Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Biden’dan yaraları saracak hamle: Kudüs Konsolosluğu yeniden açılıyor

ABD Dışişleri Bakanı Blinken, Trump döneminde kapanan ve Washington’un Filistin’le ilişkileri yürüten Kudüs’teki ABD Konsolosluğu’nun yeniden açılacağını açıkladı. Biden yönetimi, Trump döneminde tamamen İsrail lehine kayan ve ABD’nin geleneksel Ortadoğu politikalarını altüst eden yaklaşımını yeniden dengelemeye çalışıyor.

BOLD – ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ülkesinin Kudüs Konsolosluğunu yeniden açacaklarını duyurdu, ancak ne zaman açılacağına dair bir tarih vermedi. Blinken’ın bu açıklamalarının ABD’nin Filistin’le Trump döneminde zayıflayan bağlarını yeniden güçlendirmeyi hedeflediği belirtiliyor.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Gazze’deki 11 günlük savaşın ardından sağlanan ateşkesin kalıcı olması için bölgeyi ziyareti kapsamında Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile Ramallah’ta görüştü.

Blinken, Ramallah kentinde Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’la görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, “Devlet Başkanına da söylediğim gibi, ben ABD’nin Filistin yetkilileri ve Filistin halkıyla ilişkilerini, karşılıklı saygı ve Filistin ile İsrail’in eşit ölçüde güvenlik, özgürlük fırsatı ve haysiyet hak ettiği görüşünün paylaşıldığı inancıyla yeniden inşa etme vaadinin altını çizmek için buradayım” diye konuştu

ABBAS YÖNETİMİNİ GÜÇLENDİRME ÇABALARI

İsrail ile Hamas arasında 11 gün süren çatışmaların ardından varılan ateşkesi desteklemek amacıyla bölgede bulunan Blinken, Gazze’ye yardım için uluslararası desteği harekete geçirme sözü verdi. Ayrıca Filistinlilere, 5,5 milyon doları Gazze’ye acil yardım olmak üzere toplam 40 milyon dolara yakın yardımda bulunacaklarını açıkladı.

Böylelikle Biden yönetiminin Filistinlilere yönelik Amerikan yardımının 360 milyon doları aşması bekleniyor. Trump yönetimi bu yardımı neredeyse tamamen kesmişti.

ABD son olaylarda arka plana itilen ve uluslararası toplum tarafından tanınan Batı Şeria’daki Filistin yönetiminin lideri Abbas’ı yeniden güçlendirme çabasında. Mahmut Abbas hala Filistin halkının temsilcisi ve uzun süredir duran barış sürecinin kilit ortağı olarak görülüyor.

Filistin yönetimiyle diplomatik ilişkileri yürüten ofis olarak uzun yıllar hizmet veren konsolosluğun faaliyetleri, eski Başkan Donald Trump’ın döneminde azaltılmış, ABD’nin başkent Tel Aviv’deki büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınmasının ardından büyükelçikle birleştirilmiş ve kapatılmıştı.

TRUMP, ABD’NİN GELENEKSEL ORTADOĞU POLİTİKASINI ALTÜST ETTİ

ABD yönetimleri İsrail’in en büyük destekçisi olsa da Donald Trump yönetimine kadar Washington belirli bir denge politikası çerçevesinde hareket ediyordu.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun ‘İsrail’in Beyaz Saray’da sahip olduğu en iyi arkadaş’ ifadesiyle tanımladığı Donald Trump, ABD’nin geleneksel Ortadoğu politikasını altüst etti.

Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan ve ABD’nin Tel Aviv’deki büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyan Trump, Filistin yönetimiyle diplomatik ilişkileri yürüten ofis olarak uzun yıllar hizmet veren Kudüs Başkonsolsluğu’nu da kapatmıştı.

Filistin yönetimine yardımları neredeyse tamamen kesen Trump, 1967 yılında Suriye’den işgal edilen Golan Tepeleri’ni de İsrail Devleti’nin bir parçası olarak kabul etti.

