Bizimle iletişime geçiniz

Dünya

Biden-Erdoğan görüşmesinde masada neler var?

Joe Biden ve Recep Tayyip Erdoğan, Biden 20 Ocak’ta göreve başladıktan sonra sadece 23 Nisan’da telefonda görüşmüşlerdi. İki lider, 14 Haziran’da Brüksel’de NATO Zirvesi sırasında kritik bir görüşme yapacak. İkili ilişkilerin dibe vurduğu bu dönemde sorunlu başlıklar ve tarafların pozisyonu nasıl?

BOLD – Joe Biden’ın seçim kampanyası sırasında verdiği bir röportajda AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında “Erdoğan darbe ile değil seçimle değişmeli’ yönünde açıklama yapması AKP medyası tarafından günlerce eleştirilmişti.

ABD’deki seçim öncesi AKP hükumeti ve medyasının açık şekilde Donald Trump yanlısı tavrı, seçim sonrası ise Biden’ı seçim zaferinden dolayı kutlama konusunda günlerce yaşanan gecikmeye Joe Biden yönetimi AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ile temastan uzun süre kaçınarak ilginç bir şekilde yanıt verdi.

Göreve geldikten tam 93 sonra Erdoğan’la ilk kez telefonda görüşen Biden, o görüşmede 1915 olaylarını ‘Ermeni Soykırımı’ olarak tanıyacağının haberini verdi ve iki ülke arasındaki sorunlu alanlara bir yenisini daha ekledi.

SORUN ÇOK, SÜRE KISITLI

Beyaz Saray Sözcüsü Jan Psaki, geçtiğimiz günlerde Biden-Erdoğan görüşmesiyle ilgili bir soruyu yanıtlarken, Türkiye ile var olan ilişkiyi “yapıcı bir şekilde birlikte çalışmaya devam edilmesi gerektiğini hissettiğimiz alanların ve fırsatların olduğu, aynı zamanda ciddi anlaşmazlıklar yaşadığımız alanların da olduğu bir NATO ortağıyla olan ilişki” sözleriyle tanımladı.

ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken’ın Senato Dış İlişkiler Komitesi üyelerinin Türkiye ile ilgili sorularını yanıtlarken yaptığı “Türkiye’nin bazen, olması gerekenin aksine, bir NATO müttefiki gibi davranmadığı” vurgusu Washington’un Ankara’ya yönelttiği en temel eleştiri unsurlarından biri.

Blinken, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri almasını, Güney Kafkasya, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta uluslararası hukuka karşı davranışlarını en önemli sorunlar olarak sıraladı ve bu konuların Erdoğan-Biden görüşmesinde dile getirileceğini bildirdi.

Biden’ın 20 Ocak’ta göreve başlamasından sonra Erdoğan ile gerçekleştireceği ilk yüz yüze görüşmede, Türk-Amerikan ilişkilerindeki ‘fırsat ve anlaşmazlıkları’ ayrı ayrı ele alacağı, insan hakları ve değerler konusunu da önemli bir ayrı başlıkta değerlendireceği kaydediliyor. Ancak Türk-Amerikan ilişkilerinin son döneminde yaşanan gelişmeler, görüş ayrılığı yaşanan konuların fırsatlara göre çok daha fazla ve derin olduğunu ortaya koyuyor.

Pazartesi günkü görüşme, NATO Zirvesi çerçevesinde liderlerin birbirleriyle yapacağı görüşmelerden sadece biri olduğu için ikilinin konuşacağı süre ve konular da kısıtlı olacak.

Biden’ın elinde Türkiye ile ilgili en önemli dosya, ikili ilişkilerde kilit bir sorun haline de gelen Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sistemleri olacak.

Erdoğan’ın, ikili görüşmede masaya getireceği en önemli konulardan biri PKK/YPG hassasiyeti ve terörle mücadele olacak.

TÜRKİYE’NİN S-400 ALIMI VE ABD’NİN YAPTIRIMLARI

İkili görüşmenin ilk konusunu Türkiye’nin Rus hava savunma sistemini satın alması: buna karşı ABD’nin Türkiye’yi F-35 savaş jeti programından çıkarmeası ve Türkiye’ye karşı aldığı yaptırım kararlarının oluşturması bekleniyor.

