Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Hindistan’da halk yakamadığı cenazeleri Ganj Nehri’ne bırakıyor

Günlük can kaybı sayısında rekor kıran Hindistan’da halk yakamadığı ölülerini Ganj Nehri’ne bırakmaya başladı. Ülkede iki ayrı eyalette nehirde yüzen 70’den fazla ceset çıkarıldı.

BOLD – Hindistan’da son 24 saatte 4 bin 205 kişinin ölümüyle ülkede bugüne kadarki en yüksek günlük can kaybı sayısına ulaşıldı.

Uzmanlar, gerçek vaka ve ölü sayısının belirtilenden çok daha yüksek olabileceği uyarısını yaparken, ülkedeki içler acısı durum nedeniyle yakılamayan cansız bedenler Ganj nehrine bırakılmaya başlandı.

İnsanlar odun sıkıntısı nedeniyle ölülerini yakamazken, iki ayrı eyalette Ganj’da 70’den fazla ceset yüzerken bulundu. Yetkililer, yüzen cesetleri tespit etmek ve çıkarmak için Ganj Nehri boyunca bir ağ oluşturdu.

SAĞLIK SİSTEMİ ÇÖKTÜ

Kovid-19 salgınından en çok etkilenen ülkelerin başında gelen Hindistan’da sağlık sistemi çökmüş durumda. Büyük şehirlerde en azından temel sağlık hizmetlerine ‘ulaşılabiliyor’. Ancak kırsal kesimlerde durum tam tersi.

Yerel halk, sağlık hizmetlerinden yoksun olduğu gibi ülke genelinde ölülerin yakıldığı krematoryumlarda yaşanan yoğunluk ve odun sıkıntısı nedeniyle cenazelerini artık Ganj nehrine bırakıyor.

Odun bulabilen ‘şanslılar’ ise naaşlarını sokak aralarında ya da açık alanlarda geleneksel yöntemlerle yakarak sevdiklerine karşı son görevlerini yerine getiriyor.

AŞILAMA KAMPANYASI

Nüfusu 1,4 milyara yaklaşan Hindistan’da aşılama kampanyasının başlatıldığı 16 Ocak’tan bu yana 175 milyon 235 bin 991 doz aşı yapılsa da kampanya, henüz salgını durdurabilecek düzeye ulaşmadı. Aşı sıkıntısının birkaç ay daha sürebileceği kaydedildi.

Dünya genelinde en çok Kovid-19 vakasının görüldüğü ikinci ve virüs kaynaklı en çok ölümün kaydedildiği üçüncü ülke konumundaki Hindistan’da salgının başından bu yana 23 milyon 340 binden fazla vaka görüldü, 254 bini aşkın kişi hayatını kaybetti.

Türkiye’de de görülen Hindistan varyantı ‘kaygı veren mutasyon’ kategorisine yükseltildi

Dünya

Karadeniz’de tehlikeli gerginlik: Ruslardan İngiliz savaş gemisine uyarı ateşi

Rusya, Karadeniz’de bir İngiliz savaş gemisine bir Rus devriye gemisinin iki kez uyarı ateşi açtığı ve Su24-M tipi bir jetin de geminin güzergahına dört bomba attığını duyurdu. İngiltere ise açıklamayı yalanladı.

BOLD – Rus Savunma Bakanlığı karasularını ihlal ettiği iddiasıyla İngiltere Kraliyet Donanması’na bağlı “HMS Defender” isimli İngiliz savaş gemisine uyarı ateşi açtığını duyurdu. Rus medyası da, bir devriye gemisinin iki kez uyarı ateşi açtığını, Su24-M tipi bir jetin de HMS Defender’ın güzergahına dört bomba attığını yazdı. Moskova, uyarı ateşinden sonra HMS Defender’ın rotasını değiştirdiğini söyledi.

