Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Gözaltına almak istedikleri KHK’lı babayı yakalayamayınca oğluna işkence yaptılar

Ankara’da 3 polis, KHK’lı Muhammed Fehmi Acat’ı gözaltına almak için evine baskın yaptı. Kapıyı Acat açarken 3 polis, evi aramaya başladı. Bu sırada Acat evden ayrıldı. Bunun üzerine polisler, Acat’ın 16 yaşındaki oğluna işkence yaptı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Acat ailesi, 10 aylık ayrılığın ardından 5 gün önce İsviçre’de buluştu. Ailesini 12 Mart 2020’de Basel Havaalanında karşılayan KHK’lı öğretmen Muhammed Fehmi Acat, eşinden ve 4 çocuğundan ayrı geçirdiği zamanları, oğluna yapılan işkenceyi anlattı.

22 Nisan 2019 sabahı Acat ailesi Ankara’daki evlerinde henüz uyuyordu. Gün doğmamıştı. Bu sırada kapı çaldı. Kapıyı, baba Muhammed Fehmi Acat açtı. Üç polis, baba Acat’ı gözaltına almaya gelmişti.

İki polis, evi aramaya; 1 polis de salonda kayıt tutmaya başladı.

Daha önce 19 ay hapis yatan Muhammed Fehmi Acat, tekrar haksız yere cezaevine girmek istemediği için bir anda karar verip kapıdan çıkıp gitti. Muhammed Fehmi Acat’ı elinden kaçırdıklarını anlayan polisler, bu olay üzerine 16 yaşındaki Halit’e işkence yaptı.

APARTMANIN BODRUMUNA GÖTÜRDÜLER

Evdeki 4 çocuk ve anne, daha baskının şokunu yaşarken polisler, Halit’i bodruma indirdi. Halit, babasıyla ilgili soruları cevaplayamayınca işkencenin dozu artırıldı.

Halit’in anlattığına göre, diğerlerine göre daha kısa olan polis silahını çekip mermiyi namluya aldıktan sonra silahı Halit’in kafasına dayadı, ölümle tehdit etti. Babasının yerini bilmeyen Halit’ten istediği cevabı alamayan 3 polis Halit’i darp etti.

3 KEZ EVLERİ BASILDI

Diğer çocuklarını kontrol altına tutmaya çalışan anne Gülperi Acat, olayı fark etmesi üzerine müdahalede bulundu. Kapının önünde silahı tekrar dolduran polis memuru, silahın içindeki mermiyi ailenin önünde yere düşürdü. Yaşadıkları şok ve işkenceleri kayda almak isteyen aile, hastaneye gidip olayı rapor ettirmek istedi ama doktorlar bunun sadece polis eşliğinde mümkün olabileceğini söyledi!

Sonrasında günlerce fiziki takibe maruz kalan, 3 defa daha evleri basılan aile hukuk mücadelesini sürdürebilmek adına yurt dışına çıktı. 22 Nisan 2019’da ayrılan ailenin kavuşması 12 Mart 2020 tarihinde İsviçre Basel Havaalanında gerçekleşti.

Gülperi-Muhammed Acat çiftinin Halit (17), Hayriye (15), Rukiye (10), Mirza (9) isimlerinde 4 çocuğu bulunuyor.  İsviçre’de yaşamına devam eden Muhammed Fehmi Acat, ailesini Basel Havaalanında çiçeklerle karşıladı. Engel oranı yüzde 92 olan epilepsi hastası kızı Rukiye ve kardeşleri, babalarını görünce gözyaşlarını tutamadı.

 19 AY HAPİS YATTI, CEZAEVİNDE 9 KİTAP YAZDI

1977’de Mardin Derik doğumlu sınıf öğretmeni Muhammed Fehmi Acat, 10 Temmuz 2016’da Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklandı. 19 ay Eskişehir Cezaevinde kaldı. Tutuklu olduğu dönemde yayınlanan 672 sayılı ilk KHK ile görevinden ihraç edildi. 2 Şubat 2018’de tahliye edilen Acat, hakkında bir yıl sonra tekrar soruşturma başlatıldı. Ankara’daki evini 22 Nisan 2019 sabahı polis bastı.

