Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Geri itilen KHK’lı müfettiş konuştu: Yunan askerleri bize işkence yaptı, paralarımızı gasp etti

Dört gün önce Yunanistan’dan Türkiye’ye geri itilen KHK’lı müfettiş: “Askeri araçtan hepimizi demir çubuk ve sopalarla döverek indirdiler. Bir Suriyeli’nin sol ayağı neredeyse kırılmıştı. Acı içinde kıvranıyordu. Herkesi 20’şerli gruplar halinde bota doldurdular ve karşıya sürüklediler.”

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL

Biri 5 aylık bir bebek, diğeri 7 yaşında bir çocuk olmak üzere 13 Türk, 8 Eylül 2020 Salı günü Meriç üzerinden Türkiye’ye geri itildi. Geri itilenler arasında 31 yaşında KHK’lı bir teftiş kurulu müfettişi de vardı. Güvenlik gerekçesiyle isminin gizli kalmasını isteyen müfettiş, 7 Eylül pazartesi sabahı başlayan Meriç yolculuğunu ve geri itilme olayını Bold Medya’ya anlattı.

Bir geceyi Orestiada’da sınır karakolunda geçiren müfettişin söylediğine göre kendileriyle birlikte yaklaşık 70 Suriyeli ve Afgan, bir gün sonra Türk tarafına bırakıldı. Bırakılmadan önce hepsi, dolduruldukları araçlardan demir çubukla dövülerek indirildi. 25 dakika işkence gördüler ve 7 bin dolar paralarına el konuldu.

672 sayılı KHK ile ihraç edilen müfettiş, kendilerini dövenlerin siyah maskeli, ellerinde demir çubuk ve cop olan kişiler olduğunu belirtiyor. Geri itme olayını yöneten kişinin ise 3 yıldızlı bir Yunan komutanı olduğunu vurguluyor.

İŞTE MÜFETTİŞİN ANLATIMIYLA 4 GÜN ÖNCE GERÇEKLEŞEN GERİ İTME OLAYI

“7 Eylül pazartesi 2020 tarihinde saat öğlen 12 civarında 3 kişi ve 5 aylık bir bebek ile Meriç Nehri’nden 8-9 km uzaklıktaki Orestiada sınır karakoluna vardık. Vardıktan sonra karakolun önünde bavullarımız açıldı. Eşyalarımıza bakıldı. Kimlik tespiti yapıldı. Bir görevli form doldurdu. Ancak parmak izi alınmadı.

Sonrasında bizi içeri aldılar. İçeride 3 nezarethane vardı. Ortadaki nezarethaneyi boşalttılar. Beni ve yanımdaki 2 kişi ve bebeği oraya koydular. Yandaki 2 nezarethanedekiler 6-7 gün önce gelmişler ve onların işlemleri resmi şekilde yapılmış.

İLK BAŞTA PROBLEM YOKMUŞ GİBİ DAVRANDILAR

Bize ilk başta problem yokmuş gibi davrandılar, yemek verdiler. Ancak yanımızdaki 2 nezarette bulunanların ara ara hava almak için dışarıya çıkmalarına izin verilirken bize “Daha sonra siz” diyerek geçiştirdiler. Bizim kimse ile temas kurmamızı istemediler, tecrit ettiler.

Aynı gün saat 16.00 sıralarında yan nezarethanedeki kısa boylu, saçı seyrek olan mülteci Türk, önümüzden geçerek avukatı C. ile görüşmeye gitti. Geri dönerken bize parmaklıklar arasından “Avukat C. burada, sizinle yarın görüşecek” dedi. 7 Eylül pazartesi günü böyle geçti.

“Meriç’i geçince Orestiada sınır karakoluna getirdiler. Tuğlalı duvarın önüne dizip kayıt işlemlerini yaptılar. Eğer silinmediyse kamera kayıtlarında orada kaldığım görülür.” Fotoğraf: Google

Ertesi sabah 8 Eylül Salı günü saat 09.00-10.00 gibi ben ve yanımdaki 2 kişi ile bebeğe “çantalarınızı alın gidiyorsunuz” dediler. “Nereye” diye sordum. “Başka bir polis merkezi” dediler. Telefonlarımızı istedik. Bize telefon vermeyeceklerini söylediler.

