Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Ankesör soruşturmasında kodlama hatası: Telekom olmayan görüşmeyi olmuş gibi bildirdi

TSK personeline yönelik ankesör soruşturmalarında yaşanan hukuksuzluklar belgelendi. Bir üsteğmenin davasında, Telekom’un kodlama hatası yaparak hiç yapılmamış görüşmelerin yapılmış gibi kaydedildiği ortaya çıktı.

BOLD Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) mahkemeye gönderdiği yazıyı kamuoyuyla paylaşan Oda TV yazarı Müyesser Yıldız, Telekom’un kodlama hatası yaptığını açıkladı.

BTK’nın yazısında şu ifadeler yer aldı: “Telekom’un bazı eski santrallerinde bu kodlama sisteminde yanlışlık olmuş, görüşme süresine ‘sıfır’ yazmak yerine, bağlantı süresi, görüşme hanesine yazılmış, dolayısıyla hiç yapılmamış görüşmeler yapılmış gibi kaydedilmiştir.”

KODLAMA HATASI VAR

Yıldız’ın ankesör davalarında yaşanan hukuksuzluklara dikkat çektiği “Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’ndan ankesör itirafı: Telekom’da kodlama hatası var” başlıklı yazısı şöyle:

“Özellikle TSK’daki “FETÖ yapılanmasını” tespitte en önemli delil niteliğinde olduğu belirtilen ankesörden aranma kayıtlarında yaşanan karmaşayı anlatmaya devam edelim.

İlk örneğimiz, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) bursu ile okumuş bir subaydır. 15 Temmuz darbe teşebbüsüne katılmamıştır. Ancak Ekim 2018’de ankesörden gözaltına alınır ve tutuklanır. İddia, 2014-2015 yıllarında toplam 17 kez ankesörlü/kontörlü telefondan arandığıdır.

Yeni evlidir. Hamile eşi (Süreçte düşük yapar ve bebeğini kaybeder) işini gücünü bırakıp, bir dedektif gibi bu ankesörün yerini tespit etmeye çalışır. Çünkü Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanan hatların ve adreslerin yer aldığı listede o ankesörün adresi belirtilmemiş, sadece “BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu) verisinden alınabilir” yazılmıştır. Ancak bulamaz.

Sonuçta uzmanlardan da yardım alarak, eşinin yargılandığı Mahkemeye müracaat edip, bu ankesör numarasının TELEKOM’a sorulmasını ister. Talebi kabul eden Mahkeme, söz konusu hattın kamuya açık sabit/ankesörlü hat olarak kullanılıp kullanılmadığının, kullanılmış ise hangi tarihler arasında ve nerede kullanıldığının bildirilmesi için TELEKOM’a yazı yazar. Ankara TELEKOM Bölge Müdürü ve Yardımcısının imzasıyla şu cevap gönderilir:

“Yapılan incelemede; 312…. numaralı hat ile ilgili sistemlerimizde bir bilgi bulunmadığı anlaşılmıştır. Bilgilerinize.”

TELEKOM kayıtlarında olmayan ankesörden tutuklanan bu subay 9 ay sonra tahliye edilir, tutuksuz yargılanması sürer.

Geçen ay yapılan celsede sanığın talebi üzerine bir bilişim uzmanı dinlenir ve bu ankesör kaydının nasıl, nereden çıktığı sorulur. Uzman, anılan numaranın internet üzerinden yapılan arama (VOIP) kayıtlarında da yer aldığını, tek bir aramanın mükerrer olarak 4 arama şeklinde kaydedildiğini, 2 ayrı IP üzerinden iletişim kurulduğunu, ilk IP’nin Vodafone’a ait gözüktüğünü, diğerinin ise yurt dışı olduğunu, santral adresinin Pursaklar, hat adresinin ise Demetevler şeklinde belirlendiğini anlatıp, bu verilerden sağlıklı bir sonuca ulaşılamayacağını söyler.

Mahkeme, bir de Vodafone firmasına müzekkere yazar.

