Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Türkiye’yi sarsan cinayette tefeci izi: Ellerine düşen ya intihar ediyor ya cinayete kurban gidiyor

Van’da tefecinin kapısına dayandığı Fehim Abo ve oğlu Serdar Abo intihar etti. Eskişehir’de 4 yaşındaki çocuklarıyla birlikte evlerinde bıçaklanan Tokkal ailesi cinayetinde de polis tefeci izi arıyor. Avukat Mehmet Görünmez, tefeci eline düşen vatandaşların mutlaka hukuki mücadeleyi seçmesi gerektiğinin altını çiziyor.

BOLD – Van’da endüstriyel mutfak malzemesi imalatı yapan Serdar Abo (25) iddiaya göre, tefecilerden aldığı borçla iş yerinin borçlarını ödemeye çalıştığı sırada daha çok borçlandı. Daha sonrasında borçlarını ödemekte zorlanan Serdar Abo, peşine tefeciler düşünce Van’ı terk etmek zorunda kaldı. Abo’yu bulamayan tefeciler, bu sefer baba Fehim Abo’nun (65) evini basıp tüm mal varlıklarına el koyacaklarını söyleyerek tehdit etti.

Tehditlere daha fazla dayanamayan Fehim Abo, kendini ağaca asarak hayatına son verdi. Babasının intihar ettiğini bir gün sonra öğrenen Serdar Abo ise kaldığı otel odasında intihar etti.

TOKKAL AİLESİ  CİNAYETİNDE TEFECİ İZİ

Eskişehir’de geçen hafta Emel Tokkal, İlkay Tokkal ve 4 yaşındaki çocukları Doruk Ali, evlerinde bıçaklanmış halde ölü bulundu. Polis olayla ilgili geniş çaplı soruşturma başlatırken cinayetlere ilişkin yeni bir detay ortaya çıktı.

Sabah’ın haberine göre, esnaf komşuları cep telefonu dükkanı işleten İlkay Tokkal’ın işyerine ve evine tefecilerin gelip gittiğini söyledi. Tokkal ailesinin komşuları da cinayetlerden önce eve 3-4 kişinin girdiğini de iddia etti. Polis, İlkay Tokkal’ın tefecilere borcu olup olmadığını araştırıyor.

Tokkal ailesinin evlerinde ölü bulunmasına ilişkin 13 kişi gözaltına alındı, şüphelilerden 9’u adliyeye sevk edildi. Cinayetin bir numaralı şüphelisinin Mehmet Şerif Boğa olduğu öğrenildi.

TEFECİDEN KURTULMA YOLLARI

Ekonomik kriz yüzünden işleri bozulan ve bankadan kredi alamayan esnaf tefecilere başvurmak zorunda kalıyor. Tefecilere yüksek faizle borçlanan vatandaşlar yüklü miktarda borç ödemesi yapmak zorunda kalıyor. Borcunu ödeyemeyenler ise canları ve mallarıyla tehdit ediliyor.

Tefeci bataklığına düşenler için bu ağdan kurtulmanın bir yolu var mı? Blogunda bu konuya değinen Avukat Mehmet Görünmez tefecilerle mücadele etmenin tek yolunun hukuk olduğunu söylüyor.

Mağdurların bu kişilerle yapmış olduğunuz tüm yazışmaları, mailleri, telefon görüşme kayıtlarını saklamasını tavsiye eden Görünmez, delil toplamanın hayati önem taşıdığını belirtti.

MAĞDURLARIN ORTAK HAREKETİ

Mağdurların birlikte hareket etmesinin önemine vurgu yapan Görünmez, “Civarda sizin gibi başkaları var ise beraber olup ortak suç duyurusu yapmanız halinde çok daha tesirli olacaktır. Bu durumda birden fazla kişinin şahitliği söz konusu olacağı için ortada yazılı delil olmasa bile Cumhuriyet Savcılarının kale alması ihtimali yüksek” ifadelerini kullandı.

MAFYATİK DÜZEN

Tefecilerin suç örgütlerinin korkutucu gücünden faydalanarak tahsilat yaptıklarına dikkat çeken Görünmez, vatandaşın imzaladığı yüklü borç senetlerinin ise bir anlam ifade etmediğini söylüyor.

