Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Harekete geçemeyen hareket: HAMAMÖNÜ

“Hamamönü Hareketi” diye isimlendirilen, öncülüğünü Abdullah Gül’ün yaptığı, AKP içerisindeki muhalif kanadın harekete geçememesi üzerine bir analiz…

BOLD / ANALİZ

“Hamamönü Hareketi”, “Kefaret Hareketi”, “Muhalifler Hareketi” bütün bu isimler Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) takip ettiği çizgiden rahatsız olan, başını Abdullah Gül’ün çektiği, parti dışına itilmiş eski bakanların gerçekleştirmesi beklenen siyasi çıkışa verilen isimler olarak dikkati çekiyor.

HAREKETE Mİ GEÇİYORLAR?

31 Mart 2019 Pazar günü yapılacak yerel seçim öncesinde sözkonusu ekibin harekete geçip geçmeyeceği yine tartışma konusu.

Önceki günlerde Konya’da eski bakanlardan Ömer Dinçer’in babasının cenazesine katılan Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan, Mehdi Eker, Taner Yıldız, Nihat Ergün ve Beşir Atalay’ın verdiği fotoğraf tartışmaları yeniden alevlendirdi.

LİNÇ KAMPANYASI BAŞLADI

İktidara yakın yazarlar linç kampanyasına başlarken, siyaset kulislerinde yorumlar birbirini izledi. Konu İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e de soruldu.

Akşener, seçime giderken böyle bir partinin kuruluşunu çok mümkün görmediğini yerel seçim sonuçlarının görülmek isteneceğine dikkat çekti. Gül’ün yakınındaki isimler yeni parti kurulacağı iddiasını teyit etmiyor.

TARTIŞMALAR GEZİ OLAYLARINA UZANIYOR

AKP içerisindeki fikir ayrılıklarının ilk gün yüzüne çıkışı, 2013 yılının mayıs-haziran aylarında patlak veren Gezi hâdiselerine kadar uzanıyor.

Bülent Arınç ve Abdullah Gül’ün Gezi’ye yumuşak yaklaşımları, dönemin başbakanı Erdoğan ile aralarında var olan fikir ayrılıklarını körüklemişti.

Erdoğan’ın bir toplantıda azarlar gibi konuşması, toplantıyı terk eden Arınç’ı istifanın eşiğine getirmişti. İkna çabaları Ankara kulislerinin en ilgi çeken konuları arasındaydı.

YOLSUZLUKLA ANILMAKTAN RAHATSIZ OLDULAR

17/25 Aralık 2013 büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarına karşı, Erdoğan ve ekibinin tutumu da bu ayrılığı derinleştirdi.

‘AKP’nin ağır abileri’ partinin adının yolsuzluk ve rüşvetle anılmasından rahatsızdı. Soruşturmalarda ismi geçen 4 bakanın (Muammer Güler, Egemen Bağış, Zafer Çağlayan ve Erdoğan Bayraktar) yargılanması isteniyordu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kurulan komisyona yapılan müdahaleler, Yüce Divan oylamalarına yapılan baskılar rahatsızlığı iyice gün yüzüne çıkardı.

REİSÇİ EKİP LİNÇ KAMPANYASINA BAŞLADI

İşte bu ayrışmanın ardından gerek hükümete yakın havuz medyası gerekse AKP içerisinde ağır abilerin ‘çile çekmemiş yeni yetmeler’ diye tanımladıkları reisçi ekip, sistematik bir linç kampanyası yürüttü.

Konuşmaya teşebbüs edene yargı sopası gösterildi. Bülent Arınç ve Hüseyin Çelik’in isimlerinin cemaat davalarında hazırlanan bir iddianamede geçtiği dahi konuşuldu.

KILIÇ’IN HAMAMÖNÜNDEKİ OFİSİ

Tartışmalar arasında eski bakanlardan Suat Kılıç’ın Hamamönü’nde bulunan ofisinde bir araya gelen AKP’den dışlanmış ekip, toplantılar düzenlemeye başladı.

Sohbet ve dertleşme toplantıları giderek istişare toplantılarına evrildi. Toplantılara Bülent Arınç, Sadullah Ergin, Hüseyin Çelik, Suat Kılıç, Sadullah Ergin, Cemil Çiçek, Nihat Ergün gibi önemli isimler katılmaya başladı.

Bazı gazetelerin Ankara temsilcileri de zaman zaman toplantılara iştirak etti.

