Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Polisin belini kırdığı Zeycan Balcı: Sahipsiz bırakılırsak o polis aklanabilir

Polisin tekmelerle adliye önünde belini kırdığı avukat Zeycan Balcı, kendisine saldıran polisin kimliğini tespit sürecini ve verdiği mücadeleyi BOLD’a anlattı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL- Türkiye’de herkes, her an, her yerde polis şiddetiyle, işkenceyle karşılaşabiliyor ama hakkında soruşturma açılabilen, mahkemeye getirilen, ceza alan güvenlik görevlisi çok az. Son üç yıldır ise neredeyse yok gibi.

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi 22 avukatın yargılandığı davanın 30 Mart 2016’da görülen duruşması sonrasında, meslektaşlarına destek olmak için adliye önünde oturma eylemi yapan avukatlara polis müdahale etmiş, avukat Zeycan Balcı Şimşek’in aldığı tekme darbeleri sonrası beli kırılmıştı.

Şimşek, şahitlerin ve kameraların gözü önünde darp ile yapılan bu işkencenin sorumlularına karşı üç yıldır hukuk mücadelesi yürüttü ve nihayet kimliği tespit edilen Murat A. hakkında soruşturma başlatabildi.

Şimşek’e tekme atarak sakat bırakan polis memuru Murat T., 9 Aralık’ta İstanbul 22. Asliye Ceza Mahkemesi saat 09.30’da, “yaralama, kemiklerin kırılmasına sebep olacak şekilde kasten yaralama, zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması” suçlarından yargılanacak.

ONUNLA YÜZLEŞMEK İSTİYORUM

“Onunla yüzleşmek istiyorum ve ceza alması için elimizden geleni yapacağız” diyen Şimşek hasta haliyle hiç vazgeçmeden sürdürdükleri hukuk mücadelesini BOLD’a anlattı.

İki çocuk sahibi 36 yaşındaki genç avukat, adli tıbbın verdiği rapora göre sakat kalmış durumda. Yüzde 24 oranında malûliyet yani işten güçten yoksun kaldığını tespit edildi. Şimşek, sadece hukuk mücadelesi vermiyor, bozulan sağlığını geri kazanmak için de çabalıyor:

“Belimde iki kırık var. Kırıklar kasa saplandı ve o yüzden ameliyat yapılamadı. Felç kalma durumu olacağı için. Yaşam kalitem çok düştü. Çok ağrı var. Sürekli bir ağrı ile baş etmek zorundayım. Hastane çok ilaç kullandırdığı için bu arada ilaç alerjisi oldum. Sürekli eğilme ihtiyacı duyuyorum. Çok yürümek, ayakta durmak, araba kullanmak… Önceden 6 saat araba kullanırdım, şimdi bir saat kullanamıyorum. Gün içinde yorulduğumda korkunç bir ağrı oluyor, uyuyamıyorum. Ama yapacak bir şey yok, bununla baş etmek zorundasın diyorlar.

20 DAKİKADA 300 İĞNE YAPILIYOR

Arada fizik tedavi görüyorum. Arada nöral tedavi oluyorum, tüm vücuduma 20 dakikada 300’e yakın iğne yapılıyor. 6 ayda bir bu tekrarlanıyor. Akupunktur iğneleriyle ağrı kesici ve çeşitli ilaçlar enjekte ediliyor, bütün vücudum morarıyor. Uyutmadan yapıyorlar. Tabi ki iyi geliyor. Ağrılar arttığında aletli plates önerdiler, onu yapıyorum. Yine de yürüyebiliyorum çok şükür.

3 YILDIR ÇOCUĞUMU KUCAĞIMA ALAMIYORUM

Önceden çok yoğun çalışıyordum, artık çok az iş yapabiliyorum. Biri 1,5 yaşında olmak üzere iki çocuğum var. O tarihten itibaren hiç kucağıma alamadım. Uyuduğunda bir yerden yere götüremiyorum. Alışveriş poşeti dahil hiçbir şey taşıyamıyorum. Belim kırıldı ama hayatımı da mahvettiler. Ben iki doğum dışında hiç doktora gitmeyen bir insandım. Hiçbir hastalığım yoktu. 3,5 yıldır sürekli hastane süreçleriyle uğraşıyorum.”

