Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

İşkenceden çıktı ailesini botla özgürlüğe ulaştırdı

Afyon’daki işkencelere eşiyle birlikte maruz kalan gazeteci Murat Akkurt, hapisten çıkınca satın aldığı botla ailesini özgürlüğe kavuşturdu. Ölümüne bir süreçle…

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – İzmir ve Afyon’da 9 yıl gazetecilik yapan Murat Akkurt (Cihan Medya), 20 Haziran Dünya Mülteci Günü vesilesiyle sosyal medya hesabında yayınladığı videoda yaşadıklarını kısaca şöyle anlatmıştı:

“17 yıllık evliyim. Dört çocuk babasıyım. İzmir ve Afyon bölgesinde 9 yıl gazetecilik yaptım. Bir hafta eşim ve ben çeşitli işkencelere maruz kaldık. Bu işkenceler sonucunda kulak zarlarım zarar gördü ve yürüyemez hale gelmiştim. Afyon E Tipi Kapalı Cezaevine gönderildim. Cezaevi şartları daha ağırdı, orada ilaçlarım verilmedi, tedavilerim yapılmadı. Rahatsızlıklarım daha da ilerledi. 16 ay sonra ‘ölecek bu’ denilerek serbest bırakıldım. İşimi ailemi kaybettim ailemin de psikolojisi bozulmuştu. 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası verildi, hem eşime hem bana. Türkiye artık bize yaşama hakkı tanımıyordu, her şeyi göze alarak çıktık.”

AVUKAT, 5 AYLIK BEBEĞİ OLAN KADINI POLİSE TESLİM ETTİ

Murat Akkurt ve eşinin yaşadıkları çok daha fazlaydı. Murat Akkurt, 7 gün gözaltında kaldığı Afyon Emniyet Müdürlüğünde işkence gördü. Eşiyle ve 16 yaşındaki kızıyla tehdit edildi. Kafasına ve ayağına tekme atılarak darp edildi. Aldığı darbeler nedeniyle sağ kulağında işitme kaybı oluştu. Bacağında platin olduğu halde saatlerce ayakta bekletildi.

Songül Akkurt (37) ise polisle anlaşan avukatının ihanetine uğradı. Tuttuğu avukat, 5 aylık bebeği olan kadını “Size eşinizi gösterecekler” diye evinden alıp emniyete götürdü. Songül Akkurt kapıdan girip yüzü duvara dönük bekletilen eşini görünce yanına gitmek istedi. Kucağında oğlu Yusuf vardı. Polis “Hoop nereye gidiyorsun, tutuklusun” deyince şok oldu. Oğlunu bir arkadaşına teslim etmek zorunda kalan Songül Akkurt’a, 6 saat boyunca eşinin o hali izlettirildi. “İyi bak eşine bir daha 15 yıl sonra görüşeceksiniz” diyen bir polis, yaşadıklarına inanamayan kadınla dalga geçti.

İŞKENCE ŞEFİ TEOMAN YAMAN

Afyon Emniyet Müdürlüğü 15 Temmuz’dan sonra işkence merkezlerinden biri oldu. OHAL döneminde gözaltına alınan herkese Afyon TEM Şube Komiseri Teoman Yaman ve ekibinin işkence yaptığı biliniyor. Aile yakınlarıyla tehdit, copla tacizde bulunma, tırnak çekme, emniyet binasının dışında bir yere götürülerek darp edilme, kötü muamele, hakaret, saatlerce ayakta bekletme, elektrik verme gibi olaylar bizzat yaşayanların ve tanıkların anlatımıyla da kayıtlara geçti.

17 yıllık evli olan Akkurt çiftinin Ayşenur (16), Azranur (14), Muzaffer Said (6), Yusuf Enes (5) adlı 4 çocukları bulunuyor. Murat Akkurt, ailesiyle birlikte bir görüş gününde. Afyon E Tipi Kapalı Cezaevi, Mart 2018.

İŞKENCE YAPMAKLA ÖVÜNÜYORDU

6 Kasım 2017’de Manavgat’ta gözaltına alınıp Afyon’a götürülen gazeteci Murat Akkurt’u Afyon TEM’de karşılayanlardan biri de Teoman Yaman’dı. Murat Akkurt’a “Sen nasıl gazetecisin, beni tanımadın mı” diyen Yaman, alaylı bir üslupla “Ben kadınların orasına burasına bir şey batıran Teoman” diye kendini tanıttı ve yaptığı işkenceleri itiraf etti.

Murat Akkurt o anları şöyle anlatıyor:  “O an içimden dedim ki keşke bir ses kaydı cihazı ya da kamera olsa da söylediklerini kaydedebilsem. Açık açık işkence yapmakla övünüyordu. ‘İşkence zaman aşımına uğrayan bir suç değilmiş, bir gün ben de yakalanacakmışım, yargılanacakmışım, 10 yıla kadar hapis cezası alacakmışım, bekliyorum’ diye alaylı konuşmalar yapıyordu.”

Bir hafta gözaltında kalan Murat Akkurt (41), itirafçı olmayı kabul etmediği için tutuklanıp Afyon E Tipi Kapalı Cezaevine gönderildi. Avukatı tarafından polise teslim edilen Songül Akkurt da 4 gün gözaltında kaldı. O süre içinde bebeğini emzirmesine izin verilmeyen Akkurt, daha sonra denetimli serbestlikle bırakıldı.

CEZAEVİNDE YAŞADIĞI HAK İHLALLERİ

16 ay Afyon Cezaevine hapis yatan Murat Akkurt’a yönelik hak ihlalleri burada da devam etti. Sağlık durumunu anlattığı dilekçeleri uzun süre dikkate alınmadı. Uyku apnesi hastası olan Murat Akkurt, geceleri uyuyabilmek için kullandığı elektrikli cihazı alabilmek için 1 yıl uğraştı. Hapse girmeden önce sol kulağında işitme cihazı vardı. Darplar sonucunda diğer kulağında da işitme kaybı oluştu. Sağ kulağına da cihaz takıldı. Bu arada tüm ailenin psikolojisi bozuldu. Henüz büyüme çağında olan oğullarında gelişim geriliği başladı.

KIZLARI EPİLEPSİ HASTASI, OĞLANLAR ÇOK KÜÇÜKTÜ

Murat Akkurt ve kızı Ayşenur: Tam bu fotoğrafı çekildikten 5 dakika sonra Yunanistan sınırına girdik. Artık her şey bitti, rahatladık dedik. İki üç dakika sonra motor durdu. Biraz panikledik. Allah’ın hikmeti sonra çalıştı.

