Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Kadınlar çıplak arama dayatmasını anlatıyor: Kurbağa gibi zıplattılar!

Uşak’ta gözaltına alınan öğrencilerin çıplak aramadan geçirilip, çıplak vaziyette otur kalk yapmaya zorlanmasının ardından aynı işkenceye maruz kalan kadınlar BOLD’a konuştu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL

Uşak’ta kız öğrencilere yapılan çıplak arama ve çıplak biçimde otur kalk yaptırma işkencesinden sonra birçok kadın Bold Medya’ya ulaşıp başından geçen benzer olayları anlattı. Güvenlik nedeniyle isimlerinin açıklanmasını istemeyen kadınlar, Uşak olayı ortaya çıkana kadar çıplak arama sırasında yaşadıklarını kimseye anlatamadıklarını belirttiler.

BOLD’a konuşan 44 yaşında, 4 çocuk sahibi ilk kadın mağdur, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nin girişinde çırılçıplak soyulduğunu ve 3 kez otur-kalk yaptırıldığını söyledi. KHK’lı bir öğretmen olduğunu ifade eden 2. kadın ise Aydın E Tipi Cezaevinde, alt iç çamaşırları çıkarıldıktan sonra 3 kez kurbağa gibi zıplatıldığını belirtti. Artık Avrupa’da yaşanan 50 yaşındaki 3. kadın, çıplak aramadan geçtiğini ilk kez başka birisine anlattığını söylerken, 21 yaşındaki kızı da annesinden cesaret alarak görüşmemiz sırasında “Aynı şeyi ben de yaşadım” diyebildi. Anne, 8 gün Konya TEM’de gözaltında kalan kızının bunu ilk defa söylediğini belirtirken şaşkındı.

4. kişi ise bir öğrenci. Şu anda 27 yaşında olan kadın öğrenci, 24 yaşındayken Konya Asayiş Şube, Çocuk Şube ve Konya Cezaevinde olmak üzere 4 kez çıplak aramaya maruz bırakıldığını anlattı. “Önüne gelen her polis aradı” diyen öğrenci, “Asla yaşadıklarımı unutmadım” diyor.

GERGERLİOĞLU: SUSMAYIN, KONUŞUN

Çıplak arama terör soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan ve tutuklanan kadınlara yıllardır yapılıyor. Yüksel Caddesi’nde “İşimi Geri İstiyorum” eylemleri yaptıkları için tutuklanan solcu kadınlara da yapıldı. 3 hafta önce tutuklanan mimar Alev Şahin HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup göndererek 13 Ağustos 2020’de Ankara’da Asayiş Şube’de yaşadığı taciz ve işkenceyi yazmıştı.

“AŞAĞILAMAK İÇİN YAPIYORLAR”

Kadınlara yapılan çıplak aramayla ilgili konuştuğumuz Gergerlioğlu, “Bu arama yıllardır Kürt soruşturmaları kapsamında alınan kadınlara da solcu kadınlara da uygulanıyor. Aslında uyuşturucu bağımlısı olanlara yapılır. Ancak siyasi sebeplerle tutuklananlara aşağılama amaçlı yapılıyor. Muhafazakar kadınlar maalesef bunu anlatmıyor. Anlatılması lazım. Bu şekilde mücadele olmaz.” dedi.

ÇIPLAK ARAMADAN GEÇEN KADINLARIN YAŞADIKLARI…

Uşak’ta kız öğrencilere yapılan çıplak arama ve çıplak çök kalk yaptırma olayından sonra bir grup kadın yaşadıklarını anlattı:

1. KADIN: “Ben 44 yaşında, 4 çocuk sahibi bir anneyim. Eşimle aynı gün alındık. İstanbul Vatan Emniyet Müdürlüğüne götürüldük. Eşim 15 gün, ben 7 gün gözaltında kaldım. Orada kötü bir muameleyle karşılaşmadım. Bir kadın polis vardı. Çocuğu hastaymış. Gizlice bir pet şişede su getiriyor, dua okumamı istiyordu. Sonra şişeyi yine gizlice alıyordu. Orada şartlar kötüydü. Sadece sandviç veriyorlardı. Banyo yoktu. Orada mesela orada ufak bir kriz yaşadım, acil doktora gitmem gerekirken şeker vermeye kalktılar. Sonra nefesim kesilince doktora götürdüler. EKG vs birtakım şeyler yapıldı. Doktorlar bile bu şartlarda yaşadığınız normal dedi. Sonra geri getirdiler ve ertesi gün hemen tutukladılar. Bir şey olursa diye sorumluluk almak istemediler.

