Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Sedat Peker’in eşi: Kızımın odasına silahla girdiler özel harekat polisi eğitilmeli

Suç örgütü lideri Sedat Peker’in avukat eşi Özge Peker, özel harekat polislerinin kızının odasına silahlarla girmesine tepki gösterdi. Peker, “Evde bir kadın ve üç ufak çocuk olarak yaşadığımız bilindiği halde kapımızı kırarak içeri girmek istediler. Özel hareket polislerinin çocuklu evlere nasıl girileceği konusunda eğitilmeleri gerek” dedi.

BOLD – Özge Peker, eşi Sedat Peker’e yönelik İstanbul merkezli 5 ilde Sedat Peker ve adamlarına yönelik polis operasyonu sırasında evinde yapılan aramada yaşananlara tepki gösterdi.

Özge Peker, Instagram hesabından şu paylaşımı yaptı: “Dün sabah 5 sularında eşime karşı iddia edilen bazı suçlamalarla ilgili polisler evimize geldi. Evde bir kadın ve üç ufak çocuk olarak yaşadığımız; bilindiği halde kapımızı kırarak içeri girmek istediler. Üst kattan aşağıya inerken kapıyı kendim açmama rağmen ellerinde tüfekler, silahlar, robocop olarak adlandırılan kıyafetler üstlerindeyken ufak çocuklarımın yaşadığı odalara girmeden önce kendilerini uyardım. Silahlarla bu şekilde lütfen odalarına girmeyin diye.

Hiç avukatlık yapmamama rağmen avukat olduğumu özellikle belirttim. Ancak buna rağmen kızımın odasına bu şekilde girdiler (Sabahın 5’inde gözlerini açan kızımın üzerine doğrultulan silahı görünce o panikle ellerini hava kaldırdığını yaşadığım sürece unutmayacağım). Kızım kursa gittikten sonra akşamleyin eve gelmek istemedi: Arkadaşının evinde kaldı. Ve halen daha eve gelmek istemiyor.

Organize şubeden ve karakoldan gelen polisler sadece görevlerini yaptılar. Ancak özel harekât olarak bilinen polislerin mutlaka çocuklu evlere nasıl girileceği konusunda eğitilmeleri gerekmektedir.”

Sedat Peker’i öven TRT spikeri Ersoy Dede’nin zor anları

Gündem

Tertemiz bir mafya babası!

Youtube videolarıyla Türkiye’de siyaset-mafya ilişkisini yeniden gündeme getiren Sedat Peker’in adli sicil kaydının temiz olduğu ortaya çıktı. Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş, “Susurluk’u aşan bir durum var” dedi.

BOLD – Organize Suç örgütü lideri olduğu belirtilerek kırmızı bültenle aranan Sedat Peker’in, Mehmet Ağar ve oğlu Tolga Ağar üzerinden ortaya attığı iddialarla ilgili yargıdan henüz bir adım atılmadı. İddiaların araştırılmasına ilişkin herhangi bir inceleme veya soruşturma olmadığı öğrenilirken, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında muhalif kesimleri hedef gösteren ve üç davada beraat, bir soruşturmada ise takipsizlik alan Sedat Peker’in adli sicil kaydının “temiz” olduğu ortaya çıktı.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü “suç örgütü” soruşturması kapsamında aranan Sedat Peker’in, operasyondan aylarca önce kendisine “bilgi gelmesi” üzerine yurt dışına kaçtığı basına yansıdı. Bu operasyon konusunda Pelikancılar ve Mehmet Ağar’ı suçlayan Peker’in YouTube hesabı üzerinden yayınladığı üç video, Türkiye’nin gündemine oturdu.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre işte Sedat Peker’in hikayesi ve Türkiye’de mafya-devlet-siyaset üçgeni arasındaki ilişkilerin detayları…

İSMİNİ REİS SEDAT PEKER OLARAK DEĞİŞTİRDİ

Rizeli bir ailenin çocuğu olarak Sakarya’da 1971 yılında dünyaya gelen Sedat Peker, faili meçhul cinayetlerin yaşandığı, Susurluk çetesi ve JİTEM gibi suç örgütlerinin ortaya çıktığı 1990’lı yıllardan itibaren mafya oluşumlarının içerisinde yer aldı.

