Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

İşkenceyi belgeleyen Ercivan Özcan: “Korkmayın, hakkınızı arayın”

OHAL döneminde uğradığı işkenceyi belgeleyen ve işkencecileri mahkum ettirip memuriyetten attıran Ercivan Özcan, mücadele sürecini anlattı. Özcan, “korkmayın hakkınızı arayın” diyor.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Ercivan Özcan, Manisa T Tipi Cezaevinde gardiyanların işkencesine maruz kaldı. İşkenceye uğradığı sırada zatürre tedavisi gören ve ağır hasta olan Özcan’ın işkence nedeniyle kolunda çok parçalı kırık meydana geldi ve ameliyat olmak zorunda kaldı.

Özcan, OHAL dönemi olmasına rağmen mücadelesini sürdürdü ve işkenceci iki gardiyanı mahkum ettirdi. Özcan, kendisinden çok daha büyük sıkıntılar yaşayan insanların bulunduğunu ama korkudan seslerini çıkarmadıklarını belirtiyor ve herkesi hukuk çerçevesinde mücadele edip haklarını aramaya çağırıyor.

Dün işkencenin belgelenmesiyle ilgili haberimizin ardından bugün Özcan’ın kendi ağzından mücadele sürecini sunuyoruz:

“Manisa’nın Turgutlu ilçesinde oturan bir esnaftım ben. 3 Ağustos 2016’da yurt dışı yasağı, mallarıma tedbir çıktı. 25 Ağustos’ta da gözaltı kararı çıktı. Gittim teslim oldum. Çok zordu o zamanlar nezaret şartları, 1 Eylül 2016’da tutuklandım. 18 ay tutuklu kaldım Manisa T Tipi Cezaevinde. 29 Ocak 2018’te tahliye edildim ilk mahkemede.

Ercivan Özcan’ın kolu boydan boya ameliyat edilerek, çoklu kırıklar tedavi edildi.

18 Ocak 2017’de çok hastalandım. Zatürre olmuşum. Cezaevi çok pis bir yerdi. Revire götürdüler, doktor çok hastalandığımı gördü ve değişik ilaçlarla ağır bir tedavi başladı. Tabi cezaevinde ne kadar olacaksa, 10 kişilik koğuşta 33 kişi kalıyorduk.

Manisa Cezaevi de dağın başında çok soğuk bir yer. Ertesi gün 19 Ocak’ta sayım vardı. Üç tane arkadaşımız 5-10 saniye geç kaldılar sayım için vaziyet almaya. Gelen gardiyanlar baktılar tabi eksik var. ‘Dışarıda bekleyin biz geleceğiz’ diyerek gittiler. Bizi cezalandırdılar yani. Tahmini 20 dakika sonra geldiler ama hava o kadar soğuk ki dışarıda. Ve ben ayakta duracak halim yok o kadar hastayım. Hapishanede ‘malta’ dediğimiz 6 adıma 8 adımlık bir üstü açık avlu, oradayız 30 kişi soğukta. Sayım orada oluyor.

Tabi bu sefer daha kalabalık geldi gardiyanlar. O gün 30 kişiydik koğuşta. Ben de sonuncuydum. ’30 son’ dedim ve ‘Eğer hakkım varsa öbür tarafta alacağım inşallah’ diye ekledim. Bütün dediğim kelime bu. Hastayım, 57 yaşındayım ve soğukta 20 dakika dışarıda ayakta bekletilmişim.

Benim bu cümle ağzımdan çıkar çıkmaz gardiyanlar üstüme üşüştüler ve iki elimi bükerek beni yere yatırdılar. Zaten saldırmaya hazır gelmişler. ‘Ne hakkı lan’ diye kolumu büküp, bam bam koluma vurmaya başladılar ve kolum kırıldı. Daha doğrusu omuz altından dirseğe kadar paramparça oldu kemiğim. Kolum zaten arızalıydı, bunu söylememe rağmen vurdular.

Sonra kolumun o halini görünce beni yetkili müdür yardımcısına götürdüler. O da ‘götürün koğuşa cezasını çeksin’ dedi. Yani beni doktora götürmeyerek de ayrıca cezalandırıyorlar. Tahminim 2,5 saat sürdü ve kendimi kaybetmişim arkadaşların ifadesine göre.