Türkiye, S-400 sorununun çözümü için ortak bir çalışma grubu öneriyor ancak ABD’den henüz olumlu bir karşılık alamadı. Ankara, sorunun çözümü için daha önce hava savunma sistemlerinin depoya kaldırılmasını anlamına gelen ‘Girit Modeli’ni önerdi ancak Washington bu öneriye olumlu bakmadı. Son olarak S-400’lerin Türkiye-ABD ortak denetimine alınması ve İncirlik gibi bir NATO üssüne taşınması ihtimali konuşuluyor.

ABD Kongresi’nde kabul edilen 2021 yılının Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’na, S-400 ve CAATSA (ABD’nin Hasımlarına Karşı Yaptırımlarla Mücadele Yasası) yaptırımlarına yönelik olarak da bir madde eklendi. Bu yasa maddesine göre CAATSA yaptırımlarının kaldırılması için Türkiye’nin S-400 sistemlerini elden çıkarması gerekiyor.

Nisan ayının son günlerinde Bakan Blinken S-400 meselesine değinmiş, Türkiye ve tüm ABD müttefiklerinin Rus silahı satın almaktan ‘kaçınmaları’ gerektiğini, aksi takdirde yeni ‘yaptırımların gelebileceği’ uyarısında bulunmuştu.

YPG ANLAŞMAZLIĞI VE SURİYE

Suriye’de iç savaşla değişen sahadaki dengeler de Washington ve Ankara arasında krizlere neden oluyor. Washington yönetiminin Suriye’nin kuzeyinde Kürt gruplara verdiği destek karşısında Ankara’dan sert mesajlar geliyor. AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, şubat ayında yaptığı bir konuşmada, “Eğer biz sizinle NATO’da berabersek, eğer biz sizinle dünyada, NATO’da bu birlikteliğimizi sürdüreceksek bize samimi davranacaksınız. Teröristlerin yanında yer almayacaksınız. Eğer yer alacaksanız bizim yanımızda yer alacaksınız” demişti.

Ancak uzmanlar, Biden yönetiminin ana omurgasını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’ne verilen siyasi ve askeri desteğin sonlandırılmasının yakın bir gelecekte mümkün olmadığını söylüyor.

Biden’ın göreve geldiğinde bazı makamlar için yaptığı atamalar da bunun işareti sayılmıştı. Barack Obama ve Donald Trump döneminde Ankara’da neredeyse ‘istenmeyen adam’ ilan edilen va hakkında teröre destek suçlamasıyla dava açılan ABD’nin eski IŞİD’le Mücadele Özel Temsilcisi Brett McGurk’un Beyaz Saray’daki Ulusal Güvenlik Konseyi Ortadoğu ve Afrika Koordinatörü olarak atanması Kürt gruplara destek politikasının süreceği şelinde açıklanmıştı.

HALKBANK DAVASI

Türk hükümetinin ABD ile karşı karşıya gelmesine neden olan bir diğer konu ise Halkbank’ın ABD’nin İran’a yaptırımlarını delme suçlaması. New York’ta devam eden davada banka dolandırıcılığı, komplo ve kara para aklama dahil altı suçlamanın yöneltildiği Halkbank ile ilgili henüz nihai bir karar çıkmadı.

Donald Trump döneminde Beyaz Saray Yönetimi’nin, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın isteği üzerine, Halkbank davasının düşürülmesi için Amerikan yargısına müdahale etmeye çalıştığı ancak sonuç alamadığı yönünde Amerikan basınında haberler yer almıştı. Ancak Joe Biden’ın yargılama sürecine müdahalede bulunmasına ihtimal verilmiyor.

Halkbank’a bu dava dolayısıyla çıkacak ağır bir tazminat kararının ikili ilişkileri daha da kötüleştirme ihtimali bulunuyor.

