Bizimle iletişime geçiniz

Politika

Partisini tanıtan Davutoğlu’ndan Saray’a vesayet göndermesi

Partisinin tanıtan eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, her türlü vesayetten arındırılmış demokratik bir parlamenter sistemi savunduklarını söyleyerek, lider kültü ve edilgen kadrolar anlayışına dayanan siyaset tarzını reddettiklerinin altını çizdi.

BOLD – AKP ile yollarını ayıran eski Başbakan Ahmet Davutoğlu, kurduğu Gelecek Partisi için kameraların karşısına geçti. “Bizim bir Geleceğimiz var” sloganıyla çıkan partisini tanıtan Davutoğlu, her türlü vesayetten arındırılmış demokratik bir parlamenter sistemi savunduklarının altını çizdi.

BASKILARA RAĞMEN BİR ARAYA GELDİK

Ankara Bilkent Otel’de yapılan tanıtım töreninde Davutoğlu’nun yaptığı konuşmada satır başları şöyle:

Bugün “Gelecek milletimizindir, gelecek Türkiye’nindir” diyerek partimizin kuruluşunu ilan ediyoruz. İlk adımını samimiyetle ve kararlılıkla attığımız bu kutlu yürüyüşün halkımız, ülkemiz ve insanlık için hayırlı olmasını diliyorum. Bütün baskılara ve oluşturulmaya çalışılan korku atmosferine rağmen cesaretle, samimiyetle ve basiretle omuz omuza vererek, Cumhuriyetimizin 100. yılına hazırlandığımız bu dönemde, ülkemize demokratik ve müreffeh bir gelecek ufku çizmek için bir araya geldik.

SUSMAYA DEĞİL KONUŞMAYA GELİYORUZ

Zamanı geçmiş eski sözleri tekrar etmeye değil, ‘yeni şeyler söylemeye’ geliyoruz. Yeni şeyleri ancak geçmişten ilham alarak geleceği inşa edecek olanlar söyleyebilirler. Yeni şeyleri ancak korkulardan ve tabulardan kurtulmuş olanlar söyleyebilirler. Yeni şeyleri ancak bugüne inançları ve yarına umutları olanlar söyleyebilirler. Susmaya değil konuşmaya, şikâyet etmeye değil çözüm üretmeye, bağırmaya değil sakince ve muhabbetle hitap etmeye, surat asmaya değil tebessüm etmeye geliyoruz.

KAPSAYICI BİR YENİLENMEYE İHTİYAÇ VAR

Cumhuriyetimizin 100. yılına yürürken küreselleşme ile birlikte tarihi akışın büyük bir ivme kazandığı, geleneksel değerlerin bütün dünyada yeniden keşfedildiği, modern yapıların ve anlayışların yeni bir dönüşüm süreci içine girdikleri kritik bir tarihi eşikte, kapsayıcı bir yenilenme ihtiyacına cevap oluşturmak üzere yola çıkıyoruz.

GELENEĞE SAYGILI ÖZGÜRLÜKÇÜYÜZ

Bu çerçevede; nesiller aşan ortak aklın ürünü olan değerlerin korunması bağlamında geleneğe saygılı, birey hakları, vatandaşlık hukuku ve milli egemenlik bağlamında modern ve çağdaş, sınır aşan teknolojik etkileşim ve yerküredeki her gelişmeye açık olan bir gelecek vizyonu bağlamında küresel bir siyaset anlayışını benimsiyoruz. Siyasetimizin temel felsefesi, geleneğe saygılı özgürlükçülüktür. Geleneğe bağlılığımız statükoculuk değil, modernliğimiz geleneksel değerlerimizden kopuş değil, küreselliğimiz teknolojik değişim karşısında insani özü ihmal eden bir edilgenlik değildir.

