Bizimle iletişime geçiniz

Politika

Siyasete etki edecek Kobani davası 26 Nisan’da başlıyor

HDP’li Yüksekdağ ve Demirtaş’ın da yargılanacağı Kobani davası 26 Nisan’da başlıyor. Siyasete de etki etmesi beklenen davayı yazan Gazeteci-yazar Murat Yetkin, yazısında savcının yazması 5 yıl sürmüş 3.530 sayfalık iddianameyi mahkemenin bir haftada inceleyip kabul etmeyi başarmasına dikkat çekti.

BOLD – ‘Kobani davası’ 26 Nisan’da Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanacak. HDP’nin önceki eş genel başkanları Figen Yüksekdağ ile Selahattin Demirtaş ile birlikte 108 kişinin yargılanacağı davaya ilişkin Demirtaş’ın avukatları dün internet ortamında basın toplantısı yaptı. Gazeteci-yazar Murat Yetkin de ‘Kobani olayları: yaklaşan davadan ABD ile ilişkilere’ başlıklı ‘yetkinreport.com’daki yazısında, dava sürecini, yaşanan olayları, avukatların iddianameye ilişkin değerlendirmelerini ele aldı.

DAVA SİYASİ GÜNDEME ETKİ EDECEK

Dava görülmeye başlandığında siyasi gündeme de etki edeceğini belirten Yetkin, şunları yazdı:

HDP’nin önceki eş başkanı Selahattin Demirtaş’ın avukatları, 18 Nisan Pazar günü internet ortamında bir basın toplantısı düzenledi. Konu 26 Nisan’da Ankara’da görülmeye başlanacak “Kobani olayları davasıydı.” Ankara 22’inci Ağır ceza mahkemesinde görülecek davada Demirtaş ve önceki eş-başkanlardan Figen Yüksekdağ ile birlikte 108 sanık yargılanacak. Bu davaya konu olan 2014 Kobani olaylarının hem iç hem dış boyutu var. Kobani olayları içeride 46 kişinin öldürülmesi ve 682 kişinin yaralanması yanı sıra AK Parti hükumetinin MİT ve HDP üzerinden yürüttüğü PKK ile diyalog sürecinde sonun başlangıcı olmuştu. Dışarıda ise Türkiye ile ABD’nin Suriye savaşında yollarının ayrılmasına neden olmuştu.

AİHM KARARINA RAĞMEN HALA CEZAEVİNDE

Yine hem iç hem dış gelişmeleri birlikte ilgilendiren bir boyut da AİHM’nin Demirtaş’ın 4 Kasım 2016’dan bu yana süren tutukluluğunu hak ihlali saymasına rağmen, hâlâ Edirne cezaevinde tutulması. Davanın Anayasa Mahkemesinin geri çevirdiği HDP kapatma davası ve HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması tartışmalarıyla da yakın ilgisi var. Yani hem hukuki hem siyasi boyutları olan bir dava. Zaten basın toplantısına katılan Başak Demirtaş’ın davanın “sadece hukuk değil, hakikat mücadelesi” olacağını söylemesi, siyasi mücadele olarak da görüldüğünü gösteriyor.

PKK İLE HİZBULLAH ARASINDAKİ SÜRTÜŞME PATLADI

Ne olmuştu?

