Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Almanya’da Merkel’den sonra gelecek isim seçiliyor: Adayların Türkiye’ye karşı bakışı nasıl?

Almanya’da 4 dönemdir başbakanlık yapan Angela Merkel, Eylül ayında yapılacak seçimlerde aday olmayacağını açıkladı. Peki Almanya’nın yeni lideri kim olacak ve Türkiye’ye bakışları nasıl?

BOLD – Almanya siyasetinin en güçlü partisi konumundaki Hristiyan Demokrat Birlik (CDU), cuma günü başlayacak ve iki gün sürmesi öngörülen 33’üncü parti kongresinde, yeni liderini seçecek.

Kongre, Almanya siyasi partiler tarihinde bir ilke sahne olacak. Başbakan Merkel’in partisi CDU yeni liderini, internet üzerinden düzenlenecek kongrede 1001 delegenin dijital sandıklarda verdikleri oylarla seçecek.

Almanya’da nefesler tutuldu, gözler yeni parti liderinin seçileceği Hristiyan Demokrat Birlik Partisi’nin (CDU) 33’üncü olağan kongresine çevrildi.

Başbakan Angela Merkel’in 26 Eylül’de yapılacak genel seçimlerde aday olmayacağını açıklaması, siyasete veda edecek olması, partisi CDU’daki liderlik seçiminin önemini artırıyor.

ALMANYA’DA SİYASETTE DEĞİŞİM YILI

CDU’nun liderinin kim olacağı, Alman siyasetinin geleceği açısından kritik öneme sahip. Aynı zamanda sağ popülizmin tırmandığı Avrupa’daki siyasi dinamikler açısından da önemli bir dönüm noktası olarak görülüyor.

Kongre, Cuma akşamı saat 18:00’de sırasıyla CDU genel başkanı Annegret Kramp-Karrenbauer, Başbakan Angela Merkel ve CDU Genel Sekreteri Paul Ziemiak’ın konuşmalarıyla başlayacak.

2021, Almanya’da siyasette değişimin yılı olarak nitelendiriliyor. Almanya’da genel seçimler 26 Eylül’de yapılacak ve bu seçim aynı zamanda dünya siyasetine damgasını vuran Merkel devrinin sona ereceği tarih olacak. Bu nedenle genel seçimlere dokuz ay kala yapılacak CDU kongresi ve bu kongrede hangi liderin seçileceği, Alman iç siyasetindeki dengeleri ve dinamikleri etkileyecek nitelikte.

CDU’DA KADIN LİDER DEVRİ SONA ERİYOR

Almanya Savunma Bakanı ve Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkanı Annegret Kramp-Karrenbauer

CDU’da 20 yıl gibi uzun bir sürenin ardından, Merkel ve Kramp-Karrenbauer’den sonra, liderliği ilk kez bir erkek devralacak. Çünkü başkan adayları arasında kadın bir aday bulunmuyor.

Cuma günü başlayacak kongrede liderlik için yarışacak isimler, uzun yıllardır Alman siyaset sahnesinde yer almış Armin Laschet, Friedrich Merz ve Norbert Röttgen.

İLK KEZ DİJİTAL ORTAMDA BİR KONGRE

Bu kongre ile birlikte aynı zamanda Alman siyasi partiler tarihinde bir ilke imza atılacak. Koronavirüs salgını nedeniyle ilk kez bir siyasi parti, genel başkanını seçeceği kongresini, internet üzerinden, dijital ortamda gerçekleştirecek.

Hristiyan Demokratlar yeni parti liderini, olağanüstü güvenlik önlemleri altında yapılacak dijital kongrede seçecek.

PARTİ GENEL BAŞKANI CUMARTESİ GÜNÜ SEÇİLECEK

Yeni lideri belirleyecek oylama kongrenin ikinci gününde, cumartesi günü yapılacak. Sabah saatlerinde üç adayın konuşmalarını yapmaları, ardından da oylamaya geçilmesi öngörülüyor.

Yerel parti yönetimlerini temsil eden 1001 delege, kişisel erişim kodunu kullanarak, dijital genel kurul toplantısına bağlanacak. Oylama başladığında açılacak dijital sandıklarda, lider olmasını istedikleri adaya oylarını verecekler.

Kongre cumartesi günü, seçimi kazanan yeni liderin yapacağı konuşmayla sona erecek.

Alman siyasi partiler yasasında, dijital platformlarda yapılan kongrelere ilişkin düzenlemeler bulunmuyor. Bu nedenle, oylama sonucunun bağlayıcı ve hukuki bir nitelik kazanabilmesi için, delegeler ayrıca oylarını mektupla da gönderecek. 22 Ocak’ta, mektupla gönderilen oyların sayımı yapıldıktan sonra çıkacak sonuç, CDU parti yönetimi tarafından ilan edilecek.

SİBER SALDIRILARA KARŞI ÖNLEM ALINDI

CDU, dijital ortamda yapılacak kongrenin güvenliğini “mümkün olan en üst düzey standartlarda” sağlayabilmek için gerekli önlemlerin alındığını duyurdu.

Olası siber saldırılara karşı alınan önlemler için başta Federal İçişleri Bakanlığı, Federal Bilgi Teknolojileri Güvenliği Dairesi ve Alman iletişim devi Deutsche Telekom olmak üzere tüm ilgili aktörlerle yakın çalışma yürütüldüğü belirtiliyor.

