Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Zindanda bir alim: 71 yaşındaki yazar Vehbi Yıldız 21 yaşındaki oğluyla 4 yıldır hapiste

Yazar Vehbi Yıldız, 4 yıldır Manisa Cezaevinde tutuklu. Koğuşunda münzevi bir hayata çekilen Yıldız’ın sağlığından endişe eden ailesi BOLD’a konuştu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 15 Temmuz’un ardından çok sayıda gazeteci, yazar ve fikir insanı tutuklandı. Bazıları sürekli gündeme gelirken, bazıları hücrelerinde münzevi bir hayata çekildi ve hastalıklarıyla bile gündeme gelmek istemediler. Korona salgını nedeniyle endişelenen aileleri durumlarını anlatmaya başladı.

1 Ekim 2016’dan bu yana Manisa Cezaevinde tutuklu olan yazar Vehbi Yıldız, imam hatip liselerinde 36 yıl hadis, kelam, tefsir gibi Kuran-ı Kerim dersleri vermiş bir yazar. En son İzmir Anadolu İmam Hatip Lisesinde görev yaptı. 2013’te emekli oldu. Özellikle Hz. Muhammed’in hayatını anlatmaya yoğunlaştı. Müftülükler bünyesinde gerçekleştirilen Kutlu Doğum haftalarında konferanslar verdi. 15 Temmuz’a kadar mütevazi bir yaşam süren Vehbi Yıldız, İzmir’deki evinde çalışmalarını sürdürüyordu.

KİTAPLARI CEZAEVİ KÜTÜPHANESİNDE

Vehbi Yıldız bugüne kadar 8 kitap yazdı: Rahmet Peygamberi, Uyunü’l-Ebrar, Düşün Anla ve Ağla, İlim İrfan Nesli, Değer Ölçüsü, Aklın Gözyaşları, Hakikat Güneşi, İlham Kaynakları adlı eserleri defalarca baskı yaptı. Vehbi Yıldız’ın eşi Tayyibe Yıldız eşinin kitaplarının cezaevi kütüphanelerinde halen bulunduğunu belirtiyor:

“Eşimin kitaplarının cezaevi kütüphanelerinde olduğunu öğrendik. Avukatımız da mahkemede söyledi. Bir gardiyanın elinde görmüş, okurken. Hapiste de koğuş arkadaşlarıyla hadis dersi yapıyorlar. Ömrü boyunca insanları yatıştırmaya, sulha çalışmış biri. Tam tersi bir durumla yargılanıyor. Böyle bir insana terörist demek çok ağır.”

4 YILDA 40 KİLO VERDİ

25 yıl önce ağır bir tüberküloz geçiren Vehbi Yıldız’ın sağlık durumundan ailesi endişeli. Hapse girdiğinden bu yana 40 kilo verdi. 71 yaşında (resmi 69) olan Yıldız yüksek tansiyon hastası, dizlerinde yürüyemeyecek kadar ağrıları oluyor. Eşinin sağlık durumunu mahkemeye sunduklarını ama dikkate alınmadığını söyleyen Tayyibe Yıldız şöyle devam etti:

GÖRÜŞLERE İKİ BÜKLÜM GELİP GİDİYORDU

“Çürüyorlar yani, yavaş yavaş oralarda çürümeye terk edildiler. Cezaevi doktoru, rahatsızlıklarıyla ilgili yaşlısın, şikayetlerin normal diyor ama biz merak ediyoruz. Korona salgını var. Geçirdiği ağır tüberkülozdan dolayı beslenmesine çok dikkat etmesi gerekiyor. Hapiste yüksek tansiyon hastası oldu. Heyet raporuyla ilaç kullanıyor. Dizlerinde çok ağrısı var. Yürüyemiyor. Görüşlere iki büklüm gelip gidiyordu. 8 kişilik yerde 24 kişi kalıyorlar. Bir kapalı görüşe gelirken acının verdiği yüz ifadesi bizleri günlerce ağlattı.”

ÜÇ ÇOCUĞU DA HAFIZ

25 yıllık evli olan Vehbi Yıldız’ın iki kız, bir erkek olmak üzere üç çocuğu var. 21, 20 ve 19 yaşındaki çocuklarının üçü de hafız. Tutuklu olan büyük oğlu Muhammed Abdullah Yıldız hafızlığını hapiste tamamlamış.