EKSİK BORÇ HUKUKEN YOK HÜKMÜNDE

Yüklü miktarların yazılı olduğu çek, senet, poliçe, sözleşme imzalayanların telaşlanmaması gerektiğine dikkat çeken Görünmez şunları kaydetti: “Hepsi hukuken yok hükmünde. Eksik borç hükmündedir. Bunları ödemek zorunda değilsiniz. Eğer bu pislik çetelerin gerçekten suçlu olduğunu kanıtlayamasanız bile bunların elinde malınızı mülkünüzü kurtarmanızın yolları vardır.”

Bugüne kadar tefecilerin elinden kurtulmuş yüzlerce dosya gördüğünü belirten Görünmez: “Bunların neredeyse hiçbirinde kurtulanlara en ufak zarar veremediler. Dosyaların hepsinde ellerinden hiçbir şey gelmeyeceğini biliyordum. Gerçekten de öyle oldu. Siz de korkmadan hakkınızı arayın. Sonunda siz ondan değil o tefeci sizden kaçar” diyerek sonlandırdı yazısını.

Ahmet Taşgetiren’den Özlem Zengin analizi: Şimdi güçlüler safındalar, çok kötü yargılıyorlar

 

Okumaya devam et
Reklamlar

Analiz

Ülkücü Hareket yine gündemde: Avrupa ülkelerinde bakış nasıl? Kimler yasakladı?

İzmir’de HDP İl Binası’nda parti görevlisi Deniz Poyraz’ı öldüren Onur Gencer’in ‘bozkurt’ işareti ile verdiği pozların kamuoyuna yansıması ile birlikte Ülkücü Hareket ve Bozkurtlar yeniden tartışmaların odağı haline geldi. Peki Avrupa’da Ülkücü Hareket’e bakış nasıl ve hangi ülkeler yasakladı?

BOLD ANALİZ – Son yıllarda Türkiye siyasetindeki AKP-MHP yakınlaşması Ülkücü Hareket mensuplarının yurtdışında MİT ile yakın işbirliğine girmesini sağladı. Bu yakınlaşma sonrası bazı ülkelerde yaşanan şiddet olaylarında Ülkücü Hareket ile MİT’in ismi yan yana anılmaya başladı. Bu gelişmeler sonrası Ülkücü Hareket tarihinde ilk kez bazı Avrupa ülkelerinde tamamen yasaklandı, bazı ülkelerde ise sembolleri ve selamlaması yasaklandı. Son olarak Avrupa Parlamentosu, kabul ettiği bir tasarı ile 27 ülkeye Ülkücü Hareket’i terör örgütü olarak kabul etme çağrısında bulundu.

İşte ülke ülke Avrupa’da Ülkücü Hareket ile ilgili alınan kararlar:

AVUSTURYA

Avusturya, 1 Mart 2019 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere ‘bozkurt selamı’ ve Ülkücü Hareket’in sembollerini yasakladı.

Bunları kullananlar hakkında 4 bin euroya kadar varan cezalar öngörülüyor.

2020 yılı Ocak ayında Viyana Belediyesi’nde görevli 4 otobüs şoförü, bozkurt işareti yaptıkları gerekçesiyle işten atıldı.

FRANSA

Fransa’da 2020 yılı Kasım ayı başında bir ‘Ermeni Soykırımı’ anıtı saldırıya uğradı. 1915 olaylarında ölen Osmanlı Ermenilerinin anısına Lyon şehri dışında bulunan anıta ‘Bozkurtlar’ anlamına gelen Fransızca ‘Loups gris’ ve AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın isminin baş harflerine atıfla ‘RTE’ gibi sloganlar yazılmıştı.

Olay sonrası Fransa İçişleri Bakanı Gerald Darmanin, Ülkücü Hareket’in ülkede yasaklanması için Bakanlar Kurulu’na bir öneri getireceğini açıkladı. Öneriyi görüşen Fransız hükümeti Bozkurtlar’ın (Ülkücü Hareket) Fransa’da 6 Kasım 2020 tarihi itibariyle tamamen yasaklanmasına karar verdi.

Fransız hükumeti, ülkedeki Kürt ve Ermeni gruplarla yaşanan kavga ve çatışmalardan dolayı Ülkücü Hareket’i suçladı.

