Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Silivri karantinasındaki 3 isim konuştu: “Son görüşmemiz olabilir, bize vebalı gibi davranıyorlar”

Silivri Cezaevinde pozitif çıkan 3 ismin yakınları yaşananları anlattı. Hava Harp Akademisi* 1. sınıf öğrencisi Yasin Solmaz, eşine “Bu son görüşmemiz olabilir. Bize vebalı gibi davranıyorlar. Hakkını helal et” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Silivri Cezaevinden 6 Mayıs’tan bu yana korona salgınıyla ilgili haberler geliyor. İlk vaka, 7 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi C7 koğuşunda kalan askeri öğrenci Enes Karaduman’a teşhis konulmasıyla ortaya çıktı. Bu olaydan sonra Bakırköy Savcılığı açıklama yapmak zorunda kaldı ve 44 tutuklu ve hükümlünün testinin pozitif çıktığını doğruladı. Ancak hasta sayısının çok daha fazla olduğu belirtiliyor.

Silivri’de 10 ayrı cezaevi var ve her birinin idaresi birbirinde farklı. Korona vakalarının yoğunlaştığı ve odak noktası haline gelen cezaevi ise 7 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi ve 8 Nolu Cezaevi. 7 Nolu’da iki koğuş şu anda karantina koğuşu haline getirildi. Sayıları her gün değişmekle birlikte B10’da 34, B12’de 43 kişi karantina altında. Karantinada olan 3 kişinin ailesi Bold Medya’ya konuştu.

Müebbet hapis cezasına çarptırılan askeri öğrenci Yasin Solmaz’ın eşi Şakire Solmaz, öğretmen M.T’nin eşi M.T ve polis memuru Ali Çiçek’in eşi B. Çiçek ile avukatlığını da yapan amcası Fatih Çiçek, bir hafta içinde yaşadıklarını anlattı. Üç isim, yakınlarının e-Nabız’dan elde ettikleri Kovid-19 teşhis raporlarını ve tahliye için mahkemelere sundukları dilekçeleri paylaştı.

“İLK DEFA BENİMLE BÖYLE KONUŞTU”

Eşine teşhis konulduktan sonra ilk kez, iki gün önce çarşamba günü görüştüklerini söyleyen Yasin Solmaz’ın eşi Şakire Solmaz, “Eşim 3 yıl 9 aydır orada, ilk defa benimle böyle konuştu. Ben de tedavi gördüğüm için bana pek bir şey söylemezdi, üzülmeyeyim diye. Ama dün eşim öyle bir konuştu ki bunun tarifini size yapamam. Son konuşmamız olabilir dedi, telefonu kapatmadan helallik istedi. Öyle bir psikolojiye bürünmüş. Bize vebalı gibi davranıyorlar, buraya kimse gelmiyor” dedi.

“SESİMİZE SES OLUN”

Babası Ekrem Solmaz ise “Oğlum resmen ölüme terk edildi orada. 5 günlük soğuk algınlığı ilacından sonra kontrole gönderilmedi ve ağırlaşmasını ölmesini bekliyorlar. oğlumun acilen hastaneye sevkinin yapılması lazım. Defalarca fenalaşmış ve ateş nöbetleri geçirmiş. Yardım edin, belki de bu size yaptığım son çağrı. İlk defa eşinden yardım talep etmiş. Sesimize ses olun sesimizi duyurun her yere” ifadelerini kullandı.

Ali Çiçek’in avukatı ve aynı zamanda amcası olan Fatih Çiçek ise, “Yeğenime geçen hafta çarşamba günü teşhis konuldu. Yargılandığı İstanbul 25. Ağır Mahkemesine bir dilekçe verdik. Müvekkilimin şu an yaşam hakkı ihlal ediliyor.” diye konuştu.

