Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Saray’ın Libya Stratejisi: Çatışmayı büyüt aranan nakiti bul!

Erdoğan’ın Suriye’yi unutup Libya’ya dönmesinde strateji değil acil nakit ihtiyacı etken. SADAT milislerini göndermeye başladı. Kanal İstanbul pazarlığın bir ayağı.

FATİH YURTSEVEN

BOLD ANALİZ

Arap Baharı olarak adlandırılan süreç Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde diktatörlerin devrilmesine, halk ayaklanmalarına ve iç savaşlara neden oldu. Türkiye bu süreçte yaşanan hadiseleri anlamak ve akıllıca karar vermek yerine, finansmanı Katar tarafından sağlanan Siyasal İslam projesinin sahadaki uygulayıcısı olmayı tercih etti. Romantik bir beklenti ile yeni Ortadoğu’nun lideri olacağına inandı. Suriye’de ılımlı muhaliflerin eğitilmesine ve silahlandırılmasına ön ayak oldu. Dünyanın çeşitli bölgelerinden gelen savaşçı cihatçılar Türkiye topraklarından Suriye geçtiler. IŞİD tarafından kontrol edilen bölgelerden elde edilen kaçak petrol Türkiye üzerinden satıldı. Erdoğan rejimi ve İŞİD arasındaki para trafiğine ait bilgiler Mart 2016 tarihinde Rusya tarafından BM Güvenlik Konseyine sunuldu. Erdoğan rejimi Haziran 2016’da Rusya’dan özür dileyince dosya kapandı.

Halkların meşru demokrasi talebiyle başlayan Arap isyanları, Suriye’de duvara tosladı. Türkiye’nin de katkısıyla meşru zeminde başlayan hareketler Suriye’de terörize oldu. Dünyanın dört bir yanından gelen radikal selefi gruplar Suriye yaptıkları ile Arap haklarının meşru değişim taleplerini gölge düşürdüler. Siyasal İslam’dan Mısır örneğinde olduğu gibi bir demokratik hareket çıkmayacağı anlaşıldı. İslam ve demokrasi kelimelerinin yan yana gelemeyeceğine dair düşünceler kuvvet kazandı. Yaşanan gelişmelerde Erdoğan Rejiminin Katar’ın finansal desteğiyle sahada yaptığı faaliyetler büyük rol oynadı. Erdoğan Türkiye’de kendi rejimini kurma karşılığında küresel bir projenin yüklenicisi oldu. Nihayetinde Türkiye’de tek adam rejimi hüküm sürmeye başladı.

Rejimin devamı için en önemli etken para. Erdoğan kurduğu rant sistemini devam ettirdiği müddetçe iktidarının devam edeceğini düşünüyor. Türkiye’nin stratejik konumu da dahil, para akışının sağlanması için her şey masada pazarlık konusu yapılabilir. Oluşturulan korku ortamı, içi boşaltılan devlet kuruluşlarına yerleştirilen ve kendi varlıklarının devamını, Erdoğan rejiminin devamında gören bürokrasi sayesinde toplum, beka, devlet meselesi söylemleriyle uyutuldukça her şey yapılabilir.

Daha iki hafta öncesine kadar Suriye, YPG ve Barış Pınarı Harekâtı gündemin ilk sırasını işgal ederken, bugünlerde Kanal İstanbul, Doğu Akdeniz ve Libya’yı tartışıyoruz. Peki ne oldu da gündem birden bu kadar çabuk değişti?
Erdoğan Barış Pınarı harekâtı ile Fırat’ın doğuruşunda kuracağı şehirlerle hem çevresindeki en büyük destekçileri olan inşaat firmalarına alan açmayı, hem de ülke ekonomisine artık yük olmaya başlayan mültecileri buraya yerleştirmeyi planlıyordu. Bu konuda AB’nin kendisini maddi olarak destekleyeceğini düşünüyordu. Ancak, masada yapılan planlar sahada değişince Erdoğan kendisine yeni çıkış yolları aramaya başladı.