Hem kendisine hem eşine 6 yıl 10 ay hapis cezası verilen gazeteci Murat Akkurt, 12 Şubat 2019’da tahliye olduktan sonra artık Türkiye’de yaşam hakkı tanınmadığını anlayınca ülkesini terk etmeye karar verdi. Akkurt, oğulları çok küçük ve kızları ise epilepsi hastası olmasına rağmen bu kararı vermek zorunda kaldığını söylüyor.

Ege’yi, 12 bin TL’ye satın aldığı 4 metrekarelik botla geçen Akkurt ailesinin ölümü göze alarak yaptığı 3,5 saatlik yolculukta ve Çeşme’de geçirdikleri üç günde bütün aile fertleri kendilerine dayatılan zorunlu sürgünün acısını iliklerine kadar hissetti.

YOLDA MOTORUMUZ BOZULDU

Murat Akkurt: “Başka şansımız yoktu. 4 metrekare büyüklüğünde bir bot aldım. Hanım, ben ve 4 çocuk. Can yelekleri, oltas vs. hepsine 12 bin TL verdim. Önce Çeşme’de kamp çadırı kurduk. Üç gün botu kullanmayı öğrendim. Geçiş için denemeler yaptım. 10 Temmuz 2019 saat 13.00’te bota bindik. Yolda motorumuz durdu. Allahtan ufak oğlanlar bota biner binmez uyudu. Adaya inince uyandılar. Sakız Adasına geçtikten sonra feribotla Atina’ya gittik. O dönemde İsveç’te yayınlanan Göteborg gazetesi tek başımıza Ege’yi geçtiğimiz ve gazeteci olduğum için bizimle röportaj yaptı.”

Muzaffer Said (6) ve Yunus Enes (5) bota biner binmez uyuyakaldılar. Hayatlarını değiştiren bu yolculuğu uykularında geçirdiler, gözlerini bir daha Sakız Adası’nda açtılar.

Yunanistan’a geçtikten sonra 26 Ağustos 2019’da Lüksemburg’a giden Murat Akkurt, ailesine 14 Ocak 2020’de kavuşabildi. Songül Akkurt ve çocukları 4 ay sonra aile birleşimiyle Lüksemburg’a geldi ve ilk hatıralarını hep birlikte Moien (Merhaba) anıtının önünde çektirdiler.

Avrupa’nın en küçük ülkelerinden Lüksemburg’a sığınan Akkurt ailesinin yaşadıklarını sunuyoruz.

MURAT AKKURT: DİZLERİM MORARANA KADAR DİZ ÇÖKTÜRDÜLER

2012’ye kadar 5 yıl İzmir’de çalıştım. Ondan sonra 4 yıl Afyon’daydım. Cihan Medya Dağıtım’a bağlı olarak görev yapıyordum. Yaptığım haberleri Cihan Haber Ajansı geçiyordu. Muhabirlik, gazete dağıtımı, abonelik her işle ilgileniyorduk. 15 Temmuz’dan sonra işsiz kaldık. Antalya Manavgat’ta bir fitnes salonunda iş buldum. 6 Kasım 2017’de Manavgat’ta kaldığım eve operasyon yaptılar.

Afyonkarahisar Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele (TEM) Şube Müdürü Arif Alpaslan Afyon’dan özel olarak üç ekiple gelmişti. Saat 20.00’ydi. Kapıyı açınca yaklaşık 10 kişi üzerime çullandı. Koluma kırarak ters kelepçe takmaya çalıştı. Halbuki direnme gücüm yoktu. Benim ayağımda platin var. 2007’de bağlarım kopmuştu. 3 saate yakın diz çöktürdüler. Darp ettiler, kafama vurdular. Platin olduğu için dizim morarma derecesine geldi.

SOL KULAĞIMDA CİHAZ VAR DEYİNCE SAĞ TARAFIMA VURDULAR

2014 yılında iki kulağımdan operasyon geçirdim. Kulak zarı çökmesi olmuştu. Sol kulağıma işitme cihazı verildi. Bunu söyleyince sağ tarafıma vurmaya başladılar. Cihaz kırılırsa iz bırakmamak için herhalde. Evde dağıtmadıkları, sigara izmariti atmadıkları, tükürmedikleri yer kalmamıştı. Önce Manavgat’a, oradan da Afyon’a götürdüler. Eşimle, kızımla tehdit ettiler. Akla hayale gelmeyecek şeyler söylediler.

KARAKOLUN ALTINDAKİ İŞKENCE ODASI

Afyon’a gelince ikinci gün Arif Alpaslan’ın odasına götürdüler. Beni orada da dövdüler. Sonradan ismini öğrendiğim Mehmet adında sarışın bir polis kafama vurup duruyordu. Ayaklarıma, kafama darp aldım. Doktora bu darpları söyledim. Doktor ‘Vücudunda herhangi bir yaralanma, kanama yok, sağlam raporu vereceğim’ dedi. Karakolun altındaki işkence odasına götürmediler. Dirensem belki de götüreceklerdi. Cezaevindeyken orada işkence gören 4 kişiyle tanıştım. Onlar anlatmıştı.

KOMİSER TEOMAN YAMAN İLE İLK KARŞILAŞMA

Arif Alpaslan’ın odasından çıktıktan sonra komiser Teoman Yaman ile kapıda karşılaştık. O dönemde sosyal medya kullanmadığım için kendisini tanımıyordum. ‘Konuştu mu bu?’ diye sordu. Yok cevabını alınca, beni iki omzumdan tutarak ‘Sen niye konuşmuyorsun, beni tanımıyor musun?’ dedi. Ben de “Tanımıyorum.” dedim. “İyi düşün, iyi bak.” dedi. Tekrar tanıyamadığımı söyledim. ‘Ben Afyon’da çalışırken siz yoktunuz.’ dedim. ‘Onu demiyorum. Sosyal medyada yazılıyor ya, işkenceci bir Teoman var ya, kadınların orasına, burasına bir şey batıran (emniyette sorgulanan bazı kadınlar kendilerine iğne batırıldığını söylemişti), kadınlara, erkeklere bir şey (işkence) yapan, o Teomanım ben. Sen beni nasıl tanımazsın, sen gazetecisin.’ deyip durdu.

O an içimden keşke bir cihaz olsa da söylediklerini kaydedebilsem dedim. Açık açık işkence yapmakla övünüyordu. İşkence zaman aşımına uğrayan bir suç değilmiş, bir gün ben de yakalanacakmışım, yargılanacakmışım, 10 yıla kadar hapis cezası alacakmışım, bekliyorum diye alaylı konuşmalar yapıyordu.