“Bizde kayıt yok” cevabı gelir.

TELEKOM’da yok… Vodafone’da yok…

Haliyle Mahkeme, Ankara Emniyet’e, “Hattın niteliğini, yerini, kullanma şeklini ve hangi gerekçelerle işlem yapıldığını” sorar.

Emniyetin cevabı mı; “Biz kayıtları BTK’dan ve istihbarat birimlerinden alıyoruz” demekle yetinir.

Bir tarafta ankesörden aranma iddiası… Öte tarafta bulunamayan ankesör…

“Acaba bu muamma nasıl çözülecek” deyip, kayıtların ana merkezi Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) “Sıfır” saniye arama kayıtlarına ilişkin çok önemli itirafına geçelim.

OLMAYAN GÖRÜŞME NASIL “GÖRÜŞME” SAYILDI

Bir Üsteğmen, 2014 yılında geçici görevle yurt dışına gider.

Ancak yurt dışında bulunduğu o dönemde ankesörden arandığı iddiasıyla hakkında dava açılır. Mahrem imamın, sorumlu olduğu kişinin yurt dışına gittiğini bilmemesi veya bildiği halde aramasındaki garipliğe ve de belirtilen tarihlerde telefonunun kapalı olduğuna dikkat çekilir.

Mahkeme, 28 Kasım’da BTK’ya üsteğmenle ilgili kayıtları sorar. BTK, geçtiğimiz 7 Ocak’ta şu cevabı verir:

“İlgi sayılı yazınız ile 11 Nisan 2014 tarihinde 312 … .. .. numaralı telefondan kullandığı cep telefonu hattı olan 507 … .. .. numaraları telefonun aranıp 67 saniye görüşme yapıldığı, 12 Nisan 2014 tarihinde de aynı numaradan aranarak 71 ve 57 saniyelik görüşme yapıldığına ilişkin bilirkişi raporunun bulunduğu, ancak sanık beyanında o tarihte yurt dışında bulunduğunu ve telefonun kapalı olduğunu beyan ettiğinden bu aramaların yapıldığı tarih itibarıyle operatör kayıtlarından sanığın yurt dışındayken görüşme yapıp yapmadığının tespit edilip edilemeyeceği hususunun araştırılması talep edilmiştir. İşletmeler tarafından Kurumumuza gönderilen veriler üzerinde yapılan incelemede 312 … .. .. numaralı hat tarafından 507 … .. .. numaralı hatta doğru 11 Nisan 2014 tarihinde saat 18:37:43’te gerçekleşen 67 sn’lik görüşme içermeyen süreli cevapsız/başarısız çağrı kaydı ve 12 Nisan 2014 tarihinde saat 12:48:45’te gerçekleşen 71 sn’lik, saat 12:50:17’de gerçekleşen 57 sn’lik görüşme içermeyen süreli cevapsız/başarısız çağrı kayıtları olduğu anlaşılmaktadır. Türk Telekomünikasyon A.Ş İşletmesinin bazı eski santraller üzerinden gerçekleşen iletişime ait CDR kayıtlarında görüşme süresi alanına bağlantı süresinin basıldığı belirtilmiştir. Bu çağrıların başarılı ya da başarısız çağrı olduğu bilgisi HTS raporlarına yansıtılmamasına rağmen İşletme tarafından Kurumumuza iletilen veriler içerisinde yer almaktadır. Bu bağlamda ilgili yazıda iletilen iletişim kayıtlarının görüşme içermeyen cevapsız/başarısız çağrı olduğu tespit edilmiştir. Kurumumuz tarafından yapılan incelemede söz konusu numaraya ait belirtilen tarihlerde herhangi bir başarılı iletişim kaydına rastlanmamıştır. Bilgi ve gereği arz olunur.”

Bu yazının ne anlama geldiğini açıklamaya çalışalım.

Bağlantı süresi, aranma işleminin başlaması ile aramaya çalışanın telefonu kapatmasına kadar geçen süredir, yani sadece arama vardır.

