Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Putin neden Suriye hava sahasını Türkiye’ye açtı?

Putin’in TSK insansız hava araçlarının Suriye’ye girişine izin vererek Erdoğan’ı rahatlatmasının altında Suriye dışında koparmak istediği tavizler var. Mesela gaz anlaşması…

BOLD ANALİZ

İdlib’de Zevahiri Kurtarmaya Çalışmak

FATİH YURTSEVER

Erdoğan rejimi resmi olarak Türk kamuoyuna ifade etmekten kaçınsa da Türkiye’nin BM Daimî Temsilcisi Feridun Sinirlioğlu tarafından BM Genel Kurulunda yapılan konuşma da açıkça söylendiği üzere, askerlerimizin şehit olmasına neden olan hava taarruzu Rus ve Suriye uçakları tarafından müşterek yapıldı.

Değişen ortam ve koşullara uyum sağlama konusunda çevikliği ile dünya diplomasi tarihinde çığır açan Erdoğan Rejimi, NATO Anlaşmasının 4’üncü maddesi gereğince NATO ülkelerini acil toplantıya çağırdı. Sınır kontrollerinin yapılmayacağını duyurarak geçici koruma kapsamındaki Suriyeli insanların sınırlara akın etmesini sağladı.

Ancak hem AB tarafının şimdiye kadar takındığı tutum hem de NATO Genel Sekreteri tarafından yapılan açıklamadan anlaşıldığı kadarıyla Erdoğan rejimi NATO ve AB’den beklediği desteği alamadı. Rusya Devlet Başkanı Putin daha önce uçak krizi ve büyükelçinin öldürülmesi hadiselerinde de yakından bilindiği üzere hemen tepki vermek yerine taktiksel ve stratejik açıdan kazanabileceklerini hesaba katarak harekete geçiyor. Şehit sayısının fazla olması ve Erdoğan rejiminin bütün propaganda faaliyetlerine rağmen, halkın çoğunluğunun desteğinin alınamamış olması, içeride Erdoğan rejimi açısından olumsuz bir havanın oluşmasına neden oldu. Hemen her koşulda önüne çıkan konuşma fırsatlarını kaçırmayan Erdoğan, şehitler konusunda uzun bir süre sessizliğini korudu.

Suriye Ordusu’nun Türk gözlem noktalarının gerisine çekilmesi verilen sürenin dolmasının hemen ardından İHA/SİHA ve F-16’lar ile İdlib’e yönelik hava taarruzuna başlandı. Eş zamanlı olarak yoğun bir sosyal medya kampanyası yürütüldü. Askerlerimizin kanları yerde kalmadı havası oluşturuldu. Milli Savunma Sanayi ürünü silah ve sistemler rejim unsularını tam isabetli vuruşlarla etki altına aldı. Peki gerçekte yaşananlar ile söylenenler aynı şeyler mi?

Putin ve Esad 29 Şubat’ı 1 Mart’a bağlayan gece İdlib hava sahasını Erdoğan rejimine açarak ve hava savunma sistemlerini aktif etmeyerek taktik olarak akıllıca bir manevra ile Erdoğan rejiminin içeride rahatlamasına diğer bir tabirle halkın gazını almasına yardımcı oldular. Libya’da Hafter tarafından aynı sistemler ile düşürülen Türk İHA/SİHA’larının İdlib semalarında rahatça uçabilmelerinin başka bir açıklaması yok.

Burada bir noktanın altını çizmek gerekiyor. Savunma Bakanı Hulusi Akar resmi olarak Suriye’de yürütülen harekatın adının “Bahar Kalkanı” ve hedefinin “Rejim Unsurları” olduğunu duyurdu. Planlama açısından doğruluğu yanlışlığı tartışmasına girmeden görünüşe göre Erdoğan Rejimi’ nin Suriye siyasi hedefinin Esad rejimini değiştirmek olduğu söylenebilir. Esad rejimi Suriye’de Nusayri azınlığın desteği ve istihbarat başta olmak üzere kritik kurumları kontrol etmesiyle ayakta kalıyor. Rejimin destekçileri daha çok Suriye’nin sahil kesiminde yaşıyor. Rejim açısından stratejik noktaların sahil kesiminde ve doğal olarak Başkent Şam’da bulunduğunu söylemek yanlış olmaz.

