Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

AİHM’den hükumete Bylock soruları

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Hizmet Hareketi gönüllülerinin yargılandığı 5 örnek davada Türk hükumetinden cevaplamasını istediği sorularda Bylock’la ilgili ayrıntılar dikkat çekti. AİHM,  Türkiye’ye “Bylock’a ilişkin deliller MİT tarafından hukuka uygun şekilde elde edildi mi” diye sordu.

BOLD ÖZEL – AİHM, Yüksel Yalçınkaya, Şaban Yasak, İbrahim Ürün, Gültekin Sağlam ve Sefer Çolakoğlu’nun başvuruları üzerine binlerce cemaat mensubu davasında Türk hükumetine Bylock başta olmak üzere davalardaki hukuksuzluklarla ilgili çok sayıda soru yöneltti. AİHM, bu davalardaki delillerin hukuki olup olmadığını sorguladı.

AİHM’nin 5 başvuruda hükumeti yönelttiği sorularda Bylock delilinin elde edilişi ve hukukiliğini sorgulamasının yanı sıra silahlı terör örgütü üyeliği suçunun unsurlarının Hizmet Hareketi gönüllülerine açılan davalarda oluşup oluşmadığına dair ayrıntılı savunma istemesi dikkat çekiyor. Hükumete yöneltilen sorular arasında Bylock’un MİT tarafından yurtdışından hukuka aykırı şekilde elde edilip edilmediği, Bylock’la ilgili ham verilerin işlenip işlenmediği, yargılama sırasında bu verilerin bir kopyasının savunmaya verilip verilmediği gibi başlıklar yer aldı. Ayrıca kanunsuz ceza olmaz ilkesi gereği bankaya para yatırma, sendikaya üye olma gibi konularda hükumetin savunma yapmasını istediği konular arasında yer aldı.

AİHM, Türkiye’de 15 Temmuz’un ardından yaşanan binlerce hukuksuz davanın üzerinden 4 yıl geçtikten sonra örnek başvuruları gündemine aldı.  Hukukçular, hükumetin savunması sonrası AİHM’nin bir yıl içerisinde kararını açıklayacağını belirtiyor. AİHM’nin kararı Bylock, Bank Asya, dernek üyeliği gibi iddialarla yargılanan binlerce cemaat mensuplarının yargılandığı davalarda emsal olması açısından önem teşkil ediyor.

İşte AİHM’nin hükumete sorduğu ve savunma hazırlanmasını istediği sorular:

  • Başvuran, AİHS’nin 6, 1 ve 3 maddesi uyarınca kendisine yöneltilen cezai suçların belirlenmesinde adil yargılanmış mıydı?
  • Yerel mahkemelerin, başvuranın Bylock mesajlaşma uygulamasını kullandığına dair tespitinin kanıta dayalı dayanağı neydi?
  • Ceza yargılamalarında elektronik ve dijital deliller de dahil olmak üzere delillerin toplanması, incelenmesi ve kullanılmasını düzenleyen Türk hukukundaki yasal hükümler nelerdir? Yerel makamlar, Bylock kanıtı söz konusu olduğunda bu hükümlere uydu mu?
  • Başvuranın iddiaları ışığında, başvuranın ByLock’u kullandığına ilişkin deliller, özellikle Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından tedarik edilme şekli dikkate alınarak, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş miydi?
  • Başvuranın ByLock kullanımına ilişkin kanıt yeterince güvenilir miydi?
  • Özellikle; başvuranla ilgili elde edilen dijital kanıtlar teknik açıdan Bylock kullanımının güvenilir bir göstergesi miydi? Yerel mahkemeler, savcılık tarafından kendisine sunulan dijital kanıtların güvenilirliğini yeterince değerlendirdi mi ve başvuranın bu verilerin güvenilirliğine ilişkin endişelerine yanıt verdi mi?
  • MİT tarafından savcılık makamlarına sunulmasından önceki dönemde elde edilen Bylock verilerinin bütünlüğünü ve gerçekliğini korumak için iç hukukta hangi güvenceler mevcuttu; yerel mahkemeler tarafından bu başlangıç ​​döneminde herhangi bir başvurunun yapılmasına karar verildi mi?
  • Hükumet, ilgili verileri savcılık makamlarına teslim etmeden önce MİT tarafından elde edilen ham verilerin neler olduğunu ve MİT’in bu verileri, başvuran da dahil olmak üzere Bylock’un bireysel kullanıcılarını belirlemek için nasıl işlediğini açıklayabiliyor mu?
  • Başvuran, ByLock’u kullandığının kanıtı olarak dava dosyasında kendisine hangi bilgi ve belgelere sahipti? Bu bilgi, ilk derece mahkemesi tarafından mahkum edilmeden önce mevcut muydu yoksa ByLock’u kullandığını doğrulayan bazı maddi deliller, temyiz aşamasında dosyaya eklenmiş miydi?
  • Yerel yasal çerçeve ve içtihat, iddia makamının elindeki dijital verilerin bir kopyasını alma hakkı sağladı mı? Ayrıca, Türk hukukuna göre, bu tür deliller ceza yargılamasının başvurucu aleyhine olanlardan başka bir parçasını oluşturuyorsa, ilgili dijital delilleri inceleme ve bir kopyasını alma hakkı var mı?
  • Bu bağlamda, başvuranın MİT tarafından savcılık makamlarına teslim edilen delilleri gözden geçirememesi, savunmayı savcılık karşısında dezavantajlı duruma düşürdü mü? Öyleyse, savunmada neden olduğu iddia edilen zorluklar, yargı makamları tarafından izlenen prosedürlerle yeterince dengelendi mi?
  • Hükumet, savunmanın talebi üzerine ilgili ByLock verilerinin bir kopyasının verildiği her türlü yerel mahkeme kararının kopyalarını sundu mu?
  • Başvuranın terör örgütü üyeliği nedeniyle mahkumiyeti Sözleşme’nin 7. maddesinin gerekleriyle uyumlu muydu? Başvuranın esas olarak mahkum edildiği iç hukuk hükümleri, başvurularında öngörülebilir miydi? Bu bağlamda, yerel mahkemelerin FETÖ/PDY’yi terör örgütü olarak yorumlaması, mahkumiyetinin dayandığı eylemler sırasında başvuran tarafından makul bir şekilde öngörülebilir mi?
  • Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesinde belirtilen terör örgütüne üyelik suçunun unsurları nelerdir ve bu unsurlar başvuranın davasında mevcut muydu?
  • Söz konusu mahkumiyet, başvuranın iddia ettiği gibi, başvurucu tarafından cezai açıdan kınanacak herhangi bir davranışın yokluğunda mı verilmiş?
  • Başvuran, kendisine atfedilen eylemlerin (yani, daha sonra FETÖ/PDY’ye bağlı olduğu tespit edilen özel bir ders merkezinde ByLock kullanımı ve istihdam), söz konusu olay sırasında makul bir şekilde öngörülmüş olabilir mi? Ceza Kanunu’nun 314 § 2 maddesi uyarınca “silahlı örgüte üye olma” suçu Başvuranın davasının koşullarında bu hükmün uygulanması, yasallık ilkesini ihlal edecek şekilde söz konusu suç için cezai sorumluluğun kapsamını genişletti mi? Her halükarda, ulusal mahkemelerin Ceza Kanunun 314 § 2 maddesinin başvuranın olaylarına ilişkin yorumu, söz konusu suçun özüyle tutarlı mıydı ve makul bir şekilde öngörülebilir miydi?
  • Başvuranın ByLock’u kullandığını kanıtlamak için kullanılan bilgiler, Sözleşme’nin 8 § 1 maddesi kapsamında güvence altına alınan “özel hayatına” veya “yazışmalarına” saygı gösterilmesi hakkı kapsamına giriyor mu? Öyleyse, bu bilgilerin çeşitli ulusal makamlar tarafından derlenmesi, söz konusu hükmün ilk paragrafının anlamı dahilinde söz konusu hakka bir müdahale teşkil etti mi?
MİT HANGİ YASAL DAYANAKLA ELDE ETTİ?
  • Özellikle, başvuranın ilgili verilerin Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu’nun 134 ve 135. maddelerine ve/veya Devlet İstihbarat Hizmetleri Kanunun ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın ilgili hükümlerine aykırı olarak toplandığı iddiasını dikkate alarak, MİT ilgili verileri hangi yasal dayanağı elde etti ve işledi? Söz konusu hukuk, erişilebilirliği, öngörülebilirliği ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygunluğu da dahil olmak üzere, Sözleşme’nin 8 § 2 maddesi anlamında “hukuka uygunluk” gerekliliklerini karşılıyor mu? Keyfi müdahale ve istismara karşı ilgili yasa ve uygulama kapsamında ne tür önlemler mevcuttu?
  • Hükumet, başvuranın telefon ve internet trafik kayıtlarının elde ediliş şekline ilişkin tüm ilgili bilgileri, hizmet sağlayıcılardan bu tür bilgilerin alınması için verilen mahkeme kararları dahil olmak üzere sunabilir mi?
  • MİT ve BTK tarafından sağlananlar da dahil olmak üzere başvuranın Bylock kullanımına ilişkin veriler, elde edilen verilerin bütünlüğünü, doğruluğunu ve tutarlılığını belirlemek için başvuranın talebi üzerine bağımsız bir uzman incelemesine sunuldu mu?