İngiliz Kraliye Donanmasına ait HMS Defender – Type 45 tipi destroyer

İngiltere ise Rus ordusunun Karadeniz’de bir İngiliz savaş gemisine uyarı ateşi açtığı yönündeki haberleri yalanladı.

İngiltere Savunma Bakanlığı (MoD), yaptığı açıklamada haberleri yalanladı ve HMS Defender’ın Ukrayna sularında uluslararası hukuka uygun olarak yoluna devam ettiğini söyledi.

MoD Basın Ofisi’nin Twitter hesabında paylaşılan açıklamada, “Rusların Karadeniz’de topçu tatbikatı yaptıklarına ve faaliyetleri hakkında denizcilik camiasına önceden uyarıda bulunduklarına inanıyoruz. HMS Defender’a hiçbir atış yapılmadı. Güzergahı üzerine de bomba atıldığı iddiasını tanımıyoruz” denildi.

Olayın Kırım’ın güneyindeki Fiolent Burnu yakınlarında meydana geldiği aktarıldı.

Interfax haber ajansı, İngiliz Büyükelçiliği savunma ataşesinin Rusya Savunma Bakanlığı’na çağrıldığını bildirdi.

14 Haziran’da İstanbul Boğazı’nı geçerek Karadeniz’e hareket eden HMS Defender, İngiltere Kraliyet Donanması’na ait Type 45 türü destroyeri.

İNGİLTERE BÖLGEDE GERGİNLİĞİ ARTTIRMAK MI İSTİYOR?

Avrupa Birliği’nden ayrılan İngiltere geçtiğimiz aylarda yenilediği küresel askeri ve güvenlik politikasında Rusya’yı tehdit sıralamasında ilk sıraya koymuştu.

Rusya’nın Ukrayna sınırına asker yığdığı geçtiğimiz aylarda Rus basınında çıkan haberlerde, ABD’den daha çok İngiltere hedef alınmıştı.

İngiltere’nin ABD’yi Rusya’ya karşı kışkırttığı ve Ukrayna konusunda daha şahin politikalar uygulamaya teşvik ettiği ifade edilmişti. Buna karşın Biden yönetiminin daha itidalli olduğu ve frene bastığı kaydedilmişti.

Ukrayna krizinin zirve yaptığı dönemde Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı dahil çok sayıda üst düzey İngiliz yönetici Ukraynalı yetkililerle bir araya gelmiş ve Ukrayna’ya desteklerini ifade etmişlerdi.

Rusya’nın Ukrayna sınırına yığdığı askerlerin bir kısmını geri çektiği, Ukrayna krizinin soğumaya yüz tuttuğu ve Biden-Putin görüşmesi ile ABD ve Rusya arasındaki buzların bir nebze olsun erimeye başladığı günlerde meydana gelen gerginlik bir kez daha dikkatlerin İngiltere’ye odaklanmasına sebep oldu.

İngiliz Yüksek Mahkemesi’nden ‘adil yargılama’ endişesiyle Türkiye’nin iade talebine ret

Okumaya devam et

Dünya

SBK’nın iade dosyası Avusturya’da

Türkiye’nin Viyana Büyükelçisi Ozan Ceyhun, Sezgin Baran Korkmaz’ın iadesi için ikinci resmi adımı attıklarını ve iade dosyasının Avusturya makamlarına iletildiğini söyledi. ABD’nin de talip olduğu SBK’nin kaderi Avusturya yargısında

BOLD – Ankara, Türkiye’de ‘kara para aklamak’ suçlamasıyla hakkında tutuklama kararı bulunan Sezgin Baran Korkmaz’ın Türkiye’ye iadesi için ikinci resmi adımı da attı. Türkiye’nin Viyana Büyükelçisi Ozan Ceyhun, ABD’nin talebiyle Avusturya’da gözaltına alınan Korkmaz’ın iadesi için 19 Haziran gecesi Avusturya makamlarına ilgili notayı ve gerekli evrakları sunduklarını açıkladı.

