Connect with us

Analiz

Mavi Vatan kavramı nedir, nereden ithal edilmiştir?

Mavi Vatan kavramı 15 Temmuz sonrası Türk dış politikasına yön veren temel kavram oldu. Bu kavramın nereden ve nasıl ithal edildiğini anlamak, Türkiye’nin bugününü anlamamızı da sağlıyor.

FATİH YURTSEVER
BOLD ANALİZ

Bugünlerde “Mavi Vatan” kavramı kamuoyunda çokça tartışılıyor. Fikir babası olarak daha önce Balyoz Davasında yargılanan, politik olarak kendisini “Atlantikçi” cephenin karşısında konumlandıran Cem Gürdeniz ve arkadaşları. “Mavi Vatan” kavramı, 15 Temmuz sonrasında Türk dış politikasına yön vermek için devamlı gündemde tutulmaya çalışılan kavramlardan biri. Hal böyle olunca, bugünlerde çokça konuşulan ve “milli” olduğu iddia edilen “Mavi Vatan” kavramı çok yönlü bir analizi hak ediyor.

Mavi Vatan kavramı bugün kamuoyunda tartışıldığı şekliyle ilk defa emekli amiral Cem Gürdeniz tarafından gündeme getirildi. Cem Gürdeniz daha önce yazdığı kitaplarda, katıldığı televizyon programlarında ve köşe yazılarında, kendisi başta olmak üzere, bazı deniz kuvvetleri mensuplarının hapse atılmasının arkasında “Mavi Vatan” politikasının hayata geçirilmesinden rahatsız olan Atlantikçi cephe ve onların Türkiye’deki uzantıları olduğunu ifade etti. Peki gerçekten Türkiye’nin tüm hariciye hafızasını sıfırlayan, 50 yıllık Ege politikasını hiçe sayan ve tezlerimizi tehlikeye atan, Doğu Akdeniz’de kurtuluş reçetesi olarak lanse edilen Mavi Vatan kavramı neleri içeriyor, bu kavram ilk defa kim tarafından kullanıldı?

Kamuoyu Mavi Vatan’ı başlangıçta üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde, denizlerin öneminin vurgulanması, Türkiye’nin denizcileşmesi amacıyla gündeme getirilmiş bir kavram olarak algılandı. Cem Gürdeniz’e göre “Mavi Vatan, tam anlamıyla, 26-45 Doğu boylamları ve 36-42 Kuzey enlemleri arasındaki ana vatan üzerindeki stratejik egemenliğimizin denizlerdeki uzantısıdır. Mavi Vatan, 25-45 Doğu boylamları ve 33-43 Kuzey enlemleri arasında kalan tuzlu su kitlesi üzerindeki yetki ve ilgi alanlarımızın adıdır.” Bu tanımlamadan da anlaşılacağı üzere Mavi Vatan Türkiye’ye çevre denizlerimizde kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) üzerinde devletlere tanınan egemen haklarının ötesinde bir egemenlik tanıyor ve söz konusu su kütlesini Türkiye’nin vatan topraklarının devamı olarak kabul ediyor.

GERÇEK VATAN KAVRAMI EROZYONA UĞRATILIYOR

Oysa uluslararası hukuka göre; bir devlet sadece iç suları ve karasularında egemendir. Devletler Kıta Sahanlığı ve MEB’te çoğunluğu ekonomik amaçlar için düzenlenmiş egemen hakları kullanırlar. İlle de denizlerde bir yere vatan denilecekse, bu alan sadece iç suları ve karasularını kapsayabilir. Türkiye’nin çevre denizlerde hak ve menfaatlerini korumak için ilave bir kavram üretmeye de ihtiyacı yoktur. Uluslararası hukukun kendisine tanıdığı hakları kullanması ve bu noktada irade göstermesi yeterlidir. Üzerinde yabancı gemilerin askeri tatbikat yapabildiği bir su kütlesine vatan ismini vererek, gerçek vatan kavramını erozyona uğratmaya veya olmayan bir kutsallık üzerinden halkın duygularına oynamaya da gerek yoktur. O zaman neden bu kavram gündeme geldi?

Bunun için kendisini Atlantikçi cephenin karşısında konumlandıran Cem Gürdeniz ile yeni küresel güç olarak tanımladığı Çin arasındaki etkileşimi bilmek gerekiyor. Cem Gürdeniz Mavi Vatan kavramının aslında fikir babası değil, onu Çin’den ithal eden kişidir.