AYLARCA GÖREVLİ POLİSLERİN LİSTESİNİ BEKLEDİK

Şimşek, meslektaşı İbrahim Ergün ile birlikte yürüttükleri süreçte emniyet müdürlüğü, savcılık, bilirkişiler arasında sabrı zorlayan bir mücadele verir:

“Her aşaması çok zordu bu sürecin. İlk önce Emniyet Müdürlüğü görev listesini göndermedi. Savcı liste gelmediği sürece benim yapabileceğim bir şey yok, kim olduğunu tespit edemiyoruz dedi. O gün görevli olan polislerin listesini almamız aylarca sürdü. O geldi, bu defa fotoğraftan teşhis yapmak için fotoğrafları yollamadılar. Çok ciddi ve ısrarlı bir süreç geçirdik. Bu arada 6 kez savcı değişti. Ve her bir savcının dosyayı ele alması 2-3 ay sürdü. Meslektaşlarımız resmen kapıda yattı. Sürekli taleplerde bulundular. Sürekli rapora gönderilmesini istediler. Polis memurunun fotoğraftan teşhisi çok zor oldu. Savcılık bunu tespit edecek bilirkişi bulamadı. Birçok bilirkişi yanaşmak istemedi. Birkaç bilirkişiye verildi, onlar dosyayı iade ettiler. En son bütün basındaki kamera kayıtlarını tek tek incelettik, bilirkişilerden yardım aldık, tek tek fotoğrafları bastırıp savcılığa sunduk. Savcılık emniyete yazdı ve emniyet nihayet kişinin ismini yolladı.”

Zeycan Balcı Şimşek, o polislere emir veren amirleri hakkında da suç duyurusunda bulunduklarını ama takipsizlik kararı çıktığını ifade ediyor:

“Sadece memura dava açıldı. Biz emri veren bütün amirler hakkında suç duyurusunda bulunmuştuk. Diğerleri hakkında takipsizlik çıktı. Bir yargılamadan, cezalandırmadan söz ediyoruz ama bir aklanma da söz konusu. Emri verenler aklanmış oldu. Anayasa Mahkemesine başvurduk, bunlar da yargılanmalıdır diye. Olay kamuoyunun ve basının gözü önünde olduğu için ve ısrarlı bir süreç yürütüldüğü için bir polise dava açılmış oldu.”

Bu süreçte karşı taraf da boş durmaz. Savcı, Zeycan Balcı Şimşek ve diğer avukatlara polise mukavemetten dava açar. Ancak davaya takipsizlik kararı verilir:

“Çağlayan Adliyesi önünde herkes basın açıklaması yapar, orası bunun için kullanılan bir alandır. Açıklama 1-2 dakika sürer biter. Savcı da, barolar da, avukatlar da herkesin kullandığı bir yer. Adalet nöbetleri iki yıl boyunca her hafta orada gerçekleştirildi. Savcı bize orada polise mukavemet gösterdik diye dava açtı. 2911. maddeden bu davaya takipsizlik verildi. Çünkü burası basın açıklaması alanıdır, yasal bir yerdir denildi. Görmüşsünüzdür, ben oturuyorum ve kalkamıyorum zaten. Çünkü cübbeme basıyorlardı. Ne kadar kalkmaya çalışsam beceremedim ve en sonunda tekmeleye tekmeleye aşağı indirdiler. Kayıtların tamamını izlediğimizde, öndeki polislerin meslektaşlarımızı ellerinden tutup dansa kaldırır gibi kaldırdıklarını gördük. Bir olay yok, polise karşı bir saldırı yok. Ama bizi arkadan tekmeleyerek işkenceyle almaya çalıştılar. Sistematik bir işkenceyle belimin kırıldığını düşünüyorum ve o yüzden de çok uğraştık, çok mücadele ettik.”

