Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Ekmek için savaşmak mı yoksa Erdoğan için özür dilemek mi?

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin dört bir tarafında halkın tepkisiyle karşılaşıyor. Ancak, “Açım! Eve ekmek götüremiyoruz” diyen ya da çöpten yiyecek toplayan halk, Erdoğan’dan özür dilemek zorunda kalıyor.

BOLD – Erdoğan’ın karşısına geçip “Açım” diye haykıran Bedriye Fırat ve “Eve ekmek götüremiyoruz” diyen Mesut İnce’ye kameraların karşısında özür dilettirildi. Çöp konteynerinden yiyecek toplayan Aysun Demir, AKP’li belediye başkanıyla medyaya poz vermek zorunda kaldı. Türkiye’nin son dönemine bu olaylar damga vursa da tam 15 yıl önce bir çiftçi, Erdoğan’a “Çiftçinin hali ne olacak, anamız ağladı” diyerek tarımın çöküşüne o zaman dikkat çekmişti. Erdoğan’dan “Ananı da al git” yanıtı alan çiftçinin ise hayatı karartılmıştı.

‘AÇIM’ FERYADINI YANLIŞ ANLAMIŞLAR

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Elazığ Harput ziyaretinde Erdoğan’a “Açım” diye seslenen Bedriye Fırat, bugün geri adım atmak zorunda kaldı. “Beni yanlış anladılar, Cumhurbaşkanımızdan Allah razı olsun” dedi. Fırat, “Açım” feryadına Elazığ Valisi Erkaya Yırık’ın makam odasında düzeltme yaptı. Oğlu için iş istediğini aktaran 2 çocuk annesi, şunları söyledi:

“Harput’a Cumhurbaşkanım gelmişti ve acımız vardı. Hocamız ölmüştü, biz de onun mezarlığına gitmiştik. Cumhurbaşkanımız yanıma geldi. Oğlumun işi yoktu ben de iş talebinde bulundum. Benim bir ihtiyacım yok, kocam emekli ve çok şükür evim de var. Oğlumun işi yok ve iki senedir fabrikalara her yere başvurdum. Onun için valimizden de Allah razı olsun bugün davet etti. Allah, cumhurbaşkanımızı da başımızdan eksik etmesin ve Allah bin kere ondan razı olsun. Çoğu dün yanlış anlamış. Allah cumhurbaşkanımızdan razı olsun, aç değilim açıkta değilim” diye konuştu.

Bedriye Fırat, “Açım” diye feryat ettikten sonra Elazığ Valisi Erkaya Yırık’ın makam odasında kameralara poz verdi. “Beni yanlış anladılar, Cumhurbaşkanımızdan Allah razı olsun” dedi.

ERDOĞAN’LA ŞAKALAŞAN ODA BAŞKANI

Malatya Minibüsçüler ve Umumi Servisçiler Odası Başkanı Mesut İnce de geçen ekim ayında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a söylediği “Eve ekmek götüremiyoruz” sözlerinin çarpıtıldığına savundu. Gazetecilere açıklama yapan İnce, çeşitli temaslar için Malatya’ya giden Erdoğan’ı kente girişi sırasında karşıladıklarını belirtti. İnce, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Malatya’ya girişleri sırasında, minibüs ve servis esnafıyla karşılamak için yapmış olduğumuz görüşmenin bugün kamuoyunda maksadının dışında bir şekilde yer alması bizleri derinden üzmüştür” dedi.