Muhammed Fehmi Acat, cezaevindeyken 9 kitap yazdı. Havaalanına Kaçış ve Donör adlı iki kitabı dijital kitap platformu Crub Publishing’de yayınlandı. İlk kitabı Havaalanından Kaçış lisede yaşanan problemlerin çözümü üzerine bir roman. İkinci kitabı Donör’de ise Acat cezaevindeki koğuş arkadaşlarının hikayelerini anlatıyor.

Mayıs 2019’da Türkiye’den Yunanistan’a oradan da İsviçre’ye geçen Muhammed Fehmi Acat’ın hikayesi…

MUHAMMED FEHMİ ACAT: İHRAÇ EDİLDİĞİMİ KOĞUŞTA ÖĞRENDİM

“Mardin’de Kürt bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim. 1999’da Mardin’de sınıfı öğretmeni olarak göreve başlayıp Hakkari, Erzurum, Eskişehir’de 16 yıl boyunca öğretmenlik yaptım. 12 yıldan sonra branş değiştirdim, son 4 yıl sosyal bilgiler öğretmeni oldum. 10 Temmuz’da tutuklandım, Eylül 2016’da 672 sayılı KHK ile ihraç edildim. Açığa alındıktan sonra hakkımda adli soruşturma başlatıldı. “Silahlı terör örgütü üyesi” olduğum iddiasıyla tutuklanacağımı öğrenince ilk şoku yaşadım.

İlk mahkemede hakim, adli kontrol şartıyla serbest bıraktı. Bir hafta sonra Eskişehir Sivrihisar 1. Ağır Ceza Mahkemesi tutuklama kararı çıkardı. İmza atmaya gittiğimde aldılar. 19 ay Eskişehir Cezaevinde kaldım. Hapishane avlusunda otururken yerel gazeteye verilen “İlimizden ihraç edilen öğretmenlerin tam listesi”ni görünce mesleğimden atıldığımı öğrendim.

Hapishaneyi kendime bir dert yuvası olarak görmedim. Buradaki vakti nasıl değerlendirebilirim diye baktım. İlk zamanlarda kitap ve Kuran-ı Kerim vermiyorlardı. Sonra aldık. Cezaevinin kitaplığında örgüt üyesi olarak yargılanan, müebbetle yargılanan yazarlar vardı. Ben tabi yazmaya başladım. Günümün önemli bir bölümü yazma ile geçiyordu. 450 şiir yazdım. Koğuşa giren herkesin ayrı bir dünyası vardı. Farklı mesleklerden birçok insanla tanıştım. Ayrı dertleri, ızdırapları vardı. Onların yazılması gerektiğine inandım. İlk başta tutuklanma hikayelerini yazdım. Hepsi ayrı bir ‘mağduriyet destanı’ydı. Yaklaşık 20 arkadaşı yazdım. Yazmayınca unutuluyor. Çiftçi, esnaf, öğretmen, veteriner, bir köylü, polisin farklı yönleriyle yaşadıkları mağduriyetleri anlattığım bir kitap Donör dijital ortamda yayınlandı.

Acat ailesi İsviçre’de şu anda heim adı verilen mülteci kampında kalıyor.

DONÖR: KIZINA BÖBREĞİNİ VEREN BİR BABANIN HİKAYESİ

Donör, kızına böbreklerini verecek olan bir babanın hikayesi. Hapishaneden hastaneye böbrek vermek için gidecek bir baba. 20 gün gözaltında kalmıştı, çocuğunun sağlık durumuna rağmen hakim de tahliye etmedi. Bir yıla aşkın süre tutuklu kaldı. Sonra eşiyle de boşanma aşamasına geldi.

ÖNCELİĞİM ESARETTEKİ ARKADAŞLARIMDIR

Tahliye olduğum gün son namazı ben kıldırmıştım. Bundan sonra özgür olarak yaşayacağım her günü dakikayı tutuklu arkadaşlarım için harcayacağım diye dua etmiştim. Tutuklanmak Cenab-ı Allah’ın bir takdiri. Tahliye de bir takdir. Tutuklu olan tutukluluğun hakkını verecek. Dışarıda olanlar da içeridekiler için çabalayacak. Dinimizde ne öncelikle esarette olanlar vardır. Önce bu esaretlerin bitirilmesi için gayret gösterilmesi gerekiyor. Hapiste yaşadığım her an her dakika aklımdan çıkmıyor. İçeri girip çıkan bir insan özgür olsa bile hapishanenin kendisine bağlayan bir yapısı var. Zihnin en diplerine kadar etki ediyor. Ben de hala bunun etkisinden kurtulamadım.

