Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

TANAP doğalgaz hattından Türkiye kendini soyduruyor

Doğalgazda gözler Akdeniz’deki kavgada ama TANAP projesinde Türkiye kendini resmen soyduruyor. İşte rakamlarla bir “kucağa düşme” vakası..

FATİH YURTSEVER

BOLD ANALİZ

Doğalgaz Projelerinde Yalanlar ve Gerçekler: TANAP Projesi

Erdoğan rejimi gerçekleştirdiği doğal gaz projeleri ile Türkiye’nin bir enerji merkezi haline geldiğini iddia ediyor. Mavi Akım doğalgaz projesinden dolayı hükümetin düştüğü, zamanın Enerji Bakanı Cumhur Ersümer’in Yüce Divan’da yargılandığı dikkate alınınca, konu daha hassas mahiyet kazanıyor.

Türkiye, 12 Mart 2001’de imzalanan Türkiye-Azerbaycan Hükümetlerarası Anlaşması esasları doğrultusunda, 4 Temmuz 2007 yılından itibaren Azerbaycan’dan yıllık 6,6 milyar m³ doğalgaz alıyor. Bu gaz Gürcistan sınırından itibaren BOTAŞ’a ait milli şebeke üzerinden yurt içine dağıtılıyor. Bu gazın yaklaşık 1 milyar m³’ü de Yunanistan’a ihraç ediliyor. İhraç edilen miktar az olmasına rağmen bu ticaret Türkiye’nin doğalgaz enerji dağıtım merkezi olması açısından önemli bir girişim.

2011 yılında Türkiye’nin artan doğalgaz talebinin karşılanması ve Güney Gaz Koridoru olarak adlandırılan hat üzerinden AB ülkelerinin doğalgaz arz kaynaklarının çeşitlendirilmesi maksadıyla, Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP) projesi başlatıldı. 12 Haziran 2018 tarihinde açılışı Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yapılan hat üzerinden yıllık 6 milyar m³ Azeri gazı Türkiye’ye akmaya başladı. Ayrıca, TANAP projesi kapsamında 26 Haziran 2012 tarihinde yapılan anlaşma çerçevesinde yıllık 10 milyar m³ Azeri gazının inşa edilecek yeni bir boru hattı ile Türkiye üzerinden üzerinden Avrupa’ya transit taşınması kararlaştırıldı. 30 Kasım 2019 tarihinden TANAP Avrupa bağlantısı da aktif hale getirildi.

TANAP’ın şu anda kapasitesi 16 milyar m³, bu rakam maksimum 32 milyar m³ olabilir. 2001 yılında Azerbaycan ile yapılan anlaşma Nisan 2021 sona ereceği için bu hattan gelen 6 milyar m³ gaz TANAP üzerinden gelecek. Türkiye’nin şu anda aldığı Azeri gazı (SAHDENİZ-I) Rus gazına göre daha ucuz. Ancak işin içerisine TANAP girince resim değişiyor.

TANAP için gaz, ŞAHDENİZ-2 sahasından temin ediliyor. SAHDENİZ-2 sahası uluslararası bir konsorsiyum tarafından işletiliyor. (Konsorsiyumun üyesi firmalar ve konsorsiyumdaki payları: BP %28,8, TPAO-Türkiye %19, SOCAR-Azerbaycan %16,7, Petronas-Malezya %15,5, LUKoil-Rusya%10 ve NIOC-İran %10). Bu gazın Türkiye ve Avrupa’ya taşınması için yeni bir hat inşa edildi. Bu hat da uluslararası bir konsorsiyum (SOCAR %60, BOTAŞ %30 ve BP %10) tarafından işletiliyor. Aslında TANAP, Türkiye’yi boydan boya geçerek, doğalgazı Avrupa’ya ulaştıracak olan hat.

Türkiye TANAP için ŞAHDENİZ-2 sahasından doğalgazı Gürcistan sınırında Rus gazının %88’i fiyatına alıyor. Ancak doğalgaz milli iletim hatları yerine konsorsiyum tarafından inşa edilen hat ile taşındığı için gazın fiyatına transit ücretleri de ekleniyor. Doğalgazın 1000 m³ için ilk vana noktası olan Eskişehir’e kadar 79 dolar, Trakya’ya kadar ise 109 dolar transit ücreti ödeniyor. TANAP için ödenen gaz taşıma bedeli, ABD Henry Hub’daki gaz fiyatından daha fazla. Avrupa’da doğalgaz fiyatları 11 Aralık itibarıyla spot piyasada 1000 m³ 165 dolar iken, transit ücretleri ile Azeri gazının fiyatı 300 doları aşıyor. Sonuçta Türkiye, transit ücretleri eklendikten sonra normalde daha ucuz olan Azeri gazına Rus gazından daha fazla para ödeyerek dünyanın en pahalı gazını kullanıyor.