Çevresinde kendisine “Reis” denilen Peker, daha sonra bu lakabını mahkeme kararıyla isim dahi yaptırdı ve “Reis Sedat Peker” adını aldı.

2000’lerin başına kadar Peker’e zaman zaman çeşitli operasyonlar yapıldı. 1997’de Rize’de Abdullah Topçu’yu öldürmek suçundan beraat eden Peker, daha sonra işlediği çeşitli suçlar nedeniyle Romanya’ya kaçtı.

1998’de bu ülkeden Türkiye’ye getirilen Peker, “suç işlemek amacıyla oluşturulan örgüte üye olmak” suçundan 8 ay 29 gün tutuklu kaldı. İstanbul’da 12 Mart 2005 tarihinde düzenlenen operasyonda tutuklanan Sedat Peker, 109 kişinin yargılandığı davada, “çıkar amaçlı suç örgütü kurmak ve yönetmek”, “hürriyetinden yoksun bırakmak” ve “evrakta sahtecilik” gibi suçlardan toplam 14 yıl 5 ay 10 gün hapis cezasına çarptırıldı. Peker’in aldığı hapis cezası, bu süreçte bozularak 1 yıl 3 aya düşürüldü.

ERGENEKON’DAN HAPSE ATILDI

Peker, 27 Ocak 2012 yılında Ergenekon davasında “silahlı örgüt üyesi olmak” suçundan da tutuklandı. Bu davada 10 yıl hapis cezasına çarptırılan Peker, 17-25 Aralık operasyonundan sonra cemaat ile hükümet arasındaki ortaklığın bozulmasının etkisiyle Ergenekon davasında yaşanan tahliyeler kapsamında cezaevinden çıktı. Yaklaşık 9 yıl cezaevinde kalan Peker, çıktıktan sonra “yıldızı” parlayan isimlerdendi.

“Hayırsever iş adamı” görüntüsü veren Peker, 2015’te Taha Ün’ün düğününde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile fotoğraf vermişti. Rize’de 10 Ekim katliamından bir gün önce, 9 Ekim 2015’te 4 bin kişinin katıldığı “teröre lanet” mitinginde konuşan Peker, “Adeta dünyanın şah damarları kesilmişçesine oluk oluk hepsinin kanlarını akıtacağız. Nehirler dolusu kanları aktıkları zaman anlayacaklar” şeklinde tehditler savurdu.

15 TEMMUZ SONRASI MUHALİFLERİ HEDEF ALDI

15 Temmuz darbe girişiminin ardından “alan” kazanan Peker, bu süreçte toplumun muhalif kesimlerini de hedefine koymayı sürdürdü. Ancak yargı, Peker’in tartışmalı sözlerine “hoşgörülü” yaklaşan kararlara imza attı.

Sedat Peker, 13 Ocak 2016 tarihinde kendi adını taşıyan internet sitesinde, “Sözde Aydınlar Çanlar İlk Önce Sizin İçin Çalacak” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yazıda, Barış Akademisyenleri’ni hedef gösteren Peker, “Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızda duş alacağız” dedi. Şikâyet üzerine Peker hakkında İstanbul Anadolu 20. Asliye Ceza Mahkemesi’nde “tehdit” ve “suç işlemeye alenen tahrik etmek” suçlarından dava açıldı. Mahkeme, 13 Temmuz 2018’de suçun yasal unsurlarının oluşmaması gerekçesiyle Peker’in beraatine karar verdi.

Kararın gerekçesinde, sanığın ele aldığı metinin kaba ve ağır sözler içerse de suç işleme kastı ile söylenmediği iddia edilirken, “devlet egemenliğinin ortadan kalkması, kamu düzenini bozulması halinde yaşanacak olası durumlara vurgu yapmak amacıyla uyarı mahiyetinde söylendiği” savunuldu.

