Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

İşkenceyi belgeleyen Ercivan Özcan: “Korkmayın, hakkınızı arayın”

OHAL döneminde uğradığı işkenceyi belgeleyen ve işkencecileri mahkum ettirip memuriyetten attıran Ercivan Özcan, mücadele sürecini anlattı. Özcan, “korkmayın hakkınızı arayın” diyor.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Ercivan Özcan, Manisa T Tipi Cezaevinde gardiyanların işkencesine maruz kaldı. İşkenceye uğradığı sırada zatürre tedavisi gören ve ağır hasta olan Özcan’ın işkence nedeniyle kolunda çok parçalı kırık meydana geldi ve ameliyat olmak zorunda kaldı.

Özcan, OHAL dönemi olmasına rağmen mücadelesini sürdürdü ve işkenceci iki gardiyanı mahkum ettirdi. Özcan, kendisinden çok daha büyük sıkıntılar yaşayan insanların bulunduğunu ama korkudan seslerini çıkarmadıklarını belirtiyor ve herkesi hukuk çerçevesinde mücadele edip haklarını aramaya çağırıyor.

Dün işkencenin belgelenmesiyle ilgili haberimizin ardından bugün Özcan’ın kendi ağzından mücadele sürecini sunuyoruz:

“Manisa’nın Turgutlu ilçesinde oturan bir esnaftım ben. 3 Ağustos 2016’da yurt dışı yasağı, mallarıma tedbir çıktı. 25 Ağustos’ta da gözaltı kararı çıktı. Gittim teslim oldum. Çok zordu o zamanlar nezaret şartları, 1 Eylül 2016’da tutuklandım. 18 ay tutuklu kaldım Manisa T Tipi Cezaevinde. 29 Ocak 2018’te tahliye edildim ilk mahkemede.

Ercivan Özcan’ın kolu boydan boya ameliyat edilerek, çoklu kırıklar tedavi edildi.

18 Ocak 2017’de çok hastalandım. Zatürre olmuşum. Cezaevi çok pis bir yerdi. Revire götürdüler, doktor çok hastalandığımı gördü ve değişik ilaçlarla ağır bir tedavi başladı. Tabi cezaevinde ne kadar olacaksa, 10 kişilik koğuşta 33 kişi kalıyorduk.

Manisa Cezaevi de dağın başında çok soğuk bir yer. Ertesi gün 19 Ocak’ta sayım vardı. Üç tane arkadaşımız 5-10 saniye geç kaldılar sayım için vaziyet almaya. Gelen gardiyanlar baktılar tabi eksik var. ‘Dışarıda bekleyin biz geleceğiz’ diyerek gittiler. Bizi cezalandırdılar yani. Tahmini 20 dakika sonra geldiler ama hava o kadar soğuk ki dışarıda. Ve ben ayakta duracak halim yok o kadar hastayım. Hapishanede ‘malta’ dediğimiz 6 adıma 8 adımlık bir üstü açık avlu, oradayız 30 kişi soğukta. Sayım orada oluyor.

Tabi bu sefer daha kalabalık geldi gardiyanlar. O gün 30 kişiydik koğuşta. Ben de sonuncuydum. ’30 son’ dedim ve ‘Eğer hakkım varsa öbür tarafta alacağım inşallah’ diye ekledim. Bütün dediğim kelime bu. Hastayım, 57 yaşındayım ve soğukta 20 dakika dışarıda ayakta bekletilmişim.

Benim bu cümle ağzımdan çıkar çıkmaz gardiyanlar üstüme üşüştüler ve iki elimi bükerek beni yere yatırdılar. Zaten saldırmaya hazır gelmişler. ‘Ne hakkı lan’ diye kolumu büküp, bam bam koluma vurmaya başladılar ve kolum kırıldı. Daha doğrusu omuz altından dirseğe kadar paramparça oldu kemiğim. Kolum zaten arızalıydı, bunu söylememe rağmen vurdular.