Koğuşta iki de doktor vardı ve eczacılar vardı. Onlar sürekli butona basıp, durumumun kötü olduğunu söylüyorlar ama gardiyanın biri gelip ‘Efelenmek nasılmış, yarın kurum doktoruna çıksın’ diyerek gidiyor.
Öğlene yakın durumumun çok kötü olduğunu görüyorlar, koğuştaki hekimlerin de uyarısıyla beni Manisa Devlet Hastanesi’ne acil olarak kaldırdılar ama kolum o anda simsiyah, mor değil, tamamen kan toplanmış ve siyah ve şişti.

8 gün beni hastanede ameliyat edemediler, zatürre nedeniyle ciğerlerim kötü durumda hayati tehlike var diye. Kolum paramparça bir ip gibi deri tutuyor, çürüme noktasına geldi kolum, ha bire kan alıyorlar kolumdan. Sekiz gün acı içinde mahkum koğuşunda kaldım. Sonra ameliyat oldum. Üç gün sonra da taburcu edip cezaevine gönderdiler.

İLK MÜCADELE CEZAEVİ YÖNETİMİYLE

Bu arada ben cezaevi yönetimine dilekçe yazıyorum. Bana işkence yapan gardiyanları hala gönderiyorsunuz koğuşuma, suç işliyorsunuz. Beni tahrik edip suça teşvik ediyorsunuz. Ben suç işlersem bundan siz sorumlusunuz diye.

O zamana kadar avukat tutmamıştım. Avukatın faydası da yoktu OHAL’de. Zaten koğuşta 10 tane avukat var. Dilekçelerime 5-6 ay cevap verilmeyince müdür görüşü istedim. Müdür yüzüme dahi bakmadan, alaylı ifadeyle ‘Ne oldu yine Ercivan Özcan’ dedi. Bana işkence yapanların hala görevde olduklarını ve hala koğuşumuza sayıma geldiklerini belirttim ve dilekçelerime cevap vermediklerini söyledim. Müdür ‘buraya bin tane dilekçe geliyor kaybolmuştur’ dedi. Resmen alaylı ifadele. Yazmaya devam edeceğimi söyledim, o da ‘yazmaya devam et’ dedi.

O zaman bu işin böyle olmayacağını büyük hukuki mücadele başlatmam gerektiğini anladım ve iyi, mücadeleci bir avukat buldum.

Bana, kolumun kırıldığı olaydan dolayı üstüne bir de sosyal etkinliklerden men cezası verdiler. Zaten bize sosyal etkinlik yaptırtmıyorlar. Kullanmadıkları haktan ceza verdiler. Sırf ceza verdik diye kayda geçirmek için. Buna da dava açtım ve bu cezayı kaldırttım.

Avukatım baktı işkence görmemle ilgili dosyaya, dosyayı kapatma noktasına getirmişler. Sonra olayın kanıtlarını sunduk, raporlar, şahitler ve dosyayı canlandırdık. 13 Mayıs 2019’da da iki gardiyan 5’er yıl ceza aldı ve memuriyetten men cezası aldılar. Normalde 15’e yakın gardiyan vardı o an. Bana saldıran 3 kişiydi ama birini tam olarak seçemediğim için hakka girerim diye onu söylemedim. Ama ikisini net olarak teşhis ettim.

Elimde 2 tane Adli Tıp raporu var. Dördüncü derecede ağır darp, duyu noksanlığı, ağrı ve devamlı güç kaybı var sol elimde. 18 ay sonra tekrar kontrol edildi Adli Tıp’ta ve kolumun durumunun giderek kötüye gittiği tespit edildi. Mahkeme istemişti bunu. Hafif değil ağır derece darp edildiğime ilişkin rapor aldım.

Beni darp eden gardiyan Diyarbakırlıydı. Halbuki kendileri bu işlerden mağdur olmuş kişiler, onların bizi anlaması gerekirken, ‘ne hakkı lan’ diye diye vurdu.

