Bizimle iletişime geçiniz

Politika

Selahattin Demirtaş yazdı: Kim bu devlet içindeki çeteler?

Tutuklu siyasetçi Selahattin Demirtaş, 2 ay önce kaleme aldığı devlet ve çete ilişkilerini irdeleyen “Kim bu devlet içindeki çeteler” başlıklı yazısının güncel gelişmeler ışığında tekrar okunmasını istedi.

BOLD – Yaklaşık beş yıldır Edirne E Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “Kim bu devlet içindeki çeteler?” başlıklı bir yazı yazdı. Gazete Duvar için 2 ay 13 gün önce kaleme aldığı yazıyı Twitter’daki hesabından bugün tekrar paylaşan Demirtaş, yazının güncel gelişmeler ışığında bir kez daha okunması gerektiğini ifade etti.

Devlet içindeki çetelerin hangi merkezden yönetildiğini, onları kimin finanse ettiğini ve kimlerin koruduğunu sordu. Muhalefet partilerinin bu çetelerle ilgili herhangi bir şey yapmamasını ilginç ve tuhaf olarak değerlendirdi.

Bu çeteler teşhir edilip üstüne gidilmezse önümüzdeki seçimlere de gayri meşru yol ve yöntemlerle müdahale edeceğini öngörmek için kâhin olmaya gerek olmadığını ifade eden Demirtaş, “TBMM’de araştırma komisyonu kurulması için neden her gün mücadele yürütmüyor? Bu çetenin faaliyetlerini isim isim neden raporlayıp Meclis’e sunmuyor? Bence bunların hepsini yapmaları lazım. Bu çetenin siyasete karşı darbe faaliyeti yürüttüğünü, gayrı meşru yollarla siyasete, seçimlere müdahale ettiğini tespit etmek zor olmasa gerek.” dedi.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ’IN CEZAEVİNDE KALEME ALDIĞI YAZININ TAMAMI

“Türkiye 2014 yılından itibaren fiilen, 2018 yılından bu yana da resmen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle yönetiliyor. Bu sistemin demokrasiye, hukuk devleti ilkesine, çoğulculuğa ve güçler ayrılığı ilkesine açıkça aykırı olduğu herkesçe biliniyor. Bu durum muhalefet tarafından da sık sık dile getiriliyor. Zaten halkın büyük çoğunluğu, bu sistemin yol açtığı krizlerden doğrudan etkilenmeye başladığı için de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne olan destek gün geçtikçe azalıyor.

Bu sistemden er geç çıkılacağından eminim. Sadece, zamanını kestiremiyorum. Belli ki muhalefet bu sisteme alternatif çalışmalarını somut hale getirerek bir gelecek vizyonu da çizmeye çalışıyor. Umarım daha fazla geç kalmazlar ve yeni anayasa tartışmalarında ön almayı, gündem belirlemeyi başarırlar.

Ancak ben bu yazıda, muhalefetin eksiği olarak gördüğüm bir başka konuya değinmek istiyorum. Yukarıda da belirttiğim gibi muhalefet, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin resmi ve aleni politikalarını, uygulamalarını eleştiriyor, yeri geldiğinde teşhir ediyor, ciddi hatalar tespit edince de üstüne gidiyor. Fakat ilginç bir şekilde, bu hükümet sisteminin şemsiyesi altında, devlet içinde yarı gizli ve gizli şekilde örgütlenmiş yapılanmaların, çetelerin üstüne gitmiyor, onları teşhir etmiyor, en azından belgeleyip raporlamıyor.

MUHALEFET BU MESELENİN PEŞİNE DÜŞSE…

Neyi kast ettiğimi biraz açayım. Örneğin beş yandaş müteahhite, akıl almaz usulsüzlüklerle çok ciddi miktarlarda kamu kaynakları aktarılıyor. Gazeteci Çiğdem Toker, bu usulsüzlükleri harika bir gazetecilik örneği sergileyerek bir bir belgeliyor, yazıyor. (Ki bana göre, kendisi yılın gazetecilerinden seçilmeliydi ve tüm muhalefet liderleri kendisini ziyaret edip ondan brifing almalıydı.) Muhalefet bu meselenin peşine düşse olayın sadece ihale yolsuzluğu olmadığını, işin özünde çetelerin el altından finansmanını sağlayan çok daha büyük ve gizli bir yapının olduğunu ortaya çıkarabilecektir.

