Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

80 gündür tutuklu TTB Yüksek Onur Kurulu üyesi Dr. Şeyhmus Gökalp cezaevinden yazdı

Cemil Çiçek’in de davetlisi olduğu Demokratik Toplum Kongresi’ne katıldığı için tutuklanan Dr. Şeyhmus Gökalp, 10 Şubat’ta görülecek ilk duruşmasından önce hak, hukuk, adalet çağrısında bulundu.

BOLD – 25 Kasım 2020’den bu yana Diyarbakır D Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan Türk Tabipler Birliği (TTB) Onur Kurulu Üyesi Dr. Şeyhmus Gökalp, gözaltına alındığı günü ve neden tutuklandığını anlatan bir mektup kaleme aldı.

2017 yılında dönemin TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in anayasa hazırlık çalışmalarına katkılarını almak için resmi olarak davet ettiği Demokratik Toplum Kongresi’ne katıldığı için silahlı terör örgütü üyesi olmakla itham edilen Şeyhmus Gökalp, “Bir de ömrümde hiç görmediğim, tanımadığım ve 18 yıllık meslek hayatım boyunca hiçbir yerde, hiçbir şekilde birlikte çalışmadığım ve beni tanımayan bir itirafçının yalan beyanları nedeniyle suçlanıyordum. Güncel bir Dreyfuss olayının içindeydim. Sonra da aynı gerekçelerle tutuklandım.” dedi.

“HAK HUKUK ADALET SESLERİNİ HALA DUYUYORUM”

Nezarete götürüldüğünde avukat, öğretmen, yumurtacı, yazar, siyasetçi, yoğurtçu, cami imamı, mimar, hasta, hemşire, marangoz, psikolog ve hekimlerden oluşan 75 kişilik rengârenk bir kalabalığın silahlı terör örgütü üyeliği şüphesiyle gözaltında olduğunu ifade eden Gökalp, bir meslek laboratuvarına getirildiğini düşündüğünü söyledi. Eşinin aldığı “adalet ayakkabıları”yla volta attığını ifade eden Gökalp, katıldığı Adalet Yürüyüş’lerini hatırlatarak “Hak, Hukuk, Adalet seslerini hala duyuyorum, çok uzaklaşmış olamazlar.” diye yazdı.

2020’DE ONUR KURULU ÜYESİ SEÇİLDİ

1977 yılında Mardin’in Nusaybin’de doğan Şeyhmus Doğan liseyi İzmir’de tamamladıktan sonra, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Diyarbakır’ın en yoksul ve en büyük ilçesi olan Bağlar Belediyesi’nde zor şartlarda işyeri hekimliğine başlar. Bağlar’da sosyal güvencesi olmayan vatandaşlara birinci basamak sağlık hizmeti sunan bir sağlık merkezi kurulmasına öncülük eder.

Diyarbakır Tabip Odası’nın bir üyesi olarak İşçi Sağlığı ve İşyeri Hekimliği, İnsan Hakları, Olağanüstü Durumlarda Sağlık Hizmetleri ve Basın Yayın komisyonlarında çalıştı. 2004-2008 yılları arasında Denetleme Kurulu üyeliği yaptı. İnsan Hakları Derneği üyesi olan Gökalp, Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın da gönüllü çalışanları arasında yer alıyor.

Bingöl depreminde Diyarbakır’dan deprem bölgesine giden sağlık ekibinin başında bulunan Gökalp, daha sonra birçok deprem ve afet durumlarında öncü hekimlerden biri oldu. “İşyeri Hekimliği, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Eğiticiliği, İlkyardım Eğitmenliği, Eğiticilerin Eğitimi Eğitmenliği, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği konularında bilirkişilik, Pnömokonyoz Okuyuculuğu, Olağanüstü Durumlarda Sağlık Hizmetleri Sunumu Eğiticiliği” başlıca mesleki faaliyetleri.

2014-2018 yılları arasında Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyeliğine seçildi. 2018 yılında Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi’nin “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” açıklaması nedeniyle gözaltına alındı. Savunmasında “biz hakikati görmezden gelemeyiz, gördüğümüz hakikati de ifade etmekten çekinmeyiz” diye Gökalp, 2020 yılında yapılan Türk Tabipleri Birliği 72. Büyük Kongresi’nde Yüksek Onur Kurulu üyeliğine seçildi.

