Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Tutuklu yönetmen Terzioğlu yürüyemiyor, konuşamıyor ve kafasını tutamıyor

“Onu görünce şok oldum” diyen Esra Terzioğlu eşinin son durumunu anlattı: “Tekerlekli sandalyedeydi, karşımda gözlerini açamıyor, konuşamıyordu. Acilen hastaneye sevk edilmeli.”

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 21 aydır Silivri 7 Nolu L Tipi Cezaevinde bulunan yönetmen Fatih Terzioğlu’nun sağlık durumu gün geçtikçe kötüleşiyor. Eşi Esra Terzioğlu, bir aydır sürekli kusan eşinin son halini görünce çok kötü olduğunu söyledi. Terzioğlu, “Berbat bir haldeydi. Dehşet derecede çok kilo vermişti. Konuşamıyordu. Benimle konuşurken gözleri kapanıyordu.” dedi.

15 dua mesajı gerekçe gösterilerek tutuklanan ve 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Fatih Terzioğlu, Ramazan Bayramı’ndan sonra hastalandı ve sürekli kusmaya başladı. Bir ay içinde iki kez cezaevi kampüsü içindeki hastaneye götürülen Terzioğlu serum verildikten sonra tekrar hapse gönderildi. Kanındaki iltihap oranı bir haftada 19’dan 38’e çıkan Terzioğlu’na henüz bir teşhis konulmadı. Ailesinin dışarıda tam teşekküllü bir hastaneye götürülmesi taleplerine cevap verilmedi. Cezaevi hastanesine götürüldüğü için de şu anda tek başına karantinada. Sürekli kustuğu için ilaç içemiyor. Zayıflıktan dişleri dışarıya çıkmış durumda.

“DOĞRU DÜZGÜN MÜDAHALE YAPILMIYOR”

Hastalandığını öğrendikten sonra eşini ilk kez 22 Haziran 2020’da, kapalı görüşte gören Esra Terzioğlu, karşılaştığı manzara karşısında şok olduğunu, eşini tanıyamadığını söyledi. Video mesaj yayınlayarak sesini duyurmaya çalışan Terzioğlu, eşinin halini anlatırken gözyaşlarını tutamadı:

“Dün görüşe gittim. Berbat bir haldeydi. Dehşet derecede çok kilo vermişti. Camın önüne kafasını dayadı. Benimle konuşurken gözleri kapanıyordu. Cama tıkladım, ‘Fatih kendini bırakma, beni dinle’ dedim. Onu mutlu edecek şeyler anlatıyorum, gülemiyor. Konuşamıyor, kendini ifade edemiyor, işaretle bir şeyler gösteriyor. Sadece herkesin ona dua ettiğini, neler yaptığını duyunca ağladı ağladı, gözlerinden ip gibi yaş akıyor.”

“MR ÇEKİLMEDİ, KORONA TESTİ YAPILMADI”

Cezaevi yönetiminin kendisine verdiği bilgilerin doğru olmadığını da belirten Terzioğlu şöyle devam etti: “Çünkü e-Nabız’dan ne yapılıp ne yapılmadığını görüyorum. Eşime de sordum yapılmamış, MR’ı çekildi diyorlar, çekilmemiş. Korona testi negatif çıktı diyorlar, test yapılmamış. Dünden beri bir şey yapmaya çalışıyoruz. Ama ben sesimi daha fazla duyurmak istiyorum.”

ACİLEN HASTANEYE SEVK EDİLMELİ

Eşinin hastalığına henüz teşhis bile konulmadığını anlatan Esra Terzioğlu, bir an önce tam teşekküllü bir hastaneye sevkedilerek teşhis ardından da tedavinin başlatılması çağrısı yaptı.

Cezası Yargıtay tarafından onaylanan Fatih Terzioğlu (40), en son STV’de yayınlanan Sungurlar dizisinin ikinci yönetmeni olarak çalışıyordu.

Hasta haliyle 23 ay daha cezaevinde yaşamak zorunda olan Fatih Terzioğlu’nun biri 11, biri 5 yaşında iki çocuğu var.

“Eşimin durumu hapiste daha kötüye gidiyor, hala teşhis yok, tedavi başlamadı”

BOLD ÖZEL

15 Temmuz Toplama Kampı: Kurbanlardan biri ilk kez konuşuyor

Ankara TEM’in “toplama kampı” olarak kullandığı spor salonunda işkenceden geçirilen bir mağdur ilk kez konuşuyor. Erhan Doğan’ın yaşadıkları ve şahitlikleri..