ALMANYA

Fransa’nın ardından Almanya’da da Ülkücü Hareket’in yasaklanması için meclise öneriler getirildi. Geçtiğimiz yıl meclisteki bütün partilerin destek verdiği bir yasa tasarısıyla Federal İçişleri Bakanlığı’na olası bir yasaklamayı denetleme görevi verildi.

Angela Merkel hükumeti, Türkiye ile hassas ilişkileri göz önünde bulundurarak Ülkücü Hareket’i Almanya’da yasaklamadı ancak Bozkurtlar Almanya’da iç istihbarat teşkilatı ‘Anayasayı Koruma Teşkilatı’ tarafından izlenmeye alındı. Almanya’da normalde terör örgütleri ve yasaklı örgütler ile şiddete meyilli yapılanmalar İç İstihbarat Teşkilatı tarafından izleniyor. Bu durumda iç istihbarat teşkilatı yeterli kanıt toplarsa ileride Ülkücü Hareket’in yasaklanması gündeme gelebilir.

Almanya’da iç istihbarattan sorumlu olan Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın (BfV) son olarak yayınladığı 2020 yılı raporuna göre ülkedeki ülkücülerin sayısı 11 bin civarında. Bunların büyük çoğunluğu dernek veya federasyon yapılanmalarında örgütlü. Bu ülkücü derneklerin çoğunun da Türkiye’deki siyasi partilerin yurt dışı uzantısı olduğu belirtiliyor.

HOLLANDA

Hollanda’da da Fransa ve Almanya’nın ardından Ülkücü Hareket’in yasaklanması gündeme geldi. 2020 yılı Kasım ayında Hollanda meclisine milletvekili Bente Becker tarafından bir önerge sunuldu. Önergede Ülkücü Hareket (Bozkurtlar), ‘aşırı sağcı’, ‘aşırı milliyetçi’ ‘Hollanda toplumunda gerilime sebep olan’ ve ‘toplum kesimlerini karşı karşıya getiren’ bir yapılanma olarak tanımlandı.

Önerge 147’ye karşı 3 oyla kabul edildi. Ancak Hollanda da Almanya gibi Ülkücü Hareket’i nihai olarak yasaklama kararı almadı. Meclise sunulan önerge Türkiye ve Ülkücü Hareket’e karşı bir uyarı olarak algılandı.

AVRUPA PARLAMENTOSU

Avrupa Parlamentosu’nun Mayıs ayında yayımlanan son Türkiye raporunda AB’ye Bozkurtların “terör örgütleri” listesine alınması olasılığının incelenmesi çağrısında bulunuldu.

“Irkçı ve aşırı sağcı” olarak tanımlanan Ülkücü hareketin “Sadece Türkiye değil aynı zamanda Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerde de kaygı verici şekilde ilerlediği” görüşü savunuldu. MHP ile yakınlığına vurgu yapılan hareketin “AB terör örgütleri listesine eklenmesi” ve AB içindeki örgütlenmesinin yasaklanması için inceleme başlatılması istendi. Konuyla ilgili paragrafta Ülkücü hareketin “özellikle Kürt, Ermeni veya Yunan kökenliler ve muhalif olarak gördükleri her şahıs için tehdit oluşturduğu” belirtilerek, etkilerine karşı konulması çağrısı yer aldı.

Avrupa Parlamentosu’nun (AP) tavsiye kararı niteliğinde olan 2019-2020 Yılı Türkiye Raporu, AP Genel Kurulu’nda 64’e karşı 480 üyenin oyuyla kabul edildi.

Biden ile Erdoğan anlaştı ama Afganistan’da Türk askerini ne bekliyor?

Okumaya devam et

Analiz

Bu filmi gördük: Erdoğan’ın oyları düşünce kaos saldırıları artıyor

SADAT’la ilişkili olduğu öne sürülen Onur Gencer’in HDP İzmir İl Başkanlığını basıp parti üyesi Deniz Poyraz’ı 6 kurşunla katletmesi 7 Haziran-1 Kasım 2015 tarihlerinde yaşananları akıllara getirdi. 7 Haziran seçimlerinde AKP’nin oyları gerileyince yenilenen 1 Kasım 2015’e kadar Suruç katliamı, Ceylanpınar saldırısı ve Ankara Tren Garı gibi çok sayıda faili meçhul saldırı yaşandı. Çözüm Süreci askıya alınırken olayların ardından yapılan 1 Kasım seçiminde Erdoğan ve partisi yeniden tek başına iktidar oldu. Bugün de benzer bir süreç yaşanıyor.