Evli ve iki çocuk sahibi Gökalp’in Birgün’de yayınlanan mektubunun tamamı:

“‘Görülmemiş’ bir mektup bu, lütfen zarfı açın ve ilk satıra doğru derin bir nefes alıp ilerleyin.

Ülkemizde bir çırpıda, terfi etmenin iktidar yanlılarına mahsus olduğunu düşünüyorsanız bilin ki kocaman bir yanılgı içindesiniz. Çünkü AKP’li olmadığım halde son günlerde kariyer basamaklarını şipşak tırmananlardan biri de benim. AYM hâkimi gibi adilane, Boğaziçi Rektörü gibi liyakatla terfi etmiş bulunuyorum.

İstirham ediyorum, demokratik olsa bile gürültü ve şamata istemiyorum. İtiraz da istemiyorum. Sadece dinleme ve alkışlama hakkınız bulunuyor. Topluca konuşmanızı istemediğim gibi tek tek konuşmak da yok. Aramıza sızmış bir “teröristi” her an yaka paça enseleyebilirim. Herkes yanındakine de mukayyet olsun. Bundan böyle her koyun kendi bacağından asılmayacak. Unutmayın ki tek hakkınız var, o da susma hakkıdır.

İnanmayacaksınız ama iktidar yanlısı olmadığım halde, Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyeliğine seçildim. Anayasa’yla görev ve sorumlulukları belirlenmiş, meslek örgütümü yönetmeye… Bunda yıllardır iyi hekimlik uğruna verdiğim bir ömürcüğün de rolü olabilir. Çok üstünde durmayın. Nelere ömür veriyoruz ve gerçekleşmiyor… Ben şanslıydım.

Balkonda alkışlandım.

Artık bu kadar da olmaz diyeceksiniz. Yine AKP’li değildim. TTB Yüksek Onur Kurulu üyeliğine seçilmiştim. Dünyada Covid-19 salgını belası ve ölüm vardı. Salgın boyunca canla başla toplum sağlığı için çabaladım. Öyle ki bir ara balkonlardan da alkışlandım.

20 Kasım sabahıydı. Gökte karabulutlar yerde ise karanlıktan esen soğuk bir yel vardı. Bir hukukçu olan sevgili eşim her zamanki şefkatli ses tonu ile “Canım uyanmalısın polisler kapıda” dedi. Kalktım, elbiselerimi hızla düzeltip kapıya gittim. Ardına kadar açık olduğu halde, davet edilmeden içeri girmeyen misafir nezaketiyle bekliyordu polisler. Benzer bir nezaket, mahmurluk ve şaşkınlıkla “Hoş geldiniz buyurmaz mısınız” dedim. Polis şefi elindeki “arama ve gözaltına alma” kararını şimşek hızıyla gösterip geri çekti. Israrımız üzerine belgenin benle ilgili kısmını göstermek zorunda kaldı.

“Adı soyadı: Şeyhmus Gökalp

İsnat edilen suç: Şüpheli S. T. Ö. Ü.” yazılıydı… Biz hekimler tıpta kısaltmaları severiz ve birçok hastalığın kısaltması hızlı iletişim biçimimizdir. Bu kısaltmayıysa ilk bakışta çözememiştim. Zaten insanları yaşatmaya yemin etmiş bir hekim nasıl anlasın? Silahlı terör örgütü üyesi olmakmış!

100 promil bir şaşkınlık içindeydim. Ailecek, gözaltı rehabilitasyon müdavimlerinden olduğumuz için elimiz ayağımıza dolanmadı. İlk yapmamız gerekenlerin bir çay demlemek, çocukları uyandırmadan arama faslını atlatmak ve en hızlı eve yetişebilecek bir kardeşe haber vermek olduğunu biliyorduk. Arama, tarama ve bir şey bulamama safhası yaklaşık bir saat sürdü. Ancak bu esnada iki ilginç şey yaşandı. Biri; kaba ve uzun sakallı olan polisin, aile fotoğraflarımızı merakla ve ısrarla karıştırma isteğiydi ki kendisine “Kardeş, özel aile fotoğraflarımızı niye karıştırıyorsun?” dedim. O da kaba, üstenci ve hiddet dolu bir edayla “Nereden kardeş oluyoruz, ben kardeşin değilim” dedi. İncinmiş olabileceğini düşünerek “Seni incitmek için söylemedim, hem kardeş tabiri incinecek bir tabir değil” diyerek bir tür gönlünü aldım. Gerçekten de incinmişti. Bir uçurumun iki ayrı yakasındaki, iki ayrı insan gibi duygularımızın nasıl da farklı olduğunu anlamıştım. Ben de buna üzüldüm.