GEÇEN YIL RAMAZAN BAYRAMINDA YUNANİSTAN’DAYDIM

Tahliye olduktan sonra bir süre Ankara’da, sonra İstanbul’da yaşadım. Mayıs 2019’da Meriç’i geçerek Türkiye’den ayıldım. 2019 yılı Ramazan Bayramının ilk günü Yunanistan’da nezaretteydim. O gün görevliler bizim telefonlarımızı getirdi, ailelerimizle sınırsız konuşabildik. Bir ay sonra, temmuz başında İsviçre’ye geldim. İtalya Havalanında tutuklandım. Bir gün nezarette kaldım. İtalya’da hiç suç işlemediğim için bıraktıklarını söylediler.

BOŞ GEÇİREN HER AN TUTUKLU ARKADAŞLARIN HUKUKUNU ÇİĞNEMEKTİR

Benim gibi yurt dışında olan her bir arkadaş vaktini değerlendirmeli. Ülkedeki mağduriyetlerin bitirilmesi adına fiili ve kavli duasını sürdürmeli. Buralarda boş geçirilen, geçmişe dönük gereksiz ve sonuca götürmeyen tartışmalarla harcanan zamanlar özellikle tutuklu arkadaşların hukukunu çiğnemektir. Bu duruma düşmekten kaçınmak lazım.

Muhammed Fehmi Acat ailesiyle birlikte bir görüş gününde, Eskişehir Cezaevi.

YOUTUBE KANALI VAR

Muhammed Fehmi Acat, kendisinin yeni açtığı Youtube kanalında da başından geçenleri anlatıyor. Twitter hesabı @mfehmiacat dan ise her gün bir arkadaşının hikayesini paylaşıyor.

Almanya 17 yaşındaki genci acil pasaportla Türkiye’den çıkardı

BOLD ÖZEL

“Bana ve eşime 4 yıl boyunca virüs muamelesi yaptılar”

Cezaevinde ölüme sürüklenen Cemil Dilber’in vefatının üzerinden bir yıl geçti. Acılı eşi, bir yıl sonra konuşmaya karar verdi. Yaşadıklarını BOLD’a anlattı..

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Ziraat mühendisi Cemil Dilber, 22 Mart 2019’da Dinar Cezaevinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Hapse girmeden önce kalbine 4 stent takılmıştı. 6 ayrı ilaç kullanıyordu. 2,5 yıllık süre içinde cezaevinde gün geçtikçe eridi. Eşi Ayşe Dilber, “Her ziyarete gittiğimde onu biraz daha erimiş görüyordum.” diyor.

KAPALI GÖRÜŞTE YERE YIĞILDI

11 Mart 2019’da eşi ve kızıyla yaptığı kapalı görüş sırasında “Arkama bir ağrı girdi” dedi ve yere yığıldı. Mosmor olmuştu. Kriz geçiriyordu. Afyon ParkHayat Hastanesine kaldırıldı. Anjiyo yaptılar ve bir gün bile hastanede kalmasına izin verilmeden hapse geri gönderildi.

Eşi izin alıp cezaevine koştu. İki gardiyan gelip “Eşiniz gelemeyecek durumda. Arkadaşları bakıyor.” dediler. Cemil Dilber o gece tekrar fenalaştı. Adam ölüyor diye acil butonuna defalarca basan koğuş arkadaşlarını gardiyanlar “Bir daha basarsanız size görüş yasağı veririz.” diye tehdit etti. Ölümünden sonra sırf bu yüzden arkadaşlarına kantin yasağı verilecekti.

HASTANE KAPISINDA SİLAH DOĞRUTTULAR

O akşam Cemil Dilber’in durumunun ciddiyeti anlaşılınca tekrar hastaneye götürüldü. Ayşe Dilber, yoğun bakıma yanına gittiğinde kapıda 8 asker, bir çavuş, bir de polis görünce şok oldu. Askerler silahlarını iki gözü iki çeşme kadına doğrultup giremezsin dediler. Cemil Dilber ise parmağını kıpırdatamayacak olduğu halde yatağa kelepçeliydi.