CEVHERİ GÜVEN
BOLD ÖZEL- Tarih öğretmeni Erhan Doğan, 15 Temmuz’dan 9 gün sonra gözaltına alınarak Ankara Terörle Mücadele Şubesinin gözaltı merkezi olarak kullandığı Ankara Emniyetine bitişik spor salonuna götürüldü. Ankara Tabip Odasının raporunda “Toplama Kampı” olarak nitelenen binada yaşananlar henüz aydınlanmadı. İlk kez bir kurban orada yaşadığı işkenceleri ve şahit olduklarını anlattı.

15 TEMMUZ TOPLAMA KAMPI

15 Temmuz’dan sonra Türkiye’de işkence yaygın ve sistematik bir hale geldi. Ankara’da iki merkez özellikle işkencenin merkezi olarak biliniyor. Ankara Emniyeti’ne bitişik spor salonu ve Beştepe’deki Atlı Spor Kulübü.

15 Temmuz’un hemen ardından başta Akın Öztürk olmak üzere ilk gözaltına alınan askerler bu spor salonuna götürüldü. Ankara Terörle Mücadele Şubesi’nin gözaltı merkezi olarak kullandığı spor salonu, Ankara Tabip Odası’nın raporunda “toplama kampı” olarak nitelendi.

Spor salonunda yaşanan işkencelerin bir kısmı güçlükle mahkeme tutanaklarına geçirildi. Temmuz 2016’da ilk asker kafilesinin ardından siviller de o salona götürüldü. Salonda işkence görenlerden biri ilk kez açık kimliğiyle yaşadıklarını ve şahitliklerini anlattı.

CEMAAT DERSHANESİNDE TARİH ÖĞRETMENİ

Gülen Cemaatine bağlı Maltepe Dershanesinde tarih öğretmeni olarak çalışan Erhan Doğan, dershane krizinin ardından bir yıl süren işsizlikten sonra arkadaşlarıyla beraber bir etüt merkezi işletmeye başladı.

24 Temmuz 2016 günü akşam saatlerinde evine giderken, iş yerine polislerin geldiği bilgisi üzerine geri döndü ve etüd merkezinde darp edilerek gözaltına alındı. Ders verdiği sınıfta darp edilerek geçirdiği gecenin ardından ertesi sabah Ankara Emniyeti Terörle Mücadele Şubesi’nin gözaltı merkezi olarak kullandığı Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne bitişik spor salonuna götürüldü.

HERKES TURUNCU GİYMİŞTİ

Erhan Doğan gördüklerini anlatıyor:

“Öğretmen arkadaşlarımla TEM şubeye sokulunca ilerideki bir amir ‘polisler ayrılsın’ dedi. Polisler kenara çekilince bize tekme tokat daldılar. Dersanenin müdürü sordular. ‘Benim’ deyince beni ayırıp karanlık bir koridora götürdüler. Darp devam etti. Hoşgeldin dayağıymış o, daha devamının geleceğini söylediler. Sonra spor salonuna götürdüler beni. Kapalı büyük bir spor salonu. Spor salonunda herkese turuncu tişört giydirmişlerdi. Elleri arkadan kelepçeli yüzleri duvara dönük, sıra sıra insanlar. O manzarayı görünce aklıma doğrudan Guantanamo geldi. Duvarların insan boyuna kadar olan kısmında kan izleri vardı. Sonradan bizden önce işkence yaptıkları askerlerin kan izleri olduğunu öğrendim. 15 Temmuz’da aldıkları askerlerin kanları.”

İSMİ OKUNAN DEHŞETE DÜŞÜYORDU

“Sonra bana da turuncu kıyafet giydirdiler. Ellerimiz arkadan kelepçeliydi. İsmi okunan dehşete kapılıyordu. İsmini okudukları kişiyi bölmeli olan kısma götürüyorlardı. Orada işkence vardı. İlk akşam götürdüler beni. Sakallı sivil, acayip tipli polisler. Kaba dayak, saçımdan tutup duvara vuruyorlardı kafamı, iç çamaşırları kalana kadar soyup suyla ıslattıktan sonra coplama gibi. Ama asıl korktuğumuz ekip gece gelenlerdi. Gece 11-12 gibi gelip sabah 04’te giden bir ekip vardı. Onların yaptığı işkenceler dayanılacak gibi değildi. Beni 2,5 saat kadar Filistin Askısına astılar. Yere indirdiklerinde bütün kemiklerimin kırıldığını zannettim. Yürüyemiyordum.