Sonra kolumun o halini görünce beni yetkili müdür yardımcısına götürdüler. O da ‘götürün koğuşa cezasını çeksin’ dedi. Yani beni doktora götürmeyerek de ayrıca cezalandırıyorlar. Tahminim 2,5 saat sürdü ve kendimi kaybetmişim arkadaşların ifadesine göre.

Koğuşta iki de doktor vardı ve eczacılar vardı. Onlar sürekli butona basıp, durumumun kötü olduğunu söylüyorlar ama gardiyanın biri gelip ‘Efelenmek nasılmış, yarın kurum doktoruna çıksın’ diyerek gidiyor.
Öğlene yakın durumumun çok kötü olduğunu görüyorlar, koğuştaki hekimlerin de uyarısıyla beni Manisa Devlet Hastanesi’ne acil olarak kaldırdılar ama kolum o anda simsiyah, mor değil, tamamen kan toplanmış ve siyah ve şişti.

8 gün beni hastanede ameliyat edemediler, zatürre nedeniyle ciğerlerim kötü durumda hayati tehlike var diye. Kolum paramparça bir ip gibi deri tutuyor, çürüme noktasına geldi kolum, ha bire kan alıyorlar kolumdan. Sekiz gün acı içinde mahkum koğuşunda kaldım. Sonra ameliyat oldum. Üç gün sonra da taburcu edip cezaevine gönderdiler.

İLK MÜCADELE CEZAEVİ YÖNETİMİYLE

Bu arada ben cezaevi yönetimine dilekçe yazıyorum. Bana işkence yapan gardiyanları hala gönderiyorsunuz koğuşuma, suç işliyorsunuz. Beni tahrik edip suça teşvik ediyorsunuz. Ben suç işlersem bundan siz sorumlusunuz diye.

O zamana kadar avukat tutmamıştım. Avukatın faydası da yoktu OHAL’de. Zaten koğuşta 10 tane avukat var. Dilekçelerime 5-6 ay cevap verilmeyince müdür görüşü istedim. Müdür yüzüme dahi bakmadan, alaylı ifadeyle ‘Ne oldu yine Ercivan Özcan’ dedi. Bana işkence yapanların hala görevde olduklarını ve hala koğuşumuza sayıma geldiklerini belirttim ve dilekçelerime cevap vermediklerini söyledim. Müdür ‘buraya bin tane dilekçe geliyor kaybolmuştur’ dedi. Resmen alaylı ifadele. Yazmaya devam edeceğimi söyledim, o da ‘yazmaya devam et’ dedi.

O zaman bu işin böyle olmayacağını büyük hukuki mücadele başlatmam gerektiğini anladım ve iyi, mücadeleci bir avukat buldum.

Bana, kolumun kırıldığı olaydan dolayı üstüne bir de sosyal etkinliklerden men cezası verdiler. Zaten bize sosyal etkinlik yaptırtmıyorlar. Kullanmadıkları haktan ceza verdiler. Sırf ceza verdik diye kayda geçirmek için. Buna da dava açtım ve bu cezayı kaldırttım.

Avukatım baktı işkence görmemle ilgili dosyaya, dosyayı kapatma noktasına getirmişler. Sonra olayın kanıtlarını sunduk, raporlar, şahitler ve dosyayı canlandırdık. 13 Mayıs 2019’da da iki gardiyan 5’er yıl ceza aldı ve memuriyetten men cezası aldılar. Normalde 15’e yakın gardiyan vardı o an. Bana saldıran 3 kişiydi ama birini tam olarak seçemediğim için hakka girerim diye onu söylemedim. Ama ikisini net olarak teşhis ettim.

Elimde 2 tane Adli Tıp raporu var. Dördüncü derecede ağır darp, duyu noksanlığı, ağrı ve devamlı güç kaybı var sol elimde. 18 ay sonra tekrar kontrol edildi Adli Tıp’ta ve kolumun durumunun giderek kötüye gittiği tespit edildi. Mahkeme istemişti bunu. Hafif değil ağır derece darp edildiğime ilişkin rapor aldım.

