Bizimle iletişime geçiniz

Analiz

Erdoğan NATO toplantısı öncesi neden kriz çıkardı toplantıda neden tüm talepleri kabul etti

NATO YPG’yi terör örgütü kabul etmezse Baltık Planı’nı bloke edeceğini açıklayan Erdoğan, zirvede bu talebi neden ağzına almadı.

FATİH YURTSEVER

BOLD ANALİZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan NATO Zirvesine öncesinde YPG’nin NATO tarafından terör örgütü olarak tanınmaması durumunda Baltık Ülkeleri ve Polonya’nın savunmasını içeren planı Türkiye’nin onaylamayacağını açıklamıştı.

Herkes Zirve’de bu konuda ciddi tartışmaların yaşanacağını düşünürken, Zirve sonunda ilk açıklama Litvanya Başkanı’ndan geldi. Başbakan Türkiye’nin hiçbir talepte bulunmadan planı onayladığını açıkladı.

NATO Genel Sekreteri Zirve sonrasında düzenlenen basın toplantısında YPG konusunun hiç gündeme gelmediğini söyledi. Peki, bu konu hiç görüşülmedi ise Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kaşık suda neden fırtına kopardı?

Zirve öncesinde Fransa Cumhurbaşkanı Makron tarafından yapılan açıklamalar Zirve’de, Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı ve S-400 alımının sert bir şekilde gündeme geleceğinin işaretini veriyordu.

NATO, kararların oybirliği ile alındığı bir platform olduğu için, bir ülkenin bir kararı veto etmesi, tüm sistemi kilitleme potansiyeline sahip. Son yıllarda 2014 yılından beri NATO’nun Rusya’ya karşı ne kadar caydırıcı olduğu tartışılıyor. Özellikle Polonya ve Baltık ülkeleri, kaderlerinin Ukrayna gibi olmasından korkuyorlar.

AB’nin kendisini askeri bir güç olarak konumlandırmaması kıtanın güvenliği açısından NATO’yu alternatifsiz kılıyor.

Bu koşullar altında NATO içerisinde yaşanan bir kriz, bir çatlak ses en fazla Polonya ve Baltık ülkeleri olmak üzere tüm AB ülkelerini rahatsız ediyor. Kıbrıs ve Doğu Akdeniz konusunda AB’nin Türkiye uyguladığı ve uygulamakla tehdit ettiği yaptırımların caydırıcılığı ortada.

Rusya ve Türkiye ilişkileri tarihinde hiç olmadığı kadar yakın bir iş birliğine girmiş iken, Türkiye’nin NATO içerisinde tutulması ve daha fazla Rusya’ya yaklaşmasının önüne geçilmesi kısa vadede hem ABD hem de AB ülkelerinin ortak düşüncesi.

Başta Erdoğan olmak üzere yakın çevresi bu durumun farkında. Her sıkıştıklarında masada Türkiye’nin stratejik konumu pazarlık meselesi yapmaktan çekinmiyorlar. NATO Zirvesi öncesinde yaşanan Erdoğan’ın söz konusu çıkışını da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Erdoğan’ın Amerika ziyaretinden istediğini alamadığı, S-400 ve F-35 konularında ilerleme sağlanamadığı herkesin malumu. Temsilciler Meclisi’nin aldığı yaptırım karaları, Trump’ın ABD’de içerisinde yaşadığı sorunlar S-400 konusunda Erdoğan’ı zaman için başka çözüm yolları bulmaya itti.

Erdoğan geçen haftalarda yaptığı sürpriz bir açıklama ile S-400 konusunda Trump’ın da onayı ile, NATO’da bir çalışma grubu kurulacağını, bu konunun bir NATO konusu olduğunu söyledi. Bu açıklamadan sonra genel kamuoyu beklentisi NATO Zirvesinde bu konunun görüşüleceği yönündeydi. Ancak 4 Aralık’ta yapılan basın toplantısında NATO Genel Sekreteri Stoltenberg çok net bir şekilde S 400 sisteminin NATO sistemleriyle entegre edilmeyeceğini söyledi. Bu cevap doğrudan NATO bünyesinde kurulan veya kurulacak S-400 çalışma grubunu işlevsiz hale getirdi.

Türkiye NATO sistemini kilitleme tehdidi ile Zirve’de Suriye ve S-400 konusunda kendisine yönelebilecek okları bertaraf etti. Ancak Genel Sekterin açıklaması ile Nisan ayına kadar zaman kazanma planı suya düştü. ABD’li senatörler artık Erdoğan’ı ve onun politikalarını çok iyi analiz ediyorlar. Ne yapmaya çalıştığını gayet iyi biliyorlar. Zirve öncesi Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ve Demokrat Senatör Chris Van Hollen ortak hazırladıkları bir mektubu Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’ya gönderdiler. ‘Sabır tükeneli çok oldu, hukuku uygulama zamanı’ diyen senatörler, aksi durumda diğer ülkelerin bu yaşananlardan kötü sonuçlar çıkarabileceğini söylediler. Türkiye S-400 konusunda NATO engelini aşsa da önümüzdeki hafta yeniden ABD engeli ile yüz yüze gelecek.

