Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Nurhayat Yıldız’ın kaleminden cezaevinde ikiz bebeklerini kaybediş süreci

Cezaevinde ikiz bebeklerini kaybeden Nurhayat Yıldız, bebeklerini kaybettiği şartları ve günleri mektubunda anlattı. Son fotoğrafındaki manzara bile çok şey ifade ediyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 29 Ağustos 2016’da tutuklanan ve cezaevindeyken ikiz bebeklerini kaybeden evhanımı Nurhayat Yıldız’ın bebeklerini kaybettiği süreci anlattığı mektubuna BOLD ulaştı. Tenkil sürecinde tutuklanan ve bebeğini cezaevinde ilk kaybeden anne olan Yıldız, o günlerde 3 aylık hamileydi. Bebeğinin cinsiyetini öğrenmek üzere doktor kontrolüne giderken Samsun 19 Mayıs ilçesinde yolda gözaltına alındı. İkizleri olacağını hapse girdiğinde öğrendi ama bu sevinci uzun sürmedi. Bebekler 19 haftalıkken anne karnında öldü. Mektubunda “Bebeklerim cezaevi şartlarına, strese dayanamadı” yazan Yıldız tutuklandığı günden bebeklerini kaybettiği ana kadar yaşadıklarını mektupta ayrıntılarıyla anlatıyor.

HAMİLEYKEN TUVALETİN ÖNÜNDE UYUDU

Yıldız bu süreçte, hamile bir kadın olarak tuvaletin önünde yerde uyumaya mecbur bırakıldı. Sinop Cezaevinde kaldığı 10 kişilik koğuşta kendisiyle birlikte 22 kişi, 1 de bebek vardı. Hastanede yattığı odanın camının kulpu söküldü. İlaç verilerek düşük yaptıktan sonra aylarca bu travmayı atlatamadı. 6 ay depresyondaydı.

Nurhayat Yıldız’ın el yazısıyla avukatına yazdığı mektup, avukatı aracılığıyla bilgisayara geçirilip aile yakınlarına gönderilmiş. Sonrasında Yıldız’ın avukatı da tutuklandığı için mektubun orijinali yerine şimdilik bilgisayara geçirilmiş halini yayınlıyoruz.

Nurhayat Yıldız, Sinop Cezaevi’nde Ağustos 2019’da çektirdiği son fotoğrafındaki duvarın durumu cezaevi şartlarını anlatmaya yetiyor.

Fotoğraf yasağı olduğu için 3 yıldır ailesine cezaevinde çekilmiş hiçbir fotoğrafını gönderemeyen Yıldız, yasak kalkınca son mektubunda 2 karesini de gönderdi.

YILDIZ’IN TEMMUZ 2017’DE KALEME ALDIĞI İŞTE O MEKTUBU: 

KONTROL İÇİN SAMSUN’A DOKTORA GİDİYORDUM

“29.08.2016 tarihinde üç aylık hamileliğim sebebiyle Samsun’da özel bir hastaneye giderken otobüsüm durduruldu. Emniyete götürüldüm. Orada hakkımda arama kararı olduğunu öğrendim. Saat öğlen gibiydi. 17.00’a kadar bekletildim. Sinop’tan gelen bir polis ekibiyle Sinop’a götürüldüm. Mide bulantılarım vardı. Yemek yiyemiyordum, emniyette sadece çorba içtim. 19.00 gibi Sinop’taydık ama benim halim kalmamıştı, yorgunluktan kasılmalarım oluyordu. Beni getiren polisler adli kontrol ile salıverileceğimi, çünkü özel bir durumum olduğunu söylemişlerdi ama öyle olmadı. Üç saat bekletildim, yorgunluğa dayanamadım, bir odaya geçip dinlenebileceğimi söylediler.

10 DAKİKADA KARAR VERİLDİ, TUTUKLANDIM

Biraz uzandım. Sonrasında hakim bey gelmiş, mahkemeye çıkarıldım. Neyle suçlandığımı sordum. Bylock dedi hakim bey. Kesinlikle böyle bir program kullanmadığımı, ilk defa duyduğumu söyledim fakat 10 dakikada karar verildi ve tutuklandım. Ailem dışarıda perişandı. Aç mısın dediler. Olayın şokundan saatlerce bir şey yemediğim halde iştahım yoktu. Kasılmam vardı. Sonrasında prosedürler uygulanarak cezaevine gönderildim. Saat 24.00’ı geçiyordu, tecride koyuldum. Öyle bir şok yaşadım ki, bebeğimin sağlığından endişe ediyordum. Ertesi gün 30 Ağustos’tu. Bayram sebebiyle beni koğuşa almadılar. Bir gece daha tek başıma kalmak zorunda kaldım. Bu süre zarfında sürekli ağlıyordum. Üzüntüden yemek yiyemedim. Çarşamba günü 11.00 gibi beni koğuşa aldılar.