CDU’NUN BAŞBAKAN ADAYI KİM OLACAK?

Almanya’da parti lideri seçilmiş olmak doğrudan başbakan adaylığını garantilemiyor. Eylül ayında yapılacak seçimlere kimin başbakan adayı olarak gireceğini CDU, kardeş partisi Hristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) ile birlikte belirliyor. CDU ve CSU, Eylül ayındaki seçimler için ortak bir başbakan adayı belirleyecek.

CDU parti liderliği için yarışan üç adayın dışında, başbakanlık adaylığı için hem Federal Sağlık Bakanı Jens Spahn’ın hem de CSU’lu Bavyera Başbakanı Markus Söder’in isimleri geçiyor.

2000 yılında CDU’nun başkanı seçilen, 16 yıldır da Almanya başbakanlığını yürüten Merkel, 2018’deki eyalet ve yerel seçimlerindeki oy kaybı nedeniyle bir daha parti liderliğine ve başbakanlığa aday olmayacağını duyurmuştu.

2018 yılının Aralık ayında düzenlenen CDU kongresinde Merkel parti başkanlığı görevini, liderlik seçimini kazanan Annegret Kramp-Karrenbauer’e devretmişti.

Ancak Kramp-Karrenbauer, geçen yıl Şubat ayında, Thüringen Eyaleti’nde CDU’lu siyasetçilerin, sağcı popülist Almanya için Alternatif (AfD) partililerle birlikte hareket etmesi ve bu gelişmelerin eyaleti aşan bir siyasi gerilimin patlak vermesine yol açması üzerine parti liderliğinden ayrılmak istediğini, yeniden aday olmayacağını açıklamıştı.

Kongrenin geçen yıl Nisan ayında düzenlenmesi öngörülmüştü. Ancak koronavirüs salgını nedeniyle erteleme kararı alınmıştı.

ADAYLAR TÜRKİYE’YE NASIL BAKIYOR?

Alman Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) genel başkan adayları Armin Laschet, Friedrich Merz ve Norbert Röttgen kongre öncesinde görüşlerini tartışma programında paylaştılar

Peki, Almanya için önemli bir dönüm noktası olarak görülen kongrede liderlik için yarışan siyasetçilerin Türkiye ile ilişkiler hakkında ne düşünüyorlar?

TÜRKLERİN ARMİN’İ

Almanya’nın en çok nüsufa sahip eyaleti olan Kuzey Ren-Vestfalya’nın başbakanı Armin Laschet, Merkel’in partisini merkez sağda konumlandıran, diğer parti seçmenlerine de hitap eden ılımlı politikalarına yakınlığı ile tanınıyor.

2015 yılındaki mülteci krizi sonrasında Merkel’in izlediği “açık kapı” politikasına destek veren 59 yaşındaki Laschet, Türkiyeli göçmen nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti’nin uyum bakanı olarak da görev yaptı. Göçmen kuruluşları ve temsilcileri ile yakın ilişki içerisinde olan Laschet, liberal görüşleri nedeniyle sağcı kesimlerin eleştiri oklarının hedefindeki bir siyasetçi.

Almanya Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkan Adayı ve Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti Başbakanı Armin Laschet

Hatta Laschet, Alman basını ve kimi siyasetçiler tarafından “Türklerin Armin’i” olarak da adlandırılıyor. Yeşiller Partili Cem Özdemir, bir televizyon programında, sunucunun Laschet’ten söz ederken bu takma adı kullanması üzerine, “Ben bu tanımlamanızı reddediyorum” sözleriyle tepki göstermiş, sağcılar tarafından kötü amaçla takılan bu tür lakapların demokratlar tarafından kullanılmaması gerektiğini savunmuştu.

Armin Laschet, geçmiş yıllarda Türkiye iç siyasetinde yaşanan gerilim ve kutuplaşmanın, Almanya’daki Türk toplumuna yansımalarını frenlemeye çalışan, bu gerilimin Almanya topraklarına taşınmaması çağrısını yapan, hatta bunların iç güvenliği tehdit etme noktasına gelmesini önlemek için de aktif rol üstlenen siyasetçilerden.

“ÜYELİK SÜRECİNE SON VERMEK SADECE ERDOĞAN’I GÜÇLENDİRİR”

Laschet, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türk Hükümeti ile Almanya arasında yaşanan ağır siyasi gerilim ve krizler sırasında “şantaj ve tehditlere boyun eğilmemesi” gerektiğini savunmakla birlikte, NATO üyesi ve AB’nin komşusu olduğuna vurgu yaptığı Türkiye’nin ülke olarak Almanya için önem taşıdığına dikkat çekerek, iki ülke arasındaki tüm görüş ayrılıklarına rağmen diyalogun muhafaza edilmesini, sorunların bu yolla çözümlenmesi gerektiğini savunmuştu.

Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğine karşı olan ama daha önceki federal hükümetlerin verdiği sözlere, ahde vefa ilkesi ışığında, bağlı kalınması gerektiğini savunan Laschet, hukuk devleti alanındaki gerileme nedeniyle Türkiye’nin AB üyelik sürecine son verilmesine de karşı çıkıyor.

Laschet, “Bu ancak Erdoğan’ı güçlendirir” diyerek Türkiye’de AKP’ye oy vermemiş milyonlarca insan olduğunu, üyelik sürecine son vermenin akılcı bir adım olmayacağını savunuyor. Geçen yıl Erdoğan’ın “Kapıyı açtık” sözleri üzerine Yunanistan sınırına yaşanan göçmen akınının yol açtığı kriz sırasında, “Şantaja boyun eğmemeliyiz” diyerek tepki gösteren Laschet, bununla birlikte Türkiye’ye ağırladığı Suriyeli mülteciler için daha fazla mali yardım yapılması gerektiğini savunuyor.

MUHAFAZAKAR VE SAĞCI KANADIN ADAYI: FRİEDRİCH MERZ

Almanya Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkan Adayı Friedrich Merz

2018’de, Annegret Kramp-Karrenbauer’in kazandığı CDU genel başkanlık yarışını az bir farkla kaybeden Friedrich Merz, ikinci kez parti liderliği için yarışacak. Merz, partideki muhafazakar ve sağcı kanadın lider adayı, Merkel’in da ezeli rakibi olarak nitelendiriliyor.

Son anketlere göre CDU seçmeninin yüzde 29’u Merz’den yana, diğer adaylara destek ise yüzde 25.

Destekçileri, Merkel’in politikaları nedeniyle CDU’nun oylarını sağ popülist Almanya için Alternatif (AfD) partisine kaptırdığını, Merz ile birlikte bu oyları geri alabileceğini iddia ediyor. Liberal kanat ise, Merz liderliğindeki CDU’nun yeniden sağa kayacağını, merkezdeki seçmeni Yeşiller partisine kaptırabileceğini, bunun sonucunda da Eylül ayındaki seçimleri kaybederek, Yeşiller, Sosyal Demokrat ve Sol Parti’nin bir koalisyon hükümeti kurmasının yolunun açılabileceğini savunuyorlar.

Avukat ve varlıklı bir iş insanı olan Merz’in Merkel ile 2000’li yılların başında başlayan güç mücadelesi, 2009’da partiden istifa etmesi ile sonuçlanmıştı. Merkel’in siyasetten ayrılma kararı ile yeniden siyaset sahnesine geri dönen Merz, partiyi “sola kaydırmakla” suçladığı Merkel’in özellikle göçmenler konusundaki tutumuna, “açık kapı” politikasına en ağır eleştirileri yönelten aday.

Açıklamalarında CDU’yu yeniden geleneksel muhafazakarların partisine dönüştürmek istediğini söyleyen Merz, bunun insanların radikalleşerek kendini aşırı sağ ya da aşırı solda konumlandırmasını önleyecek tek yol olduğunu iddia ediyor.

Geçen yıl Türkiye ile AB arasında, sınıra göçmenlerin akın etmesiyle yeniden patlak veren sığınmacılar krizinde Merz, “Avrupa’ya gelmelerine izin verilmeyecekleri açık bir şekilde gösterilmelidir” açıklamasını yapmıştı. Erdoğan’ın şantaj yapmasına izin verilmemesi, oynadığı kötü niyetli oyuna son vermesi için de ikna edilmesi gerektiğini söylemişti. Bununla birlikte Merz, sığınmacılara ev sahipliği yaptığı için Türkiye’ye daha çok mali yardım yapılmasından yana tavır takınmıştı.

Türkiye’nin AB’ye tam üyelik perspektifinin bulunmadığını savunan muhafazakar siyasetçi, geçen haftalarda Alman medyasına verdiği röportajda, “Türkiye gibi ülkelere tam üye olmadan AB iç pazarına katılım imkanı sağlayacak, genişletilmiş bir Avrupa ekonomik bölgesi” önerisini gündeme getirdi.

YENİLİKÇİ LİDER ADAYI: NORBERT RÖTTGEN

Eski federal çevre bakanlarından Norbert Röttgen, Federal Meclis’in Dışişleri Komisyonu’nun başkanı, partisinin de dış politika uzmanı.

Almanya Hristiyan Demokrat Birlik Partisi Genel Başkan Adayı ve Federal Meclis Dışişleri Komisyonu Başkanı Norbert Röttgen

Norbert Röttgen, Merkel’in izlediği modernleşme çizgisinin izlenmesi gerektiğini savunuyor, CDU’nun yenilikçi lider adayı olarak nitelendiriliyor. Kendisi ise “modern merkezi” temsil ettiğini kaydediyor.

Dış politika uzmanı Röttgen, Erdoğan Hükümeti’nin önce IŞİD’lileri ve daha sonra da göçmenleri Avrupa’ya gönderme tehditlerine en sert eleştirileri yönelten siyasetçilerden. Bununla birlikte açıklamalarında “stratejik” önemine vurgu yaptığı Türkiye ile ilişkilere önem verdiğini söylüyor.

Röttgen, Erdoğan liderliğindeki Türkiye’de demokrasi ve hukuk devleti alanında gerileme yaşandığını ancak bunun “bir gün” değişebileceğini söyleyerek, Türkiye’nin AB ile üyelik müzakerelerine son verilmesine de itiraz ediyor.

Röttgen, geçen sene Temmuz ayında ZDF kanalına “Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlatılmış olunmasının bir hata olduğuna inanmıyorum. Ayrıca şu anda bu müzakereler tamamıyla dondurulmuş durumda… Türkiye’de çok güçlü bir muhalefet de var. Erdoğan sonrası bir dönem de muhakkak gelecek. Muhalefetten pek çok kişi hapiste, peki, ya bir gün yeniden bir fırsat yakalarlarsa? O zaman ne olacak? Türkiye’nin üzerini çizmemeliyiz. Bu stratejik bir hata olur” değerlendirmesini aktarmıştı.

Basına yaptığı açıklamalarında, Türkiye’nin ekonomik açıdan Avrupa’ya bağımlı olduğunu “Türkiye bize muhtaç” sözleriyle ifade eden Röttgen, Türk siyasi liderliğinin de bunun bilincinde olduğunu vurgulayıp, Avrupa’nın da stratejik olarak “Suriye ve Libya’da tüm Avrupalıların toplamından daha çok nüfuzu olduğuna” dikkat çektiği Türkiye’ye ihtiyacı olduğunu kaydetmişti.

“Türkiye ile aklı selim bir şekilde baş etmek zorundayız” sözleriyle ilişkilerde izlenmesi gerektiğini savunduğu çizgiyi aktaran Röttgen, hukuk devleti, insan hakları ve basın özgürlüğü alanındaki gerilemeyi pek çok vesile ile eleştirerek, Türkiye’de demokrasi mücadelesi verenlerin desteklenmesi gerektiğini savunuyor.

Almanya’da İslam karşıtlığıyla mücadele teklifine Federal Meclis’ten ret

Dünya

Tarihte ilk kez Papa Irak’ta

Tarihte ilk kez bir Katolik Kilisesi lideri Irak’ı ziyaret ediyor. Papa Francesco’nun bugün başlayan üç günlük Irak ziyaretinin sloganı “Hepiniz kardeşsiniz!”

BOLD – Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Francesco, Kovid-19 salgını ve güvenlik sorunlarına rağmen üç günlük resmi ziyaret için Irak’a gitti. Tarihte ilk kez bir Katolik Kilisesi lideri Irak’ı ziyaret etmiş oldu.

Papa Francesco’dan önceki Hristiyan liderler 2. Jean Paul ve 16. Benedikt, hep çok eski Hristiyan toplulukların yaşadığı Irak’ı ziyaret etmek istemiş, ancak savaş ve çatışma ortamı nedeniyle bunu gerçekleştirememişti.

Irak ziyareti, Papa Francesco’nun, 2013’te bu göreve gelmesinden bu yana 33’üncü, koronavirüs kısıtlamaları nedeniyle ise 15 aydır yaptığı ilk yurt dışı gezisi.

Irak Cumhurbaşkanı Berham Salih, ülkenin yıllarca süren çatışmalardan sonra iyileşmesine yardımcı olacağını umarak, Temmuz 2019’da Papa Francesco’yu Irak’a davet etmişti.

Papa Francesco’yu Bağdat’ta havaalanında Başbakan Mustafa El Kazımi karşıladı

ZİYARETİN SLOGANI ‘HEPİNİZ KARDEŞSİNİZ’

Ziyaretin sloganı, İncil’den alıntıyla ‘Hepiniz kardeşsiniz’ olarak belirlendi.

Papa Francesco, Irak Cumhurbaşkanı Berham Salih ile yaptığı açıklamada, “Silahlar sussun, şiddet dursun, şahsi menfaatler sone ersin” dedi.

Papa Francesco, Bağdat’ta Başbakan Mustafa El Kazımi ile de bir araya geldi.

“MESAJINA SELAMÜN ALEYKÜM DİYEREK BAŞLADI”

Gezi öncesi Vatikan tarafından dün dağıtılan videoda Papa, Irak halkına seslenerek, “Irak’taki sevgili kardeşlerim, selamun aleyküm! Birkaç gün sonra nihayet aranızda olacağım” dedi.

Papa, yıllar süren savaş ve terörizmin ardından Tanrı’dan af ve uzlaşı dilemek için Irak’a gittiğini söyledi ve “Müslümanları, Yahudileri ve Hristiyanları tek bir ailede birleştiren İbrahim babanın adına, diğer dini geleneklerden kız ve erkek kardeşlerimizle de birlikte dua etmek ve birlikte yürümek arzusuyla geliyorum” diye konuştu.

Vatikan tarafından Irak gezisiyle ilgili hazırlanan belge ve açıklamalarda da sıklıkla, Irak’ın ‘tek tanrılı üç dinin babası İbrahim’in toprakları’ olduğuna vurgu yapılıyor. Papa’nın gezi boyunca bu dinlerin ortak bir aileye ait olduğu ve tüm inananların kardeş olduğu mesajı vermesi bekleniyor.

Irak gezisi, Hristiyanlar ve Müslümanlar arasında dinler arası diyaloğu artırma çabasının devamı olarak görülüyor.

IRAK’TAKİ HRİSTİYANLARA MORAL DESTEĞİ

Gezi ayrıca, Irak’ta 2003’ten bu yana sayıları çok azalan Hristiyan nüfus özelinde Ortadoğu’daki Hristiyanlara moral desteği olarak da değerlendiriliyor.

Net sayılar kesin olarak bilinmese de Katolik Kilisesi vakıflarının verilerine göre Irak’taki Hristiyan nüfusun 2003’ten bu yana 1-1,4 milyondan 300-400 bine indiği hesaplanıyor. Bazı kilise yetkilileri, azınlıkta olan Hıristiyan inancının Irak’tan kaybolma tehlikesi altında olduğuna inanıyor.

GEZİ PROGRAMINDA NELER VAR?

Papa Francesco’nun Irak’ta Bağdat, Necef, Ur Ovası, Erbil, Musul ve Karakuş’u ziyaret etmesi planlanıyor.

Bağdat’taki resmi görüşmelerinin ardından Papa, 2010’da IŞİD saldırısında 48 kişinin hayatını kaybettiği Sayidat El Nejat Katedrali’nde Hristiyan din adamlarıyla bir araya gelecek.

Papa’nın Irak’ta en merakla beklenen görüşmelerinden biri ise Cumartesi günü planlanıyor. Papa Cumartesi günü Necef’e geçerek Şii lider Ayetullah Ali el Sistani ile görüşecek.

Vatikan’a yakın kaynaklar bu görüşmede, Papa’nın daha önce Sünni İslam için önemli bir otorite kabul edilen Mısırlı El Ezher İmamı Ahmed El Tayyib’le yaptığı gibi kardeşlik mesajı verilen bir ortak belge imzalanmasının umulduğunu belirtiyor.

Ancak ortak bir metin yerine iki dini liderden sözlü bir açıklama gelmesi de muhtemel. Her halükarda bu görüşmenin tarihe geçeceği konusunda görüş birliği hakim.

DİNLER ARASI TOPLANTI

Papa Francesco, tarihi Ur şehrinde bulunan Ziggurat’ın önünde dua edecek

Papa bu görüşmenin ardından, Hz. İbrahim’in doğum yeri olduğuna inanılan Ur Ovası’na gidecek ve burada dinler arası bir toplantıya katılacak. Bu toplantıda ‘İbrahim’in çocukları’ adlı bir dua planlanıyor.

Pazar günü ise Papa Erbil’e geçerek Irak Kürdistan Özerk Bölgesi yönetimiyle bir araya gelecek.

Ardından Musul’da 2014-2017 arasında çeşitli saldırılarda yıkılan kiliselerin yer aldığı, ‘4 Kilise Meydanı’nda savaş mağdurları için dua edecek. Papa, Ezidilerle de bir araya gelecek.

Papa Musul’un ardından, ziyaretini Irak’ta Hristiyan nüfusun en yoğun olduğu ve 2014’te IŞİD tarafından yaklaşık iki yıl boyunca işgal edilen Karakuş kentinde tamamlayacak. Karakuş’ta IŞİD tarafından tahrip edildikten sonra onarılan El Tahira Katedrali’ni ziyaret edecek.

Papa’nın Irak gezisinin basına açık son etkinliği, Pazar günü Erbil’de Franso Hariri Stadyumu’ndaki ayin olacak. Ayine Kovid-19 tedbirleri gereği stadyum kapasitesinin altında katılımcı alınsa da bu etkinliğe yaklaşık 10 bin kişinin katılımı bekleniyor.

Papa Francesco’nun Irak gezisi, hem son haftalarda Bağdat ve Erbil gibi çeşitli kentlerde düzenlenen saldırılar hem de pandemi nedeniyle riskli olarak görülüyor.

Papa Francesco, Vatikan’da başlatılan aşı kampanyasında koronavirüse karşı aşı yaptırmıştı. Papa’ya Irak gezisinde eşlik edecek heyettekilere ve 75 kadar gazeteciye de aşı yapılması planlanıyordu.

Sisi’ye dostluk eli: Ankara ile Kahire arasındaki gerilim yumuşuyor

Okumaya devam et

Dünya

Avrupa 2021 yazında seyahatlerin kolaylaştırılması için aşı kimliğine odaklandı

Avrupa Birliği, koronavirüs tedbirlerini sonlandırıp hayatın bir an önce normale dönebilmesi için bir yandan aşı kampanyalarına hız verirken diğer yandan da ‘aşı pasaportu’ çalışmalarını başlattı. Aşı pasaportu çalışmalarında son durum ne?

BOLD – Avrupa’da, Kovid-19 salgını ile mücadele amacıyla uygulanan kısıtlamaların kaldırılarak seyahat özgürlüğüne yeniden yeşil ışık yakılması beklentisi gün geçtikçe artıyor.

Avrupa Birliği (AB) de bir yandan, olağanüstü kısıtlamalarla salgını kontrol altında tutmaya çalışan, diğer yandan da artan seyahat özgürlüğü taleplerine yanıt verebilmenin yollarını arıyor. Ancak mutasyona uğramış virüsün daha hızlı bulaşan varyantlarının hızla yayılması seyahat kısıtlamalarının kısa vadede hızlı adımlarla gevşetilmesi ihtimalini zora sokuyor.

Aşı çalışmalarının da yeteri kadar hızlı ilerlememesi nedeniyle 2021 yazında insanların seyahat taleplerinin önünü açabilmek için düşünülen bir diğer tedbir ise ‘aşı kimliği’ ya da diğer adıyla ‘dijital seyahat kartı’.

Çalışmalarına hız verilen dijital aşı kimliği ile en azından AB içinde seyahat kısıtlamalarının kademeli olarak gevşetilmesi umut edilse de, bunun beklentilere ne ölçüde yanıt verebileceği ile ilgili belirsizlikler sürüyor.

