Bizimle iletişime geçiniz

Politika

Yıllık 38 milyon lira masrafı olan 16 özel uçağıyla Erdoğan, Almanya ve Fransa’yı geride bıraktı

Gazeteci Semra Topcu’nun dünyadaki ve Türkiye’deki makam araçları ve uçak filolarını konu alan analizi gündem oldu. Yıllık 38 milyon lira bakım masrafı olan 16 özel uçağıyla AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya ve Fransa’yı geride bıraktığını vurguladı.

BOLD-Halk TV’deki yönetim değişikliğinin ardından işine son verilen Gazeteci Semra Topcu, kendine ait YouTube kanalından Türkiye’deki makam aracı sayısının 125 bini bulduğunu ve Cumhurbaşkanlığı’na ait lüks araç sayısının 268 olduğunu belirterek, “Türkiye, makam araçlarında dünya rekorunu elinde bulunduruyor. Almanya’da 9 bin, Japonya’da 10 bin, Fransa’da 8 bin makam aracı var” dedi.

ERDOĞAN 16 ÖZEL UÇAĞIYLA İLK SIRA!

Dünyadaki devlet yöneticilerinin kullandığı özel uçak sayısını da araştıran ve Türkiye ile kıyaslayan Topcu, Türkiye’nin devlet uçak filosu bakımından da birçok ülkeden daha önde olduğunu vurguladı. Almanya’da 12, Fransa’da 14, İtalya’da 11, Japonya’da 2 özel uçak bulunduğunu belirten Topcu, Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı’nın hava filosundaki uçak sayısı ise Katar’ın hibe ettiği ‘Uçan jumbo’ olarak adlandırılan Boeing 747-8 model uçakla birlikte 16’ya yükseldiğini ifade etti.

DEMİREL VE SEZER DÖNEMİNDEN KALMA 2 ARAÇ VARKEN, ŞİMDİ 268’E ULAŞTI

2002 yılından bugüne kadar Türkiye’deki değişen araç ve uçak sayısını kıyaslayan Topcu, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan döneminde lüks ve makam aracı düşkünlüğünün tavan yaptığını ifade etti. “AKP iktidara geldiğinde Ahmet Necdet Sezer Cumhurbaşkanı’ydı. Sezer döneminde Cumhurbaşkanlığı’nın Süleyman Demirel döneminden kalma 2 makam aracı vardı” diyen Topcu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şuan 268 makam aracına sahip olduğuna dikkat çekti.

Semra Topcu’nun anlatımıyla Erdoğan’ın özel uçak ve makam düşkünlüğü serüveni şu şekilde;

Cumhurbaşkanı Sezer, Hava Kuvvetleri’nin Gulf-4 tipi uçakları ile seyahat ederdi. Hava Kuvvetleri’nde bu şekilde 2 uçak bulunuyordu. AKP’den önce Cumhurbaşkanlığı’na ait VIP uçak yoktu ama buna karşın Başbakanlığın özel uçakları vardı. 5 Nisan 2009 tarihli Hürriyet Gazetesi Köşe yazısında Uğur Cebeci, Türkiye’de devlet erkânının kullandığı uçaklarla ilgili şu bilgiyi veriyor:

İlk Gulfstream, Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde alınmıştı. 1988’de teslim edilen Guflstream GIV tipi uçaklardan TC-ANA (daha sonra ATA oldu) Başbakanlık, TC-GAP da Cumhurbaşkanlığı emrine verilmişti. 1992’de aynı tip uçak Genelkurmay Başkanlığı için de satın alındı. Daha sonra GAP uçağı, Hava Kuvvetleri tarafından kullanılmaya başlandı. Görüldüğü gibi devletin 2002’ye yani AKP iktidarına kadar 3 adet makam uçağı bulunuyordu.

BÜLENT ECEVİT TARİFELİ UÇAK İLE SEYAHAT EDERDİ

AKP döneminden önce Başbakanlık koltuğunda oturan Bülent Ecevit ise zaten siyasette sadeliğiyle tanınan bir isimdi; özel uçak yerine genelde Türk Hava Yollarının tarifeli uçaklarını tercih ederdi.