“İFADE VERMEDİĞİM HALDE, KAĞIT İMZALATTIRMAYA KALKTILAR”

Sonra beni sorguya aldı. Mahkemeye giderken yanımızda olan polis de oradaydı. ‘Bana 300 isim say, sende bu kapasite var’ dedi. İstedikleri bilgileri alamayınca önüme bir kağıt koydular. İfademmiş. O zaman avukat geldi. Avukat, ‘Bu kağıdı imzala, eşinle birlikte gideceksin’ dedi. Ben ifade vermedim ki, dedim. Parayla tuttuğum avukat beni sırtımdan vuruyor. Teoman Yaman avukata, ‘Sen git biraz dolaş gel, biz ifadeyi tekrar alalım dedi. Avukat, ‘Ben gidersem bunu öldürürsün’ dedi. Sonra ifademe başladılar. 3 saate yakın ifade sürdü.

ARKAMDA EŞİMİ GÖRÜNCE AĞLAMAYA BAŞLADIM

Songül Akkurt Mart 2018’de yaptıkları ziyaret gününü anlatıyor: Muzaffer Said o gün gardiyanlara ‘Babamı artık serbest bırakın’ diye ağlamıştı. Gardiyanlar da hiçbir şey yapamadıkları için sessizce inşallah diyebilmişti.

Gözaltında kaldığım süre boyunca her gün 3-4 saat duvara dönük ayakta bekletiyorlardı. Arkadan gelen geçen vuruyordu, çaycı bile. 4. gün eşimi getirmiş ve arkama oturtmuşlar. Ona seyrettirmişler. Eşim daha sonra bana “1 saat sana ağlayarak baktım.” dedi. Ben onun getirileceğini hiç düşünmemiştim. Bana otur dediler, zannettim ki iyi niyetle otur diyorlar. Meğerse eşimi göstermek için oturtuyorlar. Eşimi karşımda görünce çok kötü oldum. Dört gün dayak yemişim, gecem gündüzüm birbirine karışmış, 4 metrekarelik yerde 7 kişi kalıyorduk. Eşimi de karşımda görünce duygularım boşaldı, ağladım. Eşim, ‘Niye ağlıyorsun, başını dik tut, biz bir şey yapmadık. En kötüsü ölümüz çıkar, sonuçta ahirete giden bir yol burası’ deyince kendimi biraz toparladım.

EŞİMİN DURUŞU BANA GÜÇ VERDİ

Ondan sonra artık benimle değil, eşimle uğraşmaya başladılar. Eşime ‘Kocana söyle bildiklerini anlatsın. Bu gazetenin (Zaman) işlerinin nasıl yürüdüğünü, bölge yapılanmasını hepsini anlatsın yoksa çocuğunu göremeyeceksin’ diye tehdit ettiler. Eşimin duruşu bana güç verdi. Önüme liste koydular, imzalamadığım için bunlar başıma geldi.

HAKİMİ AZARLAYAN POLİS

Mahkemeye çıkarıldık. Ben tutuklandım, eşim serbest bırakıldı. 20-25 yaşlarında bir polis memur eşime kelepçe takmaya çalıştı. Bırakıldığını söyleyince, direkt hakime ‘Songül Akkurt’u nasıl bırakırsın’ deyip birkaç telefon görüşmesi yapıp serbestsin git işte diye bağırarak eşimi gönderdi. Buna belki kimse inanmaz ama gözlerimle gördüm, kulaklarımla duydum. Hakime sen bu kararı nasıl verirsin diyen kolluk kuvvetlerimiz var.

12 KİŞİLİK KOĞUŞTA 51 KİŞİ

16 ay Afyon Cezaevinde kaldım. İlk önce camsız penceresiz geçici koğuşa konuldum. Tahtadan bir tuvalet vardı. Altı iki karış açık. Üstten açık. Kullanmaya korkuyorduk. 12 kişilik koğuşta 51 kişi kaldık, 16 ay bu şekilde geçti.

CEZAEVİNDE YÜRÜYEMEZ HALE GELDİM

Hapse girdikten sonra darplardan sağ kulağımda da işitme kaybı oluştu. Ona da cihaz taktılar. Kronik uyku apnesi rahatsızlığım vardı. Geceleri uyuyabilmek için elektrikli bir cihaz kullanıyorum. O cihazı alabilmek için 12 ay uğraştım. “Hayati önemi vardır” diye raporum olmasına rağmen, raporda makinesiz bu kişi ölebilir yazmasına rağmen vermediler. Sürekli kapalı ve güneş görmeden yaşadığımız için platin olan bacağımda kireçlenme oldu. Diğer bacağıma da sirayet etti, yürüyemez hale geldim.”

SONGÜL AKKURT: O ANI NASIL ANLATABİLİRİM, BİLMİYORUM

Eşim gözaltına alındığında oğlum Yusuf Enes 5 aylıktı. Polisler evi kıyafet getirmemiz için aradı. Oğlumu alıp eşimin yanına gittim. Kıyafetleri aldılar, beni bıraktılar. O gün bir avukat tuttum. Avukat Halil bey beni ertesi gün saat 15.30-16.00’ya yakın aradı. Eşimin yanına emniyete gideceğini, benim de gelmemi söyledi. Çocuğu emzirmem, bakımını yapmam, uyutmam gerekiyor, ben gelmezsem olmaz mı dedim. Çok ısrar etti, ‘Eşinle görüştürecekler, görüşmek istemiyor musun?’ dedi. Ben de onu görmek ümidiyle oğlumu alıp gittim.

“PARAYLA TUTTUĞUMUZ AVUKAT BENİ POLİSE GÖTÜRÜP TESLİM ETTİ”

Önce Halil bey girdi içeriye. 2-3 dakika sonra ‘Songül hanım gel’ dedi. Eşim duvara dönük duruyordu. Yanına gitmeye çalıştım. Bir polis bana “Hopp Songül hanım nereye? Ne oluyor? Turuklusun.” dedi. O anı size nasıl anlatayım bilmiyorum. Çok şaşırdım, elim ayağım titredi. Avukatın zaten haberi var, polisle işbirliği yapmış. Bir arkadaşımın avukatıydı. Bütün herkesi etkin pişmanlıktan yararlanması konusunda baskı yapıp çıkartan bir avukat olduğunu sonra öğrendim. Beni eliyle götürüp teslim etti.

