Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Hücredeki avukattan kamuoyuna açık mektup: Maktulü olmayan bir cinayet yargılaması!

15 Temmuz gecesi cezaevinde olduğu halde darbe yapmakla suçlanan avukat Turan Canpolat, hücrede yazdığı mektupla mağduriyetlere sebep olanlara seslendi. Türkiye’nin fikren ve vicdanen hür insanlarına çağrı yaptı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

60 aydır cezaevinde bulunan, 11 aydır da hücrede tutulan Turan Canpolat, “Kamuoyuna Açık Mektup” başlıklı ikinci bir mektup yazdı. İlk mektubunda dosyasına sokulan sahte belgeleri nasıl ortaya çıkardığını anlatan Canpolat bu kez, “makam, koltuk, menfaat, rant, güç ve iktidar uğruna iftira ve tuzaklarla vicdan sızlatan mağduriyetlere sebep olanları hak, hukuk, adalet ve tarih önünde, insanlık vicdanında mahkum etmek ve ettirmek için” bu mektubu yazmaya karar verdiğini söylüyor.

Malatya Barosu’na bağlı olarak 25 yıl avukatlık yapan Turan Canpolat, müvekkilinin evinde yapılan aramaların hukuksuz olduğunu tutanağa geçirdiği için 27 Ocak 2016’da gözaltına alındı. Müvekkili Mehmet Tanrıverdi ile 3 gün gözaltına kalan Canpolat tutuklanıp Malatya Cezaevine gönderildi. Müvekkili serbest bırakılınca ise büyük bir şok yaşadı.

Savcılık imzalı sahte belgeyle şüpheli ilan edildiği için tutuklandığını daha sonra öğrenen Canpolat, bu iddiayı ve sahte belgeyi mahkemede çürüttü. Dosyasındaki hukuksuzlukları, sahte belgeleri ispat ettiği için 8 Mayıs 2017’de Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevine sürgün edilen Canpolat, halen bu cezaevinde kalıyor ve 27 Şubat 2020’den beri de kendisinin ifadesiyle “tavuk kümesi boyutlarında” bir hücrede tutuluyor.

Turan Canpolat, Malatya Cezaevindeyken. Fotoğraf 27 Ocak 2016 ile 8 Mayıs 2017 arasında çekilmiş olmalı. Çünkü 8 Mayıs’tan sonra Elazığ’a gönderildi.

Turan Canpolat tutuklandıktan 5 ay sonra 15 Temmuz darbesine katılmakla ve Anayasal düzeni ortadan kaldırmakla suçlandı ve iddianamesinde suç delili olarak bile zikredilmeyen Bank Asya hesabı, imzasız ve onaysız Bylock belgeleri ile KHK’yla kapatılan bazı şirketleri temsil ettiği gerekçe gösterilerek 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Bağlı bulunduğu Malatya Barosu ve Türkiye Barolar Birliği’ne sesini duyurmayan, tutukluluğuna itiraz için 25 kez dilekçe veren Turan Canpolat, 16 Mart 2020’de kaleme aldığı ilk mektubunda söz konusu hukuksuzlukları 19 sayfada anlattı. Canpolat’ın sesini başta Avrupa Barolar ve Hukuk Birlikleri Konseyi (CCBE) olmak üzere 13 insan hakları örgütü duydu. Adı geçen kurumlar Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ile Türkiye’deki 3 resmi kuruma mektup göndererek tutsak avukatın tahliye edilmesini istedi.

Turan Canpolat, 6 Ocak 2021 tarihli ikinci mektubunda ise kendisi gibi hukuksuzluklara maruz kalan mağdurların sesi oluyor.

Yargıtay kararlarıyla, bir nevi papatya falına dönen Bylock, ankesör, dini sohbetlere katılma, öğrenciler ve ihtiyaç sahipleri için kermes ve pilav günü düzenleme, kurum çalışanı, dernek veya vakıf üyesi olma, çocuğunu dershane veya okula gönderme, gazete ve dergi abonesi olma, basın açıklamasına katılma gibi hususlarda hukuki değerlendirmede bulunmanın anlamsızlığına ve gereksizliğine dikkat çekiyor.