HEDEFİMİZ ÖZGÜRLÜKLERİ SAĞLAYAN BİR HUKUK DÜZENİ

Siyasetimizin temeli, insan onurunu korumak ve yüceltmektir. İnsanı ve onurunu varoluşumuzun temeli, bütün siyasi mekanizmaları, kuralları, kurumları ve teamülleri birer araç olarak görüyoruz. Devletin asli sorumluluğu vatandaşlarının onurlu bir hayat sürmelerine zemin oluşturacak siyasi, kültürel ve ekonomik şartları sağlamaktır. Hedefimiz can ve mal güvenliğini, inanç ve ifade özgürlüğünü, örgütlenme, eleştiri ve gösteri özgürlüğünü tam anlamıyla sağlayan bir hukuk düzenidir.

GAZETECİLERİN KEYFİ GÖZALTINA ALINMADIĞI BİR DÜZEN İNŞA EDECEĞİZ

Dünyada otoriter ve popülist eğilimlere yöneliş olduğu bir dönemde kendi özgür iradesine malik, onurlu ve başı dik insanların yaşadığı bir ülke inşa etmeliyiz. Basın özgürlüğü, hukukun üstünlüğünü şiar edinmiş demokratik bir toplumun temel ihtiyacıdır. Bunu yok etmek, usulsüz ve baskıcı metotlarla basında tekelleşmeye yönelmek, Türkiye’nin zihni kapasitesini daraltmaktadır. Basının baskı altında olmadan, sansür ya da oto sansürün uygulanmadığı, gazetecilerin keyfi gözaltı ya da tutuklamalara ve yargılamalara maruz kalmadığı bir düzen inşa edeceğiz.

TERÖRÜN TÜRKİYE’NİN ENERJİSİNİ TÜKETMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ

Ülkemiz uzunca bir süredir terör tehditleriyle karşılaşmaktadır. Türkiye’nin hem yurt içinde hem de yurt dışında terörizmle güçlü bir mücadele yürütmesi bir zorunluluktur. Ancak Türkiye terörle mücadele konusunda her yönüyle eşsiz bir tecrübeye sahiptir. Bu çerçevede, terör ve terörle mücadele söylemi Türkiye’nin enerjisini tüketen, toplumsal uyumunu zedeleyen ve dış politika esnekliğini körelten bir tuzak olmaktan çıkarılmalıdır. Türkiye’nin bu husustaki acı tecrübelerinin ışığında, özgürlükleri korumayı ana vazife gören ve güvenlik açığı üretmeyen bir güvenlik anlayışının hâkim kılınmasına ihtiyaç bulunmaktadır.

TEK TİPÇİ EĞİTİME KARŞIYIZ

Kaliteli bir eğitim için, öğrencilere herhangi bir resmî veya tanımlanmış ideolojinin dayatılmasını reddediyoruz. Eğitimi insan devşirme alanı olarak değil, nitelikli insan yetiştirme alanı olarak görüyoruz. Eğitimde evrensel değerleri ve insan haklarını merkeze alan, farklılıkları bir zenginlik olarak gören, tek tipçi değil, tüm kesimleri kucaklayan demokratik ve çoğulcu bir yaklaşımı benimsiyoruz.

SİYASİ İLETİŞİM İLKEMİZ NEZAKET

Siyasi söylem ilkemiz gerçekçi vizyonerliktir. Özgün kavramları tüketen popülist hamasetten de, ümit ve vizyon içermeyen edilgen bir söylemden de uzak duracağız. Var olan gerçeklik ile gelecek vizyonu arasında söylem-eylem tutarlılığı sağlanacaktır. Yenilenme adına geçmiş tecrübe birikimimizi reddetmeyecek, geçmişe saygı adına da arkaik görüşlere fırsat tanımayacağız. Siyasi iletişim ilkemiz nezakettir. Siyaset dilimiz insan onuruna ve özel hayatın mahremiyetine saygı temeline dayanmaktadır. İnsan onuruna doğrudan saldırı niteliği taşıyan tahkir, küçük görme, aşağılama, hakaret ve nefret dili aramızda barınamaz ve hangi gerekçeyle olursa olsun meşru gösterilemez.