Trump, damadı Jared Kushner’in hazırladığı ve İsrail’in 1967 savaşındaki kazanımlarının büyük kısmını garanti altına alan Ordadoğu barış planını uygulamak için ise görev süresi bittiği için zaman bulamadı.

ABD’NİN KUDÜS’Ü İSRAİL’İN BAŞKENTİ OLARAK TANIMASI

Doğu Kudüs’ü 1967 yılındaki Altın Gün Savaşı’nda işgal eden İsrail, 1980 yılında çıkardığı ‘Kudüs Yasası’ ile Filistin’in kuracağı bir devletin başkenti olarak gördüğü şehrin doğusunu da kapsayacak şekilde Kudüs’ü ‘bütün ve birleşik’ olarak İsrail’in başkenti ilan etti.

BM Güvenlik Konseyi, aynı yıl aldığı iki kararla bu yasanın uluslararası hukuku ihlal ettiğini kabul etti ve yasanın geçersiz olduğunu ilan etti. ABD, kararları veto etmemiş ancak oylamada çekimser kalmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul eden kararı 6 Aralık 2017’de imzaladı.

Donald Trump, 6 Aralık 2017’de BM Güvenlik Konseyi’nin bu konuda aldığı 2 karara ve ülkesinin 37 yıllık politikasına ters düşerek ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul ettiğini duyurdu.

Trump, ayrıca ABD’nin Tel Aviv’deki Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıayacağını açıkladı.

ABD’NİN TEL AVİV’DEKİ BÜYÜKELÇİLİĞİ’Nİ KUDÜS’E TAŞIMASI

İsrail’in Kudüs Büyükelçiliği’ni Trump’ın kızı Ivanka Trump ve ABD Ticaret Bakanı Steven Mnuchin yaptı.

Trump’ın 2017’deki açıklamasının ardından ABD, 14 Mayıs 2018’de İsrail’in bağımsızlığının ilan edilişinin 70. yıldöneminde Kudüs’teki Büyükelçiliği’ni açtı.

Gazze sınırında açılışı protesto eden Filistinlilere İsrail Ordusu’nun yaptığı müdahale sonucu 58 kişi hayatını kaybetti.

Bugün itibariyle ABD ile birlikte sadece 2 ülkenin, Kosova ve Guatemala, büyükelçilikleri Kudüs’te bulunuyor. Brezilya, Honduras, Macaristan, Moldova ve Romanya da elçiliklerini Kudüs’e taşıyacağını açıkladı.

Paraguay, 2018 yılında elçiliğini kısa süre ile Kudüs’e taşıdı ancak daha sonra elçilik yine Tel Aviv’e taşındı.

ABD’NİN KUDÜS’TEKİ BAŞKONSOLOSLUĞU’NUN KAPATILMASI

ABD’nin Kudüs’te Filistinlilerle ilişkileri yürütmek için Osmanlı döneminden beri (1844) bir konsolosluğu bulunuyordu. Trump yönetiminin 2018 yılı Mayıs ayında İsrail Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması sonrası Ekim ayında dönemin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Kudüs Başkonsolsluğu’nun elçilik ile birleştirileceğini açıkladı.

Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Kudüs’ü ziyareti sırasında şu anda ABD Kudüs Büyükelçiliği’nin Filistin İşleri Birimi olarak hizmet gören binayı ziyaret etti ve görevli personelle görüştü.

Filistin yönetimiyle diplomatik ilişkileri uzun yıllar yürüten konsolosluk 4 Mart 2019’da resmi olarak İsrail ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği ile birleştirildi. Agron Caddesi’nde bulunan tarihi bina ‘İsrail Büyükelçiliği’nin Filistin İşleri Birimi’ haline getirildi.

O güne kadar direkt olarak ABD Dışişleri Bakanlığı ile kontakt kuran Kudüs Konsolosluğu, ABD’nin Kudüs’e taşınan İsrail Büyükelçiliği’ne bilgi vermeye başladı.

FİLİSTİN’İN WASHİNGTON’DAKİ TEMSİLCİLİĞİNİN KAPATILMASI

10 Eylül 2018’de ABD Başkanı Donald Trump, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün İsrail ile barış görüşmelerine başlamamasını gerekçe göstererek Filistin’in Washington’daki temsilciliğinin kapatılmasını emretti.

