Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Erdoğan NATO toplantısı öncesi neden kriz çıkardı toplantıda neden tüm talepleri kabul etti

NATO YPG’yi terör örgütü kabul etmezse Baltık Planı’nı bloke edeceğini açıklayan Erdoğan, zirvede bu talebi neden ağzına almadı.

FATİH YURTSEVER

BOLD ANALİZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan NATO Zirvesine öncesinde YPG’nin NATO tarafından terör örgütü olarak tanınmaması durumunda Baltık Ülkeleri ve Polonya’nın savunmasını içeren planı Türkiye’nin onaylamayacağını açıklamıştı.

Herkes Zirve’de bu konuda ciddi tartışmaların yaşanacağını düşünürken, Zirve sonunda ilk açıklama Litvanya Başkanı’ndan geldi. Başbakan Türkiye’nin hiçbir talepte bulunmadan planı onayladığını açıkladı.

NATO Genel Sekreteri Zirve sonrasında düzenlenen basın toplantısında YPG konusunun hiç gündeme gelmediğini söyledi. Peki, bu konu hiç görüşülmedi ise Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kaşık suda neden fırtına kopardı?

Zirve öncesinde Fransa Cumhurbaşkanı Makron tarafından yapılan açıklamalar Zirve’de, Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı ve S-400 alımının sert bir şekilde gündeme geleceğinin işaretini veriyordu.

NATO, kararların oybirliği ile alındığı bir platform olduğu için, bir ülkenin bir kararı veto etmesi, tüm sistemi kilitleme potansiyeline sahip. Son yıllarda 2014 yılından beri NATO’nun Rusya’ya karşı ne kadar caydırıcı olduğu tartışılıyor. Özellikle Polonya ve Baltık ülkeleri, kaderlerinin Ukrayna gibi olmasından korkuyorlar.

AB’nin kendisini askeri bir güç olarak konumlandırmaması kıtanın güvenliği açısından NATO’yu alternatifsiz kılıyor.

Bu koşullar altında NATO içerisinde yaşanan bir kriz, bir çatlak ses en fazla Polonya ve Baltık ülkeleri olmak üzere tüm AB ülkelerini rahatsız ediyor. Kıbrıs ve Doğu Akdeniz konusunda AB’nin Türkiye uyguladığı ve uygulamakla tehdit ettiği yaptırımların caydırıcılığı ortada.

Rusya ve Türkiye ilişkileri tarihinde hiç olmadığı kadar yakın bir iş birliğine girmiş iken, Türkiye’nin NATO içerisinde tutulması ve daha fazla Rusya’ya yaklaşmasının önüne geçilmesi kısa vadede hem ABD hem de AB ülkelerinin ortak düşüncesi.

Başta Erdoğan olmak üzere yakın çevresi bu durumun farkında. Her sıkıştıklarında masada Türkiye’nin stratejik konumu pazarlık meselesi yapmaktan çekinmiyorlar. NATO Zirvesi öncesinde yaşanan Erdoğan’ın söz konusu çıkışını da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Erdoğan’ın Amerika ziyaretinden istediğini alamadığı, S-400 ve F-35 konularında ilerleme sağlanamadığı herkesin malumu. Temsilciler Meclisi’nin aldığı yaptırım karaları, Trump’ın ABD’de içerisinde yaşadığı sorunlar S-400 konusunda Erdoğan’ı zaman için başka çözüm yolları bulmaya itti.

Erdoğan geçen haftalarda yaptığı sürpriz bir açıklama ile S-400 konusunda Trump’ın da onayı ile, NATO’da bir çalışma grubu kurulacağını, bu konunun bir NATO konusu olduğunu söyledi. Bu açıklamadan sonra genel kamuoyu beklentisi NATO Zirvesinde bu konunun görüşüleceği yönündeydi. Ancak 4 Aralık’ta yapılan basın toplantısında NATO Genel Sekreteri Stoltenberg çok net bir şekilde S 400 sisteminin NATO sistemleriyle entegre edilmeyeceğini söyledi. Bu cevap doğrudan NATO bünyesinde kurulan veya kurulacak S-400 çalışma grubunu işlevsiz hale getirdi.

Türkiye NATO sistemini kilitleme tehdidi ile Zirve’de Suriye ve S-400 konusunda kendisine yönelebilecek okları bertaraf etti. Ancak Genel Sekterin açıklaması ile Nisan ayına kadar zaman kazanma planı suya düştü. ABD’li senatörler artık Erdoğan’ı ve onun politikalarını çok iyi analiz ediyorlar. Ne yapmaya çalıştığını gayet iyi biliyorlar. Zirve öncesi Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ve Demokrat Senatör Chris Van Hollen ortak hazırladıkları bir mektubu Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’ya gönderdiler. ‘Sabır tükeneli çok oldu, hukuku uygulama zamanı’ diyen senatörler, aksi durumda diğer ülkelerin bu yaşananlardan kötü sonuçlar çıkarabileceğini söylediler. Türkiye S-400 konusunda NATO engelini aşsa da önümüzdeki hafta yeniden ABD engeli ile yüz yüze gelecek.

Özetle Cumhurbaşkanı Erdoğan S-400 ve Suriye konusunda kendisini sağlama almak için NATO Zirvesi öncesinde bir kaşık suda fırtına kopardı, kısa süreliğine de olsa NATO Zirvesinde Türkiye’nin stratejik konumunu masaya sürerek zaman kazandı. Ancak her zaman olduğu gibi güvenilmez şantajcı bir ortak olarak algılanan Türkiye ise kaybeden taraf oldu.

Demirtaş: Korkunun sürmesinin nedeni faşizmin yeteneği ve başarısı değil, muhalefetin acizliği ve korkaklığıdır

Analiz

Türkiye’ye ne kadar Afgan mülteci geldi? Zeytinburnu’ndaki üniformalılar kim?

Türkiye Afgan sığınmacılar üzerinden mülteci konusunu tartışmaya devam ediyor. Tanju Özcan’ın açıklamalarının yankıları sürerken Kılıçdaroğlu da sözlerinin arkasında olduğunu söyledi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise Kurtuluş Savaşın’da Afganların bileziklerini gönderdiğini iddia ederek tartışmaya dahil oldu. Tüm bu tartışmalara neden olan Afgan göçmenlerle ilgili veriler ne söylüyor? Yıllara göre gelen  Afgan mülteci sayısı kaç? Bu yılın ilk 7 ayında kaç mülteci geldi, kaçı engellendi. Eylül ayında beklenen büyük kaçıştan Türkiye nasıl etkilenir?

BOLD – Afgan mültecilerin Türkiye’ye akın akın geldiğine ilişkin Doğu sınırında çekilen görüntülerin ardından başlayan mülteci tartışması hızla devam ediyor.

Tartışmalar bazı siyasilerin açıklamalarıyla da mülteci karşıtlığına dönüştü. Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın zam açıklamalarının ardında çok sayıda eleştirinin yanında destek de aldığı görüldü.

KILIÇDAROĞLU: SÖZLERİMİN ARKASINDAYIM

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu da, mülteci tartışmalarıyla ilgili olarak sosyal medya hesabından yeni bir açıklama yaptı. Kılıçdaroğlu, mülteci tartışmaları hakkında daha önce söylediklerinin arkasında olduğunu belirtti.

25 Temmuz’da yayınladığı video klibi alıntılayarak yeniden paylaşan Kılıçdaroğlu, bugün şu açıklamayı yaptı: “Ben ne mültecilerin sömürülmesine ne de güzel ülkemizin emperyalistlerin mülteci hapishanesine dönüştürülmesine razıyım! O demiş, bu söylenmiş önemli değil. Bu videoda gayet net belirttiğim gibi, çok kararlıyım. Sevgili halkım müsterih ol, 2 yılda çözülecek bu mesele, çözeceğim!”

SİZ DE BİLEZİKLERİNİZİ GÖNDERİN

Son olarak İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Kurtuluş Savaşı’nı kastederek, Afganların Türkiye’nin zor günlerinde bileziklerini gönderdiklerini söyledi. Soylu’ya tepkiler gecikmedi.