Ancak burada bir önemli husus daha var. Türkiye Avrupa’ya ŞAHDENİZ-2 gazını TANAP ile değil de SAHDENİZ-1’de olduğu gibi milli iletim hatları ile taşısaydı, kendi satın alacağı gaz için iletim bedeli ödemeyeceği gibi, Avrupa’ya giden gazdan da iletim ücreti alacaktı. Bu iş için milli iletim hatlarının yeterli olmadığı öne sürülse de Türkiye hem TANAP hem de ŞAHDENİZ-2’deki taahhütlerinin bir bölümü ile rahatlıkla bu hattın kapasitesini arttırabilir, üstelik mevcut hattı bile yenileyebilirdi.

Ayrıca Türkiye şu anda sıkça tekrar edilen enerji “hub”ı olduk iddialarının aksine, Azeri gazının Avrupa’ya satışına talip olmadığı için gaz ticareti yapan ülke olma şansını da kaybetti. TANAP, Türkiye’nin enerjide “transit” ülke rolünü pekiştirdi.

Burada akla şu soru da geliyor. Madem gaz iletim bedelleri bu kadar pahalı, bu fiyatla Azeri gazı Avrupa’da nasıl müşteri bulacak? Çözüm gayet basit. Avrupa’ya taşınacak gazdan transit ücreti alınmayacak. Yani Avrupa’ya taşınacak gazın maliyeti Türkiye’ye ödetilecek.

Sonuç olarak; TANAP Türkiye’nin yararına bir proje değil. Bu projenin meyvesini BP ve gazı ucuza alacak Avrupa ülkeleri yiyecek. Türkiye TANAP ve TürkAkım projeleri ile Türkiye’nin enerji merkezi-hub olma (gazda re-export hakkı, fiyat belirlenmesinde rol alma, depolama tesisleri ve enerji borsasının kurulması vb.) yeteneğini kaybetti. Halk enerji merkezi olduk yalanları ile uyutulurken, Avrupa’ya taşınacak gazın maliyeti doğalgaz faturalarına yansıtıldı. Devlet zarara uğratıldı. Peki, böyle bir projeye, kim, ne karşılığında, nasıl evet dedi? Kimlerin cebi doldu? Ülkede hukuk işliyor olsaydı, bunu Mavi Akım yargılamalarında olduğu gibi Yüce Divan oturumlarından öğrenebilirdik.

Ama elimizde bir ipucu var.

Erdoğan’la oğlu Bilal Erdoğan arasında 17/25 Aralık yolsuzluk operasyonlarından sonra ortaya saçılan tapelerde ünlü ‘Kucağımıza düşecekler’ konuşmasını hatırlayın. TANAP’ı inşa eden işadamı Sıtkı Ayan’ın belirlenen 10 milyon dolar rüşvet rakamını vermediğinden şikayet eden Bilal Erdoğan’a babası “merak etme kucağımıza düşecekler” diyordu.

Maalesef hukuk şu an ses veremeyecek kadar hırpalanmış durumda. Hukuk kendine gelinceye kadar Erdoğan rejimi ve onun içeride ve dışarıdaki destekçileri ülkeyi soymaya, faturayı da vatandaşa yüklemeye devam edecek.

Analiz

Türkiye’nin gerçeğe açlarını kim doyuruverecek?

Yıllardır yandaş medyayı takip etmeye mecbur bırakılan Türk halkı, gerçekleri duymaya başladıkları Sedat Peker’den 24 saat boyunca paylaşım alamayınca sosyal medyayı salladı. Merak ve endişeli bekleyiş Sedat Peker’in konutuna gelmesiyle sona erdi. Bu olay bile gündemin artık ana akım medya yerine sosyal mecralardan belirlendiğini ortaya koyuyor. Sedat Peker’in ortadan kaybolması, aynı saatlerde tarihi NATO Zirvesi ve Biden görüşmesi öncesi basın toplantısı düzenleyen Erdoğan’ı da gölgede bıraktı.

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ekonomiyi eleştiren muhalefeti hedef alarak, “Aç dolaşanları da siz doyuruverin” sözleri tartışılmaya devam ediyor. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu Erdoğan’a “Çekil o zaman aradan” diyerek karşılık verdi.