Tepkilere rağmen ofis, bir gün sonra kapatıldı.

FİLİSTİN’E YARDIMLARIN KESİLMESİ

ABD Başkanı Trump, 2018 yılında çıkan terör yasalarını (Taylor Force Act) gerekçe göstererek 31 Ocak 2019’da Filistin yönetimine yapılan mali yardımları durdurdu.

İSRAİL’İN GOLAN TEPELERİNİ İLHAK ETMESİNİN TANINMASI

ABD’nin direkt Filistin’le bağlantılı olmasa da Ortadoğu sorununun bir parçası olan İsrail’in 1967 yılında Suriye’den işgal ettiği Golan Tepeleri’ni İsrail’in bir parçası olarak tanıması da Washinton’un geleneksel politikalarında köklü bir değişime neden oldu.

Donald Trump, 25 Mart 2019’da imzaladığı bir kararla Golan Tepeleri’nin İsrail’in bir parçası olduğunu kabul etti. Böylece dünyada ilk kez İsrail dışında bir devlet BM Güvenlik Konseyi’nin açık kararlarına rağmen İsrail’in bölgeyi ilhakını tanımış oldu.

TRUMP YÖNETİMİN SEMBOLİK ADIMLARI

Trump yönetimi, İsrail-Filistin dengesinde bazı sembolik adımlar da attı. Adımlar sembolikti ancak İsrail’in 1967 yılında işgal ettiği bölgelere meşruiyet kazandıracak nitelikteydi.

Donald Trump, 22 Mayıs 2017’de İsrail’in 1967’te işgal ettiği Doğu Kudüs’te bulunan Ağlama Duvarı’nı ziyaret eden görevdeki ilk ABD Başkanı oldu.

ABD Başkanı Donald Trump, 2017 yılı Mayıs ayında Ağlama Duvarı’nı ziyaret etti. Daha önce ABD başkan adayları Ağlama Duvarı’nı ziyaret etmişti. Ancak Trump, İsrail’in 1967 yılında işgal ettiği Doğu Kudüs’te bulunan Ağlama Duvarı’nı ziyaret eden görevdeki ilk ABD Başkanı oldu.

Ayrıca 2020 yılı sonlarında dönemin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İsrail’in işgal ettiği Batı Şeria’da inşa ettiği ve uluslararası toplum tarafından ‘illegal’ kabul edilen bir Yahudi yerleşim birimini ziyaret eden ilk ABD dışişleri bakanı oldu.

BİDEN YÖNETİMİ TRUMP’IN İZLERİNİ SİLEBİLECEK Mİ?

20 Ocak’ta görevi devralan Biden yönetimi, aynı ayın sonlarında İsrail-Filistin sorununda iki devletli çözüme bağlı olduğunu açıkladı.

Biden yönetimi ayrıca Filistinli mültecilere yardım eden Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Teşkilatı’na (UNRWA) yaptığı mali yardımlara yeniden başlayacağını açıkladı. Trump yönetimi 2018 yılında UNRWA’ya yardımları durdurmuştu.

Kapatılan Kudüs Başkonsolsluğu’nu yeniden açacak olan ve Filistin’e yardımları yeniden başlatma sözü veren Biden yönetimin, ABD’nin Ortadoğu politikası üzerindeki Trump hayaletini tamir edip edemeyeceğini ise zaman gösterecek.

Suriye iç savaş ortamında ikinci kez cumhurbaşkanlığı seçimine gitti

Dünya

Taliban ‘haram’ diyerek Youtuber Khasha Zwan’ı idam etti

Afganistan’da Taliban, Youtube yükledi komik videolarıyla tanınan Kandaharlı komedyen Khasha Zwan’ı insanları güldürmenin ‘haram’ olduğu gerekçesiyle idam etti. Zwan’ın öldürülmeden önce çekilen ve sosyal medyada dolaşıma giren son görüntüleri ise yürek burktu.