Başbakan ya da Cumhurbaşkanları seyahatlerinde gazetecileri de yanlarında götürebiliyordu. Özellikle yurtdışı uzak uçuşlarda gazeteciler götürüldüğünde, iş bittiğinde medya kuruluşlarına faturalar gönderiliyor, kuruluşlar da ödeme yapıyordu. Yani uçaklara binen gazeteciler kimseye minnet duymuyor ya da yağdanlık etmiyordu. Başbakan ya da Cumhurbaşkanı ile aynı uçağa binmek sadece gazetecilik faaliyeti için yani habere kolay ulaşabilmek için önemliydi. Ayrıca THY, uçakların giderleri ve diğer masraflarını kullanan kuruma fatura ediyordu. Örneğin, Başbakanlık talimatıyla İçişleri Bakanlığı’nın açılışı için uçak kullanıldığında THY o uçağın masraflarıyla ilgili faturayı İçişleri Bakanlığı’na gönderiyordu.

GELELİM ERDOĞAN DÖNEMİNE…

Erdoğan, 2004’te daha büyük bir uçak almak istedi. İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi’nin 40 koltuklu Airbus A319 Corporate Jet tipi uçağı satın alındı. Filo genişlemeye başlamıştı. O sıralarda Başbakanlığa ait S-92 tipi TC-OBA helikopterin de Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından kullanıldığı biliniyordu. Devletin uçak filosunun durumunu ilk olarak 2015 yılında Başbakanlığı döneminde Ahmet Davutoğlu açıkladı. Başbakanlığın faaliyet raporuna göre devletin hava araç filosunda 11 uçak bulunuyordu. 2016 faaliyet raporuna göre bu 11 uçağa, üç skorsky helikopteri eklendi. 2015 raporunda bu 11 uçağın yıllık bakım ve uçuş masraflarının da 25 milyon 900 bin Lira olduğu belirtildi. 2016 raporunda ise masraf kalemi yoktu.

ARADA KAYNAYAN 3 UÇAK NASIL ALINDI BİLGİ YOK!

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığının tek adam yönetimine dönüştüğü 2016 yılından sonra uçak sayısında daha da artış oldu. 12. uçak Tunus’tan alındı. Tunus’un devrik lideri Zeynel Abidin Bin Ali’nin sadece bir kere test için binebildiği Airbus uçağı 78 milyon dolara alındı. 13-14-15. uçaklarla ilgili kamuoyuna yansımış bilgi yok. Ancak, 16. uçak olay oldu.

SÜPER LÜKS FİLONUN YILLIK BAKIM MASRAFI 38 MİLYON LİRA

Örtülü ödenekten satın alındığı iddia edilen, sonra bizzat Erdoğan tarafından kendisine Katar tarafından hibe edildiği söylenen 400 milyon dolarlık uçakla birlikte devletin toplam 16 özel uçağı oldu. Bu süper lüks filonun yıllık masrafının da 38 milyon lira olduğu konuşuldu.

Elbette bu kadar uçak olunca onlara özel mekan da gerekli olacak, masraflar büyüyecekti.

ATATÜRK HAVAALANI, ERDOĞAN’IN ÖZEL ALANI OLDU

2011 yılında devletin ANA, ATA, GAP VE DAP uçakları için bir futbol sahası büyüklüğünde hangar yapılmıştı. Esenboğa Havalimanı’ndaki hangar ilk Airbus’a da ev sahipliği yaptı. Ancak uçaklar artınca yeni bir alana ihtiyaç duyuldu. İşte o sırada İstanbul Havalimanı devreye sokuldu, Atatürk Havalimanı kapatılırken, Erdoğan’ın filosuna tahsis edildi. Şu sıralarda Atatürk Havalimanı yıkılıp “Millet Bahçesi” yapımına başlandı ama yerleşkede bulunan Devlet Konuk Evi tamamen yenilendi ve başta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve diğer devlet yetkilileri olmak üzere Türkiye’ye gelen yabancı devlet başkanları tarafından kullanılıyor. Yani Atatürk Havalimanı AKP’li Cumhurbaşkanı’nın lüks uçak filosu için özel bir havalimanı oldu.