AİHM Hizmet Hareketi gönüllülerinin yargılandığı 4 davada daha Türkiye’den savunma istedi

BOLD ÖZEL

Cezaevinde korona: 15 tutsağı leş gibi koğuşa atıp ölüme terk ettiler

Sakarya L Tipi Cezaevinde koronavirüse yakalanan bir mahpus, 1 Mayıs’ta ailesine mektup gönderdi. Virüs kapan 15 kişi, karantina koğuşu diye leş gibi bir koğuşa atıldı. İlaçları 8 gün gecikmeli verildi. Hepsi ölüme terk edildi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

Cezaevlerinde koronavirüs kapan hastaların yaşam hakkı tehlikeye atılıyor. Ferizli’deki Sakarya L Tipi Cezaevinde virüse yakalanan bir mahpusun ailesine gönderdiği mektup cezaevlerindeki vakaların gizlendiğini, hasta insanlara kötü muamele yapıldığını, ilaçların geç verildiğini, yanlarına doktor bile gelmediğini kanıtlıyor.

“TWITTER’DAN YAZ, VAKALARI GİZLİYORLAR”

Bir mahpusun ailesine gönderdiği 1 Mayıs 2021 tarihli mektuba göre virüs kapan 15 kişi, karantina koğuşu diye pis bir koğuşa konuldu. İlaçları 8 gün gecikmeli verildi. “Ölüme terk edildik” diyen mahpus, kapatıldıkları karantina koğuşunu yataklardan, yerlerden pislik akan, ‘hayvanların bile duramayacağı bir yer’ olarak tarif etti.

Eşine son 10 günde yaşadıklarını sosyal medyadan duyurmasını tembihleyen mahpus, “Sen Twitter’da yaz, Sakarya Ferizli’de koğuşlarda Kovid-19 vakaları var, gizliyorlar, saklıyorlar. Bizi hayvan bile bağlasan durmayacak bir yere attılar. Resmen insanları ölüme terk ettiler.” dedi.

Sakarya L Tipi Cezaevinde önce 5 gardiyan koronavirüse yakalandı. Koğuşlarda maskesiz arama yapan gardiyanlardan mahpuslara virüs bulaştı. Daha sonra 22 Nisan’da aralarında kronik hastaların da bulunduğu mahpuslardan 18 kişinin testi pozitif çıktı. Hasta olan 3 mahpus hastaneye kaldırıldı. 15 kişi ise koğuşlarından alınarak karantinaya kapatıldı. Testleri negatif olan ve sağlık durumları diğerlerine göre daha iyi olan 8 mahpus ise kendi koğuşlarında bırakıldı. Karantina koğuşunun şartlarını mektubunda ayrıntılarıyla anlatan mahpusun ifadeleri dehşet verici:

“LEŞ GİBİ PİSLİKTEN GEÇİLMİYOR”