Türkiye’deki açları kimlerin doyuracağı meçhul. Fakat ülkenin bilgiye açlarının gittiği adresi belli. Yandaş niteliği kazanan televizyon ve gazetelerden sıkılanlar sosyal mecralarda gerçeğin peşine düştü.

GÜNDEM SOSYAL MECRALARDA ŞEKİLLENİYOR

Sedat Peker videolarından sonra oluşan hava, gündemin artık Youtube üzerinden belirlendiğinin kanıtı gibi. Peker’in yayına başladığı günden beri Türkiye’nin gündeminde sadece o var. Bakanların ve Cumhurbaşkanının katıldığı programların konusu Sedat Peker olunca izleniyor. Yüz milyondan fazla izlenen videolara inanan oranı ise yüzde 66’ı.

Sedat Peker’in paylaşımları kadar sessizliği de gündem. Sedat Peker yaklaşık 24 saat paylaşım yapmayınca Türkiye’nin tek gündemi yine Sedat Peker oldu.

Biden ile görüşmeye giden Erdoğan’ın tarihi NATO Zirvesi öncesi yaptığı basın açıklaması bile Sedat Peker’in ortadan kaybolması kadar tartışılmadı. Gazetecilerin heyecanını sorgulayan Erdoğan bile bu durumun farkında.

Sedat Peker’in ortaya çıktığı dün gece yarısı yaptığı paylaşımlar 24 saatte ne kadar özlendiğini gösterdi. Peker’in başından geçenleri anlattığı 6 paylaşımın her biri yüz binin üzerinde beğeni aldı.

TÜRKİYE’DE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ

DW Türkçe servisinde yer alan habere göre ise, Türk halkını bilgilendirmekle görevli Türk medyasının hali içler acısı. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, Nisan ayında açıkladığı 2021 yılı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre, Türkiye 180 ülke arasında 153’üncü oldu.

Endeksin ilk kez yayımlandığı 2002 yılında 99’uncu sırada yer alan Türkiye’de 15 Temmuz’dan sonra büyük gerileme yaşandı. 2016’da 151, 2017’de 155, 2018 ve 2019’da 157, 2020’de ise 154’üncü sırada gösterilmişti.

Bunlardan Erdoğan da sıkıldı

Okumaya devam et

Analiz

Trollerin gözünden NATO Zirvesi

Son yıllarda inandırıcılığını yitiren ‘Dünya Lideri’ algısını yeniden diriltmeye çalışan Erdoğan ve kurmayları NATO Zirvesi’nde imaj tazelemeye çalışıyor. AKP’li hesapların sosyal medyada başlattıkları kampanya ile Erdoğan’ın liderleri nasıl ‘ayağına getirdiğinden’, kimlere ‘el ense çektiğinden’ dem vuruluyor.

BOLD – Belçika’nın başkenti Brüksel’de gerçekleşen NATO Zirvesi NATO üyesi ülkelerin liderlerinin katılımıyla başladı.

NATO’NUN GELECEK 10 YILI

Zirvede gelecek 10 yılda NATO’nun izleyeceği yol haritası olan ‘NATO 2030’ adlı vizyon belgesi, ittifak kendini yeni döneme adapte ederken yapılması gerekenler, bu kapsamda Çin’in yükselişi, Rusya, terörle mücadele, yükselen ve yıkıcı teknolojiler, siber tehditler ve saldırılar, iklim değişikliğinin güvenlik etkileri ele alınacak.

Zirveye katılan AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan zirve öncesinde ABD Başkanı Biden ile bir süre sohbet etti. Ayaküstü yapılan sohbetin görüntüleri basına da servis edildi.

TROLLERİN NATO MESAİSİ

Bu görüntüler dolaşıma girdiği sosyal medyada tartışma konusu oldu. Bir fotoğraf karesinde Erdoğan’ın kendisini selamlamaya gelen Biden’ın elini öptüğü iddia edildi. Kısa sürede o karenin videosu dolaşıma girdi ve Erdoğan’ın ayağa kalkmaya çalışırken yüzünün Biden’ın eline fazla yaklaştığı görüldü.

Videoyu paylaşan AKP’li sosyal medya hesapları ‘Güçlü Lider Güçlü Türkiye’ etiketiyle Erdoğan lehine kampanya başlattı.

AKP’li hesaplardan klasikleşen yöntemlerle Erdoğan’ın dünya liderlerine ayar verdiği yorumları yapıldı.
Dünya lideri olarak bahsedilen Erdoğan’ın Joe Biden’ı ayağına getirdiği, Macron’a da ‘el ense çektiği’ aktarıldı.

