde dünyaya gelen Erdem Can, 3 yaşındayken ailesiyle birlikte Türkiye’ye döndü ve orada büyüdü. Görüştüğümüzde olayların etkisini hala üzerinden atamamıştı, kelimelerini çok zor toparlıyor ve sürekli uzaklara dalıp gidiyordu. “Daha çok şey yaşadım da hepsini unuttum. Unutmak istediğim şeyler vardı.” diyor.

Olaylardan bu kadar etkilenmesinde sanatçı kişiliğinin de etkisi büyük. Çorumlu bir bağlama üstadından ders alan Erdem, hem çalıp hem de türkü söylüyor. Alevileri çok sevdiğini ve bu yüzden bağlamaya merak sardığını belirtiyor. Yaşıtlarından farklı olarak Pir Sultan Abdal’dan, Muharrem Ertaş’tan, bozlaklardan bahsediyor. Uzun hava sevdiğini anlatıyor.

Erdem Can, 22 Şubat 2002’de Almanya Dinslaken’de dünyaya geldi.

ALMAN YETKİLİLERE ÇAĞRI

Hem Türk hem Alman vatandaşı olan Erdem Can, 22 Şubat 2020’de 18 yaşını girince Alman kanunları gereği iki vatandaşlıktan birini seçmesi gerekecek. Alman vatandaşlığına geçmek istediğini söyleyen Erdem Can, üç hafta önce ikinci kez tutuklanıp Çorum Cezaevine gönderilen babası için Alman yetkililere çağrıda bulundu:

“Beni buraya getirdiğiniz ve korumaya aldığınız için çok teşekkür ederim. Demokratik bir ülkede yaşamak ve burada iyi bir eğitim almak istiyorum. Biz 4 kardeşiz. İki abim burada okuyor ve ben de onlarla kalıyorum ama babam zor durumda. Hala Çorum Cezaevinde. Gözaltındayken işkence gördü. Babam sadece insanlara yardım ettiği için yargılanıyor. Hakkında bir örgüt üyesi olduğuna dair delil yok. Ellerinde hiçbir şey olmadan babamı tutuyorlar.”

Erdem Can, 7 ay önce Cemaat soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan babası hakkında bilgi almak için kendisinin de alıkonulduğunu belirtti. Önce Hizmet Hareketi mensuplarına yardım ettiği gerekçesiyle, sonra da örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 3 hafta önce ikinci kez gözaltına alınan ve bu kez tutuklanan baba Ahmet Can, 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası şu an İstinaf Mahkemesinde.

YARIN

  • AKDENİZ ANEMİSİ HASTASI BABA AHMET CAN’A ÇORUM KOM’DA NASIL İŞKENCE YAPILDI?
  • ALMAN KONSOLOSLUĞU DEVREYE NASIL GİRDİ?
  • MAHKEMELERE KATILAN İKİ ALMAN YETKİLİ NE YAPTI?
  • GÖZALTINDAYKEN 3 KEZ DOKTORA GÖTÜRÜLDÜ
  • AMBULANSLA DOKTOR EŞLİĞİNDE MAHKEMEYE ÇAĞRILDI

Ahmet Can

Cezaevlerinde 457 ağır hasta tutuklu hükümlü var

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

KHK’lı engelli öğretmenden Adalet Bakanı’na: Tekerlekli sandalyede bile kelepçelendim

Engelli öğretmen Muhammed Koşar, Adalet Bakanının 3 Aralık Dünya Engelliler Günü mesajına tepki gösterdi. BOLD’a konuşan Koşar, tekerlekli sandalyede kelepçelendiğini anlattı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Sınıf öğretmenliğinden KHK’yla ihraç edilen, ardından tutuklanan engelli öğretmen Muhammed Koşar, Adalet Bakanı Abdülhamid Gül’ün 3 Aralık Dünya Engelliler Günü mesajına tepki gösterdi.

31 Ekim 2019’da tahliye edilen Muhammed Koşar, Bakan Gül’e hitaben; “Benim gibi bir engelliyi de saçma sapan nedenlerle görevinden ihraç edip açlığa mahkum ediyor, yetmiyor, onu bir de hapis cezası ile taçlandırıyorsunuz. Bunu söylemeyi unutmuşsunuz.” dedi.

Abdülhamit Gül mesajında “Engellerin ancak el birliğiyle aşılabileceğinin farkındayız. Adalete erişimin kolaylaşması için engelli istihdamını artırıyor, engellilere özel uygulamalar geliştiriyor, adliyelerimizin fiziki yapısını bu doğrultuda şekillendiriyoruz.” demişti.