BOLD – Afganistan’da komedyenlik yapan ve Youtube yüklediği komik videolarıyla tanınan Khasha Zwan Taliban tarafından idam etti. Sosyal medyaya yansıyan görüntülerde Taliban militanları bir araca elleri arkadan bağlı bindirdikleri Zwan’ı tartakladıkları görülüyor. Görüntülerin infazdan hemen önce kaydedildiği sanılıyor.

Taliban’ın Kandahar’ın tanınan komedyeni Zwan’ı insanları güldürmenin ‘haram’ olduğu gerekçesiyle öldürüldüğü iddia ediliyor.

Sosyal medyada ‘Justice for Zwan’ etiketiyle Taliban’ın Zwan’ı idam etmesi protesto edildi.

Tekbirle denize giren Suriyeliler ve mülteci tartışması: Provokasyon havası var

Okumaya devam et

Dünya

“Cevheri Güven gibi sürgündeki gazeteciler hükumetten daha güvenilir”

Tarihinin en istikrarsız dönemini yaşayan Türk siyasetinin büyük çaplı protestoları ve devletin zirvesindeki siyasi mücadeleleri tetikleyeceğini belirten Steven Cook, bu istikrarsızlığın sürgündeki muhalif gazetecilerin milyonlarca izlenen Youtube yayınlarını göz kamaştırıcı hale getirdiğini söyledi.

BOLD – Türk siyaseti son yıllarda hiç olmadığı kadar istikrarsız bir durumda olduğunu söyleyen ABD’li Türkiye uzmanı akademisyen Steven Cook, Erdoğan’ın ülke genelinde kontrol oluşturma ve sürdürme kapasitesinden taviz verdiğini ve bunu da büyük çaplı protestolar, artan şiddet ve devletin zirvesinde siyasi mücadeleleri tetikleyeceğini dile getirdi.

Amerikan Foreign Policy dergisinde yayınlanan yazısında Cook, seçim sisteminin de yardımıyla Erdoğan’ın AKP’nin ilk yıllarından itibaren diğer partilerle koalisyon kurmaya gerek duymamanın sonuçlarından yararlandığını belirtti. İlk on yılında AKP’nin ekonominin büyümesine yardımcı olan önemli ekonomik reformları üstlendiğine dikkat çeken Cook, o yıllarda Türkiye’nin siyasi ve sosyal bir istikrar dönemi yaşadığını hatırlattı.

GEZİYLE BAŞLAYAN İSTİKRARSIZLIK

Erdoğan’ın 2008’den itibaren otoriterliğe dönüş yoluna girdiği yönündeki ortak kanıya dikkat çeken Cook’a göre, bu otoriterlikle birlikte, Gezi olayları, Gülen hareketine yönelik başlatılan operasyonlar, PKK ile yeniden başlayan savaş, 15 Temmuz, 2018 ve 2019’da Türkiye’nin ekonomik kaderinde uzun süreli bir düşüş ve son olarak 2020’nin koronavirüs pandemisi ülkeye istikrarsızlığı getirdi.

Bu olaylardan birinden diğerine düz bir çizgi çekilebileceğini ve tüm bu olayların AKP’nin vizyonunun nasıl kırıldığını gösterebileceğini aktaran Cook, tüm bu olayların partinin siyasi katılımı genişletme, daha müreffeh bir toplum oluşturma, Türkiye’nin büyük bir güç olarak potansiyelini gerçekleştirme ve iyi yönetişim sağlayacak ve toplumdaki bölünmelerin üstesinden gelmeye yardımcı olacak dini değerleri kurumsallaştırma konusundaki başarısızlığını yansıttıklarının altını çiziyor.