Kızı diyor ki: “Babam bize her zaman kin duymayın, içinizde öfke biriktirmeyin, der. İftiradan, su-i zandan, gıybetten çok korkar. Bizi de öyle yetiştirdi. Müspet hareket üzere yaşamış ve her zaman herkese bunu tavsiye etmiş babacığımın affedilmesini değil, özgürlüğünün geri verilmesini istiyoruz. ”

OĞLU KURAN ÖĞRETTİĞİ İÇİN TUTUKLU

Vehbi Yıldız, oğlu Muhammed Abdullah ile bir Manisa Cezaevinde, bir görüş gününde. Muhammed Abdullah, bu görüşten 4 gün sonra tutuklandı.

9 Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi hazırlık sınıfı öğrencisi oğlu Muhammed Abdullah Yıldız (21) 5 Mayıs 2018’den bu yana İzmir Şakran T Tipi Cezaevinde tutuklu. Kaldığı öğrenci evinde mahalledeki çocuklara Kuran-ı Kerim öğrettiği için tutuklanan Yıldız’a hakim mahkemede “Sen neden Kuran öğrettin?” diye sordu. Oğul Yıldız ise “İmam hatip okudum, ilahiyata devam ediyorum. Bundan doğal daha ne olabilir.” diye cevap verdi.

Muhammed Abdullah, kendi okulundan devamsızlık nedeniyle atıldığı için eğitimine Açıköğretim’de İlahiyat okuyarak devam ediyor. Darbe olduğunda 17, tutuklandığında 19’unda olan Muhammed Abdullah Yıldız, 7 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası İstinaf Mahkemesinde.

“BYLOCK OLMAMASI DA MI SUÇ?”

Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Vehbi Yıldız, 27 gün Manisa Saruhanlı Karakolunda gözaltında kaldıktan sonra Manisa E Tipi Cezaevine gönderildi. Daha sonra Manisa T Tipi Cezaevine sevk edildi. 8 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırılan Yıldız’ın dosyası Yargıtay’da bulunuyor.

Bugün ‘suç’ olarak kabul edilen kriterlerin hiçbiri Vehbi Yıldız’ın dosyasında yok! Banka, gazete aboneliği, çocuklarını okullara gönderme, dernek üyeliği, Bylock…

Çocukları mahalledeki ortaokuldan, imam hatipten mezun. Akıllı telefon kullanmıyor. Savcı bunlara rağmen ifadesini alırken “Sizde niye Bylock yok?” diye sordu. Yıldız soruyu; “Olmasa da mı suç?” şeklinde cevapladı.

Vehbi Yıldız’ı, babası, hafızlık eğitimi alması için 12-13 yaşlarındayken İzmir Kestane Pazarına bırakmış. Burada birçok hocadan Arapça, hadis ve tefsir dersleri öğrenmiş. Mahkemede sırf bu yüzden örgüt kurucusu olarak yargılanan Yıldız’a, hiçbir delil bulunamayınca üyelikten ceza verildi.

Ömrü ilim öğrenmek ve öğretmekle geçen Vehbi Yıldız gözaltına alındığında eline kelepçe vurulmuştu.

TANIK NURETTİN VEREN: 25 YILDIR GÖRMÜYORUM, TANIYAMADIM

İzmir 16. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan Vehbi Yıldız hakkında 3 kişi tanık olarak dinlendi. Yakamoz isimli kişinin tanıklığı, birçok kişi hakkında yalan ifade verdiği ortaya çıkınca mahkemeler tarafından iptal edildi. İkinci tanık öğrencisiydi.

Eşinin bütün mahkemelerine katılan Tayyibe Yıldız, “Eşim öğrencilerine yıllarca hadis okuttu. Ben buna şahidim. Eve de gelirlerdi. Buhari ve Müslim’in ittifak ettiği hadislerin yer aldığı El-Lü’lüü vel Mercan kitabını okuturdu. Mahkemeye bir öğrencisini de çıkardılar. Ne okudunuz diye sordular. Bu kitapların isimlerini söyledi. Yani aleyhine olabilecek ne resmi ne gayri resmi bir şey bulamadılar. Avukat mahkemede eşimin kitaplarının incelenmesini söyledi, devlete karşı suç oluşturabilecek bir şey var mı diye ama kabul etmediler. Eşim sadece isminden dolayı içeride. ” dedi.