Canpolat, makdülü olmayan bir cinayet yargılamasında cinayet delillerini sergilemek gibi gayr-i hukuki ve gayr-i ahlaki bir tablo ile karşı karşıya olduklarını ifade ediyor.

“Tarihe geçtiğimin farkındayım” diyen Canpolat mektubunu sonunda ruhen, fikren ve vicdanen hür; hukuk insanlarına, avukatlara, hakim ve savcılara, aydınlara, gazetecilere, siyaset, bilim ve sanat insanlarına ve bütün masum, mazlum, mağdur, mahkum ve mahzunlara selam gönderiyor.

TURAN CANPOLAT’IN MEKTUBUNUN ORİJİNALİ

6 Ocak 2021
2 Nolu Yüksel Güvenlikli Cezaevi
D-17 Koğuşu ELAZIĞ

Kamuoyuna Açık Mektup…

Bu mektup 60 aylık esaret günlerimde bir şehirdeki cezaevinden diğerine, tavuk kümesi boyutlarındaki tek kişilik tecrid koğuşlarına savrulurken tanıdığım, tanıştığım yakınlarım ile sayıları binleri bulan ve onlarla aynı kaderi paylaşan gözü yaşlı eş, çocuk, anne, baba, beli bükülmüş nine ve dedeleriyle birlikte milyonlarca masum, mazlum, mahkum ve mahzunun nam ve hesabına…

Makam, koltuk, menfaat, rant, güç ve iktidar uğruna hayali, afaki, düzinece suç, suçlama, iftira ve tuzaklarla göz yaşartan, vicdan sızlatan mağduriyetlere, mahrumiyetlere, perişaniyetlere sebep olanları hak, hukuk, adalet ve tarih önünde, insanlık vicdanında mahkum etmek ve ettirmek için kaleme alınmıştır.

Kimi, nerede, nasıl, ne ile öldürdüğü mahkumiyet kararında yazmayan birinin cinayetten hapis cezasının hak, hukuk ve hakikat nazarında bir hukuki değeri, karşılığı ve geçerliliği varsa..

Terör örgütünün ne zaman, nerede, nasıl, kimler tarafından kurulduğu, cebir ve şiddet içeren eylemleri ile bu eylemlerle olan illiyet bağının hangi fiili ve hukuki delillerden ibaret olduğu ortaya konulmadan örgüt üyeliği veya yöneticiliğinden verilen cezaların da bir hukuki geçerliliği vardır…!

Örgütü, cebir ve şiddet eylemlerini, bunlarla olan bağı gösterir hukuki delilleri göstermeden banka hesabını, haberleşme programını, telefon kayıtlarını…vs örgüt üyeliği delili saymak; maktulü olmayan bir cinayet yargılamasında cinayet delillerini sergilemek gibi gayr-i hukuki ve gayr-i ahlaki bir tablodur.

Bu minvaldeki bütün iddianameler, suçlamalar, kesinleşmiş mahkumiyet kararları hak, hukuk ve hakikat nazarında maddi gerçeğe aykırı olduğu için yok ve hiç hükmündedir. Maddi gerçeğe yani hak ve hakikate aykırılığın hukuki tanımı: sahtelik ve sahteciliktir. Mahkeme kararları için de bu böyledir… Maddi gerçeğe ve hakikate aykırı mahkeme kararları sahte olduğu için yok ve hiç hükmündedir… Kesin bilgidir… Nokta…

Ancak hakim, savcı ve diğer ilgililerin hukuki ve cezai sorumluluğu açısından, bu kararlar, her türlü şüpheden uzak, aksi ve inkarı mümkün olmayan kesin delil mahiyetindedir.

Adalet Bakanlığının ihalesi, izni, denetimi ile faaliyet gösteren ortak şirketine veya işletmesine herhangi bir sebep veya terör suçlamasıyla kayyım atanması, el konulması, araçlarını otoparka EMANETEN bırakan hakim, savcı ve bakanlık personeli için terör örgütü üyeliği delili sayılıp araçlara el konabiliyorsa, hukuken, ahlaken, vicdanen ve aklen bu mümkünse…

Devletin izin, denetim ve ruhsatı ile faaliyet gösteren bir bankadaki (Bank Asya) hesaba EMANETEN bırakılan para ve mevduattan dolayı hesap sahipleri örgüt üyeliği ile suçlanabilir, hesaplara bloke konabilir…

