Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Bayraktar’ın ölüm kalım savaşı: Tek çıkış çatışmaların sürmesi

Türkiye’nin dahil olduğu her çatışma, insansız hava aracı sektöründe ana oyuncu olan Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’a nefes aldırıyor.

CEVHERİ GÜVEN – BOLD ANALİZ

Türkiye, silahlı insanız hava araçlarını Irak’ın kuzeyi, Suriye ve Libya’nın ardından Karabağ’da kullanıyor. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın şirketi Baykar, Türkiye’nin silahlı ve silahsız insansız hava aracı (İHA/SİHA) sektöründe ana oyuncu. Sektör, kritik parçalarda dışa bağımlı ve bu nedenle ihracat kısıtlamalarıyla karşı karşıya. Türk ordusu ise İHA ve SİHA alımında doyum noktasına ulaşmış durumda. Türkiye’nin dahil olduğu her çatışma, tıkanma noktasına gelen sektöre nefes aldırıyor.

DAĞLICA SALDIRISININ BAŞLATTIĞI TRAVMA

21 Ekim 2007’de güvenlik birimlerine göre Kuzey Irak’tan gelen 150 PKK’lı, sınıra yakın noktadaki Dağlıca karakolunu kuşattı. 16 Türk askerinin hayatını kaybettiği olay sonrası 150 PKK’lının nasıl olup da tespit edilemediği tartışması başladı. Türkiye’nin kendi İHA’larına sahip olma tartışmaları böylece alevlendi ve var olan çalışmalara büyük kaynak aktarılmaya başlandı.

Kısa süreli çözüm için ilk tercih İsrail’in HERON olarak adlandırılan İHA’larını kullanmak yönündeydi. Şimdi Türkiye ile İsrail ilişkileri gergin olsa da o yıllarda sıkı bir askeri iş birliği vardı. İsrail, Türkiye’ye HERON satma ve kiralama dışında teknoloji transferi de yaptı.

İlk yerli üretim çalışmalarını başlatan kurum, kamuya ait bir şirket olan Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TUSAŞ) ANKA isimli insansız hava aracını geliştirdi.

Bir yandan da iki özel sektör firması Vestel ve Baykar da İHA üretimi çalışmalarını sürdürüyorlardı.  Tayyip Erdoğan’ın kızı Sümeyye ile Selçuk Bayraktar’ın evlenmesiyle Baykar Holding için her şey değişti. Selçuk Bayraktar, BAYKAR Holding’in sahibinin oğlu ve şirketin Teknik Müdürüydü.

1984 yılında otomotiv sektörü için yedek parça üretmek için yola çıkan Baykar firması, ardından savunma sanayiye yönelmiş, küçük bir oyuncuydu. Evlilikle birlikte Baykar, Türk Silahlı Kuvvetleri ile milyonlarca dolarlık anlaşmalar yapmaya başladı ve sektördeki en büyük oyuncu oldu.

Baykar’ın öne çıkmasıyla TUSAŞ’ın ürettiği ANKA projesi baskılanmaya başladı.

NE KADAR YERLİ?

Baykar Holding’in internet sitesinde “Türkiye’nin ilk yerli ve milli İnsansız Hava Araçlarını üreten firma” olduğu yazıyor. Tamamen Erdoğan’ın kontrolü altında olan Türk medyasında da aynı cümleyi hemen her gün duymak mümkün. Ancak yaygın propagandanın aksine “yerli” kavramı oldukça tartışmalı.

Baykar’ın ürettiği farklı modellerdeki silahlı ve silahsız İHA’ların kritik parçaları ithal.

Örneğin; halen Karabağ ve Libya’da kullanılan Bayraktar TB2 modeli, Avusturya’da üretilen Rotax 912-iS motoruna sahip. Akıncı model İHA’nın motoru ise Ukrayna’dan ithal edilen; Ivchenko-Progress Motor Sich AI-450T tipi Turboprop.

İHA’lar için en kritik parça olan kamera sistemleri de ithal. ABD / Kanada L3Harris Technologies LHX.N şirketinden Wescam MX15HD  ve  Alman Hensoldt’tan GosHawk II veya ABD MX15 FLIR kamera ve optik sistemlerinin yanında yine Kanadalı yapımcı Wescam’in elektro-optik (EO) ve kızılötesi (IR) kamera sistemleri kullanılıyor.

Yani BAYKAR motor ve kamera, yer tespit sistemlerinde tamamen dışa bağımlı. Baykar’ın kullandığı mühimmat ise kamu şirketi olan ROKETSAN tarafından üretiliyor.

İHRACAT YAPAMIYOR

Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde Mayıs 2020 itibariyle 140 adet İHA ve SİHA bulunuyor. Bunlardan 107 adedi Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın firması Baykar’dan alındı. Kamu şirketi TUSAŞ’dan alınan ANKA sayısı ise 23 adet. İsrail’den alınan 10 adet İHA da halen Gözcü-1 ismiyle kullanılıyor.

TSK İHA ve SİHA sayısı itibariyle doyum noktasına ulaşmış durumda. Drone sektörünün içine girdiği açmazdan çıkması için ihracat yapabilmesi gerekiyor. Bunun için silah sistemlerinin/parçalarının ithal edildiği ülkelerin izni şart.

Ancak Kanadalı Türkiye’ye ihracat izni vermiyor. Türkiye bugüne kadar özel izinle Katar, Ukrayna ve Azerbaycan’a çok az sayıda satış gerçekleştirebildi.

Azerbaycan ve Ermenistan arasında Karabağ’da tekrar başlayan çatışmalar sonrası Kanada, Türkiye’ye savunma sanayi ihracatını durdurdu. Kanada merkezli sivil toplum kuruluşu Project Ploughshares, Dağlık Karabağ’da L3 Harris Wescam tarafından üretilen optik kamera ve hedefleme sistemlerinin kullanıldığını raporlaştırdı (Killer Optics: Export of WESCAM Sensors to Turkey- a Litmus Test of Canada’s Compliance with the Arms Trade Treaty). Rapor üzerine Kanada Başbakanı Justin Tredeau soruşturma başlatıldığını açıkladı.

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı kararı çifte standart olarak niteleyen bir açıklama yaptı. Ardından Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Kanadalı mevkidaşı François-Philippe Champagne ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi ve ihracat yasağının kaldırılmasını istedi.

Yasak Türk Silahlı Kuvvetleri’den daha çok Erdoğan ailesinin bir üyesi olan Selçuk Bayraktar’ın şirketini ilgilendiriyor. L3 Wescam’den MX15HD model optik kamera sistemleri olmadan Baykar firmasının İHA üretimi yapması mümkün değil. Almanya ve Amerika’da bulunan alternatifler ise yine benzer nedenlerle tedarik edilemiyor.

Türk dronlarını zora sokan ilk ambargo 2019 yılında Türkiye’nin Suriye’de YPG’ye yönelik başlattığı askeri operasyon sırasında yaşandı. Kanada, Almanya, Fransa ve İngiltere ile birlikte Türkiye’ye silah ambargosu kararı aldı. Türkiye’de İHA ve SİHA üretimini durduran karar sonrası Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Kanada Başbakanı Trudeau arasında Nisan 2020’de bir görüşme gerçekleşti. Erdoğan, L3 Herris Wescam teknolojisinin ambargo kapsamı dışında tutulmasını talep etti. Project Ploughshares’un raporuna göre Kanada Federal Dışişleri Ticaret ve Kalkınma Bakanlığı Erdoğan’ın bu talebini Haziran 2020 itibariyle yerine getirdi.

Yine rapora göre Türkiye’nin üretmeye çalıştığı “elektro optik infrared” sensor ve kamera sistemleri çok ağır olduğu için Türk dronları tarafından kullanılamıyor ve Türkiye bu konuda Kanada’ya muhtaç durumda.

ÇATIŞMALAR FİRMA KARLARINI YÜKSELTTİ

Türkiye’nin dış politikası son yıllarda giderek askerileşti.  Önce Suriye ardından Libya’da Türk Ordusu çatışmalara dahil oldu. Baykar’a ait İHA ve SİHA’lar ilk olarak 2016 yılındaki başarısız darbe girişiminden sonra Türk Ordusu tarafından Suriye’ye başlatılan operasyonda kullanıldı. Ardından 2020’nin başından itibaren Libya’ya SİHA ve çok sayıda küçük taktik İHA gönderildi.