Elbette bunun dışında da çeşitli kaynaklar yaratılıyor. Doğrudan kamu kaynaklarıyla veya vakıflar aracılığıyla, belediyeler yoluyla da çıkarlar sağlanıyor, makam ve mevki dağıtılarak ödül sistemi devreye sokuluyor. Tetikçi yandaş medyanın, orada yazan, konuşan gazeteci, akademisyen, araştırmacı görünümlü birçok şahsın bu kaynaklardan finanse edildiğini tahmin etmek mümkün. Muhtemelen 50-60 kişilik bu medya tetikçisi güruh, ceplerine doldurulan bol paralar karşılığında her gece televizyonlarda kanal kanal dolaştırılarak kendilerine verilen, günün veya haftanın düşmanını linç etme görevini yerine getiriyor. Son beş yıldır kimlerin bu kanallarda düzenli olarak bu faaliyetlere katıldıklarını tespit etmek zor olmasa gerek.

Denilebilir ki, medya ve ifade özgürlüğü var. İsteyen herkes demokratik hakkını kullanıp televizyona çıkabilir ve konuşur. Bu güruh dışında kimsenin böyle bir hakkının olmaması bir yana, bu faaliyete katılanların belli bir merkezden yönlendirildiği, görevlendirilip finanse edilerek belli bir amaca (muhalefete operasyon) yönelik, sistematik bir çalışmaya dahil oldukları için öyle basitçe eleştirilip geçiştirilemez. Ortada çok ciddi ve ağır bir suç var. Yani sadece basın ahlak ilkeleri ihlal edilmiyor ya da sadece iftira, hakaret suçu işlenmiyor. Devlet içinde çöreklenmiş bu çete aracılığıyla siyasete, seçimlere, yargıya doğrudan müdahaleler yapılıp iktidarın gücü tahkim edilmeye çalışılıyor. Bu çetenin sosyal medya ayağının, yargı ayağının, sivil toplum, sermaye ve en tepede siyaset ayağının olduğunu anlamak da tespit etmek de zor değil.

Yaşanan bir olay karşısında siyasi iktidarın tutumu, eşzamanlı olarak yandaş kanalların ve oradaki tetikçilerin tutumu, sosyal medya ve sivil ayağın tutumu, aynı anda yargının tutumu yan yana konulunca bunların ancak ve ancak tek merkezden yönetilmekle bu kadar senkronize çalışmalarının mümkün olabileceğini rahatlıkla ortaya koyabiliriz. Mesela Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ’a ve gazeteciler Orhan Uğuroğlu ile Afşin Hatipoğlu’na ölümcül saldırılar gerçekleşti. Bu saldırıların örgütlü ve planlı olduğunu bilmeyen var mı?

Peki ne oldu bu saldırılar sonrasında? Siyasi iktidarın ve ortaklarının açıklamalarını, yandaş medyanın tutumunu ve yargının tutumunu yan yana koyun bakalım. Ortada ayıplanacak, kınanacak bir durum mu var yoksa devlet içindeki organize bir suç şebekesinin kolektif olarak işlediği çok ağır bir suç mu var? Peki muhalefet bu durumu neden ayıplamayla, kınamayla, esefle karşılamayla geçiştiriyor? Çok tuhaf, değil mi? HDP’lilerin yargılama süreçlerindeki çete faaliyetlerini burada anlatmayacağım ama bilinsin ki hepsi partimizin hukukçuları tarafından belgeleniyor, raporlanıyor. Günü geldiğinde de bağımsız yargının ve TBMM’nin önüne koyacağız. Bakalım bizi medyada her gün, her gece hakaret, yalan ve iftiralarla linç eden, suçlu ilan eden, yargılama süreçlerimize doğrudan etki eden bu güruh o gün ne ifade verecek?