Altı gün savaşlarından da hatırlanacağı üzere İsrail uçakları Mısır ve Suriye hava radarlarına tespit edilmemek için önce Doğu Akdeniz üzerinde çok alçak irtifadan uçarak ana karaya yaklaşıp daha sonra taarruz ediyorlardı. Halen İsrail uçakları aynı tekniği kullanarak Suriye hedeflerine taarruz etmeye devam ediyorlar.

Erdoğan rejimi madem Esad’ı devirmek istiyor, Fırat’ın batısında Ruslar hava sahasını açmadıkları için etkili taarruz yapamıyor, o zaman neden Kıbrıs doğusundan deniz üzerinden çok alçak irtifadan yaklaşarak sahil kesimindeki stratejik hedeflere taarruz etmeyi düşünmüyor? Üstelik şu an kullanamadığımız S-400’ler için alamadığımız F-35’ler alınmış olsaydı bu tür taarruzlar daha etkili ve risksiz yapılabilirdi.

Öte yandan Suriye’nin sahil kesimi çıkarma harekâtı için uygun plajlara sahip. İnsan düşünmeden edemiyor. Ertuğrul Özkök tarafından 2019 yılının devlet adamı olarak gösterilen kamuoyu tarafından Libya Ulusal Mutabakat Hükumeti ile yapılan deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşmasının mimarı olarak bilinen Cihat Yaycı Paşa neden güç aktarım yetenekleri konusunda çağ atlayan ve “hainlerden arındıkça güçlenen” Türk Donanması ile Suriye sahillerine bir amfibi harekât yapılmasını neden gündeme getirmiyor?

Üstelik ilk defa ciddi şekilde Esad rejimini hedef alacağı için bu tür bir hal tarzının, sınırlarına Suriyeli mülteciler yığılmış Batı tarafından desteklenme ihtimali de varken. Aslında herkes gerçekleri biliyor. Leonard Cohen’in söylediği gibi, herkes teknenin su aldığını ve kaptanın yalan söylediğini biliyor.

Putin ve Erdoğan Zirvesi yapılan açıklamalara göre 5 Mart’ta Moskova’da yapılacak. Batı’dan umduğu desteği bulamayan ve oldukça sıkışan Erdoğan’a verilen kısa süreli taktiksel desteğin Putin ve Esad’a ne kazandıracağını önümüzdeki günlerde yakından göreceğiz. Dostum Putin ile Türk Akım doğal gaz boru hattından gaz alım sözleşmesi 30 yıl geçerli olacak şekilde imzalanırsa bu sürpriz olmaz. Aklı başında olan herkesin gördüğü üzere Türkiye-Rusya ilişkileri pamuk ipliğine bağlı. Putin artık alacak bir şey olmadığına kanaat getirdiğinde de Erdoğan rejiminin tuğlasını çekecek ilk kişi. Anlaşılan herkes alacağını alana kadar sıvasız evlere ateş düşmeye devam edecek, şehitler tepesi boş kalmayacak.

Analiz

Türkiye ekonomisini çöküşten kurtaracak reçete…

Gerçek bir yargı reformu, hiçbir para çıkışı olmadan Türkiye’ye çok önemli faydalar sağlayacak: “İçeride büyük bir sosyal barış atmosferi oluşturacak. AB ile ilişkiler olumlu bir yola girecek. IMF’den güçlü bir finansal destek alma kapıları açılacak. Ekonomik çöküş yavaşlayacak. Kovid-19 sorununa karşı etkin tedbir alınacak.”

BOLD ANALİZ – IMF Başkanı, son yaşadığımız Küresel Finans Krizinin etkilerinin görüldüğü 2009’dan daha kötü veya en az onun kadar kötü bir ekonomik durgunluğa girdiğimizi, olumlu şartlar gerçekleşirse 2021’de toparlanma başlayabileceğini söyledi. IMF Başkanı, devamında, dünya ekonomisinin aniden durmasının iflas dalgası riski ve devamındaki işten çıkarmaların daha sonra ekonomik toparlanmayı da zorlaştıracağı hatta toplumsal yapıya zarar vereceğini belirtti.

IMF, virüsün yayılmasına bağlı olarak, gelişmekte olan ülkelerde ekonominin durması, sermaye çıkışları ve ihracatçılar için fiyat şokları gibi bir dizi problemin ortaya çıkacağını, pek çok gelişmekte olan ülkede daralma ve buna bağlı olarak döviz kurlarında kritik hareketler olacağını öngörüyor. Tüm bu öngörüleri birer birer yaşıyoruz. Örneğin, döviz kurlarında ciddi değişimler ve TL’nin değer kaybı oranları çok yüksek seyrediyor.