“SOLCU VE KÜRT KIZLAR BENİM HAKKIMI SAVUNUYORDU”

Kürt bir kızcağız vardı gözaltında. Hemşireymiş. ‘Bu kadın kalp krizi geçiriyor olabilir ve bütün sorumluluk sizde’ bağırıp duvarları yumrukluyordu. O esnada kadın polis geldi, şeker vereyim belki düzelir diyor. Lavaboya da çıkarmıyorlardı. Bir sürü insan… Ben de şeker hastalığı var. Streslendiğimde sık sık gitmem gerekiyor. Solcu ve Kürt kızlar, genç kızlardı hepsi, onlar benim adıma bağırıyor, hakkımı savunuyorlardı. Biz çocuk gibi seyrediyorduk, halbuki aralarında en yaşlı bendim ama tecrübesizdik. İlk defa böyle şeyler yaşıyorduk, o yüzden çekingenlik vardı.

“TAMAMEN ÇIRILÇIPLAK KALDIM”

Nisan 2018’de tutuklanıp Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevine gönderildim. Girişte yapılan çıplak arama beni çok rahatsız etti. Ve üslupları çok kötüydü. Azarlayarak, aşağılayarak, bağırarak… Mahkeme gecenin bir vakti tamamlandı ve oraya götürüldüm. Hayatımda ilk defa böyle bir şey yaşıyorum. Geride 4 çocuk bırakmışım, aklım onlarda. Gardiyanların ne dediklerini de anlamıyorum, bağırarak şunu yap bunu yap demeleri çok yaralıyor. Sonra soyun dediler. Onu çıkart bunu çıkart, diye diye ben tamamen çırılçıplak kaldım. O halde 3 kez otur-kalk yaptırdılar. Kadın gardiyan yaptı bunu. Ama benim onu anlayıp yapmam… İlk başta anlamadım ne demek istediğini, hayatımda ne duydum, ne işittim, beceremiyorum da.. Yok ya böyle değildir diyorum, kafamda yorumlayamıyorum. Gardiyan azarlayarak nasıl yapacağımı tarif etti.

“GARDİYANIN BİRİ GÜLERKEN DİĞERİ AZARLIYORDU”

Sonrasında hücreye gönderildim. 3 gün hücrede kaldım ve günlerce ben ne yaşadım diye kendime gelemedim. Bakırköy Cezaevinin girişinde bir bölmede oluyor bunlar. Karavanın arkasında bir yer. İki kadın gardiyan yaptı bunu. Biri gülerken diğerini beni azarlıyordu. Benim anlamamama gülüyorlardı.

“KENDİMLE BİLE YÜZLEŞEMEDİM”

Ben 9 ay hapiste kaldım. Bunları hiç kimseye anlatamadım. Kendimle bile yüzleşemedim. 6 ay olmuştu hapse gireli. Koğuşa yeni bir kız geldi. Diğerleri ona takıldı, ‘sana da otur-kalk’ yaptırdılar mı” diye. Ben o zaman demek ki başkaları da yaşamış, tek bana yapmadılar, bu utanılacak bir şey değil, anlatılabilir diye düşünerek biraz rahatlamıştım (Ağlıyor).

“HALA TOPARLANAMADIM”

İki sene geçti. Kendimi hala toparlamış değilim. Cezaevinden enerjim o kadar düşük çıktım ki, daha kendime yeni kabul ettirebildim yaşadıklarımı. Artık Türkiye’de yaşamak istemediğimi düşündüm ama Yunanistan’da gözaltına alınırsam diye yine çıplak arama korkusu yaşadım. Çıplak aramalar, gözaltılar, nezaretler bunlara tahammülüm, enerjim olmadığı için vazgeçtim.”

2. KADIN: “ÇAMAŞIRLARIMIZI ÇIKARTIP KURBAĞA GİBİ ZIPLATTIRDILAR”

“19 yıl görev yaptıktan sonra KHK ile ihraç edilmiş bir öğretmenim. 51 yaşında, 3 çocuğu olan bir kadınım. 24 Ekim 2018’de ailece Aydın’da gözaltına alındık. Eşim, ben ve oğlum. Gözaltındayken başörtülü polis memurları bana hiç iyi muamele etmediler. Ben örtülü değilim bu arada, belirteyim.

“İLETİŞİM YÖNTEMİ, POŞET”

Hipertansiyon hastasıyım. Bir tanesi gece 5 saat tuvalete götürmedi. Artık zıplıyordum yerimde. Cevap olarak ‘uyumuş, kalmışım’ dedi. Ben dedim ki ‘Devlet size uyuyun diye para vermiyor.’ Çok ilkel şartlarda kaldık. Nezaretteki demir parmaklığa bir poşet bağlamışlar. Onu yukarı kaldırdığınızda kameradan görüyorlar ve bir isteğiniz olduğunu anlıyorlar. Poşeti yukarı kaldırıyorsun, iletişim tarzı bu. Beş saat boyunca o poşeti kaldırdım, indirdim.