BÜYÜK BİR DAMPERLİ ASKERİ ARAÇ GELDİ

Kapının önünde büyük damperli askeri bir araç vardı. Askeri aracın kapağını açtılar. İçeride yaklaşık 70 Suriyeli, Afgan vardı. İçeride hava almak bile mümkün değildi. Bizi buraya zorla bindirdiler. Sonra araç hareket etti ve yaklaşık 15-20 dakika boyunca gittikten sonra durdu. Başka bir resmi polis merkezi, karakol gibi bir yere gelmiştik.

SİYAH MASKELİ, COPLU ASKERLER BİZİ KARŞILADI

Kapının önünde 9-10 resmi araç vardı. Askeri aracın kapısını açtılar. Kapılar açıldığında dışarıda 15-20 askeri üniformalı, siyah maskeli ve gözlüklü, ellerinde demir çubuk, cop, tahta sopa olan kişiler bulunuyordu. 2 kadın asker, 1  kadın polis vardı. Burada küçük, tek katlı bir tarafı resmi görevlilerin girip çıktığı bir yer vardı. Buranın yan tarafında da yaklaşık 200 metrekare büyüklüğünde üstü kapalı salon gibi bir yer vardı. İçinde de 3-4 nezarethane bulunuyordu.

DEMİR ÇUBUKLA DÖVDÜLER

Askeri araçtan hepimizi demir çubuk ve sopalarla döverek indirdiler. Bir Suriyeli’nin sol ayağı neredeyse kırılmıştı. Acı içinde kıvranıyordu. Herkesin çantasını kenarda topladılar. Üzerimizdeki parayı da çantalara koydurttular. Bu kapalı alanda herkesi diz üstünde oturtarak işkence yapmaya devam ettiler.

25 DAKİKA İŞKENCE YAPTILAR, PARALARIMIZI GASP ETTİLER

20-25 dakika işkence yaptıktan sonra hepimizi döverek tekrar askeri büyük araca doldurdular. Çantalarımızı almamıza izin vermediler. Paramız ve tüm eşyalarımızı, yaklaşık 7000 euro gasp ettiler.

Arkadaki büyük araca bir şişme bot koydular. Bizlere işkence yapanların 2-3 tanesi Orestiada’da ilk vardığımız sınır karakolundan gelmişti. Görürsem kolaylıkla tanırım. Hatta 1 tanesi bana hangi üniversitede okuduğumu, ne iş yaptığımı sordu. Bu kişi 1.85-87 boylarında ince yapılı, beyaz tenli, kısa saçlı biriydi.

Askerler arasında kirli sakallı olan gençler vardı. Onların hepsinin başındaki kişi ise iri yarı 1.93 metre boylarında yaklaşık 120-130 kilo civarı olan, göbekli, mavi gözlü, çok sert davranan ve sürekli hakaret eden biriydi. Herkes ondan talimat alıyordu. Bu kişiyi de görsem kolaylıkla tanırım.

İŞKENCE YAPAN HERKESİN ASKERİ ÜNİFORMASI VARDI

Oradaki bayan personelleri de çok rahat teşhis edebilirim. İçlerinden birine “Bize ne yapacaksınız” dedim. Konuşmak istemedi. İngilizce “Bilmiyorum” dedi. Orestiada polis merkezinden gelen yukarıdaki bahsettiğim kişilerin haricindeki diğer işkenceci herkesin askeri üniforması vardı.

Buradaki tüm işkenceyi 1.93 m boylarındaki ve 120-130 kilo civarındaki, büyük göbekli, geniş omuzlu, mavi gözlü askeri üniformalı kişi yönetiyordu. Buradaki işkence bittikten sonra bizi arabalara döverek koyup 20 dakika mesafedeki bir yere götürdüler.

20’ŞER KİŞİ HALİNDE BOTLARA DOLDURUP TÜRKİYE’YE İTTİLER

Askeri aracın kapısı açıldığında Meriç Nehri göründü. Hepimizi indirdiler. Getirdikleri botu şişirttiler. En öne Suriyeli ve Afganları olmak üzere hepimizi nehrin kenarına dizdiler. Bizi 20’şerli gruplar halinde botlara doldurarak Türk tarafına bıraktılar.

Tam bu sırada Türk askerleri gözüktü. “No deport” diye bağırdı ve havaya ateş açtı. Yunanlı askerler 5 dakika bekledi ve sonrasında tekrar herkesi arabalara doldurup 500 metre yukarı götürdüler. Orada herkesi indirip sıraya dizdiler ve botlara bindirip bizleri Türk tarafına ittiler. Bizlere hakaret edip İngilizce “Geri dönmeyin” diye bağırdılar.

