Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Silivri karantinasındaki 3 isim konuştu: “Son görüşmemiz olabilir, bize vebalı gibi davranıyorlar”

Silivri Cezaevinde pozitif çıkan 3 ismin yakınları yaşananları anlattı. Hava Harp Akademisi* 1. sınıf öğrencisi Yasin Solmaz, eşine “Bu son görüşmemiz olabilir. Bize vebalı gibi davranıyorlar. Hakkını helal et” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Silivri Cezaevinden 6 Mayıs’tan bu yana korona salgınıyla ilgili haberler geliyor. İlk vaka, 7 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi C7 koğuşunda kalan askeri öğrenci Enes Karaduman’a teşhis konulmasıyla ortaya çıktı. Bu olaydan sonra Bakırköy Savcılığı açıklama yapmak zorunda kaldı ve 44 tutuklu ve hükümlünün testinin pozitif çıktığını doğruladı. Ancak hasta sayısının çok daha fazla olduğu belirtiliyor.

Silivri’de 10 ayrı cezaevi var ve her birinin idaresi birbirinde farklı. Korona vakalarının yoğunlaştığı ve odak noktası haline gelen cezaevi ise 7 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi ve 8 Nolu Cezaevi. 7 Nolu’da iki koğuş şu anda karantina koğuşu haline getirildi. Sayıları her gün değişmekle birlikte B10’da 34, B12’de 43 kişi karantina altında. Karantinada olan 3 kişinin ailesi Bold Medya’ya konuştu.

Müebbet hapis cezasına çarptırılan askeri öğrenci Yasin Solmaz’ın eşi Şakire Solmaz, öğretmen M.T’nin eşi M.T ve polis memuru Ali Çiçek’in eşi B. Çiçek ile avukatlığını da yapan amcası Fatih Çiçek, bir hafta içinde yaşadıklarını anlattı. Üç isim, yakınlarının e-Nabız’dan elde ettikleri Kovid-19 teşhis raporlarını ve tahliye için mahkemelere sundukları dilekçeleri paylaştı.

“İLK DEFA BENİMLE BÖYLE KONUŞTU”

Eşine teşhis konulduktan sonra ilk kez, iki gün önce çarşamba günü görüştüklerini söyleyen Yasin Solmaz’ın eşi Şakire Solmaz, “Eşim 3 yıl 9 aydır orada, ilk defa benimle böyle konuştu. Ben de tedavi gördüğüm için bana pek bir şey söylemezdi, üzülmeyeyim diye. Ama dün eşim öyle bir konuştu ki bunun tarifini size yapamam. Son konuşmamız olabilir dedi, telefonu kapatmadan helallik istedi. Öyle bir psikolojiye bürünmüş. Bize vebalı gibi davranıyorlar, buraya kimse gelmiyor” dedi.

“SESİMİZE SES OLUN”

Babası Ekrem Solmaz ise “Oğlum resmen ölüme terk edildi orada. 5 günlük soğuk algınlığı ilacından sonra kontrole gönderilmedi ve ağırlaşmasını ölmesini bekliyorlar. oğlumun acilen hastaneye sevkinin yapılması lazım. Defalarca fenalaşmış ve ateş nöbetleri geçirmiş. Yardım edin, belki de bu size yaptığım son çağrı. İlk defa eşinden yardım talep etmiş. Sesimize ses olun sesimizi duyurun her yere” ifadelerini kullandı.

Ali Çiçek’in avukatı ve aynı zamanda amcası olan Fatih Çiçek ise, “Yeğenime geçen hafta çarşamba günü teşhis konuldu. Yargılandığı İstanbul 25. Ağır Mahkemesine bir dilekçe verdik. Müvekkilimin şu an yaşam hakkı ihlal ediliyor.” diye konuştu.