SAHİPSİZ BIRAKILIRSAK AKLANABİLİR

Şimşek bu tür davalarda kamuoyunun ve basının ilgisini önemli olduğunu vurguluyor ve herkesi desteğe çağırıyor:

“Aklanabilir, bunu zaman içinde göreceğiz. Sahipsiz bırakılırsak aklanabilir. Eğer aklanırsa Anayasa Mahkemesi ve AİHM’ne başvuracağız. Ceza alması için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Bu sadece bana yapılmış bir şey değil. Hem avukatlık mesleğine, hem avukatlara yapıldı. Ben 1.55 boyundayım, 1.95 boyundaki polis saldırıyor. Bir devlet şiddetidir bu. Hem devlet, hem erkek şiddeti. Oturan bir kadını tekmeleyerek öldüresiye dövüyorsunuz. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Hem kadınları hem toplumsal muhalefeti destek olmaya çağırıyoruz. Sanık polis mahkemeye getirilmeyecekse getirilmesini talep edeceğiz. Eğer SEGBİS ile katılacaksa da SEGBİS’in yapıldığı mahkemeye gideceğiz. Orada olmak istiyoruz. Çünkü kendisiyle yüzleşmek istiyorum. Onun da beni görmesini istiyorum.”

Tekme atarak avukat Zeycan Balcı’nın belini kıran polis 3 yıl sonra yargılanacak

BOLD ÖZEL

AKP’nin sosyal adaleti yok: Sondan ikinci olduk!

Türkiye ve dünya gündeminin öne çıkan haberleri Safa Kalender ile Bold Medya Ana Haber’de… Türkiye borç batağında… BOLD

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Alman vatandaşına Türkiye’de ağır işkence

Almanya’nın acil pasaportla Türkiye’den çıkardığı Erdem Can’ın babasına işkence yapıldığı, doktor eşliğinde duruşmaya çıkartıldığı ortaya çıktı. İşte ailenin yaşadığı dehşet.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 17 yaşında gözaltına alınan ve Alman Konsolosluğunun verdiği acil pasaportla Türkiye’den çıkartılan Erdem Can’ın babasının işkence gördüğü ve Almanya’nın kararında bunun etkili olduğu ortaya çıktı.

Ailenin Çorum’da yaşadıklarını Erdem Can’ın Almanya tarafından Türkiye’den çıkartılmasıyla ilgili haberimizin ardından bugün baba Ahmet Can’a yapılanları yayınlıyoruz.

Halen Çorum Cezaevinde tutuklu bulunan Ahmet Can, Nisan 2019’da gözaltına alındı.  Can ve eşi evlerinin içinde çıplak aramaya zorlandı ardından Çorum Kaçakçılık ve Organize Şube’ye (KOM) götürüldü.

32 yaşındayken Akdeniz anemisi teşhisi konulan ve bu yüzden tekniker olarak görev yaptığı Alman Demir Yollarından (Deutsche Bahn) emekli edilen Ahmet Can’a (49) 8 günlük gözaltı sürecinde işkence yapıldı.

Ahmet Can, gözaltı sürecinde üç kez krize girdi, KOM Şube’ye iki kez ambulans çağrıldı, bir kez de hastaneye götürüldü. Sorgu sırasında “Ben Alman vatandaşıyım, beni sorgulayamazsınız” diyen Ahmet Can’ın bu uyarısından sonra avukatı aracılığıyla Alman Konsolosluğu devreye girdi ve serbest bırakıldı. Ekim 2019 sonunda, atak geçirdiği sırada imzalatılan 250 sayfalık ifadesini reddettiği için tekrar tutuklandı. Ahmet Can’ın gözaltında yaşadıklarını oğlu Erdem Can anlattı:

BU AHMET CAN HAYIR KURUMU MU?

Babam Alman’ya iki yaşında gelmiş. Dedem gurbetçi, maden işçisi. Bana Duisburg’ta Deutsch Bahn’da tekniker olarak görev yapıyor. Fakat 32 yaşında hastalığı nedeniyle emekli ediliyor. Babamı Cemaat soruşturmaları kapsamında tutukladılar ama bir cemaat geçmişi yok. Hatta bildiğim kadarıyla Süleyman Efendi Cemaati kökenli. Orada yetişmiş ama daha sonra bir bağı olmamış.