Salgın süreciyle birlikte dünyanın ekonomik dar boğaza girdiğini, Türkiye’nin de bu süreçten etkilendiğini ifade eden İnce sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunun aksini de hiç kimse iddia edemez ancak hükumetimiz Elazığ-Malatya depreminden sonra esnafa 50 bin lira faizsiz kredi desteği sağlamış, kredi borçlarımız ertelenmiş, sıkıntılarımız giderilmiştir. Kendilerinden Allah razı olsun. İrticalen söylediğim ‘Eve ekmek götüremiyoruz’ cümlesini mecazi olarak kullandım. Hatta Sayın Cumhurbaşkanımız da bu cümleme istinaden esprili bir dille ‘keyif çayı iç’ diyerek karşılık verdi. Hiçbir şekilde de gergin bir atmosfer oluşmadı. Fakat sözlerimin manası kasıtlı olarak çarpıtıldı. İnşallah bizler de külliyede Sayın Cumhurbaşkanımıza kayısı ikram edeceğiz. Hayatlarında esnaf kapısından girmemiş, halkın derdine derman olmamış, derdiyle dertlenmemiş insanların elbette bizim Sayın Cumhurbaşkanımızla olan muhabbetimizi bilmesi beklenemez.”

Olayın ardından Mesut İnce, “Eve ekmek götüremiyoruz” cümlesini mecazi olarak kullandığını savundu. Erdoğan’ın da kendisine esprili bir dille “Keyif çayı iç” dediğini anlattı.

SOKAK HAYVANLARI İÇİN TOPLUYORUM

Eskişehir’de Şubat 2019’da çöpten yiyecek toplarken fotoğrafı çekilen Aysun Demir de, Türkiye’nin gündemine oturduktan sonra AKP’lilerle birlikte kameraların karşısına çıkmak sorunda kaldı. Dört çocuk annesi 54 yaşındaki Aysun Demir, gazetecilere yaptığı açıklamada, çöp konteynerinden sokak hayvanları için yiyecek topladığını söyledi. Fotoğrafını Türkiye’ye gösteren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında şikayette bulunduğunu ve tazminat davası açacaklarını aktardı. Çevredeki iş yerlerinden çıkan yiyecek atıklarının konteynerlere atıldığını belirten Demir, “Kılıçdaroğlu, beni yok yere rencide ettiğinin farkında değil mi? Keşke bana gelip ‘Aç mısın?’ diye sorsaydı. Ben aç değilim, maddi durumum gayet iyi. Benim dört katlı evim var. Allah şükür ki kimseye ihtiyacım yok” dedi.

AKP’nin dönemin Odunpazarı Belediye Başkan adayı Volkan Doğan, Aysun Demir ile birlikte çöp konteynerinin yanında poz verdi.

“ANANI DA AL GİT” DEDİ HAYATINI KARARTTI

Bu gelişmeler, bundan tam 15 yıl önce Erdoğan’ın “Ananı da al git” dediği çiftçi Mustafa Kemal Öncel’i akıllara getirdi. Başbakan olduğu dönemde Recep Tayyip Erdoğan ile yaşadığı diyalog nedeniyle uzun süre gündemde kalan Mersinli çiftçi Öncel, 11 Şubat 2006’da Mersin’de yaşanan diyaloğu ve sonrasında hayatının nasıl karartıldığını Sözcü’ye anlattı. “Çiftçinin hali ne olacak, anamız ağladı” diyen Öncel, Erdoğan’dan “Ananı da al git” yanıtı aldı. Öncel, geride kalan 15 yılda başına gelmeyenin kalmadığını anlattı. Hakkında 10’u aşkın dava açıldığını bu konudaki hukuksal mücadelesinin ise sürdüğünü söyledi. Çiftçilerin o yıllardaki durumu ile bugünü karşılaştıran Öncel, “Çiftçi tam bitti” dedi.

BANA ÖZÜR DİLETTİRDİLER

Mersin’deki limon bahçesinin masraflarını tek başına karşılayamadığı için yarı yarıya ortak verdiğini ve zor şarlar altında çiftçilik yapmaya çalıştığını anlatan Mustafa Kemal Öncel, “Benim hayatımı mahvettiler. O tartışmanın ardından ve Tayyip Erdoğan’ın bana hakaretlerinden sonra özür dilettirildim. Özür dilettirildiğim halde başıma gelmeyen kalmadı. Bir televizyon kanalında canlı yayına bağlandığında ‘Onun anasının ellerinden öpüyorum’ dediği halde başıma gelmeyen kalmadı, ekmeğimle oynadılar. İşçiyi ve tüccarı bahçeme göndermediler” diye konuştu.