“Delildir, delil değildir” şeklindeki neredeyse aylık değişen, taban tabana zıt, birbirini TEKZİP eder mahiyetteki mahkeme ve Yargıtay kararlarıyla, bir nevi papatya falına dönen Bylock, ankesör, dini sohbetlere katılma, öğrenciler ve ihtiyaç sahipleri için kermes ve pilav günü düzenleme, kurum çalışanı, dernek veya vakıf üyesi olma, çocuğunu dershane veya okula gönderme, gazete ve dergi abonesi olma, basın açıklamasına katılma gibi hususlarda hukuki değerlendirmede bulunmak anlamsız ve gereksiz…

Bedenen esir olsam da ruhen, fikren ve vicdanen hürüm… Hak, hukuk, demokrasi, insan hak ve hürriyetleri ile inandığım değerler noktasında esaret altına alındığım 27 Ocak 2016 tarihindeki yerimdeyim…

Hak, hukuk, adalet, demokrasi, insan hak ve hürriyetleri ile akıl ve bilimden yana; ruhen, fikren ve vicdanen hür;

Hukuk insanlarına,
Avukatlara,
Hakim ve savcılara,
Aydınlara,
Gazetecilere,
Siyaset,
Bilim ve Sanat insanlarına,
Ve bütün masum, mazlum, mağdur, mahkum ve
Mahzunlara selam olsun…
Saygı ve sevgilerimle…

Turan CANPOLAT

2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi
D-17 Koğuşu Elazığ/TÜRKİYE

Turan Canpolat’ın mektubunda cezaevi mührü bulunmuyor. Mektup okuma komisyonlarının bazen mühür vurmayı unuttuğunu ifade eden ailesi mektubun Elazığ Cezaevinden APS ile postalandığını zarfıyla kanıtlıyor.

Hücredeki avukattan mektup var: Tarihe geçtiğimin farkındayım

Tutuklu avukat Turan Canbolat’a Fransa’dan destek mektubu: Size yardım etmeye kararlıyız!

Tutuklu avukat Turan Canpolat için Avrupa’dan Erdoğan’a mektup

 

BOLD ÖZEL

Koronavirüsten ölen tutuklu akademisyen Halil Şimşek son yolculuğuna uğurlandı

5 yıldır Çanakale E Tipi Cezaevinde tutuklu olan ve kaldırıldığı yoğun bakımda hayatını kaybeden Yrd. Doç. Dr. Halil Şimşek bugün Bayramiç’te toprağa verildi.

BOLD ÖZEL – Çanakkale E Tipi Cezaevinde koronavirüse yakalandıktan sonra hayatını kaybeden akademisyen Halil Şimşek’in cenazesi bugün Bayramiç Mezarlığı’na defnedildi. 15 gün önce testi pozitif çıkan Şimşek, durumu ağırlaşınca geçen hafta Çanakkale Mehmet Akif Ersoy Hastanesi yoğun bakımına kaldırılmıştı.

5 yıldır Çanakkale Cezaevinde tutuklu Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğr. Üyesi Yrd. Dr. Halil Şimşek (53), 19 Temmuz 2016’da tutuklandı ve Cemaat soruşturmaları kapsamında 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı.

TAHLİYESİNE 3 AY VARDI

Aynı cezaevinde tutuklu Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Sedat Laçiner’e de danışmanlık yapan Şimşek, Lapseki Yüksek Okulu müdürlüğünde de bulunmuştu. Bayramiç eski belediye başkanlarından Zeki Şimşek’in oğlu olan Halil Şimşek evli ve iki çocuk babasıydı. Dosyası Yargıtay aşamasında olan Şimşek’in tahliyesine ise 3 ay vardı.

İhraç edilmeden önce de birçok haksızlığa maruz kalan Halil Şimşek, Çanakkale’de yerel bir gazeteye verdiği röportajda “Demokrat bir Türkiye sevdasıyla yaşıyorum. Ben de babam gibi ülkemin özgür ve demokrat olması için hayatımı vermeye hazırım.” demişti.