KARIMA ÖLÜRSEM HAKKIMI ARAYIN DEDİM

Aileme ilk başta ‘düştüm’ demiştim, hastane sürecindeyken. Sonra avukattan öğrenmişler. Eşime, ‘Ben ölürsem de hakkımı bunlarda bırakmayın, davamın peşine düşün, hesabını sorun’ dedim. Benimki hak arama mücadelesi. Türkiye’nin şartları gardiyanlara ceza da verilmeyebilirdi ama ben hakkımın peşine düştüm önemli olan bu. Benden daha kötü şeyler yaşayanlar, daha kötü durumda olanlar var cezaevinde ya da tahliye olmuş. Korkudan haklarının peşine düşmüyorlar. Hukuk içinde haklarını arasınlar, yaşadıklarını anlatsınlar.

EN FAZLA DİĞER KOLUMU KIRARLAR

Ben çiğ yemedim ki karnım ağırsın. Varsa çiğ yiyen devletimiz bulsun. Devletimiz güçlü, büyük. MİT’i var, gitsin bulsun, yargılasın. Ben suç işlediysem bulsun beni assın. Ama suçumuz yok. Ben hakkımı ararken tutukluydum, o gardiyanlar oradaydı en fazla diğer kolumu da kırarlardı. Korkunun ecele faydası yok. Canımı alacaklarsa da alsınlar ne yapayım hakkımın peşine düşmeyeyim mi?

OHAL’de işkenceyi belgedi, işkencecileri memuriyetten attırıp hapse mahkum ettirdi

BOLD ÖZEL

Parkinsonlu tutuklunun cezası bitti ama tahliye yok!

Dört yıldır cezaevinde tutulan ileri derecede Parkinson hastası Türkçe öğretmeni Bilal Sel, denetimli serbestlik zamanı geldiği halde tahliye edilmiyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Sendika üyeliği, çocuğunu gönderdiği okul ve Bankasya hesabı nedeniyle tutuklanan Türkçe öğretmeni Bilal Sel, hasta olduğu halde 4 yıldır cezaevinde. 6 yıl 8 aylık cezasının yatarı geçen hafta bitmesine rağmen, cezayı Yargıtay onaylamadığı için serbest bırakılmadı.

14 yıllık öğretmen Bilal Sel, 29 Temmuz 2016’da tutuklandı. Önce Kırşehir Cezaevine gönderildi. 2013’te yakalandığı hastalığı cezaevinde daha da ilerleyince adli tıp kararıyla Temmuz 2019’da Metris Rehabilitasyon Tipi Cezaevine sevk edildi.

Sel, rapor için Adli Tıp Kurumuna 5 kez tekerlekli sandalye ile götürüldü.  Kişisel ihtiyaçlarını tek başına görmekte zorlandığı halde her seferinde ‘cezaevine kalabilir’ raporu verildi. Kendisini muayene eden doktorlarda biri “Biz seni hala tahliye etmedik mi?” derken, diğeri “İçerisiyle dışarısı arasında senin için ne fark var” diyebildi.

15 yıllık evli olan Bilal Sel’in 1 kızı bulunuyor. İstanbul Metris 2 Nolu Rehabilitasyon Tipi Cezaevi, 2018.

“3 KEZ DÜŞTÜ, BEYNİNDE HASAR OLUŞTU”

Bilal Sel ile en son şubat ayında görüşebildiklerini söyleyen eşi, “Orada yapayalnız kalıyor. Bu yıl içinde 3 kez düştü, beyninde hasar oluştu. Doktorlar rapora yazdılar bunu. Kırşehir’e nakledilmesi için başvurduk ama kabul edilmedi.” dedi.

Bilal Sel, genellikle ileri yaşlılarda görülen Parkinson’a 30’lu yaşlarında yakalandı. Yeni doğmuş bir bebek gibi yürüyor. Adımını başlatamıyor, yürümeye başlayınca da kendini durduramıyor. Vücut öne gidiyor, ayakları geride kalıyor. Duvarlara tutunarak adım atıyor. Sağ kolu, omzu, dili sallanıyor. Dönem dönem konuşması bozuluyor. Ağzı içe doğru kasılıyor. Sağ elini kullanmıyor.

Bilal Sel’in eşi Eylül 2019’da eşinin hapiste yaşadıklarını Bold Medya’ya anlatmıştı. 

İstanbul Metris 2 Nolu Rehabilitasyon Tipi Cezaevi, 2019.

Bilal Sel, 15 yıl Ankara Şereflikoçhisar’da Türkçe öğretmenliği yaptı.

Adli Tıp doktorundan hasta tutukluya: Senin için içeriyle dışarının ne farkı var!