Soylu’ya en ağır eleştirilerden biri gazeteci Şirin Payzın’dan geldi. Payzın, “Atmanın sınırı yok tabii.. Madem öyle Afganistan’dan insanlar göç etmek zorunda kalmadan bu sefer siz bilezikleri gönderin ?? Hatta Venezuela’ya maske yardımı götürenler yardımcı oluverirler” dedi.

Sosyal medyada hemen her gün mültecilere yönelik olumsuz çok sayıda görüntü ve fotoğraf da dolaşıma sokuluyor. Dün tekbirle denize giren mültecileri videosunun ardından bugün de Zeytinburnu sahilinde askeri üniformayla dolaşan çok sayıda Afganlı mültecinin görüntüsü viral oldu.

TÜRKİYE’YE KAÇ AFGAN GİRDİ

Tüm bu tartışmaya neden olan Afganlılarla ilgili Göç İdaresinin güncel veriler şöyle: 2014 yılında 12 bin civarı olan Afgan mülteci sayısı 2019’da 200 bine çıktı. Pandeminin yaşandığı geçen sene ise bu sayı 50 bine geriledi.

7 Temmuz itibariyle bu yıl yakalanan toplam düzensiz göçmen sayısı 62 bin 687. Afganlar, 25 bin 643 ile bu kişiler arasındaki ilk grubu oluşturuyor.

Bununla birlikte yakalanmayan ya da genel olarak herhangi bir resmi kaydı bulunmayan düzensiz göçmenlerin sayısı bilinmiyor.

34 BİN MÜLTECİNİN GİRİŞİ ENGELLENDİ

Van Valiliği’nden yapılan açıklamada ise düzensiz göçü engellemeye yönelik faaliyetler kapsamında Türkiye-İran sınırında yıl içinde 27 bin 230 Afgan göçmen yakalandı, 34 bin 308 kişinin ise yasadışı yollarla girişinin engellendi.

BBC Türkçe’de yer alan habere göre, Afganları sırasıyla Suriye, Pakistan, Özbekistan, Irak, Bangladeş, Türkmenistan, İran, Somali ve Filistin’den gelenler takip ediyor.

ABD 11 Eylül’e kadar Afganistan’dan çekilmeyi planlıyor. Taliban ise ülkede kontrol ettiği yer sayısını arttırıyor. Taliban’ın bulunduğu yerlerde de çatışmalar şiddetleniyor.

Eylül ayından itibaren ülkeden yeni bir kaçış dalgasının başlayabileceği uyarıları yapılıyor.

Gammazlama rekoru: Listede siz de olabilirsiniz

Okumaya devam et

Analiz

AB Ankara’ya yine sopa gösterdi: Kapalı Maraş meselesinde ‘yaptırım’ tehdidi

AB, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Maraş’ın açılması planları ile ilgili açıklamalarını kınarken, Türkiye’nin geri adım atmaması halinde eldeki ‘araç ve seçeneklerin’ kullanılacağı uyarısında bulundu. Birlik, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj çalışmaları ile ilgili de ‘yaptırım’ tehdidinde bulunmuştu.

BOLD ANALİZ – Avrupa Birliği (AB), 47 yıldır kapalı olan Maraş’ın yeniden açılması planlarının hayata geçirilmesi halinde Türkiye’ye yaptırım uygulayabileceği uyarısında bulundu.

Avrupa Birliği, Türkiye ile ilişkileri son dönemde ‘havuç ya da sopa’ taktiği üzerinden götürüyor. Doğu Akdeniz’de sondaj meselesinde Türkiye’ye yaptırım kartını çeken Brüksel, birliğin menfaatine olan göçmen akını meselesinde ise Türkiye’ye mali yardımın önünü açıyor.

“AÇIKLAMALAR KABUL EDİLEMEZ”

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 27 üye adına yaptığı açıklamada, “AB, Türkiye’nin attığı tek taraflı adımları ve kapalı Maraş’ın yeniden açılmasına ilişkin olarak Türkiye Cumhurbaşkanı ile Kıbrıs Türk toplumu liderinin 20 Temmuz 2021’deki kabul edilemez açıklamalarını şiddetle kınıyor” ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvelik Konseyi’nin Maraş’taki “tek taraflı eylemleri kınama” kararını memnuniyetle karşıladıklarını belirten Borrell, “AB, bu eylemlerin ve Ekim 2020’den bu yana Maraş’ta atılan tüm adımların derhal geri alınmasını talep etmektedir” ifadesine yer verdi.