İLK HEDEF PARTİYİ FABRİKA AYARLARINA DÖNDÜRMEK

Hamamönü Hareketi’nin öncelikli hedefi partiyi yıpratmadan fabrika ayarlarına döndürme ve tek adam sultasına evrilen gidişatın önünü kesmekti. Bunun için sistematik bir planları bile vardı.

Ancak gerek ‘Reis ve Ekibi’nin tutumu, gerekse ülkede yaşanan gelişmeler Hamamönü hareketinin hedeflerini gerçekleştirmesine imkan tanımadı.

Bu sırada Ali Babacan ve Taner Yıldız gibi isimler de harekete dahil oldu.

YENİ PARTİ FİKRİ TARTIŞILIR OLDU

AKP içerisinde Erdoğan hakimiyeti tartışılmazdı. Parti içerisinde bir netice alamayacağını anlayan hareket yeni bir parti konusunu gündemine aldı.

Cumhurbaşkanlığı koltuğundan indikten sonra partinin başına geçmesine müsade edilmeyen Gül liderliğinde yeni bir parti fikri tartışılır oldu.

Ancak yeni bir oluşumun Erdoğan’ın karşısına çıkması için siyasi ortamın da uygun olması gerekiyordu.

7 HAZİRAN HAREKETİ UMUTLANDIRDI

AKP’nin yoğun tartışmalar arasında Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığında girdiği 7 Haziran 2015 seçimlerinde Hamamönü Hareketi’ni umutlandıran bir netice çıktı.

AKP tek başına iktidar olma yeterliliğini ilk defa kaybetmişti. Parti içerisinde seçim sonucu, cemaate yönelik operasyonlar, parti içi muhalefet, yolsuzluklar gibi gerekçelere bağlandı. Oysa Erdoğan için çıktığı yoldan dönüş yoktu.

DEVLET BAHÇELİ CAN SİMİDİ ATTI

AKP’nin bu en sıkıntılı döneminde devreye Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli girdi. Birçok durumda olduğu gibi daha seçim akşamı erken seçim diyerek muhalefetin iktidara gelmesinin önünü kapattı.

Hamamönü Hareketi de bu dönemde hareketlendi. Sürekli yapılan toplantılar neticesinde 1 Kasım seçimlerinin beklenmesi kararı alındı. Bu seçimde de koalisyon çıkması durumunda hareket sahaya inecekti.

KORKUTMA POLİTİKASI TUTTU

Erdoğan yine bildik siyasi manevralarına başladı. Hizmet Hareketi ve Kürtler üzerinden siyaset yürüttü. Ülkede meydana gelen patlamaların, şehitlerin faturası 1 Haziran’da alınan oy oranına çıkarıldı.

Vatandaşa “bana oy vermezsen istikrar bozulur”, “terör daha da azar” imasında bulunuldu. Korkutma politikası netice verdi ve AKP yüzde 49,5’lik oy ile yeniden tek başına iktidar oldu.

HAMAMÖNÜ HAREKETİ GERİ ÇEKİLDİ

Seçimlerden çıkan netice ile yeni bir oluşuma siyasi ortamın hazır olmadığına kaanat getiren Hamamönü Hareketi de beklemeye başladı. Erdoğan için iktidarda olmak yeterli değildi.

Başkanlık tartışmaları ülke gündemi oturdu. Hamamönü hareketi başkanlığa karşıydı. Cılız da olsa Hüseyin Çelik ve Bülent Arınç’tan çıkışlar geldi.

Çözüm süreci ve hizmet hareketine uygulanan haksızlıklar gündeme taşındı. Başta Suriye olmak üzere dış politika eleştirilerini de unutmamak lazım.

AKP DE HAMAMÖNÜ DE ENDİŞELİ

O günden bu güne her seçim dönemi öncesi “Hamamönü”, “Kefaret”, “Muhalifler” diye adlandıran bu ekibin AKP’ye bayrak açma ümidi ve endişesi birlikte yaşanıyor.

Her ne kadar bir güçleri olmadığı ve Erdoğan’ın karşısında varlık gösteremeyecekleri görüşü hakim olsa da, AKP içerisinde böyle bir çıkışın nereye varabileceği kestirilemiyor.

BİLDİKLERİ ORTAYA SAÇILABİLİR

Siyasi arenada bir rakiplik durumunda söylemlerin giderek sertleşeceği açık. Hal böyle olunca, yıllarca AKP’nin her mahremine tanıklık etmiş bu isimlerin hafızalarındakilerin ortaya saçılmasının, zaten yıpranmış olan partiyi iyice zora sokabileceği biliniyor.