BOLD ANALİZ – Türkiye’de faili meçhul olaylar ile iktidar mücadelesi arasındaki ilişki dikkat çekiyor. 1990’larda derin devletin tüm gücüyle iktidarda olduğu bir dönemdi ve etkisini faili meçhul cinayetler ve saldırılarla gösterdi. Orgeneral Eşref Bitlis, gazeteci Uğur Mumcu, Bingöl-Elazığ yolunda silahsız 33 erin PKK tarafından öldürülmesi gibi pek çok olay yaşandı. Tansu Çiller, başbakanlığı sırasında derin devlete yaslanarak iktidarını bir süre sürdürdü.

FAİLİ MEÇHULLERLE İKTİDAR MÜCADELESİ ARASINDA İLİŞKİ VAR

Faili meçhul olaylarla iktidar arasındaki ilişki bugün de devam ediyor. 2002 yılından beri tek başına iktidar olan Tayyip Erdoğan ve partisi AKP, halkta desteği düşmeye başlayınca faili meçhul olaylar artıyor. Yaşanan olaylarla halkta korku iklimi meydana getiriliyor. Kaostan korkan ve güvenlik endişesine kapılan halk çözümü daha güçlü gördüğü iktidarı desteklemekte buluyor. Bu ise artık ittifak olmadan seçimi kazanma şansı olmayan AKP ve Erdoğan’ın işine geliyor. HDP’nin İzmir İl Binasına yapılan saldırı da, benzer bir bağlantıyı hatırlatıyor. Ekonomik kriz, tonlarca ağırlıktaki uyuşturucu ticareti iddiaları ve suç örgütü lideri Sedat Peker’in videolarıyla zor günler geçiren Erdoğan ve AKP’nin oylarında son günlerde düşüş yaşanıyor. İstanbul Ekonomi Araştırmanın Mayıs ayı anketine göre AKP’nin oyu yüzde 33.9’da, MHP’nin oyu ise yüzde 8.6’ya geriledi. HDP’ye yapılan saldırı öncesi Erdoğan’ın muhalefeti hedef alan açıklamalar yapmıştı. Erdoğan, İkizdere’yi ziyareti sırasında protestoyla karşılaşan İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’i hedef almıştı. Erdoğan, 26 Mayıs’ta, “Gelin hanıma Rize’de gayet güzel bir ders verdiler. Gerekeni yaptılar. Bu daha bir, daha neler olacak neler.. Bunlar iyi günler” açıklaması yapmıştı.

AKP’nin tek başına iktidar kurma şansını kaybettiği 7 Haziran ile 1 Kasım 2015 seçimleri arasında yaşananlar HDP’nin İzmir İl Başkanlığına yapılan saldırıyla benzerlik taşıyor. İşte 7 Haziran-1 Kasım arasında yaşanan kaos olayları:

7 HAZİRAN SEÇİMİ AKP’Yİ KOALİSYONA MECBUR ETTİ

7 Haziran 2015 seçimlerinden 2 gün önce, 5 Haziran’da Diyarbakır’daki HDP mitingine yönelik bombalı saldırı yaşandı. IŞİD’in üslendiği saldırıda 5 kişi hayatını kaybetti. 400 kişi de yaralandı. Gerilimli bir atmosferde girilen seçimlerde AKP, yüzde 40,8 oy aldı ve 3 Kasım 2002’den beri ilk kez Meclis’te tek başına iktidar olma imkanını kaybetti. AKP’nin koalisyon hükumetine mecbur kaldığı o günlerde HDP’nin dışarıdan destekleyeceği CHP-MHP koalisyonu konuşulmaya başlandı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, AKP’nin yer almadığı koalisyonda yer almayacaklarını açıkladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan hükumeti kurma görevini alan dönemin AKP Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, “istikşafi görüşme” adı altında CHP ile müzakerelere başladı.

SURUÇ KATLİAMI: 33 KİŞİ ÖLDÜ

7 Haziran seçimlerinden yaklaşık bir buçuk ay sonra 20 Temmuz’da Şanlıurfa’nın Suriye sınırındaki Suruç ilçesinde, Kobani’ye yardım götürmek üzere toplanan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerine yönelik intihar saldırısı düzenlendi. IŞİD tarafından düzenlenen canlı bomba saldırısı sonucu 33 kişi öldü, 100’den fazla kişi yaralandı.

