Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Tutuklu gazeteci Harun Çümen: “Koğuşta 25 fare öldürdük çıldırmak üzereyiz”

Mart 2018’den bu yana Balıkesir Kepsut L Tipi Cezaevinde tutuklu olan Harun Çümen yaşadıkları koğuşta farelerin cirit attığını, kendilerine adeta zulmedildiğini ve çıldırma noktasına geldiklerini söyledi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

33 aydır Balıkesir Kepsut L Tipi Kapalı Cezaevinde bulunan gazeteci Harun Çümen, cezaevinin insanlık dışı şartlarını ve maruz kaldıkları uygulamaları tahliye olan bir arkadaşının aracılığıyla HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na iletti.

Mektubunu Gergerlioğlu’na nasıl ulaştırdığını ‘özel bir notla’ açıklayan Harun Çümen’in anlattıkları çok korkunç. Tıkanan lağım boruları, koğuşlarda cirit atan, yastıkların içine giren fareler, fareleri görüp dalga geçen gardiyanlar, 45 kişilik koğuşta kış soğuğunda yerde yatan insanlar, salgın olduğu halde sağlanmayan hijyen şartları… Cezaevindeki hak ihlallerini bütün çıplaklığıyla gözler önüne seren Harun Çümen’in mektubunun tamamını yayınlıyoruz.

“Sayın Ömer Faruk Gergerlioğlu

Size Kepsut ilçesindeki Balıkesir L Tipi Kapalı Cezaevi’nden yazıyorum. İsmim Harun Reşit Çümen. 33 aydır tutukluyum, hükümözlüyüm. FETÖ davasından 7 yıl 6 ay ceza aldım, dosyam Yargıtay’da bekliyor. Gazeteciyim, Zaman Gazetesi’nde editörlük, sorumlu yazı işleri müdürlüğü yaptım.

“45 KİŞİYİZ, NEFES ALAMIYORUZ”

Cezaevinde bizlere adeta zulmediyor. 206 metrekarelik bir alanda 45 kişiyiz. 12 metrekarelik, evlerdeki çocuk odasından bile küçük odalarda 7 kişi kalıyoruz. 3 kişi yerde yatıyor. Gece yatak koyduğumuzda adım atacak yer yok! WC için kalktığımızda yatakların üzerine basmadan geçemiyoruz. Nefes alamıyoruz, havasızlıktan ölmemek için kışın bu soğuk günlerde bile pencereleri hiç kapatmıyoruz. Bugünlerde gece hava sıcaklığı sıfıra doğru indi, 2 derece oluyor. Kışın eksi sıcaklıklarda bile pencere açık uyumak zorunda kalıyoruz!

“WC’LER TIKANIYOR”

Tıka basa dolu koğuşlarda insanlık dışı muameleye maruz bırakıldık. 2 WC var, günün her saatinde tuvalet sırası bekliyoruz. Oysa şu an 1-2 kişinin yaşadığı evlerde 2-3 WC bulunabiliyor. Sadece 2 banyomuz var duş için. Sıcak su verilmiyor, çok yetersiz. 2-3 gün sadece 3’er saat sıcak su veriliyor. 45 kişi nasıl duş alsın? 1 kişi 7-8 dakika içinde duş almak zorunda kalıyor. Kanalizasyon sistemi, lağım boruları sürekli tıkanıyor. WC’ler tıkanıyor, çok affedersiniz ortalığı bok götürüyor adeta.

“REZALETİ KAMUOYU BİR GÖRSE!”

Neredeyse 2-3 haftada bir bu manzara yaşanıyor. Ahh! Keşke bir görseniz! Rezaleti bir görebilse kamuoyu, yetkililer! İnanamazsınız! Sürekli su kesintileri yaşanıyor. Hijyen problemi had safhada! Yöneticiler, memurlar o kadar ilgisiz ki! Hiç umursamıyorlar. Çünkü yaşananlardan kimsenin haberi yok! O rahatlıkla sorunlar artık rutin haline gelmiş, hiç çözüm yok ve gittikçe artıyor sorunlar. Denetim de sıfır, hiç yok.