İŞTE AİLE YAKINLARININ ANLATIMIYLA SİLİVRİ’DEKİ SON DURUM

Askeri öğrenci Yasin Solmaz’ın (34) eşi Şakire Solmaz:

Eşim Hava Harp Akademisi 1. sınıfta kurmaylık okuyor. Havacı üstteğmen diye geçiyor. Biz zaten 4 yıldır adalet için uğraşan insanlarız ama iş artık bu noktaya geldikten sonra sabırla adalet bekleyecek halimiz de kalmadı. Eşim, ilk teşhis konulan askeri öğrenci Enes Karaduman ile aynı koğuştaydı. 6 Mayıs’ta eşimin testi de pozitif çıktı. O gün tesadüfen e-Nabız’a baktığımda öğrendim. Avukatımızla birlikte hemen cezaeviyle iletişime geçtik. Bir gün sonra 7 Mayıs’ta kampüs içerisindeki devlet hastanesine götürüldü. Orada gerekli tahliller yapılmış. Sistemde de görünüyordu. İlaç verilip karantina koğuşuna gönderilmişti. Bu olay sonrasında ben eşimle ilk defa çarşamba günü görüştüm. Eşim şu anda sağlık olarak vahim bir durumda değil ama psikolojik olarak kötüydü. Oradaki şartları anlattı bana ve benden yardım istedi. Şöyle dedi: Eşim pozitif çıkan 39 kişilik koğuşta, B12’de. C7’deydi aslında. Testi pozitif çıktıktan sonra B12’ye alındığını söyledi. Orası karantina koğuşu anladığım kadarıyla. Bütün hastalar aynı yerde. Normal değil tabi ki bu durum.

Yasin Solmaz’ın test sonucu.

“CANI BURNUNDAYDI, BİZİ ÖLÜME TERK ETTİLER DEDİ”

Eşimin pozitif çıktığını öğrenince cezaevi yetkililer bize 7-8 kişilik karantina koğuşlarımız var. Sabahtan akşama kadar havalandırma açık. Sabah akşam ateş ölçümleri yapılıyor. Gerekli tedbirler alındı, sakın merak etmeyin dediler. Ama eşimle yaptığımız görüşmede bunların doğru olmadığını söyledi. 39 kişi olduklarını, 15 kişilik yemek geldiğini, en son 3 gün önce ateşinin ölçüldüğünden bahsetti. Eşimin teşhis konulduktan sonra 5 gün geçti, ilaçları bitti, tekrar muayeneye gitmesi gerekiyor. Ben e-Nabız’ı kontrol ediyorum zaman zaman. Her gün otomatik bir kayıt var, aile hekimi tarafından muayene edildi görünüyor ama tahlil, ilaç hiçbir şey işleme konulmamış. Eşim de teşhisten sonra bir kez hastaneye götürüldüğünü ama ondan sonra kontrol yapılmadığını, hiçbir tahlil yapılmadığından bahsetti. Yasal hakları olan dilekçeyi de şu anda yazamıyorlar. Kantinleri kapalı.

Eşim 3 yıl 9 aydır orada ve ilk defa benimle böyle konuştu. Normalde benim de gördüğüm bir tedavi var, üzülmeyeyim diye paylaşmıyordu. Ama dün eşim öyle bir konuştu ki bunun tarifini size yapamam. Son konuşmamız olabilir, sana bütün gerçekleri anlatacağım diye söze başladı dedi, telefonu kapatmadan helallik istedi. Öyle bir psikolojiye bürünmüş. Eşimin canı burnundaydı. Bizi ölüme terk ettiler dedi ve benden medet istedi.

Yasin Solmaz’a verilen 5 günlük ilaçlar. Şakire Solmaz, bu ilaçların bittiğini ve eşinin tekrar muayene edilmesi gerektiğini söylüyor.

“BİZE VEBALI GİBİ DAVRANIYORLAR”

Sağlık açısından çok kötü olmayabilir, çok ağır bir vaka olmadığı sürece hastaneye de götürülmeyebilirler, bunun da bilincindeyiz, ama insanların bu noktaya gelmesi için bu kadar hasta insanın bir arada kalmasına gerek yok. Aileler olarak ilk talebimiz şartların biraz daha sağlıklı hala getirilmesi. 39 hasta bir arada, moralleri, sağlıkları ne kadar iyi olabilir ki…

Eşim gardiyanların da kendileriyle çok iletişime geçmediklerini söyledi. Bize vebalı gibi davranıyorlar. Bir sabah, bir de akşam geliyorlar dedi. Acil bir durum olsa sesimizi duyuramamaktan endişeleniyoruz dedi. Yetkililer kendilerini korumak amaçlı kısıtlı görüşmeler yapıyor olabilirler, tabi en doğal hakları ama onlar öyle tedbir alırken 39 kişi bir arada kalmak zorunda. Bunu da vicdanlarına bırakıyoruz.