Görüşme süresi de karşı tarafın telefonu açması ve görüşmenin gerçekleşmesidir.

“CDR kayıtları” ise çağrı detay raporunun hazırlanmasında kullanılan bir tür kodlamadır.

İşte BTK özetle diyor ki;

“Telekom’un bazı eski santrallerinde bu kodlama sisteminde yanlışlık olmuş, görüşme süresine ‘sıfır’ yazmak yerine, bağlantı süresi, görüşme hanesine yazılmış, dolayısıyla hiç yapılmamış görüşmeler yapılmış gibi kaydedilmiştir.”

Verilerin/kayıtların çok da güvenli olmadığı, ham verilerin kontrolden geçirilmeden mahkeme dosyalarına gönderildiği ortada.

Ya benzer yanlışlık sadece bu üsteğmenin kayıtlarında değil başkalarında da yapıldıysa?

Daha önemlisi, ByLock’ta sütunların kayması, gerçek kullanıcıların karışması olayındaki gibi, burada da ham verilerin HTS tablolarına aktarılması sırasında, kişiler, numaralar gibi verilerde de karışıklık olduysa?”

Tayyip Erdoğan İdlib’deki 3 şehidi yine ‘tane tane’ açıkladı

Gündem

Türkiye’deki hak ihlalleri ve kadın cinayetleri New York’un reklam panolarında

Türkiye’deki insan hakları ihlallerine ve kadın cinayetlerine dikkat çekmek için New York’un ünlü caddelerinden 42. Cadde ve 8. Aveneu’ya dijital reklam panoları yerleştirildi.

BOLD – Merkezi ABD’de bulunan insan hakları kurumu Advocates of Silenced Turkey (AST), Türkiye’deki insan hakları ihlallerine ve üç kat artan kadın cinayetlerine dikkat çekmek için New York’un en kalabalık bölgesi olan Manhattan’daki sokaklara reklam verdi.

“KADIN CİNAYETLERİNİ DURDURUN” YAZILDI

15×15 metre büyüklüğünde, küp şeklindeki 2 dijital reklam panoları, Newyork’un ünlü caddelerinden 42. Cadde’ye ve 8. Aveneu’nun köşesinde yer alıyor. Haftalık milyonlarca kişinin gördüğü reklam panolarına “Türkiye’deki kadın cinayetlerini durdurun” ve “5 bin kadın ve 780’den fazla bebek cezaevlerinde” yazıldı.

“BEBEKLER BİLE SİYASİ TUTUKLU OLARAK CEZAEVİNDE”

AST’nin Başkanı Murat Kaval, amaçlarının yeni açıklanan İnsan Hakları Eylem Planı’na rağmen Türkiye’de gün geçtikçe artan hak ihlallerini dünyaya duyurmak ve kadınların haklarına dikkat çekmek olduğunu söyledi.

Kaval, “Türkiye’de kadın cinayetleri 3 kat arttı. Her gün yeni bir vahşetle karşılaşıyoruz. Ayrıca binlerce kadın bugün Türkiye’de siyasi tutuklu. Bebekler de siyasi tutuklu olarak cezaevinde. Bu reklamlar ile insanları harekete geçirmeyi amaçlıyoruz. Reklamın alt tarafında ‘milletvekillerini ara’ yazıyor. Amerikalılar’ın milletvekillerini ve senatörleri bilgilendirmesini, ‘bu konuda bir şey yapılmayacak mı diye sormaları’nı istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

KADIN HAKLARI 36 ŞEHİRDE PROTESTO EDİLECEK

Murat Kaval, 6 Mart Cumartesi gününden itibaren Amerika, Kanada, Brezilya, Güney Amerika ve Avrupa’nın 36 şehrinde kadın haklarıyla ilgili protestolar yapılacağını sözlerine ekledi.