“O POLİSE O KADAR DUA ETTİM Kİ”

Nezaret karakolun altında. Zaten karanlık bir yer olduğu için gece-gündüz ayrımını çok zor yapabiliyorsunuz. Çok küçük bir penceresi var. Orası da zeminle eşit bir pencere. Yine başörtülü bir polisten limon istedim. “Sana nereden limon bulacağım ki” dedi. Beslenme şartları zaten çok kötü, sadece tost ve ayran. Üç öğün. O tostun da içinde sucuk olduğu için asla yiyemiyorum. Sıfır tuz tüketmem lazım, asla yemedim. İkinci gün aklıma geldi, bana sadece ekmeğin arasına domates koyun.

Üçüncü gün açık bir polis memuru bana limon buldu geldi, dilimlemiş. Meğer zaten karakolun bahçesinde limon varmış. Aydın’da her evin bahçesinde limon ve zeytin vardır. O polis hanıma ben o kadar dua ettim ki, annesine ve babasına hala dua ediyorum. O gün duruşmaya giderken o polis memuru 2 limon daha dilimlemiş, peçeteye sarıp getirdi, sizin ne zaman nereye gideceğiniz belli değil, dedi.

“YASAK SORGU DA YAPTILAR”

Yasak sorgu da yaptılar bana. Yasak sorgu, kameraların olmadığı odaya götürüyorlar sizi ve sorguluyorlar. 3 gün gözaltında kaldıktan sonra tutuklandım ve Aydın E Tipi Cezaevine gönderildim. Oradaki kadın gardiyan bana pantolonumu ve çamaşırımı çıkarttırdı. Üst kıyafetleri çıkartmadım. Sonra da sıçrama hareketi yaptırdı. Yani alt iç çamaşırımı çıkarttıktan sonra kurbağa gibi 3 kere zıplattılar beni. “Bunu uyuşturucu bağımlılarına yapıyorlar, ben sigara içmeyen insanım, neden yapıyorsunuz” dedim, cevabı “Prosedürler böyle” oldu.

“DUVARLAR GERÇEKTEN SAĞIR VE DİLSİZ”

Avukatım bunu bilmiyordu. Konuşma sırasında ağzımdan kaçırdım. Çok bozuldu, sen bunu bana niye söylemedin dedi. Söylesem de o kadar çaresizsiniz ki… Allah kimseye yaşatmasın. O dört duvarın arasında siz varsınız sadece, duvarlar gerçekten sağır ve dilsiz. Dışarıya hiçbir şekilde elinizi kolunuzu uzatamıyor, hiçbir talebinizi iletemiyorsunuz. Geride kalanları düşünüyorsunuz. İnsan onurunu incitici bir durumdu yaşadıklarımız. Ben yanlış bir şey yapmadığımı düşünmediğim için yaşadıklarımın hepsine imtihan nazarıyla yaklaştım.

“CEZAEVİ PSİKOLOĞU AFALLAYIP KALDI”

Cezaevine girdikten 2-3 gün sonra psikolog görüşmesi oluyor. “İntihar etmeyi düşünüyor musunuz?” gibi sorular soruyorlar. Bu da absürd bir durum. İnsanın aklında intihar yoksa bile böyle sorularla getiriyorlar. Ben şu anda hamd makamındayım, şekva makamına düşmeyi hiç düşünmüyorum, dedim. Afalladı adam, beni anladı mı bilmiyorum, pek zannetmiyorum.

“AMAÇ PSİKOLOJİK EZİYET”

Cezaevinde de yaşadık bazı şeyler. Müdür, biz çamaşır makinesi almak isteyince ‘paranız varsa battaniye alın’ deyip ikinci battaniye vermemişti. Cezaevi savcısıyla görüşme talebimizi hiçbir şekilde kabul etmeyip sürekli savsaklardı. Bizim telefon görüşünü hep ikinci plana atarlardı. Diğer tutuklular daha öncelikli idi. Aramalarda çamaşırlarımızı yere atar, her tarafı dağıtıp giderlerdi. Amaç psikolojik eziyet. En sıkıntılı durumda, kargodan gelen kıyafetler çoğu zaman doğru düzgün verilmezdi. Üzerinde kıyafet görünüyor, dolu deyip vermezlerdi.”

3. KADIN: “18 YAŞINDAKİ KIZIM DA BEN DE AYNI ŞEYİ YAŞADIK”

“Ben 50 yaşında, 4 çocuk sahibi bir anneyim, torunlarım var. Muğla KOM’da ben de çıplak aramadan geçtim. 2017’nin yazında oldu bu olay. Şube’ye alındıktan sonra bir süre kadın polis bekledik. Ardından beni odaya aldılar. Tamamen soyunmadım ben, önce üst kısmı kaldırarak aradılar sonra alt kısmı tamamen çıkarttık. Tuniğim uzundu, o şekilde hallettim ben. Otur-kalk yaptırdılar. Neden bunu yaptırıyorsunuz dedim, bazı kişiler oraya bir şey saklıyormuş, o ruh haliyle bir şey de diyemiyorsunuz. Üç gün kaldım orada.