Erdoğan’ın liderlerle çektirdiği aile fotoğrafı ‘dombra’ ezgisiyle paylaşıldı. Bülent Ecevit-Clinton fotoğrafı Biden-Erdoğan fotoğraflarıyla eski Türkiye-yeni Türkiye karşılaştırılmaları yapıldı.

Peker’in videolarını yorumlayan Demirtaş: Türkiye asıl şoku tüm gerçekler ortaya çıktığında yaşayacak

Okumaya devam et

Analiz

Soma Davası: Tekmeyi madencinin yediği bir adaletsizlik hikayesi

Manisa’nın Soma ilçesinde 301 madencinin hayatını kaybettiği katliamın üzerinden 7 yıl geçti ancak sorumlular hala hesap vermedi. Tayyip Erdoğan’ın olayın ardından “Bunun yapısında, fıtratında var” sözleri hafızalara kazındı. 7 yıldır faillerin cezalandırılamadığı davaya yerel mahkemeden Yargıtay safhasına kadar birçok müdahale oldu. Hiçbir bürokrat ya da siyasetçiden hesap sorulmadı.

BOLD ANALİZ

Manisa’daki Soma Kömür İşletmeleri’nde 13 Mayıs 2014’te meydana gelen facia Türkiye tarihinin ‘en fazla can kaybıyla sonuçlanan maden kazası’ olarak kayıtlara geçti. Kazada 301 madencinin cansız bedenine ulaşıldı. Olayda 162 kişi de yaralandı.

Olayın ardından Soma’ya giden dönemin Başbakanı Erdoğan, “Bunlar olağan şeylerdir. Literatürde iş kazası denilen bir olay vardır. Bunun yapısında, fıtratında bunlar var. Hiç kaza olmayacak diye bir şey yok. Tabii işin boyutunun bu kadar fazla olması bizi derinden yaralamıştır” dedi. Erdoğan’ın sözleri tepki çekerken, aynı gün Soma’da protesto eylemleri yaşandı. Protestolara güvenlik güçleri sert şekilde müdahale ederken, Başbakanlık Özel Kalem Müdür Yardımcısı Yusuf Yerkel de yerdeki bir maden işçisini tekmeledi. Tekmeleme olayı günlerce gündemden düşmedi. Yusuf Yerkel’in Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi doktoru Servan Gökhan’dan tekme attığı ayağı için 7 günlük iş göremezlik raporu aldığı ortaya çıktı. Yerkel’in ceza almadığı olayda tekme atılan Erdal Kocabıyık adlı madenci işten çıkarıldı. Kocabıyık’a başbakanlık aracını tekmelediği iddiasıyla 548 lira para cezası verildi.

Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel, madenci tekmelerken… (Fotoğraf: Mehmet İnmez)

BAKANLIK OLAYDAN 2 AY ÖNCE OLUMLU RAPOR VERDİ

Maden kazasının meydana geldiği maden sahasını işleten Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’nin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından, 2012 ve 2013 yıllarında ikişer kez, 2014 yılında ise 13, 14, 17 ve 18 Mart’ta teftiş edildiği, iş sağlığı ve güvenliği açısından mevzuata aykırı bir durum bulunmadığı yönünde rapor düzenlendiği ortaya çıktı..

ALP GÜRKAN’A TAKİPSİZLİK

Maden kazasının ardından 19 Mayıs 2014’te Soma Holding Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan dahil 25 kişi gözaltına alındı. Gürkan’ın yanısıra genel müdür Ramazan Doğru, işletme müdürü Akın Çelik, maden mühendisleri Yalçın Erdoğan, Ertan Ersoy, vardiya amirleri Yasin Kurnaz, İsmail Adalı ve Hilmi Kazık tutuklandı. Eylül 2014’te Soma Holding’in kurucusu Alp Gürkan, şirket yöneticileri Haluk Sevinç ve Hayri Kebapçılar hakkında faciada sorumluluğu bulunmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı verildi.

SORUŞTURMA İZNİ YOK

Faciadan iki ay önce iş sağlığı ve güvenliği açısından inceleme yapıp olumlu rapor veren müfettişler Emin Gümüş ve Ersin Bulut dahil 12 müfettiş ve İş Sağlığı ve Güvenliği Müdürü Kasım Özer hakkında soruşturma izni verilmedi.
Kasım 2014’te 301 kişinin ölümüyle ilgili dava açıldı. Tutuklu yargılanan yönetim kurulu başkanı Can Gürkan, genel müdür Ramazan Doğru, teknik nezaretçi Ertan Ersoy, işletme müdürü Akın Çelik, üretim müdürü İsmail Adalı, iş güvenliğinden sorumlu vardiya amirleri Mehmet Ali Günay Çelik, Yasin Kurnaz ve Hilmi Kazık hakkında ‘olası kastla öldürme’ suçundan 301 kez 20 ila 25 yıl, ‘neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama’ suçundan da 161 kez iki ila altı yıl; tutuksuz 37 sanık hakkında, ‘bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümü ile birlikte birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma‘ suçlamasıyla iki yıldan 15 yıla kadar değişen hapis cezaları talep edildi.

