Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Erdoğan derin devlet ilişkisinin tarihi: Kadir Kartal

Avukat Kadir Kartal… Bazen Erdoğan ailesinin avukatıyken bazen tam karşısında konumlanıyor. Devletin ona verdiği görevler, Erdoğan/Devlet ilişkisinin de tarihini oluşturuyor.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Tayyip Erdoğan’ın oğlu Ahmet Burak Erdoğan. 11 Mayıs 1998’de İstanbul’da (Şişli Abide-i Hürriyet Caddesi’nde) saat 11:45 sularında Türk Sanat Müziği sanatçısı Sevim Tanürek’e çarparak ölümüne sebep oldu.

Kaza olduğunda Tayyip Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’ydı ve görünürde 28 Şubat’ın generallerinin şimşekleri üzerindeydi.

Generaller için Erdoğan’ı kamuoyu önünde sıkıştırabilecek son derece önemli bir kozdu.

Generaller, Erdoğan’ı rejim ve laik-dinci tartışması üzerinden sıkıştırırken, “sahte diploma“yı pas geçtikleri gibi bu konuyu da pas geçtiler.

Hatta tam bu noktada devreye TSK’yla arası çok sıkı olan Kadir Kartal isimli avukat girdi.

Birazdan anlatacağımız olaylar zinciri, devletin savunmayı yani “Avukat“ tarafını da boş bırakmayarak neler yaptığınının da tarihi bir bakıma.

Erdoğan ailesinin avukatlığını Kadir Kartal’ın üstlenmesiyle Ahmet Burak Erdoğan’ı hapse götürebilcek yargı süreci değişmeye başladı.

Burak Erdoğan kaza yaptığında ehliyetsizdi. Önce bir ehliyet ayarlandı. Geriye dönük evrakla. Sıra bilirkişi raporuna geldi. İleriki yıllarda bürokraside jet gibi yükselecek Adli Tıp İhtisas Dairesi Başkanı Eyüp Çakmak tarafından kazayla ilgili rapor hazırlandı. Hayatını kaybeden Sevim Tanürek‘i 8/8 suçlu gösteren bir rapordu.

Mahkeme başladığında kimse Ahmet Burak Erdoğan’ı görmedi. Çoktan İngiltere’ye gitmişti bile. Bir ölümün gerçekleştiği kazanın mahkemesi fail katılmadan yapıldı ve 2 Haziran 2000’de Burak Erdoğan’ın beraatiyle sonuçlandı. Tanürek’in ailesi süreçte önce mücadele başlatmış ardından sessizliğe bürünmüşlerdi. Üzerlerine kurulan yoğun baskı nedeniyle geri çekildiklerini yıllar sonra açıklayabilecekti ancak.

Avukat Kadir Kartal’ın sihirli elleri Erdoğan Ailesi’nin dosyasına nasıl olmuştu da dokunmuştu? Oysa biz onu sürekli bir tarafında askerlerin/devletin bulunduğu kritik dosyalarda hatırlıyoruz.

BAŞBAĞLAR KATLİAMININ GÖNÜLLÜ AVUKATI

2 Temmuz 1993’teki Sivas Katliamı’ndan yalnızca birkaç gün sonra, 5 Temmuz 1993’te 33 köylünün öldürüldüğü Başbağlar Katliamı gerçekleşti. Yansıtılmaya çalışılan fotoğraf netti: Sivas’ta Aleviler; Başbağlar’da Sünniler katledilmişti.

Birkaç Alevi köylü fail olarak tutuklandı ve yargılama başladı. Perişan haldeki Başbağlar köylülerinin avukatlığını Kadir Kartal gönüllü olarak üstlendi. İstanbul’dan Erzincan’ın dağ köyüne jet hızıyla gitmiş ve yakınlarını kaybedenlerin tamamından vekalet toplamıştı.

Gönüllü avukat, milliyetçi söylemleriyle öne çıksa da, davayı kapatan, failleri gizleyen bir misyonla hareket etmekteydi.