Türkiye devlet başkanlarına ve özellikle de Cumhurbaşkanının şahsına havalimanı bulundurmaya başlamışken, bazı absürtlükler dikkat çekecekti, örneğin Almanya Başbakanı Merkel tarifeli uçağa biniyor, zaten İngiltere Başbakanı da makam aracı yerine metro ile seyahat ediyordu. Akıllara onların özel uçağı yok mu sorusu takılıyor, ister istemez?

Ülkelerin uçak listesine bakmadan şunu da söylemeli; Türkiye’den iki bakan Yeni Zelanda’ya özel uçakla giderken, Yeni Zelanda’nın bakanı Türkiye’ye THY uçağı ile gelecekti. Refah seviyesi Türkiye’den yüksek Finlandiya ve İtalya devlet başkanları da tarifeli uçağı tercih ediyordu…  Airport haberde yer alan yazısında Fatih Akdeniz’in verdiği bilgiye göre bazı devletlerin elindeki özel uçakları şöyle;

 

Almanya: 12 özel uçak

 

Fransa: 14 özel uçak

 

İtalya: 11 özel uçak

 

Japonya: 2 özel uçak

 

Azerbaycan: 3 özel uçak

 

Türkiye: 16 özel uçak

 

Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik koşullar bu israf gerçekliği ile bağdaşmıyor. Bu nedenle bu ülkeyi yönetenler bu israfa son vermeli çağrısı önemli.

 

Elbette bu kadar uçağı tek başına Cumhurbaşkanı kullanmıyor. Tıpkı makam arabası sevdası gibi uçak sevdası da yönetim kademelerinde yukardan aşağı doğru yayılıyor.”

AKP’lilere kızan Başkan makam aracını bırakıp traktöre bindi

Politika

“Cezaevinde kaç çocuk var” sorusuna Adalet Bakanı Gül’den kaçamak cevap

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, cezaevlerindeki çocuk sayısına ilişkin soru önergesine kaçamak yanıt verdi. Cezaevinde annesiyle kalan bebeklerin sayısını açıklayamadı.

BOLD – CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün cevaplaması istemiyle verdiği önergeye yanıt geldi. Tanrıkulu, cezaevlerinde 18 yaş altında kaç çocuk bulunduğunu, özellikle de bu kurumlarda annesiyle kalan kaç bebek olduğunu öğrenmek istedi. Önergede çocukların gıda ve ilaç gibi zorunlu ihtiyaçlarına dair ne gibi uygulamalar yapıldığı ve bu ihtiyaçların karşılanmadığına dair iddiaların neticesi soruldu.

Adalet bakanı ise 0-6 yaş arası çocuklar ve anneleri için çeşitli eğitim ve destek programları bulunduğunu, annesinin yanında kalan çocuklar ve emziren anneler için bütçe imkanları dahilinde gıda ve diğer ihtiyaçlar için ödenek sunulduğunu savundu. Gül, anneleriyle birlikte kalan bebeklerin ihtiyaçlarının karşılanmadığı yönünde yapılmış herhangi bir şikayet ve başvuru bulunmadığı iddia etti.

Gül, 18 Şubat 2019 itibariyle ceza infaz kurumlarında 12 ila 15 yaşında 146, 15 ila 18 yaş arası 2 bin 764 tutuklu ve hükümlü bulunduğunu kaydetti. Cezaevlerinde annesiyle kalan bebeklerin sayısını ise açıklamadı.

Tanrıkulu şu soruları yöneltti:

  • Hukuki ve fiili sebeplerle yargılamayı gerçekleştiremeyen mahkemedeki davaların nakli yerine adli davaların güvenli şekilde gerçekleştirilmesinin sağlamak için alınan tedbirler nelerdir?
  • Cezaevinde tutuklu anneler ile birlikte bulunan bebeklerin zorunlu ihtiyaçlarının, mama, ilaç, vb karşılanmadığı iddiaları doğru mudur?
  • İddialar ile ilgili olarak inceleme başlatılmış mıdır ya da başlatılacak mıdır? Başlatılmışsa yapılan incelemelerde zorunlu ihtiyaçların karşılanmadığı mama, ilaç vb. karşılanmadığı tespi edilen cezaevleri hangileridir?
  • Bahse konu cezaevlerinin yönetimi hakkında inceleme ve soruşturma başlatılmış mıdır ya da başlatılacak mıdır?
  • Cezaevleri yöneticileri hakkında başlatılan inceleme ve soruşturmalar akabinde kaç cezaevi yönetimi hakkında ne tür yasal işlemler yapılmıştır?
  • Başlatılan inceleme ve soruşturmalar akabinde hakkında işlem yapılmayan kaç cezaevi yöneticisi vardır?
  • Bebeklerin başta ilaç olmak üzere ihtiyaçlarının karşılanmaması durumunda doğabilecek sağlık sorunlarının sorumluluğu Bakanlığınızca mı üstlenilecektir?
  • Türkiye genelinde illere göre cezaevlerinde 7 Ocak 2019 tarihi itibarıyla 18 yaş altında kaç çocuk vardır? Bu çocukların yaş grubuna göre dağılımı nedir?
  • Türkiye genelinde illere göre cezaevlerinde 7 Ocak 2019 tarihi itibarıyla kaç bebek vardır? Bu bebeklerden kaçı sağlık sorunları, zorunlu ihtiyaçların karşılanmaması, hastalık vb. sebeplerle hayatını kaybetmiştir?
  • Özellikle küçük yaşta bakıma ihtiyaç duyan çocuklar için bir düzenleme yapılması düşünülmekte midir? Bu yönde bir çalışma var mıdır?