“BLUE NATIONAL SOİL” KAVRAMINDAN TÜRETİLDİ

Çin, Doğu ve Güney Çin denizinin tamamını kendi egemenlik alanı olarak görüyor ve bu denizleri egemenliği altına almak için “Blue National Soil” olarak adlandırdığı bir strateji izliyor. Bu sahalarda karasuları rejimini uygulamaya çalışıyor. Açık deniz alanlarını ve üzerindeki hava sahasını üçüncü ülkelerin kullanımına kapatmaya çabalıyor. İlk kez 2010 yılında yayımlanan “The State Oceanic Administration (SOA)” raporunda ortaya konulan bu stratejiye göre Çin, bu deniz alanlarını “Mavi Toprak” olarak tanımlıyor.

Çin’in söz konusu girişimleri bölge ülkelerini rahatsız ediyor. Nitekim Filipinler, haklarının gasp edildiğini iddia ederek konuyu uluslararası yargıya taşıdı. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konvansiyonu Ek VII kapsamında kurulan bir tahkim mahkemesi, Çin’in, iddialarının yasal bir dayanağı olmadığına karar verdi.

MAVİ VATAN NEYİN ÜZERİNİ ÖRTÜYOR? NEYE HİZMET EDİYOR?

Türkiye bu günlerde; Çin tarafından yayılmacı emeller doğrultusunda üretilen bir kavramı, milli bir kavrammış gibi sahiplenerek tüm Doğu Akdeniz politikasını bu kavram doğrultusunda kurgulamanın bedelini ödüyor. Mavi Vatan kavramını şu anda en ateşli şekilde savunan amirallerin görevde olduğu dönemde, Mısır ve Güney Kıbrıs arasında imzalanan anlaşmanın engellenememesi, Mısır ve İsrail ile ilişkilerin iç siyasi saiklerle bozulması karşısında sessiz kalınması,Türkiye’nin şu anda Doğu Akdeniz’de yaşadığı yalnızlığın en büyük nedenleri olarak kabul edilebilir.

Libya ile yapılan MEB Sınırlandırma Anlaşması’nın ise; MAVİ VATAN’ın başarısı olarak gösterilmesi tam bir garabet. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerini, sahip olunan onca haklı argümana rağmen, geleceği şüpheli bir hükümet ile yapılan 18,6 millik iki noktayı belirleyen bir anlaşmaya dayandırmak, amaç ancak başka şeyleri perdelemek ise mümkün. Bu konuya bir önceki yazıda değinildiği için burada tekrar etmeyeceğim.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de izlediği yanlış politikalar sonucunda içerisine düştüğü durumu milletten gizlemek ve tartışma kanallarını kapamak için Mavi Vatan kullanışlı bir söylem olsa da, Türkiye’nin hak ve menfaatlerine hizmet etmediği ortadadır. Türkiye’nin geleceğini Asya’da, Çin ile ittifakta gören, başını Cem Gürdeniz’in çektiği grup, Çin’in denizlere yönelik politikalarının Doğu Akdeniz’de vücut bulmuş hali olan MAVİ VATAN kavramını devamlı gündemde tutarak siyasi güç devşirmeye çalışıyor. Geçmişte Osmanlıyı Almanya’nın peşine takarak Birinci Dünya Savaşı’na sokan ittihatçı zihniyetin devamı olan bu grup, aynı felsefe ile Çin’den ithal ettikleri MAVİ VATAN kavramı ile Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de yalnızlığa mahkum ediyor.

Türkiye Çin’den ithal yayılmacı bir kavramı kullanarak da uluslararası arenada kendi haklılığına gölge düşürüyor ve komşu ülkelerin haklarını hiçe sayan, denizlerin serbestçe kullanımına karşı çıkan bir ülke konumuna düşüyor. Türkiye’nin şu anda yayılmacı ve gayri hukuki “Mavi Toprak” kavramından türetilmiş ithal “Mavi Vatan” kavramına değil, milli diplomasi ile örgülenmiş gücünü uluslararası hukuktan alan hak ve menfaatler etrafında örgülenmiş milli politikalara ihtiyacı var.

Kürtçe müzik dinlediği için öldürüldü

Analiz

Nebati ne dediyse tersi çıkıyor: Dolar 6 ay öncesine döndü

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati dolar 13,70 lira seviyesindeyken Londra’ya gitti. Yabancı yatırımcılara “Dolar artık buradan daha yukarı gitmez” dedi. Son haftalarda yükselişe geçen dolar, kur korumalı TL mevduat sisteminin açıklandığı 20 Aralık’tan bu yana ilk kez 15.66 liranın üzerini gördü.

