Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Barbaros Şansal: Hakkımda 58 dava var, iktidar işkencelerle yıldırarak yol alıyor

AKP iktidarının ve basınının sürekli hedef gösterdiği tasarımcı Barbaros Şansal, Turkey Tribünal’in yargıçlarına hakkındaki mahkeme kararlarının Fransızca çevirisini sundu. Bugüne kadar kendisine 58 dava açıldığını ifade eden Şansal, “İnsanları ithamlar ve suçlamalarla susturarak,  haksız yargılamalar, tutuklamalar ve işkencelerle yıldırarak yol almaya çalışıyorlar.” dedi.

BOLD – Cenevre’de üç gündür devam eden sivil mahkeme Turkey Tribunal‘in öğleden sonraki oturumuna katılan tasarımcı Barbaros Şansal, hakkında bugüne kadar 58 dava açıldığını ve sistematik olarak açılan bu davalarla mücadele etmeye devam edeceğini söyledi.

1980 askeri darbesinden sonra 9 yıl sürgüne giden Şansal, konuşmasına 2006 yılından itibaren maruz kaldığı şiddetleri, engellemeleri anlatarak başladı. Türkiye’nin uzun yıllardır hukukun üstünlüğü, vücut bütünlüğünün dokunulmazlığı, insan hakları konusunda ciddi sabıka kayıtları alan bir ülke olduğunu belirten Şansal,

“Ama uluslararası vergi ve ticaret anlaşmalarını anayasaları bağlayan hükümlerini de Türkiye Cumhuriyeti göz ardı ederek vatandaşları üzerinde bir korku imparatorluğu inşa ediyor. İnsanları ithamlar ve suçlamalarla susturarak,  haksız yargılamalar, tutuklamalar ve işkencelerle yıldırarak yol almaya çalışıyor. Bu süreçte hakkımda açılan yeni davalarla mücadele edeceğimi buradan açıkça beyan ediyorum.” dedi.

HAVAALANINDAKİ LİNÇ GİRİŞİMİNİN MAHKEME KARARLARININ SUNDU

2 Ocak 2017’de Atatürk Havaalanı’nda uğradığı linç girişimiyle ilgili mahkeme kararlarının Fransızca çevirisini Turkey Tribünal’in başkanına ve üyelerine sunan Şansal, hakkında verilen kararların bir komedi olduğunu söyledi.

1,5 yıl Belçika’da yaşayan, şu anda da Kıbrıs’ta ikamet eden Şansal, herhangi bir Avrupa ülkesine siyasi sığınma talebim bulunmadığını da sözlerine ekledi. Şansal nedenini ise şöyle açıkladı: “Çünkü kaleler içten fethedilir ve mücadele içte devam etmelidir. Sonuçları ne olursa olsun katlanılmalıdır. Bir örnek teşkil ettiğime inanıyorum.”

“9 YIL ÖNCE GERÇEKLEŞEN OLAYIN FAİLLERİ HALA YAKALANAMADI”

Barbaros Şansal’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Yaptırımlar ve saldırılar 2006 yılında Habertürk’te yaptığım bir televizyon programıyla başladı. Bu program sonucunda Radyo Televizyon Üst Kurulu şahsımın eşcinselliği meşru bir olaymış gibi yaygınlaştırmaya çalıştığıma dair kanaatine vardığı için beni ekranlardan 2 sene yasakladı. Ben bir kadın terzisiyim, aynı zamanda öğretmenim, aynı zamanda aktörüm, yazarım ve yorumcuyum.

Daha sonra 28 Aralık 2012’de İstanbul Taksim merkezde, İnönü Caddesi üzerinde Yeni Zelanda Konsolosluğu ve Bölge Makine Kimya Endüstrisi önünde organize bir şiddet saldırısına maruz kaldım. 9 yıl önce gerçekleşti bu saldırı ve faillerin hiçbiri yakalanmadı.

