Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Nurhayat Yıldız’ın kaleminden cezaevinde ikiz bebeklerini kaybediş süreci

Cezaevinde ikiz bebeklerini kaybeden Nurhayat Yıldız, bebeklerini kaybettiği şartları ve günleri mektubunda anlattı. Son fotoğrafındaki manzara bile çok şey ifade ediyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – 29 Ağustos 2016’da tutuklanan ve cezaevindeyken ikiz bebeklerini kaybeden evhanımı Nurhayat Yıldız’ın bebeklerini kaybettiği süreci anlattığı mektubuna BOLD ulaştı. Tenkil sürecinde tutuklanan ve bebeğini cezaevinde ilk kaybeden anne olan Yıldız, o günlerde 3 aylık hamileydi. Bebeğinin cinsiyetini öğrenmek üzere doktor kontrolüne giderken Samsun 19 Mayıs ilçesinde yolda gözaltına alındı. İkizleri olacağını hapse girdiğinde öğrendi ama bu sevinci uzun sürmedi. Bebekler 19 haftalıkken anne karnında öldü. Mektubunda “Bebeklerim cezaevi şartlarına, strese dayanamadı” yazan Yıldız tutuklandığı günden bebeklerini kaybettiği ana kadar yaşadıklarını mektupta ayrıntılarıyla anlatıyor.

HAMİLEYKEN TUVALETİN ÖNÜNDE UYUDU

Yıldız bu süreçte, hamile bir kadın olarak tuvaletin önünde yerde uyumaya mecbur bırakıldı. Sinop Cezaevinde kaldığı 10 kişilik koğuşta kendisiyle birlikte 22 kişi, 1 de bebek vardı. Hastanede yattığı odanın camının kulpu söküldü. İlaç verilerek düşük yaptıktan sonra aylarca bu travmayı atlatamadı. 6 ay depresyondaydı.

Nurhayat Yıldız’ın el yazısıyla avukatına yazdığı mektup, avukatı aracılığıyla bilgisayara geçirilip aile yakınlarına gönderilmiş. Sonrasında Yıldız’ın avukatı da tutuklandığı için mektubun orijinali yerine şimdilik bilgisayara geçirilmiş halini yayınlıyoruz.

Nurhayat Yıldız, Sinop Cezaevi’nde Ağustos 2019’da çektirdiği son fotoğrafındaki duvarın durumu cezaevi şartlarını anlatmaya yetiyor.

Fotoğraf yasağı olduğu için 3 yıldır ailesine cezaevinde çekilmiş hiçbir fotoğrafını gönderemeyen Yıldız, yasak kalkınca son mektubunda 2 karesini de gönderdi.

YILDIZ’IN TEMMUZ 2017’DE KALEME ALDIĞI İŞTE O MEKTUBU: 

KONTROL İÇİN SAMSUN’A DOKTORA GİDİYORDUM

“29.08.2016 tarihinde üç aylık hamileliğim sebebiyle Samsun’da özel bir hastaneye giderken otobüsüm durduruldu. Emniyete götürüldüm. Orada hakkımda arama kararı olduğunu öğrendim. Saat öğlen gibiydi. 17.00’a kadar bekletildim. Sinop’tan gelen bir polis ekibiyle Sinop’a götürüldüm. Mide bulantılarım vardı. Yemek yiyemiyordum, emniyette sadece çorba içtim. 19.00 gibi Sinop’taydık ama benim halim kalmamıştı, yorgunluktan kasılmalarım oluyordu. Beni getiren polisler adli kontrol ile salıverileceğimi, çünkü özel bir durumum olduğunu söylemişlerdi ama öyle olmadı. Üç saat bekletildim, yorgunluğa dayanamadım, bir odaya geçip dinlenebileceğimi söylediler.

10 DAKİKADA KARAR VERİLDİ, TUTUKLANDIM

Biraz uzandım. Sonrasında hakim bey gelmiş, mahkemeye çıkarıldım. Neyle suçlandığımı sordum. Bylock dedi hakim bey. Kesinlikle böyle bir program kullanmadığımı, ilk defa duyduğumu söyledim fakat 10 dakikada karar verildi ve tutuklandım. Ailem dışarıda perişandı. Aç mısın dediler. Olayın şokundan saatlerce bir şey yemediğim halde iştahım yoktu. Kasılmam vardı. Sonrasında prosedürler uygulanarak cezaevine gönderildim. Saat 24.00’ı geçiyordu, tecride koyuldum. Öyle bir şok yaşadım ki, bebeğimin sağlığından endişe ediyordum. Ertesi gün 30 Ağustos’tu. Bayram sebebiyle beni koğuşa almadılar. Bir gece daha tek başıma kalmak zorunda kaldım. Bu süre zarfında sürekli ağlıyordum. Üzüntüden yemek yiyemedim. Çarşamba günü 11.00 gibi beni koğuşa aldılar.