BOLD ANALİZ – Geçen haftayı 15.48 liradan kapatan dolar mart ayında cari açığın beklentileri aşmasıyla 15.66 liranın üzerini gördü. Dolarda yeni hedef 15.80 ve 16 lira olarak belirlendi.

DOLAR TÜM DÜNYADA GÜÇLENİYOR

ABD’de nisan ayı enflasyonunun yıllık yüzde 8.3 ile yüzde 8.1’lik beklentiyi aşmasıyla dolarda küresel olarak güçlenme yaşanmıştı. Yükselen enflasyonun ABD Merkez Bankası FED’i daha sert sıkılaşma adımları atmaya zorlayacağına yönelik tahminlerin ağılık kazanmasıyla ABD tahvil getirilerinde yükseliş yaşandı. Doların ana para birimleri karşısındaki performansını gösteren dolar endeksi ise geçen hafta 20 yılın zirvesini gördü. Bu gelişmelerle dolar 15.45 lirayı aşmıştı.

TÜRK LİRASI İKİ HAFTADA YÜZDE 4,5 ERİDİ

Dolar yeni haftaya ise 15.50 liradan başladı. Mart ayında cari açığın beklentileri aşmasıyla 15.53 liranın üzerini gördü. TCMB verilerine göre mart ayında cari açık geçen yılın aynı ayına göre yüzde 67 yükselerek 5.5 milyar dolara çıktı. TL bugün dolar karşısında yüzde 0.4 değer kaybederken hareketin başladığı son iki hafta itibarıyla TL’nin değer kaybı yüzde 4.5’e ulaşmış oldu.

TARİHİ ZİRVE 18.41 LİRA

Son gelişmelerle beraber dolar kur korumalı TL mevduat sisteminin ilk olarak açıklandığı 20 Aralık’tan bu yana ilk kez 15.50 lirayı aştı. 17 Aralık Cuma günü dolar 18.41 lirayla tarihi zirvesini görmüştü. Ardından 20 Aralık’ta KKM açıklaması sonrası dolarda düşüş yaşandı. 24 Aralık’ta KKM resmen devreye alınırken dolar da 10.63 liraya geriledi. Ancak sonra yeniden yükselişe geçerek 13,70 seviyesine çıktı. Nisan ayına kadar 14 duvarını yıkamayan dolar önce 14 lirayı sonra 15 lirayı aştı.

DOLAR KURU AKP’NİN KONTROLÜNDEN ÇIKTI MI?

Dolarda yükseliş devam ederken Merkez Bankası’nın eli kolu bağlı durumda. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kontrolündeki TCBM, doları frenlemek için sadece rezerv satışı yapabiliyor. Faiz artışı enstrümanını ise kullanamıyor.  2021 yılı Eylül ayından Aralık ayına kadar 500 baz puan faiz indirerek politika faizini yüzde 14’e indiren TCMB Para Politikası Kurulu son 4 toplantıda faizi sabit bıraktı. Kuru kontrol eden AKP Hükumeti, son iki haftadır yükselişi seyrediyor. Reuters geçen hafta, AKP’nin doları 15.50 liraya kadar kontrollü yükselteceğine yönelik analiz yayımladı.

Erdoğan’ın yeni ekonomi modeli denemelerinin bedeli ağır oldu. Türkiye’de nisan ayında yıllık enflasyon yüzde 69.97’ye yükseldi. Halkın enflasyonunu ölçen ENAG’a göre ise enflasyon yüzde 150’yi aştı.

Ümit Özdağ Soylu’ya sordu: 15 Temmuz’da yarım kalan neydi?

Okumaya Devam Et

Analiz

Niinistö’nün kafası karışık Türklerin net: Erdoğan’ın “U” dönüşüne herkes hazır

Dış politikadaki hayrete düşüren “U” dönüşlerine bir yenisi daha mı geliyor. Erdoğan, ABD başta olmak üzere NATO üyesi ülkelerin desteklediği iki yeni üyelik başvurusuna olumlu bakmadığını açıkladı. Erdoğan’ın vetosunu gündem olduğu sosyal medyada, kullanıcılar yeni “U” dönüşünün tarihi ve nedenini tartıştı.