“İSTİHBARAT TARAFINDAN HAMİTKÖY TAŞ OCAKLARINA GÖTÜRÜLDÜM VE SORGULANDIM”

Arkadan hepinizin bildiği Gezi Parkı meselesinde atölyem ve evimde parka bakan yer olduğu için parka giren 3-5 kişiydik. Ağustos 2013’te kendilerinin istihbarat teşkilatı görevlileri olduğu söylenen 5 kişi tarafından İstanbul dışındaki Hamitköy Taş Ocakları’na götürüldüm ve sorgulandım. Ancak İstanbul Emniyeti suç uydurduğumu söyleyerek beni mahkemeye verdi. Fakat mahkemede suç uydurmadığımı, olayın gerçek olduğunu ispatladım.

Daha sonra asıl büyük mesele; 2016’yı 2017’ye bağlayan yılbaşı gecesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin başka ülkelerin iş içlerine karışarak, özellikle Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki saat farkına dikkat çekerek, aynı zamanda radikal İslam ve blasemi promosyonu yaparak, aynı zamanda tutuklu gazetecilere, pedofiliye vs. gibi olumsuzluklara dikkat çekerek paylaştığım bir videodan sonra 50 kişinin öldüğü gece kulübü Reina katliamı gerçekleştirildi.

“İKTİDAR BASINI ALEYHİMDE KAMPANYA BAŞLATTI”

Fakat burada benimle ilgili bir tavır yokken 2 Ocak 2017’de birdenbire iktidar basının da eliyle aleyhimde bir kampanya başlatıldı. Bu kampanya sonucunda Kuzey Kıbrıs’tan o dönemin Başbakanı’nın emriyle hakkımda hiçbir bakanlar kurulu kararı olmadan, ihraç kararı olmadan -ki Avrupa Parlamentosu Kıbrıs raportörü bunu ilk raporlayan şahıstır- bütün şahsi eşyalarıma, telefonuma cüzdanıma kadar el konularak, hukuka ulaşmam engellenerek kendi uçak biletimle İstanbul Atatürk Havalimanı’na kaçırıldım.

“56 GÜN HÜCREDE KALDIM”

o gece havalimanında 9 polis ve 13 havalimanı çalışanı tarafından apronda yolcuların içinde iki kademeli linç girişimine maruz kaldım. Ağır darbeler olmasına rağmen hiçbir sağlık yardımı almadım. Gözaltısı bile olmayan TCK 217 suçlamasıyla tutuklandım. Silivri Cezaevi 9. Kısım L Tipi C-72 No’lu hücreye kondum. Hücrede sağlık, iletişim ihtiyaçlarımın karşılanması engellendi. 56 gün hücrede tutulduktan sonra serbest bırakıldım.

İstanbul Valiliği, beni korumakla yükümlü olan polislerle ilgili soruşturmaya izin vermedi. Daha sonra TCK 301’den (301, 299, 216, 217 gibi maddeler AİHM’sinin kararlarının tamamen karşısında, Avrupa ile devam eden diyaloglarda sorun teşkil eden maddeler), Türkiye Cumhuriyeti devleti ve hükumetini alenen aşağılamak suçundan 6 ay 22 günlük hapis cezası verilerek salındım. Yurt dışı çıkış yasağı verildi. Daha sonra Yüksek Mahkeme’ye müracaat etme hakkım elimden alındı. Ama yurt dışı yasağı kaldırıldıktan sonra ben yine LGBT, insan hakları, hayvan ve çevre hakları alanındaki mücadeleme yılmadan devam ettim.

1,5 yıl kadar Belçika’da ikamet ettikten sonra şimdi Kıbrıs’ta ikamet ediyorum ve mücadeleme devam ediyorum. Somut deliller beni çok ilgilendirdiği için havaalanındaki linç skandalının Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinin mahkeme kararlarını apostilli Fransızca çevirisini sayın üyelere birer adet sunmak istiyorum. Okuduğunuz zaman nasıl bir komedi olduğunu göreceksiniz.