CEYLANPINAR’DA ÖLDÜRÜLEN İKİ POLİS

Suruç katliamından iki gün sonra, çözüm sürecinin sonunu getiren ve perde arkası hâlâ ortaya çıkarılmayan bir olay yaşandı. 22 Temmuz 2015 tarihinde Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde iki polis, evlerinde başlarından vurularak öldürüldü. PKK önce kendilerine bağlı “Apocu Fedailer” adlı bir grubun saldırıyı gerçekleştirdiğini ilan etti. Ancak, sonraki günlerde olay ile ilgisi olmadığını açıkladı. Olaydan bir gün sonra, 23 Temmuz’da Başbakan Davutoğlu’nun imzasıyla PKK ve IŞİD’e yönelik operasyonlar başlatıldı. Ceylanpınar cinayetleriyle ilgisi olduğu iddiasıyla tutuklanan ve yargılanan dokuz kişi ise, yaklaşık üç yıl süren yargılamanın ardından cinayet suçlamasından beraat etti. İki polisin öldürülmesi olayı faili meçhul kaldı.

ÇÖZÜM SÜRECİ BİTTİ

2009 yılında MİT ile PKK arasında gerçekleştirilen Oslo Görüşmeleri ile başlayan Çözüm Süreci, 2009-2015 arasında sürdürüldü. AKP ve HDP yöneticilerinin katılımıyla 10 maddelik ‘Dolmabahçe Mutabakatı’ açıklandı.  Ancak 17 Temmuz 2015 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, mutabakatı tanımadığını açıkladı. Çözüm süreci buzdolabına konulurken, Ceylanpınar saldırısından bir süre sonra PKK ateşkesi sona erdirdi. PKK saldırılara askeri birliklere yönelik saldırılara başlarken, Güneydoğu’da başta Şırnak olmak üzere Demokratik Bölgeler Partisi, 4 il ve 15 ilçede öz yönetim ilan etti.

ANKARA GARI KATLİAMINDA 102 KİŞİ ÖLDÜ

7 Haziran-1 Kasım arasındaki sürecinde yaşanan kanlı saldırılarından biri de 10 Ekim’de Ankara’da Tren Garı önünde yaşandı. IŞİD’e mensup iki canlı bombanın saldırısında 102 kişi hayatını kaybetti.

ERDOĞAN İSTEMEDİ KOALİSYON KURULAMADI

7 Haziran seçimlerinin ardından Ahmet Davutoğlu’nun başlattığı istikşafi görüşmelerden sonuç çıkmadı. AKP ile CHP koalisyonu istemeyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, 26 Ağustos 2015 tarihinde seçimlerin yenilenmesine karar verdi. Seçim tarihi olarak 1 Kasım belirlendi. 6 Eylül’de Dağlıca’daki PKK saldırısında 16 asker şehit oldu. 8 Eylül’de ülke genelinde HDP binalarına saldırılar gerçekleşti.

ERDOĞAN İSTEDİĞİNİ ALDI

7 Haziran seçimlerinden sonra yaşanan saldırı ve faili meçhul olaylarla geçen karanlık bir beş ayın ardından Türkiye, 1 Kasım 2015’te yeniden sandık başında gitti. AKP, yüzde 49,5 oy ve 317 milletvekili ile sandıktan tek başına iktidar olarak çıktı. HDP ise seçim barajını kıl payı aştı ve yüzde 10,7 oy aldı. CHP oylarını yüzde 25,3’e çıkarırken, MHP’nin oyları yüzde 11,9’a geriledi. AKP’nin tekrar tek başına iktidara geldiği 1 Kasım seçimlerinden yaklaşık altı ay sonra, Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talebi üzerine başbakanlık ve parti genel başkanlığı görevlerinden istifa ettirildi. AKP’den ayrılarak Gelecek Partisi’ni kuran Davutoğlu, daha sonra,  “Terörle mücadelede defterler açılırsa birçok insan, insan yüzüne çıkamaz” açıklaması yaptı.

Erdoğan’ın gölge ordusu SADAT

Okumaya devam et

Analiz

Biden ile Erdoğan anlaştı ama Afganistan’da Türk askerini ne bekliyor?