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Sürgün akademisyen Şadi Aydın: “Üniversiteye atanan kayyum 5 bin kitabıma el koydu”

Mevlana ve Mevlevilik alanında Türkiye’deki sayılı uzmanlardan biri olan sürgün akademisyen Şadi Aydın, kayyumun el koyduğu 5 bin kitabını geri alabilmenin yollarını arıyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Sürgün akademisyen Doç. Dr. Şadi Aydın, Türkiye’de sayıları çok az olan Mevlana ve Mevlevilik uzmanı akademisyenlerden biri.

KHK ile kapatılan Mevlana Üniversitesi çatısı altında birçok kitap hazırladı ve makaleler yazdı. Farsça’dan çevirdiği çok kıymetli eserler var. Mevleviliğin kurucusu, Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’in Divânı ve yine sürgünde tamamladığı Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled’in Mâarif adlı meşhur eseri bunlardan bazıları.

26 Temmuz 2016’da Türkiye’den ayrılmaya karar veren ve artık akademik hayatını Almanya’da sürdüren Aydın, tüm bu çalışmalarını, 1000’i nadide olmak üzere 5 bin kitabın bulunduğu şahsi kütüphanesinde yaptı. Üniversitede yöneticiliğini yaptığı Mevlana Araştırmaları Merkezindeki çalışma odasında yer alan kütüphanesindeki kitaplar ise artık yok. Üniversite KHK ile kapatılınca Aydın’ın kitaplarına el kondu ve daha sonra Mevlana Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi’ne devredildi. Şu anda kitaplarının akıbetini bilmiyor, böyle değerli eserlerin sahaflara satıldığına dair rivayetler var.

İki yıldır kütüphanesine ulaşmak için Selçuk Üniversitesi‘ne dilekçe gönderdiğini söyleyen Şadi Aydın, “Kütüphanemi geri almak için Selçuk Üniversitesi yöneticilerine iki defa dilekçe yazmama rağmen bir cevap alamadım. Ülke Moğollardan bugüne böyle bir zulme maruz kalmadı. Kütüphanemi geri istiyorum” diyor.

Kütüphanesindeki her kitabın ayrı bir hikayesi olduğunu belirten Şadi Aydın, Türkiye’den ayrılırken nasıl bir kültür hazinesi bıraktığını ve kitaplarının başına ne geldiğini Bold’a anlattı.

Şadi Aydın, Konya Mevlana Araştırmaları Merkezindeki çalışma odasında kızıyla birlikte.

15 Temmuz günü yine üniversitedeki odanızda mıydınız?

O gün haftanın son günüydü. Her zaman olduğu gibi yine Mevlana Üniversitesi’nde derse girmiş çıkmış, yorulmuş, öğleden sonra ise Bahaeddin Veled hazretlerinin Mâarif adlı eserinin tercümesiyle meşgul olmuş ve bitkin bir halde eve dönmüştüm ki bir süre sonra tiyatro canlı olarak televizyonlardan naklen verilmeye başlandı.

Sonrasında sizin için süreç nasıl işledi?

Sözde darbeden önce üniversitemize kayyım atanmıştı. 15 Temmuz’dan bir hafta sonra Mevlana Üniversitesi diğer 15 vakıf üniversitesiyle birlikte KHK ile kapatıldı. Dünya tarihinde bu olayın benzeri yoktur. Bu durum üniversite ve bilim tarihine kara bir yazı ile kaydedildi. Türkiye’de bırakın ilim ve bilimle ilgilenme imkanını yaşama imkanının dahi kalmadığını düşünerek yurt dışına çıktım. Çok kısıtlı imkanlarla bilime katkıda bulunmaya çalıştım. Yarım kalan bazı makale ve kitap çalışmalarımı bitirerek yayımladım. Mevlana Üniversitesi’nde çalışma odamda kalan şahsi kütüphanemin yokluğu beni kaynaklara ulaşma noktasında epey zorladı.

Üniversiteden ayrıldığınızda kitaplarınızı niye almadınız ki?

23 Temmuz 2016 tarihinde üniversitemiz KHK ile kapatılınca üniversiteye gittim lakin içeri girmek mümkün olmadı. Bütün odalar mühürlenmiş ve girişler yasaklanmıştı. Birkaç gün sonra da yurt dışına çıktığımdan dolayı kütüphanemin akıbetini öğrenemedim.