PKK’nın Suriye kolu PYD’nin silahlı kanadı YPG Suriye iç savaşındaki otorite boşluğundan yararlanarak Türkiye sınırındaki Ayn el-Arab, ya da Kobani kasabasında kontrolü ele geçirmişti. O sırada diyalog süreci devam ediyordu ve PYD Başkanı Salih Müslim Ankara’ya geliyor, yetkililerle görüşmeler yapıyordu. 2014’de önce Suriye’de Rakka, sonra Irak’ta Musul’u ele geçiren IŞİD, Türkiye’yle Mürşitpınar sınır kapısını ele geçirmek için 13 Eylül’de Kobani’ye saldırıya geçti. 27 Eylül’de Demirtaş hükumeti IŞİD’e karşı YPG’ye (Suriye ve Irak’taki Kürt yerleşimlerinden) silah dahil yardım için Türkiye topraklarından koridor açmaya çağırdı. Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçilmesi üzerinden henüz bir ay, Musul’daki 49 rehinenin IŞİD’den kurtarılması üzerinden henüz bir hafta geçmişti. Müslim aynı talebi Ankara’ya 4 Ekim’de iletti ama karşılık alamadı. Bu arada HDP milletvekilleri Kobani’ye geçmek üzere Suruç’a sembolik yürüyüşler düzenliyordu. HDP yönetimi 6 Ekim’de “AK Parti ambargosunu protesto” ve Kobani’ye destek için “sokağa çıkmaya, çıkanlara destek olmaya çağırdı.” Günlerdir PKK ve Kürt Hizbullah’ı arasında devam eden sürtüşme o gece patladı.

FİDAN ARACILIĞI İLE ÖCALAN’DAN MEKTUP ALINDI

2012’de başlayan diyalog sürecinden beri görülmeyen yangın alevlenmişti. Üstelik bir yandan NATO ile Suriye’de işbirliği görüşülüyor, Ankara 9 Ekim’de ABD heyetiyle IŞİD’le mücadelede işbirliğini görüşmeye hazırlanıyordu. Başbakan Ahmet Davutoğlu riskli bir kozu oynamaya karar verdi. Erdoğan’ın onayıyla MİT Müsteşarı Hakan Fidan devreye girdi. Hapisteki PKK lideri Abdullah Öcalan’dan çatışmalara son verilmesini isteyen bir mektup alındı. Mektup (Demirtaş ve Sırrı Süreyya Önder yardımıyla) HDP ve Kandil’e ulaştırıldı ve çatışmalar 9 Ekim’de durdurulabildi. Ancak IŞİD saldırıları devam ediyor, Erdoğan ise YPG’ye destek olmak istemiyordu. Durum ABD Başkanı Barack Obama’dan 19 Ekim’i 20 Ekim’e bağlayan gece gelen telefonla değişti. Obama, Kobani’ye havadan yardım indireceklerini bildiriyor, buna engel olunmamasını, yardımcı olunmasını istiyordu. Erdoğan, IŞİD’e karşı Kobani’ye Türk ordusuyla girip yardım etmiş olsaydı, yakın tarihimiz başka türlü akabilirdi. Ama Obama’nın zorlayıcı talebiyle açınca, ABD ile yollar ayrılmakla kalmadı. ABD’nin Suriye’de IŞİD’le mücadelede ortak olarak Türkiye’yi değil PYD/YPG’yi seçmesinin yolu da açılmış oldu.

3530 SAYFALIK İDDİANAME BİR HAFTADA NASIL İNCELENDİ?

İlerleyen yıllarda AK Parti’den ayrılıp Gelecek Partisi’ni kuran Davutoğlu, o günlerde Demirtaş ile arasında geçen 12 dakikaya yakın bir telefon görüşmesinin kilit önemde olduğunu, tanık olarak çağrılması halinde mahkemede anlatabileceğini söyleyecekti. Demirtaş’ın avukatlarından Mahsuni Karaman, bunu daha önce dosyaya bakan 19’uncu Ağır Cezada açıldı. Şimdi Davutoğlu’nun tanıklığı için yeniden talep gerekiyor. Ancak HDP’nin hukuk işleri eş genel başkan yardımcısı Ümit Dede, duruşmada ağırlığı ilk aşamada bu davanın hiç açılmamış olması gerektiği tezine ve sonra karşı iddianame türü siyasi savunmaya geçmeyi düşündüklerini söyledi. Oysa dönemin başbakanının tanıklık yapmaya hazır olduğunu söylemesi savunma bakımından kaçırılmayacak bir fırsat olsa gerek. Ama zaten bütün dava ve iddianamesi tuhaflıklarla dolu. Demirtaş, Yüksekdağ ve dönemin HDP yönetimi hakkında soruşturma 2015’ta başlamış, iddianamenin savcı Ahmet Altun tarafından yazılması beş yıl almış ama mahkeme 3530 sayfalık iddianameyi bir haftada inceleyip kabul etmeyi başarmış.

