Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Yüzbaşı Yasin Özdemir’in infaz anı

15 Temmuz’da elleri havada ve yarı çıplak halde askerlerin önünde ilerleyen Jandarma Yüzbaşı Yasin Özdemir’in infaz anı ortaya çıktı.
BOLD – 15 Temmuz sonrası Jandarma Genel Komutanlığından ihraç edilen Yüzbaşı Ümit Berber, patreon’daki yazısında silah arkadaşı Jandarma Yüzbaşı Yasin Özdemir’in ölüm anına ait görüntüler ve belgeler paylaştı.

16 Temmuz’da emrindeki askerlerle beraber Jandarma Genel Komutanlığı’ndaki binadan yarı çıplak ve elleri başlarında çıkan askerlerin üzerine ateş açıldığını gösteren görüntü ve videolarda, en önde ilerleyen Yüzbaşı Özdemir’in vurulduğu görülüyor. Zırhlı polis aracından otomatik silahla yapıldığı iddia edilen ateşte, Yüzbaşı Özdemir’in vücuduna çok sayıda kurşun isabet ediyor ve olay yerinde hayatını kaybediyor.

Yüzbaşı Ümit Berber’in patreondaki yazısı şöyle:

“Kamera kayıtları ve Bilirkişi Raporu bir Türk subayının infazını doğruluyor.
Ortaya çıkan kanıtlar, 15 Temmuz olayı sırasında teslim olan Jandarma Yüzbaşı Yasin Özdemir’in teslim olduğu halde vurularak öldürüldüğünü göstermektedir.
Olayla ilgili olarak mahkeme tarafından alınan güvenlik kamerası görüntüleri, bilirkişi raporu ve sanık ifadelerinden, Jandarma Genel Komutanlığı’nda görevli Yüzbaşı Özdemir’in teslim olmasına rağmen, altı kez ateş edilerek iş yerinde öldürüldüğü anlaşılmaktadır.


Jandarma Genel Komutanlığı nizamiyesinde bulunan güvenlik kamerası görüntüleri, Yüzbaşı Özdemir ve beraberinde bir grup askerin 16 Temmuz sabahı erken saatlerde nizamiyeye doğru ilerlediğini gösteriyor. Elleri havada ve yarı çıplak olan askerlerin, teslim olmak için kimseye tehdit oluşturmayacak şekilde ilerledikleri görülüyor.


Görüntülerden , Yüzbaşı Özdemir’in iki eli başının üstünde geldiği nizamiyeden çıkarken vurularak öldürüldüğü, geri kalan askerlerin ise dehşete düşerek yere yığıldıkları anlaşılıyor.

Nizamiye girişinde yerde yatan Yüzbaşı Özdemir’in,  bilirkişi raporunda burada öldürüldüğü değerlendiriliyor.

Tanık ifadeleri ve mahkeme tutanaklarından, 15 Temmuz’un ilk anlarında ülke genelinde oluşturulan „Terör saldırısı” algısı nedeniyle yüksek tehdit durumlarında her Türk askerinden beklendiği gibi Yüzbaşı Özdemir’in de görevli olduğu birliğine gittiği anlaşılmaktadır. 15 Temmuz’a gelinen süreçte son 1 yılda şehir merkezlerinde ve özellikle Ankara’da gerçekleştirilen terör saldırıları dikkate alındığında, askeri personelin ülke genelinde yükseltilen alarm tedbirleri  kapsamında birliğine gitmesinin makuliyeti daha da anlam kazanmaktadır.  Bu davranış şeklinin anormal olmadığı, vicdan sahibi, hür değerlendirme yapabilen emekli ve muvazzaf tüm askerlerin ortak kabulüdür.

Kamera kayıtlarında Yüzbaşı Özdemir’in 15 Temmuz saat 23:13’de iş yerine geldiği görülmektedir. Giriş çıkış kayıtlarından gece boyunca Jandarma Genel Komutanlığı’nda olduğu ve nizamiye sınırları dışına çıkmadığı anlaşılmaktadır.