IMF, Türkiye gibi ülkelerin (emerging markets) kendi rezervlerinin ve iç kaynaklarının yetersizliğine karşı 2,5 trilyon dolar finansman ihtiyacı olduğunu tahmin etmektedir. Türkiye’nin açıkladığı paket ise sadece 15 milyar dolar civarındadır. Türkiye’nin, bundan çok daha fazla desteğe ihtiyacı olduğu açıktır. Üstelik, Türkiye’nin dış borçların çevirebilmesi için, dövize ihtiyacı var. Ülke ekonomisinin yavaşladığı ve virüs yayılımının hızla arttığı bu dönemde, ekonominin seçenekleri çok kısıtlı. Bazı ekonomistler, para basılabileceğini belirtiyor. Ancak bu çok yüksek bir enflasyona yol açar ve yerel paranın değerini daha da düşürür. Üstelik yerel para ile döviz girdisi sağlanamayacağı için yine döviz açığı olma riski var. Türkiye ekonomisi bu nedenle, kısır döngü içerisine girmiş durumunda.

Türkiye’yi en çok zorlayacak gerçeklerden biri de IMF, Dünya Bankası gibi çok uluslu ekonomik kuruluşlardan destek alma olasılığının düşük olması. Destek alması veya almaması bir kenara, bu kapının kapalı olması bile ekonomiye zarar verir. Türkiye’nin IMF, Dünya Bankası gibi çok uluslu ekonomik kuruluşlardan destek alma olasılığı, hapisteki gazeteciler ve siyasi tutuklular nedeniyle çok düşük. Bu tabloyu tersine çevirmek, siyasi tutukluların özellikle bu virüs ortamında serbest bırakılmasına bağlı. Ardından da bir yargı reformu yapılması durumunda, para kapılarının açılması olasılığı gündeme gelebilir.

TÜRKİYE ÇOK TEHLİKELİ BİR EKONOMİK ÇÖKÜŞE IŞIK HIZIYLA İLERLİYOR

Yapıcı bir yaklaşım gösterilmezse, geri dönüşü olmayan bir çöküş kaçınılmazdır. Türkiye ekonomisinin döviz darboğazı ve riskini döviz kurları göstermektedir. Ancak ülkenin ekonomik riskini gösteren ve dünya genelinde takip edilen bir başka gösterge (CDS) şu an alarm düzeyindedir. “Credit Default Swap-CDS” bir ülkenin riskini gösteren ve günlük olarak değişebilen uluslararası bir piyasa verisidir. Aşağıdaki grafik, Türkiye’nin risk seviyesinin 600 puanın üzerine çıktığını gösteriyor. Bunun (CDS) 300’ün üzerine çıkması ciddi sorunlara işaret eder. Türkiye için 600’ün üstünde olan bu veri Almanya için 25 civarında ve Yunanistan için 220 dolayındadır.

Bu verinin 600 olması, tümüyle Kovid-19 sorunundan kaynaklanmıyor. Virüs sorununun en yüksek olduğu iki ülke İtalya ve İspanya’dır. Bunların risk değeri, 185 ve 105 civarındadır. Risk düzeyi tüm dünya ülkeleri içerisinde ele alınınca Türkiye, en riski ülkeler içerinde yer almaktadır. Türkiye, ekonomik dar boğaza ve kısır döngüye girdiği için, şu anki risk seviyesi son on yılın en yüksek seviyesidir. Kısır döngü, yapıcı bir politika ile tersine çevrilmezse, çok ama çok ağır sonuçların kısa sürede ortaya çıkması kaçınılmaz görünüyor.

Bu bağlamda hükumet, ekonomik sıkıntıları ‘maliyetsiz hafifletmek’ için gerçek bir yargı reformu yapmak zorundadır. Hükumetten kimse jest istemiyor. Olması gerekeni istiyor. Bunu yapmayacak hükumet, önümüzde bekleyen ağır ekonomik sorunları üstel (exponential) olarak artıracaktır. Bu da zaten hükumetin kaçınılmaz sonu olacaktır.