Ceyhun, Korkmaz’ın tutuklandığı Cumartesi günü önce iade sürecini başlatan taleplerini ilettiklerini, şimdi de iade süreciyle ilgili gereken dosyayı sunduklarını belirterek “Bunun için her zaman 40 günlük bir süre vardır, o nedenle de 40 günle tutuklanır iade edilecek şahıs. Bizim hiç o kadar beklemeye de ihtiyacımız olmadı. Adalet Bakanlığı dün bakanlığımız (Dışişleri) üzerinden bize dosyayı iletti, biz de Avusturya makamlarına dosyayı ilettik. İade için Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılması gereken resmi tüm işlemler yapılmış durumda” ifadelerini kullandı.

“TÜRKİYE’YE İADE EDİLMEK İSTİYOR”

Ceyhun, Korkmaz’ın Avusturya’da gözaltına alındıktan sonra Viyana Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığını, mahkemenin görevsizlik kararı verdiğini de hatırlatarak Korkmaz’ın avukatı aracılığıyla “Türkiye’de yargılanmak istediğine” dair kendilerine ilettiği düşüncelerini, mahkemede de söylediğini kaydetti.

Ceyhun, “Avukatın bize söylediğine göre mahkemede de Pazartesi günü dile getirmiş. ‘Ben Türkiye’ye iade edilmek istiyorum’ demiş. Söz konusu şahsın Türkiye’ye iade edilmek istediğini hakim nezdinde söylemiş olması da önemli” diye konuştu.

Ceyhun, Korkmaz’ın 5 Temmuz’daki duruşması için de “Avusturya hakimlerinin nasıl davranacağı konusunda yorum yapamam ama sürecin nasıl devam edeceğine o duruşmada karar verilecek. O duruşmada alınacak kararlar belirleyici olacak” bilgisini verdi.

ABD’DE 225 YILA KADAR HAPSİ İSTENİYOR

ABD Adalet Bakanlığı da Korkmaz’ın kendilerine iade edilmesini istiyor. Bakanlık, hafta başında Korkmaz hakkında “kara para aklamak, para transferi dolandırıcılığı ve yargıyı engellemek” suçlamalarıyla dava açıldığını duyurmuştu. ABD makamları, Korkmaz hakkındaki iddianamenin gizliliğini de kaldırmıştı.

İddianamede Korkmaz’ın, Lüksemburg ve Türkiye’deki banka hesapları aracılığıyla 133 milyon dolar kara para akladığından söz ediliyor. Korkmaz’ın, ABD’nin Utah eyaletinin bölge mahkemesinde Kingston Kardeşler ve Levon Termendzhyan’ın vergi teşviklerinden yararlanarak Amerikan hazinesini dolandırmakla suçlandığı yolsuzlukla da bağlantısı olduğu iddia ediliyor.

Korkmaz hakkında toplamda 225 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

Korkmaz, Avusturya’da ABD’nin talebi üzerine tutuklanmıştı. ABD, iade talebini de Türkiye’den önce Avusturya makamlarına iletmişti. Korkmaz’ın hangi ülkeye iade edileceğini Avusturya’daki mahkeme karar verecek.

Susma hakkını kullanan Sezgin Baran Korkmaz’ın tutukluluğu uzatıldı

Okumaya devam et

Dünya

Af Örgütü’nden Yunanistan’a Meriç’teki geri itmelerle ilgili sert eleştiriler

Uluslararası Af Örgütü, Meriç’te geri itmelerin Yunan sınır siyasetinin bir parçası haline geldiğini ve sığınmacılara yönelik bu uygulamaların ağır insan hakları ihlalleri içerdiğini belirtti. Örgüt, Avrupa sınır teşkilatı Frontex’in de görevine son verilmesini istiyor.

BOLD – Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), Yunan sınır birliklerinin, koruma arayan sığınmacıları yasa dışı bir biçimde sınır dışı etme faaliyetini sürdürmekle suçladı.