15 TEMMUZ’U SORGULAMAYA CÜRET EDENLER

“15 Temmuz ile ilgili Gülen Hareketinin suçluluğuna ilişkin resmi anlatıyı sorgulamaya cüret eden herkes, hapisle, mülkün kamulaştırılmasıyla, aile yıkımıyla sonuçlanacak şekilde tüm ağırlığıyla Türk hükümetini karşısında bulmayı bekleyebilir” diyen Cook, “Kaçabilecek kadar şanslı olanlar ise, Türkiye’nin istihbarat ajanları ve ilgili haydutların elinde sürekli iade veya şiddetli intikam korkusuyla yüz yüze kalabilir” dedi

Hükümet yetkililerini uyuşturucu kaçakçılığı, cinayet ve yolsuzlukla suçlayan Sedat Peker’in Erdoğan’ı doğrudan işaret etmemekle birlikte onun işin içinde olduğunu kuvvetle ima ettiğini belirten Cook, Avrupa’da sürgünde bulunan muhalif gazetecilerin de bu iddiaların peşine düşerek daha da güçlendirdiklerinin altını çiziyor.

HÜKUMET VE BASINDAN DAHA GÜVENİLİR

Almanya’da bulunan gazeteci Cevheri Güven örneğini veren Cook, Güven’in AKP’nin söyledikleri ile nesnel gerçeklik arasındaki uçurumu ortaya çıkaran bir YouTube fenomeni haline geldiğine dikkat çekiyor.

Cevheri Güven gibi sürgündeki muhalif gazetecilerin hem hükümetten hem de basından daha güvenilir haber kaynakları haline gelmesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Cook, “İşte bu yüzden Peker ve Güven gibi sürgündeki gazetecilerin YouTube’da milyonları bulan izlenme sayısı göz kamaştırıyor ve Türkiye daha istikrarsız. AKP’nin vizyonundan taviz verilmesiyle, Erdoğan kontrolü sürdürmek için giderek daha fazla patronaj ve baskıya güvenmek zorunda kaldı. Ama ikisi de pahalı ve sınırlı” ifadelerini kullandı.

Kültür Bakanlığının İstanbul tanıtımına İstanbullu şaşırdı

 

Okumaya devam et

Analiz

Tunus ikinci Mısır mı olacak?

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’in Başbakan Hişam el-Meşişi’yi görevden almasının ardından tansiyonun yükselmesi üzerine ülkede gece sokağa çıkma yasağı ilan edildi. AKP yönetiminden Tunus iç siyasetine yönelik  açıklamalar dolayısıyla Müslüman Kardeşler kökenli En-Nahda hareketinin de Mısır’daki İhvan’ın düştüğü tuzağa düşmesi ve şiddete bulaşmasından korkuluyor.

BOLD ANALİZ – Arap Baharı’nın fitilinin ateşlendiği ve yegane başarı hikayesi olarak görülen Tunus’ta gerilim yükseliyor. Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’in Başbakan el Meşişi’yi görevden alması ve meclisi kısa süreyle kapatmasını ‘darbe’ olarak nitelendiren En-Nahda hareketi sokaklara indi. Cumhurbaşkanı Said, ülkede gece sokağa çıkma yasağı ilan etti.

AKP yönetimi Mısır’da olduğu gibi Tunus’ta da yaşanan gerginliğin baş aktörlerinden biri oldu.

AKP, Mısır’da Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin askeri darbeyle devrilmesi ve sonrasında yaşanan şiddet olaylarında olduğu gibi Tunus’ta da gerilimi azaltma yönünde girişimde bulunmak yerine yine taraf tutmaya ve gerilimi tırmandıracak söylemler kullanmaya başladı. Cumhurbaşkanı Said’in kararını ‘darbe’ olarak nitelendiren AKP, En-Nahda’yı ‘darbeye direnmeye’ çağırdı.

Tunus’ta Arap Baharı’nın bugüne kadar kazasız atlatılmasında, 2016 yılında ‘siyasal İslam’ı resmen terk ettiğini açıklayan En-Nahda Hareketi’nin itidalli davranması etkili oldu.

Ancak son olaylar sonrası sokağa inen Müslüman Kardeşler (İhvan) kökenli En-Nahda hareketinin Mısır’daki İhvan’ın düştüğü tuzağa düşmesi ve ülkenin şiddet sarmalına girmesinden korkuluyor.