Bakan Gül’ün verdiği yanıt

  • Anne ve çocuğun ruh sağlığını korumak, ebeveynlik becerilerini artırmak ve aynı zamanda çocuğun gelişimine katkıda bulunabilmek amacıyla Millî Eğitim Bakanlığı tarafından geliştirilen ve ceza infaz kurumlarında görev yapan psikolog ve sosyal hizmet uzmanları ile grup çalışmaları kapsamında istekli annelere ‘Aile Eğitim Programı’ eğitimi verilmektedir. Kadın ceza infaz kurumlan başta olmak üzere tüm ceza infaz kurumlarında 2010 yılından itibaren 0 ila 3 ve 3 ila 6 yaş grubu çocuğu bulunan ebeveynlere yönelik olarak uygulanan Aile Eğitim Programı çerçevesinde, aynı yaş grubu içinde çocuğu bulunan anneler bir araya getirilerek o yaş dönemi içinde bulunan çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimleri hakkında bilgiler ile birlikte Çocuk Eğitim Materyalleri (ÇEM) ve ödevler verilmektedir. Kurum uzmanları, oda ziyaretlerinde bu materyalleri annelerin doğru uygulayıp uygulayamadıklarını gözlemlemekte, uygulamada sorun yaşayan anneler bireysel görüşmelere davet edilip desteklenmektedir. Kadın hükümlü ve tutuklulara uygulanan bu programlar, hükümlü ve tutukluların psiko-sosyal durumlarının iyileştirilmesi amacına hizmet ederek, çocukları ile kurdukları iletişimi dolaylı olarak olumlu yönde etkilemektedir.
  • Ayrıca, ceza infaz kurumlarındaki psiko-sosyal servis uzmanları tarafından kendini sözel olarak ifade edebilen çocuklarla yapılan bireysel görüşmeler aracılığıyla çocuklar ilgili oldukları alanlara yönlendirilmektedir.
  • Ceza infaz kurumlarında çocuğun altı yaşını tamamlamasından sonraki süreçte psiko-sosyal yardım servisinde görevli psikolog ve sosyal hizmet uzmanları, çocuğun dışarıda bakacak kimsesinin bulunmadığı tespitini yaptıktan sonra Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının ilgili birimleri ile iletişime geçerek çocukların devlet koruması altına alınmasını sağlamaktadır. Sonraki süreçte anne ve çocuğun bağının devamı için çocuğun teslim edildiği kurum ile iletişime devam edilerek çocukların ceza infaz kurumuna getirilip anneleriyle görüşmeleri ve telefonla konuşmaları sağlanmaktadır. Psiko-sosyal yardım servisinde görevli psikolog ve sosyal hizmet uzmanları; bu süreçte hem anneyi hem çocuğu hazırlamak için gerekli görüşmeleri yaparak mesleki müdahaleyi gerçekleştirmektedir.
  • Ceza infaz kurumu dışındaki ebeveyne ve akrabalara özlem konusunda çocukların desteklenmesine yönelik çalışma stratejileri geliştirilmektedir. Rol model konusunda dış ülkelerde uygulanan benzer uygulamalar da araştırılarak, yeni program düzenleme çalışmaları yapılmaktadır. Sivil toplum kuruluşlarıyla yapılan projelerde, annesinin yanında kalan çocuklarla ilgili rol model eksikliğini konu alan projeler mevcut olmakla birlikte, bu konuda yeni protokollerin imzalanmasına yönelik çalışmalar Bakanlığımızca yürütülmektedir.
  • Annesinin yanında kalan çocuklar, müstakil kadın ceza infaz kurumlarında ve kapalı ceza infaz kurumlarının büyük bir bölümünde bulunan kreşlerde kreş hizmetlerinden faydalanabilmektedirler. Kurum içerisindeki kreşlerde çocuklar, psiko-sosyal servis uzmanları gözetiminde boş zamanlarını değerlendirmeye yönelik serbest oyun etkinlikleri, kutlama ve çeşitli faaliyetlere katılabilmektedir.
  • Bununla birlikte, 21/12/2011 tarihinde imzalanan Adalet Bakanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığı arasında Ceza İnfaz Kurumlan ve Tutukevlerinde Annesinin Yanında Kalan Çocukların Gelişimlerinin Desteklenmesi Hakkında İşbirliği Protokolü ile ülke genelindeki ceza infaz kurumlarında annesinin yanında kalan 3 ila 6 yaş grubu çocuklar, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı anaokulları ve ana sınıflarından ücretsiz olarak yararlanabilmektedirler.
  • 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda kurumda annesiyle birlikte kalan çocuklara ve süt emziren annelere, durumlarına uygun gıda verileceği düzenlenmiş olup, bu hüküm gereğince annesi ile kalan her çocuğa annesinin iaşesinden bağımsız olarak iaşe bedeli ödenmektedir. Çocukların çocuk bezi, elbise gibi ihtiyaçları öncelikle Adalet Bakanlığı tarafından bütçe imkanları ölçüsünde ve destekte bulunmak isteyen sivil toplum kuruluşları ile işbirliği içerisinde karşılanmaktadır.
  • Ayrıca, ceza infaz kurumu tarafından temin edilen mamanın yetersiz kalması halinde özel beslenme diyetine uygun mamaların tedavi ve bebeğe uygun besin kapsamında değerlendirilerek bebeklerin yeterli ve sağlıklı bir şekilde gıda almaları sağlanmakta, bebeğin ihtiyaç duyduğu özel gıdalar tedavi gideri kapsamında karşılanmaktadır. Bu doğrultuda ceza infaz kurumlarında barındırılan hükümlü ve tutuklular ile annesinin yanında kalmakta olan çocukların da sağlık giderleri Adalet Bakanlığınca karşılanmaktadır. Öte yandan, çocuklara yönelik olarak Bakanlığımızca yapılan ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte yürütülen ‘Oyun Odası Oluşturulması’ çalışmaları da tamamlanmıştır.
  • Yine, ceza infaz kurumlarında doğan bebekler ve kurumda doğum yapan anneler ile annesiyle beraber kuruma kabul edilen 0 ila 6 yaş grubundaki çocuklar, kurumda görev yapan aile hekimi tarafından muayene edilmekte; ileri tetkik, tedavi ve rehabilitasyon gerektiğinde devlet hastanelerine, daha ileri sağlık hizmeti gerektiğinde ise üniversite hastanelerine sevk edilmektedir.
  • Bununla birlikte; anneleriyle birlikte kalan çocuklar, Ceza İnfaz Kumrularının Yönetim, Dış Koruma, Hükümlü ve Tutukluların Sevk ve Nakilleri ile Sağlık Hizmetlerinin Yürütülmesi Hakkında Protokolün, Hasta Yakınları Refakati Bölümünün 36. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, doktor tarafından gerekli görülmesi halinde anneleri ile beraber ya da annelerinden alman bilgiler doğrultusunda hastaneye sevk edilerek her vatandaş gibi sağlık haklarından ve hizmetlerinden öncelikli olarak yararlandırılmaktadır.
  • Bakanlığımız kayıtlarının incelenmesinden; 18/02/2019 tarihi itibarıyla ceza infaz kurumlarında 12 ila 15 yaş arası 146, 15 ila 18 yaş arası 2.764 tutuklu ve hükümlü bulunduğu, kurumlarda anneleriyle birlikte kalan bebeklerin ihtiyaçlarının karşılanmadığı yönünde yapılmış herhangi bir şikayet ve başvuru bulunmadığı anlaşılmıştır.