Değerli bir kitaplık olduğunu her fırsatta söylüyorsunuz, ne tür kitaplar vardı?

Çok değerli bir kütüphanem vardı. Yaklaşık 5 bin kitabın içinde 1000 kadar nadir eser bulunuyordu. Türk Edebiyatı, Fars Edebiyatı ve tasavvuf ile ilgili eserler. Hepsinin ayrı ayrı satın alınma veya sahaflardan toplanma hikayesi vardı. Klasik Fars edebiyatı ve tasavvuf literatürünün hemen hemen bütün kaynakları mevcuttu. Ankara, İstanbul ve Tahran sahaflarından toplanmış nadide eserler.

Kütüphaneyi kurmaya ne zaman başlamıştınız?

90’lı yıllarda Ankara’da öğrenciyken kitaba karşı ilgim başlamıştı. Daha sonra akademiye adım atınca bu ilgi doğal olarak arttı. Kazancımın önemli bir kısmını kitaba harcadım. Bazı zamanlar cebimdeki son kuruşu kitaba verip eve ekmeksiz gittiğim olmuştur. Hiç unutmam, Molla Camî’nin Heft Evreng adlı eserini Tahran’da bir sahafta görmüştüm. Ancak kitabın ücreti biraz fazlaydı. Epey bir müddet sahafın önünden geçerken göz ucuyla kitabın yerinde durup durmadığına bakıyordum. Meblağı denkleştirince koşup eseri satın aldım. Birçok kitabı böyle topladım. Tahran‘da İnkılap ve Veli-i Asr caddesindeki kitapçı ve sahaflara sorun söylesin. Her kitabın bir hikayesi var.

Kitaplarınızın başına ne geldiğini hiç öğrenemediniz mi?

Ben 15 Temmuz’dan on gün sonra ayrıldım Türkiye’den. Orada nefes almak mümkün değildi. Karabasanlar çökmüştü ülkeye adeta. Mevlana Üniversitesi daha sonra Selçuk Üniversitesi’ne devredildi. Konya’da bulunan bazı arkadaşlara üniversitedeki şahsi eşyalarımızın akıbetini sorduğumda sağlıklı bir bilgiye ulaşamadım. Selçuk Üniversitesi yönetimine bir dilekçe yazarak kütüphanemin durumunu sordum. Maalesef bir cevap alamadım. Bir süre sonra ikinci bir dilekçe yazdım ve kitaplarımı istedim. Ona da cevap vermediler. Şu anda yurt dışında sahamla ilgili çalışmalar yapıyorum ve kütüphanemdeki kitaplara ihtiyaç duyuyorum. Bu kitaplar bana özeldi ve belirli bilimsel çalışmalar amacıyla biriktirmiştim. Piyasada bu kitapların çoğunu bulmak ve edinmek mümkün değil. Yeni baskısı yok.

Akademik çalışmalarınıza devam ediyorsunuz, kaynak olmayınca ne yapıyorsunuz?

Evet, bu doğru. Şimdilerde Mevlana ve Mevlevilik üzerine bazı araştırmalar yapıyorum. Ama kitap ve kaynak bakımından oldukça zorlanıyorum. Aradığım kitapların hepsi şahsi kitaplığımda vardı. Çiftçinin çifti çubuğu neyse bizim de her şeyimiz kitap ve kütüphane. Bu kütüphaneyi tabir yerindeyse çocuklarımın süt parasından keserek kurmuştum. Sadece benim değil onların da hakkı var. Fakat Moğolların bu asırdaki torunları kütüphanemi talan etti. Bazı kitaplarımın kitapçı ve sahaflarda satıldığını görüyorum. Umarım korktuğum olmamıştır.. Bir gün ülkeye hukuk ve adalet geri gelirse ben de kitaplarımın izini sürerim.

Türkiye’den sürgüne zorlanmış bir akademisyensiniz. Yerinizden, yurdunuzdan, kütüphanenizden oldunuz. Üreten biri için zor bir durum olsa gerek.