Yıldız hakkında ifade veren üçüncü tanık ise Nurettin Veren’di. SEGBİS ile mahkemeye katılan Veren, “Bu Vehbi Yıldız değil. Çok değişmiş. Ben görmeyeli 25 yıl oldu. 25 yıldır ne yaptı ne etti, bilmiyorum.” dedi. Tayyibe Yıldız, “Nurettin Veren bunu söylediği halde mahkemeler onu tanık kabul ediyor. 25 yıldır ne yaptığını bilmem dedi, ben bunu kulaklarımla duydum.” diye konuştu.

Tutuklu anne Ayşegül Özer: 3 kez düşük yaptım şimdi de tek evladımdan ayrıldım

“Kızımın katilini salıyorlar, sizi Allah’a havale ediyorum”

BOLD ÖZEL

9 aylık Saime bebeğin annesi ve babası tutuklandı

Ankara’da dün akşam saatlerinde gözaltına alınan Yasemin-Kasım Melizci, bugün görülen mahkemeden sonra tutuklandı. Bebeğiyle karantina hücresinde kalacak olan Yasemin Melizci 15 gün telefon ve kapalı görüş yapamayacak.

BOLD ÖZEL – Yine çekirdek bir aile hapse gönderildi. Dün akşam 20.00 sularında 9 aylık bebekleri Saime ile birlikte gözaltına alınan Yasemin-Kasım Melizci bugün tutuklandı. Dün geceyi Etimesgut Emniyet Müdürlüğünde geçiren Yasemin Melizci avukatıyla da görüştürülmemişti.

Melizci çiftinin gözaltına alınmasını Twitter hesabından duyuran HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Bir bebek daha mı cezaevine girecek? Yasemin-Kasım Melizci çifti dün akşam saat 20.00 civarlarında Ankara’da 9 aylık bebekleriyle gözaltına alındı. 9 aylık Saime dün geceyi annesiyle birlikte Etimesgut’taki bir nezarethanede geçirdi. Çorum’a göndereceklermiş” dedi.

Cemaat soruşturmaları kapsamında haklarında arama kararı bulunan hemşire Yasemin Melizci (29) ve eşi Kasım Melizci’nin (32) mesajlaşma programı Bylock kullandıkları iddiasıyla ve tanık ifadelerine dayanılarak gözaltına alındıkları öğrenildi.

Saime bebek, annesi ve babasıyla, Ankara Batı Adliyesinde. 21 Ocak 2021.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

“O peçeteye isimlerimizi değil umutlarımızı yazdık”

Bir kağıt mendile isimlerini ve yaşadıkları sıkıntıları yazan Şanlıurfa 2 Nolu Cezaevindeki tutuklu 12 kadının hikayesini, aynı cezaevinden bir süre önce tahliye olan öğretmen Bold Medya’ya anlattı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Şanlıurfa 2 Nolu Kapalı Cezaevinde kalan bir ev hanımı, bir diş hekimi ve 10 öğretmen, sosyal medyada oluşan tepkiler nedeniyle 28 Eylül 2019’da tahliye edilen Ahmet bebeğinin annesinin avucuna bir kağıt peçete sıkıştırdı. 12 kadın, bir cümleyle sıkıntısını peçeteye yazdı.

Kimi kalp krizi geçirmiş, kimi bipolar bozukluğu yaşıyor, kimi ölüm tehlikesi atlatmış kimi de vertigo hastalığıyla mücadele ediyordu. Hepsinin çocukları vardı. Aileleri uzak şehirlerde olanlar aylardır çocuklarını görememişti. Bazıları bakacak kimsesi olmadığı için çocuğunu yanına almak zorunda kalmıştı. Tahliye olan arkadaşlarına “İmkanın olursa duyur sesimizi” diyebilmişlerdi.

Bold Medya’nın 1,5 yıl önce gündeme getirdiği o peçetede adı yazılan kadınlardan biri (güvenlik gerekçesiyle adının açıklanmasını istemedi) kısa bir süre önce tahliye oldu.

İşte o kadın, Bold Medya’ya ulaşıp hem seslerini duyuran herkese teşekkür etti hem de peçeteyi hangi şartlar altında yazdıklarını anlattı.

Suda eriyip gidebilecek bir kağıt parçasına isimlerini değil aslında umutlarını yazdıkları söyleyen öğretmen, peçete sosyal medyada gündem olduktan sonra cezaevi yönetiminin kendileriyle ilgilendiğini, müfettiş bile geldiğini söyledi.