Okumaya devam et

Gündem

Hakan’ın annesinden mektup var: Bir dakikalığına beni kendi yerinize koyun

Bir buçuk aydır lösemi tedavisi gören 11 yaşındaki Hakan Dağdeviren’in tutuklu annesi Sabriye Dağdeviren, kemoterapi alan oğlunun yanında olamamanın acısını ve hüznünü yazdı.

BOLD – Anne-babası tutuklandıktan sonra lösemi teşhisi konulan Hakan Dağdeviren’in annesi Sabriye Dağdeviren, Karar gazetesi yazarı Elif Çakır‘a mektup gönderdi. 15 gün arayla tutuklanan Sabriye-Gökhan Dağdeviren çifti Eskişehir Cezaevinde tutuklu bulunuyor. 11 yaşındaki oğulları Hakan Dağdeviren ise 27 Ocak’tan bu yana Eskişehir Osmangazi Üniversitesi onkoloji bölümünde tedavi görüyor.

“OĞLUMUN YANINDA KOMŞULARIMIZ NÖBETLEŞE KALIYOR”

Mektubunda çocuklarının bakımını 70 küsur yaşındaki babaanne ve dedelerinin yaptığını belirten Sabriye Dağdeviren, “Hakan’ın yaklaşık 1 yıl hastanede yatacağını öğrendim. Kayınvalidemin sürekli hastanede kalması gerekiyor ama evde aynı zamanda 90 yaşındaki annesinin bakımıyla da ilgilenmek zorunda. Oğlumun yanında komşularımızın nöbetleşe kaldığını öğrendim.” dedi.

“ELİMDEM BİR ŞEY GELMİYOR”

Kemoterapi gören oğlunun yanında olamamanın acısını ve hüznünü anlatan Sabriye Dağdeviren, “11 yaşındaki kemoterapi gören bir çocuğun yanında 1. derece yakını olmayan birilerinin kalması bir anne için ne kadar acı bir durumdur. Haftada bir oğlumdan alacağım haberin dışında elimden bir şey gelmiyor. Bir dakikalığına bir anne bir kadın olarak beni yerinize koyun.” ifadelerini kullandı.

Öğretmen Gökhan Dağdeviren Cemaat soruşturmaları kapsamında Haziran 2018’de tutuklandı. 15 gün sonra eşi Sabriye Dağdeviren’i aldılar. Örgüt üyesi olduğu iddiasıyla yargılanan Gökhan Dağdeviren 19 yıl, eşi ise 6 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Sabriye Dağdeviren’in cezası onaylandı, Gökhan Dağdeviren’in dosyası Yargıtay’da bekletiliyor.

“POLİSLER KAPIYI KIRIP GİRDİ, ÇOCUKLAR PERİŞAN OLDULAR”

Geçen ay Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun Youtube kanalına konuk olan Hakan’ın dedesi Ali Dağdeviren, torunun yaşadığı travmayı atlatamadığını ve bu yüzden hastalandığını söylemişti. Ali Dağdeviren, “Üç sefer kapıları kırıldı, babaları alındı, çocuğu yolda görmüşler, daha 7 yaşındaydı bundan 5 sene önce polisler çeviriyor ufacık çocuğa ‘Babanı götüreceğiz, baban nerede?’ diye sormuşlar! 9-10 polis kapıyı kırıp girmişler, çocuklar perişan oldular. Hakan babaannesine ‘Baba diye dua ediyorum, dua ediyorum ama hiç karşılık gelmiyor, etmeyeceğim artık dua, babam gelmeyecek’ demiş.” ifadelerini kullanmıştı.

Elif Çakır’ın yazısının tamamı

12 yaşındaki kan kanseri Hakan bu yükü nasıl taşısın!

Acı üstüne acı: Annesi ve babası cezaevinde olan 12 yaşındaki çocuk kanser oldu

Okumaya devam et

Gündem

Bugün tam 6 yıl oldu: Erdoğan’ın hedefindeki bir numaralı gazeteci Mehmet Baransu

Mehmet Baransu, 6 yıllık tutukluğu, 10 yıllarca kesinleşmiş hapis cezası, bazılarından müebbetle yargılandığı ve sayısı tam olarak bilinemeyen davaları ile Türkiye’de baskı altındaki gazeteciler arasında bir numaralı isim.

