Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Bebeklerin bulunduğu Çorum Cezaevinde kalorifer yanmıyor

Kaloriferlerin yanmadığı Çorum Cezaevinde devamlı kalan 2, dönüşümlü gidip gelen 2 bebek ve çocuk bulunuyor. Yarın 2,5 yaşındaki Hamza da cezaevindeki annesinin yanına teslim edilecek.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Cezaevlerindeki insanlık dışı koşullar ve hak ihlalleri kış gelince daha da artıyor. Hava sıcaklığının geceleri eksi 3’e düştüğü Çorum’daki cezaevinde kaloriferler yanmıyor. Yargı paketinden yararlanıp kısa bir süre önce tahliye olan Emine A, Çorum Cezaevinde şu anda sürekli kalan 2, dönüşümlü gidip gelen 2 bebek ve çocuğun daha olduğunu, kış günü çocukların hasta olmaya mahkum edildiğini söyledi.

HAMZA’YA BEN BAKACAĞIM AMA DURMUYOR

16 kişilik bir koğuşta kaldığını ifade eden Emine A, “Ben tutukluyken orada 3 bebek vardı. Diğer ikisi de annelerinin yanına gelip gidiyordu. Küçüklerden Hamza 1 haftadır benim yanımda. Annesi haber gönderdi. Burası çok soğuk kalorifer yanmıyor, hasta olmasın, mümkün olduğunca sizinle kalsın diye ama çocuk durmuyor. Annesini istiyor. Ben kalsın istiyorum, keşke hep dursa, bakacağım ama durmuyor. Mecburen yarın vereceğim annesine” dedi.

ÇOCUK ARTIK İÇ GEÇİRİYOR, BİZ DE DAYANAMIYORUZ

Emine A, 7 aylıkken hapse giren Hamza’nın psikolojik durumunu ise şöyle anlattı: “Çocuk artık bayağı iç geçiriyor. Biz de dayanamıyoruz. Sıkıyor kendini. Gözlerinden yaşlar geliyor. Bağıra bağıra ağlamıyor, içeride hep sus sus dedikleri için, susarak ağlamayı öğrenmiş. Annem diyor, sessizce ağlıyor, arkası gelmiyor.”

Gülende ve Erdal Bıçakçı’nın en küçük oğlu olan Hamza Bıçakçı 7 aylıkken annesiyle birlikte Çorum Cezaevine girdi. 2,5 yaşını doldurdu. Mart 2018’den beri karı-koca tutuklu bulunan Bıçakçı çiftinin üç çocuğu var. Zeynep (7) ve Numan’a (10) Kahramanmaraş’ta ikamet eden yaşlı babaanne ve dede bakıyor.

Hamza, ablası Zeynep (7) ve abisi Numan’a (10) ile.

Emine A. “Hamza’nın ailesinden Çorum’da kimse yok. Ben içerideyken annesi rica etmişti ‘Hamza dışarıyı hiç görmedi, çıkınca biraz ilgilenebilir misin, oğlum dışarıyı görsün’ diye. Ben de tabi dedim. Canla başla. Çocuk bu. Geçen hafta ailesi Maraş’tan açık görüşe geldi, onlar bana teslim ettiler. Annesinden de izin aldılar. Yarın da götüreceğim.” ifadelerini kullandı.

ŞEKER HASTASIYIM, İLAÇLARIMI 25 GÜN VERMEDİLER

Şeker hastası olduğunu ve cezaevindeyken ilaçlarının verilmediğini de belirten Emine A. “3 ay içeride kaldım. Psikolojik baskı var orada. Ben kendim hastalandım. Zoraki doktora götürüyorlar. Ellerim uyuşuyordu. Doktor acil ameliyat olman gerekiyor dedi. Ben burada ameliyat olamam dedim. Çıkınca olurum dedim. Doktor aparat vereyim, onu takın dedi. Ama bir ay bekledim hala gelecek aparat. Şeker hastasıyım, ilaçlarımı 25 gün vermediler. Daha ne diyeyim” diye konuştu.

KAZAN PATLAMIŞ

Öte yandan HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, sorunun çözümü için cezaevi yetkileriyle görüştüğünü 2 gün önce sosyal medya hesabından duyurmuş ve şöyle demişti: “Çorum Cezaevi’nde kaloriferlerin yanmadığı şikayetleri vardı. Yetkililerle görüştüm. Patlayan 2 kazanın tamirinin bu gece biteceğini belirttiler. Umarım sorun gecikmeden biter.”