Kendi yazdığım onun üzerinde kitap var. Bugün elimde sadece bir tanesinin birkaç nüshası var. Kendi telifim olan kitaplarımdan dahi mahrumum, onları bile kütüphanemden alma imkanım olmadı. Bu menfur süreç dolayısıyla yarım kalan ve bende doğru dürüst kopyası bulunmayan çalışmalarım da ziyan oldu. El yazması eserler tarihiyle ilgili kıymetli bir kitabı Farsça’dan tercüme ediyordum. Çeviriye devam etmek için kitaba ihtiyacım var, bir yıldır kitabı arıyorum lakin bulamıyorum. Bütün akademik bilgi fişlerim odamda kaldı, çeyrek asırlık bilgi fişleri. İşte böyle bir şey Türkiye’de akademisyen olmak.

Mevlana’nın elinden düşürmediği kitabı sürgünde Türkçeye çevirdi

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Serkan Kurtuluş ‘FETÖBORSASI’nda iş adamı listesini veren savcı ve istihbarat müdürünü açıkladı

Arjantin’de tutuklu bulunan silahlı çete lideri cihatçı Serkan Kurtuluş, FETÖBORSASI’nda iş adamları listesini kendisine veren savcı ve istihbarat müdürünün adını açıkladı.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Suriye’de düşürülen Rus uçağının pilotunun öldürülmesi, organize suç örgütü faaliyetleri, zorla alıkoyma, yaralama, cinayet ve silah ticareti nedeniyle Interpol’ün listesinde bulunan Serkan Kurtulmuş, FETÖBORSASI ile ilgili de önemli bilgiler verdi.

Gürcistan’da yakalandıktan sonra önce Gürcistan polisine bildiklerini anlatan, ardından gizemli biçimde serbest bırakıldıktan sonra Arjantin’e geçen Serkan Kurtuluş, Interpol tarafından yakalandıktan sonra tekrar sorgulandı. Halen Arjantin’de tutuklu bulunan Kurtuluş, iş adamlarının Gülen Cemaati’ne yakın oldukları gerekçesiyle kaçırılıp, şantajla para kopartılması olayıyla ilgili çarpıcı bilgiler verdi.

Kaçırdıkları iş adamlarından bazılarına işkence de yaptıklarını anlatan Kurtuluş, iş adamları listesini dönemin İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Okan Batu ve İzmir Emniyeti İstihbarat Müdürü Kudret Dikmen’in verdiğini açıkladı. Serkan Kurtuluş, organizasyonun başında ise bir AKP Genel Başkan Yardımcısı olduğunu söyledi.

İŞ ADAMLARINI KAÇIRIP İŞKENCE YAPTIK

Kurtuluş, FETÖBORSASI olarak anılan kaçırma ve şantaj organizasyonunu şöyle anlattı:

“2016 yılında bana AKP’li genel başkan yardımcısının başında olduğu grubun içindeki Okan Batu ve Kudret Dikmen bir isim listesi verdiler. O listede çok kısa bir süre içerisinde tutuklanacak olan Cemaat mensubu iş adamlarının isimleri yazılıydı. Listede ismi yazılı olan iş adamlarını kaçırıp sorgulamamı istediler. Bazı iş adamları kaçırılıp sorgulandı. Bazılarına işkence yapıldı. Başsavcı Okan Batu’nun ve İstihbarat müdürünün istediği sorular sorulup videoya çekildi ve bu video görüntüleri kendilerine teslim edildi. Bir çok cemaat bağlantılı iş adamlarından yüklü miktarda paralar talep edilip alındı. Bazıları para ödediler ve ayrıca onların istediği şekilde ifade verip itirafçı oldular ve tutuklanmadılar. Bazı Cemaatçi iş adamlarının da iş yerlerine yönelik silahlı saldırılar düzenletip onların korkmasını sağlayıp para ödettiler.”

İŞ ADAMLARINDAN BİRİ ŞİKAYETÇİ OLMUŞTU

Yazar Can Özçelik’in FETÖBORSASI kitabında, Serkan Kurtuluş’un anlattıklarını teyit eden bilgiler var. İş adamı Tamer K’nın şikayetçi olmasıyla bir kısmı açığa çıkan İzmir’deki çetenin, İzmir İstihbarat Müdürlüğü organizasyonuyla iş adamlarına nasıl çöktüğünü savcılık ifadesinde Tamer K. anlatmıştı.

Konun üzerine gidip iddianame hazırlayan Cumhuriyet Savcısı Ferhat Deniz, tayin talebi olmadan Diyarbakır Bölge Adliyesi’ne tayin edilerek üye yapılmıştı.