BOLD – Gazeteci Mehmet Baransu, 2 Mart 2015’te tutuklanmadan önce dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan ve hükumetinin doğrudan hedefi oldu. Dönemin Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala’nın “Evinin kapısını kırıp Baransu’yu alın” talimatı Türkiye’de baskı gören pek çok gazetecinin hala hafızasında.

‘DEVLET HALKINI BOMBALADI’

turkishminute.com’un aktardığına göre Baransu’yu doğrudan Erdoğan’ın hedefi haline getiren haber, 34 sivilin bombardıman sonucu hayatını kaybetmesine ilişkin yazdıklarıydı. 2011 yılında Türk ordusuna ait F-16 savaş uçaklarının bombardımanında Uludere’de (Roboski) 34 sivil hayatını kaybetti. Aralarında çocukların da bulunduğu siviller Kürt’tü ve Baransu’nun haberi “Devlet halkını bombaladı” başlığıyla verildi.

Baransu, bombardımanın Milli İstihbarat Teşkilatı’nın(MİT) verdiği yanlış istihbaratla gerçekleştiğini belgeleriyle yazınca, Erdoğan çok öfkelendi. MİT doğrudan Erdoğan’a bağlı bir kurumdu ve başında da Erdoğan’ın “sır küpüm” dediği Hakan Fidan vardı. Erdoğan, bu olaydan başlayarak Baransu’yu doğrudan hedef alan açıklamalar yapmaya başladı. Devam eden günlerde hem Baransu hem de çalıştığı Taraf gazetesini zor günler bekliyordu.

Tutuklanmadan önce üzerinde çalıştığı son konular Erdoğan ve partisinin üst yönetiminin karıştığı yolsuzluklar ile Erdoğan’ın Gülen Hareketi’ne yönelik başlattığı savaşın detaylarıydı. Ancak öncesinde Baransu, Türk Silahlı Kuvvetlerine yoğunlaşmış, ülkenin gündemini belirleyen haberlere imza atmıştı.

2007 ile 2010 arasında yazdığı ve pek çok demokrat kesim tarafından sahiplenilen haberler, Erdoğan’ın otokrat bir lidere dönüştüğü 2011 yılından itibaren suç olarak kabul edilmeye başlandı. Hapiste 6. yılını dolduracağı hafta, tutuklu gazetecilerle dayanışma platformu Jailed Journos, Twitter’da #FreeMehmetBaransu etiketi açtı ve 137 bin mesaj atıldı. Sevenleri ve meslektaşları Baransu’nun özgür bırakılması istendi. Ancak bu, Erdoğan iktidardayken pek olası gözükmüyor.

HABER KAYNAKLARININ İSİMLERİNİ AÇIKLAMADI

Baransu yargılandığı davalardan ikisi 2020 içinde sonuçlandı. İki ayrı davada toplamda 36 yıl 7 ay hapis cezasına çarptırıldı. Duruşmalarda haber kaynaklarını açıklaması için baskı gördü. Onlarca dava ve hapiste geçirdiği 6 yıla rağmen Baransu, haber kaynaklarından hiçbirinin ismini açıklamadı.

