Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Biden-Erdoğan görüşmesinde masada neler var?

Joe Biden ve Recep Tayyip Erdoğan, Biden 20 Ocak’ta göreve başladıktan sonra sadece 23 Nisan’da telefonda görüşmüşlerdi. İki lider, 14 Haziran’da Brüksel’de NATO Zirvesi sırasında kritik bir görüşme yapacak. İkili ilişkilerin dibe vurduğu bu dönemde sorunlu başlıklar ve tarafların pozisyonu nasıl?

BOLD – Joe Biden’ın seçim kampanyası sırasında verdiği bir röportajda AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında “Erdoğan darbe ile değil seçimle değişmeli’ yönünde açıklama yapması AKP medyası tarafından günlerce eleştirilmişti.

ABD’deki seçim öncesi AKP hükumeti ve medyasının açık şekilde Donald Trump yanlısı tavrı, seçim sonrası ise Biden’ı seçim zaferinden dolayı kutlama konusunda günlerce yaşanan gecikmeye Joe Biden yönetimi AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ile temastan uzun süre kaçınarak ilginç bir şekilde yanıt verdi.

Göreve geldikten tam 93 sonra Erdoğan’la ilk kez telefonda görüşen Biden, o görüşmede 1915 olaylarını ‘Ermeni Soykırımı’ olarak tanıyacağının haberini verdi ve iki ülke arasındaki sorunlu alanlara bir yenisini daha ekledi.

SORUN ÇOK, SÜRE KISITLI

Beyaz Saray Sözcüsü Jan Psaki, geçtiğimiz günlerde Biden-Erdoğan görüşmesiyle ilgili bir soruyu yanıtlarken, Türkiye ile var olan ilişkiyi “yapıcı bir şekilde birlikte çalışmaya devam edilmesi gerektiğini hissettiğimiz alanların ve fırsatların olduğu, aynı zamanda ciddi anlaşmazlıklar yaşadığımız alanların da olduğu bir NATO ortağıyla olan ilişki” sözleriyle tanımladı.

ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken’ın Senato Dış İlişkiler Komitesi üyelerinin Türkiye ile ilgili sorularını yanıtlarken yaptığı “Türkiye’nin bazen, olması gerekenin aksine, bir NATO müttefiki gibi davranmadığı” vurgusu Washington’un Ankara’ya yönelttiği en temel eleştiri unsurlarından biri.

Blinken, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri almasını, Güney Kafkasya, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta uluslararası hukuka karşı davranışlarını en önemli sorunlar olarak sıraladı ve bu konuların Erdoğan-Biden görüşmesinde dile getirileceğini bildirdi.

Biden’ın 20 Ocak’ta göreve başlamasından sonra Erdoğan ile gerçekleştireceği ilk yüz yüze görüşmede, Türk-Amerikan ilişkilerindeki ‘fırsat ve anlaşmazlıkları’ ayrı ayrı ele alacağı, insan hakları ve değerler konusunu da önemli bir ayrı başlıkta değerlendireceği kaydediliyor. Ancak Türk-Amerikan ilişkilerinin son döneminde yaşanan gelişmeler, görüş ayrılığı yaşanan konuların fırsatlara göre çok daha fazla ve derin olduğunu ortaya koyuyor.

Pazartesi günkü görüşme, NATO Zirvesi çerçevesinde liderlerin birbirleriyle yapacağı görüşmelerden sadece biri olduğu için ikilinin konuşacağı süre ve konular da kısıtlı olacak.

Biden’ın elinde Türkiye ile ilgili en önemli dosya, ikili ilişkilerde kilit bir sorun haline de gelen Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sistemleri olacak.

Erdoğan’ın, ikili görüşmede masaya getireceği en önemli konulardan biri PKK/YPG hassasiyeti ve terörle mücadele olacak.

TÜRKİYE’NİN S-400 ALIMI VE ABD’NİN YAPTIRIMLARI

İkili görüşmenin ilk konusunu Türkiye’nin Rus hava savunma sistemini satın alması: buna karşı ABD’nin Türkiye’yi F-35 savaş jeti programından çıkarmeası ve Türkiye’ye karşı aldığı yaptırım kararlarının oluşturması bekleniyor.