HAKKIMDA AÇILMIŞ 58 DAVA VAR”

Şu ana kadar hakkımda açılmış 58 dava var. Bunlar genellikle TC hükumetini ve devletini, Türkiye’de yaşayan insanların bir kısmını inançlarına göre bir kısmını yaşadıkları bölgeye göre bir kısmını fiziksel özelliklerine göre aşağılamak gibi Cumhurbaşkanlığı’nın yeni kurduğu gizli tanık, şikayet sistemi üzerinden, sistematik olarak açılan davalarla mücadele ediyorum. Ülkeme gidiyorum, davalara giriyorum.

En son yine geçen haftalarda TCK 301’den üç ay ertelemesiz ve istinaf hakkı olmayan bir hapis cezası daha verildi. Bu cezada da mesleki bir terim olarak kullandığım dikiş kelimesini argo bir kelime ile benzetilerek cezalandırıldım. Oysa ben orada laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin üstünlüğünün altını çizen bir mizah yapıyordum. Özgür kalan Nuriye ve Semih’e destek veriyordum.

“HERHANGİ BİR SİYASİ TALEBİM YOK”

Türkiye Cumhuriyet, hukukun üstünlüğü, vücut bütünlüğünün dokunulmazlığı, insan hakları konusunda uzun yıllardır ciddi sabıka kayıtları alan bir ülke. Ama uluslararası vergi ve ticaret anlaşmalarını anayasaları bağlayan hükümlerini de Türkiye Cumhuriyeti göz ardı ederek vatandaşları üzerinde bir korku imparatorluğu inşa ediyor. İnsanları ithamlar ve suçlamalarla susturarak,  haksız yargılamalar, tutuklamalar ve işkencelerle yıldırarak yol almaya çalışıyor.

Bu süreçte hakkımda açılan yeni davalarla mücadele edeceğimi buradan açıkça beyan ediyorum. Herhangi bir siyasi sığınma talebim yok. Çünkü kaleler içten fethedilir ve mücadele içte devam etmelidir. Sonuçları ne olursa olsun katlanılmalıdır. Bir örnek teşkil ettiğime inanıyorum.”

AKP Hükumeti’nin yargılandığı Turkey Tribunal nedir?

Turkey Tribunal’de işkencelerin ifşası yandaşları rahatsız etti

Analiz

Siyasetin emrindeki HSK’da organize işler: Bahçeli istifa ettirdi, Şentop hakime kefil oldu

MHP kontenjanından Hakimler ve Savcılar Kurulu(HSK) üyesi olan Devlet Bahçeli’nin eski avukatı Hamit Kocabey’in istifa süreci yargıdaki çürümeyi gözler önüne serdi. Kocabey’in MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin “İstifa edin” isteğini “Başüstüne” diyerek yerine getirdiği, TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un da sulh ceza hakiminin ihracını ‘bilgi verdiği’ gerekçesiyle önlediği anlaşıldı.

BOLD ANALİZ – AKP’nin başkanlık sistemiyle Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısını değiştirmesi sonrası iktidarın emrine giren yargıdan pis kokular yükseliyor.

HSK üyesi avukat Hamit Kocabey’in geçtiğimiz hafta Kurul’dan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin isteğiyle istifa etmesi sonrası ortaya atılan iddialara bugün yenisi eklendi. Gazeteci İsmail Saymaz, HSK’ya MHP’nin kontenjanından atanan Kocabey, avukatı olduğu Devlet Bahçeli’nin talimatı üzerine “Başüstüne” diyerek 5’nci ayı dolmadan istifa ettiğini yazdı.