3 KİŞİ VE 1 BEBEK TUVALETİN ÖNÜNDE YERDE YATMAK ZORUNDA KALDI

Normalde 10 kişilik koğuşta benimle birlikte 22 kişiydik. Koğuş iki katlıydı, üst kat yemekhaneydi. Üst katta yatacak yer olmadığı için alt katta 3 kişi 1 bebek tuvaletin önünde yerde yatmak zorunda kaldık. Alt kat yemekhane olarak geçiyormuş, burada yatmak yasakmış, ben bunu aylar sonra öğrendim ama biz mecburduk. Çünkü yukarıda da yerde yataklar vardı.

İKİZ OLDUKLARINI HAPİSTE ÖĞRENDİM

Mide bulantılarım hala devam ediyordu, cezaevinin yemeklerini yiyemiyordum. Dilekçeler yazdım, durumumu belirttim, hiçbir şekilde geri dönülmedi savcılıktan. İki kilo verdim, 63 kiloya düştüm.Tutuklandığımın haftası bebeğimin sağlığından endişe ettiğim için perşembe revire çıkarıldım. Cuma kontrole götürüldüm. Kontrolde iki tane kalp atışı duydum. Orada bebeklerimin ikiz olduğunu öğrendim, çok mutlu oldum.

Ultrason çıktısındaki resimleri hemen dosyaya koydular, resimlerine bakamadım bile. Artık daha çok dikkat etmem gerekiyordu kendime ama cezaevi şartları bu hamileliğe uygun değildi. Onlar için besleyici şeyler yemem gerekiyordu. Üzüntü ve stres içerisindeydim zaten. Dilekçe yazdım savcılığa, yine bir dönüş olmadı. 26 güne yakın A2 koğuşunda kaldım, sonrasında A1 koğuşuna geçirildim. Ben tahliye beklerken baktım iyice yerleştiriliyorum, bir kez daha yıkıldım. Koğuştaki arkadaşlar yemek yemem gerektiğini söylüyorlardı sürekli. 26 Eylül’de revire çıktım, aylık kontrol için sevk yaptırdım. Çünkü dışarıda da kontrollere düzenli gidiyordum, hiçbir sorun yoktu.

İKİSİ DE EKS OLMUŞ, DEDİ DOKTOR, ŞOK OLDUM

17 haftalık olduklarından hareket ettiklerini hissettim. Çok güzel bir duyguydu. Canım mandalina çekiyordu, kantin formuna 4-5 kere yazdım, gelmedi. Onun yerine limon yiyordum. 4 Ekim’de kontrole götürüldüm. Birkaç gündür anormallikler hissediyordum. İçim huzursuzdu. Hareketlerini birkaç kez hissettim, sonra hissetmedim. Ultrasona koyulduğumda hareketlerini en son ne zaman hissettiğimi sordu doktor. Birkaç gün olduğunu söyledim. İkisi de eks olmuş, dedi. Şok oldum ağlayamadım bile.

Cezaevinde ikiz olduğunu öğrendiğim bebeklerimi bir ay sonra cezaevinde kaybettim. Doktor almamız gerekiyor, dedi. Ben bir yanlışlık vardır, belki yaşıyorlardır, dedim. Ayrıntılı ultrasona gönderdi, sonuç değişmedi.

Nurhayat Yıldız: Hamile çıktığım cezaevine acılarla geri döndüm. Kolay atlatabileceğimi zannettim ama öyle olmadı. Yemek yeyip karnım şiştiğinde kendimi hamile zannediyordum, kahroluyordum. Karnım şişmesin diye kendimi hamile zannetmemek için kendimce rejim yaptım aylarca.

O PSİKOLOJİ İLE CEZAEVİNE DÖNMEK İSTEMİYORDUM

Çok acıydı. Bebeklerim cezaevi şartlarına, üzüntüye, strese daha fazla dayanamadı. Dilekçelerde demiştim dayanamadığımı ama önemsenmedim. Aileme haber verildi, annem refakatçi olarak yanımda kaldı. Doktor düşük yapmanı bekleyeceğiz, kürtaj yapamayız dedi. Salı gün akşam yatış yaptılar, ilaç vermeye başladılar. Çarşamba sabah hiçbir değişiklik yoktu. Doktor düşük yapmanı beklememiz bir hafta sürebilir, dedi.

Durumumu dilekçeyle savcılığa bildirdim, çünkü o psikoloji ile cezaevine dönmek istemiyordum. Adli kontrol verilmesini istedim. Aradan çok geçmeden 15.00’te düşük yaptım. Hala cinsiyetlerini bilmediğim bebeklerimi kaybettim. Ailem perişandı. Abim benimle görüşemeyeceğini bildiği halde gece yarılarına kadar servisin kapısında bekledi.