“CEZAEVİ YÖNETİMİNİN ZULMÜ ALTINDAYIZ”

4+1 veya dubleks bir ev büyüklüğündeki bir alanda kucak kucağa, sıkış tıkış yaşamaya mahkûm bırakılırken yan koğuşumuz C-6 bomboş. Pencerelerden görüyoruz, odada 1-2 kişi kalıyorlar, ranzalar boş. O koğuştakiler hırsızlık, yaralama, uyuşturucu gibi adi suçlar dediğimiz tutuklu ve hükümlüler. Cezaevi yönetiminin büyük zulmü altındayız. Bir tarafta koğuş boş, ranzalar boş; diğer tarafta bizim C-7 koğuşu ve diğer 10’dan fazla FETÖ koğuşu ağzına kadar dolu, 40 kişinin altında mevcut yok, 15-20 kişi yerde yatıyor.

Ölüme terk edilmiş vaziyetteyiz. Son derece haksızlık, eşitsizlik, insanlık dışı muameleye, zulme uğruyoruz. Ahh! Keşke bir görseniz… O kadar çok isterdim ki! Şok olursunuz, donakalırsınız. N’olursunuz? Allah rızası için çığlığımızı duyun, sesimize kulak verin! Çıldırmak üzereyiz… Lanet olsun, bize bunu yaşatanlara!..

“BİR FAREYİ YAKALAYAMIYORSUNUZ DİYE DALGA GEÇİYORLAR”

İki buçuk aydır koğuşta fareler cirit atıyor, tam 25 fare öldürdük kendi imkânlarımızla! Yerde yatan insanların yataklarına, yastıklarına giriyor; kafa, yüz, kollarının üzerinde geziniyorlar. Dolapların içinden adeta fare fışkırıyor, yiyeceklere saldırıyorlar. Defalarca yetkililere, memurlara, başgardiyanlara söyledik, müdürlüğe dilekçeler yazdık. Hiçbir netice yok, umurlarında değil! Çözüm bir yana, dalga geçip, “Bu kadar insansınız, bir fareyi yakalayamıyor musunuz?”, “Besleyin, niye öldürüyorsunuz ki, acımıyor musunuz?”, “25 fare az, sizden daha fazla yakalayıp öldüren koğuşlar var.” şeklinde cevaplar veriyorlar.

Adalet Bakanlığı’na, tüm yetkililere sesleniyorum; gelin görün halimizi! Fareleri, tıkanan WC’leri, lağımları… Koğuşlara ATM cihazı konulacakmış, görüntülü telefon görüşmesi yaptırılacakmış, sayım parmak iziyle alınacakmış vs. vs. haberleri yaptırıldı basına. Önce çektiğimiz şu rezalete bir çözüm bulsunlar! Daha başka o kadar çok sorun var ki!.. Hepsini yazsam sayfalar yetmez! Vallahi de, billahi de! 50 tane, 100 tane sorun sıralanır.

“TAM BİR İŞKENCE!”

Pandemi/koronavirüs süreci en çok bizi, tutuklu ve hükümlüleri, cezaevindekileri vurdu. Hapis içinde hapis yaşıyoruz. 8 aydır çocuklarımızı, eşlerimizi, ana-babamızı göremiyor, dokunamıyor, öpemiyoruz. 8 aydır açık görüş yok! Haziran ve temmuzda sadece birer kez kapalı görüş oldu, sadece 1 kişi gelebildi. 4 aydır da ayda 2’şer kapalı görüşü sadece 2 kişiyle yapabiliyoruz. Eşim, 4 çocuğum, anne ve babam var, 7 kişiler. Çoğu insanın ortalama bu kadar yakını var, kardeşleri, kayınvalide-kayınpederleri olanlar var. Uzak şehirlerden geliyor ailelerimiz, 2 kişi görüşebiliyor, kalan çocuklar veya eşler dışarda bekliyor. Tam bir işkence, zulüm! Çocuklar, eşler, analar-babalar ağlıyor!

Görüşler virüs öncesi 45 dakikaydı, virüs süresinde de aynı. Sayın Adalet Bakanı, “Hak kaybı olmayacak, yapılamayan görüşler telafi edilecek.” dedi. 8 aydır onlarca görüş iptal oldu, yaptırılan az sayıdaki görüş de yine 45 dakika! Ne zaman telafi edilecek, 1 saat-1,5 saat görüş niye yaptırılmıyor?