Türkiye, S-400 sorununun çözümü için ortak bir çalışma grubu öneriyor ancak ABD’den henüz olumlu bir karşılık alamadı. Ankara, sorunun çözümü için daha önce hava savunma sistemlerinin depoya kaldırılmasını anlamına gelen ‘Girit Modeli’ni önerdi ancak Washington bu öneriye olumlu bakmadı. Son olarak S-400’lerin Türkiye-ABD ortak denetimine alınması ve İncirlik gibi bir NATO üssüne taşınması ihtimali konuşuluyor.

ABD Kongresi’nde kabul edilen 2021 yılının Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’na, S-400 ve CAATSA (ABD’nin Hasımlarına Karşı Yaptırımlarla Mücadele Yasası) yaptırımlarına yönelik olarak da bir madde eklendi. Bu yasa maddesine göre CAATSA yaptırımlarının kaldırılması için Türkiye’nin S-400 sistemlerini elden çıkarması gerekiyor.

Nisan ayının son günlerinde Bakan Blinken S-400 meselesine değinmiş, Türkiye ve tüm ABD müttefiklerinin Rus silahı satın almaktan ‘kaçınmaları’ gerektiğini, aksi takdirde yeni ‘yaptırımların gelebileceği’ uyarısında bulunmuştu.

YPG ANLAŞMAZLIĞI VE SURİYE

Suriye’de iç savaşla değişen sahadaki dengeler de Washington ve Ankara arasında krizlere neden oluyor. Washington yönetiminin Suriye’nin kuzeyinde Kürt gruplara verdiği destek karşısında Ankara’dan sert mesajlar geliyor. AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, şubat ayında yaptığı bir konuşmada, “Eğer biz sizinle NATO’da berabersek, eğer biz sizinle dünyada, NATO’da bu birlikteliğimizi sürdüreceksek bize samimi davranacaksınız. Teröristlerin yanında yer almayacaksınız. Eğer yer alacaksanız bizim yanımızda yer alacaksınız” demişti.

Ancak uzmanlar, Biden yönetiminin ana omurgasını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ne verilen siyasi ve askeri desteğin sonlandırılmasının yakın bir gelecekte mümkün olmadığını söylüyor.

Biden’ın göreve geldiğinde bazı makamlar için yaptığı atamalar da bunun işareti sayılmıştı. Barack Obama ve Donald Trump döneminde Ankara’da neredeyse ‘istenmeyen adam’ ilan edilen va hakkında teröre destek suçlamasıyla dava açılan ABD’nin eski IŞİD’le Mücadele Özel Temsilcisi Brett McGurk’un Beyaz Saray’daki Ulusal Güvenlik Konseyi Ortadoğu ve Afrika Koordinatörü olarak atanması Kürt gruplara destek politikasının süreceği şelinde açıklanmıştı.

HALKBANK DAVASI

Türk hükümetinin ABD ile karşı karşıya gelmesine neden olan bir diğer konu ise Halkbank’ın ABD’nin İran’a yaptırımlarını delme suçlaması. New York’ta devam eden davada banka dolandırıcılığı, komplo ve kara para aklama dahil altı suçlamanın yöneltildiği Halkbank ile ilgili henüz nihai bir karar çıkmadı.

Donald Trump döneminde Beyaz Saray Yönetimi’nin, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın isteği üzerine, Halkbank davasının düşürülmesi için Amerikan yargısına müdahale etmeye çalıştığı ancak sonuç alamadığı yönünde Amerikan basınında haberler yer almıştı. Ancak Joe Biden’ın yargılama sürecine müdahalede bulunmasına ihtimal verilmiyor.

Halkbank’a bu dava dolayısıyla çıkacak ağır bir tazminat kararının ikili ilişkileri daha da kötüleştirme ihtimali bulunuyor.

FETHULLAH GÜLEN’İN İADESİ

Donald Trump yönetiminin 1999 yılından bu yana ABD’nin Pennsylvania eyaletinde yaşayan Fettullah Gülen’in Türkiye’ye iadesi konusunda oldukça istekli olduğu ve hukuku da ayaklar altına alacak şekilde girişimlerde bulunduğu ABD basınına yansımıştı.

Joe Biden’ın hukuka müdahale anlamına gelecek girişimlerden kaçınması ve bu yönde bir gelişme yaşanması beklenmiyor.