15 yıl önce Tayyip Erdoğan’ın “Ananı da al git” dediği çiftçi Mustafa Kemal Öncel’in hayatı kabusa döndü.

TIMARHANEYE ATTILAR

Öncel, “AKP’nin yapmış olduğu şeyler bunlar. Sonra devlet bünyesinde vücut bulmuş AKP’liler yüzünden hayatım mahvoldu. Başkasının işlediği bir suçtan mütevellit adli tıplara gönderildim. Akıllı mı deli mi diye… Düzmece raporlarla siyasi bir karar bağlamında deli raporları verildi, tımarhanelere atıldım. Tımarhane sonrasında şizofren teşhisi konularak zorla taburcu ettiler. Her mahkeme ayrı ayrı gönderince, hakkımda birkaç defa dava açtılar başkalarının işlediği suçlardan açılan davalar bunlar” şeklinde konuştu.

HAKKINDA 10 DAVA AÇILDI

Sabıkası olmadığı halde başkasının vatandaşlık numarası yazılarak onun sabıkalarının da kendisine yükletilmeye çalışıldığını öne süren Öncel şöyle devam etti: “Hakkımda 10’u geçen dava var. Bir davaya girdim mesela Cumhurbaşkanına hakaret suçundan. Davaya bakan hakim bana savunma hakkı vermedi. ‘Sus çık dışarı’ dedi. Kendi uydurmaca savunma yazdı. Bunu hiç unutamam. Hakaret etmediğim halde ‘Hakaret etti’ denilerek dava açıldı, ceza verilecekti. O anda da Adli Tıp olayları devreye girdi. ‘Bu adam akıllı mı deli mi?’ düşüncesiyle rapora gönderildim. Birinde 32 gün, ikincisinde 3 gün yatırdılar. Üçüncü defa gittiğimde doktorun biri ‘Biz bu günaha imza atmayacağız’ dedi. Ve ben ilaç kullandırılmadım, tedavi edilip akıllı raporu verildi. Mahkeme inanmadı, bu kez İstanbul’daki hastanelere de gönderdiler. Oradan da sağlam raporu alınca, davalar art arda açıldı. Halen hakaret davalarıyla ilgili davalar temyizde, kesinleşmedi.”

BÜTÜN ÇİFTÇİLER İÇİN SÖYLEDİ

Öncel, 15 yıl önce çiftçinin durumunun kötü olduğunu Erdoğan’a anlatmak istediğini söyledi: “Ben çiftçiydim. 3 yıl malımızı satamadık. Yerlere döküldü. O kadar emek verdik masraflar ettik… Bunu gören yoktu ama ben o eylemden iki ay önce Tarım Bakanı’na Silifke’de bu durumları anlatmıştım. Ancak, Tarım Bakanı bunları devletteki hiyerarşik düzende liyakatin olmadığı bir yerde, ulaştırmamış. Erdoğan buraya geldiğinde artık sıkıntılar boğazıma kadar gelmişti. Zarar, zarar, zarar. ‘Bu çiftçinin hali ne olacak’ diye sordurduğumda hem kendimi hem bütün çiftçileri kapsayan bir söylemdi bu. Ama yalnızlık beni bu noktalara getirdi. Ben bir ok gönderdim, ‘hedef bulsun’ dedim. Ama ok döndü beni buldu…”

“ÇİFTÇİ ŞİMDİ TAM BİTTİ”

Çiftçinin durumunun 15 yıl öncesine göre çok daha kötü olduğunu vurgulayan Mustafa Kemal Öncel şöyle konuştu: “Şu anda çiftçinin durumu tam bitti. Sanki çiftçiye düşmanlarmış gibi. Ama lütfen kimse beni ayıplamasın. Bu lafımın iyi analiz edilmesini istiyorum. Bu çiftçiye müstahak. Bugün Tarım Bakanı olan şahsiyete sorun ‘Türkiye’de tarımın önündeki en büyük engel ne?’ diye cevap veremez. Ama o sorunun cevabı burada yatıyor. Ziraat fakülteleri, ziraat mühendisi yetiştiremiyor. Bilinçli tarım yok. Çünkü mühendisler yetersiz. Bütün çiftçiler umutsuz bir durumda. Artık bittik, ‘çiftçilik yapılmaz’ diyerek tarla satanlar var. Ben de satışa çıkardım. Ümit kalmadı.”