3 KİŞİ VE 1 BEBEK TUVALETİN ÖNÜNDE YERDE YATMAK ZORUNDA KALDI

Normalde 10 kişilik koğuşta benimle birlikte 22 kişiydik. Koğuş iki katlıydı, üst kat yemekhaneydi. Üst katta yatacak yer olmadığı için alt katta 3 kişi 1 bebek tuvaletin önünde yerde yatmak zorunda kaldık. Alt kat yemekhane olarak geçiyormuş, burada yatmak yasakmış, ben bunu aylar sonra öğrendim ama biz mecburduk. Çünkü yukarıda da yerde yataklar vardı.

İKİZ OLDUKLARINI HAPİSTE ÖĞRENDİM

Mide bulantılarım hala devam ediyordu, cezaevinin yemeklerini yiyemiyordum. Dilekçeler yazdım, durumumu belirttim, hiçbir şekilde geri dönülmedi savcılıktan. İki kilo verdim, 63 kiloya düştüm.Tutuklandığımın haftası bebeğimin sağlığından endişe ettiğim için perşembe revire çıkarıldım. Cuma kontrole götürüldüm. Kontrolde iki tane kalp atışı duydum. Orada bebeklerimin ikiz olduğunu öğrendim, çok mutlu oldum.

Ultrason çıktısındaki resimleri hemen dosyaya koydular, resimlerine bakamadım bile. Artık daha çok dikkat etmem gerekiyordu kendime ama cezaevi şartları bu hamileliğe uygun değildi. Onlar için besleyici şeyler yemem gerekiyordu. Üzüntü ve stres içerisindeydim zaten. Dilekçe yazdım savcılığa, yine bir dönüş olmadı. 26 güne yakın A2 koğuşunda kaldım, sonrasında A1 koğuşuna geçirildim. Ben tahliye beklerken baktım iyice yerleştiriliyorum, bir kez daha yıkıldım. Koğuştaki arkadaşlar yemek yemem gerektiğini söylüyorlardı sürekli. 26 Eylül’de revire çıktım, aylık kontrol için sevk yaptırdım. Çünkü dışarıda da kontrollere düzenli gidiyordum, hiçbir sorun yoktu.

İKİSİ DE EKS OLMUŞ, DEDİ DOKTOR, ŞOK OLDUM

17 haftalık olduklarından hareket ettiklerini hissettim. Çok güzel bir duyguydu. Canım mandalina çekiyordu, kantin formuna 4-5 kere yazdım, gelmedi. Onun yerine limon yiyordum. 4 Ekim’de kontrole götürüldüm. Birkaç gündür anormallikler hissediyordum. İçim huzursuzdu. Hareketlerini birkaç kez hissettim, sonra hissetmedim. Ultrasona koyulduğumda hareketlerini en son ne zaman hissettiğimi sordu doktor. Birkaç gün olduğunu söyledim. İkisi de eks olmuş, dedi. Şok oldum ağlayamadım bile.

Cezaevinde ikiz olduğunu öğrendiğim bebeklerimi bir ay sonra cezaevinde kaybettim. Doktor almamız gerekiyor, dedi. Ben bir yanlışlık vardır, belki yaşıyorlardır, dedim. Ayrıntılı ultrasona gönderdi, sonuç değişmedi.

Nurhayat Yıldız: Hamile çıktığım cezaevine acılarla geri döndüm. Kolay atlatabileceğimi zannettim ama öyle olmadı. Yemek yeyip karnım şiştiğinde kendimi hamile zannediyordum, kahroluyordum. Karnım şişmesin diye kendimi hamile zannetmemek için kendimce rejim yaptım aylarca.