“Negatif olan 8 kişiyi koğuşta bıraktılar, bizi aldılar ta cezaevinin öbür ucuna bir koğuşa aldılar. Hepimizi 3’er 3’er odalara koyup üzerimize kapıyı kilitliyorlar. O odalar leş gibi pislikten geçilmiyor. Yataklar pislik içerisinde. Her yere sigara kokusu sinmiş. Odanın içinde lavabo tuvalet var. Orası pislik yuvası zaten. Yanımızda temizleyecek, deterjan hiçbir şey yok. Acil tuşu var, oda çalışmıyor. Adama soruyoruz, ‘buradaki herkes hasta, acil bir şey olursa ne yaparız’ diye. ‘Bana bir şey sormayın’ diyor.”

Mektup sahibi, mücadeleleri sonucunda önce 3’er kişilik odalardan çıkarıldıklarını, sonra hasta halleriyle o pis koğuşu temizlediklerini, oruç bile tutamadığını ve o şartlarda iyileşmeye çalıştıklarını söyledi. Sıcak suyun akmadığı karantina koğuşunda 15 gün nasıl kalacaklarını sormalarına rağmen bir cevap alamadıklarını belirten mahpus, “Bize bu muameleyi yapanı Allah bu duruma soksun” dedi.

“İLAÇLARI GECİKMELİ VERİLDİ”

İlk günlerde ilaç verilmediğini, yanlarına doktorun gelmediğini anlatan mahpus, “İlaç hala yok, kontrole gelen giden doktor yok. Çok kötü olan varsa hastaneye götürelim diyorlar sadece, o da başlarından savmak için. Daha dün geldi ilaçlar, cuma günü (S.Ö: 22 Nisan’da virüs kapan hastalara 30 Nisan’da ilaç verildi) Günde iki kere içiyorum bakalım. İlk gün 18 hap içtim, dozu öyleymiş. Sonraki gün sayısı düşüyor da toplam 5 gün zaten ilaç. Sonra herhangi bir işlem yok. Anlayacağın adamlar bizi hayvan bağlasan durmayacak bir yere attılar. Resmen insanları terk ettiler. Revirden daha dün bir memur geldi, ailelerinize haber verdik dedi, inşallah doğru düzgün bilgi vermişlerdir size. Artık sözlerine güvenmiyorum.” ifadelerini kullandı.

Koronavirüs salgını başladığından beri Türkiye cezaevlerinde birçok mahpus koronavirüs nedeniyle hayatını kaybetti. En son 5 yıldır Çanakkale E Tipi Cezaevinde tutuklu olan Yrd. Doç. Halil Şimşek 6 Mayıs’ta vefat etti.

Durumunun şimdi iyi olduğunu belirten Sakarya L Tipi’nde mahpusun, hapisteki koronalı hastaların yaşam hakkının nasıl tehlikeye atıldığını kanıtlayan mektubunu yayınlıyoruz.

Sakarya Cezaevinde ‘gardiyan’ salgını: Mahpuslara virüs bulaştırdılar

 

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

KHK’lı müzisyenden insan hakkı ihlallerine maruz kalan annelere

Müzisyen Ömer Ezgitar, anneler gününde insan hakkı ihlallerine maruz kalan anneler için güzel bir hediye hazırladı. Ezgitar, yıllar önce annesi için özel olarak seslendirdiği “Canım Annem” isimli bestesini, bir klip eşliğinde tüm annelere hediye etti.

BOLD ÖZEL – 15 Temmuz gecesi,  yüz binlerce kişiyi ailesinden, çocuklarından, annelerinden, babalarından ve eşlerinden kopardı. KHK’lı müzisyen Ömer Ezgitar da yaşadığı sıkıntılar yüzünden ailesini ve Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı. Sevdiklerini geride bırakmanın çok zor olduğunu anlatan Ezgitar, annesine en son Türkiye’de evine polis baskını yapılmadan bir gün önce sarıldı. “Ben iş yerindeyken polisler eve geldi. Önceki gece annemle sanki polislerin geleceğini biliyormuşuz gibi ayrılacağımızı sezmişiz gibi son kez birbirimize baktık ve gözlerimiz dolu dolu sımsıkı sarıldık” diyerek o anları anlattı. Ezgitar, sevgisiyle kendisine şarkı yazdıran annesini 2 yıl boyunca görmedi. Anne ve oğul, mülteci olarak sığındığı ülkede birbirlerine yeniden sarılma imkanı buldu.