Koşar, dava açtığı Bank Asya’da hesabı var diye savunma dahi yapamadan 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Cezası İstinaf Mahkemesi tarafından onaylanan Koşar, 5 Eylül 2019’da Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevine gönderildi. Yaklaşık iki ay sonra 31 Ekim 2019’da yargı düzenlemesi nedeniyle tahliye edildi.

Sıkma börek yaprak ailesini geçindiren 19 yıllık sınıf öğretmeni Muhammed Koşar, Abdülhamit Gül’ün paylaşımından sonra bir video mesaj yayınlayarak içeride yaşadığı zorlukları anlattı, diğer tutuklu engellilerin durumuna dikkat çekti.

ARKADAŞLAR SIRTINDA TAŞIYORDU

Koşar, “Banyoda kayma tehlikesi var diye, çünkü kaysam ölüm dahil başka kalıcı hasarlara sebep olma ihtimali büyük, Adana gibi bir yerde diğer arkadaşlar günde 2 -3 kez banyo yaparken ben haftada ancak 2 kez yapıyordum. Adeta kokuyordum. Adana’da yaşayanlar bilir, nemden dolayı insan 1 gün banyo yapmasa ter kokusundan yanında durulmaz. Tek hava alma imkanımız olan açık alandaki spor faaliyeti olduğunda x-ray ötüyor gerekçesiyle koltuk değneklerim verilmiyordu. Ben arkadaşların sırtında sahaya götürülüyordum. Ve orada sadece oturmak zorunda kalıyordum. Yatakhane üst katta idi. Merdivenler çok dikti. Oradan da ben değil herhangi bir insan düşse bir yerleri mutlaka kırılır. Ben çok inim çıkmamaya çalışıyordum, bir şey lazım olduğu zaman arkadaşlar getiriyordu.” ifadelerini kullandı.

GARDİYAN “YAŞIYOR MU?” DİYE DALGA GEÇTİ

Cezaevindeyken böbreklerinden rahatsızlanan Koşar, “Bu yaşıma kadar yaşamamıştım. Börek rahatsızlığı yaşadım. Hatta bir gün sayım için aşağı inemedim. Arkadaşlar rahatsız olduğumu inecek durumda olmadığımı söyleyince, gardiyanın biri ‘yaşıyor mu’ diye dalga geçti.” dedi.

ENGELLİLERİN NE YAŞADIĞI KİMSENİN UMURUNDA DEĞİL

Koşar şöyle devam etti: Hastaneye giderken arabaya bindirdiklerinde (değneklerim olmadan zaten hareket edemiyorum) bunu belirtmeme rağmen hem değneği alıyorlar hem kapıyı kilitliyorlar hem de kelepçe takıyorlardı. Hastane de tekerlekli sandalyede bile kelepçe taktılar.”

19 yıl sınıf öğretmenliği yapan Koşar, engelliler günü paylaşımı yapan sosyal medya kullanıcılarının da bu konuda duyarlı olmasını istedi. “Ben çıktım ama cezaevlerinde engelli birçok insan var. Bugün 3 Aralık Dünya Engelliler Günü vesilesiyle herkes sosyal medyada “engeller kalmasın” gibi romantik paylaşımlar yapıyor. Cezaevindeki engellilerin nasıl yaşadığı kimsenin umurunda değil. Kanunlara göre cezaevinde bakımını yapamayan insanların tahliyesi edilmesi gerekiyor. Sizden rica ediyorum, lütfen bu soruna duyarsız kalmayın. Cezaevindeki engellilerin sesi olun.”

EN SON RESMİ RAKAM 2016 YILINA AİT

Cezaevlerindeki engellilerle ilgili en son açıklanan resmi rakam 2016 yılına ait. Dönemin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, ceza infaz kurumlarında 3 Ekim 2016 itibarıyla engelli 581 hükümlü ve tutuklunun olduğunu söylemişti.

9 SORU ÖNERGESİ, 1 KANUN TEKLİFİ VERİLDİ

İnsan hakları savunucusu ve HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu cezaevindeki engellilerle ilgili Meclise 9 soru önergesi, 1 kanun teklifinde bulundu. Gergerlioğlu, “Engelli KHKlılar, sosyal yardım alamayan, eğitimde fırsat eşitsizliği mağduru engelliler, cezaevindeki engelliler ve özel eğitim öğretmenleri sadece bugün değil her gün yaşadıklarınızı dert ediniyor çözüm için çalışmalar yürütüyorum!” dedi.

Savunması bile alınmayan yürüme engelli KHK’lı öğretmen hapse girdi

Muhammed Koşar hapse girmesin

Gözleri görmeyen tutuklu fotoğraftan teşhise zorlandı

Okumaya devam et

Popular