Güvenlik gerekçesiyle İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi‘ne (DGM) alınan davanın üye hakimi Şakir Kadıoğlu yıllar sonra mahkemede oynanan tiyatronun avukat ayağını da açıklayacaktı verdiği röportajlarda.

Hakim Kadıoğlu, davada önlerine getirilen tutukluların hiçbirinin fail olmadığını, Alevi tırpan işçilerinin fail diye getirildiğini, savcının olay yeri incelemesine dahi gitmediğini, olay yeri incelemesini Askerlerin yaptığını, köylüleri öldüren mermilerin balistik incelemesinin yapılmadığını ve en önemlisi 33 kişinin öldürüldüğü ve bütün köyün yakıldığı olayın dosyasında tek bir şahit ifadesinin dahi bulunmadığını söyleyecekti.

Hakim Kadıoğlu avukatlarla ilgili ise şunları söylüyordu:

“Davada yargılanan hiç kimse suçunu kabul etmedi. Başbağlar Köyü’nün avukatları da ‘bizim elimizde şu şahitler var’ demek yerine, ‘bu deliller var’ demek yerine, aslında gerçekten suçu olmayan kişilerin tutukluluklarının devamına diye karar çıkartmak için uğraşıp durdular. Yani davanın kendisi kadar, avukatların savunmalarındaki strateji de kusurlarla doluydu. Ben mahkeme heyetindeyken bile içimden bunlara şöyle kızardım. Kardeşim tutukluluğun devamı da, 33 tane can gitmiş, tutukluluğun devamına demeyle olmuyor ki bu işler. Olayı ortaya koy. Şahitleri bul. Tanık getir. İsim söyle… Ama yok! Bu davada deliller bile ortaya konulamadı.”

Başbağlar Köylüleri’nin gönüllü avukatı Kadir Kartal ve ekibi, mahkemeye delil sunmayı bırakın olayı gören köylüleri şahit olarak bile çağırmamışlardı.

Hakim Kadıoğlu, mevcut tutukluların suçlu olmadığını serbest bırakılmaları asıl faillerin bulunması gerektiği yönünde oy kullansa da mahkeme heyetinde azınlıkta kalmıştı.

Sonuçta dava zaman aşımına uğradı ve fail denilenler de Başbağlar nedeniyle değil, örgüt üyeliği suçlamasından ceza verilerek hapiste tutuldular.

Avukat Kadir Kartal ise Başbağlar’la ilgili çıktığı her televizyon programında; emperyalizm, emperyalizmin topraklarımızdaki oyunları, Amerika, CIA, dünyayı yöneten beş aile gibi alakasız tüm konulardan bahsetti ancak Başbağlar Katliamı’ndaki devletin rolünü belki de failliğini ustaca örttü.

Dava böylece zaman aşımına gitti…

28 ŞUBAT’TA CÜBBELİ AHMET HOCA’NIN AVUKATI

Cumhuriyet Gazetesi’nin “Cübbeli Cumhuriyeti“ manşetiyle Cüppeli Ahmet Hoca lakaplı Ahmet Mahmut Ünlü’yü hedef aldığı 28 Şubat döneminde, Kadir Kartal yine sahne alacaktı.

Başbağlar’da şüphelerin üzerinde olduğu derin devlet/askerlerin yanında saf tutan Kadir Kartal bu kez askerlerin hedefindeki Cüppeli’nin avukatıydı. Tıpkı askerlerin hedefindeki Erdoğan ailesinin avukatı olduğu gibi.

Cüppeli yargılandığı davadan kurtuldu. Ancak cüppeli devam eden yıllarda İsmailağa Cemaati içerisinde önü çeşitli biçimlerde açılarak ilerledi. Cemaat içinde kimi zaman cinayetler işlendi.

Cüppeli Ahmet, Cemaatin milliyetçileştirilmesinde önemli bir rol üstlendi. Başlangıçta siyasetten uzak sufi bir görünüş sergileyen Çarşamba cemaati son yıllarda devletle eklemlenmiş bir yapı halinde.