Sonra polisler çocuğu, dönen ofis sandalyelerinden birinin üzerine bırakmamı söyledi. Düşebilir dedim. Hiçbir şey olmaz, çabuk oraya bırak dediler. Ben o panikle bıraktım. Bırakmamla oğlum kendini geriye doğru attı, düşüyordu, son anda yakaladım. Üzerimdeki eşyaları bırakmamı söylediler. Sadece kimliğim ve telefon vardı. Oğlumu arkadaşım geldi aldı. Kayınpederimi aramışlar, çoğu gelip al, gelmezsen esirgeme kuruma vereceğiz dediler.

“6 SAAT EŞİMİ İZLETTİRDİLER”

Eşim duvara dönüktü. Sonra ifadesini almaya götürdüler. Geri geldiğinde karşıma oturttular. Orada benim de gözaltında olduğumu anladı. Sürekli içeriye ifadeye götürüyorlardı, geri getiriyorlardı, bağırıyorlardı. İfade alma şeklini görünce çok korktum. Saat 16.00’dan gece 23.00’e kadar eşimi o vaziyette izlettirdiler bana.

“KERMESE GİTMEDİN Mİ, MANTI YAPMADIN MI, BURS VERMEDİN Mİ?”

Akkurt Ailesi, Sakız Adası’ndan Yunanistan’a geçtikleri günlerden çektirdikleri bir fotoğraf. Temmuz 2019.

İfademi alırken ilkokul mezunu olduğumu söyledim. Şaşırdılar. ‘Cemaat yüksek okul mezunu insanlarla ilgilenir, sen bunların hiçbirini karşılamıyorsun. Adliye önündeki protestolara katılmadığına emin misin, kermese gitmedin mi, mantı yapmadın mı, burs vermedin mi’ diye sorular sordular. Avukat da ‘Kızım söyle, 4 çocuğunun yanına git, yoksa onlar çocuk esirgemeye gidecek, pişmanım de” dedi. Hiçbir şey yapmadım, yapmadığım şeylerden de pişmanlık duymuyorum, dedim.

“ÇOCUĞUMU EMZİREMEDİĞİM İÇİN AĞRIDAN UYUMADIĞIMI BİLİRİM”

Çocuğunu 2 saatte bir emzirebilirsin dediler ama getirmediler. 4 gün boyunca ağrıdan sabaha kadar ağladığımı çok iyi bilirim. Sütü sağacak bir yer de yoktu. Çünkü lavabo ve tuvalet direkt kameraların karşısındaydı. Çok bir pis ortamdı. Nezarette tek ben vardım.

“O SOĞUKTA OĞLUMUN ZIBININI ÇIKARDILAR”

Eşim tutuklandığında biz İzmir’de kalıyorduk. 5 aylık oğlumla beraber eşimi ziyarete gidebilmek için o soğuklarda gece 02’de otobüse biniyordum, sabah 6’da orada oluyordum. 7’de görüş için sıraya giriyordum. 11’de görüş. İlk başlarda bebeğimin zıbınını her şeyini çıkarttıyorlardı o soğukta. Üzerine sadece mantosunu giydiriyordum. Bere, atkı, şapka, battaniye yasaktı. Üşüyordu çocuk, zorlanıyorduk. Bizi de iç çamaşırımıza kadar arıyorlardı. Ped’lerin içini açıp baktıkları zamanlar oldu. Zaten 3-4 arama ve x-ray’den geçiyorduk.

“KIZIM BU SEBEPLE BABASINI ZİYARETE GİTMİYORDU”

Kızım bu sebeple babasının yanına gelmek istiyordu. Kızımın saçları çok gür. Topuzunun arasına bir şey saklarlar diye her seferinde saçını açtırıyorlardı. Bundan dolayı gelmek istemiyordu. Hatta bir arkadaşımın kızı bu sebepten saçlarını kısacık kesti. O kadar bunaldı ki artık çocuk. Muzaffer Said, gelişim bozukluğu yaşadı bu süreçte. Ne kilo aldı ne boyu uzadı. Doktor sebebinin psikolojik olduğunu söylemişti. 6 yaşında ama çok zayıf. 4 yaşında zannediyorlar.

“AİLEDE HİÇ KİMSE YÜZME BİLMİYOR”

7 Ağustos 2019’da Çeşme’ye gittik. Karşıya bakıyorum, Yunan Adaları çok yakın görünüyordu. Geçeriz inşallah diye düşünüyorum. Ben denizden çok korkuyorum. Yüzme bilmiyorum. Ailede hiç kimse yüzme bilmiyor ve herkes de sudan korkuyor. Orada çadır kurup 3 gün geçiş için hazırlık yaptık. Eşim günde 3-4 kez kullanmayı öğrenmek için denemeler yaptı. Çocukları da gezdiriyordu. Amaç gezmek değil de biraz daha açılınca yol ne gösterecek onu öğrenebilmekti.

“ANNE GİTMEYELİM, BEN ÇOK KORKTUM, YAPAMAYACAĞIM”

İlk gün bota, iki kızım ve büyük oğlum bindi. Küçük oğlum ve ben kıyıda kaldık. Döndüler. Küçük kızım yanıma geldi. Eli kasılmış, yüzü bembeyaz. İki kızımda da epilepsi var. Atak geçiriyor sandım. ‘Anne çok korktum, ben yapamayacağım, gitmeyelim. Başka bir yolu yok mu’ dedi. Onu öyle görünce cesaret geldi bana. Babanız bot aldı, kullanmayı öğrenecek ve bizi geçirecek diye onları o şekilde motive ettim. Başka sansımız yoktu.

BİR DALGA GELDİ, BİZİ HAVAYA KALDIRIP İNDİRDİ

Bir gün ben de eşimle deneme için çıktım. Bayağı ileri gitmişiz. Etrafta ada vs yoktu. Sonra bir dalga geldi. Bizi yukarı kaldırdı ve yere indirdi. Yani o anı hiç unutamıyorum. Hala elim ayağım boşalıyor. Bildiğim ne dua varsa okudum herhalde. Çok korktuk. Dalga geldiğinde botu ne tarafa çevirmemiz gerekiyor vs. bunları hep internetten öğrendik. Eğri bir şekilde dalgaya sürmemiz gerekiyormuş. Geçiş yaptığımız gün de aynı şekilde yine bir dalga geldi. Bir turist teknesi vardı uzakta, onun dalgası.