Serkan Kurtuluş

100 BİN DOLARA TEMİZ KAĞIDI

Tarih: 17 Ağustos 2016

Yer: İzmir Ayakkabıcılar Sitesi

Serkan Kurtuluş, iş adamı Tamer K’yı cep telefonundan arayarak, “Ben Serkan Kurtuluş, iş yerinde misin. Seninle önemli bir şey konuşmak istiyorum. Ama telefonla olmaz” dedi.

Tamer K, biraz şaşırdı. Serkan Kurtuluş ismini daha önce duymuştu. “Mafya beni niye arar” diye düşündü. Biraz da tedirgin oldu ama “çok önemli” dediği şeyi de merak etmişti.

“İş yerindeyim” diyebildi sadece. Telefonu kapattıktan sonra da tedirginliği devam etti. Serkan Kurtuluş yanına gelmiş hal hatır sorma faslı geçtikten sonra sıra esas konuya gelmişti.

Hiç bekletmeden direkt konuya giren Serkan Kurtuluş, Tamer K’ya “FETÖ kapsamında gözaltı listesindesin” dedi. İş adamı şaşırmıştı. Aklına dört ay önce başka bir iş adamı olan Yüksel P’nin söyledikleri geldi. Nisan ayında Yüksel P. adındaki iş adamı da Tamer K’ya gelmiş ve “100 bin dolar verirsen seni FETÖ’den aklarız” demişti. 100 bin dolar isteyen Yüksel P’nin ise 2011 ve 2012’de FETÖ’nün iş adamları derneğinde yönetici olduğu, kendisini dernek toplantılarına davet edenlerin başında da Yüksel’in olması aklına gelmişti. “Bu nasıl bir ilişki ağı” diye düşündü.

Tamer K., bunları düşünürken Serkan Kurtuluş, devam etti: “Senin bu işini ben çözerim. Emniyet İstihbarat Dairesi müdürü benim arkadaşım. İstersen seni onunla görüştürebilirim” dedi.

Bu işin bir ekip tarafından yapıldığını ve adliye ile bağlantısının olduğunu anlattıktan sonra “Seni bu listeden çıkarabilirim. Seni aklayabilirim” diye konuştu.

Serkan Kurtuluş bu arada elinde telefonla bir yerlere mesaj atmıştı. Mesaj attığı kişi Emniyetteydi. “Bir saat sonra bekliyorum” dedi.

İş adamı bunun üzerine Serkan Kurtuluş’a güvenmişti. Serkan Kurtuluş’un arabasına binerek Emniyete doğru yola çıktılar. Tamer K’nın tedirginliği devam ediyordu. Hakkında gözaltı kararı vardı ve bu yüzden bir kaç gündür arabasında yatıyordu.

Serkan Kurtuluş, iş adamını sakinleştirmek için konuşuyor, “Merak etme, çay, kahve içip çıkacağız” diye garanti veriyor, Emniyete gitme amaçlarının kendisini ispatlamak olduğunu anlatıyordu. Emniyete vardıklarında hemen müdürün yanına çıktılar. Sekreteri müdür beye gelen kişileri haber vermiş bekletilmeden odaya alınmışlardı.

İstihbarat müdürü buyur etti, sekreterine çay söylemesi talimatını verdi. Çaylar içilirken Serkan Kurtuluş konuya girdi.

“Müdürüm, Tamer Bey, gözaltı listesine girmiş” dedi. Müdür hemen araya girerek, “Tamam Serkan. Sen bize bir müsaade et. Dışarıda biraz bekle Tamer’le bizi yalnız bırak” dedi.

Serkan Kurtuluş dışarıya çıkmıştı. Bilgisayarını açan müdür, hemen bir sorgu yapmıştı. “Yusuf ve Zuhal senin neyin oluyor” dedi. Tamer K., “biri kardeşim diğeri eşim” dedi.

Söyledikleri isimlerin FETÖ’ye ait derneklerde üyeliklerinin gözüküyordu. Tamer K., “Bu mümkün değil. Onların dernekle işi olmaz” dedi. Ama kendisi de aynı derneğe üye olmuştu. “İsteğim dışında üye yapmışlar öğrendiğim zaman hemen sildirdim” diyebildi.