BOLD – AKP iktidarının dış politikadaki “U” dönüşlerini vatandaş hayretle izliyor. Önce Rusya daha sonra da sırasıyla darbeci Mısır, katil İsrail, 15 Temmuz’un finansörü Birleşik Arap Emirlikleri ve Cemal Kaşıkçı cinayeti faili Suudi Arabistan.

Bu yakıştırmaların sahibi AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, suçladığı ülkeler karşısında tek tek geri atım attı.

NATO’NUN ERDOĞAN İLE İMTİHANI

İkinci Dünya Savaşı sırasında “askeri tarafsızlık” ilan eden Finlandiya, Rusya-Ukrayna savaşının ardından tarihi bir karar aldı.

Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasının ardından NATO’ya üyelik mesajı veren Finlandiya, süreci resmen başlatacağı açıklaması yaptı. Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö, “NATO üyeliği için resmen başvuracağız” dedi.

Türkiye dışında, NATO üyelerinin tamamı başvuru konusunda net.

ABD Başkanı Joe Biden, İsveç Başbakanı Magdalena Andersson ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö ile yaptığı görüşmede söz konusu iki ülkenin NATO üyelik sürecine destek vereceğini bildirdi.

İktidar Sözcüsü İbrahim Kalın, üyelik konusunda 2 ülkeye kapıları kapatmadıklarını söylese de AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan İsveç ve Finlandiya’nın ittifaka katılmasını destekleyemeyeceğini açıkladı. Erdoğan, iki kuzey Avrupa ülkesinin birçok terör örgütüne ev sahipliği yaptığını söyledi.

KAFAM KARIŞTI

Erdoğan’ın Kendisine daha önce farklı konuştuğunu söyleyen Niinisto, “Açık olmak gerekirse biraz kafam karıştı çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaklaşık bir ay önce bir telefon görüşmesi gerçekleştirdim ve benden önce insiyatif aldı ve ‘NATO’ya başvuruyorsunuz ve biz bunu olumlu değerlendireceğiz’ dedi. Kendisine teşekkür ettim ve teşekkürün karşısında çok memnun oldu. Yani anlıyacağınız, kafam biraz karıştı. İki gün önce duyduklarımız farklıydı. Dün yeniden Türkiye’nin üyeliğimize açık olduğunu duyduk fakat hayıra dönüştü ya da olumsuza dönüştü diyelim. Sanırım şu anda net bir yanıta ihtiyacımız var. Erdoğan’la dile getirdiği problemlerle ilgili konuşmaya hazırım” dedi.

U DÖNÜŞÜ NE ZAMAN

Öte yandan Erdoğan’ın çelişkili açıklamaları Türkiye’de de tartışma konusu. En çok merak edilen konu ise Erdoğan’ın veto konusunda ne zaman geri adım atacağı.

Erdoğan’ın Suudi Konsolosluğunun bahçesine gömdüğü itibar ve Nebati skeci

Okumaya Devam Et

Analiz

Biden’dan telefon bekleyen Erdoğan’dan NATO’da zikzaklı siyaset

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğiyle ilgili açıklaması Erdoğan’ın uluslararası alanda muhatap araması olarak yorumlanıyor. Finlandiya ve İsveç çıkışıyla Moskova ile içerideki ulusalcı ortaklarını şimdilik memnun eden Erdoğan, İbrahim Kalın üzerinden de ABD’ye ‘Pazarlığa açığım’ mesajı veriyor.

BERK YILDIRIM | BOLD ANALİZ

Ekonomik krizle boğuşan Türkiye adım adım seçim sath-ı mailine girerken, Tayyip Erdoğan bir taraftan içerideki yangını söndürmeye çalışıyor, diğer taraftan da koltuğunu korumak için uluslararası alanda muhatap arıyor. Bu bağlamda Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Mısır ve İsrail’le arayı düzeltmek için adımlar artan Erdoğan, Amerika ve Rusya arasında da denge siyaseti izliyor. İçerideki ulusalcı ortaklarını kızdırmaktan çekinen Erdoğan, ABD’den de vazgeçemiyor. İşte Erdoğan’ın Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine karşı çıkması da bu ikircikli politikanın sonucu. Cumhurbaşkanı, ‘Biz şu anda İsveç ve Finlandiya ile ilgili gelişmeleri takip ediyoruz ama olumlu bir düşünce içerisinde değiliz’ derken, Reuters’a konuşan sözcüsü İbrahim Kalın ise ‘Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya katılması konusunda kapıyı kapatmadı’ ifadelerini kullandı. Türkiye’nin eski ABD Büyükelçisi Namık Tan da Erdoğan’ın amacını şöyle özetledi: ‘Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyelik başvurularına olumsuz yaklaştığımıza dair ifadelerin, aslında Biden’a yönelik ‘Beni muhatap al, en azından bir telefon et’ mesajı olduğunu düşünüyorum’.