Kanal İstanbul projesi tekrar gündeme geldi. Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile kazanılan hakların kaybedilmesi pahasına, Erdoğan Kanal İstanbul projesini tartışmaya aştı. Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Lozan Anlaşması ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti Devletinin en önemli kuruluş belgelerinden bir tanesi. Savaş ve barış koşullarında ticari ve askeri gemilerin Karadeniz’e kıyısı olan devletlerin güvenliğine halel getirmeyecek şekilde, boğazlardan geçişini düzenliyor. Savaş gemilerine uygulanan Tonaj kısıtlamaları nedeniyle, Türkiye’nin güvenliğine olduğu kadar, Rusya’nın da güvenliğine hizmet ettiğini söylemek yanlış olmaz.

Bu noktadan hareketle Erdoğan bu defa Putin ile pazarlığı boğazlar üzerinden açmışa benziyor. Möntrö’nün savaş gemilerine getirdiği tonaj sınırlaması, Rusya’yı da koruyor. Kanal İstanbul açılırsa bu koruma bitecek. Erdoğan’ın kafasındaki pazarlık konusunu ise tahmin etmek çok zor olmasa gerek. Sıkça tekrar edildiği üzere, Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerimizin korunması, yapılan anlaşmanın imzacısı olan Libya Milli Mutabakat Hükumetinin varlığını devam ettirmesine bağlı. Ancak burada bir sorun var. Rusya ve Erdoğan rejimi Libya’da farklı tarafları destekliyor.

Rus Wagner Firmasına bağlı askerler sahada dengeleri General Hafter lehine değiştirmiş durumda. Mısır, Libya’ya dışarıdan yapılacak herhangi bir müdahaleyi kendi ulusal güvenliği açısından sorun olarak görüyor. Libya’da Milli Mutabakat Hükumetini Türkiye’nin dışında İngiltere, Katar ve İtalya destekliyor. Ancak Türkiye dışında askeri olarak destek vereceğini açıklayan kimse yok.

Dünyanın en kaliteli petrolü Libya’da çıkıyor. Petrol sahalarının kontrolü General Hafter’in elinde. Dışarıdan bir destek olmadığı takdirde General Hafter ilerleyen zamanlarda Trablus’u da ele geçirecek ve anlaşıldığı kadarıyla da meşru otorite olarak tanınacak. Erdoğan Libya’da ancak dengeleri Ulusal Mutabakat Hükumeti lehine değiştirirse petrolden pay alacağını düşünüyor. O yüzden, ihtiyaç olursa asker gönderebiliriz, diyor.

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov geçen hafta yaptığı açıklamada; İblid’de bulunan cihatçı gruplardan bazılarının Libya’da görüldüğünü, bu durumdan endişe duyduklarını söyledi. Söz konusu cihatçılar ancak Türkiye üzerinden Libya’ya gidebilirler. Anlaşılan Erdoğan öncelikle SADAT şemsiyesi altında sahada olmayı tercih edecek. Putin ile de Kanal İstanbul üzerinden boğazlar için açtığı pazarlığı Libya’da sahada etkin olmak için kullanacak.

Anlaşılan Erdoğan Rejimi; Suriye’nin petrolünü kaçırarak bir dönem elde ettiği finansman benzeri sistemi, şimdi Libya’da iç savaşı büyüterek oranın petrolü üzerinden elde etmeye dayalı bir planlama yapmış durumda. Böylece Saray, sistemini sürdürebildiği için acil ihtiyaç duyduğu likit paraya kavuşacak..

