Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Adalet Bakanlığı 1000 avukatın ruhsatını gasp etti

Hakkında soruşturma olduğu ya da öğrenciliği sırasında eyleme katıldığı gerekçesiyle Adalet Bakanlığı, son 12 yılda bine yakın hukuk mezununun avukatlık ruhsatını ellerinden aldı. Ruhsatların 854’ü 15 Temmuz’un ardından iptal edildi.

BOLD ÖZEL – Adalet Bakanlığının hukuk fakültesi mezunu avukatlara yaptığı ruhsat zulmü rakamlara yansıdı. Adalet Bakanlığı, 2008-2019 arasında 996 hukuk fakültesi mezununun Türkiye Barolar Birliği tarafından verilen avukatlık ruhsatını iptal etti. Adalet Bakanlığının istatistiklere göre ruhsat iptallerinin 854’ü 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL sürecinde, 2016-2019 arasında yapıldı. En fazla sayıda ruhsat iptali ise 2019 yılında oldu. 2019’da 14 bin 836 hukuk mezununun 528’inin avukatlık ruhsatı iptal edilirken, her yüz başvurudan 3,56’sı reddedildi.

Hukuk mezunlarının ruhsat başvuru süreci şöyle işliyor: Hukuk fakültesi mezunu bir baroda avukatlık stajını tamamladıktan sonra baroya ruhsat başvurusunda bulunuyor. Baro, evrakları tamamladıktan sonra dosyayı Türkiye Barolar Birliğine gönderiyor. Barolar Birliği, stajyer avukatın ruhsat almasında herhangi bir engel olmadığına karar verirse başvuru onaylanarak Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık 60 gün içerisinde ruhsat başvurusunu onaylıyor ya da reddediyor. Red halinde dosya tekrar Barolar Birliğine gönderiliyor. Barolar Birliği tekrar onaylarsa bu kez ruhsat başvurusu onaylanıyor. Ancak bakanlık verilen ruhsatlara karşı İdare Mahkemesinde iptal davası açarak hukukçuların haklarını engelliyor.

MASUMİYET KARİNESİ YOK SAYILIYOR

Adalet Bakanlığının açtığı davaların sonuçlanması yıllar sürerken mesleğini yapamayan avukatlar yürütmenin durdurulması için karşı davalar açtı. 2016’daki OHAL ile başlayan ruhsat iptalleri geçen yıl büyük bir artış göstererek yüzlerce hukuk mezununun mağdur olmasına neden oldu. Cumhuriyet’e konuşan mağdur avukatlar ruhsat iptallerinin anayasaya ve temel hukuk ilkelerine aykırı olduğunu belirtti. Mağdurlar, “Her bakımdan eşitsiz ve hukuksuz bu maddenin doğrudan iptal edilmesi, hiç değilse masumiyet karinesini esas alan bir yaklaşımla kişi hakkında yürütülen kovuşturma kesin bir karara bağlanana kadar avukatların ruhsatlarına dokunulmaması gerekiyor” dedi.

KESİN KARARA KADAR RUHSATA DOKUNULMAMALI

Avukatlık Kanunu’nun 5/3. maddesine dikkat çeken mağdur avukatlardan Gönül Gören, şunları söyledi: “İki yıl ve üzeri ceza alabileceğiniz bir suçtan kovuşturma altındaysanız avukatlığa alınma isteminiz hakkındaki kararın bu kovuşturmanın sonuna kadar bekletilmesine karar verilebiliyor. Fakat bu hüküm emredici değildir ve idareye bir takdir yetkisi tanır. Takdir yetkisine sahip olan idari merciler ilgili Baro, TBB ve Adalet Bakanlığı’dır. Bu yetki, siyasi saiklerle kullanılması halinde hukuka aykırı kabul edilmelidir. Hiç değilse masumiyet karinesini esas alan bir yaklaşımla kişi hakkında yürütülen kovuşturma kesin bir karara bağlanana kadar avukatların ruhsatlarına dokunulmaması gerekiyor.”