Donald Trump döneminde de ABD Adalet Bakanlığı yetkilileri, Türkiye’nin 15 Temmuz-Fethullah Gülen ilişkisi konusunda ABD’ye gönderdiği dosyalarda hiçbir delilin olmadığını ve dosyaların içeriklerinin tamamen boş olduğunu ifade etmişlerdi.

İNSAN HAKLARI VE DEĞERLER

Biden’ın gündeminde yer almasına kesin gözüyle bakılan konulardan biri de Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi konusunda giderek olumsuzlaşan sicili. Biden yönetimi, 20 Ocak’ta göreve geldikten sonra yaptığı birçok açıklamada, Türkiye’nin insan hakları ihlallerini, temel hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı adımlarını, siyasi muhalifleri ve gazetecileri yasal süreçlerle susturma yolunu seçmesini ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamamasını eleştirmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir kararnameyle Türkiye’yi İstanbul Sözleşmesi’nden çekmesine doğrudan Beyaz Saray tepki göstermiş, Ankara’nın bu kararını gözden geçirmesini istemişti. Biden’ın Erdoğan ile görüşmesinde bu konuları bir kez daha dile getirmesi bunu yaparken de Türk-Amerikan ilişkilerinin önemli bir bileşenin paylaşılan değerler olduğunu anımsatması bekleniyor.

‘ERMENİ SOYKIRIMI’ KRİZİ

1915 Olayları’nın Amerika Birleşik Devletleri tarafından Biden yönetiminde ‘Ermeni Soykırımı’ olarak tanınması da ikili görüşmede ele alınması beklenen diğer hassas bir konu.

Başkan Biden’ın göreve geldikten sonra Erdoğan ile ilk telefon görüşmesini 1915 Olayları’nın anma günü 24 Nisan’ın arifesinde yapması ve görüşmede Cumhurbaşkanı’na olayları ‘soykırım’ olarak nitelendireceğini bildirmesi Ankara’da büyük tepki çekmişti.

KIBRIS SORUNU

ABD Başkanı’nın dikkat çekeceği dış politika konularının arasında Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ın da olacağı kaydediliyor. Yunanistan ile diyalog sürecine giren Türkiye’ye Doğu Akdeniz’in tartışmalı bölgelerine araştırma gemilerini ve donanmasını göndermemesi konusunda güçlü telkinde bulunan ABD, benzer şekilde Kıbrıs açıklarına da gemi gönderilmemesini istiyor.

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 20 Temmuz’da Kuzey Kıbrıs’a yapacağı ziyarette önemli açıklamalarda bulunacağını açıklaması ve hatta Geçitkale’de Türk silahlı insansız hava araçları için bir üs açılacağının basına yansıması Batı’nın kaygılarını artırmıştı.

Kıbrıs Sorunu’nda tarihsel olarak Rumlara yakınlığı nedeniyle Türkiye tarafından eleştirilen Biden’ın Erdoğan ile görüşmesinde bu konuyu da gündeme getireceği, başta kapalı Maraş bölgesi olmak üzere adada dengeleri değiştirecek adımlardan kaçınılması mesajını vereceği öngörülüyor.

TÜRKİYE’Yİ BATI BLOĞUNDA TUTMAK

ABD Başkanı’nın Erdoğan ile görüşmesinin temel amaçlarından birisi de bir taraftan ikili ilişkiyi belirli bir rayda tutarken, diğer yandan da NATO ve Avrupa güvenliği için çok önemli olan Türkiye’yi Batı bloğunda tutacak bir siyasi çerçeve yaratmak olduğu değerlendiriliyor. Dışişleri Bakanı Blinken da, Senato’daki konuşmasında, ABD’nin “Türkiye’nin çıpasını Batı’da tutmaya çalışacağını” kaydetmişti.

ABD, Türkiye’yi Batı’da tutmak için Avrupa Birliği ile de işbirliği yaptığını saklamıyor. Biden’ın Pazartesi günü Erdoğan ile Salı günü de AB liderleriyle yapacağı görüşmelerde, Türkiye-AB ilişkilerini de gündeme getirmesi ve AB liderleri ile Türkiye konusunda daha yakın çalışacağı mesajını vermesi öngörülüyor.