GECE SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI İLAN EDİLDİ

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’in Başbakan Hişam el Meşişi’yi görevden almasının ardından tansiyonun yükselmesi üzerine, ülkede gece sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Cumhurbaşkanlığının Facebook hesabından yapılan açıklamada, bugünden itibaren geçerli olacak sokağa çıkma yasağının saat 19.00 ile 06.00 arasında geçerli olacağı ve 27 Ağustos’a kadar süreceği belirtildi. Sağlıkla ilgili acil durumlar ve gece çalışanlar ise yasak kapsamı dışında bırakıldı.

Geceleri sokağa çıkma yasağı ilan eden Cumhurbaşkanı Said, Pazartesi günü yayınladığı video mesajında halka itidal çağrısı yaparak, Başbakanı görevden alma kararının bir darbe olduğu yönündeki iddiaları reddetti. Said, “Ulus için en büyük tehlike iç patlamadır” ifadesini kullandı.

“Son kararlarımı darbe olarak adlandıranların anayasayla ilgili bilgilerini yeniden gözden geçirmesini öneririm” diyen Said, halka ‘sizi sokaklara çağıranların çağrılarına uymayın’ uyarısı yaptı.

Pazartesi günü ilerleyen saatlerde Nahda’ya yakın görülen Al Jazeera kanalı, güvenlik güçlerinin Tunus’taki ofislerine baskın düzenleyerek tüm ekipmanları fişten çektiğini ve çalışanlara ofisten çıkmalarını söylediğini duyurdu.

GÖREVDEN ALINAN BAŞBAKAN MEŞİŞİ GERİ ADIM ATTI

Said’in açıklamalarının ardından görevden alınan Başbakan Hişam el-Meşişi de bir açıklama yaparak “Karışıklığa sebebiyet veren bir konumda olmak istemediğini; Cumhurbaşkanı kimi seçerse görevi ona devredeceğini” belirtti.

Meşişi, yaptığı açıklamada “Tunus’a herhangi bir konumdan hizmet vermeye hazır olduğunu” ifade etti.

İKİ BAKAN DA GÖREVDEN ALINDI

Cumhurbaşkanı Said’in, Başbakan Hişam el Meşişi’yi salgın ve ekonomiyi düzgün yönetemediği gerekçesiyle görevden almasının ardından, Savunma Bakanı İbrahim Bartagi ve Adalet Bakanı Hasna Ben Süleymani’yi de görevden aldı.

Cumhurbaşkanı Said Pazar akşamı yaptığı açıklamada Başbakan el Meşişi’yi görevden aldığını ve kendi atayacağı bir başbakanla yürütmeyi devralacağını duyurmuştu. Said ayrıca, meclisin tüm yetkilerini 30 gün süreyle dondurduğunu ve milletvekillerinin dokunulmazlığını askıya aldığını bildirmişti.

Cumhurbaşkanı Said’in Başbakan el Meşişi’yi görevden alarak, parlamento çalışmalarını kısa süreliğine durdurma kararı ülkede tansiyonun yükselmesine yol açtı.

Kararın ardından Cumhurbaşkanı Said’i destekleyenler kararı sevinçle karşılamış, ülkenin en büyük siyasi partisi En-Nahda ve destekçileri yapılan hamleyi bir darbe olarak nitelendirmişti. Pazartesi günü iki grubun tepkisi de sokağa taştı. Başkent Tunus dışında Gafsa, Kayravan, Manastır, Sus ve Tuzer gibi birçok kentte sokak protestoları düzenlendi. Bunların bir kısmında grupların birbirleriyle, bir kısmı da ise güvenlik güçleriyle çatıştığı bildirildi.

MECLİS ABLUKADA

Cumhurbaşkanı Said’in emriyle askerlerin kontrolü aldığı meclise Pazartesi erken saatlerde bazı milletvekilleriyle gelen ve içeri girmeye çalışan Meclis Başkanı ve En-Nahda lideri Raşid el Gannuşi’nin içeri girmesini engellendi. İçeri alınmayan Gannuşi, bina önünde oturma eylemi başlattı.

Bu arada partilerinin ‘devrimin ve halkın iradesini koruma’ çağrısı yapmasının ardından En-Nahda destekçileri parlamento çevresinde toplandı. Bazı protestocular kapalı olan kapıya tırmanarak, meclis kapısının arkasındaki askerlere “kapıları açın” diye bağırdı.