Mahkeme Soruşturma Ön Raporunda, Yüzbaşı Yasin Özdemir cinayetinin polis zırhlı aracından yapılan atış sonucu gerçekleşmiş olma ihtimaline vurgu yapılarak, atışın geliş istikametindeki zırhlı aracın plakasına varıncaya kadar detay verilmesine rağmen, olayla ilgili olarak gerek kolluk gerekse adli makamlarca herhangi bir soruşturma açılmamış ve katil zanlısı ortaya konmamıştır.

Yüzbaşı Özdemir’in 8 Eylül 2016 tarihli Adli Tip Kurumu’nun Ankara Şubesinde üç tıp uzmanı tarafından gerçekleştirilen otopsi raporuna göre ise, göğüs ve boyun bölgesinden dört kez, karnından iki kez vurulduğu ve bir merminin de sıyırdığı tespit edilmiştir. Savcının huzurunda tespit edilen bulgular, hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde Yüzbaşı Özdemir’in infaz edildiğini göstermektedir.


Ancak otopsi raporunun yayımlanmasından beş ay sonra, 14 şubat 2017 tarihli Ankara Emniyet Müdürlüğü Raporunda ise, Yüzbaşı Özdemir’in vücudundan sadece bir merminin çıkarıldığı ve balistik açıdan teşhis ve tespite ilişkin karakteristik izlerin bulunmadığı iddia edilmiştir. Buradan yetkililerinin Yüzbaşı Özdemir cinayetini örtbas etmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.

15 Temmuz gecesi Jandarma Genel Komutanlığı Karargahının Polis ve Jandarma Özel Harekât Timleri tarafından kuşatıldığı ve çevre binalara yerleştirilen keskin nişancıların yaptığı öldürücü atışlar nedeniyle çok sayıda askeri personelin kışla içerisinde katledildiği, kışla dışına çıkmak isteyenlere ise müsaade edilmediği ve bir çok kişinin geceyi karargah içinde bu atışlardan kendini korumaya çalışarak geçirdigi bilinmektedir. Karargaha baskın yapmakla görevlendirilen JÖH timinin komutanı Yarbay İrfan Tüten, duruşmalarda keskin nişancıların çok önceden yerleştirildiğini itiraf etmiştir.

Mahkeme kayıtlarından, Tuğgeneral Ahmet Hacıoğlu, komiser Eraslan Er ve Yaman Ağırlar’ın bu kanlı müdahalenin sorumluları oldukları anlaşılmaktadır. Hacıoğlu’nun birliklerine telsiz üzerinden “Gebertin O.çocuklarını” diyerek binanın içinde hapsolmuş askeri personeli infaz emri verdiği anlaşılmaktadır.

Astsubay Fatih Karabağ, 13 Aralık 2017 tarihindeki duruşma esnasında verdiği ifadede, Hacıoğlu’nun bazı astlarına darbe girişimi gecesi faaliyet gösteren güvenlik kameraları için sabit diskleri yedeklememelerini emrettiğini beyan etmiştir. Karabağ, duruşmada Jandarma Genel Komutanlığı’nın nizamiye kayıtlarını gösteren güvenlik kameraları görüntülerinin silindiğini ve ayrıca 29 Temmuz’dan önceki günler için kaydediciden hiçbir görüntü alınmadığını da belirtmiştir.

Yzb.Özdemir‘in, hiç yargılanmadan darbeci ilan edilmesi de ayrı bir hukuk garabetidir. Sonuç olarak bir TSK personeli, vazifeli olduğu birliğine geldiği, kışla dışına bile çıkmadığı hatta müdahale unsurlarının tüm talimatlarına uyduğu halde askeri sınırlar içinde öldürülmüştür. Maktulün aleyhinde delil teşkil edecek hiçbir görüntü olmamasına rağmen yargısız infazla darbeci ilan edilmiş ve olayın katili birileri tarafından korunmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti’nin iz’an ve vicdan sahibi, adalete, aldığı eğitime ve ettiği yemine inanan ve bu değerlere sadık sayın Savcıları! Bu bir ihbar mektubu, kamuoyu aydınlatma belgesi ve aynı zamanda eski bir Jandarma personelinin, katledilen arkadaşına karşı hissettiği bir vefa borcudur.