O PSİKOLOJİ İLE CEZAEVİNE DÖNMEK İSTEMİYORDUM

Çok acıydı. Bebeklerim cezaevi şartlarına, üzüntüye, strese daha fazla dayanamadı. Dilekçelerde demiştim dayanamadığımı ama önemsenmedim. Aileme haber verildi, annem refakatçi olarak yanımda kaldı. Doktor düşük yapmanı bekleyeceğiz, kürtaj yapamayız dedi. Salı gün akşam yatış yaptılar, ilaç vermeye başladılar. Çarşamba sabah hiçbir değişiklik yoktu. Doktor düşük yapmanı beklememiz bir hafta sürebilir, dedi.

Durumumu dilekçeyle savcılığa bildirdim, çünkü o psikoloji ile cezaevine dönmek istemiyordum. Adli kontrol verilmesini istedim. Aradan çok geçmeden 15.00’te düşük yaptım. Hala cinsiyetlerini bilmediğim bebeklerimi kaybettim. Ailem perişandı. Abim benimle görüşemeyeceğini bildiği halde gece yarılarına kadar servisin kapısında bekledi.

YATTIĞIM ODANIN CAMININ KULPUNU SÖKTÜLER

Bebeklerimi kaybettikten sonra yattığım odanının camının kulpu söküldü. Normalde yatağa kelepçeliyorlarmış, onu yapmadılar. Bunu bilmek bile bana çok ağır geldi. Perşembe akşam defalarca istediğim mandalinayı abim getirdi ama ben ağlamaktan yiyemedim. Çünkü onlar bilmiyordu defalarca istediğimi, bir iki tane yiyebildim.

HASTANENİN ARKA KAPISINDAN ÇIKARDILAR

Cuma günü sabah taburcu oldum. Odada annemle vedalaştık. Servisin kapısında abim bekliyordu. Askerler ve gardiyanlar beni hastanenin arka kapısından çıkardılar. Annem aşağıya inemedi, eminim yüreği dayanmadı. Çünkü o bir anneydi. Ben de artık anneydim, onu anlamaya başlamıştım. Evladının kayıp gitmesi nasıl bir duygu bir duygu hissetmiştim, canından can gitmesi.

10 AY GEÇTİ, HALA O SAHNEYİ HATIRLADIKÇA AĞLIYORUM

Cezaevi otobüsüne bindirildim. Abim el sallıyordu, ben de ona sallıyordum, güçlü görünmeye çalışıyordum. Otobüs çalıştı, hareket edecekti artık. Abim ellerini yüzüne getirdi, ağlamaya başladı, bana fark ettirmemeye çalışıyordu, orada bulunan banka oturdu, otobüs hareket etti. 10 ay geçti, ben hala o sahneyi hatırladıkça ağlıyorum.

KENDİMİ HAMİLE ZANNETMEMEK İÇİN AYLARCA REJİM YAPTIM

Hamile çıktığım cezaevine acılarla geri döndüm. Kolay atlatabileceğimi zannettim ama öyle olmadı. Yemek yeyip karnım şiştiğinde kendimi hamile zannediyordum, kahroluyordum. Karnım şişmesin diye kendimi hamile zannetmemek için kendimce rejim yaptım aylarca. Doğumdan sonra kontrole götürülene kadar bebeklerim hala karnımda hareket ediyorlar duygusuyla yaşadım 1,5 ay.

“HAMİLE OLMAN SALIVERİLMENE SEBEP DEĞİL”

Savcıya ifade vermeden tutuklandım ama bebeklerimi kaybettikten sonra Ekim 18’inde apar topar ifadeye çağrıldım. İfadeye başlar başlamaz isim söyle seni cezaevi gitmeden evine göndereyim dedi, savcı bey. Bildiğim her şeyi samimi bir şekilde anlattım. Dilekçelerle mağduriyetimi bildirdiğimi ama dönüş olmadığını söyledim. Hamile olman salıverilmene sebep değil, dedi savcı bey. Eğer bildiğim başka bir şey olsa neden söylemeyeyim, yardımcı olun lütfen dedim. Ben o kurumda sadece ekmeğim için çalıştığımı söyledim. Sen bize yardımcı olmadın ki, biz sana yardımcı olalım dedi ve cezaevine geri gönderildim.

6 AY DEPRESYONDAYDIM

6 ay depresyonda yaşadım. Gündüz 15.00’e kadar, bazen daha fazla uyuyordum. Çocuğu olan anneleri mağduriyetten dolayı tahliye ettiler ama beni yaşadığım o kadar mağduriyete rağmen tahliye etmediler. 10 ay sonra iddianamem geldi. 23 Mayıs’ta ilk mahkemem oldu. 28.06.2017 tarihinde ben dilekçe vermediğim halde kurum tarafından psikiyatriye çağrıldım. Yaşadıklarımı anlattım. Doktor ilaç kullanmaya ihtiyacınız var dedi, ben istemedim. Aylarca nasıl baş ettiniz bu yaşadıklarınızla, dedi. İlaç benim için çözüm değildi.