Said yandaşlarının da meclis çevresinde toplanması sonrası, iki grup arasında güvenlik güçleri ayırana kadar kısa süreli arbede yaşandı. Olaylarda en az bir kişinin yaralandığı bildirildi.

Meclisteki birinci parti konumundaki El Nahda’nın lideri ve Meclis Başkanı Gannuşi ‘darbeye karşı halkı barışçıl mücadeleye’ çağırdı.

Türk halkının 15 Temmuz’a karşı sokağa çıkmasını örnek aldığını belirten Gannuşi meclisi sanal oturumlarla çalıştırma kararı aldı. El Nahda yetkilileri de kararların uygulanmaması için kurumsal itaatsizlik çağrısı yaptı.

ULUSLARARASI TOPLUMDAN ‘İTİDAL’ ÇAĞRILARI, AKP’DEN ‘DARBE’ AÇIKLAMASI

Tunus’taki gelişmeler uluslararası toplum tarafından da kaygı ile karşılandı. Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Tunus’taki tüm siyasi aktörleri uyararak şiddetten kaçınma çağrısı yaptı.

Alman Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Adebahr bugün Berlin’de yaptığı açıklamada, Alman hükümetinin Tunus’ta yaşananlar sebebiyle “çok kaygılı” olduğunu ve konuyu ilgili Tunuslu yetkililerle görüştüklerini söyledi. Adebahr, “Hızlı bir şekilde anayasal düzene geri dönmenin gerçekten önemli olduğunu düşünüyoruz” ifadesini kullandı.

ABD’den Beyaz Saray Basın Sözcüsü Jen Psaki, Tunus’un Arap Baharı’nın doğduğu yer olduğunu belirterek ‘demokratik ilkelere bağlı kalınması’ çağrısı yaptı.

Kremlin sözcüsü Dmitri Peskov ise Rusya’nın Tunus’taki gelişmeleri izlediğini belirterek “Bu ülke halkının istikrarını ve güvenliğini hiçbir şeyin tehdit etmeyeceğini umuyoruz” açıklamasında bulundu.

Birleşmiş Milletler’den (BM) de Tunus’la ilgili açıklama geldi. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in sözcüsü Ferhan Haq, “Tunus’taki tüm tarafları şiddetten uzak durarak huzuru ve barışı koruma çağrısı” yaptı. Tüm anlaşmazlıkların diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğini söyledi.

Tunus’taki gelişmeleri ilk andan itibaren ‘darbe’ olarak niteleyen AKP iktidarı ise Tunus halkını ‘darbeye direnmeye’ çağırdı. Meclis Başkanı Mustafa Şentop ülkedeki gelişmeleri “Tunus’ta yaşananlar endişe vericidir; seçilmiş parlamentoyu ve milletvekillerini görev yapmaktan men eden kararlar anayasal düzene karşı darbedir” sözleri ile değerlendirmişti. Şentop sözlerini “Askeri/bürokratik darbe her yerde gayrimeşrudur; Tunus’ta da gayrı meşrudur. Tunus halkı anayasal düzene ve hukuka sahip çıkacaktır” şeklinde sürdürmüştü.

PROTESTOLAR HAFTALARDIR SÜRÜYORDU

Tunus’ta eski devlet başkanı Zeynel Abidin bin Ali’nin devrilmesi ile sonuçlanan eylemlerin ardından 10 yılı geçti. Bu sürede bazısı sadece birkaç ay görevde kalabilen dokuz hükümet başa geldi. Salgın nedeniyle yaşanan durgunluk halihazırda ekonomik krizdeki ülkede yaşayan halkın yoğun tepkisine yol açarken, bir süredir bu tepkiler sokak protestolarına dönüşmüştü. Başbakan Meşişi, geçen hafta Sağlık Bakanı’nı görevden almış, ancak tepkileri dindirememişti. kovid-19 vaka sayılarının fırladığı ve 18 binden fazla insanın yaşamını yitirdiği ülkede aşılama oranı yüzde 10 civarında.

Tunus’un darbe ile imtihanı

Okumaya devam et

Popular

Shares