Şunu da belirtmek gerekir ki, IMF’nin işaret ettiği gibi, önümüzdeki aylarda peş peşe batışlar kaçınılmazdır. Bunun ekonomideki adı ‘sistemik risk’ yani domino taşları gibi devrilme riskidir. Şu an hükumetçe atılmayan her pozitif adım, bu riskin gerçekleşme hızını ve dalga boyutunu artıracaktır. Aylar hatta yıllar önce atılmayan adımlar hem yurt içinde hem de uluslararası platformda Türkiye’de ağır maliyetlere yol açmaktadır. Maalesef Kovid-19 sorunu bu süreci ışık hızına çıkarmaktadır.

Özetle, yargı reformu hiçbir para çıkışına yol açmadan şu faydaları sağlayacaktır:

  • İçeride büyük bir sosyal barış atmosferi oluşturacaktır.
  • AB ile ilişkilerde olumlu bir yola girilmiş olur.
  • IMF’den güçlü bir finansal destek alma kapılarını açar.
  • Ekonomik çöküş yavaşlar, ekonomik zararların yaralarının sarılması kolaylaşır.
  • Kovid-19 sorununa karşı daha etkin tedbir alma imkanı doğar.

Sonuç olarak hükumet bir saniye bile beklemeden, öldürme, şiddet kullanma, uyuşturucu ve cinsel saldırı suçları gibi suçlar kapsamında olmayan ve tutuksuz olarak yargılanabilecek, öncelikle hasta, yaşlı, hamile ve çocuklular olmak üzere tüm tutukluları serbest bırakmalı, ardından ciddi bir yargı reformu ile içinde bulunduğumuz ağır şartlarda bir nebze olsun rahatlama sağlamalı, temel insan haklarına ve demokrasiye doğru adım atarken Kovid-19 ile mücadelede ve ekonomiyi olası büyük çöküşlerden korumada rasyonel politikalara geri dönmelidir.

Okumaya devam et

Analiz

Politik açıdan korona tarihi: Başlangıç-yayılış…

Korona salgını dünya tarihini etkileyecek sonuçlarıyla giderek yayılıyor. Salgının başladığı andan bu güne ilerleyen, derinleşen bir de politik tarihi var…

BOLD – Korona salgınıyla savaşan dünya, bir taraftan aşı ve ilaç bulmaya çalışırken; diğer taraftan da virüsün tarihi gelişimini açığa çıkarmaya çalışıyor. Nasıl başladığı ve nasıl yayıldığını tam olarak çözebilmek; hem bundan sonraki salgınlar için önemli hem de koronayla savaşta gerekli verileri sağlayacak bilim insanları için.

Virüsün çözmek için korona pozitif çıkanların cep telefonu verileri ve Çin’in Wuhan kentinde yaşayanların Cep telefonu HTS kayıtları incelendi. Çıkan sonuç insanlık tarihinin salgınla ilgili oluşturduğu tecrübeyi teyid etti: Seyahat etmeyi durdurun, vürüsün dünyaya yayılmasını engelleyin.

Bilinen ilk vakaların çoğu, Wuhan, Çin’de bir deniz ürünleri pazarındaydı. Wuhan, 11 milyonluk bir şehir ve bir ulaşım merkezi.
İlk önce dört tane vaka ortaya çıktı. Doktorlar ne olduğunu anlayıncaya kadar düzinelerce büyüdü. Doktorlar sadece hasta insanların normal tedavilere cevap vermeyen bir virüse sahip olduklarını biliyorlardı.

Ama o an bile hastalık çok yayılmıştı ve 1000’den fazla kişi hasta olmuştu. Ama Çin bunu kendi kamuoyundan da Dünya Sağlık Örgütü’nden de gizledi. Filmin koptuğu yer burasıydı.

ÇİN’İN YALANLARIYLA GELEN FELAKET

Her hasta ortalama iki veya üç kişiyi enfekte ederek olay büyüyordu. . Ancak Çinli yetkililer, Aralık ayında halkı riskler konusunda uyarmadılar. Hükümet, 31 Aralık’a kadar Dünya Sağlık Örgütü’nü uyarıp bir açıklama ve bir güvence yayınlamamıştı: “Hastalık önlenebilir ve kontrol edilebilir” dedi. Resmen dünya sağlık örgütüne yalan söylüyorlardı.