ŞİMDİ GECİKMİŞ ADALETİ BEKLİYORUM

11. ayın içerisindeyim. Yargılandığım davada itirafçı olan bir kişi, aynı zamanda pişmanlık yasasından faydalanmış şu an serbest. Bylock indirdiğini kabul ediyor ama kullanmadım diyor. Kullanıp kullanmadığına nasıl inanıyor, bu programın içeriği gelmiyor ki. Bir şey bana göre suçsa suçtur. Kişiye göre değiştirilemez. Aynı suçlamalar çocuklu annelerde de vardı, ama onlar tahliye edilirken ben hiç önemsenmedim. Patoloji sonucunda bebeklerimin vefat etmesine sebep olacak fizyolojik bir bulguya rastlanmadı. Bebeklerimi üzüntünden, stresten, şahsıma uygulanan haksız muameleden kaybettim. Şimdi gecikmiş adaleti bekliyorum.”

YARIN: Nurhayat Yıldız’ın 31 Temmuz 2019 tarihli son mektubu yarın BOLD Medya’da.

Üç yıldır Sinop Cezaevinde bulunan Nurhayat Yıldız, 1,5 yıllık tutukluluğunun ardından  Sinop Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Yıldız’ın dosyası 1 yıldır Yargıtay’da bekletiliyor.

Bebeğini kaybeden tutuklu anne: “Benim yavrum, kanım, canım onlar için çöptü”

Bu fotoğrafa iyi bakın: Bu kimin 28 Şubat’ı

BOLD ÖZEL

Erdoğan mı İmamoğlu mu? İşte son anket!

Türkiye ve dünya gündemine ilişkin gelişmeler Safa Kalender ile Bold Ana Haber Bülteni’nde…

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Adli Tıp Kurumu Twitter kullancılarını fişleme yazılımı geliştirdi

ATK’nın Twitter kullanıcılarını fişleme yazılımı, kurumun resmi belgeleri arasında yeralıyor. Ali Türkşen’in yayınladığı fişleme listesinin bu yazılımla yapıldığı iddiası var.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Adli Tıp Kurumu, Twitter kullanıcılarını fişlemek için bir yazılım geliştirdi. Kurumda Elektronik Mühendisi olarak çalışan İsmail Eren tarafından geliştirilen projenin adı: “FETÖ iltisaklı Twitter kullanıcılarının makine öğrenmesi ile otomatik tespiti.”

Geçtiğimiz ay Ergenekon davası sanıklarından eski Kurmay Albay Ali Türkşen ve Oda TV, Twitter kullanıcılarını fişleyen üç ayrı liste yayınladı. Türkşen, yoğun tepkiler üzerine içinde gazeteciler ve insan hakları savunucularının da isimlerini içeren fişleme listelerini sildi. Ancak liste, Adli Tıp Kurumunda geliştirilen projeyle benzerlikleriyle dikkat çekiyor.

ADLİ TIP KURUMU’NUN KABUL EDİLEN PROJELERİ ARASINDA

Adli Tıp Kurumunun her yıl düzenlediği “Adli Tıp Günleri” bu yıl 16-28 Ekim tarihleri arasında Antalya’da yapıldı. Bu kapsamda kurumun önümüzdeki dönemine ilişkin sunulan projelerden kabul edilenler liste halinde yayınlandı.

Kurumun resmi internet sitesinden yayınlanan listede kabul edilen projelerden biri, Twitter’da fişleme yapmak için kullanılan bir yazılımı içeriyor.
Liste’de P7 (Proje 7) olarak yer alan “FETÖ iltisaklı Twitter kullanıcılarının makine öğrenmesi ile otomatik tespiti” projesi de kabul edilenler arasında ve karşısında İsmail Eren yazıyor.
Adli Tıp Kurumunda Elektronik Mühendisi olarak çalışan İsmail Eren tarafından geliştirilen yazılım, Twitter kullanıcılarını çeşitli algoritmalar kullanarak listelemeyi içeriyor. Yazılımın hedef aldığı grup ise Hizmet Hareketi.