Cumhurbaşkanlığı yetkilisi: S-400’den geri adım atmak mümkün değil

Dünya

Yunan askerleri, AB için çalışan tercümanı dövdükten sonra Türk tarafına bıraktı

Yunanistan’ın ayrım gözetmeden bütün sığınmacıları acımasızca Türk tarafına geri ittiği bir kez daha kanıtlandı. Yunan güvenlik güçlerinin, göçmen zannettikleri ancak AB sınır teşkilatı Frontex için çalışan bir tercümanı dövdükten ve bütün eşyalarını aldıktan sonra sığınmacılarla birlikte Türk tarafına bıraktığı ortaya çıktı.

BOLD – Yunanistan, sığınmacılara yönelik geri-itme politikasını bir süredir neredeyse tavizsiz ve acımasızca uyguluyor. İnsan hakları kuruluşlarının ve uluslararası örgütlerin tepkisini çeken uygulamaya bir yenisi daha eklendi.

Yalnız bu kez durum biraz farklı. Bu kez itilen bir göçmen değil. Yunanistan’ın da üye olduğu Avrupa Birliği için çalışan bir tercüman.

Yunan güvenlik güçleri, Türkiye sınırında göçmen zannetikkleri ancak aslında Avrupa Birliği (AB) için çalışan bir tercümanı dövdükten sonra bir göçmen grubu ile birlikte Türk tarafına bırakmış. Eylül ayında yaşanan olay Yunan tarafının göçmenlere karşı geri itme politikasını acımasızca ve ayrım gözetmeden uyguladığını bir kez daha kanıtladı.

Göçmenlere yönelik hak ihlalleri ve geri-itme vakalarında hep Yunanistan’ın tarafından yer alan Avrupa Birliği’nin şimdi taraf olduğu bu rurum katrşısında ne yapacağı merakla bekleniyor.

FRONTEX ÇALIŞANI TERCÜMAN DURUMU AB YETKİLİLERİNE İLETTİ

Durumu Yunanistan için daha da karmaşık hale getiren ise Türk tarafına bırakılan kişinin Avrupa Birliği üyesi İtalya’da resmi olarak ikamet eden, Afgan asıllı bir kişi olması.

Aynı zamanda bu kişi göçmen akınını denetlemek ve hak ihlallerini önlemek için bölgeye yerleştirilen AB’nin sınır teşkilatı Frontex için bölgede görev yapıyordu.

Tercüman, yaşadığı olayla ile ilgili delilleri Avrupa Birliği yetkililerine de sunmuş.

AB GÖÇ KOMİSERİ: ANLATTIKLARINDAN SON DERECE ENDİŞELENDİM

Durum Avrupa Birliği yetkililerine iletilince AB Komisyonu’nun İçişleri ve Göç’ten Sorumlu Üyesi Ylva Johansson, geçen hafta Cuma günü tercümanla bizzat görüşmüş.

Görüşmeden sonra açıklamalarda bulunan Johansson, “25 Kasım’da (bu) kişiyle doğrudan, derinlemesine yaptığım görüşmeden sonra, anlattıklarımdan son derece endişelendim” dedi.

Tercümanın kendisine sınırdan itilen ve bazen de hırpalanan en az 100 göçmene tanık olduğunu anlattığını söyleyen Johansson, “Kişisel hikayesine ek olarak, bunun münferit bir vaka olmadığı iddiası ciddi bir meseledir” ifadelerini kullandı.

AB Göç Komiseri Johansson, konuyu pazartesi günü de Yunan Vatandaş Güvenliği Bakanı Takis Theodorikakos ile görüşmüş ve Yunan bakan iddiaları araştırma sözü vermiş.

AB, ŞİKAYETİNİ İNANDIRICI BULDU

The New York Times’a konuşan tercüman, Frontex’e yaşadıkları ile ilgili bir şikayette bulunduğunu ve Avrupa Birliği yetkililerinin “bulunduğu pozisyon, sunduğu belgeler, görüntülü ve sesli kayıtlar” dolayısıyla şikayetinin inandırıcı ve güvenilir olduğunu kendisine ilettiklerini söyledi.

DÖVÜLDÜ, ELBİSELERİ ÇIKARILDI, BELGELERİ VE PARASI ALINDI

Türkiye ile Yunanistan arasındaki sınırı belirleyen Meriç Nehri civarında Frontex için çalışan tercüman, Selanik’e gitmek için yola çıkmış. Mola verdiği sırada Yunan güvenlik güçleri, Frontex tercümanını göçmenlerle birlikte bir otobüsün içine zorla bindirmiş.