Kişişel olarak tek beklentim, olayın açığa çıkması ve sorumluların bir an önce hakettikleri şekilde yargılanmalarıdır. Kendi arkadaşlarına kumpas kuranların haketmedikleri halde hala makamlarında oturmaları belki de olayların aydınlatılmasındaki en büyük engeldir.

Bu yazı,Türkiye Cumhuriyeti kamuoyuna ve Türk halkına gerçekleri anlatmak için kaleme alınmış olup, içerdigi görüntü ve tanık ifadeleriyle birlikte Türkiye Cumhuriyeti Ankara Başşavcılığına işlenen cinayetle ilgili ihbar niteliği taşımaktadır.

Hukukun çarkları olması gerektiği şekilde işlediğinde cinayeti saklamaya çalışanların da yargılanacağına olan inancım tamdır.”

Gündem

AİHM’den ‘gizli tanık’ kararı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, sadece gizli tanık beyanlarıyla yapılan tutuklamaların hak ihlali olduğuna hükmetti. Kürt siyasetçi Hasan Bakır’a gizli tanık ifadelerine dayanılarak verilen 3 yıl hapis cezasının hak ihlali olduğu vurgulandı.

BOLD – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’de yargının delilsiz yargılamalarda başvurduğu gizli tanıklık ile ilgili emsal bir karar verdi. 2009’da kapatılan Demokratik Toplum Partisi Ergani İlçe Başkanı Hasan Bakır’ın başvurusunu karara bağlayan mahkeme, Bakır’a bir düğünde sarı, kırmızı, yeşil kumaşla halay çekmesi ve köy kahvehanesinde yaptığı bir konuşmadan dolayı gizli tanık ifadelerine dayanılarak 3 yıl ceza verilmesini hak ihlali olduğuna hükmetti.

Gizli tanık ifadesinin ceza için tek başına yeterli delil olamayacağına dikkat çeken AİHM,  “savunma sorgulayacağı kişinin kimliğini bilmezse, bu kişinin önyargılı, saldırgan ve güvenilmez olduğunu gösterme imkanından yoksun kalır” görüşünü bildirdi.

Deutsche Welle Türkçe’nin haberinde gizli tanık uygulamasının Türkiye’de 2008 yılında yürürlüğe girdiği ve birçok siyasi davada öne çıktığı belirtildi. Gizli tanık uygulamasının Danıştay, Çağdaş Hukukçular Derneği, KCK, basın davaları, DHKP-C soruşturması ve Gülen Cemaati gibi siyasi davalarda başvurulan bir yöntem olarak öne çıktığı kaydedildi.

GİZLİ TANIK TEK BAŞINA OLMAZ

Hukukçuların “hakikati ortaya çıkarmak için değil, cezalandırmaya yönelik suça delil oluşturmak için” kullanıldığı gerekçesiyle eleştirdiği gizli tanık uygulamasını AİHM’de hukuka aykırı buldu. AİHM’nin kararını değerlendiren İnsan Hakları Avukatı Benan Molu, AİHM’in  kararının pek çok davada emsal olarak kullanılabileceğini söyledi. Molu, “Gizli tanık özellikle avukatların ve sanıkların yokluğunda dinlenme şeklinde yaygın olarak kullanılıyor. AİHM, gizli tanık beyanlarının güvenilirliği ve inandırıcılığı sorgulanmadan, gerekçelendirme yapılmadan bu beyanların tek başına delil olarak kullanılmasının ihlale yol açacağını vurguluyor” ifadelerini kullandı.

475 sanıklı Akıncı Üssü davasında yarın karar açıklanacak

Okumaya devam et

Gündem

MİT kontrolünde yasa dışı silah ticareti: Katar’dan gelen 7 konteynır dolusu dolar üsse taşındı

Eski Özel Kuvvetler Komutanlığında görevli eski Yüzbaşı Nuri Gökhan Bozkır, MİT kontrolünde Asya ve Afrika’daki sıcak savaş noktalarına yasa dışı silah satıldığını açıkladı. Silah ticaretinin içinde bizzat yer alan Bozkır, iddiasına ilişkin fotoğraf ve video görüntüleri de paylaştı.