İSRAFA KARŞI TASARRUFU SAVUNUYORUZ

Siyasi davranış ilkemiz ahlâki tutarlılık ve şeffaflıktır. Göründüğümüz gibi olup, olduğumuz gibi görüneceğiz. Kibre karşı tevazuyu, israfa karşı tasarrufu, şahsi çıkara karşı kamu çıkarını savunuyoruz. Güç ve iktidar sahibi olmak ayrıcalık değil, ağır bir sorumluluktur. Her türlü açık ve örtülü yolsuzlukla mücadele ve siyasi etik konusunu, ahlâki dokumuzun korunması ve adil gelir dağılımına dayalı sosyo-ekonomik dengenin sağlanması açısından bir zorunluluk ve önşart olarak görüyoruz.

YOLSUZLUKLAR KÖKÜNDEN ENGELLENMELİ

Yolsuzlukların kökünden engellenmesi için kamu adına yapılan her türlü işlem, kamu denetimine açık olmalıdır. Bu ancak şeffaflık ilkesi ile sağlanabilir. Hem devlet yönetiminde hem de siyasette şeffaflığı ve hesap verilebililirliği kamu ahlakımızın en temel ilkeleri olarak benimsiyoruz. Sivil toplum kuruluşları her yönüyle şeffaf olmalı, kayıt dışı ekonomi tümüyle tasfiye edilerek finansal kaynak akışlarına tam anlamıyla şeffaflık getirilmeli, hukuki süreçlerdeki görevlendirmeler tam bir şeffaflık içinde yapılmalıdır.

SİYASİLERİN AİLE FERTLERİ AYRICALIĞA SAHİP OLMAMALI

Siyasi etik bağlamında özel hayat alanı olan birey ve aile mahremiyetine mutlak şekilde saygı gösterilmeli ve siyasal alanın dışında tutulmalıdır. Diğer taraftan; özel kalması gereken aile ilişkilerinin kamusal ve resmi alana yansıtılması ise, hem aile hayatına zarar vermekte hem de hukuki ve sosyal sorumluluk alanının dışına taşan ilişkilerin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Kamu görevi yürütenlerin aile mensupları ne özel bir ayrıcalığa sahip olmalıdır ne de yıpratıcı bir eleştiriye muhatap kılınmalıdır.

İMAR RANTLARI ACİLEN VERGİLENDİRİLECEK

Siyasi ahlâk ve şeffaflık ilkeleri kişisel ahlâka güven ile teminat altına alınamaz. Bu çerçevede siyasi ahlâk, şeffaflık, siyasetin finansmanı ve imar rantlarının vergilendirilmesi yasaları acilen çıkarılacaktır. Siyasi icraat ilkemiz ortak akıl ve katılımcılıktır. Demokratik kültür, oy verme işlemi ile başlayan ve biten bir yetki devrine değil, hayatın her alanına sirayet etmesi gereken bir davranış biçimine dayanır. Ortak aklın gelişmesini teşvik eden düşünce özgürlüğü, seviyeli eleştiri ve samimi özeleştiri ahlâkı, siyasi hareketimizin zihni temelidir.

LİDER KÜLTÜNE DAYANAN SİYASETİ REDDEDİYORUZ

Parti olarak lider kültü ve edilgen kadrolar anlayışına dayanan siyaset tarzını red ediyoruz. Bunun Türkiye’ye ve siyasete nasıl irtifa kaybettirdiğini trajik örnekler üzerinden deneyimliyoruz. Bunun yerine, partimiz irade sahibi ve sorumlu liderlik, güçlü kadrolar, kollektif akıl ve dinamik kitle etkileşimini esas almaktadır.