MİLYONLARCA İNSAN BU ÇETENİN ELİNDE REHİN

Bunun gibi yüzlerce örnek yaşanıyor. Hatta bizzat muhalefet liderleri bu çetenin medya, bürokrasi, yargı, siyaset ayaklarının saldırısına uğruyorlar. Ama ilginç bir şekilde sadece kınayarak, ayıplayarak geçiştiriyorlar. Acaba onlar da, “Günü gelince yargı önünde hesabını sorarız” diye sabır mı çekiyorlar? Eğer öyleyse büyük yanlış yapıyorlar. Çünkü muhalefetin bu garip tutumu nedeniyle çok ağır tahribatlar yaşanıyor, çeteler her geçen gün daha da pervasız, cüretkar ve saldırgan hale geliyor. Milyonlarca insan bu çetenin elinde adeta rehin alınmış gibi korkudan gıkını çıkaramıyor. Tweet atanı, yazı yazanı, slogan atanı, dik duranı, sesini çıkaranı bu çete önce trol ağıyla medyada linç ediyor, ardından siyaset ayağı hedef gösteriyor, sonra yargı ayağı devreye girip tutukluyor veya çetenin sokak ayağı devreye girip dövüyor, fiili linç yapıyor.

Peki bu yarı gizli, gizli çetenin açık ve örtülü faaliyetleri sizce nereden, hangi merkezden yönetiliyor? Kim finanse ediyor, kim koruyor bunları? Muhalefet bu konuyu neden ciddiyetle ele almıyor? Tüm muhalif liderleri aynı masanın arkasına geçip ortak bir basın toplantısıyla neden bu çeteye karşı siyasi, hukuki, toplumsal bir mücadelenin startını vermiyor? TBMM’de araştırma komisyonu kurulması için neden her gün mücadele yürütmüyor? Bu çetenin faaliyetlerini isim isim neden raporlayıp Meclis’e sunmuyor? Bence bunların hepsini yapmaları lazım. Bu çetenin siyasete karşı darbe faaliyeti yürüttüğünü, gayrı meşru yollarla siyasete, seçimlere müdahale ettiğini tespit etmek zor olmasa gerek. Ve bu çete teşhir edilip üstüne gidilmezse frenlenmezse önümüzdeki seçimlere de gayri meşru yol ve yöntemlerle müdahale edeceğini öngörmek için kâhin olmaya gerek yok.

SİYASETÇİLERE ÇAĞRI: EL ELE VERİN

Bu vesileyle tüm liderlere açık çağrı yapıyorum. Devlet içine çöreklenmiş bu yapının üstüne gitmek için ortak tutum almalısınız, birlikte hareket etmeli ve Meclis’i daha fazla işletmelisiniz. Eğer iktidar ve ortakları bu yapılarla iç içe değilse onların da normal olarak bu mücadeleye destek vermesi beklenir.

Umarım meseleye ciddiyetle ve kararlılıkla yaklaşılır. Yoksa bu çete daha gözü kara davranmaya cüret eder hale geldiğinde artık geç kalınmış olunabilir. Devletin çetelerden temizlenmesi yarına bırakılamaz. Mücadele bugünden başlamalıdır. Suç işleyen herkes er geç yargı önünde hesap vereceğini bugünden bilerek ona göre hareket etmelidir. Devletin kimseye ailesinden miras kalmadığı, halkın ortak değeri olduğu herkese çok net bir şekilde hissettirilmelidir. Bunu da ancak siyasetçiler el ele vererek yapabilir.

Sonuç itibarıyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin yol açtığı tahribatlar irdelenirken devlet içi yarı gizli, gizli hukuk dışı yapılanmalar göz ardı edilmemeli, bunların üstüne kararlılıkla gidilmelidir. Bu çetelerin ne amaçları ne de faaliyetleri en küçük bir meşruiyet, yasallık taşımazken aksine çok ağır suçlar işlenirken muhalefet kınayıp eleştirmekle yetinmemelidir. Topluma karşı sorumluluk duygusu ve görev bilinciyle hareket edilmeli, bu süreç demokrasi mücadelesinin bir parçası olarak ciddiyetle ele alınmalıdır.”