7 aylıkken hapse giren Hamza bir haftadır Emine A.’nın yanında: “Çocuk artık bayağı iç geçiriyor. Biz de dayanamıyoruz. Sıkıyor kendini. Gözlerinden yaşlar geliyor. Bağıra bağıra ağlamıyor, içeride hep sus sus dedikleri için, susarak ağlamayı öğrenmiş. Annem… diyor arkası gelmiyor.”

Hamza ve annesi Gülende Bıçakçı.

‘Ablamı serbest bırakın, düşük riski var, iğne tedavisi görüyor’

BOLD ÖZEL

15 Temmuz Toplama Kampı: Kurbanlardan biri ilk kez konuşuyor

Ankara TEM’in ‘toplama kampı’ olarak kullandığı spor salonunda işkenceden geçirilen Erhan Doğan ilk kez konuştu. Yaşadığı ve şahit olduğu işkenceleri anlattı.

CEVHERİ GÜVEN
BOLD ÖZEL – Tarih öğretmeni Erhan Doğan, 15 Temmuz’dan 9 gün sonra gözaltına alınarak Ankara Terörle Mücadele Şubesinin gözaltı merkezi olarak kullandığı Ankara Emniyetine bitişik spor salonuna götürüldü. Ankara Tabip Odasının raporunda “Toplama Kampı” olarak nitelenen binada yaşananlar henüz aydınlanmadı. İlk kez bir kurban orada yaşadığı işkenceleri ve şahit olduklarını anlattı.

15 TEMMUZ TOPLAMA KAMPI

15 Temmuz’dan sonra Türkiye’de işkence yaygın ve sistematik bir hale geldi. Ankara’da iki merkez özellikle işkencenin merkezi olarak biliniyor. Ankara Emniyeti’ne bitişik spor salonu ve Beştepe’deki Atlı Spor Kulübü.

15 Temmuz’un hemen ardından başta Akın Öztürk olmak üzere ilk gözaltına alınan askerler bu spor salonuna götürüldü. Ankara Terörle Mücadele Şubesinin gözaltı merkezi olarak kullandığı spor salonu, Ankara Tabip Odasının raporunda “toplama kampı” olarak nitelendi.

Spor salonunda yaşanan işkencelerin bir kısmı güçlükle mahkeme tutanaklarına geçirildi. Temmuz 2016’da ilk asker kafilesinin ardından siviller de o salona götürüldü. Salonda işkence görenlerden biri ilk kez açık kimliğiyle yaşadıklarını ve şahitliklerini anlattı.

CEMAAT DERSHANESİNDE TARİH ÖĞRETMENİ

Gülen Cemaatine bağlı Maltepe Dershanesinde tarih öğretmeni olarak çalışan Erhan Doğan, dershane krizinin ardından bir yıl süren işsizlikten sonra arkadaşlarıyla beraber bir etüt merkezi işletmeye başladı.

24 Temmuz 2016 günü akşam saatlerinde evine giderken, iş yerine polislerin geldiği bilgisi üzerine geri döndü ve etüt merkezinde darp edilerek gözaltına alındı. Ders verdiği sınıfta darp edilerek geçirdiği gecenin ardından ertesi sabah Ankara Emniyeti Terörle Mücadele Şubesinin gözaltı merkezi olarak kullandığı Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne bitişik spor salonuna götürüldü.

HERKES TURUNCU GİYMİŞTİ

Erhan Doğan gördüklerini anlatıyor:

“Öğretmen arkadaşlarımla TEM şubeye sokulunca ilerideki bir amir ‘polisler ayrılsın’ dedi. Polisler kenara çekilince bize tekme tokat daldılar. Dersanenin müdürü sordular. ‘Benim’ deyince beni ayırıp karanlık bir koridora götürdüler. Darp devam etti. Hoş geldin dayağıymış o, daha devamının geleceğini söylediler. Sonra spor salonuna götürdüler beni. Kapalı büyük bir spor salonu. Spor salonunda herkese turuncu tişört giydirmişlerdi. Elleri arkadan kelepçeli yüzleri duvara dönük, sıra sıra insanlar. O manzarayı görünce aklıma doğrudan Guantanamo geldi. Duvarların insan boyuna kadar olan kısmında kan izleri vardı. Sonradan bizden önce işkence yaptıkları askerlerin kan izleri olduğunu öğrendim. 15 Temmuz’da aldıkları askerlerin kanları.”