Özetle Cumhurbaşkanı Erdoğan S-400 ve Suriye konusunda kendisini sağlama almak için NATO Zirvesi öncesinde bir kaşık suda fırtına kopardı, kısa süreliğine de olsa NATO Zirvesinde Türkiye’nin stratejik konumunu masaya sürerek zaman kazandı. Ancak her zaman olduğu gibi güvenilmez şantajcı bir ortak olarak algılanan Türkiye ise kaybeden taraf oldu.

Demirtaş: Korkunun sürmesinin nedeni faşizmin yeteneği ve başarısı değil, muhalefetin acizliği ve korkaklığıdır

Analiz

TürkAkım Projesi Ne Kadar Türk!

“TürkAkım projesi Anlaşma metnini Ruslar yazsa ve kelimesine dokunulmadan bu anlaşma tercüme edilse ortaya ancak böyle bir metin çıkardı. ”

FATİH YURTSEVEN

ANALİZ

24 Kasım 2015 tarihinde Türk F-16’ları Rus savaş uçağını düşürdüğünde, kimse bir uçak krizinin her iki ülke ilişkilerinde hayal dahi edilemeyecek değişikliklere neden olacağını beklemiyordu. Herkes Rusya’nın aynı şekilde karşılık vereceğini düşünüyor, Türkiye; acaba olası bir çatışmada “NATO beni ne kadar destekler” sorusunun cevabını arıyordu. Türkiye, Rusya ile karşı karşıya gelmemek için Karadeniz üzerindeki planlı keşif uçuşlarını iptal etti, savaş uçaklarını Suriye sınırına yaklaştırmadı. Doğu Akdeniz’de donanma gemilerine Rus gemilerinden uzak durmaları söylendi.

Ruslar Mart 2016 tarihinde BM Güvenlik Konseyi’ne Erdoğan rejiminin Suriye’de cihatçı gruplara gönderdiği silahlar ile IŞID ile yapılan petrol ticaretine ait belgeleri sundu. Türk-Rus ilişkilerinde ne olduysa bundan sonra oldu. Ruslar Akkuyu Nükleer Santral projesinde Taşucu Limanı’nı kullanma hakkını kazandı, Erdoğan rejimi sayesinde 300 yıllık Doğu Akdeniz’e inme hedeflerine ulaştılar. Peki, bunlar olurken ismi TürkAkımı olan projede neler yaşandı. Türkiye hiç mi bir şey kazanmadı.

İsminde “Türk” ifadesi olsa da TürkAkım Projesi Rusya’nın hak ve çıkarları açısından son derece avantajlı bir yatırım.

Rusya yaklaşık 30 senedir, özellikle de 2006 ve 2009 yıllarında yaşanan krizlerden dolayı Avrupa’ya gaz akışında Ukrayna’yı devre dışı bırakmak istiyordu. Almanya ile yapılan Kuzey Akım-2 ve Türkiye ile yapılan TürkAkım projelerinin toplam kapasitesi (55 bcm+15,75 bcm) 70 milyar metre küp (bcm). Rusya her iki projede tam kapasite çalışmaya başladığında Ukrayna’ya bağımlı olmadan Avrupa’ya gaz satabilecek konuma gelecek. ABD’nin her iki boru hattı projesini yaptırım kapsamında alması ve Kuzey Akım-2 projesinin 2020 ortalarına kadar gecikmesi Rusya ve Ukrayna arasında doğalgaz transit anlaşmasının yenilenmesini kolaylaştırdı. Buna rağmen Rusya’nın Ukrayna’ya karşı eli her zamankinden daha güçlü. Rusya, Türkiye sayesinde doğalgaz iletiminde Ukrayna’yı devre dışı bırakmaya çok yakın. 30 yıllık hayali Erdoğan rejimi sayesinde gerçek oldu.

Rusya Türk Akımı ile elini çabuk tutarak Güney Avrupa pazarına Güney Gaz Koridoru projelerinden daha önce ulaşacak. Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Macaristan TürkAkım sayesinde Rus gazını kullanacak. Rusya bu proje sayesinde bölgenin enerji denklemine de dahil olacağı için, bu ülkeler üzerinde jeopolitik olarak da konumu sağlamlaştırmış olacak.

Güney Akım Projesi daha ucuz maliyetle TürkAkım projesi oldu.