Ayrıca eşimin ailesinde şeker hastalığı var. Eşimin şekerde yapılan son tahlillere göre sınırdaydı. Kronik şeker hastalığı da var. 4 yıldır kapalı ortamda tahlil kaydı yok, şekerinde son durum ne bilmiyorum. 2018’de de kolesterolü normalin dışındaydı.”

“İKİ GÜN ATEŞLİ YATTI”

42 aydır Silivri Cezaevinde tutuklu olan Ali Çiçek de 7 Nolu Cezaevi B10 koğuşunda kalıyor. Eşi B. Çiçek:

“Eşim geçen hafta çarşamba günü telefon görüşmesinde başımda ağrı var, koğuşta birçok kişi hasta demişti. Grip, ateş gibi. Sonra test yapılıyor, 29 kişi pozitif çıkıyor. Negatifleri başka bir koğuşa alıyorlar. B10 ve B12 yan yana iki koğuş. Şu anda oradaki herkes pozitif ve bu iki koğuş karantina koğuşu. Şu anda B10’da 34 kişi, yan koğuşta 43 kişi var dedi. Bizim bildiğimiz bunlar dedi. Başka yerlerde de olduğunu diyoruz dedi. E-nabızda eşimin her gün aile hekimi tarafından muayene yapıldığı görünüyor. Ben de öyle zannediyordum. Hayır muayene etmiyorlar, sadece ateş ölçümü yapıyorlar, dedi. Bunu muayene diye geçiriyorlar e-Nabız’a. Sadece bir kere röntgen ve kan tahlili için hastaneye götürüldü. 5 günlük ilaç verilmişti. Dün bitti ilaçları mesela. Şimdi ne yapıyorlar, nasıl bir tedavi uyguluyorlar bilmiyoruz. Eşimin sesi iyi geliyordu, iki gün ateşli yattı ama şu an iyiyim dedi ama koğuşun şartları çok kötü. Zaten normalde orada kalmak çok zor. Yemek sıkıntılı. Bu kadar azını hiç görmedik dedi. Kahvaltılık ürünlerini kantinden alıyorlardı, kapalı şimdi. Eşim ben oruç tutamıyorum ama tutanlar var ama durum ağırlaştıkça onlar da bırakabilir. Tuvalette sürekli sıra var. Buzdolabında bile sıra var, şartlar daha da ağırlaştı. Kalabalık ortam, biri iyi olsa, kötü olan onu etkiliyor. 50-55 yaşında olup hasta olanlar varmış.”

Ali Çiçek’in test sonucu.

“TAHLİYE İÇİN DİLEKÇE VERDİK”

Ali Çiçek’in avukatı ve aynı zamanda amcası olan Fatih Çiçek ise, “Yeğenime geçen hafta çarşamba günü teşhis konuldu. E-nabız’dan baktık, teşhisi gördük. Yargılandığı İstanbul 25. Ağır Mahkemesine bir dilekçe verdik. Virüsle ilgili raporları da ekledik. Müvekkilimin şu an yaşam hakkı ihlal ediliyor. Girdiklerinden beri çok iyi şartlarda değiller. Kahvaltı dahi doğru dürüst verilmiyor. Bağışıklık sistemleri zayıf. 30 yaşında yeğenim. Genç olması nedeniyle sağlık durumu şimdi iyi ama bu hastalığın yeniden bulaşmayacağı anlamına gelmiyor.” dedi.

65 GÜNDÜR EŞİMİ GÖREMİYORUM

7 Nolu Cezaevi B12 koğuşunda kalanlardan biri de öğretmen M.T. 19 aydır tutuklu olan M.T’ye de 6 Mayıs’ta Kovid-19 teşhisi konuldu. Eşini 65 gündür göremediğini söyleyen M.T., 6 Mayıs’tan bugüne bir haftanın bir yıl gibi geldiğini söyleyip eşiyle yaptığı son telefon konuşmasını anlattı:

“Eşim 6 Mayıs’ta pozitif çıktı. Bakırköy Savcılığı bir açıklama yapmıştı 44 kişide hastalık çıktı diye. Eşim o koğuşta. Şu anda 39 kişiler. 65 gündür eşimi görmüyorum. 10 Mart’ta gördüm en son. 11 Mart’ta zaten görüş yasakları başladı. Normalde her hafta görüşe gidiyordum. Açıkçası biz virüs olayı oralar gitmez diye düşünüyorduk. Biz gidemiyoruz ama avukatlarımız kapalı görüş yapabiliyordu. Geçen hafta çarşamba, 6 Mayıs’ta avukatımız kapalı görüşe gidince görüştürmediler, karantinaya aldıklarını söylemişler. Biz öyle öğrendik.