3 YILDIZI OLAN KOMUTAN DEPORT YAPILIRKEN HER ŞEYİ İZLEDİ

Bu Yunan askerleri arasında 22-25 yaşlarında 2 genç vardı ve bunlar çok iyi Türkçe biliyorlardı. Bu kişileri de kolaylıkla teşhis edebilirim. Bu kişiler bana “Abi, ben Türkleri çok seviyorum, keşke imkanım olsa sizi hemen alırım ülkeye, ama yukarı makamlardan talimat var, kesinlikle istemiyorlar” dedi.

Yine devamında “Avukatınız dün sizinle görüşseydi kurtulmuştunuz, sizi ve avukatınızı kandırmışlar” dedi. Meriç Nehri kenarındaki tüm bu deport olayları olurken arkamızdan askeri küçük makam aracı ve şoförü olan 3 yıldızı olan askeri komutan her şeyi izledi. Anladığım kadarıyla her şey onun denetimindeydi.

10 KİŞİLİK BİR TÜRK EKİBİNİ DAHA GETİRDİLER

Bu deport olayları olurken Meriç Nehri’nin alt tarafından 10 kişilik bir Türk ekip daha yakalayıp yanımıza getirdiler. Çantalarını boşaltıp onların da paralarını alıp bizle beraber deport ettiler. Bu kişiler arasından 7 yaşlarında bir çocuk vardı. Kafasında Türk askeri şapkası olduğu için 1.93 boylarında iri yarı Yunan askerlerin başındaki kişi şapkayı çocuktan alıp ayağının altında ezdi ve attı. Sonrasında hakaretler etti.

Yine oradaki bir Yunan asker bana “Erdoğan kendini çok akıllı mı zannediyor yoksa salak mı ne düşünüyorsun?” dedi. Ben de “Erdoğan bizim de hayatımızı mahvetti, bizler iyi eğitimli insanlarız, bizlere zulmediliyor” dedim.

KARAKOLUN GÜVENLİK KAMERASINDA HER ŞEY VAR

7-8 Eylül tarihinde Yunan topraklarında olduğumuza dair fotoğraf çekmedim, zaten telefonlarımızı da aldılar. Ancak ilk vardığımız yerdeki Orestiada’daki sınır polis merkezi güvenlik kameraları 7 Eylül pazartesi saat 11.30-14.00 arası silinmediyse her şey görülür. Bizlerin işlemlerini Orestiada’da kapı önünde yaptılar. 7-8 Eylül günü nezarethaneleri gören kamera kaydı silinmedi ise ortadaki nezarethane 3 kişi ve 1 bebek olduğu görülür.

Bizleri işkence yapmak için götürdükleri askerlerin olduğu yerde ise kamera kaydı olup olmadığını bilmiyorum. Ancak yan tarafta üst düzey görevlilerin makam aracını gördüğüm için muhakkak burada da kapı önü kamera kaydı olduğunu düşünüyorum.

TÜM BELGELER YANIMDA OLMASINA RAĞMEN ACIMADILAR

Tüm bunların sonrasında Meriç Nehri’nden çıkıp kendimi evime zor attım. Tutuklanma belgelerim, haksız hapis kararı vs. tüm belgeler yanımızda olmasına rağmen acımadılar. Bizlere bu zulmü yapan, işkence yapan, insanlık dışı muamele yapıp uluslararası hukuka aykırı davranan Yunanistan’daki bu yerlerdeki tüm kamu görevlisi polis ve askerlerden şikayetçiyim.

Bizi götürdükleri karakolun fotoğrafını Google’dan buldum. Karakolu tam gören fotoğraftaki tuğlalı duvar önünde işlemleri yaptılar. Bu karakolun adı Orestiada Neo Himonio Karakolu. Yunan avukattan öğrendim. Kamera kayıtları silinmediyse her şey görülür.

Yunan güvenlik güçlerinin Meriç’te ölüme terk ettiği Ümit Şakır’dan 1 haftadır ses yok

BOLD ÖZEL

Cezaevinde bayıldıktan sonra beyin ölümü gerçekleşen KHK’lı öğretmen hayatını kaybetti

Bir KHK’lı öğretmen daha hayatını kaybetti. 30 aydır Siirt Cezaevinde tutuklu olan fizik öğretmeni Cengiz Karakurt geçen hafta karantina hücresinde bayılmıştı.