İDDİANAMEDE BİR TEK OTOPSİ RAPORU YOK

Demirtaş ve Yüksekdağ’ın tutuklanmaları ise 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişimini izleyen OHAL koşullarında 4 Kasım 2016; o tarihten bu yana, AİHM’den gelen ihlal kararlarına rağmen tutuklu. Avukat Karaman, iddianamede sanıkların 37 kişinin öldürülmesine azmettirmekle suçlanmasına rağmen, bir tek otopsi tutanağı olmadığını söylüyor. Milletvekili Ayla Akat Ata, o günlerde kaçırılıp tehdit edilmesinden şikayetçi olduğu halde, iddianamede şikayetçi değil, sanık olarak yer almış. Avukat Dede, o dönem Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı olan (şimdi o da hapiste) Gültan Kışanak’ın Vali Hüseyin Aksoy’a giderek, olayları yatıştırmak için konuşma izni istediğini, güvenlik gerekçesiyle “Evinizden çıkmasın” dendiğini ama iddianameye göre cinayetleri azmettirmekle suçlandığını söyledi. Bu cinayetler arasında, o günlerdeki Kurban Bayramı nedeniyle komşularına kurban dağıtırken öldürülerek 6-8 Ekim olaylarının simgelerinden birine dönüşen 15 yaşındaki Yasin Börü de bulunuyor. Öte yandan Dede, “Öldürülenlerden 27’si HDP bağlantılı, HDP’liler HDP’lilerin ölümüne neden olmaktan yargılanacak” diyor.

ARA SEÇİM İÇİN 14 SANDALYENİN BOŞALMASI YETERLİ

Avukatlar 3530 sayfalık iddianamenin 250-300 sayfasının iddialardan, geri kalanının ise çoğu Fırat Haber Ajansı olmak üzere basın haberlerine dayalı anlatımlar, 2019 ve 2020’de ortaya çıkan iki tanık ifadesi ve sahte bir Twitter hesabından oluştuğunu öne sürüyorlar. Dava görülmeye başladığında muhtemelen siyasi gündeme de etki edecek. Çünkü iddianamede suçlananlardan bazı milletvekilleri aleyhinde dokunulmazlığın kaldırılması fezlekesi de bulunuyor. TBMM’nin ara seçime gitmesi için 14 sandalyenin daha boşalması ve doğu ve güneydoğudaki milletvekili dağılımının HDP aleyhine, AK Parti lehine değişmesi söz konusu. Diğer taraftan MHP lideri Devlet Bahçeli, HDP’nin kapatılmasında ısrarlı. Hatta kapatma davasını geri çevirdiği için Anayasa Mahkemesinin de kapatılmasını istedi, gelen tepkiler üzere “yeniden düzenlensin” dedi. İddianamenin sadece HDP yöneticilerini değil, onların yanında Irak ve Avrupa’daki PKK yöneticilerini de yargılaması, iki kimliği aynılaştıran siyasi algıya müsait bir durum ortaya çıkarıyor. Bunlar birbiriyle bağlantılı konular. Demirtaş 26 Nisan’daki duruşmaya bizzat değil, SEGBİS sistemi üzerinden, video aracılığıyla katılacak.

Koronavirüs aşısı Türkiye’de çarpan etkisi yapıyor

Politika

AKP’li vekilden Soylu açıklaması: Bakanımız büyük bir tehdit altında korumamız lazım

AKP Milletvekili Orhan Erdem, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in İçişleri Bakanı Süleyman Soyluyla ilgili iddialarının soruşturulmayacağı mesajını verdi. Erdem, “Bir mafya ile adı anılan, birçok sıkıntılı işle adı anılan birinin bir söylemiyle savcılar harekete geçerse, bütün namussuzlara yeni bir alan mı açalım yani?” dedi.

BOLD – AKP Konya Milletvekili Orhan Erdem, Konya’da dün gece yerel televizyon kanalında Sedat Peker’in İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkındaki iddialarıyla ilgili konuştu.

AKP’li vekil Erdem, “Büyük bir tehdit altında olan bir bakanımız. Onu korumamız lazım. Her haberle bakanlar istifa edecek olsa, her videoyla bakanlar istifa edecek olsa ne ülke yönetilir ne de bir adım atılır” ifadelerini kullandı.

Gerektiği yerde soruşturma açılacağını belirten Erdem, şunları söyledi:

“Cumhurbaşkanımız bunlara müsaade etmez. Bir mafya ile adı anılan, birçok sıkıntılı işle adı anılan birinin bir söylemiyle savcılar harekete geçerse, bütün namussuzlara yeni bir alan mı açalım yani? Bir yerden pis koku geliyorsa bu devletin çok ciddi istihbaratı var. Cumhurbaşkanımıza bunun bilgileri gider. Gerekenler yapılır. Ara ara böyle atraksiyonlar oluyor. Yurt dışına kaçmış biri, her gün bir video yayınlıyor. Çeşitli söylemlerde bulunuyor. Her video yayını yapanın arkasından gidecek olsa istihbaratı, savcısı bir ülkenin demokratik duruşunun ve adaletinin bir anlamı kalmaz. Gereken yapılacaktır, bundan emin olun. 90’lara falan da Türkiye dönmez. Siyasette olanların imtihanı çok zor. Bir adam Türkiye’yi dolandırıyor, kaçıyor bakanlıkta bir fotoğrafı çıkıyor hemen yayınlanıyor. Bunlara bakıp ilişkiler kurarsak olmaz. Bir hesap var, görünüyor.”

ŞU AN KÜÇÜK BİR FOTOĞRAFTAN GÖRÜYORUZ

Türkiye, büyük bir devlet. Sayın Soylu, yaptığı hizmetlerle bu milletin gönlünde bir yer aldı. Büyük bir tehdit altında olan bir bakanımız. Onu korumamız lazım. Allah, yardımcısı olsun. Her haberle bakanlar istifa edecek olsa, her videoyla bakanlar istifa edecek olsa ne ülke yönetilir ne de bir adım atılır. Bunlar geçmişte de yaşandı, bugün de yaşanıyor. Geri planını bilmemiz lazım. Biz, şu an küçük bir fotoğraftan görüyoruz. Yarın yetkililer daha geniş açıklamalar yapacaktır. Sayın Soylu, beş paralık adamlarla, işlerle uğraşacak biri değil. Buna da tenezzül etmez. Bir yerlerden menfaatleri kesilenlerin, onlara da sıranın geldiğini anlayanların son çırpınışlarıdır bunlar.”

İstifa krizi gibi olmadı Soylu’ya Bahçeli değil Alaattin Çakıcı kefil oldu

Okumaya devam et

Politika

Bahçeli: Hesaplaşmadan helalleşme olur mu?

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın pandemide zor durumda kalanlardan helallik istemesi, Cumhur İttifakının ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 2015 yılında söylediği “Hesaplaşmadan helalleşme olur mu?” sözlerini gündeme getirdi.

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, AKP teşkilatı ile video konferans üzerinden yaptığı bayramlaşmada, salgın döneminde yalnız bıraktığı esnaf ve çalışanlardan helallik istedi.

Erdoğan’ın bu talebine tüm kesimlerden tepki gelirken, Twitter’de #HelalEtmiyorum etiketiyle onbinlerce mesaj paylaşıldı. Erdoğan’ın “Sıkıntıya düşen insanlarımız olduysa hepsinden helallik istiyoruz” sözlerine mağdur olan her kesimden insan tepki gösterdi. Konu ‘helalleşme’ olunca MHP Lideri Bahçeli’nin 7 Haziran 2015 seçimi sürecinde yaptığı “Hesaplaşmadan helalleşme olur mu?” sözleri akıllara geldi.