ÖLÜME GİTTİĞİMİZİN FARKINDAYDIK

Maden, Yeni, Aksoy, Akçabay aileleri gibi ölüme gittiğimizin farkındaydık. Eşim hepimizin beline ip bağladı. Birimiz düşerse destek olalım diye yaptığını söyledi. Oysa eğer ölürsek hepimiz bir yerde olalım diye bağlamış. Açıktayken motorumuz bozuldu. O anda da aşırı korktum. Eşim çalıştırmaya uğraşıyor, paniklediğini de bize belli etmemeye çalışıyor. ‘Motor ısınmıştır ondandır’ diyor çocukları korkutmamak için… Su bizi geri geri itmeye başladı. Sonra Elhamdülillah çalıştı. Yolda ne Yunan ne Türk sahil güvenliği, ne bir balıkçı teknesi denk gelmedi. O da bizim şansımızdı. 3,5 saat sonra Sakız Adası’na çıktık. Sonra feribotla Atina’ya geçtik. Eşim 26 Ağustos 2019’da, ben çocuklarla aile birleşimiyle 14 Ocak 2020’de Lüksemburg’a gelebildik. Şimdi kamptayız. Oturum işlemlerimizin sonuçlanmasını beklerken dil öğreniyor ve buradaki hayatımıza alışmaya çalışıyoruz.

Uyku apnesi, talasemi hastalığı olan, kalp romatizması geçiren cezaevinde işitme kaybı yaşayan Murat Akkurt Lüksemburg’ta yeniden tüm tedavilerine başladı.

MURAT AKKURT’A UYKU APNESİ HASTALIĞINA DAİR VERİLEN RAPOR

 

MURAT AKKURT’UN SAĞLIK DURUMUNU ANLATTIĞI MAHKEMEYE YAZDIĞI 2018 TARİHLİ DİLEKÇELER

AKKURT AİLESİNİN İSVEÇ GÖTEBORG GAZETESİNE VERDİĞİ RÖPORTAJ

Atina’da kaldıkları ev. Ağutos 2019.

BOLD ÖZEL

Parkinsonlu tutuklunun cezası bitti ama tahliye yok!

Dört yıldır cezaevinde tutulan ileri derecede Parkinson hastası Türkçe öğretmeni Bilal Sel, denetimli serbestlik zamanı geldiği halde tahliye edilmiyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Sendika üyeliği, çocuğunu gönderdiği okul ve Bankasya hesabı nedeniyle tutuklanan Türkçe öğretmeni Bilal Sel, hasta olduğu halde 4 yıldır cezaevinde. 6 yıl 8 aylık cezasının yatarı geçen hafta bitmesine rağmen, cezayı Yargıtay onaylamadığı için serbest bırakılmadı.

14 yıllık öğretmen Bilal Sel, 29 Temmuz 2016’da tutuklandı. Önce Kırşehir Cezaevine gönderildi. 2013’te yakalandığı hastalığı cezaevinde daha da ilerleyince adli tıp kararıyla Temmuz 2019’da Metris Rehabilitasyon Tipi Cezaevine sevk edildi.

Sel, rapor için Adli Tıp Kurumuna 5 kez tekerlekli sandalye ile götürüldü.  Kişisel ihtiyaçlarını tek başına görmekte zorlandığı halde her seferinde ‘cezaevine kalabilir’ raporu verildi. Kendisini muayene eden doktorlarda biri “Biz seni hala tahliye etmedik mi?” derken, diğeri “İçerisiyle dışarısı arasında senin için ne fark var” diyebildi.

15 yıllık evli olan Bilal Sel’in 1 kızı bulunuyor. İstanbul Metris 2 Nolu Rehabilitasyon Tipi Cezaevi, 2018.

“3 KEZ DÜŞTÜ, BEYNİNDE HASAR OLUŞTU”

Bilal Sel ile en son şubat ayında görüşebildiklerini söyleyen eşi, “Orada yapayalnız kalıyor. Bu yıl içinde 3 kez düştü, beyninde hasar oluştu. Doktorlar rapora yazdılar bunu. Kırşehir’e nakledilmesi için başvurduk ama kabul edilmedi.” dedi.

Bilal Sel, genellikle ileri yaşlılarda görülen Parkinson’a 30’lu yaşlarında yakalandı. Yeni doğmuş bir bebek gibi yürüyor. Adımını başlatamıyor, yürümeye başlayınca da kendini durduramıyor. Vücut öne gidiyor, ayakları geride kalıyor. Duvarlara tutunarak adım atıyor. Sağ kolu, omzu, dili sallanıyor. Dönem dönem konuşması bozuluyor. Ağzı içe doğru kasılıyor. Sağ elini kullanmıyor.

Bilal Sel’in eşi Eylül 2019’da eşinin hapiste yaşadıklarını Bold Medya’ya anlatmıştı. 

İstanbul Metris 2 Nolu Rehabilitasyon Tipi Cezaevi, 2019.

Bilal Sel, 15 yıl Ankara Şereflikoçhisar’da Türkçe öğretmenliği yaptı.

Adli Tıp doktorundan hasta tutukluya: Senin için içeriyle dışarının ne farkı var!

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Sürgün akademisyen Şadi Aydın: “Üniversiteye atanan kayyum 5 bin kitabıma el koydu”

Mevlana ve Mevlevilik alanında Türkiye’deki sayılı uzmanlardan biri olan sürgün akademisyen Şadi Aydın, kayyumun el koyduğu 5 bin kitabını geri alabilmenin yollarını arıyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Sürgün akademisyen Doç. Dr. Şadi Aydın, Türkiye’de sayıları çok az olan Mevlana ve Mevlevilik uzmanı akademisyenlerden biri.

KHK ile kapatılan Mevlana Üniversitesi çatısı altında birçok kitap hazırladı ve makaleler yazdı. Farsça’dan çevirdiği çok kıymetli eserler var. Mevleviliğin kurucusu, Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’in Divânı ve yine sürgünde tamamladığı Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled’in Mâarif adlı meşhur eseri bunlardan bazıları.

26 Temmuz 2016’da Türkiye’den ayrılmaya karar veren ve artık akademik hayatını Almanya’da sürdüren Aydın, tüm bu çalışmalarını, 1000’i nadide olmak üzere 5 bin kitabın bulunduğu şahsi kütüphanesinde yaptı. Üniversitede yöneticiliğini yaptığı Mevlana Araştırmaları Merkezindeki çalışma odasında yer alan kütüphanesindeki kitaplar ise artık yok. Üniversite KHK ile kapatılınca Aydın’ın kitaplarına el kondu ve daha sonra Mevlana Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi’ne devredildi. Şu anda kitaplarının akıbetini bilmiyor, böyle değerli eserlerin sahaflara satıldığına dair rivayetler var.