Beni darp eden gardiyan Diyarbakırlıydı. Halbuki kendileri bu işlerden mağdur olmuş kişiler, onların bizi anlaması gerekirken, ‘ne hakkı lan’ diye diye vurdu.

KARIMA ÖLÜRSEM HAKKIMI ARAYIN DEDİM

Aileme ilk başta ‘düştüm’ demiştim, hastane sürecindeyken. Sonra avukattan öğrenmişler. Eşime, ‘Ben ölürsem de hakkımı bunlarda bırakmayın, davamın peşine düşün, hesabını sorun’ dedim. Benimki hak arama mücadelesi. Türkiye’nin şartları gardiyanlara ceza da verilmeyebilirdi ama ben hakkımın peşine düştüm önemli olan bu. Benden daha kötü şeyler yaşayanlar, daha kötü durumda olanlar var cezaevinde ya da tahliye olmuş. Korkudan haklarının peşine düşmüyorlar. Hukuk içinde haklarını arasınlar, yaşadıklarını anlatsınlar.

EN FAZLA DİĞER KOLUMU KIRARLAR

Ben çiğ yemedim ki karnım ağırsın. Varsa çiğ yiyen devletimiz bulsun. Devletimiz güçlü, büyük. MİT’i var, gitsin bulsun, yargılasın. Ben suç işlediysem bulsun beni assın. Ama suçumuz yok. Ben hakkımı ararken tutukluydum, o gardiyanlar oradaydı en fazla diğer kolumu da kırarlardı. Korkunun ecele faydası yok. Canımı alacaklarsa da alsınlar ne yapayım hakkımın peşine düşmeyeyim mi?

OHAL’de işkenceyi belgedi, işkencecileri memuriyetten attırıp hapse mahkum ettirdi

BOLD ÖZEL

40 TL’lik deprem yardımı terör faaliyeti sayıldı

21 yıllık noter başkatibi Adem Kara’nın 9 yıl önce yine Elazığ’da meydana gelen deprem için yaptığı bağış, mahkemede karşısına terör faaliyeti olarak çıktı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Elazığ’da önceki gün meydana gelen 6.8 şiddetindeki deprem için önceden önlem alınmaması vatandaşların tepkisine neden oldu. Birçok kişi sosyal medya hesabından “Deprem vergilerimiz nereye gidiyor?” diye sordu. Vergilerin ne yapıldığına dair resmi bir açıklama yok ama gönüllü yapılan deprem bağışları, son 3 yıldır görülen mahkemelerde suç delili olarak dosyalara konuluyor.

2010 yılında meydana gelen Elazığ depremi için kredi kartı ile depremzedelere 8 ay yardımda bulunan Adem Kara, banka dekontlarını 7 yıl sonra mahkemede görünce şaşırdığını söylüyor.

Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanıp cezaevine gönderilen 31 yıllık noter başkatibi Adem Kara, Bank Asya’da hesabı olduğu için örgüt üyesi olmakla suçlandı ve yargılandı. 9 ay hapiste kaldıktan sonra tahliye edilen Kara’nın ‘terör örgütü üyesi olduğuna dair delil, Kimse Yok Mu Derneği vasıtasıyla Elazığlılara yaptığı yardımı gösteren kredi kartı hesap ekstreleri oldu. Kara, “Gördüğümde canım sıkılmış, fotoğrafını almamıştım ama inanmayanlar için çekeceğim.” dedi. 

8 AY 5 TL’DEN YARDIM YAPTIM

Kara “5 TL’den 8 ayda toplamda 40 TL ödemişim. Bank Asya kredi kartı hesap ektresi mahkeme dosyama konulmuş. Kimse Yok Mu Derneği vasıtasıyla yaptığım yardım idi. Deprem maksatlı olduğu ekstrede belli olmuyor. O yıl deprem olmuş ve depremzedeler için bağış kampanyası olmuştu. Bilirkişi bu ödemeyi görmüş ve dosyama konulmuş.” diye konuştu.