AB ÇALIŞMALARI BAŞLATTI, DSÖ KARŞI ÇIKIYOR

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen, üye ülke vatandaşlarının iş ya da turizm amaçlı olarak AB içinde ve dışında güvenli bir şekilde seyahat edebilmeleri için ‘aşı pasaportu’ çalışmasını başlattıklarını ve mart ayı içinde yasa teklifini sunacaklarını duyurdu.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), şubat ayının başlarında, uluslararası seyahatlerde ayrılış veya girişlerde Kovid-19 aşılaması kanıtına karşı olduğunu ifade eden rapor yayınladı.

DSÖ, “Aşıların sınırlı bulunabilirliği göz önüne alındığında, gezginlerin tercihli aşılanması, şiddetli Kovid-19 hastalığı açısından yüksek risk altında olduğu düşünülen öncelikli insanlar için yetersiz aşı tedarikine neden olabilir” sonucuna vardı.

NE AD VERİLECEK?

‘Kovid pasaportu’, ‘aşı pasaportu’, ‘aşı seyahat belgesi’ gibi pek çok farklı isim gündeme geldi, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen hafta başında yaptığı açıklamayla son noktayı koydu. Von der Leyen belgenin ‘Dijital Yeşil Kimlik’ adını taşıyacağını, ilgili yasa teklifinin de bu ay içinde üye ülkelere sunulacağını duyurdu.

NE ZAMAN HAZIR OLABİLİR?

Dijital Yeşil Kimlik için hedef Haziran ayı. AB Komisyonu tarafından hazırlanan yasa teklifinin, 17 Mart’ta Avrupa Parlamentosu’nun, 25 Mart’ta ise AB liderlerinin onayına sunulması bekleniyor.

Kabul edilmesi halinde, dijital kimlik uygulamasının hayata geçirilebilmesi için, 27 AB üyesi ülkenin, ilgili ulusal veri tabanı sistemlerinin birbiriyle uyumlandırılması gerekiyor. Güvenilir dijital platformlarda, öngörülen kriterlerle uyumlu bir şekilde bu verilerin toplanabilmesi için teknik altyapı düzenlemelerinin yapılması gerekecek. Komisyon, bunun için üç aylık bir süreye ihtiyaç duyulacağı görüşünde. Uzmanlar ise takvimin sarkabileceğine dikkat çekiyor.

AB’nin karmaşık karar alma mekanizması göz önüne alındığında, sistemi uygulamaya koymanın en iyimser senaryoyla haziran sonu veya temmuz başı olacağı tahmin ediliyor. Ancak bu tarihin daha da ileriye sarkabileceği belirtiliyor.

HER ÜLKE İÇİN AYNI MI OLACAK?

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ‘farklı ulusal çözümleri birbirine bağlayacak’ bir platform fikrini ortaya koydu. Bu da Avrupa Birliği genelinde geçerli tek bir belge olmayacağı anlamına geliyor.

DAHA ÖNCE BİR BENZERİ VERİLDİ Mİ?

Aslında bu uygulama yeni değil. Dünya Sağlık Örgütü, bazı Afrika ülkelerine girerken, ‘sarı humma’ gibi hastalıkların önlenmesi için ‘sarı kart’ adını verdiği bir uygulama başlatmış, bu ülkelere girerken aşı yaptırılması zorunlu hale getirilmişti.

AB’yi beklemeyen Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) gibi bazı uluslararası kurumlar, ‘travel pass’ adı verilen bir seyahat belgesiyle gidilecek ülkelere göre ilgili belgelerin yer almasını içeren bir uygulamayı Kasım ayında başlattı bile.

AŞI PASAPORTU KİMLERE VERİLECEK?

Bir kişinin AB içinde ve dışında seyahat edebilmesi için verilecek belgede, ‘aşı olan, aşı olması olanaksızsa yakın tarihte Kovid testi negatif çıkan ve daha önce bu virüse yakalanarak vücudu antikor üretebilen’ kişilerin dolaşımına izin verilmesi planlanıyor.

HANGİ ÜLKELER DESTEKLİYOR?

Ekonomisi büyük ölçüde turizme bağlı olan Yunanistan, Avrupa’da böyle bir sistemi destekleyen ilk ülke oldu. Atina hükümeti, İsrail’le turistlerin karşılıklı olarak özgürce giriş yapabilmesini müzakere ediyor.

İspanya, Malta ve Portekiz gibi Güney Avrupa’daki diğer turizm ülkeleri de bu girişimi destekledi. Bu ülkelere ek olarak, olumlu sinyaller gönderen Belçika ve Macaristan’ın yanı sıra farklı araçları deneyen Polonya, Danimarka, İsveç ve Estonya da destek verdi. Danimarka ve İsveç, vatandaşlarının yurtdışına seyahatleri için elektronik sertifikaların uygulamaya konulduğunu açıkladı.

Almanya ve Fransa, aşılama kampanyaları hala çok az ilerlediği için önce ihtiyatlı yaklaştı. Ancak 25 Şubat’ta video konferans yöntemiyle yapılan AB zirvesinden sonra iki ülke tutumunu değiştirince, Komisyona AB üyeleriyle ortak bir belge üzerinde çalışma talimatı verildi.