Sorgu sırasında karşındaki polisle konuşmaya dalmışken aniden şiddetle darp ediyorlardı. Özellikle baldırlara ve kasık kısımlarına. Bir keresinde soruya cevap verirken yandan diz kapağıma şiddetli darbe aldım. Tüm vücudum acıdan sarsıldı. Çat diye bir ses duydum. Çapraz bağlarımın koptuğunu tahliye olduktan sonra doktora gidince öğrendim. Üç dişim, gözlüğüm kırıldı işkencede.”

KADINLARIN ÇIĞLIKLARI

“İşkenceden gelince diz üstü nizami oturamıyorduk. Sağa sola devriliyorduk. Polisler tekmeleyip düzgün otur diyorlardı. Uyutmamıza izin verilmiyordu. Gece polisler spor salonunda basketbol oynayıp gürültü çıkartıp bizi uyutmuyordu. Yana devrilen dayak yiyordu. Zaman kavramını kaybetmiştik ama sanırım 28 Temmuz gece 23 sıralarında olmalı benim ismim okundu. Bölmeli kısıma götürüldüm. Bölmeler açıktı. Polisler beni darp etmeye başlamışken, bulunduğum odanın önünden 3 tane başörtülü genç kızın götürüldüğünü gördüm. 20-25 yaşlarında olmalı. Yan odaya geçirildiler. Onlara da işkence başladı. Kızlar çığlık çığlığa bağırıyorlardı. O an bana da işkence yapılıyordu ama kendime yapılan işkenceyi unutmuştum. Kızlara ağır küfürlerle tecavüz edeceklerini söylüyorlardı. Yalvarıyorlardı ‘yapma, tecavüz etme’ diye. Sonraki seslerden, kızların tepkilerinden, ağlamalarından tecavüz edildiğini anladım. 45 dakika kadar sürdü. O kızların çığlıklarını hiç unutamam.

Bana işkence yapan polisler istediklerini söylemezsem benim kızımı ve karımı getirip onlara da tecavüz etmekle tehdit ettiler. O gece gördüğüm işkenceler artık umurumda değildi. 45 dakika kadar sürdü bu. Sonra beni götürdüler ama yan odadaki kadınlara işkence devam ediyordu. Ben onların ağlamaları, çığlıkları ve tepkilerinden tecavüz edildiğine eminim.

Bu sırada yanımdaki polislerin tepkileri çok normaldi. Tepkileri çok sıradandı, alışık, normal birşeymiş gibi.

Sonra beni götürdüler spor salonuna. Ertesi gün sabah oldu. Ben dedim bundan kurtulmam lazım. İntihar etmeyi düşündüm. Sonra sadece tuvalete götürürken kelepçeleri açıyorlardı. Tuvalette bunu yapabilir miyim diye gittim. Tabi intihar etmenin hükmünün inancım açısından ne olduğunu biliyorum o yüzden ilk gittiğimde vazgeçtim sonra geldim birkaç saat sonra bir daha izin istedim. Bir daha gittim. Yine inancımla intihar arasında gidip geldim. İnce bir çizgi. Sonra dedim yarabbim sen görüyorsun ne olur bana hayırlı bir kapı aç. Vazgeçtim geldim spor salonuna bir iki saat sonra isimleri okudular mahkemeye sevk olacaksın dediler. Onu duyuca tutuklanıp cezaevine gitmek ödül gibi oldu.”

DÖRT KİŞİ DOĞRULADI

Erhan Doğan’ın spor salonunda gözaltındaki kadınlara tecavüz edildiğine ilişkin şahitliği üzerine konuyla ilgili yaptığımız araştırmada, aynı tarihlerde sözkonusu spor salonunda gözaltında kalan farklı kişilere ulaştık. Farklı mesleklerden dört kişi, işkence gören kadın çığlıklarının spor salonunda açıkça duyulduğunu, bunun gözaltındaki herkesi dehşete düşürdüğünü belirtti.