O gün test yapmışlar hepsine. Sonra ben eşimin e-Nabız’ına girdim. 4 Mayıs 2020 pazartesinden itibaren doktora gitmiş görünüyordu. Genel muayene diye yazmışlar. Onun öncesinde nisan ayında 2 kere gitmiş, Nurofen kullanmış. Biliyorsunuz virüs önce C7 koğuşunda çıktı önce. Harbiyeli öğrenci Enes Karaduman hastalandı. Esnes Karaduman hastalanmadan önce o koğuşu dağıtmışlar. Böyle yayılıyor virüs.

M.T’nin test sonucu.

“ATEŞ ÖLÇÜMLERİNİ DOKTOR MUAYENESİ GİBİ SİSTEME İŞLİYORLAR”

Eşimle en son iki gün önce çarşamba günü görüştük. 6 Mayıs’tan sonra bir hafta bir yıl gibi geçti. Gece 1.30’da doktora gitmiş gözüküyorsun, hayırdır dedim. Öyle bir şey yoktur dedi. Bize sadece test yapıldı. Daha gelen giden yok dedi. Her gün kontrolleri yaptıklarını göstermek için sisteme öyle işleniyor. Ateşlerini ölçülüyor sadece. Doktora götürmüyorlar ama sistemde doktora gitmiş gibi görünüyor. Bir de astım, panik atak kronik hastalığı olanları cezaevindeki kampüs hastanesinde tutuyorlarmış. Eşimin kronik bir hastalığı yok, ilaç verip göndermişler. Grip gibi atlatmaya çalışıyorum, eklem yerlerim ağrıyor dedi.

“GARDİYANLAR TULUMLA GELİYOR”

Orada tehlike altındalar. Hem bağışıklık sistemleri zayıfladı hem de izolasyon yok. 39 kişinin olduğu yerde nasıl izolasyon yapılacak. Kurala aykırı. İkincisi yemekleri çok sıkıntılı. İki haftadır meyve sebze hiçbir şey gelmiyor, dedi. Birkaç kaşık yemek yiyebiliyorlar. Biz burada ölüme terk edildik, gelip giden kimse yok. Geldikleri zaman da gardiyanların tulum giyiyorlarmış.

Başvurabildiğin yere başvur dedi. Sağlık Bakanlığından seni aradılar mı diye sordu. Daha aramadılar dedim. Çünkü sıra gelmiyor, hasta sayısı çok fazla içeride. 182’den aranan bazı arkadaşlar var. Eşimin tahliyesi için Adalet Bakanlığına, CİMER’e yazdık. Direkt Çağlayan Adliyesine gidip başvuranlar var.”

AVUKAT: VAKA SAYISI 200’Ü GEÇTİ, HAYATLARI TEHLİKEDE

M.T.’nin avukatı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ağır Ceza Dairesine yazdığı dilekçede Silivri Cezaevinde şu anda korna vakasının 200’ü geçtiğini söyledi. Cezaevi yönetimin gerekli tedbirleri almadığını, ailelere bilgi vermediğini, tutukluların hayatlarının açık ve ciddi bir şekilde tehlike altında olduğunu ifade etti.

M.T. için yapılan tahliye başvurusu.

  • Hava Harp Akademisi, İstanbul’da bulunan okuldur. Yeri Levent’tedir. Hava Harp Okulu ise Ankara’dadır. HHO üniversite düzeyinde, HHA yüksek lisan düzeyinde ders verir. İkisi farklı okuldur. İki okulda da okuyanlar askeri öğrenci olarak nitelendirilebilir. Leven’teki akademi 15 Temmuz’dan sonra Milli Savunma Üniversitesine dönüştürüldü.

Silivri Cezaevinde korona testi pozitif çıkan tutuklu anlatıyor: Yemek çok az kendi başımızayız

BOLD ÖZEL

Bir yıl cezaevinde tutulan Muaz bebek için kampanya

60 günlükken annesiyle birlikte hapse atılan ve 13 ay cezaevinde kalan Muaz Bahadır’ın göz sağlığına kavuşabilmesi yardım kampanyası başlatılıyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Annesi Nurhan Erdal Bahadır ile birlikte 13 ay Tarsus 2 Nolu T Tipi Kadın Kapalı Cezaevinde yaşayan Muaz bebek doğduğundan beri sağlık sorunlarıyla mücadele ediyor. Muaz bebek, 4 Ekim 2018’de dünyaya geldiğinde aort koarktasyonu adlı kalp hastasıydı. Bir hafta kuvözde kaldı. Ayrıca sağ ve sol gözünde kayma, göz kanallarında da tıkanıklık vardı.