ÖCALAN’IN YARGILANDIĞI DAVADA YİNE GÖNÜLLÜ AVUKAT

Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesinin ardından başlayan davada Kadir Kartal bu kez 1212 şehit ailesinin gönüllü avukatı olarak davaya müdahildi.

Şehit aileleri Öcalan’ın idam edilmesi için yükleniyorlardı. MHP iktidar ortağıydı ve arkasında kamuoyu desteği olan şehit ailelerinin tepkilerini kontrol altında tutulmaya çalışılıyordu.

İktidarda Devlet Bahçeli idam kararının uygulanmaması için sessizce hamlelerini yaparken, Kadir Kartal da şehit ailelerinin dönük benzer sesiz adımlar atıyordu. Yargılamada usul hataları dahil pek çok hata yapıldı ve bu AİHM süreçlerini de beraberinde getirecek uzun yıllar alacak sonuçlar doğurdu.

PAŞALARIN PARTİSİNİN GENEL BAŞKANI

İki binli yıllara geldiğimizde yeni bir dönem başlamış, Kadir Kartal’ın avukatlığını yaptığı Tayyip Erdoğan’ın kurduğu Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara gelmişti.

Erdoğan ile askerler arasında gerilim yüksekti. Özellikle Şener Eruygur ve Hurşit Tolon gerilimi yükselten iki orgeneraldi.

İkili TSK içerisinde zemin oluşturma çalışmaları sürdürürken siyaset sahnesini de düzenliyorlardı. Mantar gibi STK’lar ortaya çıkmış, Cumhuriyet Mitingleri başlamıştı.

O günlerde Müdafai Hukuk Hareketi Partisi isimli bir parti kuruldu. Hürriyet dahil çok sayıda gazetede „Paşaların Partisi“ olarak duyurdu.

Aniden örgütlenen yapılar; Kuvayı Milliye, Vatansever Kuvvetler Güçbirliği, Müdafai Hukuk gibi Kurtuluş Savaşını çağrıştıran çok sayıda sembol kullanılıyordu. Daha sonra Ergenekon Davasında yargılanacak muvazzaf ve emekli subayların bu kuruluşlarla sıkı ilişkileri vardı.

Kadir Kartal’ın genel başkanı olduğu Müdafai Hukuk Hareketi Partisi de bu sembollerden biriydi.

Parti milliyetçi ama dönemin ruhuna uygun olarak muhafazakar söylemler de kullanıyordu. 2007 yılının Ramazan ayında parti Ankara’daki Genel Merkezi’nde bir iftar düzenlemişti. O dönem çalıştığım Nokta Dergisi için iftarı izlemiştim. Her şeyin muhafazakar imaj vermek için kurgulandığı çok netti.

Uzayan iftar sonrası sohbette Kadir Kartal sürekli Nisan ayına vurgu yapıyor ve zamanın daralmakta olduğunu söylüyor, partililerden işler için acele etmelerini istiyordu. Sonrasında yaptığım röportajda da Nisan’da ne beklediğini sormuş, Kartal’ın aniden paniklediğini farketmiştim. 2007 Nisan’ı için bir darbe beklentisi ilerleyen günlerde Ankara’da konuşulmaya başlanacaktı.

Hurşit Tolon ve Şener Eruygur, Org. Hilmi Özkök’ün fren koyması ve Ergenekon davasıyla birlikte etkisiz hale getirildiler. Müdafai Hukuk Hareketi partisi de sönüp gitti.

2015’ten sonra Türkiye yeni bir döneme girdi. Milliyetçiliğin yükseldiği bu dönemde Doğu Perinçek zamanın ruhuna uygun olarak İşçi Partisi’nin adını Vatan Partisi olarak değiştirdi. Kadir Kartal’ın yeni yapılanması da adını “Bayrak Haraketi“ olarak aldı.