İŞTE AİLE YAKINLARININ ANLATIMIYLA SİLİVRİ’DEKİ SON DURUM

Askeri öğrenci Yasin Solmaz’ın (34) eşi Şakire Solmaz:

Eşim Hava Harp Akademisi 1. sınıfta kurmaylık okuyor. Havacı üstteğmen diye geçiyor. Biz zaten 4 yıldır adalet için uğraşan insanlarız ama iş artık bu noktaya geldikten sonra sabırla adalet bekleyecek halimiz de kalmadı. Eşim, ilk teşhis konulan askeri öğrenci Enes Karaduman ile aynı koğuştaydı. 6 Mayıs’ta eşimin testi de pozitif çıktı. O gün tesadüfen e-Nabız’a baktığımda öğrendim. Avukatımızla birlikte hemen cezaeviyle iletişime geçtik. Bir gün sonra 7 Mayıs’ta kampüs içerisindeki devlet hastanesine götürüldü. Orada gerekli tahliller yapılmış. Sistemde de görünüyordu. İlaç verilip karantina koğuşuna gönderilmişti. Bu olay sonrasında ben eşimle ilk defa çarşamba günü görüştüm. Eşim şu anda sağlık olarak vahim bir durumda değil ama psikolojik olarak kötüydü. Oradaki şartları anlattı bana ve benden yardım istedi. Şöyle dedi: Eşim pozitif çıkan 39 kişilik koğuşta, B12’de. C7’deydi aslında. Testi pozitif çıktıktan sonra B12’ye alındığını söyledi. Orası karantina koğuşu anladığım kadarıyla. Bütün hastalar aynı yerde. Normal değil tabi ki bu durum.

Yasin Solmaz’ın test sonucu.

“CANI BURNUNDAYDI, BİZİ ÖLÜME TERK ETTİLER DEDİ”

Eşimin pozitif çıktığını öğrenince cezaevi yetkililer bize 7-8 kişilik karantina koğuşlarımız var. Sabahtan akşama kadar havalandırma açık. Sabah akşam ateş ölçümleri yapılıyor. Gerekli tedbirler alındı, sakın merak etmeyin dediler. Ama eşimle yaptığımız görüşmede bunların doğru olmadığını söyledi. 39 kişi olduklarını, 15 kişilik yemek geldiğini, en son 3 gün önce ateşinin ölçüldüğünden bahsetti. Eşimin teşhis konulduktan sonra 5 gün geçti, ilaçları bitti, tekrar muayeneye gitmesi gerekiyor. Ben e-Nabız’ı kontrol ediyorum zaman zaman. Her gün otomatik bir kayıt var, aile hekimi tarafından muayene edildi görünüyor ama tahlil, ilaç hiçbir şey işleme konulmamış. Eşim de teşhisten sonra bir kez hastaneye götürüldüğünü ama ondan sonra kontrol yapılmadığını, hiçbir tahlil yapılmadığından bahsetti. Yasal hakları olan dilekçeyi de şu anda yazamıyorlar. Kantinleri kapalı.

Eşim 3 yıl 9 aydır orada ve ilk defa benimle böyle konuştu. Normalde benim de gördüğüm bir tedavi var, üzülmeyeyim diye paylaşmıyordu. Ama dün eşim öyle bir konuştu ki bunun tarifini size yapamam. Son konuşmamız olabilir, sana bütün gerçekleri anlatacağım diye söze başladı dedi, telefonu kapatmadan helallik istedi. Öyle bir psikolojiye bürünmüş. Eşimin canı burnundaydı. Bizi ölüme terk ettiler dedi ve benden medet istedi.

Yasin Solmaz’a verilen 5 günlük ilaçlar. Şakire Solmaz, bu ilaçların bittiğini ve eşinin tekrar muayene edilmesi gerektiğini söylüyor.

“BİZE VEBALI GİBİ DAVRANIYORLAR”

Sağlık açısından çok kötü olmayabilir, çok ağır bir vaka olmadığı sürece hastaneye de götürülmeyebilirler, bunun da bilincindeyiz, ama insanların bu noktaya gelmesi için bu kadar hasta insanın bir arada kalmasına gerek yok. Aileler olarak ilk talebimiz şartların biraz daha sağlıklı hala getirilmesi. 39 hasta bir arada, moralleri, sağlıkları ne kadar iyi olabilir ki…

Eşim gardiyanların da kendileriyle çok iletişime geçmediklerini söyledi. Bize vebalı gibi davranıyorlar. Bir sabah, bir de akşam geliyorlar dedi. Acil bir durum olsa sesimizi duyuramamaktan endişeleniyoruz dedi. Yetkililer kendilerini korumak amaçlı kısıtlı görüşmeler yapıyor olabilirler, tabi en doğal hakları ama onlar öyle tedbir alırken 39 kişi bir arada kalmak zorunda. Bunu da vicdanlarına bırakıyoruz.