Şahitlerden üçü; çığlıkları, kadınların bağırışlarını ve tepkilerini, tecavüz edildiği şeklinde yorumladı. Dördüncü şahit ise mesleği gereği konuya daha vakıf olduğunu, kadınlara cisimle tecavüz edildiğine kanaat getirdiğini belirtti. Şahitler sözkonusu polisleri teşhis edebileceklerini belirttiler.

İSİM VER BIRAKALIM

Erhan Doğan, spor salonunda yaşanan işkecelerin tamamına salonda adli kontrol için görevlendirilmiş kadın doktorun şahit olduğunu ancak hiçbirşeyi raporuna geçirmediğini belirtti:

“Spor salonunun girişinde bir oda vardı. Odanın arka tarafında üç metre mesafede bir masada kadın bir doktor oturuyordu. Bizi kapıdan içeri sokuyorlardı, doktor yanımıza gelmiyordu. Beni adli muayene için kapıdan soktular. Doktor ‘birşeyin var mı’ diye sordu. Yüzüm gözüm kan içinde, işkence yapıldığı belli. Gayri ihtiyari ‘görmüyor musun’ dedim. Polisler ‘doktor hanım tekrar geleceğiz’ diyerek beni odadan çıkardılar. Tekrar dövdüler. ‘Sen konuşmayacaksın biz konuşacağız’ dediler. Odaya döndük. Doktor ‘birşeyin var mı’ diye yine sordu. Yanımdaki polis ‘sapasağam’ dedi. Salona geri döndüm. Kadın doktor salondaki herkese yapılan işkenceyi gördü rapor etmedi.”

HAKİME ANLATAMADIM

Mahkemeye sevkedildiğinde kendisine işkence yapan polislerin de yanlarında bulunduğunu belirten Erhan Doğan, bu nedenle hakime işkenceyi anlatamadığını, tekrar gözaltına alınmak korkusuyla bir an önce tutuklanıp cezaevine gitmek için duruşmada sessiz kaldığını belirtiyor.

HAKKIMI ARAYACAĞIM

İşkenceci polisleri teşhis edebileceğini ve kayıtlardan polislerin bulunabileceğinin altını çizen Erhan Doğan, hukuk önünde hesaplaşmak için herşeyi yapacağını anlatıyor.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

63 yaşındaki tutukluya mahkeme yolunda 16 saat kelepçeli eziyet

Hasta ve yaşlı tutuklu Fatma Yurt’a mahkeme yolunda eziyet edildi. Yurt, Manisa-İstanbul arasında 16 saat elleri kelepçeli yolculuk yapmak zorunda bırakıldı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Dört aydır Manisa Cezaevinde tutuklu olan Fatma Yurt, 10 Temmuz 2020’de İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmasına SEGBİS ile katılması son anda iptal edilince 8 saatlik yolu cezaevi aracı içinde elleri kelepçeli gitmek zorunda kaldı.

9 Temmuz sabahı erkenden Manisa’dan İstanbul’a götürülüp mahkemeden sonra geri getirilen Fatma Yurt, bir gün arayla yaptığı yolculuklar sırasında yaşadığı eziyeti bugün telefon görüşünde aile yakınlarına anlattı.

Tutuklanmadan önce İstanbul’daki evinde düşüp kolunu çatlatan, bel ve boyun fıtığı sorunları artan Fatma Yurt’un ailesi, “Belim, kolum zaten ağrıyordu, hepten ağrılarım arttı, çok rahatsız oldum, dedi. Herkesi SEGBİS ile alıyorlardı. Beni neden götürdüler diye çok üzgün, bayağı bir morali bozuktu. Sesi hiç değildi” dedi.

“SESİ ÇOK KÖTÜYDÜ, YIKILMIŞTI”

Dönüşte mecburen karantinaya alınan Yurt, hapiste özel işlerini koğuş arkadaşlarının yardımıyla görebiliyor. Aile yakını, “Çok üzdüler onu. Yıkılmış yani, beni de çok üzdü. Söylemezdi o böyle şeyleri ama artık söylemek zorunda kaldı. Hasta bir insan neden kaçacak. Çok yumuşak birisidir. İnsanlara çok kibar davranır. İlk geldiklerinde evine, memur beyler geldiler diye nazikçe karşıladı, itiraz etmez. Niye kaçsın? Ne yaptı ki! Zaten boyun ve bel fıtığı vardı. Evde düşmüştü. Bir de hapiste düştü.” diye konuştu.