“ÜLKEMİN ÖZGÜR VE DEMOKRAT OLMASI İÇİN HAYATIMI VERMEYE HAZIRIM”

Halil Şimşek, Çanakkale’de yayın yapan bir internet sitesinde uğradığı haksızlıkları şöyle anlatmıştı:

“1 Temmuz 1968 Bayramiç, Çavuşlu Köyü doğumluyum. Ve o tarihten bugüne kadar Bayramiç ve Çanakkale ile hep gurur duydum. Bu topraklarda doğduğum için hep şükrettim. Bundan sonra da arkamda utanmayacağım bir hayat bırakmak istiyorum. Bu nedenle Demokrat Çanakkale’de yazıyorum. Babam Doğru Yol Partisi’nde bir neferdi, ben de Demokrat bir Çanakkale ve Demokrat bir Türkiye sevdasıyla yaşıyorum. Ben de babam gibi ülkemin özgür ve demokrat olması için hayatımı vermeye hazırım…

Eğitimimi İzmir Güzelyalı Ortaokulu, İstanbul Kabataş Erkek Lisesi, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) ve Hacettepe Üniversitesi’nde tamamladım. İzmir, İstanbul ve Ankara’dan sonra güzel Çanakkale’me katkı verebilmek için baba ocağına döndüm.

21 yıllık memuriyet hayatım boyunca sicilim tertemiz oldu. Bir tek uyarı dahi almadım. Ne ders verilirse anlattım, ne görev verilirse yaptım. Müdür de oldum danışman da… Meclis’te de çalıştım, güzel üniversitemde de… Dolu dolu vatan aşkıyla, Çanakkale aşkıyla yaşadım bu yıllara kadar.

“YAPMAYIN DEDİM, YİNE YAPTILAR”

Çok şey gördüm, yaşadım ama bu yıl gibisini görmedim. Çanakkale’de dersim varken neden Biga’da olmadığım soruldu bana ve iki yerde aynı anda olmadığım için hakkımda soruşturma açıldı. Uzmanlık derslerim verilmedi. Kadro yerim Çanakkale olduğu halde Biga’ya gönderildim. Kaloriferi bile çalışmayan, içinde bilgisayar olmayan, depo gibi bir odada 3 kişi 2 masada çalışmam istendi, gıkım çıkmadı, devlete, millete borcumu ödemeye çalıştım.

Kariyer geliştirme konusunda bilgim olmadığı halde tüm bir fakültede kurbanlık koyun gibi seçildim ve kadromun olduğu birimden 90 km uzağa sözde kariyer uzmanı olarak görevlendirildim. Belli ki uygulamadan maksat başkaydı. “Yapmayın” dedim, bu hukuka da insanlığa da sığmaz. Yaptılar. Mahkemeye verdim, mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi. Yine durmadılar, bu kez de mahkeme kararını arkadan dolanırcasına yine aynı yerde bana sormadan uzmanlık alanım dışında dersler verdiler. Ders verme şekli de özü de hukuka aykırıydı. Yine yapmayın dedim, yine yaptılar.

Bunlar canımı sıkıyor evet. Ancak asıl üzüntüm güzel Çanakkale’m adına. Tüm bunların benim başıma gelmesi değil benim güzel memleketimde olması beni üzüyor. Yakışmıyor bu topraklara. Böylesine vicdan eksikliği, böylesine hukuku umursamazlık ve insanları önemsememek yakışmıyor şehitler diyarına. Hektor gibi bir delikanlının diyarında daha delikanlı duruşlar bekliyor insan. Zeki Şimşek’in memleketinde daha insancıl olunmasını istiyor.”

ŞİMŞEK’İN KOĞUŞ ARKADAŞLARININ AİLELERİ ENDİŞELİ

Öte yandan Çanakkale E Tipi Cezaevinde birçok koğuşun karantinada olduğu öğrenildi. 20 kişilik koğuşta kalan Halil Şimşek’in koğuş arkadaşlarının aileleri sosyal medya hesaplarından endişelerini dile getirdi. 600 kişilik Çanakkale Cezaevinde şu anda 1000 mahpus bulunuyor. Kapasitenin üstünde olmasına rağmen kovid-19 hastalığı zamanında mahpusların denetimli serbestlik hakkı da verilmiyor.