Türkiye’nin gönderdiği  SİHA’lar Baykar grubuna aitti ve sahada askeri dengede önemli değişimlere neden oldu. Şubat ayında İHA’ları kontrol eden 2 sivil mühendis hayatını kaybetti ancak Türkiye için daha fazla SİHA göndermek sorun olmadı.

Kasım 2019- Mayıs 2020 tarihleri arasında 23 adet İHA, Hafter güçleri tarafından düşürüldü. Türkiye için İHA’ların düşürülmesinden çok İHA kontrol merkezleri ve mühendislerinin vurulması sorun.

Suriye ve Libya’daki çatışmalar Baykar’ın karını yükseltti. Libya’da çatışmalar geçici olarak da olsa durunca İHA sektöründeki fazla kapasite sorun olmaya başladı. Ancak Azerbaycan ve Ermenistan arasında Karabağ’da başlayan çatışmalar sonrası Baykar İHA’lar kullanılmaya başlandı. İhracat izni olmamasına karşın Baykar’a ait TB2’ler fiili olarak kullanılıyor. Azerbaycan Ordusu, Ermenistan’a ait hedeflerin vurulmasıyla ilgili İHA görüntülerini peş peşe paylaştı. Çatışmanın ilk haftasında Ermenistan’a ait 43 adet tankın Baykar TB2 ile vurulduğu belirtiliyor.

TÜRKİYE AMBARGOYU AŞMAYA ÇALIŞIYOR

Kanada Dışişleri Bakanı Francois-Philippe Champagne’nin Türk dronları için kritik parçalara ilişkin ihracat izinlerini askıya aldığını açıklamasından sonra Türkiye çözüm üretmeye çalışıyor. Kanada’nın Dağlık Karabağ’daki çatışmalar durunca kameralarında satışına tekrar izin vermesi bekleniyor.

Diğer taraftan alternatif arayışları sürüyor. ABD ve Almanya ile yaşanan gerilim nedeniyle bu iki ülkeden tedarik mümkün gözükmüyor. Masadaki diğer alternatif ise Çin sistemleri. Ancak Çin’in savunma sistemleriyle ilgili bilgileri kapalı tutması nedeniyle bu sistemlerin ne kadar verimli olduğu soru işareti.

Türkiye’nin yerli olarak geliştirmeye çalıştığı ASELSAN’ın Cats HD sisteminin sorunları ise henüz çözülebilmiş değil.

Ancak Türk dronlarının tek sorunu optik hedefleme sistemleri değil, motor sisteminde de Türkiye halen dışa bağımlı durumda. Baykar dronları Avusturya ve Ukrayna’dan ithal motorlarla uçabiliyor.

Analiz

İngiltere neden yeniden Doğu Akdeniz’de?

Erdoğan rejimi, Doğu Akdeniz’de gerginliği tırmandırıyor. Buna karşın AB etkisiz kalıyor. ABD ise kendi iç gündemiyle boğuşuyor. Öte yandan Doğu Akdeniz, Çin için Deniz İpek Yolu projesi açısından önemli bir güzergâh. Tüm bunların etkisiyle İngiltere, herkes için çözüm merci haline geliyor.

FATİH YURTSEVER – BOLD ANALİZ

İngiltere II. Dünya Savaşı’ndan sonra küresel liderliği ABD ve SSCB’ye bırakmak zorunda kaldı. 1956 yılında yaşanan Süveyş Kanalı krizinde sahada fiili olarak bizzat müşahede ettiği şekliyle İngiltere, Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’de tek başına politika izlemeyeceğini gördü. Bu tarihten sonra İngiltere ABD ile hareket ederek kendi hak ve menfaatlerini koruma yolunu seçti. Çin’in yeni bir küresel güç olarak sahneye çıkması, ABD hegemonyasının tartışılır hale gelmesi, diğer bölgesel güçlere yeni alanlar açtığı gibi İngiltere için de yeni fırsatlar doğurdu.

İngiltere bir ada ülkesi. Jeopolitik olarak bir ada ülkesinin güvenliği komşu olduğu kıta ülkelerinin bir araya gelmemesine ve ortak hareket etmemesine bağlı. Tarihsel süreç içerisinde İngiltere, Avrupa Kıtası’nın tek bir gücün kontrolüne girmemesi için yoğun çaba sarf etti. Almanya’nın AB içerisinde ekonomik olarak merkezi güç haline gelmesi, İngiltere’nin birlik içerisinde harekât alanını daralttı. İngiltere, ABD’nin liderliğinin sorgulandığı bir zaman diliminde AB’den ayrılarak kurulacak yeni dünya düzeninde öncü bir rol oynamayı tercih etti.