MUKABELE OKUYAN BİR KADINDIM”

14 Mayıs 2020’de HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup gönderen Fatma Yurt, sağlık sorunlarını anlatarak yaşamından endişelendiğini söylemişti:

“Başbakan’ın açtığı bankaya hac paramı yatırdığım için 3 aydır cezaevindeyim, 63 yaşında mukabele okuyan bir kadındım. Burası hiç bana göre değil, düştüm kolumu kırdım, ilaçlarıma ulaşmada zorluk çekiyorum, Bylock nedir bilmem ama başıma bu geldi” demişti. 

İKİNCİ MAHKEME 30 EYLÜL’DE

Cemaat soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan Fatma Yurt, tanıkların “bize dini sohbet yapıyordu, mukabele okuyordu” ifadelerine dayanılarak tutuklandı. Fatma Yurt, 30 Eylül 2020’de görülecek ikinci mahkemesine de yine aynı şekilde götürülecek.

63 yaşındaki hasta tutuklu Fatma Yurt: Yaşamımdan endişeliyim

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Tedavisine son verilen Selman’ı tutuklu babasının arkadaşları yalnız bırakmadı

Beyin kanseri Selman Çalışkan’ın son durumunu Ege Üniversitesi konseyi değerlendirdi: “Yapılacak bir şey kalmadı. Kemoterapiyi kesiyoruz.”

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Bir yıldır beyin kanseriyle mücadele eden 6 yaşındaki Selman Çalışkan’ın geçen hafta son MR çekimleri kötü çıktı. Küba’dan getirilen ilaçlarla tedavi edilen Çalışkan kemoterapiye cevap vermedi. Ege Üniversitesi konseyi bugün Selman’ın raporlarını son kez değerlendirdi ve annesi Emine Çalışkan’a “Kemoterapiyi kesiyoruz. Artık yapılacak bir şey kalmadı.” dedi. Anne Çalışkan, “Tedaviyi bıraktık. Tepecik maceramız bugün son buldu. Artık evde kendi kendimize yolumuza devam edeceğiz” dedi.

“ANNE YASAKLAR DA KALKTI MI?”

Oğluna iyileştiği için tedavinin sona erdiğini söylediğini ifade eden Çalışkan, “Selman’a ‘annecim beynindeki mikroplar ölmüş, iyileşmişsin, artık ilaç almana gerek kalmamış, ayağındaki damar yolunu çıkaracaklar, buraya gelmeyeceğiz’ dedim. ‘Anne yasaklar da kalktı mı, her şeyi yiyebilecek miyim’ diye sordu. Kalktı kalktı, her şeyi yiyebileceksiniz dedim. Onun mutluluğunu yaşıyor şu an. Şıkır şıkır konuşuyor. Karpuz, salatalık, her meyve yasaktı.”

BABASININ ARKADAŞLARI HASTANEYE GELDİ

38 aydır Manisa E Tipi Cezaevinde tutuklu olan babası Rasim Çalışkan’ın arkadaşları Selman’ı ve annesini bu zor günlerinde yalnız bırakmadı ve hastane çıkışında İzmir Saat Kulesi meydanında fotoğraf çektirdi.

14 Temmuz 2020, İzmir Saat Kule Meydanı.

DİLEKÇELERİ REDDEDİLDİ

HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na 1 Mayıs 2020’de bir mektup yazan Rasim Çalışkan, çocuğunun hastalığından dolayı ceza infaz ertelemesi için Manisa 3. ve 4. Ağır Ceza Mahkemesine 4 kez dilekçe yazdığını ve hepsinin reddedildiğini söylemişti.

672 sayılı KHK ile ihraç edilen Rasim Çalışkan, Cemaat soruşturmaları kapsamında 17 Mayıs 2017’de tutuklandı. 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Çalışkan’ın dosyası Yargıtay tarafından onaylandı. En son Manisa Erkek İmam Hatip Lisesi görev yapan Çalışkan 17 yıllık öğretmendi.

6 yaşındaki kanser hastası Selman babasını göremeden ölüyor

İkinci Ahmet Burhan vakası: Baba tutuklu, çocuk beyin kanseri, anne yalnız ve çaresiz…

“Doğum günüm yaklaşıyor anne, babam ne zaman gelecek?”

 

Okumaya devam et

Popular