BAROLAR DESTEK OLMUYOR

Ruhsatı iptal edilen hukuk mezunu Barış Barışık da baroların karşılaştıkları hukuksuzluğa duyarsız kalmasına tepki gösterdi. Barışık, “Söz konusu hukuka aykırı duruma ilişkin herhangi bir tepki verilmemekte, ruhsatı gasp edilen avukat adaylarıyla herhangi bir dayanışma gösterilmektedir. Mesela, ruhsatımın gasp edilmesi üzerine açılan davada müdahil olması yönünde talepte bulunmama rağmen Ankara Barosu gerekçesiz bir şekilde reddederek vermiş olduğum hukuk mücadelesinde taraf olmadı” dedi.

MESLEĞİMİN 3’NCÜ AYINDA İPTAL EDİLDİ

Ruhsatı iki kez iptal edilen Simin Atabay ise, “Bir yılı aşkın süre sonra ruhsat almıştım. Fakat henüz mesleğimin 15. gününde tarafıma iptal istemli dava açıldığını öğrendim. Bu süre zarfında mesleğe adapte olmak elbette çok zor. Bu durumu yaşayanlar olarak dosya almaktan imtina ediyoruz. Çünkü her an bir yürütmenin durdurulması kararı ile ruhsatımız yeniden elimizden alınabilir. Benim de aynen öyle oldu. Mesleğimin 3. ayında iken Yürütmenin Durdurulması kararı verildi ve yeniden işsizdim. Üstelik verilen bu karar masumiyet karinesinin ihlali demek” ifadelerini kullandı.

KHK’LILARA DA RUHSAT ZULMÜ YAŞATILIYOR

KHK ile ihraç olan hukukçuların avukat yapmaları da Adalet Bakanlığı tarafından engellenmişti. Anayasa Mahkemesi, avukatlığın kamu hizmeti niteliğinin avukatın kamu görevlisi olarak kabulüne imkan vermediği gerekçesiyle KHK ile ihraç edilenlerin avukatlık yapabileceğine karar vermişti. Ancak Ankara 14. İdare Mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin hakkında ihlal kararı verdiği KHK’lı Ceza Hukukçusu Yrd. Doç. Dr. Günal Kurşun’un Büyükada Davası’nda 1 yıl 13 günlük kesinleşmemiş cezasını gerekçe göstererek ruhsat başvurusunu reddetmişti.

İdare mahkemesi AYM’nin KHK’lı avukatla ilgili ihlal kararını yok saydı

BOLD ÖZEL

Bir yıl cezaevinde tutulan Muaz bebek için kampanya

60 günlükken annesiyle birlikte hapse atılan ve 13 ay cezaevinde kalan Muaz Bahadır’ın göz sağlığına kavuşabilmesi yardım kampanyası başlatıldı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Annesi Nurhan Erdal Bahadır ile birlikte 13 ay Tarsus 2 Nolu T Tipi Kadın Kapalı Cezaevinde yaşayan Muaz bebek doğduğundan beri sağlık sorunlarıyla mücadele ediyor. Muaz bebek, 4 Ekim 2018’de dünyaya geldiğinde aort koarktasyonu adlı kalp hastasıydı. Bir hafta kuvözde kaldı. Ayrıca sağ ve sol gözünde kayma, göz kanallarında da tıkanıklık vardı.

7 Aralık 2018’de annesiyle birlikte hapse giren Muaz bebeğin tüm tedavileri aksatıldı. İzmir Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 17 Ocak 2019 tarihinde verdiği randevuya gidemediler. Gözlerindeki kayma, Mersin Üniversitesi Hastanesi doktorunun ifadesine göre daha da ilerledi. İlaçları ve gözlüğü gecikmeli teslim edildi. Hapiste doğru dürüst beslenemedi. Yetişkinler için hazırlanan yemekleri yemek zorunda kaldı. Her şeye alerjisi olduğu için annesi süt ve süt ürünlerini bile tüketemedi.