Dünya’da Amerika dahil bir iç savaşın tarafı olup zarar görmeyen ülke yok. Türkiye sahada tüm aktörlerle kavgalı olmak, Mısır ile sıcak çatışma içerisine girmek, Doğu Akdeniz’deki tüm haklarını en zayıf olduğu noktaya teksif ederek stratejik bir kayıp yaşamak pahasına Libya’da bir maceraya sürükleniyor. Yaşanan hadiseleri devlet politikası, beka, milli menfaat kelimeleri ile açıklamak mümkün değil. Türkiye’de 15 Temmuz’dan sonra bir rejim değişikliği yaşandı. Bu rejimini devamı için Erdoğan’ın rejimi kendisine hediye edenlere karşı ödemesi gereken bir diyet borcu, yapması gereken ev ödevleri ve devamlı sıcak para ile beslemesi gereken bir rant ekonomisi var. Bu uğurda da anlaşılan yapamayacağı hiçbir şey yok.

Kılıçdaroğlu’ndan olay açıklama: Erdoğan, 21’inci yüzyılın Firavunudur

Analiz

JP Morgan, kur sistemiyle ilgili uyardı: Enflasyonu artıracak, Hazine’ye yük getirecek

Uluslararası Yatırım Bankası JP Morgan, Erdoğan’ın kurtuluş reçetesi olarak sunduğu kur korumalı TL mevduat sisteminin risklerine dikkat çekti. Sistemin enflasyonu arttıracağını, kur farkını ödeyecek Hazine’nin de büyük bir yük altına gireceği uyarısı yaptı. Doları 10 liraya kadar düşüren sistem bir ay geçmeden etkisini yitirdi. Kur 13,60 liraya yükseldi. Peki bundan sonra ne olacak?

BOLD ANALİZ – JP Morgan’ın son Türkiye raporunda geçen yılın sonunda yaşanan döviz krizi ele alındı. Rapora göre geçtiğimiz haftalarda Türkiye’de yerleşiklerin döviz talebinin normalleştiğine işaret edildi.

Bunun arkasında kur korumalı TL mevduat uygulaması ve mevduat faizlerindeki yüksek para getirisinin olduğuna vurgu yapıldı. Merkez Bankası’nın rezervlerinin de istikrar kazandığı vurgulandı.

MERKEZ BANKASI FAİZ İNDİRİRSE

Merkez Bankası’nın politika faizinde indirimlere gitmesi halinde kur korumalı TL mevduat sisteminin büyük hasar göreceğine işaret eden JP Morgan, enflasyonda yeni sürpriz yaşanması halinde de vatandaşların yeniden dolar ve Euro’ya yöneleceğinin altını çizdi. Banka, “Enflasyonda yükseliş olmazsa ve Merkez Bankası yeni indirimler yapmazsa, siyasette olmadık olaylar yaşanmazsa yurtiçi yerleşiklerin döviz talebinin istikrarlı seyretmesini bekleriz.” değerlendirmesi yaptı.

KUR KORUMALI TL MEVDUAT SİSTEMİNE NEGATİF BAKIYORUZ

Raporunda “Kur korumalı TL Mevduat Sistemi konusunda negatifiz” yazan JP Morgan, kur korumalı TL mevduat sisteminde karşılaşılabilecek krizleri sıraladı: “Çünkü maliyet ve enflasyon riski içiriyor. Kur korumalı TL mevduat uygulaması Hazine ve Maliye’nin sırtında bir risk. Enflasyonu arttırabilecek yeni bir faktör. Bu sisteme şirketlerin ne kadar ilgi göstereceği bilinmiyor.”

SİSTEM ÇÖKERSE BANKALARDA 1 DOLAR KALMAYACAK

Aralık ayında döviz krizi yaşanırken vatandaşların bankacılık sisteminden çektikleri dövizi yastık altına taşıdıklarına vurgu yapan JP Morgan, kur korumalı TL mevduat sisteminin tutmaması halinde yastık altına kaçışların hızlanacağı uyarısı yaptı. Uluslararası yatırım bankasının raporunun satır aralarındaki gerçek ise büyük krizin habercisi. Erdoğan’ın yeni ekonomi modeli olarak sunduğu sistemin çatırdaması halinde Cumhuriyet tarihindeki krizlerin hepsinden büyük mali çöküş yaşanacak. Hazine garantisinin bile dövizdeki artışı durduramadığını gören vatandaşlar bankalardaki paralarını çekecek. Türk Lirasını dövize yatırma iştahı iyice katlanacak. Halk 1 dolarını bile bankada tutmaktan vazgeçecek.