Cezaevinde koronavirüs kapan akademisyen Halil Şimşek hayatını kaybetti

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

4 yaşındaki Serra annesiyle telefonda bile görüştürülmedi

13 aylık sütten kesilmemiş ikiz bebekleri ve 4 yaşında bir kızı olmasına rağmen tutuklanan ev hanımı Merve Hande Kayış’a telefon hakkı verilmedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

22 Nisan’da tutuklanıp Gebze Kadın Kapalı Cezaevine gönderilen üç çocuk annesi Merve Hande Kayış’a telefon görüş hakkı verilmedi. Sabahtan beri annesinin aramasını bekleyen 4 yaşındaki kızı Serra’nın hayal kırıklığına uğradığını söyleyen babası Emre Kayış, “Çocuk 3 saattir telefonun başında bekliyor. 20 gündür annesinin sesini duymuyor. 2 dakika sadece kızımızla görüştürün dedim, kabul etmediler” dedi.

Telefon hakkı için aranacak numaranın, mahpusun ailesine ait olduğuna dair telefon şirketinden resmi evrak isteniyor. Kayış ailesi, Vodafone bayileri kapalı olduğu için Vodafone müşteri hizmetleriyle görüşerek istenilen belgeyi temin etti ve cezaevine gönderdi. Cezaevi müdürü, belgede ıslak imza olmadığı için bu sabah Merve Hande Kayış’ı ailesiyle görüştürmedi.

“SABAHTAN BERİ CAMIN ÖNÜNDE, TELEFON ELİNDE BEKLEDİ”

Tam kapanma döneminde ıslak imzaya ulaşmalarının mümkün olmadığını söyleyen Emre Kayış, “Pandemi şartları malum, her yer kapalı. Telefon hakkıyla ilgili bizden belge istediler. Vodafone bayileri kapalı olduğu için müşteri hizmetleriyle görüştük. Bize mail gönderdiler. Biz de cezaevine teslim ettik. Eşim aramayınca ben cezaevini aradım. Görevli memur haklısınız diyor ama müdür bey kabul etmemiş. Sonuçta her yer kapalı, biz alamıyoruz. Bu çocuğa yalan söylemekten yoruldum. 9’dan 12’ye kadar telefonun başında, camın önünde bekledi. Telefonu aldı elimden, bana vermedi” ifadelerini kullandı.

Cemaat soruşturmaları kapsamında 20 Nisan’da İstanbul’da gözaltına alınan Merve Hande Kayış, daha önce hiç yaşamadığı Gölcük’te bir öğrenci evinde bulunan kitapta parmak izi çıktığı için, Bylock kullandığı iddiasıyla ve tanık ifadelerine dayanılarak hapse gönderildi. Kayış’ın Serra dışında 13 aylık, sütten kesilmemiş ikizleri de bulunuyor.

Merve Hande Kayış’ı sütten kesilmemiş bebeklerinden ayırdılar

 

Hande Kayış’ın annesi isyan etti: Bu nasıl adalet, bu nasıl hukuk?

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Cezaevinde koronavirüs kapan akademisyen Halil Şimşek hayatını kaybetti

Cemaat soruşturmaları kapsamında 19 Temmuz 2016’dan bu yana cezaevinde tutulan Yrd. Dr. Halil Şimşek, cezaevinde yakalandığı Kovid-19 nedeniyle can verdi.

BOLD ÖZEL – 5 yıldır Çanakkale Cezaevinde tutuklu Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğr. Üyesi Yrd. Dr. Halil Şimşek (53), 5 Mayıs’ta hayatını kaybetti. 15 gün önce virüs kapan Şimşek geçen hafta yoğun bakıma kaldırılmıştı. Cemaat soruşturmaları kapsamında 19 Temmuz 2016’da tutuklanan Şimşek 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

Dün entübe olan Halil Şimşek, Çanakkale Cezaevi’nde koronavirüse yakalanan ve yoğun bakıma kaldırılan eski Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sedat Laçiner’e danışmanlık yapmıştı. Şimşek aynı zamanda Lapseki Yüksek Okulu müdürlüğünde de bulunmuştu. Dosyası Yargıtay aşamasında olan Şimşek’in tahliyesine tahliyesine 3 ay kalmıştı.