“ELİMİZDEKİ ARAÇ VE SEÇENEKLERİ KULLANMAKTA KARARLIYIZ”

Kıbrıs’taki Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün (UNFICYP) Maraş bölgesinde hareket özgürlüğüne getirilen kısıtlamalara derhal son verilmesi çağrısı yapan Borrell, “AB, Maraş’taki durumdan Türk hükümetini sorumlu tutmaya devam ediyor” ifadesini kullandı.

Açıklamada, uluslararası hukuku ihlal eden tek taraflı eylemlerden ve Kıbrıs sorununda ortak zemin arama çabalarını tehlikeye atabilecek yeni provokasyonlardan kaçınılması gerektiğinin altı çizilirken Türkiye’nin “BM Güvenlik Konseyi’nin 550/84 ve 789/92 sayılı kararlarına aykırı eylemlerini geri çekmemesi halinde” AB dışişleri bakanlarının bir sonraki toplantıda atılan adımları gözden geçireceği vurgulandı. Bakanların bir sonraki toplantısının 3-4 Eylül tarihlerinde Slovenya’da yapılması planlanıyor.

Borrell’in açıklamasında “Uluslararası hukuku ihlal eden provokasyonların ve tek taraflı eylemlerin” devam etmesi durumunda, “AB çıkarlarını savunmak ve bölgesel istikrarı korumak için elindeki araç ve seçenekleri kullanmakta kararlı” olunduğuna vurgu yapıldı.

DIŞİŞLERİ: HÜKMÜ YOKTUR, KINIYORUZ

Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan AB’nin Maraş konusundaki açıklamalarına sert tepki geldi. “AB adına bugün Maraş konusunda yapılan açıklamayı kınıyoruz” diye başlayan açıklamada, “Kıbrıs Türk halkını görmezden gelen, gerçeklerden kopuk ve sadece Rum tarafının görüşlerini yansıtan bu ve benzeri açıklamaların bizim açımızdan bir değeri ve hükmü yoktur” denilidi.

AB tutumunun “yanlı” olduğunu savunan ve bu tutumun “hiçbir sorunun çözümüne katkıda bulunmayacağı” belirtilen açıklamada, “Kıbrıs meselesinin çözümü ve Maraş açılımı konusunda KKTC makamlarının önerilerine ve aldıkları tüm kararlara desteğimiz tamdır. Maraş açılımı KKTC Hükümetinin aldığı bir karardır. AB, 2004’te Annan Planı sonrasında Kıbrıs Türk halkına verdiği sözleri tutmalı ve KKTC’yi muhatap almayı öğrenmelidir” denildi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Dışişleri de AB’nin açıklamasına tepki gösterdi. Türk Dışişleri’nin yaptığı açıklamaya benzer şekilde AB’nin açıklamasının “yanlı” olduğu savunulan açıklamada “Yıllardan bu yana statükonun sembolü haline gelen kapalı Maraş’ta Kıbrıs Türk tarafının uluslararası hukuk çerçevesinde ve özel mülkiyet hakkını gözeterek atmakta olduğu adımlar Rum halkı arasında da memnuniyet yaratmıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tarafından yapılan açılımların amacının başta Avrupa Birliği tarafından saptırılması, AB’nin taraflı tutumunun açık bir göstergesidir” ifadeleri kullanıldı.

AB-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ: HAVUÇ YA DA SOPA

Türkiye’nin 2005’te başlayan Avrupa Birliği üyelik müzakereleri 2016 yılından beri donmuş durumda. Geçtiğimiz günlerde Almanya Başbakanı Angela Merkel’in basın toplantısında söylediği gibi birlik içerisinde Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğinin gerçekleşeceğine inanan kimse kalmadı.