“İNSANLAR HASTA, İLAÇ KULLANIYORLAR”

Koğuşumuzda 2 arkadaşın eşleri de burada cezaevinde! Kadınlar koğuşu var bir tane, 30’dan fazla kadın kalıyor. Çoğunun eşleri de burada. Pandemi öncesi iç görüş vardı; görüş yapabiliyorlardı. 8 aydır yaptırılamıyor! Bilal Çoban ve Mustafa Zeybek, eşleri Mukaddes Çoban ve Dicle Zeybek’i 8 aydır göremiyor, seslerini bile duyamıyorlar! Tam bir dram, büyük trajedi! Telefonla dahi görüştürmüyorlar! Büyük bir zulüm! Arşı titretecek boyutlara ulaştı artık! İnsanlar hasta oldu, psikolojileri bozuldu, ilaç kullanıyorlar! Lütfen! Allah rızası için bu çığlığa bir ses verin, n’olur!!!

“BAŞINIZIN ÇARESİNE BAKIN DİYORLAR”

Sağlık büyük problem burada! Doktora, revire çıkmak zaten problemliydi, haftalarca çıkamadığımız oldu, hastalıktan kırıldık. Şimdi sağlık hizmeti alabilmek imkânsız hale geldi! Açık açık söylüyorlar; “Ölüm riski dışında” her şikâyet geri çevriliyor. Kronik şeker, tansiyon, kalp rahatsızlığı olanlar bile 8 aydır doktor-hastane yüzü görmüyor. “Başınızın çaresine bakın” diyorlar. Birçok hastalığı inleye inleye atlatıyor insanlar. İnsanlık dışı görüntüler, ahh bir görseniz! Son derece korkunç, çok vahim durumlar yaşanıyor, sesimizi duyan yok! Çözümsüzlük sıradanlaşmış vaziyette… Umursayan yok…

“YEMEKLERİ YİYEMEDEN DÖKÜYORUZ”

Yemekler çok kötü. Çoğunu hiç yemeden çöpe döküyoruz. Örneğin bugün (15 Kasım Pazar) hem öğlen hem akşam yemeğinin neredeyse tamamı çöpe gitti. Mantı ve tarhana çorbası geldi öğleyin, son derece kötü! Keşke bir görseniz! Masterchef jürisi görse, vallahi de billahi de sopayla döver yapanları! Her hafta, 2-3 günde bir hep aynı yemekler! Ispanak, türlü, erişte, makarna gibi yiyecekler hiç yenmiyor. Kuru fasulye, nohut, pilav yemekten artık bıktık! Genelde kantinden aldıklarımızla besleniyoruz. Yoksa aç kalırız!

Kahvaltılık ise tam bir skandal! Tek çeşit geliyor. Sadece zeytin ya da peynir (o da bir-iki haftada bir), çoğu zaman mini paketlerde reçel, fındık kreması türü şeyler veriliyor. Onlarla da karın doyurmak imkânsız. En çok parayı kahvaltı malzemesine harcıyoruz, tabii maddi durumu iyi olmayanlar da var, çok yazık oluyor!.. Yardımcı olmaya çalışsak da bir hafta, bir ay olabiliyor. 3-4 yıldır burada olanlar çoğunlukta.

“MASKE, ELDİVEN VERİLMİYOR”

Büyük bir hijyen, sosyal mesafe, izolasyon sorunumuz var. Grip-nezle anında yayılıyor, bulaşıyor. Bir kişi hasta olunca koğuşun yarısı 20-25 kişi hastalanıyor. Allah korusun, virüs bulaştığında hiç kurtuluşumuz yok! Maske-eldiven verilmiyor, kan temizleyici veriliyor 8 aydır, o da aylık veriliyor, bir haftada bitiyor. Yine kendimiz kantinden parayla alıyoruz. Kolonya, dezenfektan kantinde satılsa alacağız, onu bile getirmiyorlar. Daha birçok, son derece basit ihtiyacımızdan mahrumuz. Örneğin, plastik sehpa verilmiyor aylardır. Koğuşun yarısı açıköğretimde okuyor, ders çalışıyor. Ama sehpa verilmiyor. Çok acil, elzem ihtiyaç giderilmiyor. Odalardaki TV’lerimizi bile koyacak sehpa yok, sandalye üzerine koyuyoruz. 45 kişinin çamaşırlarını asacak çamaşır ipi bile verilmiyor biliyor musunuz? Çok ilkel şekilde kurutuyoruz çamaşırları, yatakların üzerinde, ranza demirinde vs…