Ayrıca eşimin ailesinde şeker hastalığı var. Eşimin şekerde yapılan son tahlillere göre sınırdaydı. Kronik şeker hastalığı da var. 4 yıldır kapalı ortamda tahlil kaydı yok, şekerinde son durum ne bilmiyorum. 2018’de de kolesterolü normalin dışındaydı.”

“İKİ GÜN ATEŞLİ YATTI”

42 aydır Silivri Cezaevinde tutuklu olan Ali Çiçek de 7 Nolu Cezaevi B10 koğuşunda kalıyor. Eşi B. Çiçek:

“Eşim geçen hafta çarşamba günü telefon görüşmesinde başımda ağrı var, koğuşta birçok kişi hasta demişti. Grip, ateş gibi. Sonra test yapılıyor, 29 kişi pozitif çıkıyor. Negatifleri başka bir koğuşa alıyorlar. B10 ve B12 yan yana iki koğuş. Şu anda oradaki herkes pozitif ve bu iki koğuş karantina koğuşu. Şu anda B10’da 34 kişi, yan koğuşta 43 kişi var dedi. Bizim bildiğimiz bunlar dedi. Başka yerlerde de olduğunu diyoruz dedi. E-nabızda eşimin her gün aile hekimi tarafından muayene yapıldığı görünüyor. Ben de öyle zannediyordum. Hayır muayene etmiyorlar, sadece ateş ölçümü yapıyorlar, dedi. Bunu muayene diye geçiriyorlar e-Nabız’a. Sadece bir kere röntgen ve kan tahlili için hastaneye götürüldü. 5 günlük ilaç verilmişti. Dün bitti ilaçları mesela. Şimdi ne yapıyorlar, nasıl bir tedavi uyguluyorlar bilmiyoruz. Eşimin sesi iyi geliyordu, iki gün ateşli yattı ama şu an iyiyim dedi ama koğuşun şartları çok kötü. Zaten normalde orada kalmak çok zor. Yemek sıkıntılı. Bu kadar azını hiç görmedik dedi. Kahvaltılık ürünlerini kantinden alıyorlardı, kapalı şimdi. Eşim ben oruç tutamıyorum ama tutanlar var ama durum ağırlaştıkça onlar da bırakabilir. Tuvalette sürekli sıra var. Buzdolabında bile sıra var, şartlar daha da ağırlaştı. Kalabalık ortam, biri iyi olsa, kötü olan onu etkiliyor. 50-55 yaşında olup hasta olanlar varmış.”

Ali Çiçek’in test sonucu.

“TAHLİYE İÇİN DİLEKÇE VERDİK”

Ali Çiçek’in avukatı ve aynı zamanda amcası olan Fatih Çiçek ise, “Yeğenime geçen hafta çarşamba günü teşhis konuldu. E-nabız’dan baktık, teşhisi gördük. Yargılandığı İstanbul 25. Ağır Mahkemesine bir dilekçe verdik. Virüsle ilgili raporları da ekledik. Müvekkilimin şu an yaşam hakkı ihlal ediliyor. Girdiklerinden beri çok iyi şartlarda değiller. Kahvaltı dahi doğru dürüst verilmiyor. Bağışıklık sistemleri zayıf. 30 yaşında yeğenim. Genç olması nedeniyle sağlık durumu şimdi iyi ama bu hastalığın yeniden bulaşmayacağı anlamına gelmiyor.” dedi.

65 GÜNDÜR EŞİMİ GÖREMİYORUM

7 Nolu Cezaevi B12 koğuşunda kalanlardan biri de öğretmen M.T. 19 aydır tutuklu olan M.T’ye de 6 Mayıs’ta Kovid-19 teşhisi konuldu. Eşini 65 gündür göremediğini söyleyen M.T., 6 Mayıs’tan bugüne bir haftanın bir yıl gibi geldiğini söyleyip eşiyle yaptığı son telefon konuşmasını anlattı:

“Eşim 6 Mayıs’ta pozitif çıktı. Bakırköy Savcılığı bir açıklama yapmıştı 44 kişide hastalık çıktı diye. Eşim o koğuşta. Şu anda 39 kişiler. 65 gündür eşimi görmüyorum. 10 Mart’ta gördüm en son. 11 Mart’ta zaten görüş yasakları başladı. Normalde her hafta görüşe gidiyordum. Açıkçası biz virüs olayı oralar gitmez diye düşünüyorduk. Biz gidemiyoruz ama avukatlarımız kapalı görüş yapabiliyordu. Geçen hafta çarşamba, 6 Mayıs’ta avukatımız kapalı görüşe gidince görüştürmediler, karantinaya aldıklarını söylemişler. Biz öyle öğrendik.