Brüksel, son dönemde AKP yönetimi ile ilişkilerini ‘havuç ya da sopa’ taktği üzerinden yürütüyor. AKP’nin Avrupa’yı rahatsız eden dış politika hamlelerine karşı ‘yaptırım’ kartı ile sopa gösteriyor; birliğin ve üye ülkelerin menfaatine olan konularda ise Ankara’ya kesenin ağzını açarak ‘havuç’ veriyor.

AB, 2019-2020 yıllarında AKP’nin ‘Mavi Vatan’ söylemi ile Doğu Akdeniz’de ve Kıbrıs açıklarında başlattığı doğalgaz arama faaliyetlerini engellemek için ‘yaptırım’ kartını çekmişti.

AB’nin yaptırım konusunda kararlılığını göstermesi üzerine AKP yönetimi, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs açıklarında arama yapan sismik araştırma ve sondaj gemilerini sessiz sedasız çekmiş, Brüksel de bunun karşılığında ‘pozitif gündem’ adı altında yeni bir süreç başlatmıştı.

Avrupa Birliği, 2015’ten beri devam eden göçmen akınını durdurması karşılığında ise Türkiye’ye kesenin ağzını açmıştı. 2016 yılında varılan Göçmen Mutabakatı ile Türkiye’ye 6 milyar euro mali yardım yapan AB, geçtiğimiz ay Türkiye’ye yeni bir mali yardım taahhüdünde bulundu.

15 Haziran’da Brüksel’de biraraya gelen AB liderleri, Türkiye’ye 2024 yılına kadar 3,5 milyar euro yardım yapacağını açıkladı.

AKP yönetimi, son dönemde bozulan ekonomik durum karşısında Brüksel’in çok da etkili olmayan yaptırım kararlarına dahi direnç gösteremiyor ve doğalgaz sondaj çalışmalarında olduğu gibi pes etmek zorunda kalıyor.

Avrupa Birliği, yaptırım tehdidiyle ‘uzun vadede’ Ankara’yı kilitlerken; ‘Demokles’in Kılıcı’ gibi başında sallanan yaptırım tehditleri nedeniyle AKP iktidarı planlarını ve politikalarını rafa kaldırmak zorunda kalıyor.

 NE OLMUŞTU?

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 19-20 Temmuz’da adaya gerçekleştirdiği ziyarette Maraş bölgesinin yüzde 3,5’inin açılacağını belirtirken, KKTC lideri Ersin Tatar ise Maraş’ın açılmasında ikinci aşamaya geçildiğini açıklamıştı.

Kapalı Maraş’ın sahildeki yaklaşık 2 kilometrelik kısmı ve sahilin arka caddesi olan Demokrasi Caddesi, 8 Ekim 2020’de, polis ve asker kontrolünde yaya geçişleri için açılmıştı.

Bu açıklamalar, AB üyeleri Yunanistan ve Güney Kıbrıs başta olmak üzere, Avrupa Birliği, ABD, Birlemiş Milletler’in tepkisine neden olmuş, BM Güvenlik Konseyi geçen hafta yaptığı oturumda, Erdoğan’ın Maraş konusundaki açıklamalarını kınamıştı.

KAPALI MARAŞ BÖLGESİ

Gazimağusa’ya bağlı bir semt olan Maraş, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı öncesi adanın en popüler turizm noktalarından biriydi. Harekat sırasında yaklaşık 15 bin Rum’un Maraş’ı terketmesinin ardından bölge tellerle çevrilerek ‘askeri bölge’ ilan edildi ve terkedilmiş halde bırakıldı.

Dünyanın en güzel sahillerinden birine sahip, 1974 öncesi Ada’nın turizm gelirlerinin yüzde 53’ünün geldiği Maraş bölgesi, 46 yıldır kapalıydı.

Türk tarafı, Maraş’ı müzakerelerde güçlü bir pazarlık kozu olarak elinde bulunduruyor.

Tunus ikinci Mısır mı olacak?