İki yıldır kütüphanesine ulaşmak için Selçuk Üniversitesi‘ne dilekçe gönderdiğini söyleyen Şadi Aydın, “Kütüphanemi geri almak için Selçuk Üniversitesi yöneticilerine iki defa dilekçe yazmama rağmen bir cevap alamadım. Ülke Moğollardan bugüne böyle bir zulme maruz kalmadı. Kütüphanemi geri istiyorum” diyor.

Kütüphanesindeki her kitabın ayrı bir hikayesi olduğunu belirten Şadi Aydın, Türkiye’den ayrılırken nasıl bir kültür hazinesi bıraktığını ve kitaplarının başına ne geldiğini Bold’a anlattı.

Şadi Aydın, Konya Mevlana Araştırmaları Merkezindeki çalışma odasında kızıyla birlikte.

15 Temmuz günü yine üniversitedeki odanızda mıydınız?

O gün haftanın son günüydü. Her zaman olduğu gibi yine Mevlana Üniversitesi’nde derse girmiş çıkmış, yorulmuş, öğleden sonra ise Bahaeddin Veled hazretlerinin Mâarif adlı eserinin tercümesiyle meşgul olmuş ve bitkin bir halde eve dönmüştüm ki bir süre sonra tiyatro canlı olarak televizyonlardan naklen verilmeye başlandı.

Sonrasında sizin için süreç nasıl işledi?

Sözde darbeden önce üniversitemize kayyım atanmıştı. 15 Temmuz’dan bir hafta sonra Mevlana Üniversitesi diğer 15 vakıf üniversitesiyle birlikte KHK ile kapatıldı. Dünya tarihinde bu olayın benzeri yoktur. Bu durum üniversite ve bilim tarihine kara bir yazı ile kaydedildi. Türkiye’de bırakın ilim ve bilimle ilgilenme imkanını yaşama imkanının dahi kalmadığını düşünerek yurt dışına çıktım. Çok kısıtlı imkanlarla bilime katkıda bulunmaya çalıştım. Yarım kalan bazı makale ve kitap çalışmalarımı bitirerek yayımladım. Mevlana Üniversitesi’nde çalışma odamda kalan şahsi kütüphanemin yokluğu beni kaynaklara ulaşma noktasında epey zorladı.

Üniversiteden ayrıldığınızda kitaplarınızı niye almadınız ki?

23 Temmuz 2016 tarihinde üniversitemiz KHK ile kapatılınca üniversiteye gittim lakin içeri girmek mümkün olmadı. Bütün odalar mühürlenmiş ve girişler yasaklanmıştı. Birkaç gün sonra da yurt dışına çıktığımdan dolayı kütüphanemin akıbetini öğrenemedim.

Değerli bir kitaplık olduğunu her fırsatta söylüyorsunuz, ne tür kitaplar vardı?

Çok değerli bir kütüphanem vardı. Yaklaşık 5 bin kitabın içinde 1000 kadar nadir eser bulunuyordu. Türk Edebiyatı, Fars Edebiyatı ve tasavvuf ile ilgili eserler. Hepsinin ayrı ayrı satın alınma veya sahaflardan toplanma hikayesi vardı. Klasik Fars edebiyatı ve tasavvuf literatürünün hemen hemen bütün kaynakları mevcuttu. Ankara, İstanbul ve Tahran sahaflarından toplanmış nadide eserler.

Kütüphaneyi kurmaya ne zaman başlamıştınız?

90’lı yıllarda Ankara’da öğrenciyken kitaba karşı ilgim başlamıştı. Daha sonra akademiye adım atınca bu ilgi doğal olarak arttı. Kazancımın önemli bir kısmını kitaba harcadım. Bazı zamanlar cebimdeki son kuruşu kitaba verip eve ekmeksiz gittiğim olmuştur. Hiç unutmam, Molla Camî’nin Heft Evreng adlı eserini Tahran’da bir sahafta görmüştüm. Ancak kitabın ücreti biraz fazlaydı. Epey bir müddet sahafın önünden geçerken göz ucuyla kitabın yerinde durup durmadığına bakıyordum. Meblağı denkleştirince koşup eseri satın aldım. Birçok kitabı böyle topladım. Tahran‘da İnkılap ve Veli-i Asr caddesindeki kitapçı ve sahaflara sorun söylesin. Her kitabın bir hikayesi var.

Kitaplarınızın başına ne geldiğini hiç öğrenemediniz mi?

Ben 15 Temmuz’dan on gün sonra ayrıldım Türkiye’den. Orada nefes almak mümkün değildi. Karabasanlar çökmüştü ülkeye adeta. Mevlana Üniversitesi daha sonra Selçuk Üniversitesi’ne devredildi. Konya’da bulunan bazı arkadaşlara üniversitedeki şahsi eşyalarımızın akıbetini sorduğumda sağlıklı bir bilgiye ulaşamadım. Selçuk Üniversitesi yönetimine bir dilekçe yazarak kütüphanemin durumunu sordum. Maalesef bir cevap alamadım. Bir süre sonra ikinci bir dilekçe yazdım ve kitaplarımı istedim. Ona da cevap vermediler. Şu anda yurt dışında sahamla ilgili çalışmalar yapıyorum ve kütüphanemdeki kitaplara ihtiyaç duyuyorum. Bu kitaplar bana özeldi ve belirli bilimsel çalışmalar amacıyla biriktirmiştim. Piyasada bu kitapların çoğunu bulmak ve edinmek mümkün değil. Yeni baskısı yok.

Akademik çalışmalarınıza devam ediyorsunuz, kaynak olmayınca ne yapıyorsunuz?

Evet, bu doğru. Şimdilerde Mevlana ve Mevlevilik üzerine bazı araştırmalar yapıyorum. Ama kitap ve kaynak bakımından oldukça zorlanıyorum. Aradığım kitapların hepsi şahsi kitaplığımda vardı. Çiftçinin çifti çubuğu neyse bizim de her şeyimiz kitap ve kütüphane. Bu kütüphaneyi tabir yerindeyse çocuklarımın süt parasından keserek kurmuştum. Sadece benim değil onların da hakkı var. Fakat Moğolların bu asırdaki torunları kütüphanemi talan etti. Bazı kitaplarımın kitapçı ve sahaflarda satıldığını görüyorum. Umarım korktuğum olmamıştır.. Bir gün ülkeye hukuk ve adalet geri gelirse ben de kitaplarımın izini sürerim.

Türkiye’den sürgüne zorlanmış bir akademisyensiniz. Yerinizden, yurdunuzdan, kütüphanenizden oldunuz. Üreten biri için zor bir durum olsa gerek.