Babam yardımsever bir insandır, kapısına geleni geri çevirmez. Babamın tek suçu bu süreçte zor durumdaki mağdur insanlara yardım etmek! Babamı ‘neden onlara yardım ettin’ diye sorguladılar. Hatta hakim, ‘Bu Ahmet Can hayır kurumu mu’ demişti. Önce babamın telefonunu dinlemişler, nisanın sonunda Ramazana 1 hafta kala baskın yaptılar, sabah 6’da. Yumruklarla kapıya vuruyorlar, hatta kapıyı kırmak için aletleriyle geliyorlar. Kapıyı geç açanların kapılarını kırmışlar. 6-7 polis gelmiş. Bağırma, hakaret, küfür… Biz sizin neler karıştırdığınızı biliyoruz, siz şusunuz, siz busunuz, yakaladık sonunda sizi gibi ifadeler…

Kız kardeşim çok korkmuştu. Çıplak aramadan sonra evi talan ediyorlar. Herkes şok oldu. Bütün her şeyi indirmişler. Şampuanlarımızı dökmüşler, pirinçlerin, şekerlerin içine ellerini sokmuşlar. Babamın saat koleksiyonu vardı. Onu da vergi dairesine bildirmişler, telefon kaçakçılığından. Nokia kullanılamaz telefon bulundu yazıyor, bunlar telefon kaçakçılığı yapıyor diye bir de o davamız var.

Çorum’daki yerel gazeteler ve A Haber’de babam Alman olduğu için ‘4 ay önce yurt dışından geldiler, yeni yapılanma kurdular, biz operasyon yaptık’ gibi şeyler yazılmış. Bunlar doğru değil tabi. Biz zaten Çorum’da yaşıyorduk. Hatta babam 130 tane telefon getirmiş, program yüklüymüş. Babam emniyette ‘neden böyle yapıyorsunuz’ soruyor, onlar da medyanın abartması diyor. Medyaya onlar haber veriyor sonuçta.

GÖZALTINDA ÇOK KÖTÜ ŞEYLER YAPILDI

Babama gözaltında çok kötü şeyler yapıldı. Şöyle söyleyeyim, üzerinde kapşonlu bir sweetshirtü, içinde de beyaz atleti vardı. Tişörtün rengi ona geçmiş. Eşyaları eve gelince şok geçirmiştik, baba sana ne yaptılar dedik. ‘Çok kötüydü, hiçbir şey hatırlamıyorum, beni sürükleyerek götürdüklerini biliyorum’ dedi sadece.

Kolunda serumla bir ara uyumuş. Ayağına vurup uyandırmışlar. 3-4 gün sorguya sabah 10’da alıyorlar, gece 3’te bırakıyorlar. Çok bir şey hatırlamadığını söyledi. Zaten sürekli atak geçiriyor. 4 günde 64 kilodan 58’e düşüyor. İki kere ambulans çağırmışlar, bir kere de sorguya sağlık ekibi geliyor. Yani göz altındayken 3 kere doktor gördü.

EMNİYETTEKİ GÖRÜNTÜLERİ İSTEDİK, MAHKEME REDDETTİ

Akdeniz anemisi hastalığının atakları oluyor. Stres en büyük tetikleyicisi. Atak geçirirken ağır uyuşturucular veriliyor. Mesela karın ağrısıyla başlıyor, iki büklüm oluyor, nefes alamıyor. İlk günlerde ilaçlarını kullanamamış babam. İlacını kullanmayı bir gün bıraksa atak hemen gelir. Her gün iki sabah, iki öğlen, iki de akşam olmak üzere ilaç alıyordu. Kullandığı ağrı kesiciler ağır olduğu için bilinç kaybına sebep oluyor. Mesela bağırsağına sancı girdiğinde belirtisi bağırsak kanseri gibi oluyor. Avukatımız mahkemeden emniyetteki görüntüleri istedi, mahkeme reddetti.

HASTANEDEN ÇIKARTILIP BİR DOKTOR İKİ HEMŞİREYLE DURUŞMAYA GETİRİLDİ

Babam orada yaşadıklarından sonra bir daha toparlayamadı. Hep acile götürdük. En son midesine vurup da bir şey yiyemeyince hastaneye kaldırmak zorunda kaldık. İkinci mahkemesine 4 gün kalmıştı, babam yine atak geçirdi, hastaneye yatırdık. Mahkemeye gidecek durumda değildi. Hatta doktor ben bu şekilde bu hastayı gönderemem dedi. Çorum Özel Hastanesi. Mahkeme hastaneden babamın duruşmaya gelmesini talep etti. Ve hastane de babamı gönderdi. Mahkeme salonuna bir kolunda avukatı, bir kolunda annem iki büklüm halde gitti. Hakim bir-iki soru sorduktan sonra babam zaten kendinden geçti. Ambulans çağırmak zorunda kaldılar.