7 Aralık 2018’de annesiyle birlikte hapse giren Muaz bebeğin tüm tedavileri aksatıldı. İzmir Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 17 Ocak 2019 tarihinde verdiği randevuya gidemediler. Gözlerindeki kayma, Mersin Üniversitesi Hastanesi doktorunun ifadesine göre daha da ilerledi. İlaçları ve gözlüğü gecikmeli teslim edildi. Hapiste doğru dürüst beslenemedi. Yetişkinler için hazırlanan yemekleri yemek zorunda kaldı. Her şeye alerjisi olduğu için annesi süt ve süt ürünlerini bile tüketemedi.

Emeklemeyi, yürümeyi beton zeminde öğrendi. Emeklemeye başladığı dönemde ranzadan düşünce kurum müdürlerinden biri annesine ayağına ip bağlamasını söyledi. 18 kişilik koğuşta hasta oğluyla ilgilenen, kendisinin de bel fıtığı olan Nurhan Erdal Bahadır bu süreçte 3 kez sinir krizi geçirdi. Doktora götürüldükleri günler ayrı bir çileydi. Nurhan Erdal Bahadır, küçücük bebekle tabut diye adlandırılan cezaevi aracının içinde, Mersin sıcağında hastane önünde 7 saat beklemek zorunda kaldı.

Muaz 60 günlükken… Bu kare cezaevine girmeden önce çekildi.

“DOKTOR HAYRETLE DİNLEDİ, İNANAMADI”

Cemaat soruşturmaları kapsamında 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılan Nurhan Erdal Bahadır, İstinaf Mahkemesi kararı bozduğu için 31 Aralık 2019’da tahliye edildi. Ancak o bir yıllık süreç Muaz’ın hem psikolojisini hem sağlığını olumsuz etkiledi. Uzun bir süre toprağa, çimlere basamayan Muaz, hapisteyken elleri kolları zorla tutularak, jandarmalar eşliğinde muayene olduğu için yaşadığı travmayı atlatamadı. Muaz’ın babası Levent Bahadır, oğlunun Yunanistan’daki doktoruyla aralarında geçen bir konuşmayı şöyle anlatıyor:

“Yedi aydır Atina’da yaşıyoruz. Oğlumuzun tedavisi daha fazla gecikmesin diye burada doktora götürdük. Muayene sırasında doktor bir gün, ‘Bu çocukta bir şey var. Muayene etmemi istemiyor, bakamıyorum. Bir stresin kaynağı var, nedir?’ diye sordu. Annesiyle birlikte cezaevinde kaldığını söyledik. Göz muayenesinde, doktor randevularına bir daha gitme lüksünün olmadığını ve o anda bakılması gerektiğini, çaresizce annenin askerlerle birlikte kolundan, bacağından tutmak suretiyle gözüne bakmak için yoğun çaba sarf edildiğini, bundan dolayı bu travmayı yaşadığını söyledik. Kadın doktor hayretle dinledi, dinledikten sonra ellerinin göğsüne kavuşturdu. Gözleri nemlendi ve ayakta durmakta, o anda zorlandı.”

27 MAYIS’TA AMELİYAT EDİLECEK

Şu an 2,5 yaşında olan Muaz bebek ve ailesi artık Yunanistan’da yaşıyor. Tedavisi Atina’da devam eden Muaz, gözlerinde şaşılık olduğu için 27 Mayıs’ta ameliyat edilecek. Bu nedenle önümüzdeki günlerde Muaz için bir kampanya başlatılacak. Levent Bahadır, Muaz’ın yaşadıklarını öğrenince doktorun hastane ve anestezi masrafını alacağını fakat kendi ücretinin yarısını almayarak yardımcı olacağını söyledi.

Muaz bebek 1. doğum gününü 4 Ekim 2019’da cezaevinde kutladı.

Kalp hastası Muaz bebek 6 aydır hapiste

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Bakırköy Cezaevinde korona alarmı: Çocuklarımızı ölüme mi terk ettiniz?

Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevinde can pazarı yaşanıyor. 29 kişinin kaldığı B4 koğuşunda kızı bulunan Sema Maral, Twitter’dan yetkililere seslendi.

BOLD ÖZEL – Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevinde tutuklu mahpuslarda koronavirüs belirtileri olduğu halde test yapılmadığı ve doktora götürülmedikleri öğrenildi. Kızı 31 aydır tutuklu olan Sema Maral, kızıyla dün yaptığı telefon görüşmesini Twitter hesabından paylaştığı videoda anlattı.

“NEDEN TEST YAPILMIYOR, DOKTORA GÖTÜRÜLMÜYOR?”

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e seslenen Maral, “Kızım Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevinde 31 aydır tutuklu. B4 koğuşunda kalıyor. Dün telefon görüşümüz vardı. Herkesin hasta olduğunu söyledi. Halsizlik, eklem ağrısı, ateş, ishal olduğunu ama revire çıkarılmadıklarını test yapılmadığını söyledi. Evlatlarımızı orada ölüme mi terk ettiniz? Neden test yapılmıyor?” dedi.

28 yaşındaki kızının kronik nefes sorunu olduğunu belirten Maral, “Çocuğumun kronik hastalığı var, bahar aylarında nefes alamıyor, çok endişeliyim. Adalet Bakanı, hak ihlali gören bize söylesin diyor. Bunlardan haberiniz yok mu?” diye sordu.

“İNSANLAR CANLARIYLA UĞRAŞIYOR, AİLELER PERİŞAN”

Aynı koğuşta müvekkili Fatma Saadet Yılmazer’in de kaldığını söyleyen avukat Sümeyra Bulduk Twitter hesabından şunları yazdı: “Bakırköy Cezaevinde müvekkilim Fatma Saadet Yılmazer’in de tutuklu bulunduğu B4 koğuşunun tamamının korona olduğu, yataktan dahi kalkamadıkları, yüksek ateşleri olmasına rağmen test yapılmadığı ve revire dahi çıkarılmadığı söyleniyor. Siz korumak, yaşatmak nedir bilmez misiniz? Suçsuz yere özgürlüğünden mahrum ettiğiniz her insanın sağlığını korumakla yükümlüsünüz. İnsanlar canlarıyla uğraşıyorlar, aileleri ise perişan! Reviriniz ve revir doktorlarınız süs diye durmuyor orada!”

Cezaevinde korona isyanı: Siz yaşatmak nedir bilmez misiniz?

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Koronavirüsten ölen tutuklu akademisyen Halil Şimşek son yolculuğuna uğurlandı

5 yıldır Çanakale E Tipi Cezaevinde tutuklu olan ve kaldırıldığı yoğun bakımda hayatını kaybeden Yrd. Doç. Dr. Halil Şimşek bugün Bayramiç’te toprağa verildi.

BOLD ÖZEL – Çanakkale E Tipi Cezaevinde koronavirüse yakalandıktan sonra hayatını kaybeden akademisyen Halil Şimşek’in cenazesi bugün Bayramiç Mezarlığı’na defnedildi. 15 gün önce testi pozitif çıkan Şimşek, durumu ağırlaşınca geçen hafta Çanakkale Mehmet Akif Ersoy Hastanesi yoğun bakımına kaldırılmıştı.

5 yıldır Çanakkale Cezaevinde tutuklu Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğr. Üyesi Yrd. Dr. Halil Şimşek (53), 19 Temmuz 2016’da tutuklandı ve Cemaat soruşturmaları kapsamında 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı.

TAHLİYESİNE 3 AY VARDI

Aynı cezaevinde tutuklu Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Sedat Laçiner’e de danışmanlık yapan Şimşek, Lapseki Yüksek Okulu müdürlüğünde de bulunmuştu. Bayramiç eski belediye başkanlarından Zeki Şimşek’in oğlu olan Halil Şimşek evli ve iki çocuk babasıydı. Dosyası Yargıtay aşamasında olan Şimşek’in tahliyesine ise 3 ay vardı.

İhraç edilmeden önce de birçok haksızlığa maruz kalan Halil Şimşek, Çanakkale’de yerel bir gazeteye verdiği röportajda “Demokrat bir Türkiye sevdasıyla yaşıyorum. Ben de babam gibi ülkemin özgür ve demokrat olması için hayatımı vermeye hazırım.” demişti.