Tayyip Erdoğan ve Joe Biden, Türkiye’nin Kabil Havaalanı güvenliğini sağlamasında uzlaştı. Taliban’ın ABD askerleri gibi ülkeden ayrılmasını istediği Mehmetçik’i neler bekliyor?

BOLD ANALİZ – ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, ABD Başkanı Biden ve AKP’l i Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Türkiye’nin Kabil Havalimanı’nın güvenliğini sağlamasında önemli bir rol oynaması konusunda uzlaştığını söyledi. Ancak Sullivan, Biden ve Erdoğan’ın Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemleri konusunda çözüme ulaşamadıklarını ve bu konuda diyaloğun süreceğini bildirdi.

Sullivan, gazetecilere yaptığı açıklamada Biden ve Erdoğan’ın Pazartesi günü NATO zirvesi sırasında yaptıkları görüşmede, Afganistan konusunu ele aldıklarını belirtti. ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Erdoğan’ın havaalanının güvenliğini sağlamak için ABD’den belli konularda destek istediğini ve Biden’ın bu desteği taahhüt ettiğini vurguladı.

Sullivan “Liderler Türkiye’nin Hamid Karzai Uluslararası Havaalanı’nın korunmasında önde gelen bir rol oynaması konusunda net taahhütlerde bulundu ve şu anda bunun nasıl gerçekleştirileceği üzerinde çalışıyoruz” dedi.

ABD’li yetkili, Erdoğan’ın bu konuda ABD’den belirli konularda destek istediğini, Biden’ın ise bu desteği vermeye hazır olduğunu söylediğini belirtti. İki ülkenin bu konudaki son detayları görüşmek üzere iki ekip görevlendirdiğini kaydetti.

Sullivan, ABD’nin Türkiye ile yapılan planının başarısız olması halinde güvenlik şirketlerinin devreye gireceği acil planlanlar hazırlayabileceğini de ifade etti.

Geçen hafta bir Taliban Sözcüsü, geçen yıl ABD’yle varılan anlaşma uyarınca Türkiye’nin askerlerini Afganistan’dan çekmesi gerektiğini söylemişti. Ancak Sullivan, Taliban’dan gelen bu açıklamaların ABD’nin oluşturduğu “detaylı ve etkin” güvenlik planından vazgeçirmediğini ifade etti.

“S-400’LERDE DİYALOG SÜRECEK”

Sullivan “Afganistan’da Taliban’ın ve diğer insanların Batılı ya da uluslararası hedeflere saldırabileceği kaygısını açıkçası ciddiye alıyoruz. Taliban’ın kamuoyu önünde söylediklerinin şu anda bu güvenlik varlığını oluşturma çabalarını caydırması gerektiğine ya da caydıracağına inanmıyoruz” dedi.

Sullivan Ankara ve Washington arasındaki S-400’ler sorunu için de “Bu meseleyi konuştular. Soruna bir çözüm olmadı. S-400’ler konusunda diyaloğa devam etme taahhüdü vardı ve iki heyet bu konuda görüşmelerde bulunacak” diye konuştu.

TALİBAN KARŞI ÇIKMIŞTI

Türkiye, belli koşullar halinde, NATO güçlerinin Afganistan’dan çekilmesinin ardından Kabil Havalimanı’nın güvenliğini sağlamayı önermişti.

Öneriye karşı çıkan Taliban’ın Doha’daki sözcüsü Süheyl Şahin, Türk ordusunun da diğer NATO birlikleri ile birlikte ülkeden çekilmesi gerektiğini kaydetmişti.

Şahin, “Türkiye son 20 yılda NATO güçlerinin bir parçasıydı, bu nedenle ABD’yle 29 Şubat 2020’de imzaladığımız anlaşma uyarınca çekilmeliler” ifadelerini kullanmıştı.

Sözcü ayrıca “Diğer taraftan Türkiye büyük bir İslam ülkesi. Afganistan’ın tarihi bağları var. Gelecekte yeni bir İslami hükümet kurulduğunda onlarla yakın ve iyi ilişkiler içinde olmayı umuyoruz” diye konuştu.

TALİBAN, TÜRK ASKERİNE SALDIRIR MI?

Afganistan’da NATO görevi kapsamında bulunan Türk askerleri her zaman ayrıcalıklı bir konumda oldu. Müslüman ülke olması ve tarihi bağları dolayısıyla Afganistan’da Türk askeri her zaman rahatlıkla hareket edebildi.