“BOYUNLARINDAN BAYRAK DİREKLERİNE ASACAĞIZ”

Peker, İstanbul Anadolu 41. Asliye Ceza Mahkemesi’nde de “suç işlemeye alenen tahrik etmek” iddiasıyla yargılandı. Peker’in yargılanmasının nedeni, 15 Temmuz darbe girişiminin yıl dönümünde 2017’de Üsküdar’da düzenlenen şehitleri anma programındaki “Cezaevleri de bir gün basılacak. Ancak onların hayal ettiği gibi değil. Dışarıda yakaladıklarımızın hepsini ağaçlara, bayrak direklerine astıktan sonra cezaevlerine de gireceğiz. Onları cezaevlerinde de asacağız. Boyunlarından asacağız bayrak direklerine” sözleri oldu.

Sedat Peker’i “eylemin suç oluşturmadığı” gerekçesiyle beraat ettiren mahkeme ise şu gerekçeyi kararına yazdı: “Sanığın sözlerinden, genel olarak devlet ve hükümete karşı yeni bir darbe girişiminde ya da eylemde bulunulması halinde milletin aynı şekilde ve daha şiddetli olarak karşılık vereceği anlamının çıktığı, bu sözlerin de herhangi bir suç oluşturmadığı, zira ismi ne olursa olsun, terör örgütlerine karşı devlet ve milletin yanında olmak her Türk vatandaşının borcu ve görevi olduğu, sanığın bu görevini kendi dünya görüşü çerçevesinde, yargılamaya konu sözleri ile kendince ifa ettiği, anılan bu sözleri sarf ettikten sonra herhangi bir şiddet içerikli olay ya da eylemin de baş göstermediği anlaşılmıştır.”

SENİ BUGÜNE KADAR ÖLDÜRMEMİŞ OLMAM BİLE…

Sedat Peker, “Seni bugüne kadar öldürmemiş olmam bile, benim suç örgütü lideri olmadığımın en büyük kanıtıdır” diyerek gazeteci yazar Fatih Altaylı’yı tehdit etmek suçundan da İstanbul 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandı. Peker, davada 2019 yılında beraat etti. 2019’da İstanbul Ataşehir’de bir işyerinin açılışında konuşan Sedat Peker, “Silah iyi insanların elinde bir güvencedir. Bu sebeple imkânı olanlar ruhsatlı silahlar, av tüfekleri alsınlar, mutlaka hazırlıklı olsunlar” dedi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, bu sözlere ise takipsizlik kararı verdi.

SABIKASI ‘TEMİZ’ ÇIKTI

Sedat Peker’in “Adli Sicil Kaydı” sorgulamasında “Yukarıda kimlik bilgileri bulunan şahsın adli sicil kaydı yoktur” sonucu çıktı. Peker’in arşiv kaydında ise sadece Kelebek operasyonundaki mahkûmiyet kararı yer aldı.

Siyasi iktidarla yakın ilişkiler kuran, yargı tarafından da korunduğu izlenimi verilen Sedat Peker, Ocak 2020 tarihinde sürpriz bir şekilde yurt dışına çıktı.

Karabağ’dan açıklama yapan Peker, bunun gerekçesini ise “Bu sene üniversite mezuniyetimi tamamlayıp diplomamı alacağım. Ayrıca ticari çalışmalarım için bazı ülkelerden de oturum alma işlemlerimi tamamladım” sözleriyle açıkladı.

GÖRÜNÜRDE POLİS ÖZÜNDE HAİN

“Ben herhangi bir suç işlemedim ki aranayım” iddiasında bulunan Peker, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin polisleriyle hiçbir sorunum yok, olamaz da. Ancak bu şerefli teşkilatın içine bir şekilde monte olmuş görünürde polis ama özünde hain olanlarla bizim hesabımız her zaman var olacaktır” diyerek, polis teşkilatı içindeki bazı grupları işaret etti.

Peker’in yurt dışına kaçmasının ardından Alaattin Çakıcı ile yaşadığı gerilim de gün yüzüne çıkmaya başladı. Çakıcı’nın henüz cezaevindeyken Peker’e yönelik “ona etek giydireceğim” sözü sosyal medyada yayıldı. Bunun üzerine bir video yayınlayan Peker, “Ancak küçük Sedat’a prezervatif giydirebilir” yanıtını verdi.