Kendi yazdığım onun üzerinde kitap var. Bugün elimde sadece bir tanesinin birkaç nüshası var. Kendi telifim olan kitaplarımdan dahi mahrumum, onları bile kütüphanemden alma imkanım olmadı. Bu menfur süreç dolayısıyla yarım kalan ve bende doğru dürüst kopyası bulunmayan çalışmalarım da ziyan oldu. El yazması eserler tarihiyle ilgili kıymetli bir kitabı Farsça’dan tercüme ediyordum. Çeviriye devam etmek için kitaba ihtiyacım var, bir yıldır kitabı arıyorum lakin bulamıyorum. Bütün akademik bilgi fişlerim odamda kaldı, çeyrek asırlık bilgi fişleri. İşte böyle bir şey Türkiye’de akademisyen olmak.

Mevlana’nın elinden düşürmediği kitabı sürgünde Türkçeye çevirdi

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Serkan Kurtuluş ‘FETÖBORSASI’nda iş adamı listesini veren savcı ve istihbarat müdürünü açıkladı

Arjantin’de tutuklu bulunan silahlı çete lideri cihatçı Serkan Kurtuluş, FETÖBORSASI’nda iş adamları listesini kendisine veren savcı ve istihbarat müdürünün adını açıkladı.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Suriye’de düşürülen Rus uçağının pilotunun öldürülmesi, organize suç örgütü faaliyetleri, zorla alıkoyma, yaralama, cinayet ve silah ticareti nedeniyle Interpol’ün listesinde bulunan Serkan Kurtulmuş, FETÖBORSASI ile ilgili de önemli bilgiler verdi.

Gürcistan’da yakalandıktan sonra önce Gürcistan polisine bildiklerini anlatan, ardından gizemli biçimde serbest bırakıldıktan sonra Arjantin’e geçen Serkan Kurtuluş, Interpol tarafından yakalandıktan sonra tekrar sorgulandı. Halen Arjantin’de tutuklu bulunan Kurtuluş, iş adamlarının Gülen Cemaati’ne yakın oldukları gerekçesiyle kaçırılıp, şantajla para kopartılması olayıyla ilgili çarpıcı bilgiler verdi.

Kaçırdıkları iş adamlarından bazılarına işkence de yaptıklarını anlatan Kurtuluş, iş adamları listesini dönemin İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Okan Batu ve İzmir Emniyeti İstihbarat Müdürü Kudret Dikmen’in verdiğini açıkladı. Serkan Kurtuluş, organizasyonun başında ise bir AKP Genel Başkan Yardımcısı olduğunu söyledi.

İŞ ADAMLARINI KAÇIRIP İŞKENCE YAPTIK

Kurtuluş, FETÖBORSASI olarak anılan kaçırma ve şantaj organizasyonunu şöyle anlattı:

“2016 yılında bana AKP’li genel başkan yardımcısının başında olduğu grubun içindeki Okan Batu ve Kudret Dikmen bir isim listesi verdiler. O listede çok kısa bir süre içerisinde tutuklanacak olan Cemaat mensubu iş adamlarının isimleri yazılıydı. Listede ismi yazılı olan iş adamlarını kaçırıp sorgulamamı istediler. Bazı iş adamları kaçırılıp sorgulandı. Bazılarına işkence yapıldı. Başsavcı Okan Batu’nun ve İstihbarat müdürünün istediği sorular sorulup videoya çekildi ve bu video görüntüleri kendilerine teslim edildi. Bir çok cemaat bağlantılı iş adamlarından yüklü miktarda paralar talep edilip alındı. Bazıları para ödediler ve ayrıca onların istediği şekilde ifade verip itirafçı oldular ve tutuklanmadılar. Bazı Cemaatçi iş adamlarının da iş yerlerine yönelik silahlı saldırılar düzenletip onların korkmasını sağlayıp para ödettiler.”

İŞ ADAMLARINDAN BİRİ ŞİKAYETÇİ OLMUŞTU

Yazar Can Özçelik’in FETÖBORSASI kitabında, Serkan Kurtuluş’un anlattıklarını teyit eden bilgiler var. İş adamı Tamer K’nın şikayetçi olmasıyla bir kısmı açığa çıkan İzmir’deki çetenin, İzmir İstihbarat Müdürlüğü organizasyonuyla iş adamlarına nasıl çöktüğünü savcılık ifadesinde Tamer K. anlatmıştı.

Konun üzerine gidip iddianame hazırlayan Cumhuriyet Savcısı Ferhat Deniz, tayin talebi olmadan Diyarbakır Bölge Adliyesi’ne tayin edilerek üye yapılmıştı.

Serkan Kurtuluş

100 BİN DOLARA TEMİZ KAĞIDI

Tarih: 17 Ağustos 2016

Yer: İzmir Ayakkabıcılar Sitesi

Serkan Kurtuluş, iş adamı Tamer K’yı cep telefonundan arayarak, “Ben Serkan Kurtuluş, iş yerinde misin. Seninle önemli bir şey konuşmak istiyorum. Ama telefonla olmaz” dedi.

Tamer K, biraz şaşırdı. Serkan Kurtuluş ismini daha önce duymuştu. “Mafya beni niye arar” diye düşündü. Biraz da tedirgin oldu ama “çok önemli” dediği şeyi de merak etmişti.

“İş yerindeyim” diyebildi sadece. Telefonu kapattıktan sonra da tedirginliği devam etti. Serkan Kurtuluş yanına gelmiş hal hatır sorma faslı geçtikten sonra sıra esas konuya gelmişti.

Hiç bekletmeden direkt konuya giren Serkan Kurtuluş, Tamer K’ya “FETÖ kapsamında gözaltı listesindesin” dedi. İş adamı şaşırmıştı. Aklına dört ay önce başka bir iş adamı olan Yüksel P’nin söyledikleri geldi. Nisan ayında Yüksel P. adındaki iş adamı da Tamer K’ya gelmiş ve “100 bin dolar verirsen seni FETÖ’den aklarız” demişti. 100 bin dolar isteyen Yüksel P’nin ise 2011 ve 2012’de FETÖ’nün iş adamları derneğinde yönetici olduğu, kendisini dernek toplantılarına davet edenlerin başında da Yüksel’in olması aklına gelmişti. “Bu nasıl bir ilişki ağı” diye düşündü.

Tamer K., bunları düşünürken Serkan Kurtuluş, devam etti: “Senin bu işini ben çözerim. Emniyet İstihbarat Dairesi müdürü benim arkadaşım. İstersen seni onunla görüştürebilirim” dedi.