Baransu’nun 19 yıl 6 ay hapis cezası aldığı haber, Türkiye’ye sokulan 23 bin ton genetiği değiştirilmiş prinçle ilgiliydi. Baransu’nun Temmuz 2013’te yazdığı habere göre, uzak doğu menşeli GDO’lu pirinç önce Amerika Birleşik Devletleri’ne satılmaya çalışılmış ancak farkedilmesi üzerine gemi gümrükten geri çevrilmişti. Bir Türk firma pirinci satın alıp Mersin Limanı üzerinden sahte belgelerle Türkiye’ye sokmuştu. Baransu’nun pirincin GDO’lu olduğuna ilişkin laboratuvar raporlarıyla yayınlandığı haber doğrudan Erdoğan’ı sarstı. Çünkü pirinci ithal eden firmanın sahibi Mahmut Aslan, Erdoğan’a oldukça yakın bir işadamıydı ve yurt dışı gezilerinde Erdoğan’ın özel jetinde ağırlanıyordu. Baransu devam eden günlerde AKP’li Tarım, Ticaret ve Adalet Bakanlarının soruşturmayı kapatmak için yaptıkları baskı ve usulsüzlükleri de yazdı. Bakanları yönlendiren doğrudan Erdoğan’dı.

Hükümet GDO’lu pirinci tespit eden, raporlaştıran ve soruşturma açan polis ve savcılar dahil 77 kişiyi görevden uzaklaştırdı. Ardından pek çoğu tutuklandı. Onlardan biri de Mehmet Baransu’ydu. Baransu’ya yöneltilen suçlama “gizliliği ihlal”di. Ardında davanın yönü değişti ve GDO’lu pirinç soruşturması “terör soruşturmasına” dönüştü. Hükmete göre soruşturmayı yürütenlerin hepsi Gülenist’ti ve terörden yargılanmalıydılar. Yıllarca süren dava 19 Temmuz 2020’de bitti ve Baransu’ya 19 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Karar duruşmasından önce Cumhurbaşkanı Erdoğan, avukatı aracılığıyla başvuruda bulunmuş ve resmi müdahil olmuştu.

Baransu’nun aldığı ikinci ceza ise 17 yıl 1 ay oldu ve yargılandığı haber, Milli Güvenlik Kurulu’na (MGK) ait bir belgeyle ilgiliydi. Habere göre, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Hükümet üyeleri ile üst düzey generallerden oluşan MGK, 25 Ağustos 2004’teki toplantıda Fethullah Gülen Grubu’nu yok etmek için bir eylem planı üzerinde mutabık kalmışlardı. Baransu, MGK’nın gizli ibareli ve yıllarca gizlenen belgesini 28 Kasım 2013’te yayınladı.

O günlerde Erdoğan Hükümeti ile Gülen Hareketi arasında gerilim yükselmiş ve Gülen Hareketi’ne bağlı eğitim kuruluşları kapatılmaya başlanmıştı. Baransu’ya göre gerilimin kaynağı çok daha eskiydi ve Erdoğan iktidarda kalabilmek için yıllar önce askerlerle Gülen Hareketini yok etmek için anlaşmıştı.

Hükümetin ilk açıklaması, kararları askerlerin baskısı nedeniyle imzaladıkları ancak asla uygulamadıkları şeklindeydi. 2016 yılından sonra Erdoğan, Gülen Hareketini geniş çapta tasfiye ettikten sonra söylem değiştirerek MGK’nın 2004 yılında aldığı kararları sahiplendi.

Başbakanlık, MGK ve Milli İstihbarat Teşkilatı, Baransu hakkında ortak dava açtılar. Yıllar süren yargılamanın ardından Baransu, 23 Kasım 2020’de 17 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı. Baransu devletin gizli kalması gereken belgelerini yayınlamakla suçlanıyordu.

TARAF GAZETESİ VE BARANSU

Mehmet Baransu, her biri haftalarca tartışılan haberlerini Taraf Gazetesi’nde yayınlıyordu. Taraf’ın yayın yönetmeni Ahmet Altan da Baransu gibi tutuklu durumda. Aynı zamanda ünlü bir roman yazarı olan Ahmet Altan, 70’inci yaşını cezaevinde doldurdu. Altan ailesi Türkiye’de demokrasi mücadelesinin sembollerinden biri. Ahmet Altan’ın babası yazar ve siyasetçi Çetin Altan da çoğunlukla askerlerle yaşadığı gerilimler nedeniyle yıllarını hapiste geçirmiş bir isim.