BOLD – Türkiye bir kez daha yasa dışı silah ticareti yapma suçlamasıyla karşı karşıya. Daha önce de birçok kez benzer iddialar gündeme taşınırken son olarak hafta sonu Türkiye’ye ait bir yük gemisine, kaçak silah taşıdığı iddiası ile Libya açıklarında Alman Ordusu tarafından baskın yapıldı.

Özel Kuvvetler Komutanlığında görev yapan eski Yüzbaşı Nuri Gökhan Bozkır, Türkiye’nin yasadışı silah sevkiyatı ve para transferlerine ilişkin dikkat çeken iddiaları gündeme taşıdı. Silah ticaretinde bizzat görev aldığını belirten Bozkır, 2007 yılında yurtdışındaki bağlantıları sayesinde ticarete başladığını ve Gürcistan, İran, Afganistan, Bosna Hersek ve Azerbaycan gibi silahlı çatışmaların olduğu ülkelere; ekipman, yiyecek ve insani yardım malzemeleri tedarik ettiğini söyledi.

“SURİYELİ TÜRKMENLERE SİLAH SATTIM”

ukraynahaber.com’da yer alan habere göre Bozkır, müşterileri arasında Suriye’deki Türkmen aşiretlerinin de olduğunu söyledi. Ayrıca Suriye’deki iç çatışmaların açık savaşa dönüştüğü 2012 yılında Suriyeli ortağı, Türkmen grupların saha komutanı Halil Harmid’e silah tedarik etmeye başladığı bilgisini de verdi.

MİT KONTROLÜNDE YAPILDI

Yasak silah ticaretini detaylarıyla anlatan Bozkır, Suriye’ye silah sevkiyatına, Türk makamlarının da olumlu yaklaştığını ve sevkiyatın Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlilerinin kontrolünde gerçekleştiğini ileri sürdü. Suriye’ye önceleri, hafif silahlar ve mühimmat giderken daha sonra taşınabilir füze sistemleri, patlayıcılar ve ayrıca silah yedek parçaları götürüldü.

KATAR’DAN 7 KONTEYNIR DOLAR GELDİ

Bozkır yaptığı kimi silah sevkiyatlarıyla birlikte para alışverişlerinin görüntülerini de kaydetti. O görüntüler ise Strana’da yayınlandı. Konteynırların fotoğraflarını paylaşan ve “Gözümle görmesem inanmazdım” diyen Bozkır, silahların paralarının Katar üzerinden dolar olarak konteynırlarla Türkiye’ye getirildiğini ve 7 konteynır dolusu doların askeri üsse taşıdığını iddia etti. Tüm silah ve para trafiği ise MİT’in kontrolünde gerçekleşti.

BOZKIR: MİT TİCARETTEN EKSTRA PARA ALDI

2012’den 2015’e kadar Doğu Avrupa ve Orta Asya’dan Türkiye adına resmi şekilde silah satın aldığını belirten Bozkır, eski Varşova Paktı ve Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkelerinden gelen silahları Suriye’ye götürdüğünü belirtti. 2012 ve 2015 arasında Türkmenlere 49 sevkiyat yaptığını anlatan Bozkır, silah ve mühimmatın üzerine yiyecek ve sebze yüklediklerini bu şekilde kamufle ettiklerini kaydetti. Her bir sevkiyatın iki ila dört milyon dolar olduğunu ifade eden Bozkır, silah tüccarlarına ödemelerin nakit olarak yapıldığını parayı yurtdışına büyük valiz ve çantalarla MİT yardımıyla çıkardıklarını da anlattı.

Bozkır ayrıca parayı teslim alırken maliyeti iki-üç milyon dolar şişirdiklerini, aradaki farkı ise MİT’in aldığını iddia etti. Kendisi de her bir ticaretten 10 bin dolar aldı.