YARGININ KONTROL ALTINA ALINMASI ÇABASI EN BÜYÜK SUÇ OLACAK

Yargının kontrol altına alınması çabası hangi gerekçeyle ve kim tarafından yapılırsa yapılsın en büyük suç olarak görülmelidir. Adalet fikrini sarsan en önemli sapma, tek tek vicdanlarıyla hükmetmesi gereken hâkim ve savcıların kolektif kimliklerle anılması ve hazırladıkları iddianamelerde, yaptıkları soruşturmalarda ve verdikleri hükümlerde bu kolektif kimliğin ve mahalle baskısının tesirinde kalmalarıdır. Hâkimlerin adalet dağıtırken muhataplarının kimliklerine, kökenlerine ve özelliklerine karşı kör ve sağır olmalarını teminat altına alacak şartlar oluşturulacak ve gerekçe ne olursa olsun “suçların şahsiliği” ilkesinden taviz verilmeyecektir.

DEVLET ÖFKE İLE DEĞİL HAKKANİYETLE HAREKET ETMELİ

Toplumsal düzen ve devlet öfke ile değil, hakkaniyet temelinin üzerine oturtulmuş adalet terazisiyle hareket ettiği zaman ayakta kalabilir. Demokratik hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde yargı bağımsızlığı esastır. Bu bağımsızlık, diğer anayasal güçler ile ilişkilerde olduğu kadar, kendi içinde oluşabilecek örgütlenmelere karşı da korunacak ve juristokrasi (yargıçlar iktidarı) benzeri oluşumların önüne geçilecektir.

GÜCÜN TEKELLEŞMESİ BİRÇOK SAPMAYI DOĞURUR

Güç yozlaşması ve gücün tekelleşmesi birçok sapmayı doğurur. Buna karşı çare, güçler ayrılığı ilkesine dayalı demokratik hukuk devletidir. Güçler ayrılığı ilkesine dayanan yeni anayasal düzenimizde demokratik hukuk devleti ve milli irade perspektifiyle denetlenmeyen hiç bir güç olmayacaktır. Güçler ayrılığı garanti altına alınmalıdır. Bunun için yasama erki; yürütme ve yargı erkleri karşısında dengeleyici bir özerkliğe sahip kılınacaktır.

TBMM’NİN SİYASAL ETKİNLİĞİ ARTTIRILACAK

Son anayasa değişikliği ile işlevini ve önemini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya olan TBMM’nin siyasal etkinliği mutlak surette artırılacaktır. Yürütme erkinde yetki-sorumluluk dengesinin hiç bir tereddüde mahal vermeyecek bir açıklıkta ortaya konması, yönetimde etkinlik ve hesap verilebilirlik ilkelerinin hayata geçirilmesi açısından bir zarurettir. Yürütme erki de yasama ve yargı erki gibi anayasal denetime açık olacaktır.

YENİ ANAYASA SIFIRDAN YAZILACAK

Türkiye’nin en eski tartışmalarından birisi ülkemizin tam demokratik, özgürlükçü ve sivil yeni bir anayasaya kavuşmasıdır. Demokratik bir anayasa olmadan Türkiye’nin müreffeh ve demokratik bir geleceği olmayacaktır. Partimiz, milletimizin hak ettiği yeni anayasanın mümkün olan en geniş katılımla sıfırdan yazılması gerektiğini savunmaktadır.

CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKUMET SİSTEMİ DEMOKRATİK KRİTERLERİ KARŞILAMIYOR

Türkiye’nin çözülemeyen bir diğer sorunu, hükumet sistemidir. Hükumet sistemleri ile demokrasi arasında doğrudan ilişki bulunmaktadır. Hükumet sistemini demokratik olmasını temin edecek üç önemli kriter mevcuttur: Hukuk devleti ilkesine riayet, hak ve özgürlüklerin anayasal güvence altına alınması ve denge/denetleme mekanizmalarının varlığı. Hangi hükumet sistemi olursa olsun, sistemlerin demokratikliği bu kıstaslarla belirlenir. Ülkemizde yıllarca uygulanan Parlamenter Sistem’in de, 2016 Referandumuyla benimsenen Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nin de bu demokratik kriterleri karşıladığını söylemek mümkün değildir.