YATTIĞIM ODANIN CAMININ KULPUNU SÖKTÜLER

Bebeklerimi kaybettikten sonra yattığım odanının camının kulpu söküldü. Normalde yatağa kelepçeliyorlarmış, onu yapmadılar. Bunu bilmek bile bana çok ağır geldi. Perşembe akşam defalarca istediğim mandalinayı abim getirdi ama ben ağlamaktan yiyemedim. Çünkü onlar bilmiyordu defalarca istediğimi, bir iki tane yiyebildim.

HASTANENİN ARKA KAPISINDAN ÇIKARDILAR

Cuma günü sabah taburcu oldum. Odada annemle vedalaştık. Servisin kapısında abim bekliyordu. Askerler ve gardiyanlar beni hastanenin arka kapısından çıkardılar. Annem aşağıya inemedi, eminim yüreği dayanmadı. Çünkü o bir anneydi. Ben de artık anneydim, onu anlamaya başlamıştım. Evladının kayıp gitmesi nasıl bir duygu bir duygu hissetmiştim, canından can gitmesi.

10 AY GEÇTİ, HALA O SAHNEYİ HATIRLADIKÇA AĞLIYORUM

Cezaevi otobüsüne bindirildim. Abim el sallıyordu, ben de ona sallıyordum, güçlü görünmeye çalışıyordum. Otobüs çalıştı, hareket edecekti artık. Abim ellerini yüzüne getirdi, ağlamaya başladı, bana fark ettirmemeye çalışıyordu, orada bulunan banka oturdu, otobüs hareket etti. 10 ay geçti, ben hala o sahneyi hatırladıkça ağlıyorum.

KENDİMİ HAMİLE ZANNETMEMEK İÇİN AYLARCA REJİM YAPTIM

Hamile çıktığım cezaevine acılarla geri döndüm. Kolay atlatabileceğimi zannettim ama öyle olmadı. Yemek yeyip karnım şiştiğinde kendimi hamile zannediyordum, kahroluyordum. Karnım şişmesin diye kendimi hamile zannetmemek için kendimce rejim yaptım aylarca. Doğumdan sonra kontrole götürülene kadar bebeklerim hala karnımda hareket ediyorlar duygusuyla yaşadım 1,5 ay.

“HAMİLE OLMAN SALIVERİLMENE SEBEP DEĞİL”

Savcıya ifade vermeden tutuklandım ama bebeklerimi kaybettikten sonra Ekim 18’inde apar topar ifadeye çağrıldım. İfadeye başlar başlamaz isim söyle seni cezaevi gitmeden evine göndereyim dedi, savcı bey. Bildiğim her şeyi samimi bir şekilde anlattım. Dilekçelerle mağduriyetimi bildirdiğimi ama dönüş olmadığını söyledim. Hamile olman salıverilmene sebep değil, dedi savcı bey. Eğer bildiğim başka bir şey olsa neden söylemeyeyim, yardımcı olun lütfen dedim. Ben o kurumda sadece ekmeğim için çalıştığımı söyledim. Sen bize yardımcı olmadın ki, biz sana yardımcı olalım dedi ve cezaevine geri gönderildim.

6 AY DEPRESYONDAYDIM

6 ay depresyonda yaşadım. Gündüz 15.00’e kadar, bazen daha fazla uyuyordum. Çocuğu olan anneleri mağduriyetten dolayı tahliye ettiler ama beni yaşadığım o kadar mağduriyete rağmen tahliye etmediler. 10 ay sonra iddianamem geldi. 23 Mayıs’ta ilk mahkemem oldu. 28.06.2017 tarihinde ben dilekçe vermediğim halde kurum tarafından psikiyatriye çağrıldım. Yaşadıklarımı anlattım. Doktor ilaç kullanmaya ihtiyacınız var dedi, ben istemedim. Aylarca nasıl baş ettiniz bu yaşadıklarınızla, dedi. İlaç benim için çözüm değildi.

ŞİMDİ GECİKMİŞ ADALETİ BEKLİYORUM

11. ayın içerisindeyim. Yargılandığım davada itirafçı olan bir kişi, aynı zamanda pişmanlık yasasından faydalanmış şu an serbest. Bylock indirdiğini kabul ediyor ama kullanmadım diyor. Kullanıp kullanmadığına nasıl inanıyor, bu programın içeriği gelmiyor ki. Bir şey bana göre suçsa suçtur. Kişiye göre değiştirilemez. Aynı suçlamalar çocuklu annelerde de vardı, ama onlar tahliye edilirken ben hiç önemsenmedim. Patoloji sonucunda bebeklerimin vefat etmesine sebep olacak fizyolojik bir bulguya rastlanmadı. Bebeklerimi üzüntünden, stresten, şahsıma uygulanan haksız muameleden kaybettim. Şimdi gecikmiş adaleti bekliyorum.”