Politika

Arınç da Erdoğan’dan helalleşme bekliyor: Bir kırgınlığım elbette vardır

AKP’li eski Meclis Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Erdoğan için “Kardeş diyebildiğim insan bana sahip çıkmazsa gücenirim. Bunun helallik olarak bana dönmesini isterim” dedi. AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’a muhalefet etmemek gibi bir ‘içtihatta bulunduğunu’ da belirten Arınç, “Beni fazla zorlamasınlar. Çünkü içtihatlar zaman zaman değişebilir.” dedi.

BOLD – Bir süre önce aktif siyasetten çekilen ve Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyeliği’nden de istifa eden eski Meclis Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’tan Erdoğan’a helalleşme çıkışı geldi. Arınç, Erdoğan’a muhalefet etmemek gibi bir ‘içtihatta bulunduğunu’ ancak ekledi: “Beni fazla zorlamasınlar. Çünkü içtihatlar zaman zaman değişebilir.”

Erdoğan’la zaman zaman fikir ayrılıkları yaşasa da bir  zamanlar en yakınlarından biri olan Arınç, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde sorunlar olduğunu söyledi, “Yargı bağımsızlığı için iklim değişmeli” dedi. Cemaatlerin denetlenmesi gerektiğini belirtti.

Kasım 2020’de Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın uzun tutukluluk sürelerini eleştirmesinin ardından MHP lideri Devlet Bahçeli’nin sert eleştirilerine hedef olan ve Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu’ndan istifa eden Arınç, BBC Türkçe’den Ece Göksedef’e ilginç açıklamalarda bulundu.

“ÖZGÜL AĞIRLIĞI OLAN KİŞİ KALMADI”

‘Tek kişi’ üzerine kurulu Cumhurbaşkanlığı Hükumet Sistemi’nin şu anda tıkır tıkır işlemediğini belirten Arınç, Erdoğan’ın da bunun farkında olduğunu söyledi.

Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ahmet Davutoğlu’ndan sonra çok konuşulan bir mesele, düşük profilli başbakan… Bu bizim yapımıza uygun değil. Düşük profil deyince, her şey iyisiyle doğrusuyla bir numaraya yönelince, özgül ağırlığı olan kişi kalmadı. Kala kala bir ben kaldım, onun da ne kadar azaltıldığını görüyoruz.”

“YARGIDA VE YARGI BAĞIMSIZLIĞI KONUSUNDA ÇOK BÜYÜK SIKINTI VAR”

Yargı bağımsızlığı konusuna değinen Bülent Arınç, “Sıkıntı var. Tam öyle bir tespit yapmayayım ama bütün olarak yargıda sıkıntı var mı derseniz, var. Hem de çok büyük sıkıntı var. Bu sıkıntıların giderilmesi için Türkiye’de belki bir iklim değişikliğine, anlayış değişikliğine ihtiyaç var. Sanıyorum bu da olacak çünkü herkesin adaletten beklentisi büyük. Beklenti büyük olunca, ihtiyaç büyük olunca bunun arkası gelir. Gecelerin en koyu zamanı, şafak vaktine en yakın olan zamanmış.” dedi.

“ERDOĞAN’A HİÇBİR ZAMAN RAKİP OLMAYACAĞIM DEDİM AMA…”

Aktif siyasete dönüş ile ilgili konuşan Arınç, “Ben AK Parti’nin kurucusuyum, evin sahibiyim. AK Parti’de benden daha kıdemli insan yok. Ben bu partinin sac ayaklarından, kurucularından, temel taşlarından birisiyim. Buna kızanlar, kıskananlar, beni kötülemek isteyenler çıkabilir. Güneş balçıkla sıvanmıyor. Başımı AK Parti’den başka bir partiye çevirmem. AK Parti’de olacağım, cumhurbaşkanımızın yanında, çevresinde olacağım. Ona karşı hiçbir zaman rakip olmayacağım diye bir içtihatta bulundum. Beni fazla zorlamasınlar. Çünkü içtihatlar zaman zaman değişebilir.” diye konuştu.

Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan gibi yeni bir parti kurma ihtimali sorulan Arınç, “Başka bir parti kurmak veya başka bir partiye katılmak düşüncesinde değilim şu anda.” dedi.

Ece Göksedef’in, “Sayın Erdoğan’a AK Parti içerisinde rakip olmak gibi bir düşünceniz olabilir mi?” sorusuna karşılık da Arınç, “Hayır, böyle bir düşüncem kesinlikle yok.” diye karşılık verdi.

ERDOĞAN’A KIRGINLIĞIM ELBETTE VARDIR

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ağabey-kardeş ilişkisi içinde olduklarını belirten Arınç sözlerini şöyle sürdürdü:

“Özelde bana ağabey diye hitap eder, biz Tayyip Bey diye ona hitap ederiz. Evet, eski samimi günler şu anda yok ama bu bizim özündeki beraberliğimizi değiştirmez. Elbette bana karşı söylenmiş sözlerden dolayı kendisinden bir helallik dilerim, beklerim. Bu çok önemli çünkü benim için.

Ben onu Bahçeli gibi görmüyorum, Bahçeli geçmişten beri bizim dışımızda bir insan. O ne söylerse onunla başka türlü hesaplaşırız zamanı, zemini geldiğinde.

Ama ağabey-kardeş ilişkisi içerisinde olan insanlar birbirlerini kırmamalı, birbirlerine sırt çevirmemeli. Bir adam eşkiyaya sahip çıkarken benim kardeş diyebildiğim bir insan bana sahip çıkmazsa ben bundan gücenirim. Bunun da helallik olarak bana dönmesini isterim. Biz bunları kendi aramızda halledeceğiz inşallah. Bundan dolayı bir kırgınlığım elbette vardır ama bunu reddedecek noktada değiliz.”

15 Temmuz’u aydınlatacak çok kritik fotoğraf

Okumaya devam et

Analiz

Türkiye raydan çıktı! Muhalefet ne yapacak?

Derinleşen krizle alım gücü düşen halk, artık derdini sokakta haykırıyor. Erdoğan ‘hayır’ dese de muhalefet erken seçimde ısrarlı. Erken, baskın yada normal yakın gelecekte seçim olacak. Uzmanların ‘helalleşme-hesaplaşma’ çıkışı yapan muhalefete, seçmenine ve partizan olmayan AKP-MHP seçmenine doğru mesajları verme konusunda uyarıları var.

BOLD – Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın görevden alınmasıyla derinleşen yüksek kur krizi, yeni yönetimin faiz indirme kararıyla ekonominin dengelerini alt üst etti. Temel gıda maddeleri, enerji ve akaryakıt ürünlerine zam yağdı. Dolardaki hızlı yükseliş, maliyet tutturmakta zorlanan bazı şirketlerin toplu satış sipariş alımlarını durdurdu. Bu yüzden yağ, şeker, un ve kahve gibi ürünlerde marketler kota uygulamaya başladı. Her gün gelen akaryakıt zamları yüzünden benzinliklerin önünde uzun kuyruklar var. Fırıncılar, un üreticilerinin satış yapmamasından şikayetçi.

Dünyanın da gözü Türkiye. Dış basında hemen her gün Türk ekonomisindeki verilere ilişkin yeni analizler yayınlanıyor. Bugün de İngiltere’nin önde gelen gazetelerinden Financial Times, Türk lirasındaki değer kaybı ve dövizdeki dalgalanmaya ilişkin bir analiz yayınladı. Analizde, Türkiye’nin döviz krizinde AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın etkili olduğunun altı çizildi. Erdoğan krizden kurtulmasının önündeki en büyük engel görülüyor.

AKP’li siyasiler dışında ekonomideki gelişmelerden herkes şikayetçi. Muhalefet her fırsatta erken seçim çağrıları yapıyor. Erdoğan ise seçimin zamanında yapılması gerektiğini söylüyor. Erken, baskın yada normal, Türkiye’nin yakın gelecekte sandığa gidecek. Anketler, Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı arasındaki uçurumun kapandığını gösteriyor.