“O KADIN GARDİYAN HERKESE AYNI UYGULAMAYI YAPIYORDU”

Daha sonra tutuklanıp Muğla Cezaevine gönderildim. 16 ay da orada kaldım. Cezaevine girmeden önce de aynı şeyi yaşadım. O kadın gardiyan herkese yapmış bu uygulamayı, ama diğerleri yapmamış mesela. Bazıları normal şekilde girdiler.

“NORMAL ZANNEDİYORDUM”

Benden 10 gün önce oğlum ve kızım Konya’da gözaltına alınmıştı. Muğla’da bunları yaşarken 18 yaşındaki kızım da Konya TEM’de çıplak aramadan geçmiş. Bana şimdi söylüyor, size anlatırken. Kızım o zaman 18 yaşındaydı, normal zannediyordum, diyor. Konya TEM’de 8 gün kaldı.

Zaten ben ilk defa siz yazdıktan sonra bu konu üzerinde düşündüm. Çocuklarım da hiç duymadı. İlk defa konuşuyorum. Ayıp geldi, pek anlatılacak bir şey değil gibi. Daha önce böyle şeyler yaşamadığımız için herkese yapılıyor mu bilmediğim için kimseye söylemeye gerek duymadım.”

4. KADIN: “DÖRT KEZ ÇIPLAK ARAMADAN GEÇTİM”

“Ben uzun bir süre kimseye anlatamadım yaşadıklarımı. Ailem zaten çok üzülmüştü, onları üzmek istemedim. Çevremde bunu anlayamayacak insanlar vardı. Ağustos 2016’da gözaltına alındım. O zaman üniversitede okuyordum. 24 yaşındaydım. Aradan yıllar geçtiği için unutulduğu düşünülebilir ama ben asla yaşadıklarımı unutmadım.

“KAMERA VAR DEDİM, DİNLEMEDİLER”

Aramaların bazıları kamera önünde yapıldı. Abdest alıp namaz kılmak istediğimi söyledim. Erkeklerin görebileceği yerde abdest almaya zorladılar. Bir tane daha lavabo vardı, erkeklerin göremeyeceği bir yerdeydi. Hayır orada alamazsın, bizim seni görmemiz lazım dediler. Kadın polisler aradı beni. Bir kere kameranın önünde aradılar. Kamera var dedim, kale almadılar.

Önce üst bölgemi açıp oraya elle dokundular. Sonra alt iç çamaşırımı indirip 3 kere otur-kalk yaptırdılar. Pantolonumu tamamen çıkarttım. Önüne gelen polis beni aramak istedi. Hepsi kadın polisti. Biraz önce arkadaşınız aradı diyorum. Olsun ben de arayacağım, dediler. Birbirinize mi güvenmiyor musunuz dedim. Olabilir dedi. O yüzden de önüne gelen herkes arıyordu.

İlk arama gözaltına alındığım yerde oldu. Trafik tescil, çocuk şube müdürlüğü mü öyle bir yerdi. İkisi Konya Asayiş Şubenin nezarethanesine girmeden önceydi. Sonuncusu da cezaevine girmeden önce. Bir günde 3 kez olmak üzere 4 kez çıplak aramadan geçtim.

“ADALET BAKANLIĞININ TALİMATIYLA BAŞÖRTÜLERİMİZİ ALDILAR”

Nezarethanedeyken başımız açıktı zaten. Girer girmez başörtülerimizi almışlardı. Neden alıyorsunuz diye sorduğumda ‘Adalet Bakanlığının talimatı var, bize boşu boşuna kızmanıza gerek yok’ dedi. O kadar yorulmuş ve bitmiştim ki açmak zorunda kaldık. Erkek polislerin hepsi bizi açık gördü. Ben 3 gün kaldım orada. Sabah beni emniyete götürüyorlardı, başörtümüzü erkekler getiriyordu, o şekilde çıktık hep.

“MESAİ SAATLERİ DIŞINDA 3 KEZ SORGULANDIM”

Gözaltına alındığımda perşembe günüydü. Sabah alıp götürdüler nezarethaneye, sonra gece gelip emniyete götürdüler. İfademi tekrar almak istediklerini söylediler. Ertesi sabah tekrar götürdüler. Mesai saatinin dışında nezarethaneye gelip beni alıp alıp emniyete götürdüler. Sorguladılar. Normalde bunlar kanuni değilmiş. Üç gün boyunca 3 kez bu şekilde sorgulandım.