Daha o kadar çok sıkıntımız var ki; şimdilik bu kadarla yetinelim. Başta 45 kişilik kalabalık koğuş ve fare sorunumuz olmak üzere dertlerimize ilgi gösterebileceğinizi umuyor, şimdiden teşekkürlerimizi iletiyoruz. Çığlığımızı duyurursanız çok sevinir, duacınız oluruz.

Bu vesileyle çalışmalarınızda başarılar diler, hürmetlerimizi sunarız. Selam ve sevgiyle…”

4 Mart 2018’de İstanbul’da gözaltına alınan ve daha sonra Balıkesir Kepsut L Tipi Cezaevine gönderilen Harun Çümen, Zaman gazetesinde çalıştığı ve Bank Asya hesabı bulunduğu için 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Çümen’i gözaltına alan polisler “21 sene Zaman’da çalışmışsın işin zor”. demişti.

BOLD ÖZEL

“Ağır hasta olmama rağmen 4 aydır hücredeyim”

Acil tedavi edilmesi gerektiği doktorlar tarafından belirtildiği halde 4,5 aydır tedavisi yapılmayan tutuklu Hepatit B hastası Miktad Doğan, TBMM Adalet Komisyonundan yardım talep etti.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Bir hasta tutuklunun daha canı tehlikede. Yanlış teşhis, yanlış tedavi ve sağlık hizmetlerine çok geç ulaştığı için hastalığı ilerleyen tarih öğretmeni Miktad Doğan, TBMM Adalet Komisyonu’na iletilmek üzere 25 Ocak Pazartesi günü avukatına bir mektup teslim etti. Mektubunda maruz kaldığı hak ihlallerini, durumunun ciddiyetini ve aciliyetini anlatan Doğan, dün hastaneye götürüldü. Şu anda Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesinde yatan Miktad Doğan’a doktorun 4 ay önce istediği biyopsi yapılacak.

“HASTALIĞIM BULAŞICI VE HER GÜN İLERLİYOR”

Mektubunda hastalığının ilk teşhisinden bu yana 4,5 ay geçmesine rağmen ve acil tedaviye başlanması gerektiği halde hala bir sonuca varılmadığını yazan Doğan, “Hastalığım bulaşıcı ve her geçen gün ilerliyor. Önlem alınmazsa karaciğer sirozu ve karaciğer yetmezliği vuku bulacak. Bununla beraber kaldığım karantina koşullarında daha başka enfeksiyonlar kapmam muhtemel.” dedi.

Her hastaneye gittiğinde dönüşte tek kişilik hücrede, insan sağlığı ve onuru için uygun olmayan koşullarda yaşamaya mecbur kaldığını belirten Doğan, “Kısıtlı imkanlar içinde, her türlü hijyenden yoksun bir ortamda Kovid tedbiri nedeniyle karantinada kalmak zorundayım. 17 aydır tutukluyum. Ağır hasta olmama rağmen bunun 4 ayını hücrede bu koşullarda (ağırlaştırılmış müebbetin bile kalmadığı yerde) geçirdim, geçiriyorum. Tutukluluk bir tedbir kararı olmasına rağmen şahsıma yargılama sürecinde bir ceza olarak uygulanıyor.” diye yazdı.

DOKTOR ACİL SEVK YAPTI, CEZAEVİ 1,5 AY SONRA HASTANEYE GÖTÜRDÜ

17 aydır Kırklareli E Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan tarih öğretmeni Miktad Doğan’a Eylül 2020’de vertigo teşhisi konularak bir ay boyunca ilaç tedavisi uygulandı. Sağlık durumu daha da kötüleşince 21 Eylül 2020’de Kırklareli Devlet Hastanesi’ne sevk edilen Doğan’a bu kez kronikleşmiş Hepatit B teşhisi konuldu. Yapılan kan tahlilleri ve çekilen ultrason sonucunda karaciğer enzim değerinin aşırı yükseldiği, karaciğerinin büyüdüğü ve aşırı yağlandığı görüldü. Hastanenin enfeksiyon birimi tarafından acil olarak Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edilen Doğan, durumu acil olmasına rağmen ancak 1,5 ay sonra 4 Kasım 2020’de hastaneye götürüldü.