İSMİ OKUNAN DEHŞETE DÜŞÜYORDU

“Sonra bana da turuncu kıyafet giydirdiler. Ellerimiz arkadan kelepçeliydi. İsmi okunan dehşete kapılıyordu. İsmini okudukları kişiyi bölmeli olan kısma götürüyorlardı. Orada işkence vardı. İlk akşam götürdüler beni. Sakallı sivil, acayip tipli polisler. Kaba dayak, saçımdan tutup duvara vuruyorlardı kafamı, iç çamaşırları kalana kadar soyup suyla ıslattıktan sonra coplama gibi. Ama asıl korktuğumuz ekip gece gelenlerdi. Gece 11-12 gibi gelip sabah 04.00’te giden bir ekip vardı. Onların yaptığı işkenceler dayanılacak gibi değildi. Beni 2,5 saat kadar Filistin Askısına astılar. Yere indirdiklerinde bütün kemiklerimin kırıldığını zannettim. Yürüyemiyordum.

Sorgu sırasında karşındaki polisle konuşmaya dalmışken aniden şiddetle darp ediyorlardı. Özellikle baldırlara ve kasık kısımlarına. Bir keresinde soruya cevap verirken yandan diz kapağıma şiddetli darbe aldım. Tüm vücudum acıdan sarsıldı. Çat diye bir ses duydum. Çapraz bağlarımın koptuğunu tahliye olduktan sonra doktora gidince öğrendim. Üç dişim, gözlüğüm kırıldı işkencede.”

KADINLARIN ÇIĞLIKLARI

“İşkenceden gelince diz üstü nizami oturamıyorduk. Sağa sola devriliyorduk. Polisler tekmeleyip düzgün otur diyorlardı. Uyumamıza izin verilmiyordu. Gece polisler spor salonunda basketbol oynayıp gürültü çıkartıp bizi uyutmuyordu. Yana devrilen dayak yiyordu. Zaman kavramını kaybetmiştik ama sanırım 28 Temmuz gece 23 sıralarında olmalı benim ismim okundu. Bölmeli kısıma götürüldüm. Bölmeler açıktı. Polisler beni darp etmeye başlamışken, bulunduğum odanın önünden 3 tane başörtülü genç kızın götürüldüğünü gördüm. 20-25 yaşlarında olmalı. Yan odaya geçirildiler. Onlara da işkence başladı. Kızlar çığlık çığlığa bağırıyorlardı. O an bana da işkence yapılıyordu ama kendime yapılan işkenceyi unutmuştum. Kızlara ağır küfürlerle tecavüz edeceklerini söylüyorlardı. Yalvarıyorlardı ‘yapma, tecavüz etme’ diye. Sonraki seslerden, kızların tepkilerinden, ağlamalarından tecavüz edildiğini anladım. 45 dakika kadar sürdü. O kızların çığlıklarını hiç unutamam.

Bana işkence yapan polisler istediklerini söylemezsem benim kızımı ve karımı getirip onlara da tecavüz etmekle tehdit ettiler. O gece gördüğüm işkenceler artık umurumda değildi. 45 dakika kadar sürdü bu. Sonra beni götürdüler ama yan odadaki kadınlara işkence devam ediyordu. Ben onların ağlamaları, çığlıkları ve tepkilerinden tecavüz edildiğine eminim.

Bu sırada yanımdaki polislerin tepkileri çok normaldi. Tepkileri çok sıradandı, alışık, normal bir şeymiş gibi.

Sonra beni götürdüler spor salonuna. Ertesi gün sabah oldu. Ben dedim bundan kurtulmam lazım. İntihar etmeyi düşündüm. Sonra sadece tuvalete götürürken kelepçeleri açıyorlardı. Tuvalette bunu yapabilir miyim diye gittim. Tabi intihar etmenin hükmünün inancım açısından ne olduğunu biliyorum o yüzden ilk gittiğimde vazgeçtim sonra geldim birkaç saat sonra bir daha izin istedim. Bir daha gittim. Yine inancımla intihar arasında gidip geldim. İnce bir çizgi. Sonra dedim yarabbim sen görüyorsun ne olur bana hayırlı bir kapı aç. Vazgeçtim geldim spor salonuna bir iki saat sonra isimleri okudular mahkemeye sevk olacaksın dediler. Onu duyunca tutuklanıp cezaevine gitmek ödül gibi oldu.”

DÖRT KİŞİ DOĞRULADI

Erhan Doğan’ın spor salonunda gözaltındaki kadınlara tecavüz edildiğine ilişkin şahitliği üzerine konuyla ilgili yaptığımız araştırmada, aynı tarihlerde söz konusu spor salonunda gözaltında kalan farklı kişilere ulaştık. Farklı mesleklerden dört kişi, işkence gören kadın çığlıklarının spor salonunda açıkça duyulduğunu, bunun gözaltındaki herkesi dehşete düşürdüğünü belirtti.