TWEET OLUP UÇAN O PEÇETENİN HİKAYESİ

İşte o öğretmenin kaleminden, cezaevinden sesini duyurmaya çalışan 12 kadının hikayesi…

“Bir şehri ikiye bir nehir, bir uykuyu ikiye bir sevda böler.” Bu sözü ilk duyduğumda çok beğenmiştim. Yıllar sonra bir gün öğrencilerime sordum. Sizce, “Bir uykuyu ikiye bir sevda böler ne demek?” diye. Anlattılar birer birer uykuları bölen sevdaları: “Aşıksa, çok aşıksa sevdiğini düşünmekten gözüne uyku girmez, bölünür durur uykular” dedi biri. Diğeri; “Anne mışıl mışıl uykusundan yavrusunun ağlayan sesiyle fırlar yatağından, bu bir sevdadır” dedi. Ne de güzel söyledi.

Bir derdin ağırlığı altında inleyip eziliyorsa biri, paylaşıp azaltmak için yükünü tereddütsüz arayacağı dostları vardır. Oflamadan zevkle kaygıyla böler uykularını, adı bence sevdadır. Evet doğru, başka? “Tatlı uykuların koynundayken alem gecenin karanlığına tezat seccadesinin başında Rabbine yolladığı dualarla aydınlatır ruhunu, Allah’a sevdasıdır bölen uykusunu” “Hasretse sevdiklerine uyku tutmaz ki zaten” Hepsi de ne güzel cevaplardı öyle.

Bunu neden anlattım biliyor musunuz? Bütün sevdaların aynı anda yaşandığı başka bir yer var mıdır bilmiyorum. “Kadınlar Koğuşu.” Çaresizliğin dibini sıyırırken sevdaların her çeşidine ev sahipliği yapan dört duvar arası. Ve işte burada bazen öyle acılar hasretler yaşanır ki diğerleri kendisininkini rafa kaldırır bir süreliğine.

“30 GÜNLÜK AHMET BEBEĞİN KOĞUŞA GELDİĞİ GÜNÜ UNUTAMAM”

O anlardan biriydi 30 günlük Ahmet bebeğin koğuşa gelişi. Henüz kırkı bile çıkmamış bebek… O atmosferi hiçbir zaman unutamam. Bütün koğuş hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Gözyaşları içerisinde Allah’ım daha minicik bunu nasıl yaparlar diye inliyorlardı. Koğuşumuzun 31. kişisiydi bebek.

Bebeğin annesi de çok saf ve temiz bir insandı. Ve o kadar çaresizdi ki… Bebek sürekli ağlıyor. Her yer tıklım tıklım. Yerde yatıyorlar. Annenin kimseye derdini anlatacak, hakkını arayacak vakti yoktu. Ahmet ile ilgilenmek zorundaydı. Kendisinin izniyle durumlarını hemen Ömer beye yazdık. Bir çare bulurlar diye düşündük. Ömer bey bize cevap verdi, ilgileniyoruz diye… Şu an bunları anlatırken bile gözlerim doluyor. O bebekle orada olmak bizim için de çok farklıydı.

Günlerce bu hüzün devam etti, ama hep hem annenin hem bebeğin etrafında pervane olduk. Hatta (her yörenin adeti farklı olabilir) bebeğin kırkını çıkartmıştık, tebessüm ettiren bir anıdır: Bebeğin karakter olarak kime benzemesi isteniyorsa o kişiye kırk kaşık su saydırılır ve o suyla bebek duş aldırılır. Erkek çocuk olduğu için elbette bir erkeğe saydırılması gerekirdi ama biz de içimizdeki en yiğit, en mübarek, bekar genç kızımıza saydırmıştık suyu.

Günler geçtikçe anne ve bebeğin durumu sosyal medyada gündem olduğunu duyduğumuzda, çıkacaklarına inanmıştık. Ve nitekim öyle oldu. Öyle mutlu olmuştuk ki, anlatılamaz. Herkes Ahmet bebekten bir hatıra aldı kendine çorap, emzik, mendil…

Ahmet bebek ve annesine cezaevi yönetimi tarafından verilen tutuklu kimliği. Koğuştaki kadınlardan biri Ahmet bebeğin ve annesinin birlikte çekilmiş fotoğrafından hazırlanan bu kimliği görünce etkilenip böyle bir çizim yapmış.