YARIN: Nurhayat Yıldız’ın 31 Temmuz 2019 tarihli son mektubu yarın BOLD Medya’da.

Üç yıldır Sinop Cezaevinde bulunan Nurhayat Yıldız, 1,5 yıllık tutukluluğunun ardından  Sinop Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Yıldız’ın dosyası 1 yıldır Yargıtay’da bekletiliyor.

Bebeğini kaybeden tutuklu anne: “Benim yavrum, kanım, canım onlar için çöptü”

Bu fotoğrafa iyi bakın: Bu kimin 28 Şubat’ı

BOLD ÖZEL

Bir çocuk daha cezaevine girdi

Hapisteki bebek ve çocukların sayısı her geçen gün artıyor. İki yaşındayken de hapse girmek zorunda kalan Meryem A. (4) yine demir parmaklıklar ardına gönderildi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL- Anne babası tutuklu bulunan çocukların dramlarına ne yeni yargı paketiyle bir çözüm bulundu ne de ailelerin tutuksuz yargılanma talepleri dikkate alınıyor.

Annesi Erzurum H Tipi Cezaevinde, babası Trabzon Bahçecik Cezaevinde tutuklu bulunan Meryem A. 25 Ekim 2019’da bir kez daha cezaevine gönderildi.

2 yaşındayken de hapse girmek zorunda kalan Meryem’in hayatı birçok bebek ve çocuk gibi cezaevlerinde geçiyor. Bazen anneanne, bazen de babaanneyle kalan Meryem’in bir de 5 yaşında Tarık ve Burak adında ikiz abileri bulunuyor.

3 ÇOCUK DÖNÜŞÜMLÜ OLARAK CEZAEVİNE GİRİP ÇIKTI

Fen bilgisi öğretmeni Mehmet Atilla A. (36) ve bilgisayar öğretmeni Rukiye Betül A. (32) Erzincan’da bir devlet okulunda öğretmenlik yapıyorlardı. Rukiye Betül A., 2014 Temmuz ayında ikiz bebekleri dünyaya gelince mesleğine ara verdi. 2015 Eylül’de Meryem doğunca yine işine geri dönemedi. Bu sırada Erzurum’a ailelerinin yanına tayin istediler.

Rukiye Betül A. 15 Temmuz’a kadar çocuklarını büyütmekle meşgul bir anne iken birdenbire ailece ‘terörist’ ithamıyla karşı karşıya kaldı. Önce 1 Eylül 2016’da eşi tutuklanıp Erzincan Cezaevine gönderildi. Üç çocuğuyla kalan anne ise Mayıs 2017’de tutuklandı. 7 ay cezaevinde yatan anne bu süre içinde üç çocuğunu 2’şer aylık periyotlarla yanına alıp bakmak zorunda kaldı.

Aralık 2017’de örgüt üyeliğinden 8,5 yıl hapis cezasına çarptırılan Rukiye Betül A., çocuklarının durumu göz önünde bulundurularak serbest bırakılmıştı. Fakat geçtiğimiz temmuz ayında Yargıtay cezasını onaylandığı için 17 Ekim 2019’da tekrar tutuklandı.

Erzincan’dan Trabzon’a nakledilen baba ise zaten 3 yıldır hapiste. Dosyası şu an İstinaf’ta olan baba da örgüt üyesi olmak iddiasıyla 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

HİÇ OLMAZSA BABA TUTUKSUZ YARGILANSIN

Çocukların amcaları Mert A., “Polisler annelerini çocukların gözü önünde aldı. Çünkü tekmiş o gün evde. Polis kıyafetinde olmadıkları için ‘işçi arkadaşları geldi, işe götürdüler’ diye söylenmiş. Anneleri işe gitti diye biliyor çocuklar. Meryem annesine çok bağlı. Mecburen yanına göndermek zorunda kaldık. Dilekçe yazdık. Hiç değilse baba tutuksuz yargılansın, çocuklara baksın diye. İkizler anneanne ve babaannede dönüşümlü kalıyorlar. Babaannenin şeker hastalığı ve kalp romatizması var. Annem bakamıyor, babam kısmen ilgilenebiliyor. Ben uzaktayım, her zaman yanlarında olamıyorum.” dedi.

Eylül 2015 doğumlu Meryem ikiz abileri Tarık ve Burak’tan ayrıldı. Birbirlerine çok bağlı olan kardeşlerin annelerinden ayrılmaları ayrı, birbirlerinden ayrılmaları ayrı bir sorun.

Mehmet Atilla A. (sağdan ikinci) Erzincan Cezaevindeyken, eşi (sağ baştaki), çocukları, annesi, babası ve kardeşiyle birlikte bir görüş gününde.

Rukiye Betül ve Mehmet Atilla A., çocuklarının doğum gününü kutlarken.