Diğer ilginç olay ise evdeki gürültüden dolayı uyanan büyük kızım Sarya’nın bir sorusu ile ilgiliydi. Beni, yanımda yabancı biriyle giyinik halde görünce “Baba ne oldu, nereye gidiyorsun” diye sordu. “Güzel kızım, polis amcalar birkaç soru sormak için beni götürmeye gelmiş” dedim. Sarya’nın polise şüpheliymiş gibi odaklanan bakışlarını fark ettim. Yanına çömelip yanağını öptüm. Kötü duygularını ve düşüncelerini bir kenara bırakması gerektiğini hissettirmek için sıkıca sarıldım. Yanından ayrılırken de boynunu kokladım. Polisin ise bir çocuğun kendisine “şüpheli” biri gibi yaklaşmasından rahatsız olabileceğini düşünüp “Çocuk işte” dedim. Polis ise “Keşke, polisler beni almaya gelmiş demeseydiniz, büyüdüğünde polislerden nefret edecek” dedi.

İçimden “Bu polisler ne acayip” dedim. Biri kardeş dediğim için incinirken; öbürü gözleri önünde babasını götürdükleri halde çocukların kendisinden nefret etmemesini isteyebiliyor. Oysa gerçek çok yalındı.

Sıra ayakkabı giyme faslına geldi

Koridordan geçerek Ranya’nın odasına vardığımızda, Ranya’yı işaret ederek “Şanslı gününüzdesiniz, uyansaydı, filozofça sorularıyla emdiğiniz sütü burnunuzdan getirirdi” dedim ve odadan çıktık. Polis merak içinde “Ne sorardı mesela” dedi. “İfadeni burada alsalar, soruları burada sorsalar olmaz mı?” derdi. “Sorular sadece gece mi sorulur, seni çağırsalar giderdin zaten baba, korona salgınında doktorları polisler neden götürür, baba gibi birçok soruyu sorabilirdi” dedim. Polise dönüp “Ne sizin ne de benim bunları izah edecek halimiz olurdu” diye ekledim. Belki de iki baba birbirimize öyle bakıp kaldık… Ve kapıya doğru yürüdük. Evden çıkarken yine sıra ayakkabı giyme faslına gelmişti.

İşte tam o anda benim için dünyanın en büyük sorunu hangi ayakkabıları giyip çıkacağım olmuştu. Tuhaftı ama insan psikolojisi işte… Ayakkabılara dokunup, dokunup bırakıyordum… Beni izleyenler için de anlamsız bir sahneydi, bunu anlayabiliyordum. Sonra gözüme “Hak, Hukuk, Adalet” diyerek, Adalet Yürüyüşü’nde giydiğim ayakkabılarım ilişti. O yürüyüş için almış ve galiba bir kez daha giymiştim. Onları aldım, bir çırpıda ayağıma geçirdim. Adalet için attığımız onca adımı hatırladım, boşu boşuna yürümüş olamazdık… Ve ailemi geride bırakarak, dışarıya doğru yürüdüm. Sanki o “Hak, Hukuk, Adalet” seslerinin görkemli uğultusunu duyuyordum.

Gözaltı merkezine vardığımda, gördüğüm curcunayı anlatamam. Yok yoktu. Rahmetli Aziz Nesin’in ruhu bile vardı. O denli bir curcunaydı. Mesela hayatında ilk kez alınmayı bırakın ilk kez gözaltı merkezine geldiğini söyleyen bir avukat vardı. Uçak kabinine sığmayacak kadar büyük bir bavulla gelmişti.

Çok geçmeden avukat, öğretmen, yumurtacı, yazar, siyasetçi, yoğurtçu, cami imamı, mimar, hasta, hemşire, marangoz, psikolog ve hekimlerden oluşan yetmiş beş kişilik rengârenk bir kalabalığın silahlı terör örgütü üyeliği şüphesi ile gözaltına alındığını gördüm. Sayıca en kalabalık grubu avukatların oluşturduğu bir meslek laboratuvarına getirildiğimi düşündüm. Aslında salgın olmasaydı, neşeli bir ortama evirilebilirdi.

Velhasıl çağrıldığımda gidip ifade verme, bilgi ve belge sunma konumundayken gözaltına alınmıştım. Ancak her nedense ifadem alınmıyordu. Tam iki gün sonra ifade alma işlemi yapıldı.

Niye mi şüphelendim; dönemin TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek’in anayasa hazırlık çalışmalarına katkılarını almak için resmi olarak davet ettiği Demokratik Toplum Kongresi isimli platformun kamuoyuna da açık olan iki toplantısına katıldığım ileri sürülüyordu. Bir de ömrümde hiç görmediğim, tanımadığım ve 18 yıllık meslek hayatım boyunca hiçbir yerde, hiçbir şekilde birlikte çalışmadığım ve beni tanımayan bir itirafçının yalan beyanları nedeniyle suçlanıyordum. Güncel bir Dreyfuss olayının içindeydim. Sonra da aynı gerekçelerle tutuklandım.

Hak, hukuk adalet

Şimdi sevgili eşimin aldığı “Adalet ayakkabılarım” ayağımda, voltadayım. “Hak, Hukuk, Adalet” seslerini hala duyuyorum, çok uzaklaşmış olamazlar…”

* TTB Yüksek Onur Kurulu üyesi/D Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu H1-1 Blok, Diyarbakır

Gündem

Cezaevlerindeki çıplak aramayı Meclis de tescilledi

Siyasetin ve kamuoyunun gündeminden düşmeyen çıplak aramanın Meclis raporlarıyla da tescillendiği ortaya çıktı. 2019’da TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nun hazırladığı inceleme raporlarında cezaevlerinde çıplak aramanın yapıldığı ve bu dayatmayla ilgili şikayetlerin olduğu vurgulandı.

BOLD – Kamuoyuna yansıyan bütün ifşalara karşın AKP’nin “yok” dediği çıplak arama, Meclis İnsan Hakları Komisyonu raporlarına da girdi. Türkiye’nin farklı cezaevlerinde çıplak arama dayatmasının yaşandığını anlatan raporun tarihi ise 2019.

Kadınların bir biri ardına ifşasıyla gündeme gelen çıplak arama mağduriyeti gündemdekini sıcaklığını koruyor. Son olarak AKP’li Özlem Zengin “Onurlu, ahlaklı kadın bir sene beklemez” diyerek, çıplak aramayı ifşa edenleri onursuzluk ve ahlaksızlıkla itham etmişti.

ŞİKAYETLER “BİR SENE SONRA” DEĞİL

Diğer yandan çıplak aramanın aslında kadınların ifşasıyla gündeme gelmeden önce, Meclis tarafından raporlandığı ortaya çıktı. Independent Türkçe’den Cihat Arpacık’ın haberine göre, TBMM İnsan Hakları Komisyonu, 2019 yılında bazı cezaevlerini ziyaret etti ve yaptığı incelemelerin sonucunda tespitlerini birer rapor haline getirdi.

Milletvekillerinden oluşan Hükümlü ve Tutuklu Haklarını İnceleme Alt Komisyonu, 6 Eylül 2019’da Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nu gitti. İncelemelerin ardından hazırlanan ve komisyona iletilen raporda cezaevinde çıplak arama yapıldığı ifade edildi.

GÖRÜŞE GİDENLERE BİLE ÇIPLAK ARAMA YAPILDI

Aynı tespit, Elazığ Cezaevi için hazırlanan raporda da yer aldı. Elazığ ile ilgili hazırlanan TBMM raporunda, tutuklu ve hükümlülerin, “Bir saat olan açık görüşlerin 30 dakika ile sınırlandırıldığı ancak fiili olarak 20-25 dakika açık görüş yapılabildiği”, “Görüşe gelenlerin çıplak aramaya tabi tutulduğu ve kötü muameleye maruz bırakıldıkları” gibi şikayetlerde bulundukları belirtildi.

ÇIPLAK ARAMA HER YERDE

Diyarbakır Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda yapılan incelemede de benzer şikayetlerin yer aldığı vurgulandı. Bu durum rapora şu ifadelerle girdi: ”Aramalarda insan onuru ile bağdaşmayan uygulamaların yapıldığı, çıplak aramaların yapıldığı, kurum içerisinde veya kampüs içerisinde bir yere gidip gelirken dahi hükümlü ve tutukluların çok sıkı aramalara tabi tutuldukları…”

Okumaya devam et

Gündem

Gözaltında işkenceye AYM’den 4 yıl sonra tazminat

Anayasa Mahkemesi, 2017’de gözaltına alınan ve 12 gün boyunca emniyette işkence gören Kürt siyasetçi Halil İbrahim Baran için hak ihlali kararı verdi. Baran gördüğü işkence sebebiyle 10-12 kaburgasının kırıldığını ve 35 gün sonra doktora görünebildiğini anlattı.

BOLD – Anayasa Mahkemesi, Ocak 2017’de Şanlıurfa Emniyeti’nde 12 gün boyunca işkence ve kötü muamele gören Halil İbrahim Baran’ın bireysel başvurusunda hak ihlali karar verdi. Baran’a 20 bin TL tazminat ödenmesine de hükmedildi. Baran sosyal medya paylaşımları ve konuşmaları sebebiyle gözaltına alınarak tutuklanmıştı.

“İŞKENCEDEN DOLAYI YÜRÜYEMEZ HALDEYDİM”

DW’ye konuşan Kürt siyasetçi Halil İbrahim Baran, “Ben bir siyasi partinin genel başkanıyım. 12 gün boyunca işkence gördüm ve dışarıya sesimi duyuramadım. Polis gözetiminde avukatımla görüştürdüler ve ben işkenceden dolayı yürüyemez haldeydim. Mahkemede elimi göğsüme bastırdım. Şuradan kemiğim çıktı. Çünkü 12 kaburgam kırılmıştı ve hakim bunu görmesine rağmen, ‘ölmek üzereyim beni doktora götürün’ dememe rağmen ilgilenmedi ve beni cezaevine gönderdi” dedi.

35 gün sonra doktora görünebildiğini söyleyen Halil İbrahim Baran, tahliye olduktan sonra Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na başvurarak rapor aldı. Savcılığın takipsizlik kararı vermesi üzerine avukatı dosyasını Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine hükmeden AYM, Baran’a 20 bin TL manevi tazminat ödenmesine ve yeniden soruşturma yapılmasına karar verdi.

İŞKENCE BAŞVURUSUNDAN SONRA HAKKINDA 8 SORUŞTURMA AÇILDI

Gözaltında kaldığı süre içerisinde başka olaylara da tanık olduğunu ifade eden Halil İbrahim Baran, “AKP Grup Başkanvekili çıplak aramanın olmadığını söylüyor ama bırakın çıplak aramayı tecavüz var. Cob tecavüzü var ve şahit oluyorsunuz” ifadelerini kullandı. Baran işkence başvurusu yaptıktan sonra hakkında 8 soruşturma açıldığını ve ailesinin tehdit edildiğini de sözlerine ekledi.

Halil İbrahim Baran, cezaevindeyken mahkemeye sunduğu 36 sayfalık dilekçesinin işkenceyle ilgili olan 6 sayfasını Twitter hesabından paylaştı.

 

Okumaya devam et

Gündem

İktidarın görmezden geldiği yoksulluk intiharları artıyor

Araştırmalara göre ekonomik kriz, yoksulluk, işsizlik ve gelecek kaygısı sebebiyle yaşanan intihar vakaları günden güne artıyor. 2002-2019 yılları arasında geçim sıkıntısı sebebiyle 5 bin 806 kişi intihar ederken, son dönemlerdeki artış kaygı verici boyutlara ulaştı.

BOLD – Başlıca gündem haline gelen ekonomik problemler, intihar vakalarında kendini gösterdi. Tespitlere göre yoksulluğa bağlı olarak intihar vakalarında artış gözlemlendi. Kocaeli’de sadece 1 haftada 7 kişinin intihar etmesi ve Aydın’da bir günde 3 kişinin canına kıyması, yoksulluk intiharlarının en taze ve çarpıcı örnekleri.