“KOĞUŞ REVİR GİBİYDİ, ÇOK ZOR DURUMDA OLANLAR VARDI”

Ve siyah çöp poşetine doldurulurken eşyalar, bir kağıt dahi bulamayacak kadar acelemiz vardı. Bir peçeteye isimlerimizi yazarak eline tutuşturduk annenin. “İmkanın olursa duyur sesimizi” diye. Zira koğuş bir revir gibiydi adeta, çok zor durumda olanlar vardı. Her türlü umut kırıntısına küçücük bir ışığa dahi ihtiyacı vardı insanların.

Kalp krizi geçiren Özlem hanım ağır panik atak hastasıydı. Bir tencere kapağı düşünce bile kendine gelemiyordu. Hepimiz başına toplanıp rahatlatmaya çalışıyorduk. Vertigo hastası Fatma hanımın durumu çok vahimdi. Sayım yapılırken dahi elimizde kalıyordu. Bir keresinde merdiven başında tuttuk. Neredeyse yukarıdan aşağıya yuvarlanacaktı. Üç çocuk sahibi Nilgün hanım, dayanamayıp kapıları yumrukluyordu. Pembe hanım bipolar bozukluk hastasıydı. Ağır ilaçlar kullanıyordu. Eşi de tutukluydu ve iki çocukları vardı. Asiye hanımın, Leyla hanımın, Handan hanımın ikişer, üçer çocukları vardı. Kiminin ailesi uzak şehirdeydi, çocuklarını göremiyorlardı… İsimlerin hepsini yetiştiremedik. Tahliye olan arkadaş bir taraftan eşyalarını hazırlıyordu. Biz de bir taraftan peçeteye yazıyoruz ama ismi unutulanlar vardı. Çok kalabalıktık.

“9 AYLIKKEN HAPSE GİREN MİNİK ZEYNEP 3 YAŞINI GEÇMİŞTİ”

Bir de 9 aylıkken içeri giren minik Zeynep’imiz vardı. 3 yaşını geçmişti içerde. Bir gece annesini sayıklarken duymuştum. Gerçi hemen her gece sayıklardı. “Yağmuuur ne güzel yağıyorsun sen yağmur” diyordu. Bir kadın yağmurla niye konuşurdu ki… Ertesi gün sordum, verdiği cevap: “Kızımı oynatacak bir şey bulamıyorum, bazen onunla yağmuru konuşturuyorum ya da bulutları, kuşları, rüzgarı…” Anlamıştım. Sonrasında defalarca şahit oldum kucağına alıp kızını “Bak Zeynep yıldızlar ne diyor” diye konuştuklarını, minik Zeynep’in bulutlarla selam yolladığını kardeşlerine. Yazarken bile tüylerim ürperiyor.

Zeynep de sayıklardı. “Anne çekpas, anne çekpas diyordu bir gece. Muhtemelen rüyasında ranzanın altına kaçan topunu çekpasla çıkarması gerekiyordu. Çünkü bütün oyunları böyleydi. Şimdi rüyalarımda en çok Zeynep’i görüyorum, sıkı sıkı sarılıyor bana. Mahzun bakıyor gözleri ne zaman der gibi. Ben onu orada bırakıp ayrılırken kuşlara sesleniyordu o, “Kuşlar haydi gelin mama saatiii…”

Bir peçeteye isimlerimizi değil aslında umutlarımızı yazdık. Dualarla, ızdıraplarla, hasretlerle, acılarla örülü hikayeler yazdık. Günler sonra bizim minik peçetemizin kuş olup Twitter’a konduğunu duyunca em çok şaşırdık hem de çok sevindik. Öyle ki, bu mevzu duyuldukça bize olumlu yansımalarını da görmeye başladık. Cezaevi müdürü ziyaretimize gelerek ihtiyaçlarımızı soruyordu. Müfettiş bile geldi. Şartlarımız daha iyi hale getirildi. Bebeği olmayan ve tedavi gören bir kadın vardı. Ona bile “bebek tedavisine burada devam edebilirsiniz” dediler. Cezaevi şartlarında böyle bir tedavi nasıl yapayım diye istemedi.

“KENDİMİ BANYOYA KAPATIP HIÇKIRARAK AĞLADIĞIM ZAMANLARI BİLİYORUM”

Beş yıldır içeride, dışarıda çok büyük sıkıtınlar çektik. Ben kayınvalidemlerle yaşamak zorunda kaldım. Maddi anlamda çalışamıyorsun. İçeride ayrı bir garabet, ayrı bir sıkıntı. Ağlayacak yer bulamıyorsun. Kendimi banyoya kapatıp hıçkıra hıçkıra ağladığımı biliyorum. 28 kişinin yemeği, bulaşığı, sıraya koymuşlar, çok ağırdı.