VESAYETTEN ARINDIRILMIŞ BİR PARLAMENTER SİSTEMİ SAVUNUYORUZ

Bu çerçevede, ülkemizin tarihi tecrübesi ve mevcut yapısını göz önünde bulundurarak, her türlü vesayetten arındırılmış demokratik bir Parlamenter Sistemi savunuyoruz. Devlet mimarisinin yeniden tanziminde temel ilkemiz süreklilik içinde değişimdir. Devlet yeniden tanzim edilirken statükoculuğa dayalı kurumsal asabiyet terk edilecek, ancak kurumsal kültür ve hafıza özenle korunacaktır. Kamu yönetiminde etkinliğin, kurumsallaşmanın ve şeffaflığın sağlanması, Türkiye’nin en önemli meselelerinden biridir.

SEÇİM BARAJINA SON VERİLECEK

Bu çerçevede, seçim sistemine ilişkin temel ilke ve kurallar anayasal güvence altına alınmalıdır. Mevcut haliyle baraj sistemi, seçim öncesi ittifakları zorunlu kılarak siyasetin dinamizmini yok etmektedir. Temsilde adalet ilkesini hayata geçirmek üzere seçim barajı uygulamasına son verilmelidir. Devlet yönetiminde temel ilkemiz ehliyet, liyakat ve emanettir.

MÜLAKAT SİSTEMİ KALDIRILACAK

Kamu hizmetine giriş, kalış ve yükselişin kayırmacılık, nepotizm ve farklı çıkarlar sebebiyle aşındırılmasına müsaade etmeyeceğiz. Ayrıca siyasi, dini, mezhebi, kültürel, bölgesel, sosyo-ekonomik zümre aidiyetlerinin, kamu istihdamında avantaj veya dezavantaj oluşturmasının önüne geçeceğiz. Kamuya personel istihdamında ve meslek içi yükselme ve nitelikli görevlere seçilmelerde mevcut bulunan mülakat sistemi kaldırılacak, yerine objektif kriterlere dayalı sınavlar yapılacaktır.

NATO İLE İLİŞKİLER KORUNACAK

Bugün küresel kırılganlıkların ve bölgesel çatışmaların oluşturduğu bir jeopolitik ortamda bulunan ülkemizin, bir istikrar adası olma hüviyetini korumanın, en önemli vazifelerimizden birisi olduğunu düşünüyoruz. Bu çerçevede ABD ile inişli çıkışlı seyreden ilişkilerimiz kurumsal ve süreklilik arzeden bir çerçeveye oturtulacak, NATO bünyesindeki ittifak ilişkilerimiz ve AB üyeliği yönündeki stratejik perspektifimiz korunacak. Türkiye, Batı ile yaşadığı sorunları yine Batı içerisindeki tartışmaların öncüsü olarak, orada müttefikler bularak daha etkin bir şekilde çözebilir.

EKONOMİ DERİN BİR KRİZİN İÇERİSİNDE

Bugün, Türkiye ekonomisi derin bir krizin içerisindedir. Enflasyon, işsizlik ve faizler çift haneli, büyümemiz ise eksidir. Kişi başına gelirimiz 10 bin doların altına inmiş ve gerilemeye devam etmektedir. Sanayi üretimimiz yüzde 4’leri bile bulamamaktadır. Paramız yabancı paralar karşısında tarihi değer kayıpları yaşamaktadır. Gençlerimizin yüzde otuza yakını işsiz durumdadır.

TEK DERTLERİ İKTİDARDA KALMAK

Türkiye’yi yönetenlerin iktidarda kalmanın dışında başka bir gündemleri bulunmamaktadır. Türkiye derdi olmayanların, millet derdi kalmayanların, adalet meselesi olmayanların milletimizin geleceği için söyleyecekleri de kalmamıştır. Onun için hep geçmişi konuşuyorlar. Onun için hep aynı şeyleri söylüyorlar. Onun için adaleti, hukuku, hakkaniyeti, şeffaflığı, dürüstlüğü, ahlakı, eşitliği duyunca rahatsız oluyorlar.