Tercüman, kendisinin ve birçok göçmenin dövüldüğünü ve elbiselerinin çıkarıldığını; polisin telefonlarını, paralarını ve belgelerini ellerinden aldığını söyledi.

Kendisinin kim olduğunu anlattığında polis tercümanının açıklamalarına gülerek inanmamış ve bir kez daha dövmüş. Ardından içinde çocukların ve kadınların da bulunduğu 100 göçmenle birlikte bir depoya götürülen Frontex tercümanı, botlara bindirilerek Meriç Nehri üzerinden Türk tarafına itilmiş.

Türk tarafına itilen tercüman, daha sonra İstanbul’a ve İtalyan başkonsolosluğuna ulaşmış. İtalyan konsolosluğunun sağladığı belgelerle de 18 Eylül’de ikamet ettiği İtalya’ya varmış.

“BU POLİTİKANIN BAŞARISIZLIĞI DEĞİL, BİZZAT BİR POLİTİKA”

Avrupa Parlamentosu milletvekili Hollandalı siyasetçi Sophie in ‘t Veld’e göre, tercümanın anlatımları, göçmenlere ve sığınmacılara yönelik Avrupa Birliği’nin hızla şiddetlenen gaddarca siyasetinin bir parçası.

Hollandalı siyasetçi, durumu şöyle özetliyor: “Bu politikada yaşanan bir başarısızlık değil. Bizzat politikanın bir parçası.”

Meriç’i geçip mahsur kalan 17 kişi donmamak için acil yardım istedi

Okumaya devam et

Dünya

Meriç’i geçip mahsur kalan 17 kişi donmamak için acil yardım istedi

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın insan hakları ihlallerinden kaçan 17 kişi Yunanistan tarafında mahsur kaldı. Aralarında 5’i çocuk ve 4 kadının bulunduğu 17 kişi Meriç Nehri’nin kenarından dünyaya yardım çağrısında bulundu.

BOLD- Çektikleri videoyla insani yardım çağrısında bulunan Türkiye’den gelen göçmenler, bebeklerin soğuktan donmak üzere olduklarını duyurdu.  Susuzluk, zorlu arazi ile soğuk hava nedeniyle çocuklar ve bebeklerle hareket edemediklerini belirten göçmenler, “Sığınma başvurusunda bulunmak istiyoruz.” diyor.

SOĞUKTA BEBEKLERİN AĞLAMA SESLERİ

Videoya konuşan kadın bir göçmen, “Hayatımız büyük tehlikede. Küçük çocuklarımız da var yanımızda. Bu noktada biran evvel insani yardım istiyoruz” dedi. Konuşma sırasında etraftaki bebeklerin ağlama sesleri videoya girdi.

ERDOĞAN’DAN KAÇIYORUZ, SİYASİ SIĞINMA İSTİYORUZ

Yalçın Toker ismindeki bir göçmen ise İngilizce olarak çektiği videoda dünyaya yardım çağrısında bulundu. Yunanistan tarafından bulunduklarını belirten Toker, “Meriç Nehri’ni geçtik ve 01 Aralık itibariyle Yunanistan tarafında bekliyoruz. Toplam 17 kişi (5 çocuk ve bebek, 4 kadın ve 8 erkek). Ne yazık ki susuzluk, zorlu arazi ve soğuk hava nedeniyle çocuklar ve bebeklerle hareket edemiyoruz. Diktatör Erdoğan’dan umutsuzca kaçıyoruz. Siyasi sığınma başvurusunda bulunmak istiyoruz. Nazik ve umutsuzca acil yardıma ihtiyacımız var.” ifadelerini kullandı.

Okumaya devam et

Analiz

Dünyayı korkutan Omicron varyantı hakkında bilmeniz gerekenler: Hangi aşı etkili?

Güney Afrika’da tespit edilen ‘Omicron varyantı’ bu yıl biteceği söylenen Kovid-19 pandemisiyle ilgili dünya çapında endişelere yol açtı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından ‘kaygı verici’ statüsüne aldığı varyant hakkında bilmeniz gerekenler…

BOLD ANALİZ – Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), ilk olarak Güney Afrika’da tespit edilen koronavirüs varyantı B.1.1.529’u ‘endişe verici varyant’ kategorisine aldı ve varyanta Yunan alfabesinin 15. harfi olan Omicron adını verdi.