İkinci mahkemesinde ağır ceza reisinin kendisine “Bana 5 isim ver, seni serbest bırakayım” dediğini aktaran Kara, “Hakime ’31 yıllık noter başkatibiyim tanıdığım yüzlerce insan var. Ben işimi yaparım. Kimsenin özel hayatını araştırma yetkim yok dedim.” Sonrasında nasıl oldu bilmiyorum, tahliye etti. 4. yıla girdik dijital eşyaların inceleme raporu gelmemesi sebebiyle duruşmalar sürekli erteleniyor. Büyün bunları kitap haline getirdim. “37 Son-Allah Kurtarsın” adını verdiği kitap 153 sahife oldu. Son kontrolleri yapıyorum.” ifadelerini kullandı.

EŞİ KANSER HASTASI

1996’dan 2016’ya kadar Nevşehir Noter Başkatibi olarak görev yapan Adem Kara, Kasım 2016’da tutuklanıp Nevşehir Cezaevine gönderildi. 23 yıllık eşinin de soruşturma geçirdiğini söyleyen Kara “Eşime 2 yıl 1 ay ceza verdiler. Lenfoma kanseri oldu, kemoterapi alıyor. Benim mahkemem devam ediyor. Dayanacak gücümüz kalmadı artık.” diye konuştu.

BAĞIŞLARDA DOLAYI BAŞI BELAYA GİREN GİRENE

Başından geçen olayı sosyal medya hesabında da yazan Adem Kara’nın paylaşımının altına, aynı nedenle soruşturma geçiren birçok kullanıcı yorum yaptı. Halil Erçel “Filistin için 12 SMS atmış idim, gerekçe olarak karşıma çıktı.” dedi. Sami Eren, Afrika’da su kuyusu için 5 TL’lik SMS’nin dava dosyasına girdiğini ve ihraç edildiğini söyledi. @mgg1540 adlı kullanıcı Suriyeliler için attığı 5 T’lik SMS’nin mahkemede karşısına çıktığını ifade etti. @yururdurmazer kullanıcı 2011’deki Van depremine yaptığı yardımdan dolayı aynı duruma düştüğünü söyledi. @ManOFinnocent ise “Benim dosyamda da 500 TL’lik bir onur nişanı var.” diye yazdı.
·

Annesi de kurtarıldı: “Işığı görüyorum. Bak elimi sallıyorum”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Türkiye, makalelerine 1500 atıf yapılan akademisyeni nasıl harcadı?

Hasalettin Deligöz’ün makalelerine yaklaşık 1500 kez uluslararası atıf yapıldı. Ardından KHK’yla ihraç edildi, terörist diye tutuklandı, 21 ay yattı, beraat etti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Geçen ay Türkiye’deki rektörlerin ve akademisyenlerin ‘uluslararası yayın ve atıf sayılarını’ içeren bir araştırma yayınlandı. Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Engin Kardağ’ın yaptığı çalışmaya göre, halen görevi başında olan 68 rektörün uluslararası yayını yoktu, 71 rektörün ise uluslararası atıf sayısı sıfırdı.

Uluslararası makaleleri derleyen Scopus ve Web of Science (WoS) adlı şirketlerin veri tabanlarına dayanarak yapılan bu araştırma günlerce tartışıldı, konuşuldu, sonra da unutulup gitti. Üç yıldır akademisyenlere yapılanlar düşünülünce ortaya çıkan sonuç sürpriz değil. Türkiye başarılı akademisyenlerinin birçoğunu KHK ile ihraç etti, kimini ‘terörist’ diye damgalayarak hapsetti.

21 ay hapis yatan Pamukkale Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölüm Başkanlığı yapan Doç Dr. Hasalettin Deligöz’ün uluslararası alanda makalelerine yapılan atıf sayısı 1478. Üniversitenin kuruluşunda bulunmuş, 19 yıl hizmet etmiş bir isim. Pamukkale Üniverstesinin en başarılı akademisyenleri arasında 8. sıradaydı. Üç yıl (2012-2015) müdürlüğünü yaptığı Pamukkale Teknokent de o yıllarda Ege Bölgesinde ar-ge çalışmalarında birinciydi. Hasalettin Deligöz bütün bu çalışmalarının sonucunda ödül olarak hapsi boyladı!