DÜNÜ UNUTMAK NE MÜMKÜN

2015 Haziran ayında yapılan genel seçimler öncesinde Twitter’dan yaptığı bir açıklamada Bahçeli, “Acaba huzurun şafağında mıyız, yoksa günbatımında mı? Umuda yelken mi açıyoruz, ya da uçuruma doğru yol mu alıyoruz? Ne derseniz? Önümüzde beliren ufuk çizgisinin kurtuluşun müjdesi olmasını ümit ediyorum. Aksi takdirde toplumsal kuruma, kayma ve kavrulma kaçınılmazdır. Malumunuz, Türkiye tarihi bir seçimden çıktı. 7 Haziran’da milli irade sandıkta sözünü söyledi, mesajını verdi, siyasete istikamet çizdi. Her seçim bir yenilenme ve önümüzdeki yıllar için yepyeni bir sayfa açılması demek. Fakat bu temiz sayfa yazılırken dünü unutmak ne mümkün!” dedi.

TÜRKİYE’NİN KARANLIK BİLANÇOSU ORTADA

Herkesin kendi muhasebesini samimiyetle yapması gerektiğini belirten Bahçeli, “Telaşa kapılmaya lüzum yoktur. Kaygı ve korku tacirlerine fırsat vermeden, kriz ve kaos tetikçilerine göz açtırmadan mesafe alınmalıdır. Hiçbir koltuk, hiçbir makam, hiçbir rütbe ilkelerin, ülkülerin, geçmişteki söz ve sağlam duruşların önüne geçmemelidir, geçemeyecektir. Türkiye’nin 13 yıllık karanlık bilançosu ortadadır. Bu kötü mirasın müsebbipleri adımlarını atarken özeleştiri yapmayı unutmamalıdır. Hesaplaşmadan helalleşme olur mu? Menfaatin çekim gücüne kapılıp da fedakârca yapılan mücadeleler bir kalemde silinir mi?” dedi.

YÜCE EL MAZLUMUN AHINI YERDE BIRAKMAYACAKTIR

“Önümüze bakalım derken geçmişi ihmal edersek ya varlığımızdan ya da haysiyetimizden oluruz. Buna da kimsenin hakkı olmayacaktır” diyen Bahçeli, şunları söylemişti: “Her karanlık gecenin isini bir sabah aydınlığı siler. Her kışı bir bahar izler. Hüzünlü bakışları ferah bir çehreyle kapatacak, yılgın ve umutsuz anıları diri ve heyecanlı bir istikballe örtecek bir iradeye ihtiyaç vardır. Yusuf’u kuyudan çıkaran muhteşem kudret, Yunus’u balığın karnından kıyıya ulaştıran muazzam hikmet doğrunun yanındadır. Musa’yı Firavun’un elinden alıp hükümran yapan yüce el, mazlumun ahını yerde bırakmayacak, sabredeni mutlaka zaferle buluşturacaktır. Meraklanmayın, bugün dünden daha umutlu, bugün dünden daha olumludur.”

 

Erdoğan’a ‘helallik’ teklifi

Okumaya devam et

Politika

Kılıçdaroğlu’ndan Çakıcı göndermesi: Cumhur İttifakının yanında mafya var

kemal kılıçdaroğlu

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Alaattin Çakıcı’nın iktidara destek veren açıklaması sonrası konuştu. AKP ve MHP’nin üçüncü ortağının mafya olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, “İttifakın yanında mafya var. Bu gerçek de çıktı ortaya” dedi. Kokain çeken AKP’li Kürşat Ayvatoğlu’nun görüntülerini hatırlatan Kılıçdaroğlu, “Kolombiya’da Türkiye’ye gelen 5 ton kokainin üstüne giden var mı?” diye sordu .

BOLD – CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Sedat Peker ve Alaattin Çakıcı’nın açıklamaları sonrası başlayan iktidar-mafya birlikteliğiyle ilgili açıklamalarda bulundu.