NATO GENİŞLEMENİN ARİFESİNDE

Rusya’nın Ukrayna işgali sonrası adeta yeni bir dünya kuruluyor. Moskova’ya, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana eşi benzeri görülmemiş yaptırımlar uygulanırken, NATO da İskandinavya’ya doğru genişlemenin arifesinde. Rusya ile bin 300 kilometrelik sınır paylaşan Finlandiya’nın Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö, ülkesinin ‘gecikme olmaksızın’ NATO’ya üye olmak için başvuruda bulunacağını söyledi. İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde, Finlandiya’nın NATO üyeliğine başvuru kararı almasından sonra İsveç’in hareketsiz kalmasının mümkün olmadığını kaydetti. Rusya daha önce iki ülkeyi de NATO’ya katılmamaya çağırmış, Finlandiya ve İsveç’in ittifaka girmelerinin askerî ve siyasî sonuçları doğuracağı tehdidinde bulunmuştu. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ise askerî açıdan tarafsız statüde olan Finlandiya ve İsveç’in hızlı bir şekilde ittifaka dahil olmalarına sıcak baktıklarının işaretini vermişti.

ERDOĞAN’IN İNMEK İÇİN GÜVENLİ LİMAN ARIYOR

İttifaka katılma süreci Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 10. maddesiyle düzenleniyor. NATO’da kararlar 30 üyenin oybirliğiyle alınıyor. Yani Türkiye’nin veto etmesi durumunda Finlandiya ve İsveç’in ittifakın parçası olması mümkün değil. ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi NATO’nun önde gelen üyeleri İskandinav ülkelerinin ittifaka katılımını destekliyor. Doğalgazdan nükleer enerjiye, hava savunma sistemlerinden ticarete kadar birçok konuda Türkiye’yi Rusya bağımlı hale getiren Erdoğan, Moskova’yla bağlarını koparmak istiyor. Rusya etkisinde faaliyet gösteren, 17-25 Aralık operasyonlarından bu yana AKP’ye büyük destek veren Aydınlık ve Oda TV gibi yayın organları, Erdoğan’ı NATO konusunda sert mesajlarla uyarıyor. Finlandiya ve İsveç çıkışıyla Moskova ile içerideki ulusalcı ortaklarını şimdilik memnun eden Erdoğan, İbrahim Kalın üzerinden de ABD’ye ‘Pazarlığa açığım’ mesajı veriyor. Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in tabiriyle, siyasî yolculuğunu ulusalcıların gemisinde sürdüren Erdoğan, inmek için güvenli bir liman arıyor. Erdoğan’ın tercihi, ülkenin de kaderini belirleyecek.

NATO NASIL GENİŞLEDİ?

İttifakın kurulmasının hemen ardından 1952 yılında Yunanistan ve Türkiye, 1954’te Batı Almanya NATO’ üyesi oldu. 1982’de İspanya birliğe katılırken, Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından 1990’da iki Almanya birleşerek NATO’nun parçası oldu. Soğuk savaşın sona ermesinin ardından, NATO ve eski Sovyet ülkeleri arasında güven oluşturmayı amaçlayan “Barış için Ortaklık” programına 1994’te Rusya da alındı. Ancak 1999’da Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya’nın ittifaka girmesiyle, NATO-Rusya gerilimi yeniden tırmandı. 2004’teki dev genişleme dalgası Moskova için tam bir şok oldu. Bu yıl içerisinde Bulgaristan, Estonya, Litvanya, Letonya, Romanya, Slovakya ve Slovenya birliğe kabul edildi. 2009’da Arnavutluk ve Hırvatistan, 2017’de Karadağ ve 2020’de Kuzey Makedonya’nın dahil olmasıyla ittifakın üye sayısı 30’a ulaştı. Halihazırda Gürcistan, Ukrayna, Bosna-Hersek, İsveç ve Finlandiya ittifaka girmek isteyen ülkeler olarak dikkat çekiyor.

Finlandiya, NATO üyeliği için başvuruda bulunacağını duyurdu

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar