Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Müslümanlar ‘Avrupa İslamı’nı tartışıyor: İthal din adamı sorunu

Avrupa’da yaşanan terör saldırılarının ardından Müslümanlarla ilgili tartışmalar yeniden alevlendi. İslam dünyasının krizde olduğu söylemi Müslüman düşünürler tarafından da yüksek sesle dillendirilirken çözümün Avrupa’da yaşayan Müslümanlarda olduğu vurgulanıyor.

BOLD – Fransa ve Avusturya’da peş peşe gerçekleşen terör saldırıları sonrası İslam ve Müslümanlar bir kez daha tartışmanın odağında.

turkishminute.com’dan Cevheri Güven’in haberine göre, saldırıları Batı dünyasının Ortadoğu’da yaptıklarına karşı oluşan tepki olarak yorumlayan görüş, İslam dünyasında oldukça yaygın. Ancak Müslümanlar arasında farklı görüşler de var. Bunlar son dönemde özellikle Avrupa’da destek görmeye başladı. Sosyal bilimci Yasemin Aydın onlardan birisi.

Aydın, ‘Avrupa İslamı’ kavramına vurgu yapıyor. Kendisini Avrupa’nın çoğulcu toplumunda doğup büyümüş bir Müslüman olarak tanımlayan Aydın, Avrupa dışından getirilen din adamlarının, Avrupa kültürüyle yaşadığı çatışmaya dikkat çekiyor:

“Çoğulcu bir toplumda yaşıyoruz. Avrupa’da bu büyük bir zenginlik ama aynı zamanda büyük bir challenge (meydan okuma) var. Çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu, dini hayatı kontrol etmek için görevli devlet kurumlarının olduğu, dinin araçsallaştırıldığı ülkelerden gönderilen din adamlarıyla, Avrupa’da din hizmeti vermeye çalışmak en büyük sorun. İthal din adamlarının dini eğitimi Avrupa dilleriyle verememeleri bile başlı başına bir sorun.”

İTHAL DİN ADAMLARI SORUNU

Almanya ve Fransa dahil Avrupa’nın pek çok ülkesindeki camilerde görevli din adamları, Avrupa dışından çeşitli Müslüman ülkelerden gönderiliyor.  Almanya’da 900’den fazla cami Türkiye’nin kontrolündeki Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) isimli organizasyon tarafından yönetiliyor. İmamlar Türkiye’den gönderiliyor ve maaşlarını Türkiye ödüyor. DİTİB, Türkiye’deki tüm camileri ve dini eğitimi kontrol eden resmi kuruluş olan Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı.

DİTİB’in Türkiye ile bağları, Almanya’daki camilerin siyasi propaganda ofisi olarak kullanıldığı tartışmasını da beraberinde getiriyor. DİTİP sık sık Alman polisiyle sorun yaşıyor ve son yıllarda istihbarat takibine alındı.

Gülen Hareketi’ne yakın sivil toplum kuruluşlarıyla diyalog çalışmaları sürdüren sosyal bilimci Yasemin Aydın’a göre, Avrupa’daki din hizmetlerini Avrupa değerleriyle büyümüş ve Avrupa’da din eğitimi almış kadroların yönetme zamanı geldi.

“Türkiye’de Diyanet isimli devlet kurumunun şekillendirdiği din eğitimi ve din hizmeti zaten çok sıkıntılı iken onu bir de Avrupa’da uygulamaya çalıştığınızda hiçbir şekilde tutarlılığı kalmıyor” diyen Aydın’a göre Müslümanların extremizmle (aşırılık) mücadelesinin bu kadrolarla yapılabilmesi neredeyse imkansız.

Aydın, Müslümanların artık “terörü lanetlemekten öteye” geçmesi gerektiğini belirtiyor:

“Müslümanlar terörü lanetlemekten öteye geçmeli. Nefreti artıran, toplumsal uzlaşmayı sabote eden, Avrupalı Müslümanların barış içinde yaşamalarını da hedef alan ve bunu dini kamuflajla yapan bir grup var. Bunlara karşı eylemde bir şeyler yapmalı. Extremizimle mücadelede Müslümanlar daha öncü ve aktif rol almalılar.”

BUNU KABUL ETMELİYİZ

Roma’da Müslümanlar ve Hristiyanlar arasındaki diyalog çalışmaları yürüten International Jacques Maritain Institute’ün araştırmacılarından Cenap Aydın (Researcher at International Jacques Maritain Institute in Rome) da Avrupa’daki saldırılara genel görüşün dışında yaklaşan Müslüman düşünürlerden biri.

Cenap Aydın’a göre saldırganlar için İslamiyet bir din değil bir kimlik:

“Bu tip saldırıları yapanların yaşadıkları toplum içinde bir kimliğe sahip olamadıklarını ve İslamiyet’i bir din değil bir kimlik olarak gördüklerini gözlemliyorum. İslamiyet’in kendi esasları ve ibadetleriyle hiçbir ilgileri yok. Dindar da değiller. Fakat Müslüman olduklarına ilişkin sembolleri çok fazla gösterme çabasındalar ve yaşadıkları toplumun imajlarına tepki vermeye çalışıyorlar. Türkiye’de Hz. İsa ve Hz. Meryem hakkında benzer karikatürler yapıldı geçmişti. İkisi de Hristiyanlar kadar Müslümanlar için de kutsal kişiler olmasına rağmen bir tepki ya da şiddet olayı olmamıştı. Saldırıların altında büyük bir cehaletin olduğu gerçeğini kabul etmemiz gerekiyor. Müslümanlarda, kutsallara yönelik eleştiri ya da saygısızlık karşısında nasıl davranılması gerektiği konusunda büyük bir cehalet söz konusu ve bunu söylediğim için benim de kafamı kesebilir biri. Müslümanların böyle bir karikatür karşısında tepki vermeleri doğal. Fakat tepkiyi şiddet boyutuna taşıyanlar bunu dinin esaslarıyla açıklamıyor. Saldırganlar, İslamiyet’i bir din olarak değil bir kimlik olarak görüyorlar. Dini okur yazarlık olmayışı bunun birinci nedeni. Müslümanlar kendi dinlerini öğrenme adına gereken donanımdan yoksunlar. İslam için birinci derecede önemli olan şeylerin ne olduğu ilgilerini bile çekmiyor. Çünkü aradıkları şey Batı toplumlarına karşı sembolleştirebilecekleri bir kimlik. Dini semboller üzerinden yaşıyor ve onunla kendilerini tatmin ediyorlar. Bu yeni bir fenomen.”

İSLMAMİYET’İN YAŞADIĞI BİR KRİZ VAR

Cenap Aydın, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un söylediği “İslamiyet bir kriz içinde” söylemine de katılıyor:

“Yaşadığımız çağda İslam dünyasının yaşadığı bir kriz var. Bunu Bernard Lewis de söylemişti. Macron söyleyince çok gündeme geldi. Evet bir kriz var. Kriz olmasa İslam dünyası bu kadar büyük bunalımların içinde debelenip durmazdı.”

Aydın, şiddetin İslam’ın bir parçası olup olmadığı sorusuna ise şöyle yanıt veriyor:

“Tarihten beri Müslümanlar arasında şiddeti açık ve kapalı biçimde teşvik eden gruplar var. Siyasal İslam’ın içinde yer alan ve şiddete zemin açan gruplar var. Saldırganlar bu grupların yayınlarından etkilenmiş olabilirler, araştırılması lazım.”

DAHA FAZLA TEPKİ VERMELİLER

Cenap Aydın’a göre Avrupa’da yaşayan Müslümanlar, şiddet olaylarına verecekleri tepkiyle dünya Müslümanlarına öncü olmalı:

“Güzel örnekler olmakla birlikte Müslümanların şiddet olaylarına verdikleri tepki yeterli değil ve şekli de doğru değil. Avrupa’da yaşayan Müslümanlar, toplumun bir ferdi olduklarını fark etmezlerse, sadece kendi din özgürlüklerini savunurlarsa hiçbir zaman gerçekten bu toplumun parçası olamazlar. ‘Müslümanlar terörist değildir’ demekle ya da sadece kınamakla olmaz. Müslümanların kiliseleri ziyaret ettiğini görüp dayanışma sergiledikleri örnekler var, bu proaktif yaklaşımlar çok güzel. Müslümanlar diyecekler ki biz toplumun ihtiyaçlarına dertlerine kendi motivasyonumuzla çare bulmak için buradayız, ve özgürlükleri herkes için isteyecekler. Bir net olarak bu şiddete karışan insanlar Müslümanların varlığını ve bunlar bizim aramızdan çıktığını kabul edip, sayılarını nasıl azaltacaklarıyla ilgili çalışmaları lazım.”

Avrupa’da doğmuş Müslümanlara dikkat çeken başka bir isim de Ahmet Kurucan. İslam Teolojisi uzmanı Kurucan, Avrupa’da doğmuş, üçüncü nesil 25 milyon Müslüman bulunduğunu ve asıl görevin bunlara düştüğünü belirtiyor:

“İslam barış dinidir gibi söylemlerle savunmaya geçme yerine Avrupalı Müslümanlar, saldırganların marjinalliğini ortaya koyacak aksiyon içinde olmalılar. Bir kısım Müslümanlarda şiddet eğilimi olduğu inkâr kabul etmez bir gerçek. Bunu kabul etmeme paralel bir evrende yaşamak demektir. Müslümanların tepkisini çeken durumlarda, hukuk ve demokrasi içinde tepki verilmesi gerekiyor. Meydan radikal gruplara bırakmalı.

 

BOLD ÖZEL

Bir aylık hamile akademisyen Emel Top Bayraktar tutuklandı

Hamile bir kadın daha tutuklandı. Bingöl Üniversitesinde çalışan ve hamile olduğunu yeni öğrenen Emel Top Bayraktar tutuklanıp cezaevine gönderildi.

BOLD ÖZEL – Üç yıldır Bingöl Üniversitesinde araştırma görevlisi olarak çalışan Emel Top Bayraktar (29) 8 Nisan’da tutuklanıp Bingöl M Tipi Cezaevine gönderildi. 7 Nisan’da gözaltına alınan Bayraktar bir gece nezarethanede kaldıktan sonra ertesi gün tutuklandığı öğrenildi.

HAMİLE OLDUĞUNU YENİ ÖĞRENDİ

Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Emel Top Bayraktar’ın, kendileriyle ilgilendiğini söyleyen üniversite öğrencilerinin ifadeleri ve Bylock kullandığı iddiasıyla tutuklandığı belirtildi. Hamile olduğunu kendisi de yeni öğrenen Bayraktar’ın, elinde resmi bir rapor olmadığı için SEGBİS ile bağlandığı Manisa 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nde hamileliğini söylemedi.

İfadesinde, üniversiteyi çok zorluklarla okuduğunu vurgulayan Bayraktar, “Bu suçlamalar beni ziyadesiyle üzmektedir. Vatanımı, milletimi çok seviyorum. İhanet etmeyi kendime ve kimseye yakıştıramıyorum.” dedi.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

AKP’nin aldığı devlet yardımı çok ödediği vergi az 

Anayasa Mahkemesi, partilerin 2017 yılı kesin hesap defterlerini inceledi. İnceleme sonucunda ilginç detaylar ortaya çıktı. Vatandaşın vergilerinden en çok Hazine yardımı alan AKP’nin, MHP’den az vergi ödediği ortaya çıktı.

BOLD ÖZEL – Vatandaşın ve şirketlerin ödediği vergilere sürekli zam yapan AKP Hükumeti’nin ödediği vergi ‘devede kulak kaldı.’ Resmi Gazetede yayımlanan Siyasi Parti Mali Denetim Kararları AKP’nin gelir gider rakamlarını ortaya koydu.

Anayasa Mahkemesinin incelediği AKP’nin 2017 yılı kesin hesap çizelgesine göre iktidar partisine 119 milyon 170 bin 658 lira devlet yardımı yapıldı. Bunun karşılığında AKP, devlete ödenen kesin vergi rakamı açıklanmadı. Vergi, sigorta, noter ve mahkeme gideri kalemlerinin toplamında 256 bin 409 lira gider yazıldı.

HAZİNE’DEN ALIP AKP’LİLERE AKTARIYOR

186 milyon 338 bin 126 liraya ulaşan AKP gelirlerinin 119 milyon 170 bin 658 lirası halkın vergilerinden aktarılan Hazine yardımından oluştu. Başka bir deyişle AKP gelirlerinin yüzde 64’ü devlet yardımlarından sağlandı. Partinin 196 milyon 459 bin 669 lira giderlerinin 256 bin 409 lirası vergi, sigorta, noter ve mahkeme giderlerinden oluştu. Bu giderlerin sadece 0,1’inin vergiye gittiğini gösterdi. Aslan payı ise lüks arabada kokain çekerken görüntülenen Kürşat Ayvatoğlu gibi büro elamanlarına gitti. AKP personele 22 milyon 861 bin 206 lira ödedi.

HAZİNE YARDIMI ALMAYAN DEMOKRAT PARTİ

Yine 2017 yılında MHP ise 28 milyon 653 bin 663 lira Hazine yardımı aldı. Bunun karşılığında 442 bin 229 lira vergi, sigorta, noter ve mahkeme gideri ödedi. Baraj altında kaldığı için Hazine yardımı alamayan Demokrat Parti ise 2017 yılında 13 bin 269 lira vergi ödedi. 25 Ekim 2017 tarihinde kurulan İyi Parti ise 59 lira vergi ödedi.

İRFAN FİDAN İMZASI DA VAR

AKP’nin 2017 gelir giderlerinin denk olduğu kararına varan Anayasa Mahkemesi kararında Başkan Zühtü Arslan ve üyelerin imzası yer aldı. Kararda, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın önce Yargıtay’a ardından AYM’ye atadığı İrfan Fidan’ın da imzası bulunuyor. CHP ve HDP’nin incelemeleri tamamlanmadığı için Resmi Gazetede yayımlandı.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

AİHM’den AKP Hükumeti’ne kalabalık cezaevi sorgusu: 7 ay tuvalet önünde tutuklu yattı mı?

AİHM, Türkiye’de aşırı kalabalık ve kötü şartlardaki cezaevlerinde hak ihlaline yol açıldığı gerekçesiyle açılan 87 davada AKP hükumetinden savunma istedi. Hükumetin, tutukluların yerde yatırılması, hijyen sorunu, havalandırma eksikliği, sınırlı sıcak su ve aileden uzak cezaevlerine nakil gibi soruları cevaplamasını istedi.

BOLD ÖZEL – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’deki cezaevlerinde kötü şartlar nedeniyle insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye maruz kalan 87 tutuklu ve hükümlünün açtığı davada AKP hükumetinden savunma istedi.

Osman Kacır ve diğer 56 kişinin hak ihlali iddiasıyla açtığı davaları 16 Mart 2021’de AKP hükumetine tebliğ eden AİHM, cezaevlerinin durumuyla ilgili soruların yanıtlanmasını istedi. AİHM’in araştırdığı konuların başında, aşırı kalabalık cezaevleri geliyor. Hükumetin savunmasının ardından başvurular Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 3. maddesinde yer alan işkence ve insanlık dışı muamele ile özel hayat ve aile hayatına saygı maddelerinin ihlali kapsamında yargılama konusu edilecek.

TUVALET ÖNÜNDE YERDE YATAK

AİHM, 15 Temmuz’un ardından tutuklanan ve İzmir Menemen Cezaevinde yedi ay boyunca dönüşümlü olarak yerde şilte üzerinde yattığını beyan eden bir başvurucunun yaşadıklarını hükumete sordu. Ayrıca Kocaeli T Tipi Cezaevinde kalan bir başvurucunun ise tuvaletlerin önünde dönüşümlü şekilde yerde şilte üzerinde yattıkları, tuvaletler için 45 dakika kuyrukta kaldıkları iddialarını hükumetin cevaplamasını istedi.

SINIRLI SICAK SU

AİHM bu kapsamda çok kişilik koğuşlara yerleştirilen mahpusların sayısını, hijyen ve havalandırma eksikliği iddiasını, yerde yatak, başvuranların tutukluluk koşullarının, özellikle kişisel alanlarının olup olmadığı, sıcak su, sınırlı sayıda tuvalet, haftada üç defaya mahsus sınırlı çöp toplama gibi iddiaları hükumetin yanıtlamasını istedi.

CEZAEVLERİNİN KAPASİTESİ VE TUTUKLU SAYILARI

AİHM’nin cezaevlerinin durumuyla ilgili hükumete sorduğu sorulardan bazıları şöyle:

  • Başvuranların tutulduğu cezaevlerinin süresi, yüzeyi ve kapasitesi ve buralardaki tutukluların sayısı
  • Koğuşlardaki pencerelerin tanımı, boyutları ve sayısı ve tutukluların bunları açma imkanı
  • Erişime izin verilen açık alan yüzeyi ve günlük zaman çerçevesi
  • Birimlerdeki tuvalet ve duş sayısı
  • Tuvalet ve duşlara erişim ve sıcak su mevcudiyeti ile ilgili sınırlamalar
  • Tesislerin temizliği, çöplerin haftalık toplama sıklığı ve temizlik malzemelerinin / ürünlerinin tutukluların kullanımına sunulmasına ilişkin yönetmelik;
  • Başvuranların gözaltına alınması sırasında izin verilen sosyal / kültürel / sportif faaliyetlerin kategorisi ve sayısı.
AİLEDEN UZAK CEZAEVİNE NAKİL

Türkiye’de aileleri ya da ikametlerinden çok uzak cezaevlerine gönderilen tutuklu ve hükümlülerin açtığı 30 davada da AİHM Türk hükumetinden savunma istedi. Mehmet Subaşı ve 30 tutuklu-hükümlünün açtığı davada Türk hükumetinden savunma isteyen AİHM, cezaevi yönetiminin kararları ile okula giden çocuklarıyla ziyaret gününde ya da telefonla görüşememeleriyle ilgili başvuruları özel hayat ve aile hayatına saygı haklarının ihlali kapsamında değerlendiriyor.

AİHM bu başvurularda da AKP hükumetine şu soruları yöneltti:

  • Başvuranların aile hayatına saygı hakkına bir müdahale oldu mu?
  • Ailelerinin ikamet yerlerinden uzaktaki cezaevlerinde tutuldular mı?

Af Örgütü’ne göre Türkiye’de en acil ihtiyaç yargı bağımsızlığı

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0