BOLD ÖZEL – Bir hafta önce cezaevinde bayılıp hastaneye kaldırılan KHK’lı öğretmen Cengiz Karakurt hayatını kaybetti. Aort yetmezliği olduğu için 10 yıl önce açık kalp ameliyatı olan Cengiz Karakurt, 15 Eylül sabahı tek kişilik karantina hücresinde baygın bir şekilde bulundu. Siirt Devlet Hastanesi’ne kaldırılan 41 yaşındaki öğretmen, hastanenin yoğun bakımında korona nedeniyle yer olmadığı için Siirt Özel Hayat Hastanesi’ne götürüldü. Bir haftadır yoğun bakımda yatan ve beyin ölümü gerçekleşen Karakurt, bu akşam üzeri öldü.

Bold Medya’ya konuşan eşi Hatice Karakurt, eşinin bir aydır hasta olduğunu, hastaneye götürüldüğünü ve her seferinde ‘üşütmüşsün’ deyip antibiyotik verilip gönderildiğini söylemişti. Karakurt, eşinin son kez 14 Eylül’de hastaneye götürüldüğünü ve cezaevinde kalmasında mahsur yoktur diye geri gönderildiğini de belirtmişti. Cengiz Karakurt, beyin ölümü gerçekleştikten bir gün sonra ise hemen tahliye edilmişti.

GERGERLİOĞLU: “MAHPUSLARIN HAYATI BÖYLE UCUZ OLMAMALI”

Cengiz Karakurt’un hastane sürecini takip eden HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Siirt Cezaevinde riskli hasta grubunda olan ve günlerdir yoğun bakımda yatan KHKlı mahpus Cengiz Karakurt Covid 19 nedeniyle bugün vefat etti. Yine önemli ihmaller ve ihlaller var! Mahpusların hayatı böyle ucuz olmamalı. Tek kişilik koğuştaydı!” dedi.

KHK İLE İHRAÇ EDİLDİ

Cemaat soruşturmaları kapsamında 16 Nisan 2018’de tutuklanan fizik öğretmeni Cengiz Karakurt, 10 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Dosyası İstinaf Mahkemesinde bulunuyordu. En son Batman’da bir ortaokulda görev yapan Karakurt ikinci KHK ile ihraç edilmişti.

Tutuklu KHK’lı öğretmen hücrede beyin kanaması geçirdi

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Savcı cezaevindeki o gecenin tutanaklarını neden paylaşmıyor?

Tahliyesine 3 ay vardı. Hücrede ölü bulundu ancak ölüm nedeni hala sır… Komiser Yardımcısı Mustafa Kabakçıoğlu’nun ailesi, sorumluların bulunmasını ve cezalandırılmasını istiyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL

24 gün önce Gümüşhane E Tipi Kapalı Cezaevinde hayatını kaybeden Mustafa Kabakçıoğlu’nun ölümünün arkasındaki şüpheler hala giderilmedi. Suç duyurusunda bulunan ailesi, “Savcı o gece tutulan tutanakları kamuoyuyla neden paylaşmıyor” diye soruyor.

HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu da Adalet Bakanlığına bir soru önergesi vererek açıklama yapılmasını istedi.

YÜKSEK TANSİYON, ASTIM VE PANİK ATAK HASTASIYDI

Mustafa Kabakçıoğlu, Giresun Emniyet Müdürlüğünde komiser yardımcısıyken Ağustos 2016’da ihraç edildi. Aynı ay Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanıp Gümüşhane E Tipi Cezaevine gönderildi. Yüksek tansiyon ve astım hastası olan Kabakçıoğlu, bu süreçte aşırı kilo kaybetti. Panik atak hastalığı ortaya çıktı. Kanser ve Alzheimer hastalıkları olan annesinin durumunu defalarca mahkemeye sunarak tahliyesini talep eden Mustafa Kabakçıoğlu’nun dilekçeleri dikkate alınmadı. Dört yıldır cezaevinde olan Kabakçıoğlu’nun tahliye olmasına 3 ay kalmıştı.