O gün test yapmışlar hepsine. Sonra ben eşimin e-Nabız’ına girdim. 4 Mayıs 2020 pazartesinden itibaren doktora gitmiş görünüyordu. Genel muayene diye yazmışlar. Onun öncesinde nisan ayında 2 kere gitmiş, Nurofen kullanmış. Biliyorsunuz virüs önce C7 koğuşunda çıktı önce. Harbiyeli öğrenci Enes Karaduman hastalandı. Esnes Karaduman hastalanmadan önce o koğuşu dağıtmışlar. Böyle yayılıyor virüs.

M.T’nin test sonucu.

“ATEŞ ÖLÇÜMLERİNİ DOKTOR MUAYENESİ GİBİ SİSTEME İŞLİYORLAR”

Eşimle en son iki gün önce çarşamba günü görüştük. 6 Mayıs’tan sonra bir hafta bir yıl gibi geçti. Gece 1.30’da doktora gitmiş gözüküyorsun, hayırdır dedim. Öyle bir şey yoktur dedi. Bize sadece test yapıldı. Daha gelen giden yok dedi. Her gün kontrolleri yaptıklarını göstermek için sisteme öyle işleniyor. Ateşlerini ölçülüyor sadece. Doktora götürmüyorlar ama sistemde doktora gitmiş gibi görünüyor. Bir de astım, panik atak kronik hastalığı olanları cezaevindeki kampüs hastanesinde tutuyorlarmış. Eşimin kronik bir hastalığı yok, ilaç verip göndermişler. Grip gibi atlatmaya çalışıyorum, eklem yerlerim ağrıyor dedi.

“GARDİYANLAR TULUMLA GELİYOR”

Orada tehlike altındalar. Hem bağışıklık sistemleri zayıfladı hem de izolasyon yok. 39 kişinin olduğu yerde nasıl izolasyon yapılacak. Kurala aykırı. İkincisi yemekleri çok sıkıntılı. İki haftadır meyve sebze hiçbir şey gelmiyor, dedi. Birkaç kaşık yemek yiyebiliyorlar. Biz burada ölüme terk edildik, gelip giden kimse yok. Geldikleri zaman da gardiyanların tulum giyiyorlarmış.

Başvurabildiğin yere başvur dedi. Sağlık Bakanlığından seni aradılar mı diye sordu. Daha aramadılar dedim. Çünkü sıra gelmiyor, hasta sayısı çok fazla içeride. 182’den aranan bazı arkadaşlar var. Eşimin tahliyesi için Adalet Bakanlığına, CİMER’e yazdık. Direkt Çağlayan Adliyesine gidip başvuranlar var.”

AVUKAT: VAKA SAYISI 200’Ü GEÇTİ, HAYATLARI TEHLİKEDE

M.T.’nin avukatı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Ağır Ceza Dairesine yazdığı dilekçede Silivri Cezaevinde şu anda korna vakasının 200’ü geçtiğini söyledi. Cezaevi yönetimin gerekli tedbirleri almadığını, ailelere bilgi vermediğini, tutukluların hayatlarının açık ve ciddi bir şekilde tehlike altında olduğunu ifade etti.

M.T. için yapılan tahliye başvurusu.

  • Hava Harp Akademisi, İstanbul’da bulunan okuldur. Yeri Levent’tedir. Hava Harp Okulu ise Ankara’dadır. HHO üniversite düzeyinde, HHA yüksek lisan düzeyinde ders verir. İkisi farklı okuldur. İki okulda da okuyanlar askeri öğrenci olarak nitelendirilebilir. Leven’teki akademi 15 Temmuz’dan sonra Milli Savunma Üniversitesine dönüştürüldü.

Silivri Cezaevinde korona testi pozitif çıkan tutuklu anlatıyor: Yemek çok az kendi başımızayız

BOLD ÖZEL

Organlarıyla 5 kişinin hayatını kurtaran hakim Nurfer Akgül’e ‘KHK’ sansürü

Beyin kanaması sonucu 2 Eylül’de hayatını kaybeden KHK’lı Yargıtay tetkik hakimi Nurfer Akgül, bağışladığı organlarla 5 kişiye hayat oldu. Akgül’ün ölümünü 1. sayfasından duyuran Hürriyet başta olmak üzere iktidar medyası ve internet siteleri KHK’lı hakim olduğunu yazmadı. “Hukukçu” demekle yetindiler.