BUGÜNÜ YÖNETEMEYENLER HEP GEÇMİŞE SIĞINDI

Türkiye yeterince geçmişte yaşadı. Türkiye’nin bugününü yönetemeyenler de hep geçmişe sığındılar. Cumhuriyetimizin yüzüncü yılına ulaşmak üzere olduğumuz bu zaman diliminde, ülkemizin sorunlarının çözümü güçlü bir gelecek tasavvuruyla mümkündür. Türkiye’nin geçmişte bırakması gereken sorunlardan beslenenlerin, ortaya çıkardığı karamsar tablo baştan aşağı değişecektir.

Baransu davasında eski eşi konuştu: Maalesef annem ihbar etmiş

Politika

Doğu Perinçek bile Tayyip Erdoğan’dan umudu kesti

Tayyip Erdoğan’a her fırsatta desteğini açıklayan Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek net konuştu: “Türkiye artık böyle gitmez denilen bir noktaya geldi.”

BOLD – Orhan Sarıkaya’nın Youtube programına katılan Doğu Perinçek, ekonominin kötü durumda olduğunu vurguladı. Türkiye’n in her yıl katlanarak artan dış borcuna dikkat çekti.

Perinçek, “Türkiye’nin 500 milyar dolara yaklaşan bir dış borcu var. Ve her yıl ciddi bir dış ticaret açığı, ödemeler açığı var. Ve dış borç da bu yüzden büyüyor. İflas noktasına geldi. Üzerine koronavirüs bizi zor durumlarla karşı karşıya bıraktı. İşsizlik artıyor. Biz Türkiye’nin buradan üretim devrimiyle çıkacağı kanısındayız” diye konuştu.

Sarıkaya, Perinçek’e “Cumhur İttifakı içerisinde yer alma ihtimaliniz var mı?” sorusunu da yöneltti. Perinçek bu soruya “Biz destekçi olmayız ama Türkiye’yi yönetmekte sorumlulukları paylaşırız. Biz destekçi bir parti değiliz. Biz Türkiye’yi yönetmek için kurulmuş bir partiyiz ve şimdi Türkiye artık bu şekilde devam edemeyeceği böyle gitmez denilen bir noktaya geldi” ifadelerini kullandı.

Okumaya devam et

Politika

Türkiye pandemi döneminde kayyum, gözaltı ve işkencede 90’lı yıllara döndü

HDP’nin açıkladığı ‘Salgın Döneminde Kürt Düşmanlığı’ adlı rapora göre, 3,5 ayda Kürt halkı ve siyasi partilere yönelik kayyum, işkence ve gözaltılarda patlama yaşandı.

BOLD – Halkların Demokratik Partisi (HDP) yönetimi, yeni tip Koronavirüs (Kovid-19) salgın dönemini kapsayan, ‘Salgın Döneminde Kürt Düşmanlığı’ adlı bir rapor hazırladı. HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede ile HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu tarafından açıklanan raporda, “kayyum, gözaltı ve işkence vakalarında artış gözlemlendiği” kaydedildi.

HALKA VE PARTİLERE BÜYÜK BASKI

Kürt seçmene hitap eden partilere ve Kürt halkına yönelik saldırıların arttığının ifade edildiği raporda, halkın sağlık, eğitim ve tarım olmak üzere birçok alanda büyük baskılara ve ötekileştirici uygulamalara maruz kaldığı belirtildi.

14 BELEDİYEYE KAYYUM ATANDI

Raporun açıklandığı HDP Genel Merkezi’ndeki toplantıda konuşan Kerestecioğlu, salgının başlangıcıyla HDP belediyelerinin tedbirler açısından hızlıca harekete geçtiğini fakat iktidarın hedefi olmaktan kurtulamadıklarını ifade etti. Rapora göre pandemi döneminde 14 HDP belediyesine kayyum atandı.

HÜKUMET PANDEMİ TEDBİRLERİNİ DE ENGELLEDİ

Kerestecioğlu, AKP iktidarına yakın basın organlarının, pandemi sürecinde HDP’nin başlattığı ‘Kardeş Aile Kampanyası’ projesini hedef gösterdiği ve hükumetinde projeyi engellemeye çalıştığını vurguladı.