Tarık ve Burak A.’ya anne babaları cezaevindeyken, 70’li yaşların başındaki babaanneleri ve dedesi bakmak zorunda kaldı.

Darmadağın edilmiş Öner ailesinin çığlığı

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

15 Temmuz’dan sonra kaçırılan iki kişi ilk kez konuştu

15 Temmuz’dan sonra yaşanan işkence vakaları ve cezaevindeki ölümler AST tarafından raporlaştırıldı. Raporda MİT tarafından kaçırıldıklarını söyleyen iki kişi gördükleri işkenceleri ilk kez anlattı.

BOLD- ABD’deki insan hakları kuruluşu Advocates of Silenced Turkey (AST), 15 Temmuz’dan sonra resmi ve gayri resmi kurumlarda yaşanan işkence vakalarını ve ölümlerini raporlaştırdı.

“Türkiye’de Sistematik İşkence ve Kötü Muamele” başlıklı raporda Gökhan Açıkkollu, Ayten Öztürk, Zabit Kişi, Dışişleri Bakanlığı çalışanları, Van’da çocuklara yapılan işkencelerin yanı sıra MİT’in kaçırdığı iki kişiyle yapılan görüşmeye ilk kez yer veriliyor. 128 sayfalık raporda 104 vaka inceleniyor.

93 KİŞİ İŞKENCE KÖTÜ MUAMELE SONUCU HAYATINI KAYBETTİ

AST’nin araştırmalarına göre cezaevlerinde 93 kişi işkence, kötü muamele ve ihmaller nedeniyle hayatını kaybetti. Gözaltına alma işlemleri sırasında ve işkence altında sorgulamalar neticesinde ise 11 kişi can verdi. AST bu kişileri kayıt altına almanın dışında raporda 10 vakayı mercek altına alarak işkence tespitlerine yer veriyor.

A.G.: CUMHURBAŞKANLIĞINDAN BİR GÖREVLİ GELİYORDU

Sokakta başına çuval geçirilen ve darp edilerek MİT Yenimahalle kampüsüne getirilen A.G., (güvenlik gerekçesiyle adı raportör tarafından gizlenmiştir) Filistin askısında elektrik verildiğini, kamçı, sopa ve coplarla dövüldüğünü ayrıca tecavüz girişimlerine maruz kaldığını söyledi.

4.5 metrekarelik karanlık hücrede haftalarca kalan A.G., özellikle ilk 20 gün aktif olarak benzer fiziki işkencelere maruz bırakıldığını belirtti. Gülen Hareketi üyesi olmakla suçlanan A.G., aç ve susuz bırakılmanın yanı sıra küfür, hakaret, ailesiyle tehdit gibi psikolojik işkenceler gördüğünü de anlattı.

COPLU İŞKENCE

A.G. işkence merkezinde makata cop sokma, yapay penislere oturtma gibi eylemler nedeniyle bağırsakları yırtılanların olduğunu kendisine yönelik de tecavüz girişimlerinde bulunulduğunu aktardı. Hücresinde işkence görenlerin çığlıklarını, onlarla alay eden işkencecilerin kahkahalarını dinlediğini söyleyen A.G., bir işkence seansını ortalama 4-5 saat olarak tanımlıyor. Hücrelerinde kameraların bulunduğunu ve kendilerine sürekli talimat verilerek uyumalarının engellendiğini ifade ediyor.

Cumhurbaşkanlığı’ndan bir görevlinin bu sorgu merkezine geldiğini, kendisine işkence yapan kişilerden rapor aldığını iddia etti. Kendisinden itirafçı olması, önceden hazırlanmış ifadeleri imzalaması ve MİT’e çalışmak suretiyle Gülen Hareketi içinden muhbirlik yapması istendiğini anlattı.

Raporda görüşülen ve Gülen Hareketi üyesi olmakla suçlanan İ.S. de aynı yerde 7,5 ay işkence gördüğünü açıkladı. Benzer işkence yöntemleri uygulanan İ.S. 30 kilo kaybetmiş halde serbest bırakıldığında eşinin dahi kendisini tanıyamadığını anlattı.

ADAM ÖLDÜRMEK, İŞKENCE YAPMAK İÇİN PARA ALIYORUZ

İşkencecilerin kendisine, “Devletten adam öldürmek, işkence yapmak için para alıyoruz” dediğini aktaran İ.S., yaşadığı travmayı atlatamamış. İşkence seanslarını anlatırken zaman zaman sesi titreyerek ağlamıştır.

Raporun sonunda 15 Temmuz sonrası cezaevlerinde işkence ve ihmal sonucu hayatını kaybeden 93 tutuklunun isimlerine ve nasıl öldüklerine yer veriliyor. Ayrıca gözaltında ihmal ve işkence sonucu hayatını kaybedenler ayrıntılı anlatılıyor.