Bayramiç eski belediye başkanlarından Zeki Şimşek’in oğlu olan Halil Şimşek evli ve iki çocuk babasıydı. Halil Şimşek’in cenazesi Bayramiç Kabristanlığında bugün toprağa verilecek.

BİRÇOK KOĞUŞ KARANTİNADA

Aile yakınlarının verdiği bilgiye göre, 600 kişilik Çanakkale Cezaevinde şu anda 1000 mahpus bulunuyor ve birçok koğuş karantinada. Bu kadar kapasitenin üstünde olmasına rağmen kovid-19 hastalığı zamanında denetimli serbestlik verilmiyor.

“ÜLKEMİN ÖZGÜR VE DEMOKRAT OLMASI İÇİN HAYATIMI VERMEYE HAZIRIM”

Halil Şimşek, Çanakkale’de yayın yapan bir internet sitesinde uğradığı haksızlıkları şöyle anlatmıştı:

“1 Temmuz 1968 Bayramiç, Çavuşlu Köyü doğumluyum. Ve o tarihten bugüne kadar Bayramiç ve Çanakkale ile hep gurur duydum. Bu topraklarda doğduğum için hep şükrettim. Bundan sonra da arkamda utanmayacağım bir hayat bırakmak istiyorum. Bu nedenle Demokrat Çanakkale’de yazıyorum. Babam Doğru Yol Partisi’nde bir neferdi, ben de Demokrat bir Çanakkale ve Demokrat bir Türkiye sevdasıyla yaşıyorum. Ben de babam gibi ülkemin özgür ve demokrat olması için hayatımı vermeye hazırım…

Eğitimimi İzmir Güzelyalı Ortaokulu, İstanbul Kabataş Erkek Lisesi, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) ve Hacettepe Üniversitesi’nde tamamladım. İzmir, İstanbul ve Ankara’dan sonra güzel Çanakkale’me katkı verebilmek için baba ocağına döndüm.

21 yıllık memuriyet hayatım boyunca sicilim tertemiz oldu. Bir tek uyarı dahi almadım. Ne ders verilirse anlattım, ne görev verilirse yaptım. Müdür de oldum danışman da… Meclis’te de çalıştım, güzel üniversitemde de… Dolu dolu vatan aşkıyla, Çanakkale aşkıyla yaşadım bu yıllara kadar.

“YAPMAYIN DEDİM, YİNE YAPTILAR”

Çok şey gördüm, yaşadım ama bu yıl gibisini görmedim. Çanakkale’de dersim varken neden Biga’da olmadığım soruldu bana ve iki yerde aynı anda olmadığım için hakkımda soruşturma açıldı. Uzmanlık derslerim verilmedi. Kadro yerim Çanakkale olduğu halde Biga’ya gönderildim. Kaloriferi bile çalışmayan, içinde bilgisayar olmayan, depo gibi bir odada 3 kişi 2 masada çalışmam istendi, gıkım çıkmadı, devlete, millete borcumu ödemeye çalıştım.

Kariyer geliştirme konusunda bilgim olmadığı halde tüm bir fakültede kurbanlık koyun gibi seçildim ve kadromun olduğu birimden 90 km uzağa sözde kariyer uzmanı olarak görevlendirildim. Belli ki uygulamadan maksat başkaydı. “Yapmayın” dedim, bu hukuka da insanlığa da sığmaz. Yaptılar. Mahkemeye verdim, mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi. Yine durmadılar, bu kez de mahkeme kararını arkadan dolanırcasına yine aynı yerde bana sormadan uzmanlık alanım dışında dersler verdiler. Ders verme şekli de özü de hukuka aykırıydı. Yine yapmayın dedim, yine yaptılar.

Bunlar canımı sıkıyor evet. Ancak asıl üzüntüm güzel Çanakkale’m adına. Tüm bunların benim başıma gelmesi değil benim güzel memleketimde olması beni üzüyor. Yakışmıyor bu topraklara. Böylesine vicdan eksikliği, böylesine hukuku umursamazlık ve insanları önemsememek yakışmıyor şehitler diyarına. Hektor gibi bir delikanlının diyarında daha delikanlı duruşlar bekliyor insan. Zeki Şimşek’in memleketinde daha insancıl olunmasını istiyor.”

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0