DAHA BÜYÜK KRİZLER KAPIDA

Bu durumda ise bankacılık krizi kaçınılmaz olacak. Fatura yine Türkiye’de yaşayan 84 milyon insana kesilecek. Türk tipi başkanlık sisteminin geldiği 2018 yılından bu yana değersiz para, yüksek enflasyon her gün gelen zamlarla karşı karşıya kalan halk, daha büyük krizlerle boğuşmak zorunda kalacak.

Bu kez Minik Serçe avladı: Erdoğan’ın çarklarına kimse yetişemiyor

Okumaya devam et

Analiz

Bu kez Minik Serçe avladı: Erdoğan’ın çarklarına kimse yetişemiyor

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerinden yaptığı geri dönüşlere ünlü sanatçı Sezen Aksu’yu da ekledi. Cami kürsüsünden Sezen Aksu’yu hedef alarak ‘Dillerini kopartırız’ diyen Erdoğan, kamuoyunun tepkisi üzerine geri vitese attı. Erdoğan, daha önce de ‘One minute’, çözüm süreci ve Mavi Marmara açıklamalarından çark etmişti.

BOLD ANALİZ – Erdoğan, Minik Serçe lakabıyla ünlenen ünlü şarkıcı Sezen Aksu’yu hedef alan sözlerinden geri adım attı. AKP içinden gelen tepkiler sonrası Aksu’yu kastetmediğini söyleyen Erdoğan, NTV yayınında “Benim oradaki hitabımın muhatabı Sezen Aksu değildir. Aksu, Türk müziğinin önemli bir ismidir, insanımızın duygularına tercüman olmuş bir sanatçımızdır.” dedi.

Erdoğan’ın 2002 yılında iktidara geldiği günden bu yana yaptığı birbirini yalanlayan çok sayıda açıklaması bulunuyor. İsrail, Mavi Marmara, PKK ile yürütülen çözüm süreci, ABD ile Brunson tartışması, Rusya ile uçak krizi konularında yaptığı tarihi çarklar arşivlerde duruyor.

İşte Erdoğan’ın tarihi geri viteslerinden bazıları:

PKK İLE GÖRÜŞEN ŞEREFSİZDİR

23 Ağustos 2010 tarihinde “PKK ile görüşen şerefsizdir bunu herkes bilsin” diyen Erdoğan, Oslo görüşmelerinin sızması sonrası geri vites yaptı. 27 Eylül 2012 tarihinde “PKK ile görüşme talimatını ben verdim” dedi.

HDP İLE YAPILAN DOLMABAHÇE MUTABAKATI

PKK ile yürütülen Çözüm Süreci’nde bakanlarına Dolmabahçe görüşmesi talimatı veren Erdoğan, kamuoyunun tepkisi üzerine U dönüşü yaptı. HDP’li milletvekilleri ile AKP’li bakanların ortak mutabakat açıklamasının üzerinden 20 gün geçince Erdoğan, “Dolmabahçe mutabakatını doğru bulmuyorum” dedi.

MAVİ MARMARAYI BANA MI SORDUNUZ

Erdoğan, İsrail’e insani yardım götüren Mavi Marmara gemisinin İsrail askerleri tarafından baskına uğraması üzerine İsrail’e tepki gösterdi. Önce Mavi Marmara gemisi organizasyonunu düzenleyenlere sahip çıkan ve “Otorite biziz ve bizden izin aldılar” diyen Erdoğan, İsrail ile yakınlaşmak için geri U dönüşü yaptı. “O gemiyi götürürken bana mı sordunuz?” açıklamasıyla önceki sözlerini yalanlayan Erdoğan, Mavi Marmara mağdurlarının açtığı davaları kapattı.