“ÜLKEMİN ÖZGÜR VE DEMOKRAT OLMASI İÇİN HAYATIMI VERMEYE HAZIRIM”

Halil Şimşek, Çanakkale’de yayın yapan bir internet sitesinde uğradığı haksızlıkları şöyle anlatmıştı:

“1 Temmuz 1968 Bayramiç, Çavuşlu Köyü doğumluyum. Ve o tarihten bugüne kadar Bayramiç ve Çanakkale ile hep gurur duydum. Bu topraklarda doğduğum için hep şükrettim. Bundan sonra da arkamda utanmayacağım bir hayat bırakmak istiyorum. Bu nedenle Demokrat Çanakkale’de yazıyorum. Babam Doğru Yol Partisi’nde bir neferdi, ben de Demokrat bir Çanakkale ve Demokrat bir Türkiye sevdasıyla yaşıyorum. Ben de babam gibi ülkemin özgür ve demokrat olması için hayatımı vermeye hazırım…

Eğitimimi İzmir Güzelyalı Ortaokulu, İstanbul Kabataş Erkek Lisesi, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) ve Hacettepe Üniversitesi’nde tamamladım. İzmir, İstanbul ve Ankara’dan sonra güzel Çanakkale’me katkı verebilmek için baba ocağına döndüm.

21 yıllık memuriyet hayatım boyunca sicilim tertemiz oldu. Bir tek uyarı dahi almadım. Ne ders verilirse anlattım, ne görev verilirse yaptım. Müdür de oldum danışman da… Meclis’te de çalıştım, güzel üniversitemde de… Dolu dolu vatan aşkıyla, Çanakkale aşkıyla yaşadım bu yıllara kadar.

“YAPMAYIN DEDİM, YİNE YAPTILAR”

Çok şey gördüm, yaşadım ama bu yıl gibisini görmedim. Çanakkale’de dersim varken neden Biga’da olmadığım soruldu bana ve iki yerde aynı anda olmadığım için hakkımda soruşturma açıldı. Uzmanlık derslerim verilmedi. Kadro yerim Çanakkale olduğu halde Biga’ya gönderildim. Kaloriferi bile çalışmayan, içinde bilgisayar olmayan, depo gibi bir odada 3 kişi 2 masada çalışmam istendi, gıkım çıkmadı, devlete, millete borcumu ödemeye çalıştım.

Kariyer geliştirme konusunda bilgim olmadığı halde tüm bir fakültede kurbanlık koyun gibi seçildim ve kadromun olduğu birimden 90 km uzağa sözde kariyer uzmanı olarak görevlendirildim. Belli ki uygulamadan maksat başkaydı. “Yapmayın” dedim, bu hukuka da insanlığa da sığmaz. Yaptılar. Mahkemeye verdim, mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi. Yine durmadılar, bu kez de mahkeme kararını arkadan dolanırcasına yine aynı yerde bana sormadan uzmanlık alanım dışında dersler verdiler. Ders verme şekli de özü de hukuka aykırıydı. Yine yapmayın dedim, yine yaptılar.

Bunlar canımı sıkıyor evet. Ancak asıl üzüntüm güzel Çanakkale’m adına. Tüm bunların benim başıma gelmesi değil benim güzel memleketimde olması beni üzüyor. Yakışmıyor bu topraklara. Böylesine vicdan eksikliği, böylesine hukuku umursamazlık ve insanları önemsememek yakışmıyor şehitler diyarına. Hektor gibi bir delikanlının diyarında daha delikanlı duruşlar bekliyor insan. Zeki Şimşek’in memleketinde daha insancıl olunmasını istiyor.”

ŞİMŞEK’İN KOĞUŞ ARKADAŞLARININ AİLELERİ ENDİŞELİ

Öte yandan Çanakkale E Tipi Cezaevinde birçok koğuşun karantinada olduğu öğrenildi. 20 kişilik koğuşta kalan Halil Şimşek’in koğuş arkadaşlarının aileleri sosyal medya hesaplarından endişelerini dile getirdi. 600 kişilik Çanakkale Cezaevinde şu anda 1000 mahpus bulunuyor. Kapasitenin üstünde olmasına rağmen kovid-19 hastalığı zamanında mahpusların denetimli serbestlik hakkı da verilmiyor.

Cezaevinde koronavirüs kapan akademisyen Halil Şimşek hayatını kaybetti

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0