BOLD ÖZEL – Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 15 Kasım 2016’da aldığı kararla Yargıtay tetkik hakimliğinden ihraç edilen Nurfer Akgül 2 Eylül’de geçirdiği beyin kanaması sonucunda 38 yaşında hayatını kaybetti. Üç yıl önce organlarını bağışlayan Akgül’ün kalbi, akciğeri, karaciğeri ve iki böbreği başka insanlara nakledildi.

İHRAÇTAN SONRA İKİ ÜNİVERSİTE OKUDU

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Nurfer Akgül, ihraç olduktan sonra bilişim hukuku alanında master yaptı, çocuk gelişimi okudu, bir süre de avukat olarak çalıştı. Akgül, olay günü, 30 Ağustos 2021’de iki oğlu, bir arkadaşı ve onun çocuklarıyla birlikte Kocaeli’nden Ankara Beypazarı’na tatile gidiyordu.

Mudurnu civarında rahatsızlanan Akgül, aracını yol kenarına çekerek 112’yi aradı. Çekmeseydi araba uçurumdan uçacaktı. Gelen sağlık ekiplerince Bolu İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Akgül’ün beyin kanaması geçirdiği tespit edildi. İki gün sonra Akgül’ün beyin ölümü gerçekleşti.

“BİR GÜN ÖLECEĞİZ, İNSANLAR BİZE DUA EDER”

Akgül ailesi, üç yıl önce organlarını bağışlayan Nurfer Akgül’ün 11 yaşındaki oğlu Adem Eymen’in okulun ilk günü yazdığı otobiyografiyle gündeme geldi. Baba Alper Akgül hem kendisini hem de herkesi çok duygulandıran oğlunun otobiyografisini sosyal medya hesabından paylaştı. Eymen, otobiyografisinde annesinin fren yaparak durması sayesinde araçtaki 5 kişinin ve organlarını bağışlayarak da 5 kişinin daha hayatını kurtararak toplamda 10 kişinin hayatını kurtarıp melek olduğunu yazmıştı.

Eymen’in otobiyografisi iktidar medyasında, internet sitelerinde birinci sayfadan haber oldu. Hürriyet haberi “Ağlattın bizi Eymen” başlığıyla duyurdu. Ancak hiçbiri gazeteci Nurfer Akgül’ün KHK’lı Yargıtay tetkik hakimi olduğunu yazmadı. Nurfen Akgül organlarını bağışladıktan sonra ailesine “Bir gün öleceğiz en azından arkamızda açık bir kapımız olsun, insanlar bize dua ederler.” demişti.

Nurfer Akgül’ün ihraç kararı 17 Kasım 2016’da Resmi Gazete’de yayınlandı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Çorbayı bile tek başına içemeyen Parkinson hastası İbrahim Karakoç gözaltına alındı

Elleri kolları titreyen bakıma muhtaç Parkinson hastası İbrahim Karakoç gözaltına alındı. Isparta Emniyeti’nde tutulan tansiyonu yükseldiği öğrenilen Karakoç bugün mahkemeye çıkarılacak.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Parkinson başta olmak üzere birçok hastalığı bulunan 59 yaşındaki İbrahim Karakoç dün akşam üzeri Isparta’da gözaltına alındı. Bugün mahkemeye çıkarılması beklenen Karakoç’un eşinin yardımıyla hayatını idame ettirebiliyordu.

TEK BAŞINA ÇORAP GİYEMİYOR, KULAĞI DUYMUYOR

İki yıl önce Parkinson teşhisi konulan ve 118 kilo olan İbrahim Karakoç bakıma muhtaç. Elleri, kolları titriyor. Ne çorbasını tek başına içebiliyor ne çorabını giyebiliyor.

5-6 ay önce katarak ameliyatı geçiren Karakoç’un bir kulağı da hiç duymuyor. Diğer kulağında ise işitme cihazı var. Rahatsızlıkları nedeniyle geceleri uyuyamayan Karakoç’un Parkinson nedeniyle 3 ilaç kullanıyor.