Saymaz, Kocabey’in avukat oğlu Nizamettin Kocabey’in Bataklık Operasyonu’nda Uğur Şener’in yakalama kararının kaldırılması için Ankara 8. Sulh Ceza Hakimi E.Ş. üzerinden devreye girdiğini, dönemin Ankara Başsavcısı Yüksel Kocaman’ın hakim E.Ş.’ye “Bu dosya için 300 bin dolar alınmış. Sakın ha!” uyarısında bulunduğunu yazdı. Avukat Kocabey’in, Başsavcı Kocaman’ın söylediklerine sinirlendiği ve “Bunu Kocaman’ın yanına bırakmam” dediğini aktaran gazeteci Saymaz, şüpheli Şener’e dava bile açılmadığını belirtti.

Bu gelişmelerin ardından HSK üyesi olmayı bekleyen Başsavcı Kocaman’ın Yargıtay’a üye atanmasında Hamit Kocabey’in etkisi olduğunu kaydeden Saymaz, Kocabey’in hakim E.Ş. hakkında Gülen Cemaati ile bağlantısı olduğu gerekçesiyle soruşturma başlatıldığını, TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un Hakim E.Ş.’ye 2012’den itibaren cemaat ile ilgili ‘yararlı bilgiler vererek’ ihracına engel olduğunu kaydetti.

Saymaz’ın aktardığına göre, HSK’da şunlar yaşandı: “Son hafta, ihraç edilecek ve açığa alınacak olan hakim ve savcılar görüşülecekti. Hakim E.Ş. de listedeydi.

Şentop, ihraç çıkmaması için Bahçeli ile görüştü. Kocabey’e “Oylamaya katılma” önerisinde bulunuldu.

Kocabey, her hafta olduğu üzere pazartesi günü Bahçeli’nin makamına gitti. Sohbette “AK Parti gidiyor, bizi de beraberinde götürüyor, bir çare bulmak lazım” dedi.

Bahçeli yanıt vermedi.

Bahçeli: İstifa edin
Geçen perşembe sabahı Hamit Kocabey’in telefonu çaldı.

MHP’den aranıyordu.

Derhal genel merkeze gitti.

Bahçeli, baş başa görüştüğü Kocabey’e şöyle dedi:

“Bir karar verdim. Bu kararı çok zor verdim. 24 saat düşündüm. Hareketimizin selameti için sizden bir şey rica ediyorum. Çok büyük hizmetler ettiniz. Bir dik duruş daha bekliyorum sizden.”

Kocabey, “Emredin” dedi.

Bahçeli, “İstifa edin” diye ekledi.

Kocabey, “Başüstüne efendim” şeklinde karşılık verdi.

Dilekçesini yazdı ve aynı gün Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e verdi.”

Saymaz’ın yazısındaki iddialar yargının siyasetin emrine girdiğini, HSK üyesinin Devlet Bahçeli’den talimat aldığını, hakim ve savcıların ihracında da yine siyasetçilerin belirleyeci olduğunu gösteriyor.

PERİNÇEK’İN ‘SİYASETİN KÖPEĞİ’ DEDİĞİ YARGIDA PİS KOKULAR

Doğu Perinçek’in “siyasetin köpeği” diyerek aşağıladığı yargıda organize işler, pis kokular gelmeye devam ediyor. Yargının siyasetin kuklasına dönüşmesinin nedenlerinden bir tanesi de HSK’nın üyelerinin belirlenmesinden kaynaklanıyor. AKP ve MHP’nin 2017’de yaptığı anayasa değişikliğiyle HSK’nın üyelerinin Cumhurbaşkanı ve TBMM’deki siyasi partiler tarafından seçen sistem getirildi. Buna göre HSK’nın Adalet Bakanı ve müsteşarının dışında kalan 4 üyeyi Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 üyesini ise TBMM’nin belirliyor. TBMM’de seçilen üyeler ise iktidar ve muhalefet partileri arasında bölüşülerek yapıldı. Böylece bağımsız ve tarafsız olması gereken yargı tam anlamıyla siyasetin emrine girdi.

Erdoğan, 2001’de Kılıçdaroğlu gibi uyarmış: Ülkemizde kadınlar, çocuklar adeta rehin alınıyor, devletin bürokratlarına suç işlettiriliyor

Okumaya devam et

Gündem

İstanbul Barosu Başkanlığı’na 3’ncü kez Mehmet Durakoğlu seçildi

İstanbul Barosu başkanlığı için 7 adayın yarıştığı seçimde mevcut baro başkanı Mehmet Durakoğlu yeniden seçildi. Durakoğlu, “İstanbul Barosu’nda yönetimde olabilmek için omurga gerekir. Bu omurgaya sahip olduğumuz için kazandık. Bu kaleyi asla ama asla teslim etmeyeceğiz” dedi.

BOLD – Dünyanın en büyük barosu sayılan İstanbul Barosu’nda pandemi nedeniyle ertelenen seçimler dün Haliç Kongre Merkezi’nde yapıldı.

Seçimi, Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu’nun adayı olan Mehmet Durakoğlu kazandı. Resmi sonuçlara göre Durakoğlu, 26 bin 30 geçerli oyun yüzde 8 bin 503’ünü alarak seçimi kazandı. Diğer adayların aldıkları oy şöyle: Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu Yükseliş Hareketi’nden Hasan Kılıç 6 bin 155, Avukat Hakları Grubu’ndan Gökhan Ahi 6 bin 13,  Çağdaş Avukatlar Grubu’ndan Ata Yazıcıoğlu 1687, Özgürlükçü Demokrat Avukatlar Grubu’ndan Sezin Uçar 1674, İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu’ndan Kaptan Yılmaz 1109, Bağımsız Avukatlar Grubu’ndan İshak Şadi Çarsancaklı 956.

OMURGA SAHİBİ OLDUĞUMUZ İÇİN KAZANDIK

Seçim sonuçlarının belli olmasının ardından Mehmet Durakoğlu, “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” sloganlarıyla alkışlandı. Durakoğlu, yaptığı konuşmada şunları söyledi: “İstanbul Barosu’nda yönetimde olabilmek için omurga gerekir. Bu omurgaya sahip olduğumuz için kazandık. Onun için biz şimdi burada Mustafa Kemal’den bahsediyoruz. Onun için kalenin hala burada dimdik durduğundan bahsediyoruz. Bu kaleyi asla ama asla teslim etmeyeceğiz.

Mehmetçiklerin katledildiği Boğaziçi Köprüsündeki TÜGVA’lıları korku saldı

Okumaya devam et

Gündem

Demet Akalın’ın eşi Okan Kurt’tan “Erdoğan’ın berberi sokağı sahiplendi” iddiası

Restoranının yan komşusuyla kavga edip karakolluk olan şarkıcı Demet Akalın’ın eşi Okan Kurt, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın berberi, ‘ben bu sokağın sahibiyim’ diyor” ifadelerini kullandı.

BOLD – Sahibi olduğu Hirahan Restoran’da yan komşusuyla kavga edip karakolluk olan şarkıcı Demet Akalın’ın eşi Okan Kurt, ilginç bir iddiada bulundu.

Kavganın çıkma nedeninin AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın berberi olduğunu belirten Kurt, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın berberi, ‘ben bu sokağın sahibiyim’ diyor” dedi.

Eşi komşusuyla kavga eden Demet Akalın ise duruma sosyal medya hesabından tepki gösterdi.

Eşinin hayatı için endişe ettiğini belirten Akalın “Okan’ı dışarı çıkartmıyorlarmış, polisi de içeri sokmuyorlarmış. Beykoz Emniyeti nerede! Okan’ın can güvenliği yok” diyerek isyan etti.

Mehmetçiklerin katledildiği Boğaziçi Köprüsündeki TÜGVA’lıları korku saldı

Okumaya devam et

Popular

Shares