Üstelik çok kritik bir zamanlama vardı. Ay Yeni Yılı gelmişti. Milyarlık nüfüsa sahip Çinde yüz milyonlar hareket haline geçti.

TİMES Gazetesi, bu yüz milyonların hareketlerini telekom şirketlerinin verilerine göre yayınladı. Hastalığın merkezi Wuhan’dan en az 175.000 kişi ayrıldı.

4 MİLYON KİŞİ WUHAN’DAN KAÇTI

Hastalık Wuhan’da artık tüm halk tarafından gözle görülür hale gelince 11 milyonluk şehirden 4 milyon kişi göç etti. Yüzbinlerce enfekte yolcu…

Çinli yetkililer sıralı yalanlardan sonra 21 Ocak’ta insandan insana bulaşma riskini kabul ettiler. Kabul etmelerinin sebebi hastalıkla artık başa çıkamıyorlardı. Pekin, Şanghay ve diğer büyük şehirlerde yerel salgınlar patlamıştı çünkü.

İki gün sonra 23 Ocak‘ta, yetkililer Wuhan’ı kilitlediler, sonra başka şehirleri ve Çin’de seyahat durdu. Çin doğru bilgileri dünyaya zamanında vermediği için Ocak ayı başında dünyaya Çinlilerin seyahatları normal olarak sürdü. Binlerce insan Wuhan’dan dünyanın dört bir yanındaki şehirlere uçtu.

Çin dışında ilk vaka Ocak ortasında, ateş, baş ağrısı ve boğaz ağrısına rağmen Wuhan’dan Bangkok’a seyahat eden 61 yaşındaki bir kadında çıktı. Tokyo, Singapur, Honkong onu izledi.

Çin’in gerçek bilgileri vermesinden sonra, dünyanın Çin’e seyahat yasağı getirmesi Ocak sonu itibariyle başladı ama dünyaya milyonlarca Çinli gitmişti. Onu bırakın binlerce Wuhan’lı hala dünyanın farklı yerlerindeydi.

Artık herşey için çok geçti. Sadece Wuhan’dan gelen gezginler 26 ülkede 30’dan şehiri enfekte ettiler.

VİRÜSÜN DÜNYAYI ELE GEÇİRDİĞİ TARİH: ŞUBAT 2020

Şubat ayı virüsün dünyada kuluçka ayı oldu böylece. 1 Mart’a geldiğimizde İtalya, İran ve Güney Kore’de binlerce vaka vardı. Çin izole edilmişti ama artık yeni yayılma merkezleri İtalya ve İran’dı.

Ama dünya birşey öğrenmişti.

Çin hastaları sistematik olarak test etmeye, izlemeye ve izole etmeye başladığında, yeni vakalar dramatik bir şekilde azalmıştı Virüsü yavaşlatmanın mümkün olduğunu gösteriyordu bu. Benzer önlemler Singapur, Hong Kong ve Güney Kore’deki yayılımı yavaşlattı.
Bu yöntemi en iyi uygulayan Güney Kore oldu. Üstelik Güney Kore’nin tecrübe avantajı vardı.

GÜNEY KORE

2015’teki MERS (Orta Doğu Solunum Sendromu) salgını Arabistan’dan sonra Güney Kore’yi de vurmuştu. Orada edindikleri tecrübeden ders çıkardılar.

Bulaşıcı hastalıklar stratejisi geliştirip, Hastalık Kontrol Merkezi’ni kurdular. En kötü olasılıklara karşı hazırlıkları yürüten özel bir birim oluşturuldu. Koronavirüs salgınında bu birim anında devreye girdi.

Güney Kore 17 gün içinde koronavirüs testi geliştirip ülke çapında geniş bir laboratuvar ağı kurdular. İki şirkete test kiti üretmeleri için devlet desteği sağlandı. Günde 140 bin test kiti üretme kapasitesine eriştiler. Günde 20 bin kişi test ediliyor. Güney Kore’nin test kitinin başarı oranı yüzde 98

Bir vaka belirlediklerinde anında GPS sinyallerinden temas ettiği herkesi test edip gerekirse karantinaya aldılar ve virüsün yayılımını durdurup, ibreyi geri çevirdiler. Hastalık Kontrol Merkezi elemanları dedektif gibi çalışıyor.

REJİMİN HALKA TERCİH EDİLDİĞİ ÜLKE: İRAN

İran’da işler Güney Kore’nin tam tersi ilerledi. Tıpkı Çin’de olduğu gibi devletlerini güçlü göstermek, rejimin propagandası herşeyin önünde tutuldu.