DSÖ, ilk belirlemelere göre bu varyantın hastalığı geçiren kişileri tekrar etkileme potansiyelinin bulunduğunu açıkladı. Örgüt, varyantın özelliklerini tam olarak anlamanın birkaç hafta sürebileceğini duyurdu.

Türkiye’de de endişelere yol açan yeni varyant hakkında Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından Pazartesi günü yaptığı açıklamada yeni varyanta Türkiye’de rastlanmadığını belirtirken, Türkiye’nin yeni varyanta karşı tedbir aldığını hatırlattı.

Bakan Koca, 26 Kasım’daki açıklamasında da yeni varyanta karşı önlem olarak Botsvana, Güney Afrika Cumhuriyeti, Mozambik, Namibya ve Zimbabve’den Türkiye’ye girişlerin durdurulduğunu belirtti.

OMİCRON HAKKINDA NELER BİLİNİYOR?

Omicron varyantı ilk olarak Güney Afrika tarafından Dünya Sağlık Örgütü’ne 24 Kasım’da bildirildi. Dünya Sağlık Örgütü, varyantı daha öncekiler gibi (Alfa, Beta, Delta) Yunan alfabesinden bir harfle isimlendirdi: Omicron.

30 Kasım itibariyle bütün kıtalarda tespit edildi. 21 ülke ve bölgede 253 vaka kayıtlara geçti.

Varyant hakkındaki en önemli bilgi, çok sayıda mutasyona uğramış olması. Virüs şu ana kadar çıkan varyantlar içerisinde orijinal virüsten en fazla farklılık gösteren varyant olarak biliniyor.

Güney Afrika Salgın Hastalıklarla Mücadele ve Araştırma Merkezi Başkanı Profesör Tulio de Oliveira, varyantta ‘sıradışı bir mutasyonlar bileşimi’ olduğunu söyledi.

Profesör Tulio de Oliveira, “Bu varyant, daha önce dolaşımda olan varyantlardan çok farklı” dedi ve ekledi: “Varyant bizi şaşırttı. Evrim sürecinde büyük bir sıçrama ve beklediğimizden çok daha fazla sayıda mutasyona uğramış.”

Bir basın toplantısıyla bulguları açıklayan Oliveira, varyantta 50 mutasyon olduğunu ve bunların 30’dan fazlasının virüsün dış yüzeyindeki protein çıkıntılarında bulunduğunu söyledi.

Bu çıkıntılar virüsün vücuttaki sağlıklı hücrelere girebilmesinde hayati rol oynuyor ve bu nedenle mevcut koronavirüs aşıları bu çıkıntıları etkisizleştirmeyi hedefliyor.

Virüsün bizim sağlıklı hücrelerimizle ilk temasını sağlayan kısımlarına iyice yakından bakıldığında bu bölümde orijinal virüse göre 10 farklı mutasyon olduğu görülüyor. Oysa dünyada en son hızla yayılan Delta varyantının bu kısmında sadece 2 mutasyon vardı.

Bu düzeyde bir mutasyonun muhtemelen virüsü yenemeyen tek bir hastadan yayıldığı düşünülüyor.

BELİRTİLERİ NELER?

Hafta sonu açıklamalarda bulunan ve ilk Omicron varyantı hastalarını tespit edip bunu üst mercilere aktaran Dr. Angelique Coetzee de, “Genelde olağandışı semptomlar görülüyor. Aşırı halsizlik gibi. Fakat vakaların hiçbirinde tat ve koku kaybı yok” dedi.

Güney Afrika’daki Ulusal Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü’nde görevli Dr. Wassila Jassat da, “Tshwane kentinde tespit edilen Omicron vakalarından hastaneye kaldırılanların yüzde 87’si aşı olmayanlar” dedi.

AŞILAR VARYANT KARŞISINDA ETKİSİZ Mİ?

Aşıların yeni varyanta karşı etkili olup olmadığı tam olarak bilinmiyor. Konu ile ilgili çalışmalar sürüyor. Dünya Sağlık Örgütü de varyantın özelliklerini tam olarak anlamanın birkaç hafta sürebileceğini duyurdu.

BioNTech ve Moderna şirketleri mevcut aşılarının yeni varyanta etkisini incelemeye başladıklarını duyurdu. Moderna ayrıca Omicron’a özel yeni bir hatırlatma dozu üzerinde çalışacaklarını açıkladı.