Emeklemeyi, yürümeyi beton zeminde öğrendi. Emeklemeye başladığı dönemde ranzadan düşünce kurum müdürlerinden biri annesine ayağına ip bağlamasını söyledi. 18 kişilik koğuşta hasta oğluyla ilgilenen, kendisinin de bel fıtığı olan Nurhan Erdal Bahadır bu süreçte 3 kez sinir krizi geçirdi. Doktora götürüldükleri günler ayrı bir çileydi. Nurhan Erdal Bahadır, küçücük bebekle tabut diye adlandırılan cezaevi aracının içinde, Mersin sıcağında hastane önünde 7 saat beklemek zorunda kaldı.

Muaz 60 günlükken… Bu kare cezaevine girmeden önce çekildi.

“DOKTOR HAYRETLE DİNLEDİ, İNANAMADI”

Cemaat soruşturmaları kapsamında 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılan Nurhan Erdal Bahadır, İstinaf Mahkemesi kararı bozduğu için 31 Aralık 2019’da tahliye edildi. Ancak o bir yıllık süreç Muaz’ın hem psikolojisini hem sağlığını olumsuz etkiledi. Uzun bir süre toprağa, çimlere basamayan Muaz, hapisteyken elleri kolları zorla tutularak, jandarmalar eşliğinde muayene olduğu için yaşadığı travmayı atlatamadı. Muaz’ın babası Levent Bahadır, oğlunun Yunanistan’daki doktoruyla aralarında geçen bir konuşmayı şöyle anlatıyor:

“Yedi aydır Atina’da yaşıyoruz. Oğlumuzun tedavisi daha fazla gecikmesin diye burada doktora götürdük. Muayene sırasında doktor bir gün, ‘Bu çocukta bir şey var. Muayene etmemi istemiyor, bakamıyorum. Bir stresin kaynağı var, nedir?’ diye sordu. Annesiyle birlikte cezaevinde kaldığını söyledik. Göz muayenesinde, doktor randevularına bir daha gitme lüksünün olmadığını ve o anda bakılması gerektiğini, çaresizce annenin askerlerle birlikte kolundan, bacağından tutmak suretiyle gözüne bakmak için yoğun çaba sarf edildiğini, bundan dolayı bu travmayı yaşadığını söyledik. Kadın doktor hayretle dinledi, dinledikten sonra ellerinin göğsüne kavuşturdu. Gözleri nemlendi ve ayakta durmakta, o anda zorlandı.”

27 MAYIS’TA AMELİYAT EDİLECEK

Şu an 2,5 yaşında olan Muaz bebek ve ailesi artık Yunanistan’da yaşıyor. Tedavisi Atina’da devam eden Muaz, gözlerinde şaşılık olduğu için 27 Mayıs’ta ameliyat edilecek. Bu nedenle önümüzdeki günlerde Muaz için bir kampanya başlatılıldı. Levent Bahadır, Muaz’ın yaşadıklarını öğrenince doktorun hastane ve anestezi masrafını alacağını fakat kendi ücretinin yarısını almayarak yardımcı olacağını söyledi.

Destek olmak için tıklayın

Muaz bebek 1. doğum gününü 4 Ekim 2019’da cezaevinde kutladı.

Kalp hastası Muaz bebek 6 aydır hapiste

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Bakırköy Cezaevinde korona alarmı: Çocuklarımızı ölüme mi terk ettiniz?

Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevinde can pazarı yaşanıyor. 29 kişinin kaldığı B4 koğuşunda kızı bulunan Sema Maral, Twitter’dan yetkililere seslendi.

BOLD ÖZEL – Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevinde tutuklu mahpuslarda koronavirüs belirtileri olduğu halde test yapılmadığı ve doktora götürülmedikleri öğrenildi. Kızı 31 aydır tutuklu olan Sema Maral, kızıyla dün yaptığı telefon görüşmesini Twitter hesabından paylaştığı videoda anlattı.

“NEDEN TEST YAPILMIYOR, DOKTORA GÖTÜRÜLMÜYOR?”