Burada yapılan tahliller sonucunda da karaciğer enzim değerlerinin normalden 25 kat daha fazla çıktığını söyleyen Doğan, “Biyopsi yapılması gerektiği söylendi. Hastaneye 4. gelişimde MR çekildi. Bu şekilde beş defa T.Ü.T.F. hastanesine gidip geldim. Mahkeme süreci için 16 Aralık 2020’de sevk edildiğim adli tıp kurumu ‘gerekli poliklinik kontrolleri sağlandığı sürece cezaevinde kalabilir’ raporu verdi.” ifadelerini kullandı.

TRAFİK KAZASI GEÇİRMİŞTİ

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yapılan tahlil sonuçlarını defalarca talep etmesine rağmen kendisine verilmediğini ve bu nedenle mektubuna ekleyemediğini vurgulayan Miktad Doğan, TBMM Adalet Komisyonu’ndan taleplerini şöyle sıraladı: “Tedavimin uygun koşullarda yapabilmem için yargılama süresince tutukluluğumun kaldırılarak adli kontrol şartı ile kelepçe veya ev hapsine çevrilmesini, Meclis Adalet Komisyonu Başkanlığı tarafından da bu konuda gerekli yazıların ilgili kurumlara yazılmasını ve mağduriyetimin giderilmesini istiyorum.”

Bir süre sözleşmeli öğretmen olarak görev yapan 30 yaşındaki Miktad Doğan 2017’de geçirdiği trafik kazasında birçok kaburgası ve omuz küreği kırıldığı için mesleğini bırakmak zorunda kaldı. Tanık ifadelerine dayanılarak ve Bylock kullandığı gerekçesiyle 3 Eylül 2019’da tutuklanan Doğan, 4 aydır SEGBİS ile katıldığı Kırklareli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nden her duruşmada heyete anlatmaya durumunu çalıştı ancak dikkate alınmadı.

“MÜVEKKİLİM ÖLÜME TERK EDİLDİ”

Yanlış teşhis, yanlış tedavi ve kaybedilen zamanın müvekkilinin yaşam hakkını tehlikeye attığını söyleyen Miktad Doğan’ın avukatı Münevver Öz, cezaevi doktoru ve görevli memurlar hakkında 3 ay önce suç duyurusunda bulundu. Öz dilekçesinde, tuvaleti tıkalı, suyu akmayan, sıcak su verilmeyen, yeterli beslenme koşullarının sağlanmadığı bir hücrede müvekkilinin ölüme terk edildiğine, memurların görevlerini kötüye kullandığına, sistematik bir şekilde müvekkiline kötü davranıldığına dikkat çekti. Kişilerin cezalandırılması için kamu davasının açılmasını talep eden Öz’ün başvurusuyla ilgili henüz bir sonuç çıkmadı.

MİKTAD DOĞAN’IN TBMM ADALET KOMİSYONU’NA GÖNDERDİĞİ MEKTUP

Miktad Doğan’ın mektubunun ikinci sayfasında yer alan tarih ve imza kısmı cezaevi yönetimi tarafından kesilerek avukata teslim edildi. “İmzalı bir şekilde veremeyecekleri” söylendi.

SUÇ DUYURUSU

MİKTAD DOĞAN’IN 9 ARALIK 2020’DE AVUKATINA GÖNDERDİĞİ FAKS

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

ABD’den Saray’a uzanan bir yolsuzluk ve kara para hikayesi

Bold Medya, Reza Zarrab olayına benzerliğiyle dikkat çeken, Saray’a yakın iş insanı SBK Holding’in sahibi Sezgin Baran Korkmaz olayının gerçek hikayesini işledi.

BOLD – Bold Medya, ana akım medya ve havuz medyasında Saray ve Erdoğan ile ilişkileri örtülerek verilen, SBK Holding’in sahibi Sezgin Baran Korkmaz olayının gerçek hikayesini ele aldı.