FETHULLAH GÜLEN’İN İADESİ

Donald Trump yönetiminin 1999 yılından bu yana ABD’nin Pennsylvania eyaletinde yaşayan Fettullah Gülen’in Türkiye’ye iadesi konusunda oldukça istekli olduğu ve hukuku da ayaklar altına alacak şekilde girişimlerde bulunduğu ABD basınına yansımıştı.

Joe Biden’ın hukuka müdahale anlamına gelecek girişimlerden kaçınması ve bu yönde bir gelişme yaşanması beklenmiyor.

Donald Trump döneminde de ABD Adalet Bakanlığı yetkilileri, Türkiye’nin 15 Temmuz-Fethullah Gülen ilişkisi konusunda ABD’ye gönderdiği dosyalarda hiçbir delilin olmadığını ve dosyaların içeriklerinin tamamen boş olduğunu ifade etmişlerdi.

İNSAN HAKLARI VE DEĞERLER

Biden’ın gündeminde yer almasına kesin gözüyle bakılan konulardan biri de Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi konusunda giderek olumsuzlaşan sicili. Biden yönetimi, 20 Ocak’ta göreve geldikten sonra yaptığı birçok açıklamada, Türkiye’nin insan hakları ihlallerini, temel hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı adımlarını, siyasi muhalifleri ve gazetecileri yasal süreçlerle susturma yolunu seçmesini ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamamasını eleştirmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir kararnameyle Türkiye’yi İstanbul Sözleşmesi’nden çekmesine doğrudan Beyaz Saray tepki göstermiş, Ankara’nın bu kararını gözden geçirmesini istemişti. Biden’ın Erdoğan ile görüşmesinde bu konuları bir kez daha dile getirmesi bunu yaparken de Türk-Amerikan ilişkilerinin önemli bir bileşenin paylaşılan değerler olduğunu anımsatması bekleniyor.

‘ERMENİ SOYKIRIMI’ KRİZİ

1915 Olayları’nın Amerika Birleşik Devletleri tarafından Biden yönetiminde ‘Ermeni Soykırımı’ olarak tanınması da ikili görüşmede ele alınması beklenen diğer hassas bir konu.

Başkan Biden’ın göreve geldikten sonra Erdoğan ile ilk telefon görüşmesini 1915 Olayları’nın anma günü 24 Nisan’ın arifesinde yapması ve görüşmede Cumhurbaşkanı’na olayları ‘soykırım’ olarak nitelendireceğini bildirmesi Ankara’da büyük tepki çekmişti.

KIBRIS SORUNU

ABD Başkanı’nın dikkat çekeceği dış politika konularının arasında Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ın da olacağı kaydediliyor. Yunanistan ile diyalog sürecine giren Türkiye’ye Doğu Akdeniz’in tartışmalı bölgelerine araştırma gemilerini ve donanmasını göndermemesi konusunda güçlü telkinde bulunan ABD, benzer şekilde Kıbrıs açıklarına da gemi gönderilmemesini istiyor.

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 20 Temmuz’da Kuzey Kıbrıs’a yapacağı ziyarette önemli açıklamalarda bulunacağını açıklaması ve hatta Geçitkale’de Türk silahlı insansız hava araçları için bir üs açılacağının basına yansıması Batı’nın kaygılarını artırmıştı.

Kıbrıs Sorunu’nda tarihsel olarak Rumlara yakınlığı nedeniyle Türkiye tarafından eleştirilen Biden’ın Erdoğan ile görüşmesinde bu konuyu da gündeme getireceği, başta kapalı Maraş bölgesi olmak üzere adada dengeleri değiştirecek adımlardan kaçınılması mesajını vereceği öngörülüyor.

TÜRKİYE’Yİ BATI BLOĞUNDA TUTMAK

ABD Başkanı’nın Erdoğan ile görüşmesinin temel amaçlarından birisi de bir taraftan ikili ilişkiyi belirli bir rayda tutarken, diğer yandan da NATO ve Avrupa güvenliği için çok önemli olan Türkiye’yi Batı bloğunda tutacak bir siyasi çerçeve yaratmak olduğu değerlendiriliyor. Dışişleri Bakanı Blinken da, Senato’daki konuşmasında, ABD’nin “Türkiye’nin çıpasını Batı’da tutmaya çalışacağını” kaydetmişti.

ABD, Türkiye’yi Batı’da tutmak için Avrupa Birliği ile de işbirliği yaptığını saklamıyor. Biden’ın Pazartesi günü Erdoğan ile Salı günü de AB liderleriyle yapacağı görüşmelerde, Türkiye-AB ilişkilerini de gündeme getirmesi ve AB liderleri ile Türkiye konusunda daha yakın çalışacağı mesajını vermesi öngörülüyor.

Cumhurbaşkanlığı yetkilisi: S-400’den geri adım atmak mümkün değil

Dünya

Alman Gazeteciler Sendikası’ndan ‘infaz listesi’ çıkışı

Alman Gazeteciler Sendikası, Türkiyeli muhalifleri hedef alan 55 kişilik infaz listesi bulunduğunu belirterek Alman hükümetinden harekete geçmesini istedi.

BOLD – Alman Gazeteciler Sendikası (DJV), Almanya’da yaşayan Türkiyeli muhalif gazetecilere yönelik artan tehdit, taciz ve saldırılar karşısında Alman hükümetini harekete geçmeye çağırdı.

DJV Başkanı Frank Überall, polis kaynaklarından aldıkları bilgiye göre, Türkiyeli muhaliflerden oluşan ve aralarında gazetecilerin de bulunduğu 55 kişilik bir infaz listesi bulunduğunu kaydetti.

Dışişleri Bakanı Heiko Maas’a seslenen Überall, Türk Büyükelçi’nin Dışişleri Bakanlığı’na çağrılması gerektiğini belirterek “Heiko Maas’ın Türk Büyükelçi’ye bu noktada sınırın aşıldığını, Türkiye’deki baskıcı rejimden buraya sığınan gazetecilere yönelik tehdit ve şiddetin kabul edilemeyecek suç unsurları oluşturduğunu çok net bir şekilde söylemesi lazım” diye konuştu.

55 kişilik infaz listesinde iki isimle ilgili polisin harekete geçtiğini belirten Überall, söz konusu gazetecilere yönelik polisin koruma önlemlerini memnuniyetle karşıladıklarını ancak bunun yeterli olmadığını söyledi.

DJV Başkanı, gazeteci Erk Acarer’in evi önünde saldırıya uğramasını hatırlatarak “Hükümete eleştirel yaklaşan gazetecilerin Türkiye’de gazetecilik mesleğini artık icra edemiyor olması yeterince kötü. Sığındıkları Almanya’da hâlâ korku içinde yaşamak zorunda kalmaları ise hiçbir şekilde kabul edilemez” diye konuştu.

Son günlerde Alman polisinin infaz listesindeki gazetecileri ve aktivistleri tek tek ziyaret edip uyardığı basına yansımıştı.

Alman polisi, Erk Acarer’e saldırıda soruşturmayı genişletti

Okumaya devam et

Dünya

Afgan mültecilerin Avrupa’ya akınına karşı Pakistan, İran ve Türkiye tampon olacak

Suriyeli mültecilerin Avrupa’ya göçüne karşı tampon görevi gören Türkiye’ye, Avrupa Birliği Afgan göçmenler için de aynı misyonu uygun gördü. Avrupa Birliği’nin, Afganistan’dan yeni bir göç akınına karşı komşu ülkelere ve aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ‘bölge’ ülkelerine bir mali yardım paketi hazırlığında olduğu bildirildi.

BOLD – Avrupa Birliği (AB), Taliban örgütünün baskısı ve ekonomik sebeplerle Afganistan’dan kaçan düzensiz göçmenleri durdurmak için Kabil hükümeti ve civardaki komşu ülkelere maddi destek sağlayacağını açıkladı.

Taliban’ın ilerleyişini sürdürdüğü Afganistan’dan kaçanların sayısı giderek artarken AB, yeni bir göç akınına karşı hazırlık yapıyor.

Reuters haber ajansı, AB’nin göç akınını sınırlandırabilmek üzere Afganistan ve Afganistan’a komşu ülkeler için yeni bir mali yardım paketi planladığını bildirdi.