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e seslenen Maral, “Kızım Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevinde 31 aydır tutuklu. B4 koğuşunda kalıyor. Dün telefon görüşümüz vardı. Herkesin hasta olduğunu söyledi. Halsizlik, eklem ağrısı, ateş, ishal olduğunu ama revire çıkarılmadıklarını test yapılmadığını söyledi. Evlatlarımızı orada ölüme mi terk ettiniz? Neden test yapılmıyor?” dedi.

28 yaşındaki kızının kronik nefes sorunu olduğunu belirten Maral, “Çocuğumun kronik hastalığı var, bahar aylarında nefes alamıyor, çok endişeliyim. Adalet Bakanı, hak ihlali gören bize söylesin diyor. Bunlardan haberiniz yok mu?” diye sordu.

“İNSANLAR CANLARIYLA UĞRAŞIYOR, AİLELER PERİŞAN”

Aynı koğuşta müvekkili Fatma Saadet Yılmazer’in de kaldığını söyleyen avukat Sümeyra Bulduk Twitter hesabından şunları yazdı: “Bakırköy Cezaevinde müvekkilim Fatma Saadet Yılmazer’in de tutuklu bulunduğu B4 koğuşunun tamamının korona olduğu, yataktan dahi kalkamadıkları, yüksek ateşleri olmasına rağmen test yapılmadığı ve revire dahi çıkarılmadığı söyleniyor. Siz korumak, yaşatmak nedir bilmez misiniz? Suçsuz yere özgürlüğünden mahrum ettiğiniz her insanın sağlığını korumakla yükümlüsünüz. İnsanlar canlarıyla uğraşıyorlar, aileleri ise perişan! Reviriniz ve revir doktorlarınız süs diye durmuyor orada!”

Cezaevinde korona isyanı: Siz yaşatmak nedir bilmez misiniz?

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Koronavirüsten ölen tutuklu akademisyen Halil Şimşek son yolculuğuna uğurlandı

5 yıldır Çanakale E Tipi Cezaevinde tutuklu olan ve kaldırıldığı yoğun bakımda hayatını kaybeden Yrd. Doç. Dr. Halil Şimşek bugün Bayramiç’te toprağa verildi.

BOLD ÖZEL – Çanakkale E Tipi Cezaevinde koronavirüse yakalandıktan sonra hayatını kaybeden akademisyen Halil Şimşek’in cenazesi bugün Bayramiç Mezarlığı’na defnedildi. 15 gün önce testi pozitif çıkan Şimşek, durumu ağırlaşınca geçen hafta Çanakkale Mehmet Akif Ersoy Hastanesi yoğun bakımına kaldırılmıştı.

5 yıldır Çanakkale Cezaevinde tutuklu Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğr. Üyesi Yrd. Dr. Halil Şimşek (53), 19 Temmuz 2016’da tutuklandı ve Cemaat soruşturmaları kapsamında 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı.

TAHLİYESİNE 3 AY VARDI

Aynı cezaevinde tutuklu Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Sedat Laçiner’e de danışmanlık yapan Şimşek, Lapseki Yüksek Okulu müdürlüğünde de bulunmuştu. Bayramiç eski belediye başkanlarından Zeki Şimşek’in oğlu olan Halil Şimşek evli ve iki çocuk babasıydı. Dosyası Yargıtay aşamasında olan Şimşek’in tahliyesine ise 3 ay vardı.

İhraç edilmeden önce de birçok haksızlığa maruz kalan Halil Şimşek, Çanakkale’de yerel bir gazeteye verdiği röportajda “Demokrat bir Türkiye sevdasıyla yaşıyorum. Ben de babam gibi ülkemin özgür ve demokrat olması için hayatımı vermeye hazırım.” demişti.