Geçen aralık ayında terörün finansmanının önünü kesmek amaçlı hazırlanan yasanın Meclis’ten geçmesinin ardından 4 ilde eş zamanlı ‘kara para’ operasyonu düzenlendi. ABD’yi 132 milyon dolar dolandırdığı iddia edilen Sezgin Baran Korkmaz dahil 19 kişi hakkında gözaltı kararı çıkarıldı. Adreslerinde bulunan 10 kişi gözaltın alınırken Korkmaz’ın kısa bir süre önce yurtdışına çıktığı ortaya çıktı.

17/25 HAFTASINDA OPERASYON

Polise 17/25 Aralık Yolsuzluk Haftasında, Saray’a yakın bir iş adamına yolsuzluk operasyonu yaptırılması meydana okuma olarak nitelendirildi.

İlk kez geçen Ekim ayında malvarlığına tedbir konan Korkmaz’ın kaçması için ise karanlık eller devreye girdiği ileri sürülüyor. Kaçış öncesi ilk olarak Korkmaz’ın malvarlığına konan tedbir kararı kaldırıldı. Kararda imzası bulunan İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili Hasan Yılmaz da kısa bir süre sonra Adalet Bakanı Yardımcılığına getirildi.

İşte Saray’ın başını ağrıtacak ikinci Reza Zarrab olayı olarak da anılan Sezgin Baran Korkmaz olayının gerçek hikayesi:

90’lardan bugüne sadece arabanın markası ve rengi değişti

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

İlayda Tekgöz’ü iki çocuğuyla hücreye attılar: “Bizi çıkarın!”

Biri elinde, diğeri kucağında iki çocuğuyla tutuklanan ve polisler eşliğinde adliyeden çıkarılırken çekilen fotoğrafla gündeme gelen İlayda Tekgöz, ailesiyle görüştü: “Elinizden geleni yapın, bizi buradan çıkartın!”

BOLD ÖZEL Geçen hafta pazartesi günü tutuklanıp iki çocuğuyla birlikte Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi karantina hücresine konulan İlayda Tekgöz, bugün ailesiyle ilk telefon görüşmesini yaptı. “Biz iyiyiz ama elinizden geleni yapın, bizi buradan çıkartın. Burası bildiğiniz hücre” diyen Tekgöz bir haftadır 1,5 yaşındaki oğlu Ekrem ve 4 yaşındaki kızı Zülal ile bu hücrede kalıyor. İlayda Tekgöz 4 Şubat’ta tekrar hakim karşısına çıkacak.

Bir buçuk yıl önce doğumhane kapısında gözaltına alınan İlayda Tekgöz 18 Ocak 2021’de Çağlayan 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmada tutuklandı. 19 Temmuz 2019’da Gaziosmanpaşa Şafak Hastanesinde doğum yaptıktan iki saat sonra Cemaat soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan İlayda Tekgöz o gün adli kontrolle serbest bırakılmıştı.

Kapatılan dershanelerde matematik öğretmeni olarak görev yapan 32 yaşındaki İlayda Tekgöz’ün eşi Hasan Tekgöz de 11 aydır Silivri Cezaevinde tutuklu bulunuyor. 6 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılan makine mühendisi Hasan Tekgöz Şubat 2020’de tutuklanmıştı.

Serbest bırakıldığı günden beri İstanbul’da yaşayan ve eşini ziyaret eden İlayda Tekgöz’ün ‘kaçma şüphesi var’ denilerek tutuklandığı öğrenildi. Mesajlaşma programı Bylock, Bank Asya hesabı, mahkemeye geldiği halde dinlenmeyen bir tanığa dayanılarak hakkında dava açılan İlayda Tekgöz’ün oğlu Ekrem bebek anne sütüyle besleniyor.

Ekrem bebek ve ablası Zülal, annelerinin mahkemesini adliye koridorunda böyle beklemişti. 18 Ocak 2021, Çağlayan Adliyesi.

 

Ekrem bebeğin annesi tutuklandı

1.5 ve 4 yaşındaki iki kardeş anneleriyle birlikte karantina hücresinde!

Okumaya devam et

Popular