PANDEMİDE 84 İŞKENCE VAKASI KAYDEDİLDİ

Raporda öne çıkan veriler şöyle, ”Salgının en yoğun yaşandığı 3,5 ayda en az 84 kişi işkence ve kötü muameleye maruz kaldı. 387 kişi gözaltına alındı, 93 kişi tutuklandı. HPG’Li Agit İpek’in cenazesi Adli Tıp’tan ailesine kargo ile gönderildi. Çatışmalarda hayatını kaybedenlerin mezarlıkları parçalandı, en az 13 mezarlık defalarca tahrip edildi, 282 cenazenin kaldırıma gömüldüğü ortaya çıktı. Cezaevlerinde maske, sıcak su, gıda, hijyen malzemelerine ulaşılamadı, başta politik mapuslar olmak üzere yüzbinlerce mahpus cezaevlerinde ölüme terk edildi.

70 KADIN ÖLDÜRÜLDÜ

En az 70 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Kürt ve göçmen kadınların sağlık hizmetlerinden yararlanması pandemi döneminde çok daha zorlaştı. 3 ayda gönderilen 93 fezlekenin 84’ü HDP’li milletvekilleri için hazırlandı.
90’lı yıllarda uygulanan politikalar iktidar tarafından tekrar edildi. Federe Kürdistan Bölgesi’nde sivillerin yerleşim yerleri bombalandı, sadece 10 günde 9 sivil hayatını kaybetti. Engelliler, mülteciler, anadili Türkçe olmayanlar uzaktan eğitime erişim sorunu yaşadı. Diyarbakır’da EBA’ya giriş yapan öğrencilerin oranı yüzde 20’yi geçmedi. 6 çocuk/genç Kürt illerinde ya da Kürt kimliği nedeniyle hayatını kaybetti.

İzmir’de ilk çoklu baro başvurusu AKP’li eski vekilden geldi

Okumaya devam et

Politika

Gergerlioğlu: 15 Temmuz gecesi yapılan pazarlıklar bilinmiyor

15 Temmuz’un lanetli bir gece olduğunu söyleyen Ömer Faruk Gergerlioğlu, o gece ne tür pazarlıklar yapıldığının bilinmediğini ve aydınlatılmayan çok nokta olduğunu söyledi.

BOLD – OHAL döneminde yayınlanan KHK’lar ile ihraç edilen isimler arasında yer alan HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu Artı TV’de yayınlanan Gün Başlıyor programında Nazım Alpman’ın konuğu oldu. 15 Temmuz’dan sonra yaşananların aydınlatılamadığına dikkat çeken Gergerlioğlu, darbe gecesi yapılan pazarlıkların bilinmediğini söyledi. İlan edilen OHAL ile birlikte binlere insanın mağdur olduğunu söyleyen Gergerlioğlu, “Bir gece darbe yapılmaya çalışıldı, ama darbenin devamı dört yıl sürdü” dedi. 15 Temmuz gününe ait HTS kayıtlarının ortaya çıkarılmadığını ve darbenin yeterince araştırılmadığını vurgulayan Gergerlioğlu’nun değerlendirmeleri:

“DARBEDEN EN ÇOK ZARAR GÖREN DEMOKRATLAR VE HUKUKA İNANANLAR OLDU”
  • 15 Temmuz 2016 gecesi lanetli bir geceydi. Sonrasında da yüz binlerce kişinin mağdur olduğu bir geceydi. Demokrasi ve hukukun sadece o gece değil, daha öncesinden ayaklar altına alındığı, darbe mekaniğinin başlatıldığı bir dönemi yaşıyorduk. İktidar ve kol kola girdiği ilişkiler ve gelişen gerginlikler 15 Temmuz’u getirdi. 15 Temmuz’da hukuk ve demokrasiye yönelik darbe sesi vardı. Bizler iktidarı eleştirsek de iktidarın askeri yollarla düşürülmesine ilk andan itibaren karşı çıktık ve darbeyi lanetledik. Sonrasında ise darbeden en çok zarar görenler demokratlar, hukuka inanalar oldu.
“AYDINLATILMAYAN ÇOK NOKTA VAR”
  • 15 Temmuz 2016’da bir darbe girişimi yapıldı, ama darbenin karanlıkta kalan yönleri oldu. Cuma günü saat 14:00 ile 20:00 arasındaki HTS kayıtları ortada yok ve aydınlatılamayan çok nokta var. Kamuoyu vicdanı rahat değil, ne gibi pazarlıklar o aşamada yapıldı bilen yok; ama önemli şüpheler ve iddialar var. İlan edilen OHAL ve sonrası ise bir başka darbe dönemini yaşattı. 15 Temmuz’da bir darbe girişimi yaşandı, 20 Temmuz’da ise bir başka darbe yapıldı. OHAL ile beli kırık olan demokrasi yere serildi. Zorbaca uygulamalar yapan iktidarın niyetinin ne olduğu ortaya çıktı. Darbe tartışması üstünde kendi iktidarını sağlamlaştırmaya çalışan bir iktidarın olduğunu son dört yılda görmüş olduk. İktidar her kendisini eleştireni ‘vatan haini, darbeci’ diye niteledi. Hukuk ayaklar altına alındı. Hukuku ayaklar altına alanlar cezalandırılmalıydı, ama bu hukuksuz bir biçimde yapıldık. Anayasaya aykırı olan KHK’lar ile kurumlar kapatıldı, insanlar ihraç edildi ve çaresiz bırakıldı.
‘BİR GECE DARBE YAPILMAYA ÇALIŞILDI, DEVAMI 4 YIL SÜRDÜ’
  • HDP’nin kazandığı belediyelerden sadece 10 belediye kaldı. Kimi kamudan ihraç edildiği için mazbatası elinden alındı kimine kayyum atandı. Toplumun her kesimine yönelik hukuksuzluk furyası başladı. Ellerine büyük bir gerekçe ve Allah’ın lütfu geçmişti. Bunu da gülerek dile getirmişlerdi. Bir gece darbe yapılmaya çalışıldı, ama darbenin devamı dört yıl sürdü.

“İNSANLARIN CEZAEVLERİNE İSTİFLENDİĞİNİ GÖRDÜK”

Türkiye tarihinin en büyük beyin göçünün yaşandığı zamanları yaşadık. Akademi de ihraçlar ile iktidarın denetimindeki kuruma dönüştü. Üniversiteler üniversite olmaktan çıktı. Hukuk fakültesine veteriner dekanlar atanmaya başlandı. Bilim üretimi yüzde 30 oranında düşüş gösterdi. Sadece OHAL mağdurları ve yakınları kaybetmedi, bütün bir toplum kaybetti. Toplumda önemli bir depremin yaşandığını görüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti tarihin en büyük cezaevi doluluk oranları bu dönemlerde gördük. Türkiye’de 120 bin kişilik kapasite olmasına rağmen, 300 bin kişinin cezaevlerine doldurulduğunu gördük. İnsanların cezaevlerine istiflendiğini gördük.

“KENDİ MAHALENİZDEN ÇIKIN”

Tüm topluma ‘İktidarın hukuksuz uygulamalarına karşı bir araya gelelim’ diyoruz. Bunlar KHK Platformları kurduk ve her kesimden insanların katıldığı platformlar oldu. Bizler bir demokrasi mücadelesi veriyoruz ve herkese ‘Kendi mahallelerinizden çıkın’ diyoruz. Bunların yapılması ile bu karanlık günlerin geçeceğine inanıyoruz. Bizim çağrımız bir demokrasi çağrısıdır, ön yargıları bırakıp birbirimize temas etmeliyiz diyoruz. İstikbale yönelik umutsuz bakmıyoruz ve umut doluyuz.”

Okumaya devam et

Popular