Cemaat soruşturmaları kapsamında, 2 Ağustos 2016’da Pamukkale Üniversitesinden 44 akademisyen ile birlikte tutuklanarak cezaevine gönderildi. 21 ay sonra, 15 Nisan 2018’de tahliye oldu. Mayıs 2018’de ise hakkındaki iddiaların hepsinden beraat etti. Emeklilik günlerini “Bir Delinin Hayat Serencamesi” adlı kitabını yazarak geçiren Deligöz, yaşadıklarını ve akademik camianın içinde bulunduğu durumu BOLD Medya’ya anlattı:

Hasalettin Deligöz, annesi ve babasıyla birlikte, 20 Ocak 2020, Denizli.

YAZIN ÇALIŞIP KIŞIN OKUDUM

Anadolu çocuğuyum. Denizli’de köyde doğdum büyüdüm. İlkokulu, ortaokulu Denizli’de köyde, liseyi ilçemde, üniversiteyi Konya’da okudum. Bu arada köylü bir çocuk ne yapabilir. Yazın çalışır, kışın okur. Ailemin gelir düzeyi oldukça düşük. Babam ilkokul mezunu, annem cahil. Dört erkek kardeşiz. 1987’de Selçuk Üniversitesinden Kimya Mühendisi olarak mezun oldum.

Daha sonra akademik hayata girmek istedim. Yüksek lisansı kazandım ama asistanlığım olmadı. 2 yıl sonra Selçuk Üniversitesi Kimya Bölümüne araştırma görevlisi olarak girdim. Bir danışman hoca tayin edildi. Gördüm ki hocada ilim var. O da benim gibi bir Anadolu çocuğuydu. Kars’tan gelmişti, bazı sıkıntılar çekmişti. Onunla yola çıktık. Yüksek lisansımı kömür üzerine yaptım. Doktora da hocamla Türkiye’de o zamanlar bilinmeyen polimer kimyası üzerine çalışmaya başladık.

ÜNİVERSİTENİN KURULUŞUNDA BULUNDUM

1995’te doktoramı bitirdikten sonra Denizli’ye geldim. Pamukkale Üniversitesi yeni kurulmuştu. Köyüm, memleketim dedim, buraya hizmet ederim dedi. Tabi yokluklar Konya’da da vardı ama burada hiçbir şey yoktu. Üniversitenin kuruluşunda bulundum. 19 sene hizmet ettim. Oldukça çok çalışma çıkardık. Bilimsellikten hiçbir zaman taviz vermedim. Benimle çalışanlar bunu bilir. Yaklaşık 27 senelik devlet hayatımdan sonra 3-4 yıldır emekliyim. Son olaylardan dolayı da şu anda boştayım.

FAYANS DA DİZDİK, SINIF DA YAPTIK

Her yerde aşağı yukarı kurucu oldum. Çünkü farklı bir yapım var. Kendim organik kimyacıyım. Herkes kimyacıları bomba patlatan, dağıtan, yıkan insanlar olarak bilir ama bizim temel karakterimiz analiz ve sentezdir. Birleştiren, oluşturan, yeni şeyler çıkaran bulan, çıkaranı ortaya koyan… Dolayısıyla bu benim hayatıma da sirayet etti. Evimde , ailemde, bulunduğum iş ortamında hep yenilikçi, hep yapıcı oldum. Dolayısıyla 1995’te geldiğimizde bir hocamız vardı, onunla beraber bölümü kurduk. Yeri geldi laboratuvar yapmak için fayans dizdik. Yeri geldi, sınıf yaptık.