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin ısrarı üzerine infaz paketi kapsamında Alaattin Çakıcı 16 Nisan 2020’de tahliye oldu. Peker’in boşalttığı yeri, Çakıcı doldurdu. Mayıs 2020’de ise bir arabulucunun etkisiyle telefonda konuşan Peker ve Çakıcı’nın barıştığı iddia edildi. Çakıcı, bir süre sonra Bodrum Marina’da Mehmet Ağar, Korkut Eken, Engin Alan ile birlikte fotoğraf verdi.

SEDAT PEKER’İN İDDİALARI
  • 9 Nisan 2021’de “Sedat Peker Suç Örgütü”ne yönelik 63 kişiye operasyon düzenlenmesiyle birlikte Sedat Peker, üç ayrı video yayınlayarak karşı hamle yaptı.
  • Peker, konuşmalarında özellikle Mehmet Ağar ve “Pelikancılar” diyerek Serhat Albayrak’ı suçladığı görüldü.
  • Palmali Group’un sahibi Azeri-Türk iş adamı Mübariz Mansimov’un Gülen yapılanmasını kapsamında tutuklanması konusunda Ağar’a işaret eden Peker, Ağar ve oğlu Tolga Ağar’ı Mansimov’un mallarına çökmekle suçladı.
  • Peker, Elazığ’da 28 Mart 2019’da evinde ölü bulunan Kazakistan uyruklu üniversite öğrencisi Yeldana Kaharman’ın ölümünden Tolga Ağar’ı sorumlu tutarak “Bir tane kızcağız var Kırgız veya Kazak uyruklu. Bir gün evvel jandarmaya gidiyor, ‘Tolga Ağar bana taciz yaptı’. Tecavüz, kibarlaştırmaya gerek yok. Kıza tecavüz ediyor. Kız şikayet ediyor. Daha sonra helikopterle gelip babası (Mehmet Ağar) bu kızı aldırıyor. Kız ertesi günü ölü bulunuyor… Kimse ağzını açmıyor. E derin devletin başı. Adam ne isterse o oluyor” dedi.
  • Kolombiya’da operasyonla ele geçirilen 4 ton 900 kilo kokainle ilgili de Ağar’a işaret eden Peker, “Lütfen internete gidin bakın Kolombiya Limanı’nda 4 ton 900 kilo kokain yakaladılar. Açıklama yaptılar, ‘Bunlar Türkiye’ye gidecekti’ diye. İzmir Limanına bir kimya firmasına. Türkiye’de bu kokainleri teslim alacak yerle ilgili hiçbir operasyon yok. Hiç kimseye. Biz 4 ton bulgur getirsek bizi alır faturayı eksik yazdık diye gelir nezarete atarsınız. Uyuşturucunun geldiği adres belli” dedi.
  • Peker’in bir diğer iddiası da eski AKP Milletvekili Feyzi İşbaşaran’ı cumhurbaşkanına hakaretten gözaltına alındığı sırada “dövdürttüğü” oldu.
YARGI KURUMLARI SEDAT PEKER’İ CİDDİYE BİLE ALMADI!

Peker’in iddialarının ardından gözler yargıya çevrildi. Peker’in Kazakistanlı gazetecinin ölümüyle ilgili Tolga Ağar’ı suçlamasına karşılık Jandarma Genel Komutanlığı ile Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatmadı, bunun yerine Peker’i yalanlayan bir açıklama yaptı. Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ve oğlu Tolga Ağar’la ilgili de henüz açılmış bir soruşturma yok. Peker’in diğer iddialarıyla ilgili de herhangi bir soruşturma açılmadığı öğrenildi. Buna ilişkin ne yargı ne de bakanlık çevreleri olumlu bir yanıt vermedi.

ESKİ MİTÇİ’DEN KAVGANIN PERDE ARKASI

DW’nin haberinde eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş’in de Sedat Peker’in iddialarına ilişkin değerlendirmeleri yer aldı. Peker’in 1990’lı yıllardan itibaren günümüze kadar gelen gelişmelerden örnekler verdiğini anımsatan Öneş, yaşanan kavga için şu ifadeleri kullandı:

“Bu konuşma olayı, hukuk sisteminin zayıfladığı, devlet kurumsal yapılarının çözüldüğü ve siyasetin içinde belirli şahıs ve grupların mafyatik veya suç örgütü ile bulaşık insanlarla olan ilişkilerinin geliştiği bir süreçte yeniden bir ortaya çıkış olarak görülebilir. Burada suç örgütleri arası veya belirli bir gruplar arasındaki bir alana hâkimiyet kurma ve karşılıklı birbirlerini tasfiye olayının da etkisini görüyorum.”