Şahitlerden üçü; çığlıkları, kadınların bağırışlarını ve tepkilerini, tecavüz edildiği şeklinde yorumladı. Dördüncü şahit ise mesleği gereği konuya daha vakıf olduğunu, kadınlara cisimle tecavüz edildiğine kanaat getirdiğini belirtti. Şahitler söz konusu polisleri teşhis edebileceklerini belirttiler.

İSİM VER BIRAKALIM

Erhan Doğan, spor salonunda yaşanan işkencelerin tamamına salonda adli kontrol için görevlendirilmiş kadın doktorun şahit olduğunu ancak hiçbir şeyi raporuna geçirmediğini belirtti:

“Spor salonunun girişinde bir oda vardı. Odanın arka tarafında üç metre mesafede bir masada kadın bir doktor oturuyordu. Bizi kapıdan içeri sokuyorlardı, doktor yanımıza gelmiyordu. Beni adli muayene için kapıdan soktular. Doktor ‘bir şeyin var mı’ diye sordu. Yüzüm gözüm kan içinde, işkence yapıldığı belli. Gayri ihtiyari ‘görmüyor musun’ dedim. Polisler ‘doktor hanım tekrar geleceğiz’ diyerek beni odadan çıkardılar. Tekrar dövdüler. ‘Sen konuşmayacaksın biz konuşacağız’ dediler. Odaya döndük. Doktor ‘bir şeyin var mı’ diye yine sordu. Yanımdaki polis ‘sapasağlam’ dedi. Salona geri döndüm. Kadın doktor salondaki herkese yapılan işkenceyi gördü rapor etmedi.”

HAKİME ANLATAMADIM

Mahkemeye sevk edildiğinde kendisine işkence yapan polislerin de yanlarında bulunduğunu belirten Erhan Doğan, bu nedenle hakime işkenceyi anlatamadığını, tekrar gözaltına alınmak korkusuyla bir an önce tutuklanıp cezaevine gitmek için duruşmada sessiz kaldığını belirtiyor.

HAKKIMI ARAYACAĞIM

İşkenceci polisleri teşhis edebileceğini ve kayıtlardan polislerin bulunabileceğinin altını çizen Erhan Doğan, hukuk önünde hesaplaşmak için her şeyi yapacağını anlatıyor.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

63 yaşındaki tutukluya mahkeme yolunda 16 saat kelepçeli eziyet

Hasta ve yaşlı tutuklu Fatma Yurt’a mahkeme yolunda eziyet edildi. Yurt, Manisa-İstanbul arasında 16 saat elleri kelepçeli yolculuk yapmak zorunda bırakıldı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Dört aydır Manisa Cezaevinde tutuklu olan Fatma Yurt, 10 Temmuz 2020’de İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmasına SEGBİS ile katılması son anda iptal edilince 8 saatlik yolu cezaevi aracı içinde elleri kelepçeli gitmek zorunda kaldı.

9 Temmuz sabahı erkenden Manisa’dan İstanbul’a götürülüp mahkemeden sonra geri getirilen Fatma Yurt, bir gün arayla yaptığı yolculuklar sırasında yaşadığı eziyeti bugün telefon görüşünde aile yakınlarına anlattı.

Tutuklanmadan önce İstanbul’daki evinde düşüp kolunu çatlatan, bel ve boyun fıtığı sorunları artan Fatma Yurt’un ailesi, “Belim, kolum zaten ağrıyordu, hepten ağrılarım arttı, çok rahatsız oldum, dedi. Herkesi SEGBİS ile alıyorlardı. Beni neden götürdüler diye çok üzgün, bayağı bir morali bozuktu. Sesi hiç değildi” dedi.

“SESİ ÇOK KÖTÜYDÜ, YIKILMIŞTI”

Dönüşte mecburen karantinaya alınan Yurt, hapiste özel işlerini koğuş arkadaşlarının yardımıyla görebiliyor. Aile yakını, “Çok üzdüler onu. Yıkılmış yani, beni de çok üzdü. Söylemezdi o böyle şeyleri ama artık söylemek zorunda kaldı. Hasta bir insan neden kaçacak. Çok yumuşak birisidir. İnsanlara çok kibar davranır. İlk geldiklerinde evine, memur beyler geldiler diye nazikçe karşıladı, itiraz etmez. Niye kaçsın? Ne yaptı ki! Zaten boyun ve bel fıtığı vardı. Evde düşmüştü. Bir de hapiste düştü.” diye konuştu.