Dünyada Kovid-19’a karşı ilk aşıyı geliştiren BioNTech şirketinin kurucularından Uğur Şahin, Omicron varyantı nedeniyle paniğe gerek olmadığını söyledi.

Omicron varyantı hakkında iki hafta sonra genel verileri topladıktan sonra kesin bir sonuca varabileceklerine dikkati çeken Uğur Şahin, “Yeni Omicron varyant nedeniyle herhangi bir korku duymaya gerek yok. Paniğe gerek yok. Varyantın çok farklı mutasyonları olduğunu biliyoruz. Aşının bu varyanta daha az etki sağladığını ama ağır hastalıktan da koruduğunu biliyoruz” dedi.

Aşının iki düzeyde koruma sağladığını ifade eden Şahin, ilkinin antikor ikincisinin de t-hücreleri denilen bağışıklık hücreleri olduğunu belirterek, “Aşı, ağır hastalık seyrine karşı koruma sağlıyor. Ağır hastalık seyrine de koruma sağladığı için bir güven sağlıyor. Üçüncü doz aşı olduktan sonra oldukça iyi bir korumanın sağlandığına eminiz” diye konuştu.

OMİCRON AŞI OLANLARA BULAŞIYOR MU?

Omicron varyantı ile kapsamlı bir analiz hazırlayan İngiltere’nin saygın gazetelerinden The Guardian, iki doz aşı olanların bu virüsten ne kadar korunabildiğini uzmanlara sordu. Şu an kullanılan koronavirüs aşılarının bağışıklık sistemini, virüsün başak proteinine (spike protein) etkisine karşı hazırladığına dikkat çeken uzmanlar, “Omicron varyantında bu proteinde 30’dan fazla mutasyon var. Bunlardan 10’u RBD adı verilen bölgede. Delta varyantında bunun sayısı 2” açıklamasını yaptı.

Fakat bu kadar değişikliğe rağmen koronavirüs aşılarının ya da önceden Kovid-19 atlatmış olmanın koruma sağlayacağı belirtiliyor.

Imperial College London’da bağışıklık dalında profesör olarak görev yapan Danny Altman, “Eğer mutasyona bakarsanız, antikor hedeflerinizin parça parça olduğunu görürsünüz. Ancak Güney Afrika’dan gelen haberlere göre hastaneye kaldırılanların durumu ağır değil gibi gözüküyor. Hastaneye kaldırılanlar aşı olanlardan ziyade aşı olmayanlar ve bu durumda aşının halen koruma sağladığını söyleyebiliriz” dedi.

VARYANTA KARŞI NE GİBİ TEDBİRLER ALINDI?

Varyant hakkında DSÖ’nün açıklaması dünya çapında borsaları etkiledi. Açıklamanın yapıldığı 26 Kasım Cuma akşamı İngiltere’deki FTSE 100 endeksi yüzde 3,6 değer kaybetti. FTSE 100, pandeminin ilk günlerinden bu yana bir günde bu kadar değer kaybetmemişti. ABD’de Dow Jones endeksi yüzde 2,5, Nasdaq ise yüzde 2,2 değer kaybetti.

Dünyada korkuya neden olan Omicron varyantı nedeniyle birçok ülke yeni tedbirleri yürürlüğe koydu.

İlk olarak çeşitli Afrika ülkelerine uçuşlar durduruldu. Maske kullanımı tekrar hatırlatıldı, henüz yeni varyanta etkisi olup olmadığı kesinleşmese de virüsün yayılmasına engel olacağı düşünülerek üçüncü doz aşılar hızlandırıldı.

Türkiye, İngiltere, AB, Avustralya, Kanada ve ABD’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda ülke, Güney Afrika ve bazı komşularından seyahatleri yasakladı veya kısıtladı.

Dünya Sağlık Örgütü, koronavirüsün yeni varyantı Omicron’un ortaya çıktığı Afrika ülkelerine yönelik seyahat kısıtlamalarını eleştirerek üye ülkeleri varyanta karşı ‘akılcı’ ve ‘orantılı’ tedbirler almaya çağırdı.

Erdoğan, en büyük Türk savunma sanayi şirketini Körfez sermayesine mi satıyor?

Okumaya devam et

Popular

Shares