YOKSULLUK İNTİHARLARI ARTIYOR

CHP Bilim Platformu’nun verilerine göre, Türkiye’de 2002-2019 arasında yaşanan intiharlar içinde 5 bin 806 intihar vakasının nedenini geçim sıkıntısı ve ticari başarısızlık oluşturdu. Ülke genelinde ekonomik sebepler yüzünden yaşanan intiharların, toplam intiharlar içindeki payı 2018’de yüzde 7.3 iken, 2019’da yüzde 9.4’e yükseldi.  İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’ne göre sadece işyeri içinde ve/veya işe bağlı olarak intihar edenlerin sayısı 2020’nin ilk 8 ayında 54 kişi oldu.

Cumhuriyet’in haberleştirdiği CHP Bilim Platformu’nun verilerine göre, 2016 yılında 20-24 yaş arası 355 kişi yaşamına son verirken, bu sayı 2019 yılında 414’e çıktı. Sadece 2019 yılında 3 bin 406 kişi intihara bağlı olarak yaşamına son verdi. 3 bin 406 kişinin, yüzde 9,4’ü (321 kişi) geçim sıkıntısı nedeniyle intihar etti. Ayrıca Müzik ve Sahne Sanatçıları Sendikası (Müzik-Sen) verilerine göre ise getirilen konser yasakları ve kısıtlamalarla birlikte yaklaşık 700 bin müzisyen işsiz kaldı, 100’ü aşkın müzisyen ise intihar etti.

KOCAELİ’DE 1 HAFTADA 7 KİŞİ YAŞAMINA SON VERDİ

Kocaeli’de bir haftada 7 kişi ekonomik sebeplerden dolayı intihar etti. Tugay Adak, Ahmet Tarı, Samet Özer, Ünal Çetinkaya, Kadir Gündüz, Mustafa Özyıldız ve babası ile Ahmet Orhan peş peşe intihar etti. Bu haberler konuşulurken Aydın’da bir gün içinde 3 kişi canına kıydı.

ÇOCUKLARINI EMANET EDİP İNTİHAR ETTİLER

Son günlerde peş peşe gelen intihar olayları bunlarla sınırlı kalmadı. İstanbul Zeytinburnu’nda oturan Elvan ve Enver Demir çifti 1 buçuk yaşındaki çocuklarını akrabalarına emanet ederek yaşamlarına son verdi. 2020 Ocak ayında, Samsun’da 45 yaşındaki M.I, eline iş-aş yazarak kendini astı.

Medyaya yansıyan geçim kaynaklı intihar haberlerinin listesi uzayıp gidiyor. Konya’da evli ve iki çocuk babası kamyon şoförü M.Ç, maddi sıkıntılar nedeniyle kamyonuna kendisini asarak intihar etti. 2020 Şubat ayında Adem Yarıcı, “Çocuklarım aç, iş istiyorum anlamıyor musunuz?” diyerek Hatay Valiliği önünde kendini yaktı.

“SADECE 1 LİRAM KALDI” DİYEREK İNTİHAR ETMİŞTİ

İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü 3. sınıf öğrencisi Sibel Ünli de 2020 yılında intiharından önce yaptığı paylaşımlarda “Bir liraya karnımı doyurabilir miyim?“, ‘‘Yemekhane kartımda para kalmamış sadece bir liram var” ifadelerini kullanmıştı. Denizli’de işten atılan 26 yaşındaki Osman Karul, av tüfeğiyle kendini vurdu. Yine Denizli’de 21 yaşındaki U.Z.Ş, intihar eden isimler arasındaydı.

3 çocuk babası 39 yaşındaki Levent Akar ile 43 yaşındaki 3 çocuk babası İlyaz Yazgan Kocaeli’de, işsiz kalan yevmiyeli işçi Muhammed Bedir Çorlu’da intihar etti. Müzisyenler Duran Ay ile Erdem Topuz’un intiharı da medyada haber olarak yer aldı. Son olarak, İzmir’de çeşitli mekanlarda perküsyon çalarak geçimini sağlayan genç müzisyen Mehmet Mert El, geçim sıkıntısı nedeniyle intihar etti. Mert El’in pandemi yasakları nedeniyle mekanlar kapalı olduğu için 1 yıldır işsiz olduğu belirtildi.

Bu intihar haberlerinin yanı sıra pek çok intihar girişimi de yaşandı.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0