Diğer taraftan AKP’nin en büyük kozu bir alternatifinin olmayışı. Hareketin alternatif oluşturma tehlikesi de parti içerisindeki isimleri endişelendiriyor.

ORTAM BEKLEME HASTALIĞI

Hamamönü ekibi ise hala siyasi ortamın kendilerinin çıkışına uygun hale gelmesini, yani AKP’nin kaybetmesini bekliyor.

Ya bir kurtarıcı gibi gelip AKP’yi yeniden AK Parti kodlarına döndürecekler, ya da yeni bir parti kurup iktidara gelecekler. Ancak siyasette 2+2 her zaman 4 etmez gerçeğini unutmamak lazım. Siyaset aklın yanında bir cesaret işidir.

Hamamönü Hareketi’nin var olduğundan şüphe duyulmayan siyasi akıl ve tecrübesinin yanında siyasi cesaretten yoksun olduğunu söylemek de yanlış olmayacaktır.

DARISI ERDOĞAN SONRASINA

Hal böyle olunca geçmişte daha uygun siyasi ortamlarda harekete geçemeyen Hamamönü Hareketi’nin 31 Mart yerel seçimleri sonrasında da harekete geçmesi pek de mümkün görülmüyor.

Aslında Tayyip Erdoğan iktidarda olduğu sürece Hamamönü ‘nün onunla bir siyasi kavgaya girmesi beklenmiyor. Hamamönü için darısı Erdoğan sonrasına demek yanlış olmasa gerek.

“Erdoğan kendini Mobutu Sese Soko sanmaya başladı”

BOLD ÖZEL

Saray koronavirüs haritasını da değiştirdi

Koronavirüs yasaklarının sona erdiği şehirleri belirleyen haritanın Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki toplantının ardından değiştiği ortaya çıktı. Hasta sayısına göre sarı kategoride yer alan Uşak, Diyarbakır, Şanlıurfa gibi şehirler maviye boyandı.

BOLD ÖZEL – Kovid-19 vakalarını gizlediği ortaya çıkan AKP hükumetinin, normalleşme haritasını da değiştirdiği ortaya çıktı. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 100 binde 10’un altında vaka görülen şehirlerin mavi kategoride yer alacağını duyurmuştu. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndaki kabine toplantısının ardından Uşak mavi kategorideki iller arasına eklendi.

10 GÜN ÖNCE BAŞKA ŞİMDİ BAŞKA

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 10 gün önce yaptığı açıklamada Kovid-19 yasaklarının kaldırılacağı illerin risk haritasına göre belirleneceğini açıkladı. Şehirler vaka sayısına göre dört renge ayrıldı. Yüz binde 10’un altında vaka görülen illerin mavi (düşük riskli), yüz binde 11-35 arası vaka olan illerin sarı (orta riskli), yüz binde 36-100 arası vakası bulunan illerin turuncu (yüksek riskli), yüz binde 100’ün üstünde vaka seyri görülen illerin ise kırmızı (yüksek riskli) olarak belirlendi.

İKİ HARİTA BİRBİRİNİ YALANLADI

Ancak Sağlık Bakanlığı’nın 20-26 Şubat haftası ‘İllere Göre Haftalık Vaka Sayısı Haritası’ 100 binde 10’un altında vaka görülen mavi renkli ve düşük riskli il sayısının sadece dört olduğunu gösteriyor. Normalleşmenin başlaması gereken bu iller Mardin, Şırnak, Batman, Hakkari. Yine Sağlık Bakanlığı’nın 20-26 Şubat tarihli ‘İllere Göre Risk Durumu Haritasında’ ise sarı kategoride yer alan 100 binde 20 vakaya kadar olan şehirler de maviye boyandı.

100 binde 10’un altında vaka görülen şehirler mavi kategoride yer alıyor.

UŞAK SONRADAN EKLENDİ

Seçim haritasını andıran normalleşme haritasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki iller mavi kategoride yer alıyor. En az aşılamanın yapıldığı bu iller düşük riskli olarak dikkat çekiyor. Uşak ise 100 binde 18,40 vaka görülmesine rağmen mavi kategoriye yerleştirildi. Yine Diyarbakır, Şanlıurfa, Diyarbakır, Bitlis, Muş, Siirt, Bingöl, Ağrı, Iğdır 100 binde 10’un üzerinde vaka görülmesine ve sarı kategoride bulunmasına rağmen maviye boyandı.