Erdoğan ile devlet arasındaki ilişki bugünlerde açık ve görünür biçimde ortada. Perinçek ve Bahçeli en sıkı iki ortağı. Ancak bu ilişki yeni başlamış değil. 28 Şubat’ta askerlerin Erdoğan’ın üzerine gidiyor göründüğü dönemde, Erdoğan’ın yanında devletin adamı Kadir Kartal konmuştu ve yargıyla ilişkilerini düzenliyordu.

Kadir Kartal yönetimindeki yargı ayağı; Burak Erdoğan’ı  Sevim Tanürek’i öldürdüğü kazadan kurtarmış, Erdoğan’ın diplomasızlığını yargının konusu yaptırmamış, Erdoğan’ı 3 ay VİP cezaevine sokarak kahraman yapmıştı.

Erdoğan’ı bitirebilecek sahtekarlıklar ve suçlar tıpkı Başbağlar katliamının üstünün örtülmesi gibi örtülmüştü. Ve ana rol devletin has avukatlarından Kadir Kartal’ındı…

Analiz

Türkiye’ye ne kadar Afgan mülteci geldi? Zeytinburnu’ndaki üniformalılar kim?

Türkiye Afgan sığınmacılar üzerinden mülteci konusunu tartışmaya devam ediyor. Tanju Özcan’ın açıklamalarının yankıları sürerken Kılıçdaroğlu da sözlerinin arkasında olduğunu söyledi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise Kurtuluş Savaşın’da Afganların bileziklerini gönderdiğini iddia ederek tartışmaya dahil oldu. Tüm bu tartışmalara neden olan Afgan göçmenlerle ilgili veriler ne söylüyor? Yıllara göre gelen  Afgan mülteci sayısı kaç? Bu yılın ilk 7 ayında kaç mülteci geldi, kaçı engellendi. Eylül ayında beklenen büyük kaçıştan Türkiye nasıl etkilenir?

BOLD – Afgan mültecilerin Türkiye’ye akın akın geldiğine ilişkin Doğu sınırında çekilen görüntülerin ardından başlayan mülteci tartışması hızla devam ediyor.

Tartışmalar bazı siyasilerin açıklamalarıyla da mülteci karşıtlığına dönüştü. Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın zam açıklamalarının ardında çok sayıda eleştirinin yanında destek de aldığı görüldü.

KILIÇDAROĞLU: SÖZLERİMİN ARKASINDAYIM

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu da, mülteci tartışmalarıyla ilgili olarak sosyal medya hesabından yeni bir açıklama yaptı. Kılıçdaroğlu, mülteci tartışmaları hakkında daha önce söylediklerinin arkasında olduğunu belirtti.

25 Temmuz’da yayınladığı video klibi alıntılayarak yeniden paylaşan Kılıçdaroğlu, bugün şu açıklamayı yaptı: “Ben ne mültecilerin sömürülmesine ne de güzel ülkemizin emperyalistlerin mülteci hapishanesine dönüştürülmesine razıyım! O demiş, bu söylenmiş önemli değil. Bu videoda gayet net belirttiğim gibi, çok kararlıyım. Sevgili halkım müsterih ol, 2 yılda çözülecek bu mesele, çözeceğim!”

SİZ DE BİLEZİKLERİNİZİ GÖNDERİN

Son olarak İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Kurtuluş Savaşı’nı kastederek, Afganların Türkiye’nin zor günlerinde bileziklerini gönderdiklerini söyledi. Soylu’ya tepkiler gecikmedi.

Soylu’ya en ağır eleştirilerden biri gazeteci Şirin Payzın’dan geldi. Payzın, “Atmanın sınırı yok tabii.. Madem öyle Afganistan’dan insanlar göç etmek zorunda kalmadan bu sefer siz bilezikleri gönderin ?? Hatta Venezuela’ya maske yardımı götürenler yardımcı oluverirler” dedi.