4 YIL VİRÜS MUAMELESİ YAPTILAR

Dilber, görüş izni için savcıya gitti, “fetö ise kimse gelmesin” diyen savcının kapısından eli boş döndü.

“Eşim tacizci olsaydı, adam öldürseydi izin vereceklerdi… 30 sene Türkiye Cumhuriyetine hizmet etti benim eşim. Herkes sırtını döndü. Bana ve eşimi 4 yıl virüs muamelesi yaptılar. Kapıdan çıkamıyordum. Cezaevi, avukat ve market arasında yaşadık. Şimdi herkes pişman tabi ama iş işten geçti.” diye haykırıyor acılı eş.

Cemaat soruşturmaları kapsamında 20 Ekim 2016’da tutuklanan Cemil Dilber (57), 8 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Dosyası Anayasa Mahkemesi’ndeydi.

AİLESİNİ SADECE 4 GÜN GÖREBİLDİ

Doktorlar hastanın kalbe giden ana damarının yırtıldığını söylediler. Ameliyat olması gerekiyordu. Başında bekleyen komutan, hastanede mahkum odası olmadığı için Dilber’i götürmeye kalktı, ama doktor izin vermedi. Son günlerini yaşayan hasta tutuklu bir gün sonra ameliyat edildi. 11 gün gözlem altında tutulan Cemil Dilber’e ailesini görebilmesi için sadece 4 gün izin verildi, bir dizi engel çıkartılarak. Ayşe Dilber eşiyle son kez ölümünden bir gün önce konuşabildi.

“BEN ÇÜRÜYORUM, BENİM BİR SUÇUM YOK”

Ayşe Dilber: “Eşim her ay savcılığa dilekçe yazmış, ben burada çürüyorum, benim hiçbir suçum yok, diye. Revire çıkmak için çok bekledi. Cezaevinde o kadar zayıfladı ki, 3 dişi düştü. Yollarda, cezaevi aracının içinde kelepçeli çok zor oluyor diye yaptırmadı, bizi buraya hayvan gibi teptiler, derdi. Her gittiğimde hasta olduğunu söylüyordu. O bir tavuk bile kesemez. Öyle merhametliydi. Kapımıza geleni çevirmezdi. Başarı belgeleri evimin birinci katında kolilerle dolu. Zulüm ya zulüm, zulüm yaptılar eşime. Her şeyimiz yarım kaldı.” diyor.

Cezaevinde ölüme sürüklenen eşine yapılanları bir yıl içine gömen 30 yıllık hayat arkadaşı Ayşe Dilber’in acısı hala çok taze. Kendisiyle bir yılda birkaç kez görüştük. Her seferinde sanki eşini bugün kaybetmiş gibiydi. Ölüm yıldönümü için tekrar aradığımda aşağıda izleyeceğiniz 8 dakikalık videoyu çekip gönderdi ve yaşadıklarını yine gözyaşlarıyla anlattı…

Eşimi göstermediler, tacizci olsaydı, adam öldürseydi izin vereceklerdi!