RAPORUN TAMAMI İÇİN

Ankara’daki işkence merkezinde 6 ay işkence gören Ayten Öztürk her şeyi anlattı

Zabit Kişi işkencede geçen 108 günü anlattı: İntihar edenleri artık yadırgamıyorum

Gözaltındaki eski dışişleri personeli avukatları: “İşkenceyle ifade alınıyor, korkudan isim veremiyoruz”

 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

“Bir gün beni bu yatakta ölü bulabilirsiniz!”

Halime Gülsu’nun ikinci koğuş arkadaşı Z.A: Son günlerinde, lavoboya gidemiyordu, altını biz temizledik. Çok utanırdı, sıkılırdı. Gardiyanlar ayağa kalkamadığını görüyorlardı…

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Halime Gülsu’nun Tarsus Cezaevi’nde ilaçları verilmeyerek, tedavi hakkı engellenerek ölüme sürüklenişine tanık olan koğuş arkadaşlarının şahitliklerini yayınlamaya devam ediyoruz.

Çocukluğundan beri, ölümcül SLE hastası olan Gülsu (32), 28 Nisan 2018’de hayatını kaybettiğinde koğuşunda kendisi hariç 21 kişi vardı. 67 gün boyunca birlikte yaşadılar. Hepsi genç öğretmenin hastalığına ve maruz kaldığı hak ihlallerine yakından tanık oldu. Dün, F.D.’nin şahitliklerini yayınladık. Bugün diğer koğuş arkadaşı Z.A. şahitliğini anlatıyor..

Z.A.: GÜNLÜK, AYLIK, HAFTALIK İLAÇLARI OLDUĞUNU SÖYLÜYORDU

Halime ile aynı gün gözaltına alındık. 20 Şubat 2018’de Mersin’de büyük bir operasyon yapılmış, 98 kişi alınmıştı. Yarısından fazlası kadındı. Alınanlar arasında üniversite öğrencileri, yaşlı kadınlar, şalvarlı teyzeler vardı.

Halime ile biz nezarethanede tanıştık. Yenişehir’de. Sayı çok fazla olduğu için 21 kişiyi Yenişehir’e götürdüler. 3 nezarethane vardı. 7’şer kişi kalacak şekilde bölündük. Çok şükür hepimiz kadındık, başımızda duran polisler de.

12 gün aynı nezarethanede birlikte kaldık. Küçücük bir oda zaten. 3 yatak, 5-6 battaniye vardı. 7 kişi orada öyle yatıyorduk. Halime hep hastalığından bahsediyordu. Anlatıyor, şaşırıyoruz bu nasıl bir hastalık diye. Çok az rastlanıyormuş. Günlük, aylık, haftalık ilaçları olduğunu söylüyordu. Gözaltına alınışını da anlatmıştı. Evde tek başınaymış. İçeriye dalmışlar, ellerinde gözünün içine sokarcasına kamera…

İlk hafta 21 kişi orada kaldı. 10. günden sonra artık insanları teker teker çifter çifter alıyorlardı. Gidenler ya tutuklanıyordu, ya tahliye oluyordu, ne olduğunu bilmiyorduk.

Halime gözaltına alındığı zaman, tam kapıdan çıkarken, “Benim ilaç almam lazım, bekleyin” demiş polislere. Sonra evde elinin altında ne kullanıyorsa o ilaçlarını almış. Ama tabi gözaltındayken, çantası başka bir yere gidiyor, kendisi başka bir yere. Orada ilaç kullandı, kullanmadı değil, ama düzenli kullanamadı.

RAPORUNU EMNİYETTE KAYBETTİLER

“Benim ilaç kullanmam gerekiyor, benim aileme haber verin” diyordu. Polisleri demirlere vurup çağırıyorduk. Hepimiz tepki gösterince ailesi arandı. Raporunu istedi Halime. “Benim raporlu ilaçlarım var, ısrarla raporumun gelmesi lazım” dedi. Abisi getirdi. Tutuklanıp cezaevine gittiğinde raporu kaybettiklerini söylediler. Halime çok sinirlenmişti, üzülmüştü o zaman.

Cezaevinde aynı koğuşa düştük. Halime ilk başlarda biraz dinçti ama asıl martın sonu nisanın ilk haftaları çok halsizleşti. O eski Halime yoktu. Koğuşun işlerini sırayla yapıyorduk ama Halime’ye yaptırmıyorduk. Bir iş yapacağı zaman yardımcı olmaya çalışıyorduk.

ÇEŞMEDEN İÇİN SU DEDİLER, İÇENLER HASTANELİK OLDU

Yenişehir’de nezaretteyken “Çok su içmem gerekiyor” demişti. Bize fazla su verilmiyordu. Sabahları meyve suyu, öğlen bir pet şişe, akşam bir pet şişe. Yetmiyordu tabi ki… Birer şişemizi Halime’ye veriyorduk. Çeşmeden için diyorlardı, içenler hastanelik oldu. İshal, kusma vs. Halime zaten oradan içememişti.