“ÜLKEMİN ÖZGÜR VE DEMOKRAT OLMASI İÇİN HAYATIMI VERMEYE HAZIRIM”

Halil Şimşek, Çanakkale’de yayın yapan bir internet sitesinde uğradığı haksızlıkları şöyle anlatmıştı:

“1 Temmuz 1968 Bayramiç, Çavuşlu Köyü doğumluyum. Ve o tarihten bugüne kadar Bayramiç ve Çanakkale ile hep gurur duydum. Bu topraklarda doğduğum için hep şükrettim. Bundan sonra da arkamda utanmayacağım bir hayat bırakmak istiyorum. Bu nedenle Demokrat Çanakkale’de yazıyorum. Babam Doğru Yol Partisi’nde bir neferdi, ben de Demokrat bir Çanakkale ve Demokrat bir Türkiye sevdasıyla yaşıyorum. Ben de babam gibi ülkemin özgür ve demokrat olması için hayatımı vermeye hazırım…

Eğitimimi İzmir Güzelyalı Ortaokulu, İstanbul Kabataş Erkek Lisesi, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi (Mülkiye) ve Hacettepe Üniversitesi’nde tamamladım. İzmir, İstanbul ve Ankara’dan sonra güzel Çanakkale’me katkı verebilmek için baba ocağına döndüm.

21 yıllık memuriyet hayatım boyunca sicilim tertemiz oldu. Bir tek uyarı dahi almadım. Ne ders verilirse anlattım, ne görev verilirse yaptım. Müdür de oldum danışman da… Meclis’te de çalıştım, güzel üniversitemde de… Dolu dolu vatan aşkıyla, Çanakkale aşkıyla yaşadım bu yıllara kadar.

“YAPMAYIN DEDİM, YİNE YAPTILAR”

Çok şey gördüm, yaşadım ama bu yıl gibisini görmedim. Çanakkale’de dersim varken neden Biga’da olmadığım soruldu bana ve iki yerde aynı anda olmadığım için hakkımda soruşturma açıldı. Uzmanlık derslerim verilmedi. Kadro yerim Çanakkale olduğu halde Biga’ya gönderildim. Kaloriferi bile çalışmayan, içinde bilgisayar olmayan, depo gibi bir odada 3 kişi 2 masada çalışmam istendi, gıkım çıkmadı, devlete, millete borcumu ödemeye çalıştım.

Kariyer geliştirme konusunda bilgim olmadığı halde tüm bir fakültede kurbanlık koyun gibi seçildim ve kadromun olduğu birimden 90 km uzağa sözde kariyer uzmanı olarak görevlendirildim. Belli ki uygulamadan maksat başkaydı. “Yapmayın” dedim, bu hukuka da insanlığa da sığmaz. Yaptılar. Mahkemeye verdim, mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi. Yine durmadılar, bu kez de mahkeme kararını arkadan dolanırcasına yine aynı yerde bana sormadan uzmanlık alanım dışında dersler verdiler. Ders verme şekli de özü de hukuka aykırıydı. Yine yapmayın dedim, yine yaptılar.

Bunlar canımı sıkıyor evet. Ancak asıl üzüntüm güzel Çanakkale’m adına. Tüm bunların benim başıma gelmesi değil benim güzel memleketimde olması beni üzüyor. Yakışmıyor bu topraklara. Böylesine vicdan eksikliği, böylesine hukuku umursamazlık ve insanları önemsememek yakışmıyor şehitler diyarına. Hektor gibi bir delikanlının diyarında daha delikanlı duruşlar bekliyor insan. Zeki Şimşek’in memleketinde daha insancıl olunmasını istiyor.”

ŞİMŞEK’İN KOĞUŞ ARKADAŞLARININ AİLELERİ ENDİŞELİ

Öte yandan Çanakkale E Tipi Cezaevinde birçok koğuşun karantinada olduğu öğrenildi. 20 kişilik koğuşta kalan Halil Şimşek’in koğuş arkadaşlarının aileleri sosyal medya hesaplarından endişelerini dile getirdi. 600 kişilik Çanakkale Cezaevinde şu anda 1000 mahpus bulunuyor. Kapasitenin üstünde olmasına rağmen kovid-19 hastalığı zamanında mahpusların denetimli serbestlik hakkı da verilmiyor.

Cezaevinde koronavirüs kapan akademisyen Halil Şimşek hayatını kaybetti

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0