Okumaya devam et

Analiz

Genelgeye rağmen tirajlarda değişim yok: Yandaş medyaya fonlama devam ediyor

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 30 Haziran’da yayımladığı tasarruf genelgesi ile kamu kurumlarının gazete alımlarını yasakladı. Genelgeye rağmen gazete tirajlarında oynama olmaması “kim alıyor bu gazeteleri?” sorusunu akıllara getirdi.

BOLD ANALİZ – AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan imzalı genelgeyle kamuda tasarruf kapsamında devlet kurumlarının gazete alımı yasaklandı.

Genelgeye göre başta belediyeler olmak üzere diğer kamu kurumları balya balya gazete alamayacak. 2010 yılında 5 milyona ulaşan, ancak AKP kontrolüne girdikten sonra 1.7 milyona gerileyen toplam gazete tirajlarının genelge sonrası düşmesi bekleniyordu, anca geride kalan 4 haftaya karşın tirajlarda bir oynama olmadı.

BASIN BİRİMİ VE KÜTÜPHANE DIŞINDA GAZETE ALINMAYACAK

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan kamuda tasarruf tedbirleri genelgesine göre kamu kurumlarının günlük gazete alımı yasaklandı. Genelgeye göre kamu kurum ve kuruluşlarının basını izleme ile ilgili birimleri ve kütüphane dokümantasyon merkezleri hariç hiçbir şekilde günlük gazete alımı yapılmayacak. Kamu kurum ve kuruluşları görev alanı ile ilgili olmayan alanlara abone olmayacak. Ayrıca idari faaliyetlerini tanıtmaya yönelik, rapor, kitap, dergi, bülten ve benzeri yayınlar basılmayacak, bunların hazırlanması ve paylaşımı elektronik ortamda yapılacak.

ERDOĞAN’A AÇIKTAN DESTEK VEREN GAZETELERİN TİRAJLARINDA DENETİM YOK

Basın İlan Kurumu’nun ilan dağıtımında yararlandığı tirajlarla ilgili tartışmalar uzun süredir devam ediyor. Hükumete yakın birçok gazetenin Basın İlan Kurumu’ndan ilan almak için gerçek dışı şişirme tirajlar gösterdiği öne süren muhalif medya, tirajların bağımsız bir kurul tarafından denetlenmesi talep ediyor. Hürriyet, Sabah, Milliyet, Posta, Yenişafak, Akşam, Takvim, Yeni Akit, Milat, Yeni Asır, Diriliş Postası hükumete açıktan destek veriyor.

MUHALİF 41 GAZETE KAPATILDI

AKP, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz bahanesiyle Özgür Düşünce, Zaman, Bugün, Meydan, Millet, Taraf, Today’s Zaman, Yarına Bakış, Yeni Hayat başta olmak üzere 41 gazete kapattı. 3 binden fazla basın mensubu da işsiz kaldı.

TİRAJLARDA DÜŞÜŞ OLMADI

2010 yılında Türkiye genelinde yayın yapan 35 ulusal gazetenin toplam tirajı 5 milyona yaklaşırken, günümüzde bu rakam 1 milyon 700 bine kadar geriledi. Balya balya hükumete yakın gazeteleri alan kamu kurumlarının alımı durdurması sonrası bu rakamın 1 milyonun altına gerilemesi bekleniyordu ancak genelgenin yayımlanmasının ardından geçen dört haftaya rağmen gazete tirajlarında bir değişiklik olmadı. Gazeteleri kimlerin aldığı merak edilirken, genelge öncesi ile geçen haftanın gazete tirajları ise şu şekilde gerçekleşti:

Gazete                                     21-27 Haziran                                            19- 26 Temmuz

Hürriyet                                  192042                                                          187230
Sabah                                       190815                                                          187102
Milliyet                                    128109                                                           133312
Posta                                        118025                                                           108322
Yenişafak                                102134                                                            100582
Akşam                                     99865                                                              97987
Takvim                                    86445                                                             82747
Diriliş Postası                        18553                                                              58515
Yeni Akit                                 56232                                                              54018
Milat                                        50385                                                              50350
Türkgün                                  34504                                                              31347

“Cevheri Güven gibi sürgündeki gazeteciler hükumetten daha güvenilir”

Okumaya devam et

Popular

Shares