BAKAN KOCA AÇIKLAYAMADI

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, haritadaki değişiklikleri, “Bilim Kurulumuz, illerin risk kategorilerini belirlemede 100.000 nüfusa düşen haftalık vaka sayısı ile birlikte yapılan PCR testlerinin pozitiflik oranı, yoğun bakım doluluk oranı ve entübe hasta artışını dikkate aldı. Kademeli normalleşmek elimizde.” sözleriyle açıklamaya çalıştı. Ancak illere göre yoğun bakım hasta sayısı, test pozitiflik oranı sayılarını vermedi.

SAĞLIK BAKANLIĞI’NIN KATEGORİLERİ
  • Mavi: Yüz binde 10’un altında vaka görülen iller düşük riskli.
  • Sarı: Yüz binde 11-35 arası vaka olan iller orta riskli.
  • Turuncu: Yüz binde 36-100 arası vakası bulunan iller yüksek riskli.
  • Kırmızı: Yüz binde 100’ün üstünde vaka seyri görülen iller ise çok yüksek riskli.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

5 aydır karantina hücresinde tutulan Miktad öğretmen siroz oldu

Tutuklu öğretmen Miktad Doğan, 5 aydır cezaevindeki karantina hücresinde sağlık sorunlarıyla mücadele ediyor. TBMM’ye mektup gönderip yardım isteyen Doğan’a siroz teşhisi konuldu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

3 Eylül 2019’dan bu yana Kırklareli E Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan tarih öğretmeni Miktad Doğan’a Hepatit B’ye bağlı siroz teşhisi konuldu. 5 aydır teşhis ve tedavi için hastaneye götürülen Doğan geçen hafta Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yatırıldı. Daha önce karaciğerinden parça alınan Miktad Doğan’ın hastalığı ilerlediği ve siroza dönüştüğü ortaya çıktı. Doktor, Miktad Doğan’ın abisi Hıdır Doğan’a ailede başka hasta olan varsa test yaptırmalarını söyledi.

Hasta tutuklu Miktad Doğan, yanlış teşhis ve tedavi yapıldığı için aylardır cezaevi-hastane arasında gidip geliyor. Doğan’a ilk önce Eylül 2020’de vertigo teşhisi konularak bir ay boyunca ilaç tedavisi uygulandı. Sağlık durumu daha da kötüleşince 21 Eylül 2020’de Kırklareli Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Bu kez kronikleşmiş Hepatit B olduğu söylendi.

Kan tahlilleri ve çekilen ultrason sonucunda karaciğer enzim değerinin aşırı yükseldiği, karaciğerinin büyüdüğü ve aşırı yağlandığı görüldü. Hastanenin enfeksiyon birimi tarafından acil olarak Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edilen Doğan, durumu acil olmasına rağmen ancak 1,5 ay sonra 4 Kasım 2020’de hastaneye götürüldü. Biyopsi için karaciğerinden parça alınan Miktad Doğan en son 18 Şubat 2021’de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi götürüldü. 3 gün hastanede kalan Doğan’a bu kez Hepatit B’ye bağlı siroz teşhisi konuldu.

5 AYDIR KARANTİNADA

Sürekli hastaneye gidip geldiği için karantina hücresinde yaşamak zorunda kalan Doğan sağlıksız ortam ve beslenme koşullarının da etkisiyle sağlığı her geçen gün daha da bozuluyor.

Miktad Doğan’ın avukatı Münevver Öz, yanlış teşhis, yanlış tedavi ve kaybedilen zamanın müvekkilinin yaşam hakkını tehlikeye attığı için cezaevi doktoru ve görevli memurlar hakkında 4 ay önce suç duyurusunda bulunmuştu. Öz dilekçesinde, tuvaleti tıkalı, suyu akmayan, sıcak su verilmeyen, yeterli beslenme koşullarının sağlanmadığı bir hücrede müvekkilinin ölüme terk edildiğine, memurların görevlerini kötüye kullandığına, sistematik bir şekilde müvekkiline kötü davranıldığına dikkat çekti. Kişilerin cezalandırılması için kamu davasının açılmasını talep eden Öz’ün başvurusuyla ilgili henüz bir gelişme olmadı.

TBMM’YE MEKTUP GÖNDERDİ

Ocak ayında TBMM Adalet Komisyonuna mektup göndererek yardım talep eden Miktad Doğan, hastalığının ilk teşhisinden bu yana 4,5 ay geçmesine rağmen ve acil tedaviye başlanması gerektiği halde hala bir sonuca varılmadığını yazmıştı. Doğan, hastalığının ilerleyerek siroza dönüşebileceğini o zaman ifade etmişti:

“Hastalığım bulaşıcı ve her geçen gün ilerliyor. Önlem alınmazsa karaciğer sirozu ve karaciğer yetmezliği vuku bulacak. Bununla beraber kaldığım karantina koşullarında daha başka enfeksiyonlar kapmam muhtemel.”