Emniyetteki ifadeni kabul ediyor musun diye sordular, O da etmiyorum diyor. Babamın ifadesine, ’15 Temmuz’dan sonra biz onu öğrencilerle ilgilensin diye görevlendirdik’ gibi bir şey eklemişler. Babam atak halindeyken evet veya hayırdan başka bir şey söyleyemiyor, o ifadesine yazılanları reddettiği için şu an tutuklu zaten. Ondan sonra tekrar ambulans geldi, tekrar hastaneye gitti. Sonra bir daha yazı yazdılar. Bir doktor iki de sağlık personeli, yanında tekrar mahkemeye çağırdılar. Aynı gün içerisinde oluyor bu. Babam ‘Ben emniyette bu haldeydim. Bana 250 sayfa imzalattılar, hiç birini hatırlamıyorum” dedi. Eğer babam emniyetteki ifadesini kabul etseydi, hiç ceza almadan, hatta savcı koruma istersen koruma da verebilirim demiş, bunu bile teklif ettiler.

Sonra hakim sorguyu kesmek zorunda kaldı. Tekrar hastaneye götürüldü. 1-2 gün daha hastanede yattıktan sonra çıktı. O hastane de bize çok kızdı. Ben sizin böyle olduğunuzu bilseydim kesinlikle kabul etmezdim dedi.

KONSOLOSLUK MAHKEMEYE HEYET GÖNDERDİ

İlk gözaltına alındığımızda babam beni sorgulayamazsınız demiş. Neden demişler. Cenevre Anlaşmasına göre, ben yurt dışı uyrukluyum, sizin önce Alman Konsolosluğundan izin almanız gerekir. Çok büyük suç işlersiniz ve ben sizi dava ettiğimde sıkıntıya girersiniz, demiş. O zaman aradılar, konsolosluk devreye girdi. Avukatımızı her hafta aramaya başladılar. Gözaltından sonra Ankara’ya bizi çağırdılar. Avukatımızla gittik, bütün başımızdan geçenleri anlattık. Alman bir avukat hepsini not etti. Avukatımıza bizi her konuda bilgilendirmeniz gerekiyor dedi. Hastane raporlarını da istediler, cezaevine babamı ziyarete gideceklerini söylediler. Konsolosluk 2. mahkemeye bir Alman ve 1 Türk olmak üzere bir heyet gönderdi. Babam belli aralıklarla kan tahlili, idrar tahlili yaptırması lazım ve şu anda 14 kişilik koğuşta 38 kişi kalıyorlar.”

TUTUKLANMA GEREKÇESİ: YARDIM

Alman vatandaşı Ahmet Can’a önce Hizmet Hareketi mensuplarına yardım ettiği gerekçesiyle, ardından örgüt üyesi olduğu iddiasıyla dava açıldı. Serbest bırakıldıktan sonra 3 kez mahkemeye çıkan Can, 25 Ekim 2019 tarihindeki son mahkemede sorgu esnasında alınan ifadesini reddettiği için tekrar tutuklanarak 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası İstinaf Mahkemesinde.

Ahmet Can’ın gözaltındayken giydiği tişörtü.

 

Almanya 17 yaşındaki genci acil pasaportla Türkiye’den çıkardı

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Almanya 17 yaşındaki genci acil pasaportla Türkiye’den çıkardı

Erdem Can, işkence mağduru bir ailenin oğlu. Ailesiyle gözaltına alındı. Yaşadığı dehşet üzerine Almanya devreye girip yeşil pasaportla Türkiye’den çıkardı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Nisan ayının sonunda 17 yaşındaki Erdem Can, anne ve babasıyla birlikte gözaltına alınarak kelepçelendi. Çorum Terörle Mücadele Şubesi’ne götürülen Erdem Can’ın babası işkence gördü, kendisi ise işkenceye varan uygulamalarla karşılaştı. Almanya doğumlu olan Can için Almanya Konsolosluğu devreye girdi ve yeşil pasaportla acilen Türkiye’den çıkardı. Almanya’nın hemen oturum verdiği Can, hem gözaltında yaşadıkları hem de ailesine yapılanlar yüzünden koruma altına alındı.