“Bu tamamen tarafsız ve bağımsız yargı sisteminin ortadan kalktığı, güvenlik sistemindeki zafiyetlerinin oluşması ve maalesef bazı örnekler, siyasette bu grupların kullanma ihtimalinin de ortaya çıktığını gösteriyor” diyen Öneş, son dönemde bazı gazeteci ve siyasetçilere yönelik saldırıların arkasında bu grupların kullanılıp kullanılmadığının da araştırılmasını istedi.

SUSURLUK DÖNEMİNE Mİ GEÇİLDİ?

Öneş, “Çakıcı ve Mehmet Ağar ekibinin yeniden alan hâkimiyeti kazanması, yeniden Susurluk dönemine mi geçildiğini gösteriyor” sorusu üzerine ise şu yanıtı verdi:

“Susurluk dönemindeki yapıyı aşan bir durumun ortaya çıktığını düşünüyorum. Susurluk döneminde devlet içindeki kirlenmiş yapılar olduğu kadar, bunları temizlemek isteyen kurumsal yapılar da vardı. Ama devlet içinde gene siyasi bağlantıları olan dar çerçevede olmasına rağmen illegal yapılarını yürütebilen bu tip örgütsel yapılar ortaya çıkmıştı. Bugün böylesine yapılarla ilişkilerin siyasetçiler tarafından sergilendiği bir dönemi de ortaya çıkarıyoruz. Siyasetin açıkça Peker ve Çakıcı grubuyla olan ilişkileri ortada. Böylesi yapılar için af yasası çıkarıldı. Onun için Susurluk dönemini aşan bir durum var, diyorum.”

Çakıcı-Ağar yapısının şu an hangi siyasi kanada yakın olduğuna ilişkin soruyu da cevaplayan Öneş, “Erdoğan iktidarının çürümekte olduğunu herkes görüyor. Bunun telaşının AKP üzerinde de olduğunu değerlendirebiliyoruz. Ama buna rağmen özellikle siyasi ve ekonomik istikrarsızlığın olduğun bir ortamda, hukuk sisteminden uzaklaşılan bir ortamda, bu tip yapılarla ilişkilerin geliştiğini de görebiliyoruz. O bakımdan bunu Bahçeli veya AKP iktidarının bağlantısının ağırlıklı olduğu şeklinde değil, gelişmeleri gören bilenlerin bir ittifakı olan sonuçlar olarak bakıyorum” görüşünü aktardı.

Okumaya devam et

Gündem

Organize kötülük: Rize’de 11 kurum doğa katliamı için Cengiz Holding’e destek çıktı

Rize İşkencedere Vadisi’nde yapılmak istenen taş ocağı projesine şehirdeki 11 kurum ve sivil toplum örgütü destek verdi. Deniz dolgusu için en uygun taşın İşkencedere’de olduğunu savunanlar arasında, hukukçular, gazeteciler, iş adamları da var.

BOLD – Rize’nin İkizdere ilçesindeki İşkencedere Vadisi’nde Cengiz Holding tarafından yapılması planlanan taş ocağına karşı bölge halkının direnişi sürerken Rize’de faaliyet gösteren 11 kurum, yapılmak istenen taş ocağı projesine destek verdiklerini açıkladı.

Taş ocağı projesine karşı çıkan ve günlerdir bölgede nöbet tutan İkizdereliler için şu ifadeler kullandı: “Yapılacak işin niteliğini hiç araştırmamış ya da yatırımlar mevzu olduğunda çevreci kesilmiş olan bu grupların amaçlarının doğa, çevre ve insan hakları olmadığını belirtmek isteriz. Benzer grupların ağacı bahane edip Gezi Parkı olaylarını başlattıkları ve çevreyi günlerce talan etmek sureti ile kalkışma içerisine girdikleri hepimizin malumudur.”