Ziraat mühendisi Cemil Dilber, 22 Mart 2019'da Dinar Cezaevinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Hapse girmeden önce kalbine 4 stent takılmıştı. Günde 5-6 tane ilaç kullanıyordu. 2,5 yıllık süre içinde cezaevinde gün geçtikçe eridi. Eşi Ayşe Dilber, "Her ziyarete gittiğimde onu biraz daha erimiş görüyordum." diyor. 11 Mart 2019'da eşi ve kızıyla yaptığı kapalı görüş sırasında "Arkama bir ağrı girdi" dedi ve yere yığıldı. Mosmor olmuştu. Kriz geçiriyordu. Afyon ParkHayat Hastanesine kaldırıldı. Anjiyo yaptılar ve bi gün bile hastanede kalmasına izin verilmeden hapse gönderildi.Ertesi gün tekrar fenalaştı. Acil butonuna defalarca basan koğuş arkadaşlarını gardiyanlar "Bir daha basarsanız size görüş yasağı veririz" diye tehdit etti. Ölümünden sonra sırf bu yüzden kantin yasağı verilecekti. O akşam Cemil Dilber'in durumunun ciddiyeti anlaşılınca tekrar hastaneye götürüldü. Ayşe Dilber, yoğun bakıma yanına gittiğinde kapıda 8 asker, bir çavuş, bir de polis görünce şok oldu. Askerler silahlarını iki gözü iki çeşme kadına doğrultup giremezsin dediler. Cemil Dilber ise parmağını kıpırdatamayacak olduğu halde yatağa kelepçeliydi. Dilber, görüş izin için savcıya gitti, "fetö ise kimse gelmesin" diyen savcı beyin kapısından eli boş döndü. "Eşim tacizci olsaydı, adam öldürseydi izin vereceklerdi… 30 sene Türkiye Cumhuriyetine hizmet etti." diye haykırıyor acılı eş. Doktorlar hastanın kalbe giden ana damarının yırtıldığını söylediler. Ameliyat olması gerekiyordu. Başında bekleyen komutan, hastanede mahkum odası olmadığı için Dilber'i götürmeye kalktı, ama doktor izin vermedi. Son günlerini yaşayan hasta tutuklu bir gün sonra ameliyat edildi. 11 gün hastanede kalan Cemil Dilber'e ailesini görebilmesi için sadece 4 gün izin verildi. O da zorluklarla, binbir uğraşla. Ayşe Dilber eşiyle son kez ölümünden bir gün önce konuşabildi. Cezaevinde ölüme sürüklenen eşine yapılanları bir yıldır içine gömen 30 yıllık hayat arkadaşı Ayşe Dilber'in acısı hala çok taze. Kendisiyle bir yıl içinde birkaç kez görüştük. Her seferinde sanki eşini bugün kaybetmiş gibiydi. Ölüm yıldönümü için tekrar aradığımda aşağıda izleyeceğiniz videoyu çekip gönderdi ve yaşadıklarını yine gözyaşlarıyla anlattı…

Gepostet von Bold Medya am Montag, 30. März 2020

Uşaklı Cemil Dilber ve Ayşe Dilber çiftinin 17 yıl sonra dünyaya gelen Azra Nur (12) adında bir kızları bulunuyor. Dilber, anne-kız, uzun süre eşinin ceketine sarılıp uyuduklarını söylüyor.

Ayşe Dilber, eşinin eşyalarını mahkeme kararıyla cezaevinden aldı. Gelen poşetin içinden artık iyice beyazlaşmış bir iki parça kıyafet, iğne-iplik ve Kuran-ı Kerim çıktı.

Otizmli Hamza Tarık’ın annesinden feryat: Çok çaresizim, eşimi serbest bırakın!

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Otizmli Hamza Tarık’ın annesinden feryat: Çok çaresizim, eşimi serbest bırakın!

Hülya öğretmen kanserken gözaltına alındı, eşi tutuklandı, biri ağır otizmli iki oğluyla başbaşa kaldı. Saldırganlaşan oğluyla yaşadıklarını anlattığı video yürek parçalayıcı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Otizmli Hamza Tarık Durmuş’un (15) dramını geçtiğimiz günlerde HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu sosyal medya hesabından duyurmuştu. Babası 8 aydır tutuklu, annesi ise 4. evre lenf kanserini atlatmış bir kadındı.

Yamanlar Kolejinde Biyoloji öğretmenliği yapan anne Hülya Durmuş (39), bu kez bir video çekerek çocuğunun durumunu kendisi anlattı.

Otizmli Hamza Tarık’ın annesinden feryat: Çok çaresizim, eşimi serbest bırakın!

Hülya öğretmen kanserken gözaltına alındı, eşi tutuklandı, biri ağır otizmli iki oğluyla başbaşa kaldı. Saldırganlaşan oğluyla yaşadıklarını anlattığı video yürek parçalayıcı.