DOKTORA SINAVIMDA ŞAŞIRIP KALDILAR

Doktora savunma sınavım Hacettepe Üniversitesinde olmuştu. Jüri üyeleri dediler ki, “Siz bunu Konya’dan nasıl çıkardınız, nasıl imkanlarınız var?” Yurt dışında yayınlanmış makalelerimin olmasına çok şaşırmışlardı. Bilim alanında bir şey yapıyorsanız dünyanın sizi tanıması lazım. Savunma sınavında 7 makale ortaya koyduğumda hocaların ağzı açıldı. “Biz ODTÜ’de, Hacettepe’de bunu yapamıyoruz, siz nasıl yaptınız?” dediler.

2002 yılında Hollanda’dan uluslararası Journal of Inclusion Phenomena and Macrocyclic Chemistry dergisi mail gönderdi. “25 civarında makaleniz var. Bunları bir başyazı olarak yazar mısınız?” dedi. Böyle bir teklif gelince şaşırdım, korktum da açıkçası. Yardımcı doçentim, dil problemi var ama hiç geri durmuyorum, yazmaya, okumaya çalışıyorum. Hocama durumu anlattım, yol gösterdi, oturdum İngilizce makale yazdım, gönderdim ve yayınlandı. Dolayısıyla benim çalışmaları hep referans göstermeye başladılar ve derken bir popülerite kazandı.

KURU FASULYE MAKALELER!

Yıllarca hocalarımızdan duyduğumuz ‘kuru fasulye’ denen şeyler vardır. Bir makale yazarsınız ama kimsenin işine yaramaz. Bazen de öyle bir şey ortaya koyarsınız ki, Japonya’dan Amerika’ya insanların dikkatini çeker. Şu anda akademik camiada, bilimsel hayatta yaşanan sıkıntılar 70’li, 80’li yıllara benziyor. Bir fabrikaya Ahmet’i, Mehmet’i, Hasan’ı doldur şeklinde. Bir yumurtayı 20 kişi taşıyor. Bilimsellik yok. İnsanlar yaptıkları çalışmaları uluslararası arenada paylaşmıyorlar.

Makale yazmak da yetmiyor. Bir de Review dediğimiz bir olay var. Yazılan makaleleri toplamalısınız ki, o konuda Author olabilesiniz. Böylece dünya sizi belli bir noktaya oturtuyor ve artık sizden referans almaya başlıyor. Hollanda’daki dergi için 70 civarında uluslararası makaleyi karşılaştırdım. 30 civarında kendi makalemi de ekledim. Bu çalışmadan sonra bu konuyla ilgilenen uluslararası tüm akademisyenler o konuyu bu makale üzerinden konuşmaya başladı. Benim üzerime dikkat çekti. Benim çalışmalarımı hep referans göstermeye başladılar.

 

HASALETTİN DELİGÖZ’ÜN ATIF SAYISI VE MAKALELERİ BU LİNKTE GÖRÜLEBİLİR

64 MAKALE,  1478 ATIF

Konu Polimer kimyasıydı. Polimer kimyasının bilimsel alanlarda kullanımlarını ortaya koydum ve şu anda o konu üzerine hep bana atıf alıyor. Hindex dediğimiz yayın atıf oranı vardır. Asıl bilimsel kriter odur. Bilim dünyasında sizin değerinizi ona göre ölçerler. Benim h-index sayısı 22’dir. Web of Science ve Scopus baktığınızda vardır.

Yayınlanmış ortalama 64 civarında makalem var. İhraç edilmeden önce 10 tanesi de incelemedeydi. Onların akıbetlerini bilemiyorum, çünkü mail adreslerim değiştiği için. Bu 64 makaleme, sanırım 3-4 tanesi 100’ün üzerinde, diğerleri de 100’ün hemen altında olmak üzere 1800 civarında atıf olması lazım. Türkiye’de insanlar başarılı oldukları zaman merhum Menderes’ten başlayalım bir şekilde cezalandırılıyorlar diye düşünüyorum.