Bizi ev sahibi şikayet etmişti. “Benim evimde kız öğrencileri kalıyordu, onlar da fetöcüydü” demiş. Üniversite okurken kaldığım evdi orası. Kontratı benim üzerimeydi. 7,5 ay hapis yattım. Hem Konya Cezaevinde hem de Konya Ereğli Cezaevinde.

“İFADEMİ ALAN POLİS CEZAEVİNE GELDİ”

Bir de ben cezaevine girdikten sonra ifademi alan bir polis tekrar cezaevine gelip bana bir fotoğraf gösterip bu kişiyi tanıyıp tanımadığımı sormuştu. Normalde bu da kanunlara uygun değilmiş.

“SENİN UYGUNSUZ VİDEON MU VAR DA İTİRAFÇI OLMUYORSUN”

Mesela asla ismini unutmayacağım M. T. adlı bir avukat vardı. Karşımdaki savcıdan daha çok o savcı gibiydi. Sürekli itirafçı olmam için beni zorladı. Bu insanların elinden senin uygunsuz video fotoğrafın mı var da itiraf etmiyorsun. Biz senin vereceğin isimlerin hepsini zaten biliyoruz sadece senin ağzından duymak istiyoruz diyordu. O avukat “Eskiden Allah’ın rızası orada olabilir ama artık Allah’ın rızası bu tarafta” diye benim itirafçı olmam için ısrarcı oldu.

Bunu da yaptılar: Cezaevinde kadın ziyaretçilere ped işkencesi

BOLD ÖZEL

Cezaevinde bayıldıktan sonra beyin ölümü gerçekleşen KHK’lı öğretmen hayatını kaybetti

Bir KHK’lı öğretmen daha hayatını kaybetti. 30 aydır Siirt Cezaevinde tutuklu olan fizik öğretmeni Cengiz Karakurt geçen hafta karantina hücresinde bayılmıştı.

BOLD ÖZEL – Bir hafta önce cezaevinde bayılıp hastaneye kaldırılan KHK’lı öğretmen Cengiz Karakurt hayatını kaybetti. Aort yetmezliği olduğu için 10 yıl önce açık kalp ameliyatı olan Cengiz Karakurt, 15 Eylül sabahı tek kişilik karantina hücresinde baygın bir şekilde bulundu. Siirt Devlet Hastanesi’ne kaldırılan 41 yaşındaki öğretmen, hastanenin yoğun bakımında korona nedeniyle yer olmadığı için Siirt Özel Hayat Hastanesi’ne götürüldü. Bir haftadır yoğun bakımda yatan ve beyin ölümü gerçekleşen Karakurt, bu akşam üzeri öldü.

Bold Medya’ya konuşan eşi Hatice Karakurt, eşinin bir aydır hasta olduğunu, hastaneye götürüldüğünü ve her seferinde ‘üşütmüşsün’ deyip antibiyotik verilip gönderildiğini söylemişti. Karakurt, eşinin son kez 14 Eylül’de hastaneye götürüldüğünü ve cezaevinde kalmasında mahsur yoktur diye geri gönderildiğini de belirtmişti. Cengiz Karakurt, beyin ölümü gerçekleştikten bir gün sonra ise hemen tahliye edilmişti.

GERGERLİOĞLU: “MAHPUSLARIN HAYATI BÖYLE UCUZ OLMAMALI”

Cengiz Karakurt’un hastane sürecini takip eden HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Siirt Cezaevinde riskli hasta grubunda olan ve günlerdir yoğun bakımda yatan KHKlı mahpus Cengiz Karakurt Covid 19 nedeniyle bugün vefat etti. Yine önemli ihmaller ve ihlaller var! Mahpusların hayatı böyle ucuz olmamalı. Tek kişilik koğuştaydı!” dedi.

KHK İLE İHRAÇ EDİLDİ

Cemaat soruşturmaları kapsamında 16 Nisan 2018’de tutuklanan fizik öğretmeni Cengiz Karakurt, 10 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Dosyası İstinaf Mahkemesinde bulunuyordu. En son Batman’da bir ortaokulda görev yapan Karakurt ikinci KHK ile ihraç edilmişti.

Tutuklu KHK’lı öğretmen hücrede beyin kanaması geçirdi

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Savcı cezaevindeki o gecenin tutanaklarını neden paylaşmıyor?

Tahliyesine 3 ay vardı. Hücrede ölü bulundu ancak ölüm nedeni hala sır… Komiser Yardımcısı Mustafa Kabakçıoğlu’nun ailesi, sorumluların bulunmasını ve cezalandırılmasını istiyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL

24 gün önce Gümüşhane E Tipi Kapalı Cezaevinde hayatını kaybeden Mustafa Kabakçıoğlu’nun ölümünün arkasındaki şüpheler hala giderilmedi. Suç duyurusunda bulunan ailesi, “Savcı o gece tutulan tutanakları kamuoyuyla neden paylaşmıyor” diye soruyor.

HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu da Adalet Bakanlığına bir soru önergesi vererek açıklama yapılmasını istedi.

YÜKSEK TANSİYON, ASTIM VE PANİK ATAK HASTASIYDI

Mustafa Kabakçıoğlu, Giresun Emniyet Müdürlüğünde komiser yardımcısıyken Ağustos 2016’da ihraç edildi. Aynı ay Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanıp Gümüşhane E Tipi Cezaevine gönderildi. Yüksek tansiyon ve astım hastası olan Kabakçıoğlu, bu süreçte aşırı kilo kaybetti. Panik atak hastalığı ortaya çıktı. Kanser ve Alzheimer hastalıkları olan annesinin durumunu defalarca mahkemeye sunarak tahliyesini talep eden Mustafa Kabakçıoğlu’nun dilekçeleri dikkate alınmadı. Dört yıldır cezaevinde olan Kabakçıoğlu’nun tahliye olmasına 3 ay kalmıştı.

Astım ve yüksek tansiyon hastası Kabakçıoğlu 20 Ağustos 2020’de koğuşta fenalaşınca hastaneye kaldırıldı. Çok öksürdüğü için dönüşte korona şüphesi nedeniyle karantina hücresine konuldu. 14 ve 16 yaşında iki çocuğu bulunan, 44 yaşındaki Kabakçıoğlu, karantinanın 9. gününde, 29 Ağustos 2020 sabahı hücresinde ölü bulundu. İddiaya göre sabaha kadar öksüre öksüre can verdi. Cenazesi, Trabzon Adli Tıp’a götürülen Kabakçıoğlu’na yapılan test sonucunda korona olmadığı ortaya çıktı. Samsun’dan Trabzon’a cenazeyi almaya giden ailesi Mustafa Kabakçıoğlu’nu Samsun’da defnetti.

Olayın şokunu üzerinden ancak atabilen aile bir hafta sonra Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı’na giderek suç duyurusunda bulundu. Mustafa Kabakçıoğlu’nun ölüm nedeninin araştırılmasını ve varsa sorumluların cezalandırılmasını istedi. Ancak henüz bir sonuç elde edilmiş değil.

SAVCI “AÇIKLAMA YAPACAĞIM” DEDİ

“Gelin cenazenizi alın” diye cezaevinden arandıklarında şok yaşadıklarını ve apar topar yola düştüklerini söyleyen Mustafa Kabakçıoğlu’nun amca oğlu Kaya Kabakçıoğlu, “Son zamanlarda astım bronşiti biraz artmıştı. 20 Ağustos 2020 tarihinde son telefon görüşmesi yaptığı günün gecesi saat 23.00 gibi acil servise kaldırılmış olduğunu sonradan öğrendik ve sonraki hakkı olan telefon görüşme günü olan 27 Ağustos Perşembe günü biz ailesini aramadı. Acile kaldırıldığı o geceden 9 gün sonra vefat haberini verdiler bize.” dedi.

Gümüşhane Cumhuriyet Savcısı Ahmet Tozluyurt ile 15 Eylül 2020’de görüştüklerini belirten Kaya Kabakçıoğlu, “Kendisi 16 Eylül Çarşamba günü basın toplantısı yoluyla açıklama yapacağım dedi ama hala herhangi resmi bir açıklama yapmadı. Bize 21 Eylül’de hastaneye götürdük dedi. Ama e-Nabız’da hastaneye götürüldüğüne dair herhangi bir belge yok. Savcı, ben ambulans çağırdım, ambulansın içinde oksijen verdik. Bunlar onların iddiaları. Her şey şüpheli.” diye konuştu.

“BİR HAFTA ÖNCE SAĞLIKLIYDI, BİZDEN KİTAP İSTEDİ”

Genç komiserin hastaneye götürülmediğini iddia eden Kabakçıoğlu, “Benim düşünceme göre ambulansın içinde tedavi yaptılar ve sonra tekrar cezaevine koydular. Çok öksürdüğü için de karantinaya aldılar ve 9. gün gece yarısı saat 2.30’da vefat ediyor. 5.45’te kapıyı açtıklarında ölü bulunuyorlar. Oturur vaziyetteymiş. Butona basmamış. Ya da bastı ise duyulmadı mı? Bilmiyoruz tabi, bunların hepsi soru işareti. Bir hafta öncesi telefon konuşmalarında sağlıklı konuşan, okumak için bizlerden kitap isteyen, bu dört yılda açık öğretim lisans programını yüksek puanlarla bitirip diplomasını alan, dört ay sonra bitecek ceza sonrası yapmak istediği hayallerden bahsederken ani vefat etmesi bizlerde büyük şüpheler uyandırmıştır.” ifadelerini kullandı.