RUS UÇAĞINI DÜŞÜRDÜK

27 Ekim 2015 tarihindeki mitingde Suriye’de düşürülen Rus savaş uçağının sınır ihlali yaptığı için düşürüldüğünü söyledi. Aradan bir yıl geçmeden Rusya Devlet Başkanı Putin’in ayağına giderek özür diledi.

BU FAKİR BRUNSON’U VERMEZ

“Kusura bakma bu fakir görevde olduğu sürece Brunson’u alamazsın” diyen Erdoğan, ABD Başkanı Trump’un “Aptal olma” başlıklı mektubunun ardından geri adım attı. Erdoğan’ın talimatıyla Rahip Brunson serbest bırakılıp ABD’ye döndü.

DENİZ YÜCEL ÖZEL UÇAKLA GÖNDERİLDİ

Alman vatandaşı tutuklu gazeteci Deniz Yücel’i “Bu can bu bedende olduğu müddetçe vermeyeceğiz” açıklaması yapan Erdoğan, Almanya Başbakanı Merkel’in bastırmasıyla geri adım attı. Deniz Yücel tahliye edildi ve aynı gece özel uçakla Almanya’ya döndü.

IMF BİZDEN BORÇ İSTEDİ SONRA VAZGEÇTİ

“IMF bizden borç istedi” diyen Erdoğan, dünya basınının konuyu gündeme getirmesi üzerine “IMF bizden borç almaktan vazgeçti” açıklaması yaptı.

ERMENİ SOYKIRIMINI BİDEN’E SORACAĞIM

13 Haziran 2021 tarihinde ABD Başkanı Biden ile görüşmede ABD’nin 1915 olaylarını Ermeni soykırımı olarak tanıması meselesini gündeme getireceğini söyleyen Erdoğan, 1 gün sonra çark etti. Görüşme sonrası yapılan basın toplantısında “Hamdolsun Ermeni soykırımı meselesi gündeme gelmedi” dedi.

Erdoğan bir imzayla çetesine 6 milyar TL daha kazandırdı

Okumaya devam et

Analiz

Muhalefet, Ankara’nın göbeğindeki işkenceye sessiz: Vaatler sözde kaldı

Başta toplumun tüm kesimleriyle helalleşme çağrısında bulunan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu olmak üzere muhalefet parti liderleri, Ankara Emniyet’inde yaşanan işkenceyi görmezden geliyor. Parti liderleri, Ankara Emniyet’e kendileri gitmediği gibi partileri adına bir heyet de göndermedi.

BOLD ANALİZ – Her seçim döneminde veya işkence sonrası yaşanan ölümlerde işkenceyi lanetleyen ve işkencecilerin cezalandırılmaları ile ilgili nutuklar atan muhalefet parti liderleri, Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi’nin de doğruladığı Ankara Emniyetindeki işkenceyi görmezden geliyor.

Yaklaşık on gündür Ankara Emniyet’te birçok işkenceden geçirilen Gülen Hareketi mensuplarına yapılanlarla ilgili muhalefet parti liderlerinden herhangi bir açıklama gelmedi.

İŞKENCE ORTAYA ÇIKARILDI

Gülen Hareketi mensuplarına yönelik ‘yeniden yapılanma’ soruşturmaları kapsamında gözaltına alınanlar on gündür Ankara Emniyeti Terörle Mücadele Şubesinde sorgulanıyor. Ev hanımı, hukukçu, öğrenci, polis ve askerlerden oluşan gruba işkence yapıldığı ortaya çıktı. İşkenceyi Ankara Barosu da hazırladığı raporla teyit etti. Baro işkence ile ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunacak.