Ahmet Altan’ın kurucu yayın yönetmeni olduğu Taraf Gazetesi, belki de bu sebeple askeri vesayetle mücadelenin öncüsü oldu. Kurulduğu 2007 yılından itibaren askerlerin siyaset üzerindeki baskısı ve ordu içindeki skandallara odaklandı. Mehmet Baransu bu alanda yazdığı haberler nedeniyle Ahmet Altan’ın gözde muhabiriydi.

DÜNYA MEDYA TARİHİNE GEÇEN HABER

Baransu’nun “”O Dört Er Böyle Öldü: Pimini Çekip Bombayı Verdi” başlıklı haberi, yayınlandığı 2009 yılında Türkiye’deki en prestijli gazetecilik ödüllerini topladı. Columbia Üniversitesi Uluslararası-Halkla İlişkiler Bölümü Medya ve İletişim Program Direktörü Prof. Dr. Anya Schiffrin yayınladığı tarihe damgasını vurmuş en iyi 47 haber arasına Baransu’nun bu haberi de girmişti.

Haber, Elazığ’da askeri birlik içerisinde bir patlama sonucu hayatını kaybeden 4 erle ilgiliydi. Genelkurmay olayı eğitim sırasında kazara patlama olarak açıklamıştı. Ancak Baransu’nun haberine göre, bir komutan nöbette uyuyan ere ceza olarak pimi çekilmiş bir el bombası vermişti. Saatlerce bombanın mandalını basılı tutmak zorunda kalan er, sonunda mandalı elinden kaçırmış ve üç arkadaşıyla birlikte ölmüştü.

Bu haber Baransu’ya büyük bir prestij kazandırdı. Peş peşe Türk Ordusu içindeki skandalları yazdı. Onlarca subayın tutuklanmasına neden olan Ergenekon ve Balyoz isimli “darbe teşebbüsü” soruşturmalarının en önemli detaylarını da Baransu kaleme alıyordu.

Baransu’ya haberleri, Gülen Hareketi’ne yakın bürokratların sızdırdığı iddia ediliyordu. Taraf Gazetesinin yayın yönetmeni Ahmet Altan ise haberlerin tamamının doğru olduğunu, yalanlanamadığı, haberleri kimin sızdırdığına ilişkin tartışmayla büyük suçların gizlenmeye çalışıldığını söylüyordu.

“KAPISINI KIRIN” TALİMATI

2010 yılına kadar askeri vesayetle mücadele Erdoğan hükümetinin işine yarıyordu ve AKP yönetim kadrosu Baransu’nun haberlerini de Taraf Gazetesini de destekliyordu. 2010’dan sonra “Yeni Osmanlıcılık” fikriyle Erdoğan otokrat bir lidere dönüşünce Taraf Gazetesinin de Baransu’nun da eleştirilerinin odağı oldu. Baransu, Erdoğan hükümetine ilişkin pek çok skandalı dört yıl boyunca yazdı.

2014 yılına gelindiğinde Başbakan Erdoğan artık Baransu’nun tutuklanmasına karar vermişti. Başbakanlık Müsteşarı Efgan Ala, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’yu aradı ve Mehmet Baransu’nun evinin kapısı kırılarak gözaltına alınması talimatını verdi. Ala’nın bu talimatı bir yolsuzluk soruşturması nedeniyle telefonu dinlenirken tesadüfen kaydedilmişti.

Kısa süre sonra Erdoğan’ın istediği oldu. 2 Mart 2015’te Mehmet Baransu tutuklandı. Ardından yayın yönetmeni Ahmet Altan da tutuklandı. Cezaevinde 6. yılını dolduran Baransu, verilen 36 yıl 7 ay cezanın dışında onlarca davayla da yargılanıyor.

Türkiye’deki basın meslek örgütleri ise Erdoğan’ın öfkesine hedef olmamak için medya özgürlüğü raporlarında Baransu’nun ismini geçirmemeye özen gösteriyorlar.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0