Sosyal medyada hemen her gün mültecilere yönelik olumsuz çok sayıda görüntü ve fotoğraf da dolaşıma sokuluyor. Dün tekbirle denize giren mültecileri videosunun ardından bugün de Zeytinburnu sahilinde askeri üniformayla dolaşan çok sayıda Afganlı mültecinin görüntüsü viral oldu.

TÜRKİYE’YE KAÇ AFGAN GİRDİ

Tüm bu tartışmaya neden olan Afganlılarla ilgili Göç İdaresinin güncel veriler şöyle: 2014 yılında 12 bin civarı olan Afgan mülteci sayısı 2019’da 200 bine çıktı. Pandeminin yaşandığı geçen sene ise bu sayı 50 bine geriledi.

7 Temmuz itibariyle bu yıl yakalanan toplam düzensiz göçmen sayısı 62 bin 687. Afganlar, 25 bin 643 ile bu kişiler arasındaki ilk grubu oluşturuyor.

Bununla birlikte yakalanmayan ya da genel olarak herhangi bir resmi kaydı bulunmayan düzensiz göçmenlerin sayısı bilinmiyor.

34 BİN MÜLTECİNİN GİRİŞİ ENGELLENDİ

Van Valiliği’nden yapılan açıklamada ise düzensiz göçü engellemeye yönelik faaliyetler kapsamında Türkiye-İran sınırında yıl içinde 27 bin 230 Afgan göçmen yakalandı, 34 bin 308 kişinin ise yasadışı yollarla girişinin engellendi.

BBC Türkçe’de yer alan habere göre, Afganları sırasıyla Suriye, Pakistan, Özbekistan, Irak, Bangladeş, Türkmenistan, İran, Somali ve Filistin’den gelenler takip ediyor.

ABD 11 Eylül’e kadar Afganistan’dan çekilmeyi planlıyor. Taliban ise ülkede kontrol ettiği yer sayısını arttırıyor. Taliban’ın bulunduğu yerlerde de çatışmalar şiddetleniyor.

Eylül ayından itibaren ülkeden yeni bir kaçış dalgasının başlayabileceği uyarıları yapılıyor.

Gammazlama rekoru: Listede siz de olabilirsiniz

Okumaya devam et

Analiz

AB Ankara’ya yine sopa gösterdi: Kapalı Maraş meselesinde ‘yaptırım’ tehdidi

AB, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Maraş’ın açılması planları ile ilgili açıklamalarını kınarken, Türkiye’nin geri adım atmaması halinde eldeki ‘araç ve seçeneklerin’ kullanılacağı uyarısında bulundu. Birlik, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj çalışmaları ile ilgili de ‘yaptırım’ tehdidinde bulunmuştu.

BOLD ANALİZ – Avrupa Birliği (AB), 47 yıldır kapalı olan Maraş’ın yeniden açılması planlarının hayata geçirilmesi halinde Türkiye’ye yaptırım uygulayabileceği uyarısında bulundu.

Avrupa Birliği, Türkiye ile ilişkileri son dönemde ‘havuç ya da sopa’ taktiği üzerinden götürüyor. Doğu Akdeniz’de sondaj meselesinde Türkiye’ye yaptırım kartını çeken Brüksel, birliğin menfaatine olan göçmen akını meselesinde ise Türkiye’ye mali yardımın önünü açıyor.

“AÇIKLAMALAR KABUL EDİLEMEZ”

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 27 üye adına yaptığı açıklamada, “AB, Türkiye’nin attığı tek taraflı adımları ve kapalı Maraş’ın yeniden açılmasına ilişkin olarak Türkiye Cumhurbaşkanı ile Kıbrıs Türk toplumu liderinin 20 Temmuz 2021’deki kabul edilemez açıklamalarını şiddetle kınıyor” ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvelik Konseyi’nin Maraş’taki “tek taraflı eylemleri kınama” kararını memnuniyetle karşıladıklarını belirten Borrell, “AB, bu eylemlerin ve Ekim 2020’den bu yana Maraş’ta atılan tüm adımların derhal geri alınmasını talep etmektedir” ifadesine yer verdi.