Tarsus’a gittik, Halime her defasında “Benim romatolojiye gitmem gerek.” diyordu, o kadar çok dilekçe yazdı ki. Hemen hemen her hafta yazıyordu. Sürekli revir istiyordu. Halime’yi dahiliyeye götürdüler. “Bunlar benim hastalığımı bilemez, dahiliye anlayamaz” diyordu. Hep dahiliyeye sevk ettiler. Ramotoloji bölümü zaten her hastanede yok. Mersin merkezde var. Tarsus Devlet Hastanesi küçücük bir yer.

MAZGAL AÇILDI, RAPORU YÜZÜNE ÇARPARCASINA ATTI

Bir gün kan değerlerine bakılmasını istemişti. Mazgal açıldı ve Halime Gülsu dendi. Hepimiz aşağıya indik tabi, bir şey mi oldu diye. Bayan gardiyan geldi. Elinde bir kağıt vardı, Halime’nin suratına çarparcasına elini sallayarak, “Al hiçbir şeyin yokmuş” diye fırlattı. Biz öyle kaldık.

Halime eline aldı kağıdı, baktı ve acı acı gülerek “Bunlar benim istediğim değerler değil. Bunlar derdimi bilemez. Benim derdimi ancak benim durumuma düştüğünüz zaman anlarsınız. İnşallah benim derdime düşersiniz de beni anlarsınız.” dedi.

Nisan 2018’de oldu bu olay, tarih hatırlamıyorum. Onun bir fotoğrafı vardı, sarı kazağı çekimiş. O 18 Nisan 2018’de çekildi, onu unutmuyorum, çünkü o zaman görüş günüydü. Görüşten gelmiştik. Ondan sonra fotoğrafçı gelmişti koğuşa. Hatta biz toplu fotoğraf çekmek istiyorduk. O zaman OHAL’di. Yasak demişlerdi.

BANYOYA GİRİNCE KAPISINDA BEKLERDİK

Halime de hep yorgunluk, halsizlik vardı. Banyoya girerdi, kapısında beklerdik. “Halime iyi misin? Halime?” diye seslenirdik. Bize haber vermeden girmemesini istiyorduk. Koğuş iki katlı, yukarıda yatakhaneler var. Merdiveni çıkardı, oraya iskemle koymuştuk, köşeye oturur dinlenirdi, suyunu içerdi. Sonra hemen merdivenin bitiminde seccade seriliydi, namaz kılardı. Çok geç bitirirdi namazını. Halime bitti mi namazın derdim, dinleniyorum derdi. Nisanın 18’inden sonra namazlarını oturarak kılmaya başladı.

DİLİ BOĞAZINA KAÇTI, KAŞIKLA ÇIKARDIK

Bir gün ben aşağı kattaydım, son haftalardı. Bir bağırma sesi duydum, herkes bağırıyor, çığlıklar atıyor, ben aşağı kattayım, n’oluyor dedi kızlar, koşa koşa kızlar gelip tezgahtan kaşık aldılar, yukarı koştular. Halime’nin dili boğazına kaçmış. Çabuk kaşık yetiştirin, diyorlar. Sonrasında kendine geldi, ama o an kriz gibi bir şey olmuştu. Koğuşumuzda hakim, vali yardımcısı, öğretmenler, üniversite öğrencileri, biyolog, mühendis, birkaç yaşlı ev hanımları, teyzeler vardı.

HERKESE İĞNE VE MEKİK OYASI YAPARDI

Halime öyle bir arkadaştı ki iyi olduğu ilk zamanlarda koğuştaki bütün arkadaşlara iğne oyası yapardı. Hem öğretirdi hem de iğne oyasından çiçekler yapar hediye ederdi. Mekik oyası da biliyordu. Annesi Zeynep teyze, çok güzel şeyler öğretmiş kızına. Halime’nin iyi olduğu zamanlarda onunla oturur İngilizce çalışırdık. Hastalanmaya başlayınca bıraktık.

Son haftalarına gelecek olursak… Sürekli hastaneye gidip geliyordu, her defasında gitmesi gereken yerlere götürülmemiş, yapılması gerekli şeyler yapılmamış, morali bozuk bir şekilde gelirdi. Bizim de çok canımız sıkılırdı. Çantasını hazırlardık, hastaneye yatacak, gelmeyecek bu gece diye eline verirdik. Bir bakardık, akşamına Halime geri gelmiş. Çok sinirlenirdik. Halime niye yatmadın, yatırmadılar derdi, Halime niye yapmadın, yapmadılar derdi. Hasta bir insan olmasına rağmen elleri kelepçelenirdi.