Bu işin bir ekip tarafından yapıldığını ve adliye ile bağlantısının olduğunu anlattıktan sonra “Seni bu listeden çıkarabilirim. Seni aklayabilirim” diye konuştu.

Serkan Kurtuluş bu arada elinde telefonla bir yerlere mesaj atmıştı. Mesaj attığı kişi Emniyetteydi. “Bir saat sonra bekliyorum” dedi.

İş adamı bunun üzerine Serkan Kurtuluş’a güvenmişti. Serkan Kurtuluş’un arabasına binerek Emniyete doğru yola çıktılar. Tamer K’nın tedirginliği devam ediyordu. Hakkında gözaltı kararı vardı ve bu yüzden bir kaç gündür arabasında yatıyordu.

Serkan Kurtuluş, iş adamını sakinleştirmek için konuşuyor, “Merak etme, çay, kahve içip çıkacağız” diye garanti veriyor, Emniyete gitme amaçlarının kendisini ispatlamak olduğunu anlatıyordu. Emniyete vardıklarında hemen müdürün yanına çıktılar. Sekreteri müdür beye gelen kişileri haber vermiş bekletilmeden odaya alınmışlardı.

İstihbarat müdürü buyur etti, sekreterine çay söylemesi talimatını verdi. Çaylar içilirken Serkan Kurtuluş konuya girdi.

“Müdürüm, Tamer Bey, gözaltı listesine girmiş” dedi. Müdür hemen araya girerek, “Tamam Serkan. Sen bize bir müsaade et. Dışarıda biraz bekle Tamer’le bizi yalnız bırak” dedi.

Serkan Kurtuluş dışarıya çıkmıştı. Bilgisayarını açan müdür, hemen bir sorgu yapmıştı. “Yusuf ve Zuhal senin neyin oluyor” dedi. Tamer K., “biri kardeşim diğeri eşim” dedi.

Söyledikleri isimlerin FETÖ’ye ait derneklerde üyeliklerinin gözüküyordu. Tamer K., “Bu mümkün değil. Onların dernekle işi olmaz” dedi. Ama kendisi de aynı derneğe üye olmuştu. “İsteğim dışında üye yapmışlar öğrendiğim zaman hemen sildirdim” diyebildi.

Müdür bey daha sonra Tamer K., ile gözaltı listesini konuştu ve kendinden emin bir şekilde: “Bir şey olmaz. Rahat ol. Git evine yat” dedi. Ardından da odaya üç polis memuru çağırdı. “Çocuklar, Tamer beye soracağınız bir şey var mı” diye seslendi.

Polisler yanlarında getirdikleri liste ve fotoğrafları sırayla Tamer K’ya sormaya başladı ve teşhis işlemi bittikten sonra “Başka bir sorumuz yok” diyerek odadan ayrıldı. Ardından da müdür bey Tamer K’ya “Sen de gidebilirsin” dedi.

Tamer K, “Telefon numaramı vereyim mi” dese de “Biz seni buluruz” diyerek iş adamını yolcu etti.

Hakkında yakalama kararı olan Tamer K., elini, kolunu sallayarak girdiği Emniyetten yine elini kolunu sallayarak çıkmıştı. Serkan Kurtuluş’un dediği gibi olmuştu çay içip çıkmışlardı.

Tekrar Serkan Kurtuluş’un aracına binip hareket ettiler.

Serkan, Tamer K’ya kendisini ispatlamasının rahatlığıyla “Bak, dediğim gibi oldu değil mi?” diyerek seslendi. hakkında gözaltı kararı bulunurken hiçbir engelle karşılaşmadan girdiği emniyetten aynı rahatlıkla çakmanın şaşkınlığını üzerinden hala atamayan Tamer K ise şaşkın bir ifade ile “Evet. Haklı çıktın” yanıtını verebildi.

Şimdi sıra esas meseleye gelmişti.

Serkan Kurtuluş, “Emniyetteki arkadaşlar sana düzgün ifade verdirecekler. Bunun karşılığında 500 bin TL vermen gerekiyor” diyerek ağzındaki baklayı çıkardı. İş adamının gözleri büyüdü, kısık bir sesle “500 bin çok değil mi?” diyebildi.

Tüm mal varlığına tedbir konulmuştu. “Arabamı bile satamam” diye ekledi. Aklına bir çözüm geldi. Hakkında gözaltı kararı olmasına rağmen emniyete girip çıkarttıklarına göre bu işi de çözebilirlerdi.

Hemen o fikri söyledi: “Mallarımın üzerindeki tedbiri kaldırın 500 bin lira vereyim.”

Serkan, sinirlenmişti: “O iş öyle hemen olmaz. Sen parayı bul” dedi.

Ama Tamer’den olumsuz yanıt gelmişti. Serkan daha çok sinirlendi: “Millet istihbarat müdüründen randevu alamıyor. Milletin karısını, kızını gözaltına alıyorlar. Ben akşama kadar boşuna mı uğraştım. O zaman 250 bin TL vereceksin” diye bağırmaya başladı.

Tehdit etmeye başlayan Serkan, “Cezaevinde adamlarım var. ‘Beni Tamer azmettirdi’ diye söyletirim. Bunu FETÖ davasıyla da birleştirirler işin içinden çıkamazsın” dedi. Benden aldığı parayı da müdüre vereceğini söyledi ve yarın müdürle beraber yemek yiyelim. Müdür sana, “Serkan’a güven” derse yeterli olur mu? diye sordu.

İş adamı korkmuştu. Serkan’dan ayrıldıktan sonra hemen arkadaşını aradı. Onun da Emniyette tanıdığı İstihbarat müdür yardımcısı vardı. Tamer’in o müdüre gitmesini sağladı. Ertesi gün tekrar Emniyete giden Tamer, bu müdür yardımcısı tarafından Organize Şubeye yönlendirildi. Müdür yardımcısı ise Tamer K’ya “Emniyetten, sağdan soldan sizden para isterler. Sakın vermeyin” diye de uyardı.

Organize şubede gözaltına alınan iş adamı bir hafta sonra da mahkemeye çıkarılarak tutuklandı.

Ancak iş adamı yaşadıklarını aklından çıkaramıyordu. Önce avukatı ile konuşan Tamer K, ardından da şikayetçi olmaya karar verdi.

Çete lideri Serkan Kurtuluş: Rahip Brunson’u öldürmem istendi suçu Gülen Cemaatine yükleyeceklerdi

Okumaya devam et

Popular