MUKABELE OKUYAN BİR KADINDIM”

14 Mayıs 2020’de HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup gönderen Fatma Yurt, sağlık sorunlarını anlatarak yaşamından endişelendiğini söylemişti:

“Başbakan’ın açtığı bankaya hac paramı yatırdığım için 3 aydır cezaevindeyim, 63 yaşında mukabele okuyan bir kadındım. Burası hiç bana göre değil, düştüm kolumu kırdım, ilaçlarıma ulaşmada zorluk çekiyorum, Bylock nedir bilmem ama başıma bu geldi” demişti. 

İKİNCİ MAHKEME 30 EYLÜL’DE

Cemaat soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan Fatma Yurt, tanıkların “bize dini sohbet yapıyordu, mukabele okuyordu” ifadelerine dayanılarak tutuklandı. Fatma Yurt, 30 Eylül 2020’de görülecek ikinci mahkemesine de yine aynı şekilde götürülecek.

63 yaşındaki hasta tutuklu Fatma Yurt: Yaşamımdan endişeliyim

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Tedavisine son verilen Selman’ı tutuklu babasının arkadaşları yalnız bırakmadı

Beyin kanseri Selman Çalışkan’ın son durumunu Ege Üniversitesi konseyi değerlendirdi: “Yapılacak bir şey kalmadı. Kemoterapiyi kesiyoruz.”

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Bir yıldır beyin kanseriyle mücadele eden 6 yaşındaki Selman Çalışkan’ın geçen hafta son MR çekimleri kötü çıktı. Küba’dan getirilen ilaçlarla tedavi edilen Çalışkan kemoterapiye cevap vermedi. Ege Üniversitesi konseyi bugün Selman’ın raporlarını son kez değerlendirdi ve annesi Emine Çalışkan’a “Kemoterapiyi kesiyoruz. Artık yapılacak bir şey kalmadı.” dedi. Anne Çalışkan, “Tedaviyi bıraktık. Tepecik maceramız bugün son buldu. Artık evde kendi kendimize yolumuza devam edeceğiz” dedi.

“ANNE YASAKLAR DA KALKTI MI?”

Oğluna iyileştiği için tedavinin sona erdiğini söylediğini ifade eden Çalışkan, “Selman’a ‘annecim beynindeki mikroplar ölmüş, iyileşmişsin, artık ilaç almana gerek kalmamış, ayağındaki damar yolunu çıkaracaklar, buraya gelmeyeceğiz’ dedim. ‘Anne yasaklar da kalktı mı, her şeyi yiyebilecek miyim’ diye sordu. Kalktı kalktı, her şeyi yiyebileceksiniz dedim. Onun mutluluğunu yaşıyor şu an. Şıkır şıkır konuşuyor. Karpuz, salatalık, her meyve yasaktı.”

BABASININ ARKADAŞLARI HASTANEYE GELDİ

38 aydır Manisa E Tipi Cezaevinde tutuklu olan babası Rasim Çalışkan’ın arkadaşları Selman’ı ve annesini bu zor günlerinde yalnız bırakmadı ve hastane çıkışında İzmir Saat Kulesi meydanında fotoğraf çektirdi.

14 Temmuz 2020, İzmir Saat Kule Meydanı.

DİLEKÇELERİ REDDEDİLDİ

HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na 1 Mayıs 2020’de bir mektup yazan Rasim Çalışkan, çocuğunun hastalığından dolayı ceza infaz ertelemesi için Manisa 3. ve 4. Ağır Ceza Mahkemesine 4 kez dilekçe yazdığını ve hepsinin reddedildiğini söylemişti.

672 sayılı KHK ile ihraç edilen Rasim Çalışkan, Cemaat soruşturmaları kapsamında 17 Mayıs 2017’de tutuklandı. 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Çalışkan’ın dosyası Yargıtay tarafından onaylandı. En son Manisa Erkek İmam Hatip Lisesi görev yapan Çalışkan 17 yıllık öğretmendi.

6 yaşındaki kanser hastası Selman babasını göremeden ölüyor

İkinci Ahmet Burhan vakası: Baba tutuklu, çocuk beyin kanseri, anne yalnız ve çaresiz…

“Doğum günüm yaklaşıyor anne, babam ne zaman gelecek?”

 

Okumaya devam et

Popular