KARŞINDA DEVLET VAR DİKKAT ET!

“Yaşanan olaylar nedeniyle annesinin çok üzüldüğünü anlatırken son derece duygulanan çiftçi Öncel, “Annem okuma yazması olmayan bir insandı. Bana ilk lafı ‘oğlum karşında devlet var, aman dikkat et’ olmuştu. Neleri gördü ki bu lafı söyledi. Annem benim akıllı raporuma şahit olamadı” dedi.

“ANANI DA AL GİT ARTİSTLİK YAPMA”

Tarihi diyalog 11 Şubat 2006’da Mersin’de yaşanmıştı. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Edip Buran Spor Salonu’ndaki toplantıya katılmak üzere gittiği sırada, çiftçi Mustafa Kemal Öncel, “Sayın Başbakan bu çiftçinin hali ne olacak? Anamız ağladı” diye feryat etmişti. Korumaların ve polislerin engel olmak istediği Öncel’i yanına çağıran Erdoğan ise sert bir üslupla “Ananı da al git, artistlik yapma” dedi.

İŞTE O DİYALOG

Erdoğan ve Mustafa Kemal Öncel arasında yaşanan diyalog kameralara şöyle yansımıştı:

  • BAŞBAKAN ERDOĞAN: Böyle bağırılmaz ki, terbiyesizlik yapma.
  • ÇİFTÇİ ÖNCEL: Terbiyesizlik yapmıyorum. Lütfen bana hakaret etmeyin.
  • BAŞBAKAN: Artistlik yapma.
  • ÇİFTÇİ: Artistlik yapmıyorum, ben sanatçı değilim.
  • BAŞBAKAN: İyi bir sanatçısın.
  • ÇİFTÇİ: Tarım Bakanımızın anayasayı ihlal ettiğini biliyor musunuz?
  • BAŞBAKAN: Lan terbiyesizlik yapma.
  • ÇİFTÇİ: Lan mı?
  • BAŞBAKAN: Evet.
  • ÇİFTÇİ: Lan mı? Canın sağ olsun.
  • BAŞBAKAN: Şu anda çiftçiye ne verildiğinin farkında mısın?
  • ÇİFTÇİ: Ne zaman?
  • BAŞBAKAN: Şimdi
  • ÇİFTÇİ: Benim mahsulüm öldükten sonra mı? 2 senedir anamız ağlıyor.
  • BAŞBAKAN: Hadi ananı al git buradan
AKP ÇÖP KONTEYNERİNDE NEYİ GİZLİYOR

AKP iktidarının halkı yoksullaştırma politikasını eleştiren isimlerden birisi de Yeniçağ’daki köşesinde “AKP, çöp konteynerinde neyi gizliyor” diye soran gazeteci Mehmet Faraç’tı. Faraç, bu yazıyı 25 Şubat 2019’da kaleme aldı. Faraç, Erdoğan’ın yoksullaştırdığı halkı aynı zamanda da nasıl köleleştirdiğine şu satırlarla ışık tutmaya çalıştı:

Hani, “hem suçlu, hem güçlü” derler ya?.. Hani, “suçunu bastırmak” deyimi vardır ya? Ve de hani, “gerçekleri hasıraltı etmek” deyimi var ya, işte Türkiye’de, sosyo-ekonomik çıkmazların karanlık dehlizinde yaşanan girdapları “perdelemek” için bu yöntemlere de başvuruyor siyasetin ikiyüzlü hücreleri…Oysa yaşamın içerisinde gizlenen o kadar derin çarpıklıklar var ki, ne yapılırsa yapılsın kapatılacak gibi değil? Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı siyasal baskının toplumu esaret altına aldığı bir süreçte, “yoksullaştır-köleleştir” stratejisinin acı gerçekleri bu çarpıklıkları yeterince deşifre ediyor zaten…