Virüs dünyanın gündemindeyken ve İran’da vakalar başlamışken, Dini lider Ayetullah Ali Hamaney, İran’ın “düşmanlarını” tehdidi “abartmakla” suçladı. Bir hafta sonra, vaka ve hayatını kaybedenlerin sayıları aniden arttığında, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Hamaney’in sözlerini tekrarlayarak, “düşmanlarının komplo teorilerine ve korku tellallığına” karşı uyardı.

Ruhani, bunların ülkeyi durma noktasına getirmek için planlandığını söyledi ve İranlılara günlük faaliyetlerine ve işlerine devam etme çağrısı yaptı.

Şubat ayında ülkede iki önemli olay meydana geldi: İslam Devrimi’nin 41’inci yıl dönümü ve parlamenter seçimler. Tahran’daki sağlık bakanlarına ölümlerin başladığını bildiren rapor gönderilerek bu iki olayın iptal edilmesi istendi.

Seçimden kısa bir sure sonra, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, İran’ın “düşmanlarını” seçmenleri sandıklardan uzaklaştırmak için koronavirüs tehdidini abartmakla suçladı.

SAĞLIKÇI ÖLÜMLERİ BAŞLADI

Sonra doktorlar ve hemşireler ölmeye başladı çünkü yeterli tıbbi malzeme yoktu.  Yürek parçalayıcı vakalardan biri, kuzeydeki Lahican şehrinde hemşirelik yapan ve Şubat ayının sonlarına doğru hayatını kaybeden 25 yaşındaki Narjes Khanalizadeh’di.

Rejimin elindeki medya bunu yalanladı, kahraman doktor ve sağlık personeli videoları yapmaya başladılar.

Virüsün hızla yayılmasına neden olan Kum kentiydi. Çin’den bu kente gelen ve ölen bir kişi ilk virisün tespit edildiği kişiydi. Kum kentinin ibadete kapatılması istendi.

Kum kenti, Şii Müslümanlar için önemli bir hac yeri. Ülkedeki en üst düzey din bilginlerinin yaşadığı yer ve her yıl ülke içinden 20 milyon, ülke dışındansa 2,5 milyon turist kenti ziyaret ediyor. Ama tam tersi dini lider hacıları teşvik etti. Çünkü rejim için önemli bir noktaydı. Ve gelen hacılarla hastalık bütün ülkeye yayıldı.

Sonra ölüm sayıları gizlenmeye başlandı o kadar ki, sayıları yalanlayan Sağlık Bakanı kameraların önünde öksürüklerini gizleyemedi. Sonunda onun da hasta olduğu ortaya çıktı. Şuan İran hastalığa teslim olmuş durumda. Sağlık görevlileri kitleler halinde enfekte oluyor. Ölen ölecek kalan kalacak durumu sözkonusu..

ÇÖKEN SAĞLIK SİSTEMİ: İTALYA

İtalya dezavantajları ve hatalarıyla Avrupa’nın enfekte olmasını hızlandıran ülke oldu ve çok ağır bedeller ödüyor. Dezavantajı güzelli nedeniyle aşırı turist çekmesi. Dev gemilerle gelen turistler hastalık taşıyıcısı oldular.

Ülkede hastalık yayılmaya başladığında ise refleks göstermekte geciktiler. Virüsün ilk görüldüğü bölgeleri karantinaya alma kararında zaten gecikmişlerdi, daha büyük hata yapıp karantina kararını açıklamadan önce karar halka sızdı. O şehirdekiler tıpkı Wuhan’da olduğu gibi karantina ilanından önce başka şehirlere kaçtı.

Asıl büyük hata ise Bergamo’da oldu. Tıpkı Türkiye’deki şehirler gibi sıkışık bir şehir olması virüsü yayıyordu zaten. Üstüne bi de 19 Şubat’taki Atalanta-Valencia Şampiyonlar Ligi Maçı geldi. Maçta binlerce kişi enfekte oldu. O maça giden 40 bin kişinin bulaştırma deposu olduğu düşünülüyor.

HAZIR SENARYO: ALMANYA

Gelelim realistler diyarı Almanya’ya.

Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamasından sonra halkının karşısına çıkıp gerçekleri en açık biçimde söyleyen lider Merkel oldu. 2. Dünya savaşından sonra karşılaştığımız en büyük zorluk dedi. 2. Dünya savaşında dümdüz olmuş Almanya’da bu halk için çok güçlü bir uyarı oldu. Hükümet toplumun ne kadar kesiminin enfekte olacağını, kimin hafif kimin ağır atlatacağını, risk grubu ve ölüm öngörülerini paylaştı.
Merkel’in kendisi bile koronalı biriyle temas ettiği için karantina altına alınmayı kabul etti.

Angela Merkel hükümeti, koronavirüs salgınıyla mücadelede ülkenin 129 yıllık geçmişe sahip Robert Koch Enstitüsü’nün tavsiyelerini uyguluyor.

Eş zamanlı iki plan devreye soktu Almanya. Virisün hızını azaltmak için halkı bilinçlendirerek gönüllü izolasyon başlattı, ardından fasılalarla kapatma kararları verdi. Okullar, restoranlar, kafeler, kuaförler.

Büyük endrüstri fabrikaları solunum cihazı üretmek için devreye sokuldu. Kimya devi ülke bir yandan da dezenfektan üretimini hızlandırdı. Ve yeni hastaneler için daha önceden planlanmış yerlerde dönüşüm başladı.

Şeffaflık için de il il ilçe ilçe nerede ne kadar hasta olduğuna ilişkin web sayfası devreye sokuldu. Kritik birkaç merkezde hızla sokağa çıkma yasağı başlatıldı. Önlemler sayesinde ülkede tempo düşse de hayat kabul edilebilir bir olağanlıkla devam edebildi.

BİLİNMEZLER ÜLKESİ: TÜRKİYE

Türkiye ise Çin ve İran refleksini benimsedi. Şeffaflık yerine güçlü devlet imajı izleniyor. Açıklanan ilk ölüm vakasından daha önce ülkenin eski Kara Kuvvetleri Komutanı’nın koronadan öldüğü ortaya çıktı. O da gazeteciler sayesinde. Hükümet kabul etti.

Hükümet, Merkez Bankası’nın en kötü günler için tuttuğu ve kefen parası olarak nitelenen ihtiyat akçesi dahil ekonominin tüm kaynaklarını tüketmiş olarak krize yakalandı. Bu nedenle sert yasak kararları uygulayamıyor çünkü halkı destekleyebilecek para yok. Bu da virüsü hızlandırıyor.

Türkiye’de strateji yaz aylarıyla birlikte virüsün kendiliğinden yokolacağı üzerine kurulu. Türkiye ile ilgili analiz şu an itibariyle mümkün değil çünkü veriler şeffaf değil. Buna yayılım, ölü ve tedavi edilen hasta sayısı da dahil…

Dünya genelinde 25 Ocak’ta ölü sayısı 56 iken, 25 Şubat’ta 2.700, 25 Mart’ta 20.912 oldu. Bunlar tespit edilen rakamlar. Mart ayı sonuna gelindiğinde dünyada artık 1 milyon vakadan sözediliyordu…

Okumaya devam et

Analiz

Diktatörleri karşısında kör olmayı tercih edenler yaşatır

AİHM’in resmi internet sitesine girdiğinizde, mahkemenin tanıtım filmiyle karşılaşıyorsunuz. Erdoğan’a karşı davranışlarında AİHM üyeleri oturup bu tanıtım filmini tekrar izlemeli.

BOLD ANALİZ

FATİH YURTSEVER

Diktatörleri karşısında kör olmayı tercih edenler yaşatır

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin resmi internet sitesine girdiğinizde, mahkemenin tanıtım filmini izleyebilirsiniz. İnsanlık en çirkin yüzünü II. Dünya Savaşı’nda gösterdi. Milyonlarca insan öldürüldü, soykırıma uğradı. İşte bu tanıtım videosunda AİHM’nin insanlığın bir daha aynı vahşeti tekrar işlememesi için kurulduğu anlatılıyor. Temel hak ve özgürlüklerin korunması görevi insanlık adına AİHM’e veriliyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti anayasal olarak AİHM’nin yargı yetkisini tanıyor ve mahkemenin kararlarının yerel mahkemelerce dikkate alınacağını teminat altına alıyor. Buraya kadar her şey çok güzel. Ancak Türkiye için durum fiiliyatta çok farklı. 15 Temmuz Erdoğan Darbesiyle Türkiye’de anayasal düzen askıya alındı. 20 Temmuz Yenikapı mitingi ile de Türkiye’de muhalefet ve sivil toplumun desteğiyle Erdoğan Diktatörlüğü ilan edildi.