LAVABO İHTİYACINI KARŞILAYAMIYORDU

Son zamanlarında lavabo ihtiyacını karşılayamıyordu. Çok affedersiniz, altını temizledik. Çok utanırdı, sıkılırdı, çok üzülüyordu. Kendindeydi ama ayağa kalkacak hali yoktu. Ben ailesini daha çok üzmek istemediğim için bunları söylemedim.

Sara hastası gibi krizler, nöbetler geçirmeye başladı. Bir gün bir kriz geçiriyordu, herkes bağırıyor çağırıyor, bir teyze dizlerine vuruyor, gitti kız, gitti kız diyerek. Eli, ayağı, ağzı kitlendi. Gözleri kaydı. Sonra ambulans çağırdılar. Bir bayan iki erkek görevli vardı. Gencecik çocuklar, belki lise mezunudur.

Tüm arkadaşlar görevlilere, ‘bakın bu kızın durumu iyi değil, hastaneye gitmesi gerekiyor’ diyor. Halime’min yüzü sapsarı, dudakları mosmor. Kriz geçirdi yani, ne krizi biz de bilmiyoruz. Daha önce hiç böyle olmamıştım demişti düzelince.

Görevli kadın tansiyonunu ölçtü, tansiyonu biraz düşük. Tuzlu ayran getirin, tuzlu ayran getirin diye bağırdı. Emniyet amiri arkadaş ellerini vurarak, “Bana söyler misiniz madem bunun tansiyonu düşmüş neden yüzü sapsarı ve dudakları mosmor” dedi. O da tansiyon hastasıymış. Görevli kadın tansiyonu düşmüştür diyor, hiçbir şekilde bizi dinlemiyordu. Erkekler tamam götürmemiz gerekiyor demelerine rağmen, o bayan kabul etmedi ve Halime’yi bizimle beraber bıraktılar.

SABAH-AKŞAM SAYIMLARINA ÇIKAMIYORDU

En son hafta romatolojiye sevk aldı ama gitmek kısmet olmadı. Şöyle bir durum da oldu. Sabah sayımı- akşam sayımı oluyor. Sayıyorlar. 21 kişiyiz, 1 kişi nerede diyorlar. Yukarıda yatıyor diyoruz. 10 gün boyunca gardiyanlar Halime’ye yukarıda bakıyorlar, iniyorlar. Bir kere neden bu kadın yatıyor demediler. Sayıyorlar geri gidiyorlar, hasta diyoruz ama hepsi benim görevim değil, ben ne yapabilirim, şuna söyleyin, buna söyleyin diyerek sorumluluğu üzerinden atmaya çalışıyor.

Halime’nin yatağını aşağıya taşımıştık, acil bir durumda hemen kapıdan gönderelim diye. Yukarı çıkacak gücü yoktu zaten. Kollarından omuzlarından girerek biri de ayaklarından tutarak 3 kişi taşıyorduk Halime’yi.

Son 2-3 gün boyunca hepimiz sandalyelerimizi Halime’nin yatağının etrafına birleştiriyorduk ve başında bekliyorduk. Kimi dua, Kur’an okuyordu, kimi tesbih çekiyordu.

Halime her hastaneye götürüldüğünde çantasında hem abisinin hem doktorunun numarasını koyuyorduk ama ne abisine ne doktoruna ulaşılmamış. Abisine “Hiç mi sizi aramadılar” dedim “Hayır kimse aramadı” dedi. Çamaşırlarımızı elimizde yıkardık. O utanırdı, bazen gizlice gidip bizden habersiz yıkardı. Biz kapıdan seslenirdik çık diye, hayır derdi.

BEN HİÇ BU KADAR KÖTÜ OLMAMIŞTIM

İlaçlarını düzenli alamıyordu, tombul bir ilaç şişesi vardı. Bir gün o şişesini eline aldı, “Ya acaba ben bu ilaçları aldığım için mi bu durumdayım, yoksa almadığım için mi? Çünkü ben hiç bu duruma gelmedim” derdi. Psikolojik olarak da çok kötü oldu, hem de yıllardır kullandığı ilaçlarda bir düzensizlik olunca, kendi anlattığı kadarıyla söylüyorum, bağışıklık sistemini etkiliyormuş. Bize bir keresinde, “Arkadaşlar benim hastalığım öyle bir şey ki beni bir gün yatakta ölü bulabilirsiniz.” demişti.

Halime “Bağışıklık sistemim baskılanıyor” derdi. O ne derdik, o anlatmaya çalışırdı. Biyolog arkadaş da bize anlatmaya çalışırlardı. Halime hatta bize ilk başlarda hastayım dediğinde inanmazdık, sapasağlam görünürdü. Arkadaşlar ben ilaç aldığım için bu durumdayım derdi.”

Halime Gülsu’nun cezaevinde öldürülüşüne şahit olan koğuş arkadaşları BOLD’a konuştu

Okumaya devam et

Popular