PARTİLERDEN SES YOK

Ankara Emniyet Müdürlüğü’ndeki işkencelere, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu dışında siyasilerden ses yok. Sık sık işkence raporu yayınlayan CHP ve diğer muhalefet partileri, genel merkezlerine birkaç dakika mesafedeki Ankara Emniyet’e işkencelerin son bulması için heyet dahi göndermiyor.

KILIÇDAROĞLU, HELALLEŞMEK İÇİN ÖLMELERİNİ Mİ BEKLİYOR?

Seçim beyannamesinde “yurttaşlara dönük işkenceye varan şiddeti, eziyeti ve onur zedeleyici tüm uygulamaları sonlandırma” sözü veren CHP, yapılan bu işkencelere sessiz. Geçen aylarda helalleşme çağrısı da yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Helalleşme yüzleşmek, barışabilmek, devam edebilmek demektir. Bunu yarası olan topluluklarla yapacağız” deyip, helalleşecekleri arasında başta devlet tarafından hapishanelerde işkence görenler olmak üzere mağdur edilen birçok grubu sıralamıştı.

KARAMOLLAOĞLU, “TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ” DEMİŞTİ

İktidarın insan hakları ihlallerine yönelik açıklamaları ile dikkat çeken Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu da Ankara Emniyet’teki işkencelerle ilgili açıklama yapmadı. Karamollaoğlu, işkence yapıldıktan sonra helikopterden atılan Osman Şiban ve Servet Turgut’la ilgili yaptığı açıklamada, “İşkence, bir insanlık suçudur. Van’da iddia edilen ve vahim bir şekilde hepimizi endişelendiren işkence iddialarının ise araştırılmasını istiyor ve konunun takipçisi olacağımızı belirtmek istiyorum” demişti.

DAVUTOĞLU: İŞKENCE YAPANLARI LANETLİYORUZ

2015 yılında Başbakanlığı döneminde yaptığı bir konuşmada “Emniyet teşkilatımız kullandığı güç ile özgürlük ve güvenlik dengesini sarsacak bir yapı içinde olamaz. İnsanlık onurunu zedeleyecek ve 90’lı, 80’li yıllarda bazen kötü örneklerle hatırladığımız işkence gibi faaliyetler içinde olamaz” diyen Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu da geçen yıl 12 Eylül’ün yıldönümünde yaptığı açıklamada ise “Cezaevlerinde insanlara işkence yapanları bir kez daha lanetliyoruz” demişti.

BABACAN: İŞKENCE YAPANLARI SORGULAYIN

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ise partisinin 1. Olağan Van İl Kongresinde yaptığı konuşmada işkence konusuna değinerek, “İşkence, adeta bir ceza politikası haline dönüştü. İnsan onurunu çiğneniyor. Kamu gücünü kullanan hiç kimsenin vatandaşa kötü muamele yapma hakkı yoktur” ifadelerini kullanmış, AKP’ye işkenceyi geri getiren iktidar olarak hatırlanmaması için sorumluları yargılamasını önermişti.

AKŞENER, İŞKENCE YAPILAN EV KADINLARINI GÖRMEDİ

İşkencelerle ilgili açıklaması bulunmayan İyi Parti lideri Meral Akşener ise iki ay önce partisinin 4. kuruluş yıldönümü kutlamalarında yaptığı konuşmada kadınlar üzerinden işkenceye dikkat çekip, “Kadınların fiziksel, psikolojik ve ekonomik olarak, baskı, şiddet ve işkence görmesini, görmezden gelmeyeceğiz. Öldürülen her kadın, devletin sorumluluğundaydı. İktidardakiler, onlara sahip çıkmadı. Ama bizimle birlikte, kadınlar artık sahipsiz kalmayacak” demişti. Akşener, şu an Ankara Emniyet’te işkence gören ev kadınları ile ilgili hiç bir açıklama yapmadı.

Erdoğan bir imzayla çetesine 6 milyar TL daha kazandırdı

Okumaya devam et

Popular

Shares