Çünkü yaşam her açıdan girdapta Türkiye’de… Öğrenciler çıkmazda, memurlar çıkmazda, işçiler çıkmazda, emekliler çıkmazda, köylü-üretici çıkmazda, anneler-babalar çıkmazda ve en önemlisi de yarınlarımız olan, çocuklar çıkmazda…Bir paslı çıkmazdır ki, hiçbir pusulanın içerisinden çıkaramayacağı kadar karmaşık bir sistemin yaşama dayattığı kaostur bu saptamalar… Neden mi herkes çıkmazda peki? İşte her şeyin temeli olan “eğitim” kapkaranlık bir tablonun içerisinde çırpınıyor ya?

“Tevhid-i Tedrisat”ın yerle bir edilmesinin ardından, molla-medrese zihniyeti gerici bir sistemi dayatırken, Türkiye’nin yarınları hızla karanlığı sürükleniyor… Memur ve işçi derseniz; haklarını alamazken, bir taraftan da siyasallaşmış bürokrasinin baskısı altında ne yapacağını şaşırmış halde bocalıyor? En çok da yargı, eğitim ve sağlık çalışanları inliyor… Annelere-babalara gelince… Bırakın gericiliğin dayattığı sosyal baskıları, son dönemdeki gıda fırsatçılığından yansıyan karaborsacılık zihniyeti insanları aileleriyle birlikte yalnız açlığa sevk etmiyor, sosyal bunalımlara da sürüklüyor ki, en acısı da budur…

Analiz

Erdoğan’ın pişkinlikleri

15 Temmuz sonrası Türkiye siyasi, ekonomi ve adalet alanlarında büyük gerileme yaşadı. Gün geçmiyor ki bu gerilemeleri su yüzüne çıkaran hükumet aleyhine bir skandal patlak vermesin. Ne yaşanırsa yaşansın Erdoğan, konuşmalarında pembe tablodan vazgeçmiyor.

BOLD –  AKP’li Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan, hafta sonu İstanbul’daki Huber Köşkü’nden canlı bağlantıyla katıldığı Hasankeyf-2 Köprüsü açılış töreninde şunları söyledi: “İnsanlarımız çoğu zaman tedavi için, üniversite eğitimi, iş, aş bulmak için Avrupa’ya Amerika’ya gitmek zorunda kalırdı. Allah’a hamdolsun bugün bu tablo büyük oranda tersine döndü.”

Erdoğan bu konuşmayı, AKP’li Malatya Yeşilyurt Belediyesinin gri pasaportla Almanya’ya eğitim ve kültür faaliyeti için gönderdiği 45 kişiden 43’ünün geri gelmemesi skandalının ardından yaptı. Yapılan tüm anketlerde gençlerin büyük kısmı yurt dışında yaşamak istediğini söylüyor. Metropoll Araştırmanın Şubat ayı anketine göre, AKP’lilerin yüzde 34 de yurt dışında yaşamak istiyor.

EKONOMİK PİŞKİNLİK

Pandemi, gelişmekte olan ülkeler liginde olan Türkiye ekonomisinde ağır hasar bıraktı. Türkiye ekonomisi pandeminin vurduğu Nisan-Mayıs 2020 döneminde yaklaşık yüzde 10 küçüldü. Son bir yılda hayat pahalılığı artarken, işsizlik ve yoksulluk geniş kesimlere yayıldı. Uzmanlar ailelere doğrudan yardımların ulaşması gerektiği konusunda hemfikir.