“ELİMİZDEKİ ARAÇ VE SEÇENEKLERİ KULLANMAKTA KARARLIYIZ”

Kıbrıs’taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün (UNFICYP) Maraş bölgesinde hareket özgürlüğüne getirilen kısıtlamalara derhal son verilmesi çağrısı yapan Borrell, “AB, Maraş’taki durumdan Türk hükümetini sorumlu tutmaya devam ediyor” ifadesini kullandı.

Açıklamada, uluslararası hukuku ihlal eden tek taraflı eylemlerden ve Kıbrıs sorununda ortak zemin arama çabalarını tehlikeye atabilecek yeni provokasyonlardan kaçınılması gerektiğinin altı çizilirken Türkiye’nin “BM Güvenlik Konseyi’nin 550/84 ve 789/92 sayılı kararlarına aykırı eylemlerini geri çekmemesi halinde” AB dışişleri bakanlarının bir sonraki toplantıda atılan adımları gözden geçireceği vurgulandı. Bakanların bir sonraki toplantısının 3-4 Eylül tarihlerinde Slovenya’da yapılması planlanıyor.

Borrell’in açıklamasında “Uluslararası hukuku ihlal eden provokasyonların ve tek taraflı eylemlerin” devam etmesi durumunda, “AB çıkarlarını savunmak ve bölgesel istikrarı korumak için elindeki araç ve seçenekleri kullanmakta kararlı” olunduğuna vurgu yapıldı.

DIŞİŞLERİ: HÜKMÜ YOKTUR, KINIYORUZ

Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan AB’nin Maraş konusundaki açıklamalarına sert tepki geldi. “AB adına bugün Maraş konusunda yapılan açıklamayı kınıyoruz” diye başlayan açıklamada, “Kıbrıs Türk halkını görmezden gelen, gerçeklerden kopuk ve sadece Rum tarafının görüşlerini yansıtan bu ve benzeri açıklamaların bizim açımızdan bir değeri ve hükmü yoktur” denilidi.

AB tutumunun “yanlı” olduğunu savunan ve bu tutumun “hiçbir sorunun çözümüne katkıda bulunmayacağı” belirtilen açıklamada, “Kıbrıs meselesinin çözümü ve Maraş açılımı konusunda KKTC makamlarının önerilerine ve aldıkları tüm kararlara desteğimiz tamdır. Maraş açılımı KKTC Hükümetinin aldığı bir karardır. AB, 2004’te Annan Planı sonrasında Kıbrıs Türk halkına verdiği sözleri tutmalı ve KKTC’yi muhatap almayı öğrenmelidir” denildi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Dışişleri de AB’nin açıklamasına tepki gösterdi. Türk Dışişleri’nin yaptığı açıklamaya benzer şekilde AB’nin açıklamasının “yanlı” olduğu savunulan açıklamada “Yıllardan bu yana statükonun sembolü haline gelen kapalı Maraş’ta Kıbrıs Türk tarafının uluslararası hukuk çerçevesinde ve özel mülkiyet hakkını gözeterek atmakta olduğu adımlar Rum halkı arasında da memnuniyet yaratmıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tarafından yapılan açılımların amacının başta Avrupa Birliği tarafından saptırılması, AB’nin taraflı tutumunun açık bir göstergesidir” ifadeleri kullanıldı.

AB-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ: HAVUÇ YA DA SOPA

Türkiye’nin 2005’te başlayan Avrupa Birliği üyelik müzakereleri 2016 yılından beri donmuş durumda. Geçtiğimiz günlerde Almanya Başbakanı Angela Merkel’in basın toplantısında söylediği gibi birlik içerisinde Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğinin gerçekleşeceğine inanan kimse kalmadı.

Brüksel, son dönemde AKP yönetimi ile ilişkilerini ‘havuç ya da sopa’ taktği üzerinden yürütüyor. AKP’nin Avrupa’yı rahatsız eden dış politika hamlelerine karşı ‘yaptırım’ kartı ile sopa gösteriyor; birliğin ve üye ülkelerin menfaatine olan konularda ise Ankara’ya kesenin ağzını açarak ‘havuç’ veriyor.