TEKNOKENT EGE BÖLGESİNDE 1 NUMARA OLDU

2012 yılında önüme Pamukkale Teknokent Müdürlüğü çıktı. Orası üniversiteden farklı bir konumdu. Amerika 1956’da silikon vadisini kurmuş, Türkiye bu konuda biraz geri kalmıştı. Teknokent’in yapılmasından içindeki firmalara kadar pek çok ar-ge insanını, yenilikçi şirketi oraya topladım. Yaklaşık 100 civarında firma toplayınca bakanlığın dikkatini çekti, Ege Bölgesinde bir numara oldu. O zamanki Bilim Sanayi Teknoloji Bakanı “Hasalettin bey siz artık Aydın, Denizli ve Muğla Bölgesini de tarayarak oradaki insanların ar- ge yapmasını sağlayacaksınız” dedi. Üç sene bunlarla uğraştım ama çok yorucuydu.

BENDEN SONRA KOLTUĞA REKTÖR OTURDU, ASTRONOMİK MAAŞLAR VERİLDİ

Müdürlük yaparken zannettiler ki ben astronomik rakamlarla maaş alıyorum. 1500 TL maaş alıyordum oysa, yönetim kurulu öyle takdir buyurmuştu. Benden sonra Teknokent’in koltuğuna rektör oturdu. Teknokentler direkt bakanlığa bağlıdır. Buralara böyle idareci kişilerin oturmasını istemiyorlar. Akademisyen bile istemiyorlar. Özellikle ticari mantığı olan, fikirleri pazarlayabilecek insanlar istiyorlardı. Benden sonra rektör oturmuştu ve 9 bin 500 TL maaş alıyordu. Arada çok büyük bir uçurum var.

BAŞARILI ÖĞRETİM ÜYELERİ ARASINDA 8. SIRADAYDIM

15 Temmuz günü ben köydeydi. Kayınpederimin bağı var, oradaydık. Olaydan bir hafta sonra cuma günü sarı zarf ile görevden uzaklaştırıldım. 15 gün sonra ise gözaltına alındım. 21 ay Denizli Kocabaş Cezaevinde kaldım. İlk mahkemem bir sene sonra görüldü. O günlerde Denizli’nin yerel bir gazetesinde “Pamukkale Üniversitesinin başarılı öğretim üyeleri” diye bir haber çıkmıştı. Savunmamı yaparken o gazeteyi gösterdim.

900 öğretim üyesinden 60 başarılı öğretim üyesini uluslararası kriterlere göre listelemişlerdi. Ben 8. sıradaydım. Ve bu 60 kişiden 34’ü o anda tutukluydu. Hakkımdaki iddianame bomboştu. Ali Aydın isimli biriyle yemek yediğim için yargılanıyordum. Tamamen bir tiyatro, senaryoydu. Savcı bir sene sonra ‘yapılan alan araştırmasında böyle bir şahıs yoktur’ dedi. Buna rağmen yine 9 ay daha hapiste kaldım. Sonra da beraat ettim.

Hayatımda hiçbir zaman hiçbir örgütle ilişkim olmadı. Üniversiteyi babamın kazancıyla okudum, kendim ev tutarak kaldım. Ne yurtta ne öğrenci evinde. Üniversitede okurken garsonluk yaptım, 2002’de üç ay İngiltere’de İngilizce kursuna katıldım. Devlet bana bir kuruş destek vermedi. Orada da çalıştım, pizza yaptım. Öyle çalışarak kazandım bugünleri.

KOĞUŞTA KİŞİ BAŞINA 2.1 METREKARE ALAN DÜŞÜYORDU

Cezaevi ortamı oldukça sıkıntılıydı. 4 kişilik koğuşta 11 kişiydik. İnşaatçı arkadaşlar vardı. Yaptıkları hesaplamaya göre kişi başına 2.1 metrekare alan düşüyordu, küp olarak da 2.3 metreküp hava almanız gerekiyor. Tabi orada birbirinize dayanmanız gerekiyor. Kokoreççisi, beyaz eşyacısı, tapucusu, imamı derken değişik değişik insanlar var.