Can Gürkan.

CAN GÜRKAN: EN ÇOK BİZ MAĞDUR OLDUK

Yargılama 13 Nisan 2015’te başladı. Duruşmalarda Can Gürkan’ın “En çok biz mağdur olduk” sözü madencilerin ailesinin tepkisini çekti. Gürkan, 9 Ağustos 2016’daki duruşmada da, “Ülkemiz PKK, DHKP-C, FETÖ saldırısı altındadır. Bu örgütler Soma’yı da yapmışlardır” ifadesini kullandı. Madenci ailelerinin avukatlığını yapan eski Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı Selçuk Kozağaçlı dahil bazı avukatları, mesleki faaliyetlerinden dolayı tutuklandı. Kozağaçlı’nın tutuklanmasına gerekçe yapılan dosyalardan biri de Soma davasıydı.

Soma’da 301 madenci hayatını kaybetti.

301 MADENCİNİN ÖLÜMÜ İÇİN 15 YIL VERİLDİ

11 Temmuz 2018’de mahkeme kararını açıkladı. ‘Bilinçsiz taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma’ suçundan Patron Can Gürkan’a 15 yıl, genel müdür Ramazan Doğru ve işletme müdür yardımcısı İsmail Adalı’ya 22 yıl 6’şar ay, işletme müdürü Akın Çelik’e ve maden mühendisi Ertan Ersoy’a 18 yıl 9’ar ay hapis cezası verildi. Can Gürkan’ın babası Alp Gürkan dahil 37 kişi ise beraat etti. Karar, istinaf mahkemesi tarafından onandı. Can Gürkan, 19 Nisan 2019’da tahliye edildi. Dava dosyası da Yargıtay’a taşındı.

YARGITAY’DA ÜYELER DEĞİŞTİ İTİRAZLA CAN GÜRKAN KURTARILDI

2 Ekim 2020’de Yargıtay 12’nci Ceza Dairesi sanıklara verilen cezayı az bularak mahkumiyet kararını bozdu. Can Gürkan dahil dört sanığa iddianamede talep edildiği gibi ‘olası kastla’ 301 kez öldürme ve 162 kez yaralama suçundan ceza verilmesi istendi. Ancak Yargıtay’ın kararına Yargıtay Başsavcılığı karar düzeltme talebinde bulundu. 12’inci Ceza Dairesi’nin beş üyesinden üçü değiştirildi. Başkan Ahmet Er ve üye hâkim Nadir Güngündeş koltuğunu korurken sanıklara daha ağır hapis cezası verilmesi isteyen üç üyenin dairesi değiştirildi. Daireden gönderilen üyelerin yerine eski adalet bakanlığı müsteşarı Kenan İpek, eski HSK genel sekreteri Fuzuli Aydoğdu ve eski Ceza ve Tevkifevleri genel müdürü Mustafa Yapıcı getirildi. Üye değişikliğinin ardından Yargıtay savcılarının yaptığı itiraz, 12’inci Ceza Dairesi tarafından oy çokluğuyla kabul edildi. Can Gürkan dahil dört sanığın ‘bilinçli taksirle ölüme sebep olma’ suçundan cezalandırılmasına karar verildi. Böylece, Can Gürkan’a en fazla 22 yıl hapis cezası verilmesine imkan verildi.

DOSYADA TUTUKLU YOK

CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel, Yargıtay kararında imzası bulunan üç üyenin Soma A.Ş.’nin İstinye Park’taki gökdelenine girip çıktığını kamera kayıtlarından durumun anlaşılacağını açıkladı. Yargıtay’ın kararının ardından Genel Müdür Ramazan Doğru, İşletme Müdürü Akın Çelik, yardımcısı İsmail Adalı da savcılık kararıyla Şubat 2021’de tahliye edildi. Davada tutuklu sanık kalmadı. Yargıtay kararından sonraki ilk duruşmaya Can Gürkan, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı. Mahkeme, Can Gürkan dışındaki sanıkların duruşmaya katılma zorunluluğunu da kaldırdı.

Anne ve babasını trafik kazasında kaybeden tutuklu harbiyeliye cenaze izni verilmedi

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0