Gepostet von Bold Medya am Montag, 30. März 2020

 

15 ve 4,5 yaşında iki oğlunun olduğunu söyleyen Hülya Durmuş, “Büyük oğlum yüzde 98 otizmli. Ağır engelli. Aynı zamanda zihinsel engelli. Küçük oğlum Burak çok şükür sağlıklı. Eşim ve ben KHK ile kapatılan kurumlarda öğretmen olarak çalışıyorduk. 15 Temmuz’dan sonra ikimiz de işsiz kaldık. Çok zor günler geçirmeye başladık.” cümleleriyle sözlerine başlıyor.

Yaşadıkları sıkıntıların etkisiyle Ocak 2018’de lenf kanserine yakalanan Hülya Durmuş, 10 ay boyunca yoğun kemoterapi tedavi gördü. Kanser 4. evresindeydi. Agresif bir türdü ve bütün vücuduna yayılmıştı. Ama atlattı.

Hülya Durmuş, 10 ay boyunca tedavi gördükten sonra lenf kanserini atlattı. Oğlu ile geçirdiği zor günler nedeniyle hastalığının yeniden nüksetmesinden korkuyor.

YAMANLAR KOLEJİNDE ÇALIŞTIĞIM İÇİN GÖZALTINA ALINDIM

Bu süreçte eşinin çeşitli işlerde çalışarak hem geçimlerini sağladığını hem de oğluna ve kendisine baktığını belirten Durmuş, “Tam tedavim bitti, iyileştim derken 23 Ekim 2018’de Yamanlar Kolejinde öğretmen olduğum için gözaltına alındım.” dedi.

Durmuş, 4. evre kanser hastası olduğu için tutuksuz yargılanmak üzere bırakıldı. Fakat hakkında açılan dava bitmeden bu kez eşi İbrahim Durmuş 24 Temmuz 2019’da gözaltına alındı. Gaziemir Körfez Dershanesi Şube Müdürü olarak görev yapan baba Durmuş, 8 aydır İzmir Buca Cezaevinde tutuklu. İkinci mahkemede 7 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay’da bulunuyor.

BABASI GİDİNCE DAHA ÇOK KIRIP DÖKMEYE BAŞLADI

Eşinin tutuklanmasıyla birlikte engelli oğlu için hayatın daha da zorlaştığını belirten Dumuş, “Çünkü babasına çok düşkündü. Evde ne var, ne yok kırıp dökmeye başladı. Kendine ve bana zarar vermeye başladı. Babası her zaman onu yürüyüşe götürüyordu, bisiklet sürdürüyordu, paten kaydırıyordu. Babasının gitmesiyle birlikte tüm beden temizliği, sakal tıraşından, özbakım becerilerine kadar bütün yük benim üzerime bindi. Ben de rahatsız olduğum için çocuğumla tastamam ilgilenemedim.” ifadelerini kullandı.

REHABİLİTASYON MERKEZLERİ KABUL ETMEDİ

Rehabilitasyon merkezlerine başvurduğunu ama oğlunun kabul edilmediğini anlatan Durmuş, “Çok ağır olduğu için almak istemediler. Tarık öyle bir hala geldi ki, kakasını eline alıp yüzüne, gözüne, ağzına sürmeye başladı.” diye konuştu.

ÇOK ÇARESİZİM, LÜTFEN EŞİMİ BIRAKIN!

Hülya Durmuş, küçük oğlunun bu durumdam çok olumsuz etkilendiğini, abisiyle asla bir odada baş başa kalamadığını söyleyerek ekledi: “Çok korkuyor abisinden. Çünkü Tarık’ın çok şiddetli krizleri oluyor. Vuruyor, kırıyor. Çok çaresizim, bitmiş bir durumdayım. Eşim cezaevinden bir an önce çıksın yanımıza gelsin istiyorum. Korona salgınıyla birlikte ben de risk grubundayım. Eşim sağlıkla yanımıza gelsin, bizi sağlıklı bir şekilde bulsun. Lütfen sesimi duyun, derdime çare olun, eşimi bırakın!”

OĞLUMUZU KAPLICAYA GÖTÜRMEK SUÇ SAYILDI

Telefonla görüştüğümüz Hülya Durmuş, eşinin hakkındak suçlamalarla ilgili ise şöyle devam etti:

“Tarık babasıyla her gün denizdeydi. Kışın da kaplıcalardaydık. O bile suç oldu. Manisa Salihli’de Kurşunlu kaplıcaları var. Her kış oraya gidiyorduk, Tarık havuzda suyu çok seviyor. O gün kaldığımızda başka birileri daha kalmış, çakışmış, niye onlarla aynı gece oradaydın! Biz çocuk için oradayız, bunu anlatamadık. Babası gittikten sonra Tarık denizde teyzesini boğmaya kalktı. Deniz bile artık onu sakinleştirmiyor.