Konuyla ilgili Reuters haber ajansına konuşan iki AB yetkilisi ve bir diplomat, henüz düzenlenme aşamasındaki maddi yardım paketinin öncelikli olarak Afganistan ve komşu ülkeler Pakistan ile İran’a verileceğini söyledi.

İran ve Pakistan’da halihazırda 6,5 milyon Afgan yaşıyor.

TÜRKİYE DE GÜNDEMDE

AB Komisyonu konuyla ilgili yorum yapmaktan kaçınırken, mali yardımdaki amacın memleketlerinde yaşamaya devam eden ve yasa dışı yollarla başka ülkelere göç etmeyi düşünen Afganistan ve komşu ülke vatandaşlarını ikamet ettikleri bölgede tutmak olduğu kaydedildi.

AB yetkilileri, 2016’daki mülteci mutabakatıyla Suriyeli sığınmacıları barındıran Türkiye’nin Afgan sığınmacı ve göçmenlerin barındırılmasında da rol oynayabileceği üzerinde durulduğunu kaydetti. AB’nin Suriyeli mülteciler için Türkiye’ye 2024 yılına kadar ödenmek üzere ek 3,5 milyar euro kaynak ayırdığına işaret eden AB kaynakları, Afganistan için yeni bir mali yardımın mevcut paketten ayrı olacağını belirtti.

HEDEF AVRUPA’YA AKINI ÖNLEMEK

AB kaynakları, Afganistan ve bölge ülkelere mali yardımla Avrupa’ya yeni bir sığınmacı akınının önüne geçilmesinin hedeflendiğini ifade etti.

Plan çerçevesinde AB Komisyonu’nun Afganistan’a bu yıl içinde 57 milyon euroluk insani yardım yapmayı öngördüğü belirtildi. Önümüzdeki yıllar için mali yardım miktarının ise AB hükümetleri ve parlamentolarının onayını gerektirdiği için ancak sonbahardan sonra belirleneceği kaydedildi.

Taliban’dan yeni tehdit: Türk birliklerinin Afganistan’a girmesine izin vermeyiz

Okumaya devam et

Dünya

İngiltere, Erdoğan’ın Maraş çıkışına karşı BM Güvenlik Konseyi’nde Kıbrıs tasarısı hazırladı

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne sunulan bir taslak metinde Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Yönetimi’nden tek taraflı aldığı Maraş’ın bir kısmını halka açma kararından geri dönmeleri isteniyor. İngiltere tarafından hazırlanan taslak metin 15 üyeli konseyde tartışılacak.

BOLD – AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıs’ın Maraş bölgesinin yüzde 3,5’inin açılması ve adada iki devletli çözüm önerisine uluslararası tepkiler sürerken konunun Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ne taşınmasıyla ilgili girişimler de sürüyor.

Güvenlik Konseyi’nin veto hakkı bulunan daimi üyeleri Fransa ve ABD’nin Türkiye’nin son açıklama kararına konseyde alınacak güçlü bir yanıt verme çağrısına ilk adım diğer daimi üye İngiltere’den geldi.

Maraş konusunda İngiltere tarafından hazırlanan karar tasarısı konusunda New York’ta yoğun bir diplomasi trafiği yaşanıyor. İngiltere’nin hazırladığı metni dün akşam konseyin diğer üye ülkeleriyle de paylaştığı, hazırlanan karar tasarısına diğer üyelerden herhangi bir itiraz gelmezse tasarının en yakın zamanda sunulacağı iddia edildi.

“GÜVENLİK KONSEYİ BAŞKANLIK AÇIKLAMASI OLARAK HAZIRLANIYOR”

İngiltere’nin BM Güvenlik Konseyi’ne Maraş konusunda Türkiye’nin son açıklamalarını kınayan, Türk hükümetinden Maraş bölgesinin kısmen yeniden açılması konusundaki kararından geri adım atmasını isteyen, bölünmüş adada gerilimi artırabilecek tek taraflı eylemlerden kaçınma çağrısında bulunan bir açıklama metni taslağı hazırladığı kaydedildi.