Bu noktadan bakıldığında AB’nin kendi içerisinde sorunlar yaşaması, Fransa ve Almanya’nın liderlik yarışına girmesi, Rusya ve Almanya arasında askeri ve ekonomik iş birliğinin üst seviyeye çıkmaması, ABD’nin İngiltere’ye iş birliği için daha fazla ihtiyaç duyması, eski nüfuz alanlarında yeniden askeri ve ekonomik ilişkilerin canlandırılması, İngiltere’nin yeni dönemde izlediği politikanın ana hedefleri olarak özetlenebilir.

Son birkaç hafta içerisinde Rus basınında çokça tartışıldığı üzere, Rusya’nın enerjisinin Erdoğan eliyle Suriye’de tüketilmesi, mülteci sorunun sıcak tutulması, Libya’nın AB için yeni bir göç sorunu haline gelmesi, Doğu Akdeniz’de gerginliğin tırmandırılması, AB’nin alternatif enerji tedarik rotalarının kontrol altına alınması konularını İngiltere’den bağımsız düşünmek mümkün değil.

İngiliz Donanması İngiliz dış politikasının ana unsurlarından biridir. İngiltere’nin üzerinde güneş batmayan imparatorluk olarak anıldığı zamanlarda da 1982 yılında 9600 deniz mili uzaklıktaki Falkland Adaları’na yapılan müdahalede de İngiltere gücünü donanma ve amfibi gücünden alıyordu.

Son birkaç yıl içerisinde yapılan faaliyetlere ve yaşanan gelişmelere bakılırsa İngiltere’nin benzer bir stratejiyi tekrar hayata geçirdiği ortaya çıkıyor. İngiliz Savunma Bakanlığı tarafından 14 Eylül 2020 tarihinde yapılan açıklamaya göre, sancak gemisi HMS Albion da dahil olduğu üç gemi ve 1200 deniz piyadesinden oluşan deniz görev grubu, üç ay süre ile Akdeniz ve Karadeniz’de görev yapacak. Bölge ülkelerine yapılacak liman ziyaretleri ve icra edilecek ortak tatbikatlar ile ilişkiler geliştirilecek, Avrupa güvenliğine katkı sağlanacak, yeni geliştirilen taktikler denenecek.

İngiliz Deniz Görev Grubu ilk olarak 14 Ekim tarihinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) tarafından icra edilen Nemesis-2020 tatbikatına katıldı. Bu tatbikata İngiltere ile birlikte ABD, Fransa, İtalya, Yunanistan, Mısır, İsrail ‘de iştirak etti. Tatbikat senaryosu Münhasır Ekonomik Bölgede (MEB) sondaj yapan bir gemiye müdahaleyi ve faaliyetlerini engellenmeyi kapsıyordu. Daha önceki senelerde düşük katılımlı olarak iştirak edilen Nemesis tatbikatına, İngiltere’nin hem deniz görev grubu hem de Ada’da bulunan üstlerinden kalkan uçak ve helikopterler ile katılması, üzerinde durulması gereken bir konu. Zira, tatbikat senaryosu içerisinde müdahale edilen geminin Türk gemisini temsil ettiğini tahmin etmek zor olmasa gerek.

Öte yandan İngiliz Görev Grubu Limasol açıklarında bir Fransız fırkateyninin de katılımıyla şimdiye kadar Kıbrıs açıklarında yapılan en geniş katılımlı tatbikatı icra etti. Tatbikat senaryosuna göre; İngiliz deniz piyadeleri ve GKRY özel kuvvetleri, kaçırılan bir gemiye helikopterlerden indirilerek gemiyi kurtarıyor. İngiliz Donanma Komutan Yardımcısı tarafından yapılan açıklamaya göre; “Bu harekât Britanya’nın, NATO müttefikleri ve partnerleriyle iş birliği halinde Avrupa’nın savunması ve güvenliğine yönelik taahhüdüne bağlılığını” ortaya koyuyor.