Af Örgütü tarafından hazırlanan “Greece: Violence, lies and pushbacks” (Yunanistan: Şiddet, yalanlar ve geri itmeler) adlı rapor Çarşamba günü yayımlandı. Rapor, 2020 yılının haziran-aralık döneminde Türkiye-Yunanistan sınırını oluşturan Meriç Nehri bölgesindeki Yunan sınır polisinin uygulamalarını irdeliyor.

Yunanistan, aynı yılın şubat ve mart aylarında, Türkiye’nin kendi tarafındaki sınırı açması üzerine kendi topraklarına geçiş yapmak isteyen sığınmacıları yer yer şiddet kullanarak Türkiye’ye geri göndermişti.

İNSAN HAKLARI İHLALLERİ RUTİN UYGULAMAYA DÖNÜŞTÜ

Af Örgütü’nün yeni araştırması, Yunanistan’ın insan hakları ihlallerinin “rutin uygulamalarının bir parçası haline dönüştüğünü” öne sürüyor.

Af Örgütü’nün raporunda, “Sınır dışı faaliyetinin organizasyon seviyesi, Yunanistan’ın insanları geri göndermek ve bunu gizlemek için ne denli ileri gidebileceğini gösteriyor” denildi.

Raporun yayınlanması nedeniyle, konuya dair açıklamalarda bulunan Uluslararası Af Örgütü Almanya teşkilatının mülteciler uzmanı Franziska Vilmar, “şiddet kullanılarak uygulanan push-back’lerin (geri itme), Meriç Nehri bölgesinde Yunan sınır siyasetinin bir parçası olduğunun” yapılan araştırmalarla ortaya konduğunu dile getirdi.

Franziska Vilmar, “sığınmacıların acımasızca tutuklanıp hapsedilmeleri için Yunan makamlarının sıkı bir iş birliği içinde hareket etmesi acı verici” ifadelerini kullandı.

DAYAK, ŞİDDET, YARALAMA

Af Örgütü’nün söz konusu raporu hazırlarken görüştüğü sığınmacılar, kendini Yunan makamlarının temsilcileri olarak tanıtan ve bazıları sivil kıyafetli olan kişiler tarafından şiddet gördüklerini belirtti. Bu kapsamda çok sayıda kişi, sopa ve değneklerle kendilerine vurulduğunu, tekme, yumruk ve tokat atıldığını ve darbelere maruz kaldıklarını; bu sebepten dolayı bazı durumlarda ağır yaralanmaların yaşandığını dile getirdi.

Af Örgütü raporunda, Yunan güvenlik güçlerinin Türkiye sınırından 700 kilometre uzakta yakaladıkları sığınmacıları dahi Türkiye’ye gönderdiği öne sürüldü. Örgütün ayrıca, belgelenmiş vakalara dayandırdığını belirttiği iddialarına göre Yunan makamları, iltica başvurularını değerlendirmeye bile almadan sığınmacıları kara ve deniz üzerinden yasa dışı bir şekilde geri itme uygulamasına tabi tutuyor.

FRONTEX’E SERT ELEŞTİRİLER

Af Örgütü bu bağlamda Avrupa Birliği (AB) Sınır Koruma Ajansı’nı (Frontex) da eleştirdi. Örgüt, insan hakları ihlallerini engelleme sorumluluğu bulunan Frontex’in, bunu yerine getiremediği için Yunanistan‘daki görevinin sona erdirilmesini talep etti.

Vilmar, bu konuyla ilgili olarak da, “Konuştuğumuz tüm insanlar, Frontex’in çok sayıda personel ile görev yaptığı bölgelerden geri gönderilen kişilerdi” dedi. Vilmar ayrıca gerek kendilerinin, gerekse başka örgütlerin çok sayıda vakayı belgelediği için, Frontex‘in kötü muamelelerden haberinin olmadığını iddia edemeyeceğini vurguladı.

İngiliz Yüksek Mahkemesi’nden ‘adil yargılama’ endişesiyle Türkiye’nin iade talebine ret

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0