AB, 2019-2020 yıllarında AKP’nin ‘Mavi Vatan’ söylemi ile Doğu Akdeniz’de ve Kıbrıs açıklarında başlattığı doğalgaz arama faaliyetlerini engellemek için ‘yaptırım’ kartını çekmişti.

AB’nin yaptırım konusunda kararlılığını göstermesi üzerine AKP yönetimi, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs açıklarında arama yapan sismik araştırma ve sondaj gemilerini sessiz sedasız çekmiş, Brüksel de bunun karşılığında ‘pozitif gündem’ adı altında yeni bir süreç başlatmıştı.

Avrupa Birliği, 2015’ten beri devam eden göçmen akınını durdurması karşılığında ise Türkiye’ye kesenin ağzını açmıştı. 2016 yılında varılan Göçmen Mutabakatı ile Türkiye’ye 6 milyar euro mali yardım yapan AB, geçtiğimiz ay Türkiye’ye yeni bir mali yardım taahhüdünde bulundu.

15 Haziran’da Brüksel’de biraraya gelen AB liderleri, Türkiye’ye 2024 yılına kadar 3,5 milyar euro yardım yapacağını açıkladı.

AKP yönetimi, son dönemde bozulan ekonomik durum karşısında Brüksel’in çok da etkili olmayan yaptırım kararlarına dahi direnç gösteremiyor ve doğalgaz sondaj çalışmalarında olduğu gibi pes etmek zorunda kalıyor.

Avrupa Birliği, yaptırım tehdidiyle ‘uzun vadede’ Ankara’yı kilitlerken; ‘Demokles’in Kılıcı’ gibi başında sallanan yaptırım tehditleri nedeniyle AKP iktidarı planlarını ve politikalarını rafa kaldırmak zorunda kalıyor.

 NE OLMUŞTU?

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 19-20 Temmuz’da adaya gerçekleştirdiği ziyarette Maraş bölgesinin yüzde 3,5’inin açılacağını belirtirken, KKTC lideri Ersin Tatar ise Maraş’ın açılmasında ikinci aşamaya geçildiğini açıklamıştı.

Kapalı Maraş’ın sahildeki yaklaşık 2 kilometrelik kısmı ve sahilin arka caddesi olan Demokrasi Caddesi, 8 Ekim 2020’de, polis ve asker kontrolünde yaya geçişleri için açılmıştı.

Bu açıklamalar, AB üyeleri Yunanistan ve Güney Kıbrıs başta olmak üzere, Avrupa Birliği, ABD, Birlemiş Milletler’in tepkisine neden olmuş, BM Güvenlik Konseyi geçen hafta yaptığı oturumda, Erdoğan’ın Maraş konusundaki açıklamalarını kınamıştı.

KAPALI MARAŞ BÖLGESİ

Gazimağusa’ya bağlı bir semt olan Maraş, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı öncesi adanın en popüler turizm noktalarından biriydi. Harekat sırasında yaklaşık 15 bin Rum’un Maraş’ı terketmesinin ardından bölge tellerle çevrilerek ‘askeri bölge’ ilan edildi ve terkedilmiş halde bırakıldı.

Dünyanın en güzel sahillerinden birine sahip, 1974 öncesi Ada’nın turizm gelirlerinin yüzde 53’ünün geldiği Maraş bölgesi, 46 yıldır kapalıydı.

Türk tarafı, Maraş’ı müzakerelerde güçlü bir pazarlık kozu olarak elinde bulunduruyor.

Tunus ikinci Mısır mı olacak?

Okumaya devam et

Analiz

Genelgeye rağmen tirajlarda değişim yok: Yandaş medyaya fonlama devam ediyor

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 30 Haziran’da yayımladığı tasarruf genelgesi ile kamu kurumlarının gazete alımlarını yasakladı. Genelgeye rağmen gazete tirajlarında oynama olmaması “kim alıyor bu gazeteleri?” sorusunu akıllara getirdi.