MUHALEFETİN SÖYLEMLERİ NASIL OLMALI

Meral Akşener mitinglerde, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da ev ortamında çekilen görüntülerinde Erdoğan rejimini sandıkta devireceklerini ve ekonomiyi düzelteceklerinin vaadini veriyor. Geçtiğimiz haftalarda ‘helalleşme’ ve ‘hesaplaşma’ çıkışları yapan muhalefete uyarı var.

Helalleşme ve hesaplaşma çıkışlarının ardından başlayan devr-i sabık yaratma tartışmalarıyla ilgili görüşlerini Gazete Duvar’a paylaşan yazar Sedat Bozkurt, “Şimdi muhalefetin yapacağı, hesap sorma kolaycılığı yerine, kendilerinin de sürekli muhatap olacakları bağımsız yargı ve parlamento denetimi vadetmektir” dedi.

MUHALEFETE İKTİDAR SEÇMENİNİ NASIL ÇEKER

Muhalefetin üzerinden durması gereken en önemli konulardan biri de Cumhur İttifakı seçmenine nasıl ulaşacağı sorunu. Siyaset Bilimci Nezih Onur Kuru Gerçek Gündem’de yer alan yazısında, “Seçmenlerin yüzde 11’ini oluşturan parti bağlılığı düşük AK Parti ve MHP seçmeni, ekonomik şartlar giderek kötüleşirken partilerini terk etmeye en meyilli grubu oluşturuyor. Bu seçmenler arasında iktidara kızgınlığın yaygınlaşması, birçok kişinin sandığa gitmeyerek veya muhalefete oy vererek iktidarı cezalandırmasıyla sonuçlanabilir” dedi.

Bu denklemde muhalefete de iş düştüğünü belirten Kuru, “Muhalefetin rasyonel ve güvenilir bir hava yaratması gerekiyor. Aksi halde parti bağlılığı düşük seçmen, olumsuz şartlara rağmen güvenmediği muhalefet karşısında partisini korumaya güdülenebilir. Dolayısıyla bu seçmenin sosyo-ekonomik, demografik, ideolojik ve etnik dağılımını incelemek ve tercihlerinde etkili olabilecek parametreleri tahlil etmek önemli” ifadelerini kullandı.

AKP VE MHP SEÇMENİNE KÖPRÜ KURABİLİR

Millet İttifakı üyeleri olarak CHP’nin merkez siyasi figürleri ile İyi Partili siyasetçiler, CHP-DSP, ANAP-DYP ve MHP’li ailelerden gelen seçmenlere kolaylıkla hitap edebilecek politik söylem ve ajandalara sahip olduğunu belirten Kuru, “Bu yakınlık muhalefet partileri ile partizan olmayan AK Parti ve MHP seçmenleri arasında köprüler kurulmasını sağlayabilir” diye yazdı.

“AKP’li Savcı Sayan ve korumaları şantiyede işçileri dövdü”

Okumaya devam et

Politika

Kılıçdaroğlu’dan miting resti: Vali de Erdoğan da görecek

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 4 Aralık’ta Mersin’de yapılması planlanan ve valiliğin yasakladığı miting ile ilgili rest çekti. Kılıçdaroğlu, “Mitingimizi yapacağız. Vali de görecek, Erdoğan da görecek, herkes görecek” dedi.

BOLD – CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara’da İkinci Yüzyılda Eğitim Hakkı Çalıştayı’na katıldıktan sonra gazetecilerin sorularını cevapladı.

Kılıçdaroğlu, 4 Aralık’taki Mersin mitingi için Mersin Valiliği’nin Cumhuriyet Meydanı talebini reddetmesi ile ilgili soruya, şu yanıtı verdi: “Mitingimizden niye rahatsız oluyor, anlamakta zorluk çekiyorum. Demek ki bir kusurları var. Sayın Vali, Cumhuriyet Meydanı’nı yasaklıyor, başka bir yer göstermiş, Mitingimizi yapacağız. Vali de görecek, Erdoğan da görecek, herkes görecek.”

 

Okumaya devam et

Popular

Shares