Müdür bey daha sonra Tamer K., ile gözaltı listesini konuştu ve kendinden emin bir şekilde: “Bir şey olmaz. Rahat ol. Git evine yat” dedi. Ardından da odaya üç polis memuru çağırdı. “Çocuklar, Tamer beye soracağınız bir şey var mı” diye seslendi.

Polisler yanlarında getirdikleri liste ve fotoğrafları sırayla Tamer K’ya sormaya başladı ve teşhis işlemi bittikten sonra “Başka bir sorumuz yok” diyerek odadan ayrıldı. Ardından da müdür bey Tamer K’ya “Sen de gidebilirsin” dedi.

Tamer K, “Telefon numaramı vereyim mi” dese de “Biz seni buluruz” diyerek iş adamını yolcu etti.

Hakkında yakalama kararı olan Tamer K., elini, kolunu sallayarak girdiği Emniyetten yine elini kolunu sallayarak çıkmıştı. Serkan Kurtuluş’un dediği gibi olmuştu çay içip çıkmışlardı.

Tekrar Serkan Kurtuluş’un aracına binip hareket ettiler.

Serkan, Tamer K’ya kendisini ispatlamasının rahatlığıyla “Bak, dediğim gibi oldu değil mi?” diyerek seslendi. hakkında gözaltı kararı bulunurken hiçbir engelle karşılaşmadan girdiği emniyetten aynı rahatlıkla çakmanın şaşkınlığını üzerinden hala atamayan Tamer K ise şaşkın bir ifade ile “Evet. Haklı çıktın” yanıtını verebildi.

Şimdi sıra esas meseleye gelmişti.

Serkan Kurtuluş, “Emniyetteki arkadaşlar sana düzgün ifade verdirecekler. Bunun karşılığında 500 bin TL vermen gerekiyor” diyerek ağzındaki baklayı çıkardı. İş adamının gözleri büyüdü, kısık bir sesle “500 bin çok değil mi?” diyebildi.

Tüm mal varlığına tedbir konulmuştu. “Arabamı bile satamam” diye ekledi. Aklına bir çözüm geldi. Hakkında gözaltı kararı olmasına rağmen emniyete girip çıkarttıklarına göre bu işi de çözebilirlerdi.

Hemen o fikri söyledi: “Mallarımın üzerindeki tedbiri kaldırın 500 bin lira vereyim.”

Serkan, sinirlenmişti: “O iş öyle hemen olmaz. Sen parayı bul” dedi.

Ama Tamer’den olumsuz yanıt gelmişti. Serkan daha çok sinirlendi: “Millet istihbarat müdüründen randevu alamıyor. Milletin karısını, kızını gözaltına alıyorlar. Ben akşama kadar boşuna mı uğraştım. O zaman 250 bin TL vereceksin” diye bağırmaya başladı.

Tehdit etmeye başlayan Serkan, “Cezaevinde adamlarım var. ‘Beni Tamer azmettirdi’ diye söyletirim. Bunu FETÖ davasıyla da birleştirirler işin içinden çıkamazsın” dedi. Benden aldığı parayı da müdüre vereceğini söyledi ve yarın müdürle beraber yemek yiyelim. Müdür sana, “Serkan’a güven” derse yeterli olur mu? diye sordu.

İş adamı korkmuştu. Serkan’dan ayrıldıktan sonra hemen arkadaşını aradı. Onun da Emniyette tanıdığı İstihbarat müdür yardımcısı vardı. Tamer’in o müdüre gitmesini sağladı. Ertesi gün tekrar Emniyete giden Tamer, bu müdür yardımcısı tarafından Organize Şubeye yönlendirildi. Müdür yardımcısı ise Tamer K’ya “Emniyetten, sağdan soldan sizden para isterler. Sakın vermeyin” diye de uyardı.

Organize şubede gözaltına alınan iş adamı bir hafta sonra da mahkemeye çıkarılarak tutuklandı.

Ancak iş adamı yaşadıklarını aklından çıkaramıyordu. Önce avukatı ile konuşan Tamer K, ardından da şikayetçi olmaya karar verdi.

Çete lideri Serkan Kurtuluş: Rahip Brunson’u öldürmem istendi suçu Gülen Cemaatine yükleyeceklerdi

Okumaya devam et

Popular