Kooperatif müdürlüğünden emekli olduktan sonra Afyon’da kapatılan derneklerde çalışan Karakoç’un, tanık ifadelerine dayanılarak gözaltına alındığı öğrenildi.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

20 aydır hücrede tutulan büro elemanı Akif Sarı felç geçirdi

İzmir Kırıklar 2 Nolu F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan hasta mahpus Akif Sarı yüz felci geçirdi. Hücrede kaldığı için halüsinasyon gören Sarı, şu anda sağ gözünü açamıyor, dilinin sağ tarafını ve parmaklarını hissetmiyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

19 Ocak 2020’den beri hücrede tutulan 46 yaşındaki Akif Sarı hapiste yüz felci geçirdi. Sol gözünü açamayan, dilinin sağ tarafını hissetmeyen, sağ kolunda ve parmaklarında hissizlik oluşan Sarı, dün İzmir Yeşilyurt Devlet Hastanesi’ne götürüldü. Açlık şekeri 265’e çıkan Sarı’ya cezaevi psikoloğu da sakinleştirici ilaç verdi.

“AĞZI SOLA DOĞRU YAMUKTU”

Geçen hafta perşembe günü kapalı görüşe gittiğinde eşinin ağzının yamuk olduğunu fark eden Melike Sarı, “Ne olduğunu sordum. Bana söylemek istemedi. Dilini ısırdığını söyledi. Psikolojisi de çok iyi değildi. Cumartesi telefon görüşünde ‘Söyleyeceklerimi not al. İki gözümü kapattığımda solu açabiliyorum, sağı açamıyorum. İki kaşımı kaldırdığımda sağ kaş kalkmıyor. Dilimin sağ tarafını hissetmiyorum. Sağ kolumda da parmaklarıma doğru hissizlik var. Bunları araştır.’ dedi.” diye konuştu.

“FİZİKSEL VE PSİKOLOJİK SAĞLIĞI İYİ DEĞİL”

Eşinin anlattıkları karşısında çok endişelendiğini belirten Melike Sarı, “Hemen cezaevini aradım. Eşimin acilen hastaneye kaldırılması gerektiğini söyledim. ‘Kendisinin talep etmesi lazım’ dediler. Dün Yeşilyurt’a götürmüşler. Doktor yüz felci geçirdiğini söylemiş. Kortizon verilmiş, tomografi çekilmiş, çok şükür beyninde bir şey çıkmamış ama açlık şekeri 265. Normal bir insanınki 100. Bu sabah tekrar bakmışlar. 215 çıkmış, yine çok yüksek. Cezaevi doktoru da sakinleştirici vermiş. Sağlığı iyi değil. Açıkçası çok endişeliyiz.” ifadelerini kullandı.

20 aydır hücrede kaldığı için eşinin hem fiziksel hem psikolojik sağlığının ciddi anlamda bozulduğunu, halisülasyonlar görmeye başladığını aktaran Melike Sarı, avukatının bugün cezaevi savcısına dilekçe vereceğini de sözlerine ekledi.

HÜCRELER “TEK KİŞİLİK ODA” ADI VERİLEREK MEŞRULAŞTIRILDI

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 19 Ocak 2020’de İzmir’de tutuklanıp Kırıklar 2 Nolu F Tipi Cezaevine konulan Akif Sarı o günden beri hücrede kalıyor. Kanunlara göre bir insanın 20 günden fazla hücrede tutulması yasak. Ancak koğuşlardan dönüştürülen hücrelere “tek kişilik oda” ismi verilerek “hücre” olmaktan çıkarılıp meşru bir yer haline getiriliyor. Melike Sarı, eşinin hücreden çıkarılması için Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezine (CİMER) ve cezaevi yetkililerine defalarca başvurmasına rağmen bir sonuç alamadı.

NEDEN TUTUKLU?

İzmir’de kapatılan derneklerde büro elemanı olarak görev yapan Akif Sarı, içeriği olmayan Bylock programını kullandığı, 82 yaşındaki Alzheimer hastası tutuklu Yusuf Bekmezci’ye yardım ettiği iddiasıyla ve tanık ifadelerine dayanılarak tutuklandı. Kasım 2020’de 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Melike Sarı’nın aktardığına göre tanıklardan biri eşi hakkında “Sesi güzeldi, bize Kuran okuyordu, cuma namazlarını kıldırıyordu” şeklinde ifade verdi.

417 gündür hücrede: Eşim halüsinasyon görüyor, akıl sağlığı bozulacak diye çok korkuyorum

Okumaya devam et

Popular

Shares