Erdoğan ise tüm bunlara rağmen, ekonomide pembe tablo çizmeye devam ediyor. Türk ekonomisine dair karamsar senaryolar çizen uluslararası kuruluşların tablolarını güncellemeye başladığını söyleyen Erdoğan: “Aynı şekilde ihracatta, sanayi üretiminde her ay yeni rekorların haberlerini alıyoruz. Mart ayında ihracatımız geçen yılın mart ayına göre yüzde 42,2 artışla tüm zamanların en yüksek aylık ihracatı olan 18,9 milyon dolara ulaştı. Elbette sıkıntılarımız var ama aynı zamanda geleceğe ümitle bakmak için pek çok sebebe de sahibiz. İnşallah 2021 senesini ülkemiz ve milletimiz için bir şahlanış senesine dönüştüreceğiz. Bunu da hep olduğu gibi kardeşlikle, dayanışmayla, birlik ve beraberlikle başaracağız. Tüm umutlarını Türkiye’nin tökezlemesine, ülkemizin kaosa ve krize sürüklenmesine bağlayan muhterislere fırsat vermeyeceğiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun.

ADALET PİŞKİNLİĞİ

15 Temmuz’dan sonra ülkede tam bir hukuk katliamı yaşandı. Yerel mahkemelerin üst mahkeme olan Anayasa Mahkemesinin karalarını takmadığı , Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş kararları başta olmak üzere bazı önemli kararlarının uygulanmadığı, yüzbinlerce insanın uluslararası hukuk normlara uymayan delillerle tutuklu yargılandığı Türkiye’de vatandaşın adalete olan güveni de sarsıldı. Yapılan kamuoyu araştırmalarında Türkiye’nin en büyük sorunları arasında, ekonomi ve pandemiden sonra adalet 3. sırada yer alıyor. İktidar, muhalefet tarafından yargıyı siyasallaştırmakla suçlanıyor.

MERKEL’DEN AİHM UYARISI

Türkiye’deki hukuksuzluklar AB ve üye devletleri de rahatsız ediyor. Son olarak Almanya Başbakanı Angela Merkel, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu Avrupa Konseyi üyelerini, AİHM kararlarını ‘hızlı ve kapsamlı bir şekilde’ uygulamaya çağırdı.

Öte yandan, siyaset Akademisi’nin açılışındaki konuşmasında Erdoğan adalet ile ilgili şunları kaydetti: “Adaletin olmadığı yer oksijensiz dünya gibidir. Her işinizde adaleti gözetirseniz, siyaseten küçülmez tam tersine sürekli büyürsünüz. Attığınız her adımda, söylediğiniz her sözde, yaptığınız her işte millet sizi görür, notunuzu verir, günü geldiğinde de yerinizi gösterir. Siyasetçinin sözü ve tavrı kendi hayatında karşılık bulduğu ölçüde etkilidir.”

Siyasi, ekonomi ve adalet alanlarındaki büyük gerilemeye rağmen, her konuşmasına pembe tablo çizen Erdoğan, pişkinlikte de ısrarını sürdürüyor.

Merkel’den AİHM kararlarını uyun çağrısı

Okumaya devam et

Analiz

Kanlı bitcoin temiz bitcoine karşı

Kripto paraların üretiminde kullanılan elektrik yeniden dünyanın gündeminde. Türkiye’nin yıllık tüketiminin yarısı kadar elektrik harcayan bitcoin, doğal kaynakları tehdit ediyor. Her 100 bitcoinden 65’i günlük 1 dolara çalışan Çin işçilerinin çıkardığı kömürle üretiliyor.

BOLD ANALİZ – İlk madeni para milattan önce 7. yüzyılda Lidyalılar tarafından bulunduğunda dijital paralar hayalde bile yoktu. Şimdi dünya ve Türkiye’de yatırımcıların bir numaralı gündem maddesi haline gelen kripto paralarla ilgili her gün yeni bir haber yayınlanıyor. Bitcoinin başı çektiği dijital paraları ülke Merkez Bankalarının tanıyıp tanımayacağı tartışılırken, Türkiye’de AKP Hükumeti vergi almak için yasa hazırlığında.