Maalesef Batı Hitler’de yaptığı aynı hatayı, Erdoğan vakasında da tekrarlıyor. Hitler Çekoslavakya’yı işgal ettiğinde üç maymunu oynanan Batı, daha sonra yapacakları konusunda Hitlere bilerek veya bilemeyerek en büyük desteği verdi. Tarih tekerrür etti ve Erdoğan rejimi ülkede kitlesel kıyıma başladığında en büyük onayı, KHK’lar konusunda iç hukuk yollarının tüketilmediğine karar veren AİHM verdi. AİHM bu kararı nasıl verdi? İşkenceden ağzı, yüzü dağılmış askerlerin görüntüleri havuz medyasında 24 saat gösterilirken, bir gecede 2500 hâkim- savcı tutuklanırken, yüksek yargı mensupları tekme tokat gözaltına alınırken, verdi.

Şimdi sormak lazım AIHM yargıçlarına; acaba bir kere olsun tanıtım videonuzu izlerken, aklınıza bilerek ve bilmeyerek meşruluğuna en büyük katkıyı yaptığınız Erdoğan Diktatörlüğü’nün yaptığı zulümler geliyor mu?

Şu anda TBMM af tasarısı görüşülüyor. Ahmet Altan gibi, tek yaptığı fikrin namusunu korumak olan bir entelektüel içeride KORONA çaresizliğine terk edilirken, Gladio artığı mafya bozuntuları dışarı çıkacak ve siz halen hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam edeceksiniz. Tarih sizi, Hitleri destekleyenleri nasıl anıyorsa öyle anacak.

Colorado Üniversitesi psikoloji profesörü Fred Coolidge göre ”Diktatörler kendi kişilikleri etrafında yaratılmış bir kültün reklamını yapmak için milyonlarca dolar harcamaktan çekinmezler ve başkaları ile empati kurmayı başaramazlar, onlar için kayda değer tek şey kendi ihtiyaçlarıdır’. Kendi ülkesinde ekonomik koşullar nedeniyle sokağa çıkma yasağı ilan edemeyen, halkından para dilenen Erdoğan rejimi, insani yüzünü Cumhurbaşkanlığı amblemiyle İtalya ve Fransa’ya yardım malzemesi göndererek göstermeye çalışıyor. Bu riyakâr ve amacı Fred Coolidge tarafından gayet açık ifade edilen bu ucuz harekete alkış kimden geliyor? NATO Genel Sekreteri’nden.

Şimdi NATO Genel Sekterine sormak lazım. NATO, bireysel hak ve özgürlüklerin korunmasını, liberal demokrasinin ve serbest piyasa ekonomisinin teminat altına alınmasını garanti etmiyor mu? Erdoğan gibi diktatörlerin yaptıklarını alkışlayarak mı koruyacaksınız demokrasiyi. Nasıl olsa Erdoğan istediğiniz kadar gemi, istediğiniz kadar asker veriyor, size sorun çıkarmıyor. Bu mu demokrasi anlayışınız?
Evet, dünya bir salgın hastalıkla karşı karşıya. Bir insanlık trajedisi yaşanıyor. 21.yy tarihi, koronadan önce ve koronadan sonra diye, yazılacak. İnsanlık bir kere daha kurtuluşun, evrensel ahlaki-insani değerlerde olduğunu görecek. Acılar bir kere daha insanlığı vicdan rotasına sokacak. Yeni kurumlar inşa edilecek ve orada yaşanan acılar bir daha yaşanmasın diye, geçmiş hatalar insanlığın zihnine kazınacak. Batı’nın demokratik kurumları AIHM, AB Konseyi ve NATO! Son bir şansınız var. Artık diktatörlerin odununa ateş taşımayın. Binlerce masumun Erdoğan Diktatörlüğünde hapishanelerde ölmesine izin vermeyin. 21.yy. Türk hapishanelerinin Aushwitz Kampları olmasına müsaade etmeyin. Unutmayın diktatörler kadar onların yaptıklarına sessiz kalanlar da suçludur. Bugün sessiz kalarak aynı suça ortak olmayın.

Okumaya devam et

Popular