“CESEDİNİ PİS BİR BATTANİYEYE SARMIŞLARDI”

Kaya Kabakçıoğlu

Bold Medya’ya konuşan Kaya Kabakçıoğlu, amca oğlunun vefatından sonra Trabzon Adli Tıp’ta yaşadıklarını ise şöyle anlattı:

“Sabahleyin bizi aradılar, Mustafa Kabakçıoğlu vefat etti, gelin cenazesini alın diye. Biz de apar topar Samsun’dan Gümühane’ye yola çıktık. Yarı yolda aradılar. Trabzon Adli Tıp’a götürdük, oraya gelin dediler. Gittik. Biz vardığımızda cenaze arabası yeni gelmişti. Bir tek beni aldılar içeri. Cesedini pis bir battaniyenin içine sarmışlardı. Adli tıpa cenazesi getirmişlerdi, ellerinde herhangi bir belge de yoktu. Oradaki görevli de cenazeyi getiren görevlilere bağırdı. ‘Bütün pis işlerinizi biz mi temizleyeceğiz. Ölümü için herhangi bir yazı yazılmamış, bir şey yapılmamış.’ dedi. Orada korona testi yapıldı. Sonuç negatif çıktı. Ölmeden önce kendisine ne tür bir tedavi uygulandı, ne yapıldı bilmiyoruz. Otopsi yapıldı. Sonucu henüz belli olmadı. Korona çıkmayınca defin için bana yazı verdiler. Cenazemizi alıp Samsun’da defnettik.”

“KAMUOYUNDAN SAKLANAN BİR ŞEY Mİ VAR?”

Bir hafta sonra Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına gidip suç duyurusunda bulunan Kabakçıoğlu ailesi şu sorulara cevap verilmesini istiyor:

1. Mustafa Kabakçıoğlu’nun Gümüşhane cezaevinde, kapatıldığı tek kişilik karantina hücresinde öksüre öksüre ölümünden haberdar mısınız? Eğer haberdarsanız biz ailesine neden 24 gündür açıklama yapılmıyor?

2. Kamuoyundan saklanan bir şey mi var? Ağır hasta olduğuna Tanık olabilecek dahil hiçbir koğuş arkadaşlarının ve cezaevi personelinin bugüne kadar neden ifadesine başvurulmadı?

SAVCI “TEK KİŞİLİK HÜCRE” LAFINDAN RAHATSIZ OLDU

3. Mustafa Kabakçıoğlu rahatsızlığını bildirmesi üzerine ne gibi önlemler alındı? Yüksek tansiyon hastası olduğu bilinmesine rağmen Mustafa Kabakçıoğlı, neden tek kişilik hücreye alındı? Koğuştan sorumlu ceza infaz memurları tarafından nöbetçi cezaevi doktoruna götürüldü mü? Revirdeki doktor gördü ise ne teşhis koydu, ne gibi ilaçlar verdi? Bu süreçteki tıbbi müdahaleleri neden paylaşılmıyor, şüpheleri üzerinize çekiyorsunuz?

4. Olayla ilgili sosyal medyada haber sitelerinde kullanılan “tek kişilik hücre” lafından rahatsız olan Cumhuriyet savcısı Ahmet Tozluyurt, neden hücre olmadığını ispatlayacak kamera görüntü ve diğer belgeleri paylaşmıyorsunuz? Neden şüpheler bırakıyorsunuz?

5. En basit tıp bilgisine vakıf olanların da bildiği üzere tıpta durup dururken ölüm yoktur, peki Mustafa Kabakçıoğlu neden öldü? 20 Ağustos’ta fenalaşıp acile kaldırıldığı ve doktor gözetiminde tutulması gerektiği halde neden cezaevine gönderilmiştir? Hastaneden tekrar cezaevine gönderilen Mustafa Kabakçıoğlu’nun vefatından kim sorumludur? İlk başta Kovid-19 tedavisine başlanılmadı, daha sonra Kovid-19 olmadığı anlaşıldığında neden kendi koğuşunda götürülmedi? Hasta tutukluyu tek başına hücrede bırakmak, yakın gözetim altında tutmamak ölüme terk etmek değil midir?

“İDARİ SORUŞTURMA BAŞLATILDI MI?”

6. Adalet Bakanlığı ve Ceza Tevkifevleri bu skandal olay sonrası Gümüşhane E Tipi Ceza ve İnfaz Kurumu görevlileri hakkında idari soruşturma başlattı mı? Sorumlular hakkında yaptırım uygulanacak mı? Soruşturma başlattıysa kimler sorgulandı? O geceki nöbetçi savcı tutulan tutanakları kamuoyuyla neden paylaşmıyor?