ANNELER İÇİN ÖZEL KLİP

Ezgitar’ın “Canım Annem” şarkısının hikayesi de çok ilginç. Bu şarkıyı üniversite yıllarında annesine yazdı. Yıllardır sadece annesinin bu şarkıyı dinlediğini anlatan Ezgitar, “Üniversitede öğrenciyken, yılda bir iki kez görebiliyordum annemi. Hem özlem, hem hasret vardı. Ben de bir anneler gününde ona bir sürpriz yapmak istedim ve bu şarkıyı onun için besteledim. Yıllardır, bu şarkıyı keyifle dinlemeye devam ediyordu” dedi.

Ezgitar, yılar sonra bu kez gurbette annesine hasret kaldı. “Hasretle birlikte mağduriyet de vardı. Annem gibi süreçte evlatlarından ayrı bırakılan yüz binlerce anne vardı. Onlarca annenin Meriç ve Ege sularında can verdiği, binlerce annenin hapislerde ve kamplarda olduğu bu süreçte, daha önceden yazdığım bu şarkıyı onlara ithaf etmek istedim. Annemden de izin alarak, mağdur anneler için yapılan bir kliple birlikte  bu eseri annelere hediye ettim” cümleleriyle belirtti.

Ezgitar, “Benzer kaderleri yaşayan mağdur ve masum insanları hiçbir zaman unutamıyorum. En yakın zamanda mahpus olan tüm annelerin özgürlüklerine, yavrularına, sevdiklerine kavuşmaları en büyük duamızdır” diyerek kalbinin Türkiye’dekilerle beraber olduğunu sözlerine ekledi.

15 TEMMUZ MAĞDURLARINDAN AVRUPA’DA MÜZİK KULUBÜ

Müziğe üniversite yıllarında bir hobi olarak başlayan Ömer Ezgitar, kendi imkanları ile gitar ve bağlama çalmayı öğrendi. Ardından da bir müzik gurubu kurup İstanbul’un değişik mekanlarında sahne aldı. Ancak 15 Temmuz sonrası müziğe ara vermek zorunda kalan Ezgitar, Finlandiya’da  yarım kalan müzik serüvenine yeniden başladı. Yolu bir şekilde sanatla kesişen arkadaşlarıyla ‘Harmony Art’ adında bir kültür sanat platformu ve platformun çatısı altında bir de müzik kulübü kurdular.

Müzik çalışmalarını hobi olmaktan çıkarıp profesyonel bir boyuta taşımak isteyen Ezgitar, “Zor bir süreç yaşadık. Yazar olan kitap yazacak, şair olan şiir yazacak, müzikle ilgilenen müzik yapacak, resimle ilgilenen yaşananları resim diliyle anlatacak. Bu aynı zamanda bir vefa borcudur Türkiye’de kalan kardeşlerimize” ifadelerini kullandı.

Ezgitar ve arkadaşları kültür şölenleriyle yerel toplumlara Türk müziğini ve kültürünü tanıtmayı amaçlıyorlar. Hedeflerden biri de Finlandiyalı  yerel sanatçılarla bir araya gelip, ortak çalışmalar yapmak.  Ömer Ezgitar, “ ‘Kendimiz’ olarak inanç ve kültür değerlerimizi sanatın diliyle insanlara tanıtarak, yaşadığımız yerlerde kültürel zenginliğe katkı sağlayabiliriz. Bu şekilde asimile olmadan yerel toplumlarla kaynaşıp, bulunduğumuz yerlere artı değer katabiliriz” dedi.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

AİHM’den önemli karar: Kovid-19 karantinasındaki kişilerle tutulma kötü muamele

AİHM, tutuklu ve hükümlülerin koronavirüs nedeniyle yeterli sağlık ve karantina koşullarına uyulmadan cezaevlerinde tutulmasının kötü muamele olduğuna karar verdi. AİHM, Nijerya vatandaşı Joseph Feilazoo’nun açtığı davada 25 bin euro tazminat ödenmesine hükmetti.