Adli Tıp Kurumu’nun yayınladığı listenin “P7” sırasında Twitter kullanıcılarını fişlemeye dönük yazılım görülüyor.

‘FETÖMETRE’DEN SONRA İKİNCİ

Benzer bir yazılım Türk Silahlı Kuvvetleri’nde “Fetömetre” adıyla kullanıldı. Yazılım, TSK’da görevli askerleri, “yurt dışı görevde bulunmaları”, “NATO tecrübesi” “TSK’daki başarı notları”, “Ailesinden Hizmet Hareketi’ne yakın biri olup olmadığı” gibi parametrelerle belirleme üzerine çalışıyor. Fetömetre yazılımıyla TSK’dan binlerce subayın ihraç edildiği belirtiliyor.
Adli Tıp Kurumunun, istihbarat toplama görevi yasal olarak bulunmuyor. Fişleme ise yasalara göre tüm kurumlar için suç. Ancak İsmail Eren’in geliştirdiği yazılım, Adli Tıp Günleri kapsamında kurum çalışması olarak sunuldu.

Emniyet Genel Müdürlüğü de benzer bir yazılımı yurt dışı için devreye sokmuştu. Özellikle Almanya’da yaşayan gurbetçilere yönelik program, Almanya’da da fişleme tartışması başlatmıştı. Gurbetçilerin, tanıdıkları ve Hizmet Hareketi ve Kürt Hareketi’yle ilgili kişilerin isim, adres bilgileri ve fotoğraflarını sisteme yüklemeleri üzerine çalışan yazılım, cep telefonu aplikasyonu şeklindeydi.

ÜÇ FİŞLEME LİSTESİ ADLİ TIP’IN YENİ YAZILIMIYLA ELDE EDİLDİ İDDİASI

Twitter’daki hesapların fişlenmesiyle ilgili önce Oda TV’de bir liste yayınlandı. 2 Eylül’de yayınlanan ‘Hesap hesap Twitter’daki Fethullahçı askerler’ başlıklı haberde, KHK’larla işlerinden atılan eski askerlere ait sosyal medya hesapları tek tek fişlenmişti. Dosyada yer alan Twitter hesaplarının ortak özelliği, tamamının 15 Temmuz’u sorgulamasıydı.

İKİNCİ FİŞLEME LİSTESİ ALİ TÜRKŞEN’E

Ergenekon davası sanıklarından Ali Türkşen ise ertesi gün iki farklı liste yayınladı.İlk liste ‘15 Temmuz sonrası FETÖ/PDY mensuplarınca kullanılan sosyal medya hesapları’ başlığını taşıyordu.
İkinci liste ise ‘15 Temmuz öncesinde FETÖ/PDY mensupları tarafından algı operasyonu yapmak amacıyla kullanılan sosyal medya hesapları/dergiler’ başlığına sahip.

Listede bazı gazetecilerin isimleri de yer alıyordu. Gazeteci Ece Sevim Öztürk ve tarihçi Natali Avazyan’ın isimleri de listede bulunuyordu.

Twitter üzerinden yapılan fişlemelerin Adli Tıp Kurumu’nun geliştirdiği yazılımla yapılıp yapılmadığına sorularımıza rağmen Adli Tıp Kurumu cevap vermedi.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Mustafa Yılmaz’ın kaçırılmasıyla ilgili aynı mahkemeden iki zıt karar

Ankara 5. Sulh Hakimliği beş ay arayla birbirine zıt iki karar verdi. Önce olay araştırılsın isteyen mahkeme şimdi tersine hükmetti.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Şubat ayında Siyah Transporter’la kaçırılan 6 kişiden biri olan KHK’lı Fizyoterapist Mustafa Yılmaz’dan hala haber alınabilmiş değil. Eşi Sümeyye Yılmaz’ın eşini bulabilmek için verdiği hukuki mücadele ise sürekli yeni engellerle karşılaşıyor.

Sümeyye Yılmaz’ın eşinin bulunması için verilen suç duyurularından ilkine 18 gün sonra takipsizlik kararı verilmişti.

Fizyoterapist Mustafa Yılmaz’ın 19 Şubat’ta zorla kaybedilmesine ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ilk soruşturmada Savcılık, Yılmaz’ın kaçırılmasına ilişkin eşi Sümeyye Yılmaz’ın ifadesinde belirttiği kamera kayıtlarını incelemeye gerek görmemişti. Takipsizlik kararında kaçırılma yerine, kayıp kişi yönünden dosyanın soruşturulması için Emniyet Müdürlüğü “kayıp şahıslar bürosu”na gönderilmesi kararlaştırıldı.