HANGARLARDA ÇIKARILIYOR

Milyarlarca insanı ilgilendiren Coin’ler karmaşık algoritmaları işleyen bilgisayarlarca çıkarılıyor ve bu cihazlar hava limanı hangarlarını andıran dev tesislerde çalışıyor. Bu da üretimde elektriği başlıca girdi haline getiriyor. Dijital paraları üretirken binlerce haneye yetecek kadar enerji harcanıyor. Bitcoin talebiyse durmak bilmiyor. Bitcoin madenciliği bugün 2015’teki seviyenin 66 katı elektrik harcıyor.

ARJANTİN’DEN FAZLA ELEKTRİK TÜKETİYOR

Dijital paraların tüketiminde dünya kaynaklarını yakından ilgilendiren bir durum yaşanıyor. Bitcoin, yıllık 121.05 teravatsaat elektrik kullanımıyla 45 milyon nüfuslu Arjantin ve 10 milyon nüfuslu Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeleri geride bıraktı. Önümüzdeki aylarda 122,20 teravatsaat tüketimi olan Norveç ve 133,20 teravatsaat elektrik tüketen Ukrayna’yı geride bırakacak.

YEŞİL ENERJİDEN KÖMÜR ENERJİSİNE

İzlanda, İsveç ve Norveç çok sayıda yeşil enerji kaynağı nedeniyle bitcoin madenciliğinde öne çıkan ülkelerdendi. Bu ülkelerde ihtiyaç fazlası yeşil enerjinin bir bölümü bitcoin madenciliğine ayrılıyor. Ancak son dönemde alüminyum arıtımı, petrol kulesi işletimi ve demir çelik üretimi gibi işler için de yeşil enerji talebi artınca, ihtiyaç fazlası miktarı azalmaya başladı. Coin’lere harcanan elektrik de azaldı.

HER 100 BİTCOİN’İN 65’İNİ ÇİN ÜRETİYOR

Dört yıl öncesine kadar küresel bitcoin üretiminin yüzde 8’ini karşılayan bu ülkenin payı şimdilerde yüzde 2’nin altına düştü. Çin ise üretimin yüzde 65’ine sahip. Coin’lerin çoğunun çıkarıldığı Çin’de ise enerji üretimi kömüre dayanıyor. Ucuz işçilerin çıkardığı kömürlerle üretilen elektrik 60 bin dolar değeri olan 1 bitcoin üretiminde kullanılıyor.

KANLI COİN, TEMİZ COİN

Ekonomi kanalı CNBC’deki bir yoruma göre, gelecekte iki tür Bitcoin ortaya çıkacak:

  • Çin’de yüksek karbon salınımıyla üretilen ‘kanlı coin’
  • Sürdürülebilir elektrik enerjisiyle üretilen ‘temiz coin’

 

Okumaya devam et

Analiz

Görgüsüzlük, şatafat ve nepotizm: 17 maaşlı Mehmet İlker Aycı kimdir

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın prensleri arasında yer alan THY Yönetim ve İcra Kurulu Başkanı Mehmet İlker Aycı, Saray’a yakın diğer AKP’liler gibi birçok yerden maaş aldığı ortaya çıktı. İşte 17 maaşlı Aycı’nın kariyeri…

BOLD ANALİZ – Kâr eden THY’yi iflasa sürükleyecek kadar zarar ettiren AKP’li Mehmet İlker Aycı, THY batmaya yüz tutmasına karşın ballı maaş almayı sürdürüyor. THY’yi iflasın eşiğine getiren Mehmet İlker Aycı kimdir? İşte, İlker Aycı ile ilgili detaylar…

ERDOĞAN’IN İBB’DEKİ EKİBİNDEN

1971 İstanbul doğumlu olan M. İlker Aycı, 1994 yılında Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünden mezun olduktan sonra 1995 yılında İngiltere’de Leeds Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümünde araştırmacı olarak bulundu. İş hayatına 1994’te başlayan Aycı, Kurtsan İlaçları A.Ş., İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Universal Dış Ticaret A.Ş. şirketindeki çeşitli görevler aldı.