Ancak Taliban Sözcüsü’nün açıklamasında görüldüğü gibi Türkiye’nin NATO çerçevesinde Afganistan’da bulunduğunu ifade eden örgüt, Türk askerinin de ABD ile yapılan anlaşma çerçevesinde ülkeden ayrılmasını istiyor.

Taliban, 2001 öncesinde olduğu gibi ülkeyi tek başına yönetmek istiyor ve ‘batının kuklası’ olarak gördüğü Afgan hükumetini mağlup etmek için var gücüyle savaşıyor.

Bu yönüyle Taliban, ülkede egemenliğini sağlama noktasında Afgan hükumetine saldırdığı gibi Türk askerini de hedef almaya başlayabilir.

Ayrıca daha önceki dönemde Türkiye, Taliban’a karşı savaşta muharip görev almamıştı. Taliban’a karşı silahlı mücadeleyi Afgan Ordusu ile birlikte ABD ve kısmen İngiliz Ordusu yürüttü.

ABD’nin askerlerini çekmesi ile birlikte Taliban’a karşı sadece Afgan Ordusu ile Türk askeri kalacak. Bu yönüyle de Türk askerleri Afgan Ordusu ile birlikte Taliban’a karşı savaşmak zorunda kalabilir.

Kabil Havalimanı, ABD ve NATO’nun Afganistan’dan çekilmesinden sonra dış dünyanın Afganistan’la bağlantısını sürdürdüğü tek nokta haline gelecek. Taliban, bu yönüyle direkt Türk askerini hedef almasa dahi Batılıları hedef aldığı saldırılarda dolaylı olarak Türk askerine zarar verebilir.

AFGANİSTAN’DA SON DURUM NE?

2001’deki 11 Eylül saldırılarının ardından Afganistan’a giren ABD ve müttefikleri, 20 yılın sonunda Taliban’ı yok edemeden Afganistan’dan çekiliyor.

Taliban o dönemde kısa süre içinde başkent Kabil’i bırakarak dağlara çekilse de, hiçbir zaman tam olarak bitirilemedi ve zamanla yeniden güç kazandı.

Afganistan’da ABD ve Taliban geçen yıl Şubat ayı sonunda barış anlaşması yaptı. Ancak Afgan hükumetini batının bir kuklası olarak gören Taliban, şu ana kadar Afgan hükumeti ile bir anlaşma yapmadı ve ülkenin kontrolünü ele geçirmek için saldırılarını sürdürüyor.

2021 yılı Mayıs ayı itibariyle Afganistan İç Savaşı’nda son durum

Afganistan’da son 2 ayda 15 ilçe merkezi Taliban’ın kontrolüne geçti. Taliban, son olarak bu hafta başında ülkenin kuzeyindeki Sar-i Pul vilayetinin Sayyad ilçesinin kontrolünü ele geçirdi.

BM verilerine göre, Taliban kent merkezleri dışarıda tutulduğunda dahi ülke topraklarının yüzde 50 ila 70’ini elinde bulunduruyor.

Taliban, ülke genelinde 407 ilçeden 90 ilçeyi merkezleri dahil olmak üzere ele geçirmiş durumda. Bunlardan 60 kadarındaki bazı beldeler halen Afgan güvenlik güçlerinin elinde yer alıyor. Ülkenin 34 vilayet merkezi de tamamen devlet kontrolünde bulunuyor.

Afganistan topraklarının büyük bölümünde güvenlik güçleri ile Taliban arasındaki çatışmalar sürüyor, 407 ilçenin 250 kadarında çatışmalar devam ediyor.

ABD İSTİHBARAT RAPORU: TALİBAN TÜM ÜLKEDE İKTİDAR OLUR

Afganistan’da nihai bir anlaşmaya varılmadan yabancı güçlerin ülkeden çekilmesi dolayısıyla Taliban’ın tüm ülkede iktidar olmasından korkuluyor.

ABD istihbaratının hazırladığı bir raporda, ABD liderliğindeki koalisyonun desteğini çekmesi halinde Afgan hükumetinin Taliban şiddetiyle mücadele etmesinin zor olacağı uyarısında bulunuldu.