AİLEMİ BENİMLE TEHDİT ETTİLER

Yeşil pasaportun çok zor verilen bir pasaport olduğunu söyleyen Erdem Can, “14 saat gözaltında kaldım. Yere yatırdılar, ağır hakaretler ve küfürler ettiler, kelepçe taktılar. İfademi yalnız aldılar. Kanunlara göre kelepçe takmamaları gerekiyor. 17 yaşında olduğum için ifademi de psikolog ve avukat eşliğinde alınması lazım. Bunları yapmadılar. Ailemi benimle tehdit ettiler. Çocuğunu yetimhaneye vereceğiz şeklinde tehditler savurdular. 18 yaşına gelince tutuklanacağımı söylediler. Bu şekilde daha çok kırıcı sözler, onları söylemek istemiyorum. Bunlar hakkında dava açtı avukatımız. Ama Çorum’da polisler kendi aleyhine olan bütün dosyaları kapattırıyorlar.” dedi.

6 EVE BİRDEN BASKIN

Telefonlarına, bir miktar paralarına, babasının saat koleksiyonuna el konulduğunu ve geri verilmediğini söyleyen Erdem Can, geçtiğimiz Ramazan ayına bir hafta kala Çorum’da 6 eve birden yapılan baskında gözaltına alındı. O gün bir arkadaşının evine misafirliğe gitmişti. Sabah 6’da polisler geldi, kendisiyle birlikte dört kişiyi yere yatırdı. Ağır hakaretlere ve küfürlere maruz kaldılar. Ev darmadağın edilerek arandı. Aynı anda Can ailesinin evine de baskın yapılmış, annesi, babası çıplak aramadan sonra gözaltına alınmıştı.

ÖNÜME BİR PARÇA EKMEK FIRLATTILAR

Erdem Can dedesinin “o daha çocuk” çırpınışları üzerine 14 saat sonra serbest bırakıldı. Fakat emniyette kendi yaşıtı bir arkadaşıyla birlikte kaldığı odada kötü muamele gördü: “Beni arkadaşımla birlikte bir odaya attılar. Kapalı bir oda. Nezarethane değildi. Bir süre kendimi toparlayamadım, tam darp diyemesem de benzer şeyler yaşadım. Dalga geçtiler benimle. Çok fazla duygu istismarına uğradım. Sözle çok taciz ettiler. Aşağılayıcı kelimeler, küfürler… O odada uyumaya çalıştım, soğuktu, iki camı vardı. Camı bilerek kapattırmadılar. Kapatmayacaksın, dediler.”

Bir polisin “Yemek yer misin?” diye sorduktan sonra önüne bir parça ekmek fırlattığını söyleyen Can o an psikolojisinin çöktüğünü anlattı: “Ben haliyle açım. 12 saat olmuştu. Hala ne yemek ne su vermemişlerdi. Tuvalete izin vermiyorlar. Bir polis önüme ekmek fırlattı. Bu çok kötüydü. Ciddi anlamda çöktüm.”

‘EVDE 14 SİLAH VARDI DEDİ’ DİYE İFADEME YAZMIŞLAR

Söylemediği bilgilerin ifadesine yazıldığını belirten Can, “İfademi alırken ‘Evde kaç silah var’ diye sordular. Silah yok dedim. Aradılar, bulamadılar bir şey zaten. Sürekli kafa karıştırıcı sorular soruyorlar. Kalakalıyorsunuz. Ondan sonra bildiğini yazıyor. Ben mesela ifademi okuduğumda evde 14 silah var demişim, oysa ki öyle bir şey demedim. Düzelttirdim onu. Bir bilinçsizlik yapıp okumamış olsaydım o şekilde kalacaktı. Ayrıca senin babanın Hizmet Hareketiyle bağlantısı ne? Siz kimsiniz? Neler yapıyorsunuz? Faaliyetleriniz neler? şeklinde sorular sordular. Yani sanki gerçekten terör örgütüyle uğraşmışım gibi beni yargıladılar. Polisler konuşurken ‘buna napıcaz’ dediler benim hakkımda, ’18 yaşından küçük olduğu için çok fazla bir şey yapamıyoruz’ dediler.” diye konuştu.