2015’TEN BERİ THY’NİN BAŞINDA

2005 ve 2006 yılları arasında Başak Sigorta A.Ş. ve 2006 ve 2011 yılları arasında Güneş Sigorta A.Ş. Genel Müdürlüğü, 2011 ve 2015 yılları arasında Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı Başkanlığı, 2013 ve 2015 yılları arasında Dünya Yatırım Ajansları Birliği Başkan Yardımcılığı ve Başkanlığı görevlerini yürüten Aycı, 2015 yılı Nisan ayı itibariyle ise Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı olarak seçildi.

BİR KOLTUKTA ÇOK SAYIDA KARPUZ TAŞIYOR

Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanlığı görevlerinin yanı sıra Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği, DEİK Türk-Çin İş Konseyi, Vakıf Emeklilik A.Ş., VakıfBank Güneş Sigorta Spor Kulübü (2008 Avrupa Challenge Cup Şampiyonu) ve Türk Hava Yolları Spor Kulübü gibi kurumlarda Yönetim Kurulu Üyeliği ve Başkanlık gibi görevler de üstlenmiş olan Aycı, İngilizce ve Rusça biliyor.

17 YERDEN MAAŞ ALIYOR

Türk Hava Yolları (THY) 2020 Faaliyet Raporu’nu açıkladı. Aycı’nın İhracatçı Birliğinden Futbol Federasyonuna kadar birçok şirkette yönetici olduğu ortaya çıktı. Aycı’nın 17 koltuğu bulunuyor. İhracatçı Birliğinden Futbol Federasyonuna, iş konseylerinden THY ile bağlantılı şirketlere kadar birçok birimde yöneticilik görevi bulunan Aycı, hemen her yerde de “Yönetim Kurulu Başkanı” sıfatını taşıyor. Aycı’nın 17 farklı birlik, konsey, şirket ve federasyonda aldığı görevler, THY’nin 2020 Faaliyet Raporu’nda açıklandı.

BİLAL’İN ARKADAŞLARINI THY’YE DOLDURDU

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Necmeddin Bilal Erdoğan’ın da mezunları arasında yer alan Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi Türk Hava Yolları’na adeta damgasını vurdu. Şirketin üst ve alt kademe yöneticilerinin büyük bir bölümü bu okuldan mezun. THY’nin yönetimindeki 80’e yakın ismin, Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi mezunu. THY’nin yönetim kurulu ve genel müdür seviyesindeki 4 isim ise Bilal Erdoğan’ın imam hatipten arkadaşları.

KADIN YOLCUYU KALDIRIP KENDİ OTURDU

Hakkında birçok skandal bulunan Aycı’nın unutulmayan skandallarının başında THY yolcusunu yerinden kaldırıp kendi oturduğu ile ilgili görüntüler geliyor. Soysal medyada da gündem olan görüntülerde bir yolcu “Bu koltuk bozuk, sizi arkaya alacağız” denilerek yerinden kaldırıldı. Daha sonra bu koltuğa THY Yönetim Kurulu Başkanı İlker Aycı oturtuldu. Kendisine yalan söylendiği için olaya tepki gösteren kadına, Aycı’nın “Şova gerek yok” diye çıkışması tepki çekti.

EŞİNİ KIRMIZI HALILARLA KARŞILATIYOR

Eşi ile yaptığı yurt dışı gezilerinde gittiği ülkedeki THY yönetimince törenlerle karşılanan ve eşi için kırmızı halılar serdirdiği ortaya çıkan Aycı’nın gittiği ülkelerde kullanması için Mercedes Maybach araçlar ve kaldığı otellerde kendisi için 10 oda tutturması medyada yer aldı. 2.5 milyon lira huzur hakkı aldığı iddia edilen Aycı’nın aldığı maaş ve primlerin ne kadar olduğu ise bilinmiyor. Eşi Tuğçe Saatman Aycı’nın yakın arkadaşları Ayşegül Palamutçu, Emre Top, Merve Sarıkaya ve İsmail Selim Eşsiz’in THY Basın Müşavirliği’nde uzman olarak işe başlaması ise tepki çekti.

THY Yönetim Kurulu Başkanı İlker Aycı ayda 17 maaş alıyor

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0