BOLD – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Kovid-19 karantinasındaki kişilerle birlikte tutulmanın kötü muamele oluşturduğuna karar verdi.

AİHM, Kovid-19 salgını sürecinde Türkiye’de cezaevlerinde yeterli karantina ve sağlık koşulları sağlanmadan tutuklu ve hükümlülerin tutulmasına emsal teşkil eden bir karar verdi. AİHM, Malta’ya iltica eden Nijerya vatandaşının sınır dışı işlemleri sürecinde Kovid-19 karantinasındaki kişilerle birlikte tutulmasının kötü muamele olduğuna hükmetti.

AİHM, Malta’ya iltica eden Nijerya vatandaşı Joseph Feilazoo’nun sınır dışı işlemleri süresince uğradığı hukuksuzluklara karşı açtığı davada önemli bir karar verdi. AİHM, Feilazoo’nun sınır dışı işlemleri süresince çoğunda egzersize de erişemediği 77 gün boyunca gün ışığına erişimi olmaksızın tek başına tutulduğunu belirtti. AİHM, davada tutulma koşullarının ve Feilazoo’nun tıbbi gerekçe olmaksızın Kovid-19 karantinasındaki kişilerle birlikte kalmasının kötü muamele oluşturduğuna karar verdi.

25 BİN EURO TAZMİNAT

Nijerya vatandaşı Feilazoo’nun AİHM’le olan yazışmalarının tutulma yerindeki idarenin denetimine tabi olması, ihtiyaç duyduğu belge örneklerinin verilmemesi ve gerekli yardımda bulunmamasına rağmen zorunlu yasal temsilci hususunda bir şey yapılmamasının bireysel başvuru hakkının ihlali olduğuna hükmetti. Ayrıca sınır dışı amacıyla tutulduğu sürede yetkililerin gerekli özenle hareket etmemesi, özgürlük ve güvenlik hakkına aykırı bulundu. Malta hükumetinin 25 bin euro tazminat ödemesine karar verildi.

Kararı paylaşan AİHM hukukçusu Okan Taşdelen, “Sınırdışı işlemleri için tutulan başvuranın herhangi bir tıbbi gerekçe olmaksızın Kovid-19 karantinasındaki kişilerle birlikte kalmak zorunda bırakılmasının kötü muamele oluşturduğuna hükmediliyor” değerlendirmesi yaptı.

CEZAEVLERİNDE KORONAVİRÜS CAN ALIYOR

Kovid-19 sürecinde Türkiye’deki cezaevlerinde tutuklu ve hükümlüler koronavirüse yakalanmalarına rağmen yeterli sağlık koşulları ve tedaviye ulaşamıyor. Cezaevinde koronavirüse yakalananlar kalabalık koğuşlarda sağlıklı tutuklu ve hükümlülerle birlikte kalıyor, Kovid-19 testi yapılmıyor. Virüse yakalananların doktora erişmekte sıkıntı yaşadığı, hastalıkla mücadele edecek beslenme, vitamin ve ilaç desteğine ulaşamadıkları yakınları tarafından dile getiriliyor. Bu bilgileri çok sayıda kişinin cezaevinde yakalandığı Kovid-19 nedeniyle ölmesi doğruluyor. En son Çanakkale Cezaevinde koronavirüse yakalanan KHK’lı akademisyen Halil Şimşek tahliyesine 3 ay kala hayatını kaybetti. Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevinde B4 koğuşunun tamamının koronavirüse yakalanmasına rağmen yüksek ateşle yatan tutuklu ve hükümlülere Kovid-19 testi yapılmadığı, revire dahi çıkarılmadığı kaydedildi. Koğuştakilerin yüksek ateşle hasta olmasına rağmen revire dahi çıkarılmadığını söyleyen Avukat Sümeyra Bulduk, “İnsanlar canlarıyla uğraşıyorlar. Siz korumak yaşatmak nedir bilmez misiniz” tepkisi göstermişti.

Cezaevinde korona isyanı: Siz yaşatmak nedir bilmez misiniz?

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0