Henüz askeri gücünü teşkil edemeyen ve içerisinde siyasi birliğini temin edemeyen AB’nin Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi caydıramadığı, Yunanistan ve GKRY’ye beklediği siyasi ve askeri desteği veremediği bir atmosferde İngiltere’nin hem amfibi hem de donanma gücünden teşkil edilen deniz görev grubu ile Doğu Akdeniz’de bulunması, askeri ve siyasi olarak İngiltere’ye avantaj sağlıyor. İngiltere’nin 1960 Kuruluş Anlaşmalarına göre Kıbrıs’ta egemen iki askeri üssü var.

Şu anda bu üslerde yeni alınan F-35’ler de konuşlandırılmış durumda. Bölgede askeri varlığını artıran İngiltere Doğu Akdeniz’de AB’nin dolduramadığı boşluğu doldurmayı hedefliyor. Yapılan açıklamada da bu husus açıkça ifade ediliyor.

Sonuç olarak İngiliz dış politikasının temelini teşkil eden tez, antitez ve sentez mantığı şu anda Doğu Akdeniz’de Erdoğan rejimi üzerinden hayata geçiriliyor. Erdoğan rejimi bölgede gerginliği tırmandırırken AB etkisiz kalıyor, ABD kendi iç gündemine yoğunlaşmış durumda, Doğu Akdeniz Çin için Deniz İpek Yolu projesi açısından önemli bir güzergâh. Bu nedenle bölgede bir batılı gücün etkin olması herkesin menfaatine olduğu için sorunu yaratan İngiltere birden herkes için çözüm merci haline geliyor. Osmanlı Devleti’nin son dönemine kadar toprak bütünlüğünü savunan İngiltere’nin daha sonra nasıl politika değişikliğine gidip Hasta Adamı ameliyat etmek için baş cerrah rolüne evrilmesi yakın vadede yaşanabilecekler hakkında yeterli ip uçlarına sahip. Bu açıdan İngiltere’nin GKRY’ye destek vermesi kimseyi şaşırtmamalı.

Okumaya devam et

Analiz

Çakıcı’ya taç giydirme töreni

Operasyon adamlarının hep birlikte verdiği pozun perde arkasında Tayyip Erdoğan’a net mesaj verildi. Mehmet Ağar, Sedat Peker döneminin bittiğini ilan etti.

BOLD – Mehmet Ağar, Korkut Eken ve Engin Alan, yani devletin üç kilit kurumunun üç derin ismi, çektirdikleri fotoğrafla, mafya babası Alaattin Çakıcı’ya taç giydirme töreni yaptı. O fotoğrafla başta Sedat Peker olmak üzere, diğer tüm benzer yapılara “yeni baba” ilan edilmiş oldu.

Okumaya devam et

Analiz

“Solidarity With Others”, Büyükelçi Karlov Suikasti Dosyası’nı açtı

2016 yılına damgasını vuran olaylardan biri şüphesiz Rusya Federasyonu Büyükelçisi Andrey Karlov’un Ankara’da, hem de bir polis memuru tarafından suikastle öldürülmesiydi. Üzerinden dört yıl geçmesine rağmen bu suikast ve arkasındaki güçlerin hala karanlık sır perdesi ardında bulunması dikkati çekiyor. Türkiye’de iktidar güdümündeki yargı sisteminin Hizmet Hareketi’ne yönelik suçlamalarından biri olarak kullandığı suikastın arkasındaki gerçekse çok farklı.

FATİH YURTSEVER – BOLD ANALİZ

Brüksel merkezli Solidarity with Others Derneği, kara propaganda malzemesi yapılmaya çalışılan kanlı cinayetin dosyasını açtı.

“Manipüle Edilen Büyükelçi Suikastı Dosyası” adıyla hem Türkçe hem de İngilizce olarak yayınlanan araştırma raporu, Türkiye mahkemelerinde yapılan yargılamaların hangi hukuk dışı iddianamelerle gerçekleştiğini ve manipüle edildiğini, Türkiye’de üst düzeyde korunması gereken yabancıların nasıl güvenlik zafiyetlerine kurban edildiğini ve Hizmet Hareketi’ne karşı yürütülen cadı avının boyutlarını ortaya koymaya çalışıyor. Rusya Federasyonu’nun olaya ilişkin yürüttüğü soruşturma da özel bir bölüm olarak ele alınıyor.

