Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Başörtüsü savunucusu Fatma Tuncer’den dikkat çeken yazı: Ne istedik ne oldu

Fatma Tuncer, kurtarıcı olarak görülen AKP döneminde İslam’ın öngördüğü hayat tarzından uzaklaşan, şuursuz, basiretsiz ve sömürülmeye hazır hale gelmiş Müslüman prototipi oluşturulduğunu söyledi.

BOLD – Milli Görüş’ün yayın organı Milli Gazete yazarlarından Fatma Tuncer, “Böyle olsun istememiştik” başlıklı yazısında iktidar partisi AKP’yi kurtarıcı olarak gören kişilerle yaptığı sohbetlere değindi.

FARKINA NE ZAMAN VARACAKLAR

“AKP’nin hatalarına karşı körleşen kardeşleriniz” diye tanımladığı kişilerin sohbetler sırasında konuyu hep başörtüsüne getirdiklerini söyleyen Tuncer: “28 Şubat döneminde yaşanan şiddet ve baskılardan bahsedecekler ve sizi nankörlükle suçlayacaklardır. Siz bu kardeşlerinize mesela fabrikalar satılıyor, tarım ve hayvancılık bitiyor, insanlar yoksullukla mücadele ediyor, ahlaki yozlaşma gittikçe artıyor deyip yapıcı bir tenkitte bulunmuş olsanız, hemen tepki gösterecek ve sizi işi bilmemekle suçlayıp, ‘Bak bu şekilde düşünürseniz CHP gelir ha’ diyeceklerdir. Peki, hep bu korku ile mi yaşayacağız? Sahi ne zaman kurtulacağız bu korkudan? Sakın ha CHP gelir diyenler kendilerinin de CHP’leşmeye doğru gittiklerinin farkına ne zaman varacaklar ya da?” ifadelerini kullandı.

MEVZU İHL, BAŞÖRTÜSÜ, TARİKAT DEĞİLDİ

Bağlamından koparılmış bir başörtüsü ile özünden uzaklaştırılmış bir din anlayışının küresel güçlerin işine geldiğini vurgulayan Tuncer: “Ne istedik ne olduk? Bütün bu sorular zihnimin labirentlerinde dolaşıp dururken Mücahit Gültekin kardeşimizin şu ifadeleri ile karşılaştım: Şunu bir yere kazımamız gerekiyor: 28 Şubat’ın tek bir gerekçesi vardı, ABD’nin öncülüğünde kurulan dünyaya karşı Hoca’nın ‘yeni bir dünya’ kurmak istemesi. BM’ye karşı, NATO’ya karşı, IMF’ye karşı, uluslararası müptezel medyaya karşı, kendi uluslararası kurumlarını kurmak istemesi. Mevzunun aslı İHL’ler değildi, mevzunun aslı başörtüsü değildi, tarikatlar filan değildi. ABD bunların hepsine rıza gösterebilirdi, yeter ki Türkiye ‘başka bir dünya’ demesin. Kaldı ki Suud ‘şeriatla’ yönetilmiyor muydu? Onunla bir sorunu var mıydı ABD’nin? Gül gibi geçinip gitmiyorlar mıydı?’ Düşündüm… Acaba kendilerini dindar muhafazakâr kabul eden kaç kişi bu ifadelerin muhtevasını kavrayabilecek alt yapıya ve istikrara sahip? Kaç kişi aslında sorunun başımızda taşıdığımız örtü olmadığını, o örtünün yaslandığı iman, adalet ruhu, cihat bilinci ve gerçek hürriyet olduğunu kavrayabilecek?” diye sordu.

KAÇ MÜSLÜMANA ANLATABİLİRSİN

Tuncer, ‘Siyonist Haçlı Organizasyonu’ olarak nitelediği güçlerin şuursuzca yapılan ibadetlere karşı olmadığını yineleyerek: “İktibas ettiğimiz kişilere, kalplerimizde yer edinemeyen zikirlere karşı değiller kuşkusuz fakat onlar Allah’ın huzurunda durduğumuz namazın aynı zamanda haksızlığa, zulme, şirk ve gaflete karşı bir kıyam olduğunun bilincinde varmamıza karşılar… Peki, bunu Müslüman olduğunu iddia eden kaç kişiye anlatabilirsiniz? Kaç kişi inandım demenin ciddi bir iddia olduğunun farkına varabilmiştir acaba?” dedi.

NE KAYBEDERSİN?

Tuncer, yazısının devamında şunları kaydetti: “Siyonist-Haçlı ittifakı bizim şuursuzca taşıdığımız, hatta modaya alet ettiğimiz başörtümüzden, şuursuzca kıldığımız namazlarımızdan, şirk, faiz, zulüm ve israfa batmış hayatlarımızdan rahatsızlık duymazlar aksine memnuniyet duyar hatta desteklerler. İslam’ın öngördüğü hayat tarzından uzaklaşan, şuursuz, basiretsiz ve sömürülmeye hazır hale gelmiş Müslüman prototipi tam da bu zümrelerin istediği bir prototiptir doğru değil mi? Fakat ne acıdır ki insanlarımız baştan aşağı zillete batmış, hile, israf, hak ihlali ve gaflet kokan hayatları ile Roma’yı keşfedeceklerini düşünüyorlar bu mümkün olabilir mi? Bilmiyorum seslensek duyarlar mı, sesimizi avazımız çıktığı kadar yükseltsek tarafımıza bakarlar mı? Be kardeşim sen tam da Siyonist küresel zorbaların işine yarayacak hasletlere sahip olmuş, onların istedikleri şekilde evirip çevirebilecekleri kıvama gelmişsin farkında değil misin? Hayatına bulaştırdığın bunca kirle, bunca kokuşmuşlukla istersen başına beş kat örtü tak, istersen gözüne kadar tesettüre bürün ya da başına en ala sarıkları dola, sakalından taviz verme, başını secdeden kaldırma Allah’ın bak dediği noktadan bakmıyorsan bunların tek başına bir anlamı olabilir mi? Seni kurtarabilir mi bunlar? İstersen salim kafayla bir düşün ne dersin! Ya da ne kaybedersin!”

Beyaz sandalyede insanlığın katledilmesi ve helikopterden atılma Avrupa’da kınandı

Gündem

DSİ döşediği su borusunu 1 ay sonra söktü; Zarar 1 milyon lira

DSİ, Denizli’de yaklaşık 1 ay önce döşediği su borularını, otoyol projesi ile çakıştığını fark edince sökmeye başladı. Plastik boruların yerine metal boruların döşeneceği belirtilirken, zararın 1 milyon lira civarında olduğu ileri sürülüyor.

BOLD – Denizli’nin Pamukkale ilçesi Kocadere Mahallesi’ne Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından yaklaşık 1 ay önce döşenen basınçlı su hattı boruları sökülmeye başlandı. Boru hattı DSİ tarafından Bereket Sulama Birliği’nin tarımsal alanda kullanması için döşenmişti. Ancak borular otoyol projesiyle çakıştığı için sökülmeye başlandı.

Evrensel’de yer alan habere göre su hattı projesinde, Kocadere mahallesindeki tarım alanlarında yaz aylarında su ihtiyacının karşılanması için Gökpınar Barajından bölgeye su verilmesi planlandı. Toplam maliyeti 100 milyon TL olan yatırımın ilk etabı olan basınçlı su hattı 37 bin dekarlık tarım alanını kapsıyor. 5 milyon lira olarak hesaplanan basınçlı su hattı projesinin 300 metrelik bölümü Aydın-Denizli otoyolu inşaat alanında kaldı.

Kocadere Mahallesi’nde çalışmalar tamamlanıp, plastik basınçlı su boruları döşendikten sonra planın otoyol ile kesiştiği fark edildi. Boruların otoyol ağırlığını taşıyamayacağı hesaplanarak bir bölümü yerinden sökülmeye başlandı.

Sarıçay bölgesinden Kocadere’ye uzanan sulama hattının kendileri için önemini anlatan üretici ve Pamukkale Belediyesi CHP’li Meclisi Üyesi Serkan Tüğdür, “DSİ ile Kocadere’de toplantı yaptık. Buradan otoban geçeceğini söyledik. Su hattının otobanın altında kalacağını söyledik. Ama gelen adamlar bize ‘öyle bir proje yok’ dediler. Ne yaptıysak inandıramadık. Otobanın temeli atılınca da apar topar boruları kaldırmaya başladılar. Şimdi 300 metrelik alanda boruları 40 metre yer değiştiriyorlar. Şahsi tapulu alanlar için kamulaştırma da yapılmadı. Proje bazı şahıs arazilerinden geçecek. Ama kimsenin rızası alınmadı, kamulaştırma yapılmadı” dedi.

Zararın 1 milyon lira civarında olduğunu ileri süren Tüğdür, “Şimdi var olan boruları söküp metal borular döşeyecekler. Buradaki basınçlı su projesi 20 gün önce tamamlanmıştı. Şimdi oluşan zararın 1 milyon lira olduğu söyleniyor. Bu sulama birliğinin, yani vatandaşın parası.” dedi.

Okumaya devam et

Gündem

Katar bu sefer at spermi aldı

Türkiye’de birçok sektörden dikkat çeken alımlar yapan Katar’ın saf kan Arap atı spermi de aldığı ortaya çıktı. 3 attan 60 doz dondurulmuş sperma alan Katar’ın, karşılığında ne kadar para verdiği henüz açıklanmadı.

BOLD – Medyadan gayrimenkule, bankadan sanayiye varan kadar birçok sektörde Türkiye’den alım yapan Katar’ın devlet üretim merkezlerinden saf kan Arap atı spermi aldığı da ortaya çıktı. Katar son olarak Borsa İstanbul’un yüzde 10’luk payını alarak gündeme gelmişti.

Katarlılarla yapılan satışlar bu sefer TBMM KİT Komisyonu’nda tartışıldı. Tartışmalar sırasında Katar’a satılan at spermaları gündeme oturdu. CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz TİGEM Genel Müdürü Ayşe Ayşin Işıkgece’ye sperma satışlarını sordu ve “İhale yapıldı mı, her bir doz kaça satıldı?” diye sordu. Genel Müdür ise sperma üretilip satıldığını belirtti ancak fiyat açıklamadı.

Yavuzyılmaz, “TİGEM’in sahibi olduğu safkan Arap atlarından Turbo’dan 30 doz, Tamerinoğlu ve Ayabakan’dan 15’er dondurulmuş aygır sperması Katar’a satıldı. Katar adı geçince sormak gerekiyor: Bu konuda ihale yapıldı mı? Yapıldıysa bu ihaleye hangi ülkelerden hangi şirketler girdi, ne fiyat verildi. Spermaları satılan Turbo, 2009’da, Ayabakan ise 2008’de Dünya Arap Atı Organizasyonu’nca yılın en iyi atları seçilmişti” dedi.

Sözcü’den Veli Toprak’ın haberine göre; TİGEM Genel Müdürü Ayşe Ayşin Işıkgece ise at sperması satışı konusundaki sorulara yazılı cevap vereceğini bildirdi. Malatya’daki boğa sperması üretiminde de TİGEM’in piyasada ilk sırada geldiğini belirten Işıkgece şunları söyledi: “Sadece Türkiye’de değil, yüzde 33 payla ve şu anda elimizdeki 1250 başla dünyada da lideriz. 2019 yılında at varlığımız 1126 iken 2020 yılında 1250 oldu. Gelecek seneki hedefimiz de 1455 olacak. Sahalarda koşan atların yüzde 23’ü TİGEM kökenli ve burada dağıtılan ikramiyelerin yüzde 42’si de yine TİGEM’in atlarından kaynaklanıyor.”

Resmi olarak spermaların ne kadara satıldığı açıklanmazken Yarış Dergisi sitesinde yer alan habere göre ise Turnoil Savunma Danışmanlık ve Lojistik A.Ş., Turbo’dan alınan 30 dozluk spermayı Katar’da bulunan Al Galayel Equine Center’a 1 milyon 500 bin liraya sattı.

Okumaya devam et

Gündem

Çorumlunun parası Payitaht Abdülhamit’e gitti, bütçede ampule para kalmadı

Çorum Belediyesinin park ve sokak aydınlatması için bütçe olmadığı gerekçesiyle aydınlatma ihalesini iptal ettiği ortaya çıktı. Sayıştay’ın 2018 raporlarına göre 414 milyon lira borcu olan Çorum Belediyesi, Payitaht Abdülhamit dizisine leblebi tanıtımı için 40 bin lira ödedi .

BOLD –  Çorum leblebisinin yer aldığı sahne için TRT’de yayınlanan Payitaht Abdülhamid dizisine 40 bin TL reklam ücreti ödeyen Çorum Belediyesi, park ve sokak aydınlatması için bütçe olmadığı gerekçesiyle aydınlatma ihalesini iptal etti.

LEBLEBİYE PARA VAR, SOKAK AYDINLATMASINA YOK

Anka’dan Bora Erdin’in haberine göre Sayıştay’ın 2018 yılı raporlarına göre 414 milyon lira borcu olduğu tespit edilen AKP’li Çorum Belediyesi, bütçe yetersizliği gerekçesiyle sokak ve park aydınlatmalarında kullanılacak ampulleri alamadığı için ihaleyi iptal etti. Belediye Şubat ayında sokak, park ve bahçelerin aydınlatması için ampul alımı ihalesine çıktı. İhaleye verilen teklifler ayrılan ödeneğin üzerinde olunca Çorum Belediyesi alımı yapamadı ve 10 Mart 2020’de ihaleyi iptal etmek zorunda kaldı.

“FİYAT ÜZERİNDE YAYGARA YAPTILAR”

Diğer yandan belediyenin teklifi üzerine Payitaht Abdülhamid dizisinin 27 Kasım Cuma akşamı yayınlanan bölümünde Çorumlu Yedi Sekiz Hasan Paşa ve leblebi sahnesi yer eklendi. Bu sahne için Çorum belediyesinden 40 lira alındı. Olaya tepkiler gelmesi üzerine Belediye Başkanı Halil İbrahim Aşgın,”Maalesef takdir ve teşekkür edileceğim yerde fiyat üzerinde yaygara yaptılar. Bizi eleştirenler Abdülhamit’e Kızıl Sultan diyenlerin torunlarıdır” açıklamasında bulundu.

Okumaya devam et

Popular