Astım ve yüksek tansiyon hastası Kabakçıoğlu 20 Ağustos 2020’de koğuşta fenalaşınca hastaneye kaldırıldı. Çok öksürdüğü için dönüşte korona şüphesi nedeniyle karantina hücresine konuldu. 14 ve 16 yaşında iki çocuğu bulunan, 44 yaşındaki Kabakçıoğlu, karantinanın 9. gününde, 29 Ağustos 2020 sabahı hücresinde ölü bulundu. İddiaya göre sabaha kadar öksüre öksüre can verdi. Cenazesi, Trabzon Adli Tıp’a götürülen Kabakçıoğlu’na yapılan test sonucunda korona olmadığı ortaya çıktı. Samsun’dan Trabzon’a cenazeyi almaya giden ailesi Mustafa Kabakçıoğlu’nu Samsun’da defnetti.

Olayın şokunu üzerinden ancak atabilen aile bir hafta sonra Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı’na giderek suç duyurusunda bulundu. Mustafa Kabakçıoğlu’nun ölüm nedeninin araştırılmasını ve varsa sorumluların cezalandırılmasını istedi. Ancak henüz bir sonuç elde edilmiş değil.

SAVCI “AÇIKLAMA YAPACAĞIM” DEDİ

“Gelin cenazenizi alın” diye cezaevinden arandıklarında şok yaşadıklarını ve apar topar yola düştüklerini söyleyen Mustafa Kabakçıoğlu’nun amca oğlu Kaya Kabakçıoğlu, “Son zamanlarda astım bronşiti biraz artmıştı. 20 Ağustos 2020 tarihinde son telefon görüşmesi yaptığı günün gecesi saat 23.00 gibi acil servise kaldırılmış olduğunu sonradan öğrendik ve sonraki hakkı olan telefon görüşme günü olan 27 Ağustos Perşembe günü biz ailesini aramadı. Acile kaldırıldığı o geceden 9 gün sonra vefat haberini verdiler bize.” dedi.

Gümüşhane Cumhuriyet Savcısı Ahmet Tozluyurt ile 15 Eylül 2020’de görüştüklerini belirten Kaya Kabakçıoğlu, “Kendisi 16 Eylül Çarşamba günü basın toplantısı yoluyla açıklama yapacağım dedi ama hala herhangi resmi bir açıklama yapmadı. Bize 21 Eylül’de hastaneye götürdük dedi. Ama e-Nabız’da hastaneye götürüldüğüne dair herhangi bir belge yok. Savcı, ben ambulans çağırdım, ambulansın içinde oksijen verdik. Bunlar onların iddiaları. Her şey şüpheli.” diye konuştu.

“BİR HAFTA ÖNCE SAĞLIKLIYDI, BİZDEN KİTAP İSTEDİ”

Genç komiserin hastaneye götürülmediğini iddia eden Kabakçıoğlu, “Benim düşünceme göre ambulansın içinde tedavi yaptılar ve sonra tekrar cezaevine koydular. Çok öksürdüğü için de karantinaya aldılar ve 9. gün gece yarısı saat 2.30’da vefat ediyor. 5.45’te kapıyı açtıklarında ölü bulunuyorlar. Oturur vaziyetteymiş. Butona basmamış. Ya da bastı ise duyulmadı mı? Bilmiyoruz tabi, bunların hepsi soru işareti. Bir hafta öncesi telefon konuşmalarında sağlıklı konuşan, okumak için bizlerden kitap isteyen, bu dört yılda açık öğretim lisans programını yüksek puanlarla bitirip diplomasını alan, dört ay sonra bitecek ceza sonrası yapmak istediği hayallerden bahsederken ani vefat etmesi bizlerde büyük şüpheler uyandırmıştır.” ifadelerini kullandı.

“CESEDİNİ PİS BİR BATTANİYEYE SARMIŞLARDI”

Kaya Kabakçıoğlu

Bold Medya’ya konuşan Kaya Kabakçıoğlu, amca oğlunun vefatından sonra Trabzon Adli Tıp’ta yaşadıklarını ise şöyle anlattı:

“Sabahleyin bizi aradılar, Mustafa Kabakçıoğlu vefat etti, gelin cenazesini alın diye. Biz de apar topar Samsun’dan Gümühane’ye yola çıktık. Yarı yolda aradılar. Trabzon Adli Tıp’a götürdük, oraya gelin dediler. Gittik. Biz vardığımızda cenaze arabası yeni gelmişti. Bir tek beni aldılar içeri. Cesedini pis bir battaniyenin içine sarmışlardı. Adli tıpa cenazesi getirmişlerdi, ellerinde herhangi bir belge de yoktu. Oradaki görevli de cenazeyi getiren görevlilere bağırdı. ‘Bütün pis işlerinizi biz mi temizleyeceğiz. Ölümü için herhangi bir yazı yazılmamış, bir şey yapılmamış.’ dedi. Orada korona testi yapıldı. Sonuç negatif çıktı. Ölmeden önce kendisine ne tür bir tedavi uygulandı, ne yapıldı bilmiyoruz. Otopsi yapıldı. Sonucu henüz belli olmadı. Korona çıkmayınca defin için bana yazı verdiler. Cenazemizi alıp Samsun’da defnettik.”

“KAMUOYUNDAN SAKLANAN BİR ŞEY Mİ VAR?”

Bir hafta sonra Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına gidip suç duyurusunda bulunan Kabakçıoğlu ailesi şu sorulara cevap verilmesini istiyor:

1. Mustafa Kabakçıoğlu’nun Gümüşhane cezaevinde, kapatıldığı tek kişilik karantina hücresinde öksüre öksüre ölümünden haberdar mısınız? Eğer haberdarsanız biz ailesine neden 24 gündür açıklama yapılmıyor?

2. Kamuoyundan saklanan bir şey mi var? Ağır hasta olduğuna Tanık olabilecek dahil hiçbir koğuş arkadaşlarının ve cezaevi personelinin bugüne kadar neden ifadesine başvurulmadı?

SAVCI “TEK KİŞİLİK HÜCRE” LAFINDAN RAHATSIZ OLDU

3. Mustafa Kabakçıoğlu rahatsızlığını bildirmesi üzerine ne gibi önlemler alındı? Yüksek tansiyon hastası olduğu bilinmesine rağmen Mustafa Kabakçıoğlı, neden tek kişilik hücreye alındı? Koğuştan sorumlu ceza infaz memurları tarafından nöbetçi cezaevi doktoruna götürüldü mü? Revirdeki doktor gördü ise ne teşhis koydu, ne gibi ilaçlar verdi? Bu süreçteki tıbbi müdahaleleri neden paylaşılmıyor, şüpheleri üzerinize çekiyorsunuz?

4. Olayla ilgili sosyal medyada haber sitelerinde kullanılan “tek kişilik hücre” lafından rahatsız olan Cumhuriyet savcısı Ahmet Tozluyurt, neden hücre olmadığını ispatlayacak kamera görüntü ve diğer belgeleri paylaşmıyorsunuz? Neden şüpheler bırakıyorsunuz?

5. En basit tıp bilgisine vakıf olanların da bildiği üzere tıpta durup dururken ölüm yoktur, peki Mustafa Kabakçıoğlu neden öldü? 20 Ağustos’ta fenalaşıp acile kaldırıldığı ve doktor gözetiminde tutulması gerektiği halde neden cezaevine gönderilmiştir? Hastaneden tekrar cezaevine gönderilen Mustafa Kabakçıoğlu’nun vefatından kim sorumludur? İlk başta Kovid-19 tedavisine başlanılmadı, daha sonra Kovid-19 olmadığı anlaşıldığında neden kendi koğuşunda götürülmedi? Hasta tutukluyu tek başına hücrede bırakmak, yakın gözetim altında tutmamak ölüme terk etmek değil midir?

“İDARİ SORUŞTURMA BAŞLATILDI MI?”

6. Adalet Bakanlığı ve Ceza Tevkifevleri bu skandal olay sonrası Gümüşhane E Tipi Ceza ve İnfaz Kurumu görevlileri hakkında idari soruşturma başlattı mı? Sorumlular hakkında yaptırım uygulanacak mı? Soruşturma başlattıysa kimler sorgulandı? O geceki nöbetçi savcı tutulan tutanakları kamuoyuyla neden paylaşmıyor?

7. Bizler Kabakçıoğlu ailesi ve yakınları defalarca sorup hiç cevap alamadığımız soruları tekrar tekrar soracağız ta ki vicdanları rahatlatacak, karanlıkta kalan soruları aydınlatacak açıklamalar ilgili ve sorumlu yetkililerden gelene kadar.”