BOLD ANALİZ – AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan imzalı genelgeyle kamuda tasarruf kapsamında devlet kurumlarının gazete alımı yasaklandı.

Genelgeye göre başta belediyeler olmak üzere diğer kamu kurumları balya balya gazete alamayacak. 2010 yılında 5 milyona ulaşan, ancak AKP kontrolüne girdikten sonra 1.7 milyona gerileyen toplam gazete tirajlarının genelge sonrası düşmesi bekleniyordu, anca geride kalan 4 haftaya karşın tirajlarda bir oynama olmadı.

BASIN BİRİMİ VE KÜTÜPHANE DIŞINDA GAZETE ALINMAYACAK

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan kamuda tasarruf tedbirleri genelgesine göre kamu kurumlarının günlük gazete alımı yasaklandı. Genelgeye göre kamu kurum ve kuruluşlarının basını izleme ile ilgili birimleri ve kütüphane dokümantasyon merkezleri hariç hiçbir şekilde günlük gazete alımı yapılmayacak. Kamu kurum ve kuruluşları görev alanı ile ilgili olmayan alanlara abone olmayacak. Ayrıca idari faaliyetlerini tanıtmaya yönelik, rapor, kitap, dergi, bülten ve benzeri yayınlar basılmayacak, bunların hazırlanması ve paylaşımı elektronik ortamda yapılacak.

ERDOĞAN’A AÇIKTAN DESTEK VEREN GAZETELERİN TİRAJLARINDA DENETİM YOK

Basın İlan Kurumu’nun ilan dağıtımında yararlandığı tirajlarla ilgili tartışmalar uzun süredir devam ediyor. Hükumete yakın birçok gazetenin Basın İlan Kurumu’ndan ilan almak için gerçek dışı şişirme tirajlar gösterdiği öne süren muhalif medya, tirajların bağımsız bir kurul tarafından denetlenmesi talep ediyor. Hürriyet, Sabah, Milliyet, Posta, Yenişafak, Akşam, Takvim, Yeni Akit, Milat, Yeni Asır, Diriliş Postası hükumete açıktan destek veriyor.

MUHALİF 41 GAZETE KAPATILDI

AKP, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz bahanesiyle Özgür Düşünce, Zaman, Bugün, Meydan, Millet, Taraf, Today’s Zaman, Yarına Bakış, Yeni Hayat başta olmak üzere 41 gazete kapattı. 3 binden fazla basın mensubu da işsiz kaldı.

TİRAJLARDA DÜŞÜŞ OLMADI

2010 yılında Türkiye genelinde yayın yapan 35 ulusal gazetenin toplam tirajı 5 milyona yaklaşırken, günümüzde bu rakam 1 milyon 700 bine kadar geriledi. Balya balya hükumete yakın gazeteleri alan kamu kurumlarının alımı durdurması sonrası bu rakamın 1 milyonun altına gerilemesi bekleniyordu ancak genelgenin yayımlanmasının ardından geçen dört haftaya rağmen gazete tirajlarında bir değişiklik olmadı. Gazeteleri kimlerin aldığı merak edilirken, genelge öncesi ile geçen haftanın gazete tirajları ise şu şekilde gerçekleşti:

Gazete                                     21-27 Haziran                                            19- 26 Temmuz

Hürriyet                                  192042                                                          187230
Sabah                                       190815                                                          187102
Milliyet                                    128109                                                           133312
Posta                                        118025                                                           108322
Yenişafak                                102134                                                            100582
Akşam                                     99865                                                              97987
Takvim                                    86445                                                             82747
Diriliş Postası                        18553                                                              58515
Yeni Akit                                 56232                                                              54018
Milat                                        50385                                                              50350
Türkgün                                  34504                                                              31347

“Cevheri Güven gibi sürgündeki gazeteciler hükumetten daha güvenilir”

Okumaya devam et

Popular

Shares