ABD istihbaratının Kongre’ye gönderdiği rapor, Kabil yönetiminin savaş alanında yenilgiye uğramayı sürdürdüğü ve Taliban’ın askeri zafer elde edeceğinden emin olduğu şeklinde tespitler içeriyor.

KABİL HAVALİMANI NEDEN ÖNEMLİ?

Dağlık bir bölgede yer alan, deniz ulaşımı olmayan ve karayollarında ciddi bir güvenlik sıkıntısı bulunan Afganistan’ın dış dünyayla bağının kurulabilmesi için Kabil Uluslararası Havalimanı hayati bir role sahip.

Kabil Havalimanı, çekilme sonrası güvenliğin sağlanması konusunda öncelikli yerler arasında yer alıyor.

Bazı ülkeler, Afganistan’daki diplomatik misyonlarını tutmanın ön koşulu olarak havalimanı ve hava taşımacılığının güvenliğini öne sürüyor.

Dahası uluslararası yardım kuruluşlarının bu ülkeye gerekli insani yardımları bu havalimanını kullanarak ulaştırıyor.

Topyekun bir savaşın Kabil’i tehdit etmesi durumunda Kabil’de misyonları bulunan ülkelerin ve örgütlerin personellerini nasıl güvenli bir şekilde tahliye edebilecekleri konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor.

Avustralya geçen ay güvenlik gerekçesiyle ülkedeki büyükelçiliğini kapattı. Türkiye’nin havalimanını koruma önerisinin kabul edilmemesinin başka ülkelerin de diplomatik temsilciliklerini kapatmasını beraberinde getirebileceği belirtiliyor.

TÜRKİYE, ŞARTLI ÖNERİ SUNDU

Afganistan’da 500’den fazla askeri olan Türkiye ABD’den sonra ülkedeki en büyük yabancı güç konumunda ve halen Kabil Havalimanı’nın askeri kısmının işletmesinden Türkiye sorumlu.

Türkiye, belirli şartlar dahilinde bu görevi sürdürmeyi önerdi. Reuters haber ajansına konuşan bir Türk yetkili, uluslararası güçlerin çekilmesinin ardından havalimanının güvenliğinin sağlanması için buradaki Türk askeri sayısının artırılması gerektiğini söyledi.

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan Biden ile NATO Zirvesi sırasında yaptığı görüşme sonrası yaptığı açıklamada Türkiye’nin Afganistan’dan çıkmasının istenmemesi halinde ABD’nin hem diplomatik hem de mali konularda vereceği desteğin önemli olduğunu söyledi.

Erdoğan, “Taliban gerçeğini kenara koymak mümkün değil. Bir diğer konu yine Afganistan’da biz Pakistan’ı da Macaristan’ı da yanımıza alma düşüncemizi kendilerine söyledik. Şu an itibariyle bir mutabakat söz konusu. Bir sıkıntı söz konusu değil” dedi.

ABD 11 EYLÜL’E KADAR ÇEKİLECEK

ABD, 29 Şubat 2020’de Katar’ın başkenti Doha’da Taliban ile anlaşma yapmış ve anlaşma gereğince 1 Mayıs’ta Afganistan’daki askerlerinin tamamını çekeceğini taahhüt etmişti.

20 Ocak 2021’de görevi devralan ABD Başkanı Joe Biden, 1 Mayıs’ta tamamen çekilmenin mümkün olmadığını açıklamış daha sonra ise 11 Eylül’ün yıl dönümüne kadar ülkedeki tüm Amerikan askerlerinin çekilmesi talimatını vermişti.

ABD’nin çekilme takvimi açıklanmadan önce ülkede 2 bin 500 kadar ABD askeri bulunuyordu. Pentagon’un verdiği son bilgilere Afganistan’daki ABD askerlerinin çekilmesinin yüzde 50’sinden fazlası tamamlandı.

Afganistan’da NATO kapsamında bulunan diğer ülkeler de Washington’dan sonra çekilme takvimlerini açıklamışlardı.

Bu yıl 16 Nisan’da Türkiye’nin düzenlemeyi planladığı uluslararası Afganistan Konferansı da Taliban’ın katılmaması üzerine 2 kez ertelenmiş, ardından rafa kaldırılmak zorunda kalınmıştı.

ABD ve NATO çekiliyor: Türkiye, Afganistan bataklığında tek başına mı kalacak?

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0