Cezaevinden çıktıktan sonra bir kişi bile içeride ne yaşadın, ne oldu, ne bitti diye sormadı. Çıplak arama Türkiye’de gündem olunca ben de başımdan geçeni gazetecilere yazdım. İnanın kendimi o kadar rahatlamış hissettim ki… Eşinle telefonla konuşuyorsun bir şey anlatamıyorsun, ailene anlatamıyorsun, kimseye derdini anlatamıyorsun… O kadar kasılmışız ki. O küçücük mesaj beni rahatlattı.

“TELEFONDA KONUŞURKEN BEN AĞLARDIM, GARDİYANLAR AĞLARDI”

Annem benim cezaevinde olduğumu bilmiyordu. Telefonda konuşurken ben ağlardım, gardiyanlar ağlardı. “Anne iyiyim” derdim. “Çocuklar ne yapıyor kızım” derdi. “Yanımda oynuyorlar” derdim. Vertigo hastasıydı. “Anne sakın sen beni arama, az arayacağım ama ben sesi arayacağım” diyordum. “Başkasının numarasından arıyorum derdim, 10 dakika sonra kapatmam lazım” derdim.

Bir hafta annemle, bir hafta çocuklarıma, bir hafta eşimle konuşuyordum. Birine sıra gelene kadar bir ay geçiyordu. Her telefon konuşması ağlamakla geçiyordu. Hala rüyalarımda beni götürüyorlar zannediyorum. Hala koğuştaki arkadaşlarla o atmosferin içerisindeyim.

Yaşadıklarımızın, hissettiklerimizin duyulmasını çok isterim. Çocuklarıma yazdığım ama gönderemediğim mektuplar var. Onların herkes tarafından okunmasına çok isterim. Bu aslında bütün kadınlar için geçerli. Anlatsalar belki rahatlayacaklar ama bazıları da anlatarak acımı tazelemek istemiyorum diyor.

Ne diyebilirim hiçbir şey olmasa dahi, hiçbir neticesi, yüzlerce insanın duasını almak bile bizim için o kadar özel, o kadar unutulmaz ki, minnet duyduğumuzu, dualarımıza her gün bütün güzel yürekleri ortak ettiğimizi demesem bunları bilmeseniz olmayacaktı. Teşekkür ederiz.

Türkiye’deki adaletin durumunu özetleyen belge: Çığlıklarını peçeteyle duyurdular

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Brezilyalıların gözünden Çin aşısı: Umut mu rant mı?

Fatih Akalan, Türkiye’de Çin aşısına karşı insanların güvenini kazanmaya yönelik kampanyalar yürütülürken, etki alanı yüzde 50 açıklanmasına rağmen aşıya kullanım onayı veren Brezilya’daki son durumu ülkede yaşayanlarla Türklerle konuştu.

BOLD  – Türkiye’de de kullanım onayı alan Çinli aşı firması Sinovac’ın adı Brezilya’da skandallarla anılıyor. Firma CoronaVac aşısına kullanım onayı alabilmek için rüşvet vermekle suçlanıyor. Son yapılan deneylere göre de aşının etki alanı sadece yüzde 50,38 olarak açıklandı.

Gazeteci Fatih Akalan, Endonezya, Türkiye ve Brezilya’da kullanılmaya başlanan, tartışmaların odağındaki Çinli Sinovac’ın ürettiği CoronaVac’ı Brezilya’da yaşayan Türklere sordu.

7 yıldır Latin Amerika ülkesinde bulunan Fatih Sarıbaş buradaki son durumu ve Brezilyalıların aşıya olan ilgisini anlattı.

Yaklaşık 200 milyon nüfusa sahip Brezilya’da koronavirüs vakalarının dünyanın geri kalanından bir tık ileride olduğunu söyleyen Sarıbaş, aşının artık evde kalmak istemeyen Brezilyalıların son umut olarak görüldüğünü anlattı.

Aşı olayının Brezilya’da politikleştiğini vurgulayan Sarıbaş, muhalefet ile iktidar arasındaki, adı rüşvet skandallarına da karışan Sinovac polemiklerine de değindi.

Okumaya devam et

Popular