CEZAEVİNDE HAYATINI KAYBEDEN MAHPUS SAYISI KAÇ?

Genç komiserin ölümünü kamuoyuna duyuran ve olayın ilk günden beri takipçisi olan HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün cevaplaması için bir soru önergesi verdi. Kabakçıoğlu ailesinin iddialarının doğru olup olmadığının araştırılmasını isteyen Gergerlioğlu önergesinde şu sordu:

“Mustafa Kabakçıoğlu isimli yurttaşın ölüm nedeni nedir? Ölümüyle ilgili açılmış bir soruşturma var mıdır? Neden tek kişilik koğuşa alınmıştır? Neden hastaneye sevk edilmemiştir? Halen cezaevinde kalan ve Mustafa Kabakçıoğlu’nun rahatsızlığına benzer şikayetleri olan mahpus sayısı kaçtır? Bu kişilerin aynı şekilde cezaevinde ölmemesi için ne yapılması gerekmektedir? Son 5 yılda cezaevinde hayatını kaybeden mahpus sayısı kaçtır? Cezaevlerine güveni sarsan bu ve benzeri olayların tekrarlanmaması güvenin tekrar tesisi için hükumetinizin alacağı önlemler nelerdir?”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Dünya Enes Kanter’e uygulanan sansüre inanamadı!

Boston Celtics’in Miami Heat ile oynadığı Doğu Konferansı finalinin 2. maçında Türk spikerlerin uyguladığı sansür dünya basınına konu oldu. Arap ve Polonya basını skandal sansürü bakın nasıl haber yaptı…

MUHAMMET ALİ TOKSOY – BOLD MEDYA

3 senedir Enes Kanter’in maçlarını yayınlanmayan S Sport kanalı, Boston-Miami arasında oynanan Doğu Konferansı Final Serisi’ni yayınlamaya karar verdi. Maçı ESPN kanalı için anlatan ABD’li spiker başarılı Türk yıldıza övgüler yağdırırken S Sport sunucuları Uğur Ozan Sulak ve Kaan Kural, maçta 9 sayı, 6 ribaundla oynayan Enes Kanter’e sansür uygulayarak adını ağızlarına bile alamadı.

S Sport kanalının uygulamış olduğu bu sansür dünya çapında haber olmaya devam ediyor. Polonya’nın en büyük ve en prestijli spor gazetesi Przegląd Sportowy’nin başarılı muhabiri Jakub Wojczyński olayı Polonyalı basketbolseverler için haberleştirdi.

NBA ve Avrupa Basketbolunu yakından takip eden tecrübeli gazeteci, geniş kapsamlı bir yazı kaleme alarak, Enes Kanter’e uygulanan komik sansürü görmek için Türkçe bilmenize gerek yok ifadelerini kullandı. Avrupa Kupası maçları için Türkiye’ye de gelen ve Enes Kanter’in son yıllarda yaşadıklarını haberinde anlatan Jakub Wojczyński, yazısını NBA yıldızının düşüncelerini aktararak bitirdi:

“Türkiye diktatörün eline bırakılmamalı. Eğer Türk hükumetini eleştirirsen kötü birisin. Ben sadece özgürlük, demokrasi ve insan hakları için savaşıyorum. İnsanlar benim hikayemi NBA’de oynadığım için biliyor ama Türkiye’de hikayeleri benimkinden çok daha kötü olan binlerce aile var. Pek çok insan bana basketbola odaklanmamı ve siyaseti bırakmamı söyledi, ancak söylediklerim kesinlikle siyaset değil.”

ARAPÇA NBA TWITTER HESABI ŞAŞIRDI

Twitter üzerinden Arapça yayın yapan ve yaklaşık 100 bin takipçisi olan NBA hesabı Enes Kanter’e uygulanan sansürü şaşkınlıkla karşıladı. Doğu Finalinde Enes Kanter’in ribaund aldığını, sayılar attığını ancak Türk spikerlerin Boston Celtics maçı 4 kişi oynuyormuş gibi davrandığını ifade etti ve görüntüleri takipçileriyle paylaştı. İşte o tweet:

Enes Kanter’in Miami Heat karşısındaki ribaund ve sayılarını, ABD’li spikerler ile Türk spikerlerin karşılaştırmalı anlatımıyla, aşağıdaki YouTube linkinden izleyebilirsiniz.

 

 

Okumaya devam et

Popular