TAKİP EDİLDİM

Serbest bırakıldıktan sonra 8 gün tek başına yaşamak zorunda kalan Erdem Can, takip edildiğini de söyledi: “Sürekli aynı kişiyi görüyordum. Takip edildiğim şuradan da belli, babam ifade verirken, senin oğlun şunları yapıyordu. Biz görüyorduk, biliyorduk, denilmiş. Annem-babam nezaretteydi. Biz kız kardeşimle birlikte dışarıda tek başımıza kaldık. Babaannem yaşadıklarımızı anlamadı. Kardeşimin psikolojik sıkıntıları oldu. Kardeşimi bir aile yakınımızın yanına gönderdik. Ben evde tek başıma kaldım. 8 gün sonra ailem gözaltından çıktı. Ama sonra babam tekrar gözaltına alınıp tutuklandı.”

BAĞLAMA ÇALIYOR, TÜRKÜ SÖYLÜYOR

2002’de Almanya Dinslaken şehrinde dünyaya gelen Erdem Can, 3 yaşındayken ailesiyle birlikte Türkiye’ye döndü ve orada büyüdü. Görüştüğümüzde olayların etkisini hala üzerinden atamamıştı, kelimelerini çok zor toparlıyor ve sürekli uzaklara dalıp gidiyordu. “Daha çok şey yaşadım da hepsini unuttum. Unutmak istediğim şeyler vardı.” diyor.

Olaylardan bu kadar etkilenmesinde sanatçı kişiliğinin de etkisi büyük. Çorumlu bir bağlama üstadından ders alan Erdem, hem çalıp hem de türkü söylüyor. Alevileri çok sevdiğini ve bu yüzden bağlamaya merak sardığını belirtiyor. Yaşıtlarından farklı olarak Pir Sultan Abdal’dan, Muharrem Ertaş’tan, bozlaklardan bahsediyor. Uzun hava sevdiğini anlatıyor.

Erdem Can, 22 Şubat 2002’de Almanya Dinslaken’de dünyaya geldi.

ALMAN YETKİLİLERE ÇAĞRI

Hem Türk hem Alman vatandaşı olan Erdem Can, 22 Şubat 2020’de 18 yaşını girince Alman kanunları gereği iki vatandaşlıktan birini seçmesi gerekecek. Alman vatandaşlığına geçmek istediğini söyleyen Erdem Can, üç hafta önce ikinci kez tutuklanıp Çorum Cezaevine gönderilen babası için Alman yetkililere çağrıda bulundu:

“Beni buraya getirdiğiniz ve korumaya aldığınız için çok teşekkür ederim. Demokratik bir ülkede yaşamak ve burada iyi bir eğitim almak istiyorum. Biz 4 kardeşiz. İki abim burada okuyor ve ben de onlarla kalıyorum ama babam zor durumda. Hala Çorum Cezaevinde. Gözaltındayken işkence gördü. Babam sadece insanlara yardım ettiği için yargılanıyor. Hakkında bir örgüt üyesi olduğuna dair delil yok. Ellerinde hiçbir şey olmadan babamı tutuyorlar.”

Erdem Can, 7 ay önce Cemaat soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan babası hakkında bilgi almak için kendisinin de alıkonulduğunu belirtti. Önce Hizmet Hareketi mensuplarına yardım ettiği gerekçesiyle, sonra da örgüt üyesi olduğu iddiasıyla 3 hafta önce ikinci kez gözaltına alınan ve bu kez tutuklanan baba Ahmet Can, 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası şu an İstinaf Mahkemesinde.

YARIN

  • AKDENİZ ANEMİSİ HASTASI BABA AHMET CAN’A ÇORUM KOM’DA NASIL İŞKENCE YAPILDI?
  • ALMAN KONSOLOSLUĞU DEVREYE NASIL GİRDİ?
  • MAHKEMELERE KATILAN İKİ ALMAN YETKİLİ NE YAPTI?
  • GÖZALTINDAYKEN 3 KEZ DOKTORA GÖTÜRÜLDÜ
  • AMBULANSLA DOKTOR EŞLİĞİNDE MAHKEMEYE ÇAĞRILDI

Ahmet Can

Cezaevlerinde 457 ağır hasta tutuklu hükümlü var

Okumaya devam et

Popular