Sözcü Gazetesinden Saygı Öztürk’e konuşan Kılıçdaroğlu, AKP-MHP İttifakı’nın üçüncü ortağının mafya olduğunu belirterek, “Bu gerçek çıktı ortaya. Türkiye adeta insan kaçakçılığının, uyuşturucu kaçakçılığının merkezi oldu” ifadelerini kullandı.

Sedat Peker’in videosunda anlattığı Kolombiya’da varış yeri Türkiye olan gemide 5 ton kokain yakalandığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, “Türkiye adeta insan kaçakçılığının, uyuşturucu kaçakçılığının merkezi oldu. Kolombiya’da bir gemide 5 ton kokain yakalandı. Geminin varış yeri Türkiye. Milyarlarca dolar tutarındaki kokainin parasını kim ödüyor? Türkiye’ye geldiğinde hangi adrese gidecekti, bu uyuşturucu kimlere teslim edilecekti? Bunun üstüne giden var mı, araştıran var mı? Kokain çekerken görüntüleri ortaya çıkan ve AK Parti Genel Merkezi’nde görevli o gence, bunu nereden aldığını, kaç liraya aldığını sorsunlar” dedi.

Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Bugün geldiğimiz nokta, 19 yılda yaratılan ve derinleşerek sürdürülen yanlış ekonomik ve siyasal politikaların sonucudur. Hukukun üstünlüğünün sağlanmadığı, Anayasa ve yasaların askıya alındığı bir ortam, devleti yönetenlerin çıkar amaçlı organize suç örgütleriyle çalıştıkları algısını besler. Ne yazık ki, ülkenin geldiği noktada bu.

MAFYA ÜÇÜNCÜ ORTAK

Devletin, adaletle yönetilmesi gerekir. Hukukun üstünlüğü mantığıyla, bilgiyle, birikimle, erdemle devlet yönetilir. Devlet kin ve öfkeyle yönetilmez. Cumhur ittifakını oluşturan iki parti var. Bir de yanında mafya var. Bu gerçek de çıktı ortaya. Ak Partili yurttaşlarımız da, MHP’li yurttaşlarımız da bunları biliyor ve görüyor. Türkiye adeta insan kaçakçılığının, uyuşturucu kaçakçılığının merkezi oldu. İnsan kaçakçılığı da, uyuşturucu kaçakçılığı da büyük boyutlarda.

KOKAİN ÇEKEN AKP’DE GÖREVLİ GENCE SORSUNLAR

Kolombiya’da bir gemide 5 ton kokain yakalandı. Geminin varış yeri Türkiye. Milyarlarca dolar tutarındaki kokainin parasını kim ödüyor? Türkiye’ye geldiğinde hangi adrese gidecekti, bu uyuşturucu kimlere teslim edilecekti? Bunun üstüne giden var mı, araştıran var mı? Aynı şekilde Mersin Limanı’nda 615 kilo kokain yakalandı. Kocaeli Dilovası’nda 540 kilo kokain yakalandı. Bunlar nereye, kime gidiyordu? Hiç tartışılmıyor, konuşulmuyor. Siyasi iktidarın bu olayların üzerine gittiği görüldü mü? Kokain çekerken görüntüleri ortaya çıkan ve AK Parti Genel Merkezi’nde görevli o gence, bunu nereden aldığını, kaç liraya aldığını sorsunlar. İktidar sahipleri, o gence nasıl bakıyor? Türkiye böyle yönetilemez. O kadar zavallılar ki, bu olayların üzerine gitmek yerine muhalefeti suçluyorlar. Devleti siz mi yönetiyorsunuz, muhalefet partilerinin genel başkanları mı yönetiyor? Mafya patronlarıyla mücadele etmesi gereken güvenlik güçleri kime bağlı? Hükümet, liyakatsiz kadroları engellerse, güvenlik güçleri tüm bu sorunları aşar.”

Alaattin Çakıcı’dan Sedat Peker’e ‘Cici Süleyman’ çıkışı: En İçişleri Bakanı Soylu’dur

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0