Okumaya devam et

Politika

“Sembolik de olsa hiç olmazsa iki tane bayan alalım”

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi’nin açılışında söylediği “Sembolik de olsa hiç olmazsa iki tane bayan alalım” ifadeleri tepki çekti.

BOLD – Tayyip Erdoğan, Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi’nin açılışını yaptı. Erdoğan’ın kadın vekilleri kürsüye çağırışında kullandığı kelimelere ise tepki gösterildi. Kadın vekilleri kürsüye çağıran Erdoğan, “Evet şöyle sembolik de olsa bayan milletvekillerimizden hiç olmazsa iki tanesini alalım. İki tane geliyor” ifadelerini kullandı. Erdoğan devamında ise “Fiziki mesafeye dikkat, bu tarafa gel” diyerek uyarı yaptı.

Okumaya devam et

Politika

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a Ayasofya mesajı: CHP itiraz eder mi diye düşünme, kararnameyi imzala!

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzalayacağı bir kararnameyle Ayasofya’nın ibadete açılabileceğini ve buna itiraz etmeyeceklerini açıkladı.

BOLD – Ayasofya Müzesi’nin cami olması tartışmalarına Kemal Kılıçdaroğlu da katıldı. Independent Türkçe’ye konuşan Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a, hodri meydan, dedi. CHP lideri, “Oturur, bir kararname yazar, resmi gazetede yazılır, ibadete açılır. ‘CHP bana itiraz eder de ben de buradan oy devşiririm’ diye düşünüyorsa, hayır bunu düşünmesin” ifadelerini kullandı. Kılıçdaroğlu, şu açıklamaları yaptı:

“Şöyle, Ayasofya zaten şu anda ibadet yapılan bir yer. Yani oranın da bir görevli imamı var zaten. Yani ibadet yapılıyor, tümüyle ibadete kapalı bir alan değil aslında. Ayasofya tabi bir dünya kültür mirası aynı zamanda, öyle kabul etmek lazım. Bu iç siyasette zaman zaman kullanılıyor. ‘İşte cami yapalım, ibadete açalım’ diye kullanılıyor. Biz inanç merkezlerinin iç siyasete malzeme edilmesini doğru bulmuyoruz. İktidar, ben Ayasofya’yı ibadete açıyorum, diyorsa kararname elinde. Erdoğan oturur, bir kararname yazar, resmi gazetede yazılır, ibadete açılır, müze olmaktan çıkar. Bu kadar basit. Şimdi bu olayı büyütüp bu olayı Türkiye’nin, dünyanın gündemine getirmenin hiçbir mantığı yok. Sen eğer bunu kullanıyorsan siyaseten, ‘Bunu ben açtığımda takdirde, cami olarak açtığım takdirde oyum artacaktır’ diyorsan ve hedefi böyle koyup, ‘Acaba ben bunu söylediğimde CHP bana itiraz eder de ben de buradan oy devşiririm’ diye düşünüyorsa, hayır bunu düşünmesin. Otursun, hemen kararnameyi imzalasın. Resmi gazetede ilan etsin. Ayasofya’yı da ibadete açsın. Bu kadar basit olan bir olayı, kendisi açısından bu kadar basit olan bir olayı dünyanın gündemine getirmenin hiçbir mantığı yok yani. Bir kararnamede müze yapılmış, bir başka kararnamede de cami olarak açılabilir.”

Okumaya devam et

Popular