HANGİ BİLGİLER YER ALACAK? İÇERİĞİ, MAHİYETİ VE ÜCRETİ NE OLACAK

AB Komisyonu Başkanı von der Leyen, bu kimliklerde yer alması hedeflenen bilgileri, ‘kişinin Kovid-19 aşısı olduğuna dair kanıt, henüz aşı olamamış kişilerde test sonuçları, Kovid-19’u atlatmış olanların ise sağlık durumları hakkında bilgiler’ olarak sıraladı.

“Dijital Yeşil Kimlik” bir nüfus cüzdanı ya da pasaport gibi değil, dijital olacak. Dijital kimliklerin, sahtesinin üretilmemesi ve tüm üye ülkelerde kolaylıkla okunabilecek nitelikte olması için düşünülen alternatiflerden birisi, uçak biniş kartı gibi, akıllı telefonda taşınabilecek ya da çıktısı alınabilecek, QR (karekod) içeren bir belge olması. Dijital kimliği almak için, ücret ödenip ödemeyeceği ise henüz bilinmiyor.

AŞI OLANLARA KESİN BİR SEYAHAT ÖZGÜRLÜĞÜ MÜ SAĞLAYACAK?

Hayır. Bu konuda AB’de genel geçer bir siyasi mutabakat sağlanmış değil. Almanya ve Fransa gibi üye ülkeler dijital aşı kimliği ile salgın nedeniyle uygulanan seyahat kısıtlamalarının gevşetilmesi konusunun ilişkilendirilmemesini istiyor.

Oysa Avusturya, Yunanistan, İspanya, Portekiz ve Bulgaristan gibi turizmi canlandırmak isteyen ülkeler, aşı olmuş olanlara seyahat etme özgürlüğü tanınmasını istiyor, hatta tek taraflı olarak bu kişilere kolaylık tanıyan adımlar atıyor. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron gibi diğer AB üyesi ülkelerin liderleri ise tek başına aşı olmuş olanlara seyahat kolaylığı sağlanmasına itiraz ediyor, bu yöndeki kararları frenliyor.

HUKUKİ İTİRAZLAR NELER?

AB genelinde sadece çok küçük bir azınlık aşı olabildi. Oxford Üniversitesi verilerine göre bu oran AB’nin toplam nüfusunun sadece yaklaşık yüzde 7’sine tekabül ediyor. Siyasiler ve uzmanlar, aşı olabilmiş küçük bir azınlığa seyahat etme ayrıcalığı tanınmasının, toplumdaki ‘adalet’ anlayışına darbe indirebileceği uyarısında bulunuyor.

Alman hükümeti, kimsenin aşı olmaya zorlanmayacağını açıklamıştı. Şimdi sadece aşı olmuş olanların seyahat edebilmesine imkan sağlayacak bir düzenlemenin, dolaylı olarak aşı zorunluluğu anlamına geleceği, seyahat özgürlüğü kısıtlamasının da aşı olmayanlara ‘yaptırım’ ya da ‘ceza’ olarak yorumlanabileceği belirtiliyor. Alman Etik Kurulu da, devletlerin aşı olanlara ayrıcalık tanımaması gerektiğini savunuyor.

Hukuki açıdan böyle bir belgenin serbest dolaşım ilkesine aykırı olduğu görüşleri dile getiriliyor. Hukukçular, Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkındaki Anlaşma’nın 26’ıncı maddesinin, sağlık krizi gibi olağanüstü durumlarda, bu tür araçların kullanılmasının yolunu açtığını, Birlik içindeki yurttaşların serbest dolaşımı ilkesine aykırılık içermeyeceği görüşünü savunuyor. Ancak hukuki olarak Avrupa Komisyonu’nun, bunu getirme yetkisi yok. Bu nedenle talimat zirvede liderlerden geldi.

Hukukçular bu kararın başka bir yasal tuzak içerdiğine de dikkat çekiyor: Aşıya erişim zorluğu ve her vatandaşın ya da her ülkenin eşit koşullarda aşıya ulaşma şansının olmaması. Özellikle en son aşılanacak olan genç nüfus için büyük bir adaletsizlik yaşanacağı eleştirileri yapılıyor.

TIBBİ İTİRAZLAR NELER?

Tıbbi ve bilimsel açıdan da çekinceler gündeme getiriliyor. Aşı olanların, virüsü üçüncü kişilere bulaştırıp bulaştırmadığı henüz tam olarak bilinmiyor. Bu nedenle araştırmacılar, bir aşı sertifikasının, tam bir sağlık garantisi sağlamadığını savunuyor.

Bir diğer sorun ise bağışıklığın süresi. Aşıların ne kadar süre ile bağışıklık sağladığı bilinmediği için bu pasaportlarda bir çeşit son kullanma tarihi olmalı deniliyor.

RİSKLERİ NELER?

Avrupa Birliği en çok ‘sağlık sırlarının gizliliği’ ilkesinin çiğnenmesinden ve ‘sahte pasaportlar, sahte testler…’ gibi bir takım güvenlik eksikliklerinin oluşmasından endişe ediyor. Hatta bu konuda tam bir karaborsa sektörün ortaya çıkması riski de var.

Bloğun katı veri koruma yasası olan GDPR, Avrupa çapında aşı sertifikasının kapsamını ve kullanımını kısıtlıyor.

Aşı kartı ile özel tıbbi veriler, bu tür gizli bilgilere nadiren veya hiç erişemeyen bireyler ve kuruluşlar tarafından erişilebilir hale gelecek.