Üç koğuş yan yanaydı. Her hafta 33 kitap okunuyor ve insanlar okuduklarını birbirleriyle paylaşıyorlardı. Tekrar bir eğitim hayatı oldu benim için. Onun dışında büyük sıkıntılar oldu. Ama bizim gibi insanlar ne hikmetse bu sıkıntıları devlet, millet zarar görmesin diye söylemezler. 21 ayı orada çoluk çocuk, aile özlemiyle geçirmiş olduk. 15 Nisan 2018’de tahliye oldum.

Pamukkale Üniversitesi dosyasında 115 kişi yargılanıyordu. Mayıs 2018’de bizim dosyada 48 kişi beraat etti. Zaten çoğunluğun da hep boş iddialar vardı. Mahkeme başkanı ilk duruşmalarda dillendirdi, bu ağır cezalık değil, idari birkaç kişinin problemi diye. Ama 115 kişi orada değişik iftiralarla, karalamalarla yargılandı, ülke boşuna zaman harcadı.

Üç yıldır hücrede tutulan bir akademisyen…

Erdoğan’ın uçağında yüzünü gizleyen Ahmet Hakan sosyal medyanın dilinde

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

4. evre kanserli tutuklu yoğun bakıma kaldırıldı, hala tahliye edilmedi

20 gün önce 4. evre karaciğer kanseri teşhisi konulan KHK’lı mühendis Abdülazim Özdemir, Bandırma Devlet Hastanesinde yoğun bakıma kaldırıldı. Özdemir’in durumu kritik…

BOLD ÖZEL – 4. evre kanserli tutuklu Abdülazim Özdemir, Bandırma Devlet Hastanesinde yoğun bakıma alındı. Müvekkilinin sağlık durumunun kritik olduğunu söyleyen avukatı, Özdemir’in dosyasının Yargıtay tetkik hakiminin önünde beklediğini ifade etti.

KEMOTERAPİ BAŞLADI

Eşi de tutuklu olan Abdülazim Özdemir’in ailesi, maddi durumu olmadığı için hasta oğullarının yanına gidemiyor. Mahkum odasında refakatçi olmadan tek başına bırakılan Özdemir’in avukatı “Abdülazim bey Bandırma Devlet Hastanesine yatırılmış, kemoterapiye başlanmıştı. BU akşam üzeri ise yoğun bakıma alındı. Dilekçemiz Yargıtay’da. Tetkik hakiminin önünde, tahliye kararı bir türlü çıkmıyor. Durum acil. 1 saat beklenmemesi gerekiyor” diye konuştu.

KHK’LI BİR MÜHENDİS

ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu olan Abdülazim Özdemir, Kalkınma Bakanlığında mühendis olarak görev yaparken Eylül 2016’da çıkarılan 672 sayılı KHK ile ihraç edildi. Daha sonra Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanıp Ankara Sincan Cezaevine gönderildi. 14 ay tutuklu kalan Özdemir, çıkarıldığı son mahkemede 6 yıl 3 ay ceza verilip tahliye edilmişti. Dosyası 1,5 yıldır Yargıtay’da bekletiliyordu. Fakat Mart 2019’da tekrar tutuklanıp Bandırma 1 No’lu T Tipi Cezaevine gönderildi.

EŞİ GERGERLİOĞLU’NDAN YARDIM İSTEMİŞTİ

20 yıllık matematik öğretmeni eşi Emir Özdemir de 10 aydır Keskin T Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu. Cemaat soruşturmaları kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezası aldı. Onun da dosyası Yargıtay’da bulunuyor. 5, 9 ve 15 yaşlarında üç kız çocuğu sahibi olan Özdemir çiftinin çocuklarına 80 yaşlarındaki dede ve babaanneleri bakıyor. Emir Özdemir, eşinin durumunu HDP milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup yazarak anlatmış ve yardım istemişti.

KHK’lı mühendis cezaevinde kanser oldu: 4. evrede olmasına rağmen tahliye yok!

 

Okumaya devam et

Popular