MİT TIRLARI DURDURULUNCA UKRAYNA’YA GÖNDERİLDİ

Yine Bozkır’ın verdiği bilgiye göre silah taşıyan TIR’lar Türkiye’de polis tarafından durdurulunca MİT, kendisinden acilen yurtdışına çıkmasını istedi. İsmi veri tabanında işlenmeden iki saat önce adına Ukrayna’ya bir bilet alındı ve havalimanına kadar MİT tarafından götürüldü. Ondan “yakalanan mallarla ilgili tüm sorunlar çözülene kadar da Ukraynalı eşi ve çocuğuyla yurtdışında kalması” istendi.

HABLEMİTOĞLU SUİKASTINA KARIŞTI MI?

Bozkır’ın iddiasına göre 2018’de Erdoğan’a yakın nüfuzlu işadamlarından silah ticareti teklifi geldi. Ancak teklifi kabul etmeyince ismi Türk yetkililer tarafından Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu suikastına karıştırıldı ve İnterpol’ün listesine konuldu.

ERDOĞAN İADESİNİ BİZZAT İSTEDİ

Türkiye Bozkır’ın iadesini talep etti. Araya AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan da girdi ve bizzat Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy’den iade istedi. Bozkır ise röportajında, kendisi gibi önemli tanıkların Türk hapishanelerinde şüpheli bir şekilde öldüğünü anlattı. MİT tarafından kaçırılmaktan korktuğunu belirten Bozkır, Ukrayna makamlarından ek koruma ve siyasi sığınma başvurusunda bulundu. Ancak Ukraynalı yetkililer bu konuda henüz bir karar almadı.

Okumaya devam et

Gündem

475 sanıklı Akıncı Üssü davasında yarın karar açıklanacak

15 Temmuz’un ana davalarından olan Akıncı Üssü olaylarına ilişkin 475 sanığın yargılandığı davada yarın karar açıklanacak. Mahkeme, sanıkların karar günü duruşma salonunda hazır edilmelerine karar verdi.

BOLD – 15 Temmuz darbe girişimi iddiasıyla açılan davanın sonuna gelindi. Mahkeme, yarın Akıncı Üssü’ndeki eylemlere ilişkin 475 sanık hakkındaki kararını açıklayacak.

Ankara 4’ncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde 1 Ağustos 2017’de Sincan Cezaevi yerleşkesindeki salonunda başlayan yargılamada, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, komuta heyeti ile olay gecesi yaralanan vatandaşların da arasında bulunduğu 440 kişi, mağdur ve müşteki sıfatıyla davada yer aldı.

Cumhuriyet Savcısı Adnan Gümüş, o gece Akıncı Üssü’nde bulunan siviller Kemal Batmaz, Hakan Çiçek, Nurettin Oruç ve Harun Biniş hakkında ‘’Anayasal düzeni ihlale teşebbüs’’ ve ‘’Cumhurbaşkanına suikast girişimi’’ ile 77 kişiyi kasten öldürmek suçlarından 79’ar kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep etti. Savcı Gümüş, asker sanıklar Aydemir Taşçı, Kemal Mutlum, Veysel Kavak, Ali Durmuş, Bekir Ercan Van, Hakan Karakuş, Recep Sami Özatak, Ahmet Tosun, Mehmet Fatih Çavur, Ali Karabulut, Metin Bilgici, Murat Bicil, Mustafa Mete Kaygusuz, Hüseyin Türk, Hasan Hüsnü Balıkçı ve Mustafa Azimetli’nin de aynı suçlardan 79’ar kez ağırlaştırılmış müebbet ve süreli hapisle cezalandırılmasını talep etti. Savcı, 335 sanık için ‘’anayasal düzeni ihlale teşebbüs’’ suçundan birer kez ağırlaştırılmış müebbet, 9 sanığın ‘’anayasal düzeni ihlal suçuna yardım’’, 32 sanığın ‘’silahlı terör örgütüne üye olmak’’ suçlarından cezalandırılmasını istedi. 71 sanığın beraatını isteyen savcı, 2 sanık hakkında ise ceza verilmesine yer olmadığı yönünde karar verilmesi istedi.

Koronavirüs nedeniyle duruşmalara bir süre ara verilirken, sanıkların avunmaları SEGBİS ile alındı.

Danıştay saldırısı faili Alparslan Arslan’ın cezası onandı

Okumaya devam et

Popular