8 KERE TELEFON, 2 KEZ TELEVİZYONU KIRDI

Annem, kızkardeşim ben bir Tarık’a bakamaz hale geldik. Bu halimle bile her gün iki saat Tarık’a yürüyüş yaptırıyorum. Ağzında maskeyle. Evde durmuyor. Evde kalınca kapıların camlarını kırıyor. 8 kere telefonu, 2 kere televizyonu kırdı. Kontrol edemez hale geldim. Sürekli takipteyim. Onu da istemiyor. Bize de vuruyor, eti koparırıcasına ısırıyor. Ama babasıyla aşırı duygusal bir bağları vardı.

AÇIK GÖRÜŞTE YERDE YUVARLANIYORLAR

Açık görüşe götürdüğümde hiç sorun yapmıyor, orada yerde yuvarlanıyorlar. Babasıyal güreşiyorlar. Biz kenara çekilip onları izliyoruz. Çocuk mutsuz, aşırı derecede mutsuz. Baba olmadığı için mutsuz ve depresyonda.”

Baba tutuklu, anne kanser hastası… Otizmli Hamza’nın dramı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Cezaevinde ihmalle ölüme sürüklenen Nesrin Gençosman’ın ablasından çağrı

Tedavisi geciktirildiği için cezaevinde zatürreden hayatını kaybeden öğretmen Nesrin Gençosman’ın ablası Adalet Bakanı’na seslendi: Aileme yaşatılan acılar, başka aileleri yakmasın!

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Cezaeevinde ihmal sonucu hayatını kaybeden Kuran Kursu öğretmeni Nesrin Gençosman’ın ablası Zeynep Gençosman, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e çağrıda bulundu.

İNSANLIK ADINA SİZE SESLENİYORUM

“İnsanlık vazifem adına…” başlıklı bir mail yazıp Gül’e gönderen Gençosman, “O sıkıntılı sürecin bizzat şahidi olarak sesleniyorum: Aileme yaşatılan acılar, başka aileleri yakmasın. Yaşatılan ihmalller geri dönüşü mümkün olmayan hatalar yaşatmasın istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu aileleri tek başına dertleriyle bırakamaz, kendi vatandaşını ölüme terk edemez, etmez.” dedi.

Nesrin Gençosman hayatını kaybettiğinde 30 yaşındaydı.

KORONA SEMPTOLARININ AYNISI VARDI

Kardeşinin 11 Temmuz 2018’de tutuklanıp Ordu Cezaevi İnfaz Kurumuna gönderildiğini, o dönem adı konulmamış fakat COVİD-19 virüsünün oluşturduğu semptomların aynısını gösterdiğini ifade eden Gençosman, “Hastalığı ilerlemiş olmasına rağmen, cezaevi yetkilileri hastaneye sevk etmediği ve 5 gün sonra rahatsızlığının zatürreye dönüşmesi sonucu, entüübe halinde reanimasyon yoğun bakım servisine acilen kaldırılan ve 8 gün sonra yaşamını yitiren Nesrin Gençosman’ın ablası ve o sıkıntılı sürecin bizzat şahidi olarak sesleniyorum” ifadelerini kullandı.

YAŞAM HAKLARI ELİNDEN ALINMASIN

Zeynep Gençosman, cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin yaşam haklarının ellerinden alınmasının yasal ve doğru olmadığını da sözlerine ekledi ve siyasi tutuklu ve hükümlülerin de ivedilikle tahliyesini takep etti.

Zeynep Gençosman bu mesajını başta Adalet Bakanı olmak üzere yetkili kurumlara gönderdiğini söyledi.

Nesrin Gençosman’ın birinci ölüm yıldönümü: Özgürlükten ölüme 41 gün

“Buraya hapsedildim! Kendimi bitmiş, mahvolmuş hissediyorum. Ailem darmadağın oldu”

Okumaya devam et

Popular