Dijital pasaportların hacklenmesi ve sahte olabilme ihtimali; kötü niyetli takip ve ticari amaçlarla kullanılma durumları uzmanları korkutan diğer gerekçeler arasında yer alıyor.

DİJİTAL Mİ BASILI KAĞIT MI OLACAK?

Avrupa Komisyonu’nun planını kısmen rayından çıkarabilecek bir başka engel de AB ülkeleri ve vatandaşları arasındaki dijital bölünme.

Von der Leyen’in dediği gibi, yeşil geçiş, dijital olacak. Bu durumda yapılan tahminlere göre, AB nüfusunun en az dörtte biri özellikle de dijital platformları kullanmayan yaşlı nüfus bu sistemin dışında kalabilir.

AŞI OLANLARA NE TÜR AVANTAJLAR SAĞLAYACAK?

Dijital Yeşil Kimlik kartı ile kimlere, ne tür avantajlar sağlanacağına hem üye ülkeler tek başlarına, hem de özel şirketler, restoranlar, tiyatrolar ve sinemalar karar verebilecek. Halihazırda, aşı olmuş olanlara kolaylık tanıyan AB üye ülkeleri ve özel şirketler var.

Örneğin Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail, aşı olmuş olanlara seyahat kolaylığı tanınması konusunda anlaştı. Yunanistan, İngiltere ile de benzer bir anlaşma için görüşmeler yürütüyor. Polonya, Romanya ve Estonya, aşı olduklarına dair belgeleri sunanlara, ülkeye serbestçe seyahat etme imkanı tanıyorlar. Polonya ayrıca yurtdışı seyahatlerinden dönenlere uygulanan karantina zorunluluğunu, aşı olmuş olanlar için kaldırdı. Diğer bazı üye ülkeler de benzer adımlar atıyor.

Aşıyı şart koşan özel turizm şirketleri de var. Örneğin Alltours, Ekim ayı itibariyle otellerinde ancak aşı olmuş olan kişileri konuk edeceğini duyurdu.

Suudi Arabistan hac için aşı olma şartı getirdi

Okumaya devam et

Dünya

Sinovac aşısı Brezilya mutasyonuna karşı etkili olmayabilir

Brezilya’da yapılan bir araştırma, Türkiye’nin de aldığı Çinli Sinovac’ın Kovid-19 aşısının ilk olarak Brezilya’da tespit edilen koronavirüs varyantına karşı yeterli antikor oluşturamayabileceğini ortaya koydu.

BOLD – İngiltere, Güney Afrika ve Brezilya’da ortaya çıkan koronavirüs varyantları sadece salgının hızını artırdıkları için değil, aşıların üzerlerinde etkili olamayacağı yönündeki haberler nedeniyle de endişe yaratıyor. Brezilya’da yapılan son klinik araştırma da söz konusu kaygıları doğrular nitelikte.

Çalışmada, Türkiye’nin de aldığı Sinovac’ın CoronaVac aşısı uygulanan sekiz kişiden alınan plazma örnekleri koronavirüsün P.1 adlı verilen ‘Brezilya mutasyonunu’ yeterli bir şekilde etkisiz hale getirmede başarısız olduğu görüldü.

Başkentteki Sao Paulo Üniversitesi, ABD’deki Washington University School of Medicine ve diğer bazı kurumlardan araştırmacılar, “Bu sonuçlar P.1 virüsünün, CoronaVac aşısı tarafından sağlanan antikorların nötrolize edici etkisinden kaçabileceğini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Brezilya’da yapılan önceki klinik deneylerde de CoronaVac vurulan sekiz kişiden alınan antikorlar test edilmiş, aşı ile üretilen antikorların, P.1 varyantını durdurmada diğer tiplere göre daha az etkili olduğu bulunmuştu.

P1 şu anda Brezilya’nın geri kalanına yayılıyor ve 24 ülkede daha görüldü.

SİNOVAC YENİ AŞI GELİŞTİREBİLİR

Türkiye, Endonezya, Çin ve Brezilya’da toplu aşılamalarda kullanılan aşının üreticisi Sinovac konuyla henüz bir açıklama yapmadı.

Ancak şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Yin Weidong, geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında yaptığı açıklamada, şirketin, gerekirse varyantlara karşı yeni bir aşı geliştirmek için mevcut araştırma ve üretim kapasitesini tam olarak kullanabileceğini söyledi.

CEVAPSIZ SORULAR

Ancak Sinovac yeni bir aşı geliştirse de bazı sorular cevapsız kalıyor.

  • Eldeki satın alınan aşılar ne olacak?
  • Şu an eldeki aşıyı vurulanlar Brezilya mutasyonu ile karşılaştıklarında hasta olacaklar mı? Yani uygulanan Sinovac aşısı insanları hastalığın bu mutasyonuna karşı korumayacak mı? Korumadığı ortaya çıkarsa Sinovac aşısı olanlar yeniden bu mutasyona etkili aşı mı olacaklar?
  • Sinovac yeni varyanta karşı aşıyı ne kadar sürede üretecek?
  • Sadece Çin’den Sinovac aşısını alan ve diğer aşı üreten firmalarla bu konuda anlaşma imzalamayan Türkiye, bu süre içerisinde soruna nasıl çözüm bulacak?

Suudi Arabistan hac için aşı olma şartı getirdi

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0