Savcılığın verdiği takipsizlik kararı.

 

MAHKEMENİN İLK KARARI DİKKAT ÇEKİCİYDİ

Sümeyye Yılmaz takipsizlik kararına itiraz etmiş ve Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği, takipsizlik kararını kaldırarak, Mustafa Yılmaz’ı kaçıranların araştırılmasının önünü açmıştı.

Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği şunları belirtmişti:

“Soruşturmanın tüm yönleriyle tamamlandıktan sonra, müştekinin sunduğu CD, kolluk vasıtası ile olay yeri güvenlik kamera kayıtlarından elde edilecek veriler, cep telefonu sinyal bilgilerinin ve HTS kayıtlarının tespitinden sonra CMK 172. Maddeye göre işlem yapılması gerektiğinden, ortada 5271 sayılı Kanun’a uygun bir soruşturmanın bulunmadığı, anılan Kanun’un 160. maddesi ve diğer maddeleri uyarınca soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla itiraz kabul edilmiştir”

Delilleri tek tek sayarak işlem yapılmasını isteyen mahkeme ayrıca Cumhuriyet savcısının görevlerini de hatırlattı. Kararda; “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir surette bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. Cumhuriyet savcısı, madri gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılanmanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür” düzenlemesi hatırlatıldı.

İKİNCİ KARAR TAM TERSİ

Ancak Mustafa Yılmaz’ın kaçırılmasıyla ilgili süren soruşturmada yine aynı mahkeme bu kez tam tersi karar verdi. Savcılığın verdiği ikinci takipsizlik kararına itiraz eden Sümeyye Yılmaz’ın itirazı yine Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği’ne gitti.

Hakimlik bu kez, takipsizlik kararının hukuka uygun olduğunu belirterek, kamera kayıtlarının toplanmaması, şahitlerin ifadelerinin alınmaması gibi unsurlara hiç değinmedi. 

 

NE OLMUŞTU?

Hizmet Hareketi’ne yönelik yürütülen Tenkil Süreci’nde özellikle 15 Temmuz’dan sonra çok sayıda kişi Siyah Transporter’la kaçırıldı. Kaçırılan kişilerin çoğundan aylarca haber alınamazken, bazıları aylar sonra Emniyet’e yasa dışı biçimde teslim edildi. Tamamı aylarca ağır işkence gördüklerini beyan ettiler. Kaçırılan kişilerden bazılarından ise bir daha haber alınamadı. Sunay Elmas, Ayhan Oran, Mustafa Yılmaz ve Gökhan Türkmen bunlardan bazıları…

Siyah Transporter’la kaçırılan kişiler:

Sunay Elmas(27 Ocak 2016), Ayhan Oran (1 Kasım 2016). Mustafa Özgür Gültekin (21 Aralık 2016), Durmuş Ali Çetin(17 Mayıs 2017), Hüseyin Kötüce (28 Şubat 2017), Mesut Geçer (26 Mart 2017), Turgut Çapan (31 Mart 2017), Önder Asan(1 Nisan 2017) Cengiz Usta(4 Nisan 2017), Mustafa Özben(9 Mayıs 2017), Fatih Kılıç(14 Mayıs 2017), Cemil Koçak (5 Haziran 2017), Murat Okumuş(16 Haziran 2017), Enver Kılıç (30 Eylül 2017),  Zabit Kişi (30 Eylül 2017), Hıdır Çelik (6 Aralık 2017), Ümit Horzum (6 Aralık 2017), Ayten Öztürk (13 Mart 2018), Orcun Şenyücel (21 Nisan 2018), Hasan Kala(20 Temmuz 2018), Fahri Mert(12 Ağustos 2018), Ahmet Ertürk(16 Kasım 2018)

2019 Şubat sonrası kaçırılanlar ve tarihleri: Gökhan Türkmen (7 Şubat 2019), Yasin Ugan(12 Şubat 2019), Özgür Kaya(12 Şubat 2019), Erkan Irmak(16 Şubat 2019), Mustafa Yılmaz(18 Şubat 2019), Salim Zeybek(20 Şubat 2019), Yusuf Bilge Tunç (6 Ağustos 2019)

Bir kişi daha kaçırıldı: KHK’lı Yusuf Bilge Tunç

Okumaya devam et

Popular