İngiltere’nin konsey başkanlık açıklaması olarak hazırladığı taslak metinde, Maraş bölgesinin BM yönetimine devredilmesi de dahil olmak üzere Güvenlik Konseyi kararlarına uyulmasının önemini vurgulandığı da belirtildi.

İngiltere’nin hazırladığı taslak metinde ayrıca BM Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs halkının isteklerine uygun, iki toplumlu, iki bölgeli ve siyasi eşitliğe dayalı federasyon temelinde, kalıcı, kapsamlı ve adil bir çözüme yönelik kararlılığının yeniden teyit edileceği bildiriliyor.

Taslak metin Birleşmiş Milletler Özel Temsilcisi’nin Güvenlik Konseyi üyelerini Kıbrıs’la ilgili son gelişmeler ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı (KKTC) Ersin Tatar’ın açıklamaları hakkında bilgilendirilmesi sonrası sunuldu.

RUSYA’DAN ERDOĞAN’IN ÇIKIŞINA TEPKİ

Bu arada Rusya Dışişleri Bakanlığı, BM Güvenlik Konseyi kararlarına aykırı biçimde atılan ve müzakerelerin yeniden başlatılmasını zorlaştıran tek taraflı adımların tamamının kabul edilemez olduğunu bildirdi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova, Maraş’ın bir kısmının açılması tartışmalarına ilişkin soru karşısında, söz konusu bölgenin statüsünün tek taraflı olarak değiştirilmesini desteklemediklerini söyledi.

Sözcü Zaharova, “Bölgenin statüsünün değiştirilmeye devam etmesinin endişe yaratmaması beklenemez. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına aykırı olacak biçimde gerçekleştirilen ve müzakereleri yeniden başlatılmasını zorlaştıran tek taraflı eylemlerin tamamını kabul edilemez buluyoruz. Eskiden beri olduğu gibi, Kıbrıs sorununun, belirlenmiş olan uluslararası hukuk çerçevesi temelinde çözümlenmesini destekliyoruz” dedi.

MARAŞ’A İLİŞKİN BM KARARLARI

Maraş’ın bir bölümünün yeniden açılmasına yapılan itirazların temelini BM Güvenlik Konseyi’nin 11 Mayıs 1984 tarihli bir kararı oluşturuyor. Karar, Maraş’ın herhangi bir bölümünün, asıl sakinleri dışındakiler tarafından yerleşime açılmasına yönelik her türlü girişimi ‘kabul edilemez’ olarak değerlendiriyor.

Güvenlik Konseyi kararı, olası bir yerleşim girişiminde ise bölgenin BM yönetimine devredilmesi gerektiğini belirtiyor. Maraş konusunda BM Güvenlik Konseyi’nde 14 Eylül 1992 tarihinde alınan diğer bir kararda da 1984 tarihli kararın uygulaması için adada 1964’ten bu yana görev yapan Barış Gücü birliklerinin denetimi altındaki bölgenin Maraş’ı da kapsayacak şekilde genişletilmesi gerektiğini yineleniyor.

KAPALI MARAŞ BÖLGESİ

Gazimağusa’ya bağlı bir semt olan Maraş, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı öncesi adanın en popüler turizm noktalarından biriydi. Harekat sırasında yaklaşık 15 bin Rum’un Maraş’ı terketmesinin ardından bölge tellerle çevrilerek ‘askeri bölge’ ilan edildi ve terkedilmiş halde bırakıldı.

Dünyanın en güzel sahillerinden birine sahip, 1974 öncesi Ada’nın turizm gelirlerinin yüzde 53’ünün geldiği Maraş bölgesi, 46 yıldır kapalıydı.

Kapalı Maraş’ın sahildeki yaklaşık 2 kilometrelik kısmı ve sahilin arka caddesi olan Demokrasi Caddesi, 8 Ekim 2020’de, polis ve asker kontrolünde yaya geçişleri için açıldı.

Türk tarafı, Maraş’ı müzakerelerde güçlü bir pazarlık kozu olarak elinde bulunduruyor.

Erdoğan’ın kapalı Maraş çıkışı BM Güvenlik Konseyi’ne taşınıyor

Okumaya devam et

Popular

Shares