KARLOV SUİKASTI MERCEK ALTINDA

Raporda, kamuoyunda 17-25 Aralık Yolsuzluk Operasyonu olarak bilinen soruşturmalar sonrası dağıtılan yargı, emniyet ve medya düzeninin adım adım yozlaşması işlenirken, sonrasında 15 Temmuz darbe girişimiyle doruğa çıkan tasfiyeler ve suikast arasındaki ilişkiye de dikkat çekiliyor.

Polis memuru Mevlüt Altıntaş’ın suikastiyle ilgili savcılık tarafından yazılan yüzlerce sayfalık iddianamede dile getirilen iddiaların birer birer çürütüldüğü raporda, savcı Adem Akıncı’nın radikal dinci örgütlerle adım adım gelişen ilişkileri ve sonunda ‘şehit olma’ arzusuyla cinayeti işleyen Altıntaş’ın radikal örgüt bağlantılarına hiç odaklanmamasına dikkat çekiliyor. Onlarca kişinin ifadesine ve ele geçirilen dijital delillerde Altıntaş’ın açıkça görülen cihatçı örgüt bağlantılarına rağmen bunlara neredeyse hiç soruşturulmadığı örneklerle ortaya konurken, iddianamede sadece Altıntaş ile Hizmet Hareketi arasında bağlantı kurmaya odaklanıldığına dikkati çekiyor.

SUİKASTÇİNİN HİZMET HAREKETİYLE BAĞLANTISI BULUNAMADI

Emniyet güçlerinin, suikastçi polis Mevlüt Altıntaş’ın Hizmet Hareketi’yle bağlantısının bulunamadığına dair itiraf ve raporlarının da yer aldığı raporda Altıntaş’ın ailesinin geçmişinin didik didik edilerek bir bağlantı bulunmaya çalışılması, hiçbir delil bulunamadığı için de ‘kripto’ ilan edilme serencamesi ortaya konuyor.

Bunun yanında Suriye savaşının en hararetli döneminin yaşanmasına rağmen can güvenliği Türkiye Cumhuriyeti devletine emanet edilmiş olan Büyükelçi Karlov’un sivil ya da resmi herhangi bir koruma ya da polis tarafından korunmamış olmasına değinilen raporda, güvenlik zafiyeti ve suikastçinin göz göre göre infaz edilmesinin altında yatan olası sebepler sorgulanıyor.

4 bölümden oluşan raporda dikkat çeken noktalar şunlar:

-Türkiye yargısı nasıl adım adım bitirildi, soruşturmalar nasıl yapılıyor ve mahkemeler nasıl çalışıyor?

-Suikastçi polis Mevlüt Altıntaş nasıl adım adım radikal düşüncelerin etkisi altına girdi?

-Savcı, suikastçinin radikal örgüt bağlantılarının üstünü nasıl örttü, El Kaide Türkiye sorumlusu ile katilin görüşmesi nasıl görmezden gelindi?

-Katil Altıntaş’ın ailesinin ve kendisinin Hizmet Hareketi’yle bağlantısının olmadığı Emniyet araştırmalarında nasıl itiraf edildi?

-Hizmet Hareketi bağlantıları bulunamayan tetikçi için nasıl “olsa olsa kripto’dur” dendi?

-Cihatçı kesimde sıkça görülen “şehit olup günahlarından arınma düşüncesi” tetikçi Altıntaş’ı Rus hayat kadınlarıyla çarpık ilişkilere nasıl sürükledi?

-Samanyolu TV’de yıllar önce yayınlanan bir dizi senaryosunun cinayetle ilişkilendirilmesine kadar varan ve hayal gücü sınırlarını zorlayan iddialar neler?

-Maktul Karlov’un eşine suikast öncesi Moskova’dan gelen esrarengiz telefonun anlamı ne?

-Altıntaş Karlov’u katlettikten sonra 20 dakika boyunca neden polislerin gelmesini bekledi?

-Olay yerine çok geç gelen polis neden Altıntaş’ı 33 kurşunla vurarak öldürdü ve sonsuza kadar susturmayı tercih etti?

-Rusya Federasyonu kendi içinde nasıl bir soruşturma yürüttü ve hangi sonuca vardı?

Rapora şu linkten ulaşılabilir:

https://www.solidaritywithothers.com/indictment-review

Okumaya devam et

Popular