MAHKEMESİ 3 MART’TA

Bir süre sözleşmeli öğretmen olarak görev yapan 30 yaşındaki Miktad Doğan 2017’de geçirdiği trafik kazasında birçok kaburgası ve omuz küreği kırıldığı için mesleğini bırakmak zorunda kaldı. Tanık ifadelerine dayanılarak ve Bylock kullandığı iddiasıyla 3 Eylül 2019’da tutuklanan Doğan, 4 aydır SEGBİS ile katıldığı Kırklareli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nden her duruşmada durumunu heyete açıklamaya çalıştı ancak dikkate alınmadı. Doğan, 3 Mart’ta altıncı kez hakim karşısına çıkacak.

“Ağır hasta olmama rağmen 4 aydır hücredeyim”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Tutuklu Emniyet Amiri Ömer Köse’ye pandemi döneminde su yok

Dört yıldır hücrede tutulan Ömer Köse’ye tüm ihtiyaçları için sadece 20 litre su veriliyor. Köse, yağmur sularını biriktirerek ayakta kalıyor.

BOLD – Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu bulunan ihraç Emniyet Müdürü Ömer Köse’ye yönelik baskı ve hak ihlalleri artarak devam ediyor. Tek kişilik hücrede tutulan Köse’nin diğer tutuklulardan farklı olarak günlük su limiti 20 litreyle sınırlandırılırken, ikinci battaniyesi de elinden alındı.

Cezaevinde kalan diğer tutuklular suyla ilgili sıkıntı yaşamazken Ömer Köse’nin hücresinin sayacının 20 litreye göre ayarlandığı öğrenildi. Günlük 20 litre su ile temizlik, banyo, bulaşık yıkama gibi tüm ihtiyaçlarını karşılamak zorunda bırakılan Ömer Köse’nin banyo yapmakta zorlandığı öğrenildi. Köse’nin yakınlarına aktardığına göre, banyo öncesi musluğu açıp sıcak su gelmesini beklemesi durumunda günlük 20 litre su bitmiş oluyor.

Ömer Köse cezaevinde çocuklarıyla

DİLEKÇELERİNE CEVAP VERİLMİYOR

Ömer Köse’nin su sorunuyla ilgili şahsen ve avukatı aracılığıyla yazdığı dilekçelere cevap verilmediği öğrenildi. Gardiyanların sayacın bozuk olabileceği şeklindeki söylemleri üzerine Köse’nin “sorun hücremdeki su sayacındaysa tamiratını ya da değişimini kendi paramla yapabilirim” şeklindeki son dilekçesine de cevap verilmedi.

Cezaevi yönetiminin, hücre ve koğuşlara ayrı sayaç sitemini kuran firmadan yanıt beklediklerini ilettiği ancak hiçbir ilerleme olmadığı belirtiliyor.

Köse’nin cezaevi yönetimine verdiği 9 dilekçenin dışında, infaz hakimliği ve Adalet Bakanlığına da dilekçe yazdığı ancak dilekçelerin UYAP’ta görünmediği öğrenildi. Bu durum dilekçelerin imha edildiği şüphesini doğurdu.

Köse daha önce de cezaevinde kaloriferlerinin yakılmadığı ve darp edildiğine ilişkin dilekçeler yazmış ancak işleme konulmamıştı.

YAĞMUR SULARINI TOPLUYOR

Köse’nin kar sularını eriterek ve yağmur sularını toplayarak tuvalette kullanmaya çalıştığı, hücresi ve kişisel hijyeniyle ilgili pandemi sürecinde büyük sıkıntı yaşadığı ifade ediliyor.

Köse’nin yaşadığı bir diğer sorun ise ısıtma. Cezaevi kaloriferlerinin yetersiz yanması nedeniyle çift battaniye kullanan Köse’nin battaniyelerinden biri arama sırasında geri verileceği söylenerek alındı. Battaniyenin geri verilmemesi üzerine Köse, cezaevi kantininden yeni bir battaniye almak için kantin fişi doldurdu ancak Köse’ye yeni battaniye satılmadı.

Eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse, Ağustos 2014’ten beri tutuklu. Uzun süre Silivri Cezaevinde tutulan Köse, OHAL döneminde Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Kapılı Ceza İnfaz Kurumu’na gönderildi. Köse yaklaşık 4 yıldır tek kişilik hücrede tutuluyor.

Okumaya devam et

Popular

0Shares
0