7. Bizler Kabakçıoğlu ailesi ve yakınları defalarca sorup hiç cevap alamadığımız soruları tekrar tekrar soracağız ta ki vicdanları rahatlatacak, karanlıkta kalan soruları aydınlatacak açıklamalar ilgili ve sorumlu yetkililerden gelene kadar.”

CEZAEVİNDE HAYATINI KAYBEDEN MAHPUS SAYISI KAÇ?

Genç komiserin ölümünü kamuoyuna duyuran ve olayın ilk günden beri takipçisi olan HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün cevaplaması için bir soru önergesi verdi. Kabakçıoğlu ailesinin iddialarının doğru olup olmadığının araştırılmasını isteyen Gergerlioğlu önergesinde şu sordu:

“Mustafa Kabakçıoğlu isimli yurttaşın ölüm nedeni nedir? Ölümüyle ilgili açılmış bir soruşturma var mıdır? Neden tek kişilik koğuşa alınmıştır? Neden hastaneye sevk edilmemiştir? Halen cezaevinde kalan ve Mustafa Kabakçıoğlu’nun rahatsızlığına benzer şikayetleri olan mahpus sayısı kaçtır? Bu kişilerin aynı şekilde cezaevinde ölmemesi için ne yapılması gerekmektedir? Son 5 yılda cezaevinde hayatını kaybeden mahpus sayısı kaçtır? Cezaevlerine güveni sarsan bu ve benzeri olayların tekrarlanmaması güvenin tekrar tesisi için hükumetinizin alacağı önlemler nelerdir?”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Dünya Enes Kanter’e uygulanan sansüre inanamadı!

Boston Celtics’in Miami Heat ile oynadığı Doğu Konferansı finalinin 2. maçında Türk spikerlerin uyguladığı sansür dünya basınına konu oldu. Arap ve Polonya basını skandal sansürü bakın nasıl haber yaptı…

MUHAMMET ALİ TOKSOY – BOLD MEDYA

3 senedir Enes Kanter’in maçlarını yayınlanmayan S Sport kanalı, Boston-Miami arasında oynanan Doğu Konferansı Final Serisi’ni yayınlamaya karar verdi. Maçı ESPN kanalı için anlatan ABD’li spiker başarılı Türk yıldıza övgüler yağdırırken S Sport sunucuları Uğur Ozan Sulak ve Kaan Kural, maçta 9 sayı, 6 ribaundla oynayan Enes Kanter’e sansür uygulayarak adını ağızlarına bile alamadı.

S Sport kanalının uygulamış olduğu bu sansür dünya çapında haber olmaya devam ediyor. Polonya’nın en büyük ve en prestijli spor gazetesi Przegląd Sportowy’nin başarılı muhabiri Jakub Wojczyński olayı Polonyalı basketbolseverler için haberleştirdi.

NBA ve Avrupa Basketbolunu yakından takip eden tecrübeli gazeteci, geniş kapsamlı bir yazı kaleme alarak, Enes Kanter’e uygulanan komik sansürü görmek için Türkçe bilmenize gerek yok ifadelerini kullandı. Avrupa Kupası maçları için Türkiye’ye de gelen ve Enes Kanter’in son yıllarda yaşadıklarını haberinde anlatan Jakub Wojczyński, yazısını NBA yıldızının düşüncelerini aktararak bitirdi:

“Türkiye diktatörün eline bırakılmamalı. Eğer Türk hükumetini eleştirirsen kötü birisin. Ben sadece özgürlük, demokrasi ve insan hakları için savaşıyorum. İnsanlar benim hikayemi NBA’de oynadığım için biliyor ama Türkiye’de hikayeleri benimkinden çok daha kötü olan binlerce aile var. Pek çok insan bana basketbola odaklanmamı ve siyaseti bırakmamı söyledi, ancak söylediklerim kesinlikle siyaset değil.”

ARAPÇA NBA TWITTER HESABI ŞAŞIRDI

Twitter üzerinden Arapça yayın yapan ve yaklaşık 100 bin takipçisi olan NBA hesabı Enes Kanter’e uygulanan sansürü şaşkınlıkla karşıladı. Doğu Finalinde Enes Kanter’in ribaund aldığını, sayılar attığını ancak Türk spikerlerin Boston Celtics maçı 4 kişi oynuyormuş gibi davrandığını ifade etti ve görüntüleri takipçileriyle paylaştı. İşte o tweet:

Enes Kanter’in Miami Heat karşısındaki ribaund ve sayılarını, ABD’li spikerler ile Türk spikerlerin karşılaştırmalı anlatımıyla, aşağıdaki YouTube linkinden izleyebilirsiniz.

 

 

Okumaya devam et

Popular