Açıklamada şöyle denildi:

  • Bölgenin coğrafi yapısı gereği arazilerin engebeli olması nedeniyle büyük yatırımlar için aranan düz araziyi bulmak mümkün değildir. Bu nedenle deniz dolgusu kaçınılmaz olmaktadır.
  • Lojistik merkezle ilgili de en yerinde karar deniz dolgusudur. Deniz dolgusu için de İkizdere İşkencedere’deki taşın en uygun taş olduğu bilinen bir gerçektir.
  • Taşın çıkartılması esnasında doğaya verilecek olan tahribatın taş çıkartma işi bittikten sonra giderileceği ve çevrenin eski haline getireceği devletin en yetkili makamları tarafından taahhüt edilmiştir.
  • Biz aşağıda imzası bulunan Rize ilinde faaliyet gösteren meslek örgütleri olarak çevreye verilecek tahribatın eski hale getirilmesi kaydıyla yatırımlara devam edilmesi yönündeki düşüncemizi kamuoyuna saygıyla arz ediyoruz.

Açıklamada imzası bulunan kurumlar şöyle:

  • Rize Barosu Başkanlığı
  • Rize Sanayi ve Ticaret Odası Başkanlığı
  • Rize Ticaret Borsası
  • Rize Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği
  • Rize Muhasebeciler Odası Başkanlığı
  • Rize Ziraat Mühendisleri Odası Başkanlığı
  • Rize Kent Konseyi
  • Rize Kent Gönüllüleri Konseyi
  • TÜMSİAD Rize Şubesi
  • MÜSİAD Rize Şubesi
  • 53 Gazeteciler Derneği

Okumaya devam et

Gündem

Tutsak öğrencilere eğitim bile yok

Türkiye cezaevlerinde birçok öğrenci bulunuyor. Eğitim imkanlarına ulaşmakta zaten zorluk çeken öğrenciler pandemi döneminden bu haklarından daha da mahrum kaldı.

BOLD – Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdür Yardımcısı Namık Kemal Varol’un 31 Ekim 2019’da Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda yaptığı açıklamaya göre hapishanelerde 58 bin 579 öğrenci bulunuyor. HDP Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz’ın Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün cevaplaması talebiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verdiği önergede tutuklu öğrenci sayısının 70 binin üzerinde olduğu belirtildi.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) Hapiste Öğrenci Tematik Alan Temsilcisi Özge Akyüz, cezaevlerinde ders materyallerine ulaşamayan, hangi sınavdan kaldığını bilmeyen, sınav sonucunda üniversiteye yerleşmeye hak kazanmasına karşın kaydını yaptıramayan öğrenciler bulunduğunu söyledi.

DERS MATERYALLERİNE ULAŞAMIYORLAR

Cumhuriyet’e konuşan Akyüz, “Eğitimler dış dünyada online devam ediyor. Dolayısıyla mahpuslar ders notlarına ulaşmakta bu yönüyle de çok zorlanıyorlar. Hapishane idaresinden online eğitimlere katılmayı, bilgisayar kullanmayı talep ediyorlar. Ancak cezaevleri altyapının yetersiz olduğu, böyle bir kullanım sırasında mahpusların yanında personel bulundurulması zorunluluğu, sağlık, güvenlik, teknik aksaklık ve sair gerekçelerle bu talepleri reddediliyor” ifadelerini kullandı.

Cezaevindeki bir öğrencinin yaşadıkları üzerinden örnek veren Akyüz, “Ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü mahpus tecritte tutulduğu odasında bulunan tek masasında hem yemeğini yemek hem ders çalışmak hem eşyalarını tutmak zorunda olmasından bahsediyordu. Bunun günde 3 kez yapılan bir rutin olduğunu düşünün. Onun için ders çalışmanın epey zor olduğunu, daha büyük bir masa talebinin olduğunu ve masanın kendisine verilmediğini söylüyordu. Biz dışarıdakiler için yalnızca bir masa, ama onun için buna ulaşmak bile bir lüks olabiliyor” dedi.

Akyüz, siyasi tutukluların güvenlik gerekçesi gösterilerek bilgisayar kullanım izni almalarının daha zor olduğunu da sözlerine ekliyor.

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün resmi sitesinde yer alan 30 Nisan tarihli son bilgilere göre yüksek lisansını bitirmiş 2 bin 488, doktora sahibi ise 488 mahpus bulunuyor.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0