Rusya’nın başlangıçta niyeti Ukrayna’yı Güney Akım Projesi ile devre dışı bırakmaktı. Ancak AB’den gelen itirazlar ve ekonomik koşullar bu projenin rafa kalmasına neden oldu. TürkAkım projesi maliyet olarak Güney Akım projesine göre 10 milyar dolar daha ucuz. Rusya petrol fiyatlarında yaşanan düşüş nedeniyle ekonomik olarak zorlanmasına rağmen projeyi hayata geçirmekte tereddüt etmedi. Rusya, Türkiye sayesinde aynı amaca hizmet edecek başka bir boru hattına 10 milyar dolar daha ucuza sahip oldu.

TÜRK AKIM TÜRKİYE İÇİN NE İFADE EDİYOR

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından hazırlanan 2018 yılı Doğalgaz Piyasası Sektör Raporuna göre ithal edilen toplam gaz miktarı 53,5 bcm. Bu miktarın 23,6 bcm’lik kısmı (yaklaşık olarak %44) Rusya’dan alındı. Rakamlardan anlaşılacağı üzere Türkiye doğalgaz tedarikinde büyük oranda Rusya’ya bağımlı. Türkiye Hazar Denizi’nin hukuki statüsünün belirlenmesine rağmen Türkmen gazı gibi daha ucuz gaz tedarikine imkân tanıyacak projelere yönelmek yerine, Rusya’ya olan mevcut bağımlılığı devam edecek projeleri tercih ediyor.

Türk Akımı her biri 15,75 bcm kapasiteli iki boru hattından oluşuyor. Her iki hattın da deniz kısmını Rusya inşa ediyor. Türkiye’nin milli şebekesi ile irtibatlandırılacak hattın kara kısmı Boru Hatları ile Petrol Taşıma Anonim Şirketi tarafından inşa edilecek. Avrupa’ya gaz taşıyacak diğer hattın inşası ise sermayesi %50-%50 Türk ve Rus firmalarına ait olacak konsorsiyum tarafından yapılacak.

Şu anda Türkiye Rus gazını, Ukrayna-Moldova-Romanya ve Bulgaristan üzerinden gelen “Batı Hattı” ile “Mavi Akım Hattı” vasıtasıyla alıyor. Yapılan anlaşmaya göre; TürkAkım’ı devreye girdiğinde Batı Hattından alınan gaz, aynı ticari koşullarda şartlar değiştirilmeden TürkAkım üzerinden alınmaya devam edilecek. Anlaşmanın geçerlilik süresi 30 yıl. Bu durumda TürkAkımı projesi ile birinci hattan gelecek gelecek 15,75 bcm’lik doğalgaz daha önce Batı Hattından alınan anlaşma süresi 2021 yılında bitecek olan 14 bcm’lik doğalgazı ikame edecek. Buradan Türkiye’nin kazancı fazladan yıllık 1,75 bcm gaz olacak.

TürkAkım’ına devre edilecek 14 bcm’lik gazın 4 bcm’i BOTAŞ’a ait. BOTAŞ için gaz alım sözleşmesi 2021 yılında bitecek. Geriye kalan 11,75 bcm’lik gaz için henüz Türkiye ve Rusya arasında ticari sözleşme imzalanmış değil. Türkiye Batı Hattından alığı gaz için Ukrayna-Moldova-Romanya ve Bulgaristan’a transit ücreti ödüyor. TürkAkımı ile gaz doğrudan Türkiye’ye geleceği için gaz fiyatının transit ücretlerinden dolayı düşmesi gerekiyor.
Ancak anlaşma aynı ticari koşulları zorunlu kıldığı için en azından 4 bcm’lik BOTAŞ gazı için 2021 yılında kadar aynı para ödenecek.

Ukrayna bütün olumsuz koşullara ve toprakları Rusya tarafından işgal edilmesine rağmen doğalgaz transit anlaşması ile Gazprom’dan 2,5 milyar dolar tazminat alacak ve 5 yıl süre ile transit ücretlerinden yaklaşık 7 milyar dolar para kazanacak. TürkAkım ile alınacak gazın miktarı ve anlaşmanın süresi ile şuandaki ortalama gaz fiyatları beraber bir hesaplama yapılırsa Rusya Türkiye’ye bu süre içerisinde yaklaşık 80 milyar dolarlık gaz satmış olacak. Ancak gelin görün ki bütün şartlar el vermesine rağmen Türkiye TürkAkım’dan alacağı gazın fiyatının düşürülmesine yönelik bir maddeyi 30 yıllık geçerli olacak bir anlaşmaya dahil edememiş durumda. Aynı koşullar altında Bulgaristan TürkAkım’ına dahil olarak doğalgaz fiyatlarında %5’lik bir indirim olacağını hesaplıyor.

TÜRKAKIMI’NDAKİ TÜRKİYE ALEYHİNE MADDELER

Uzun süredir Türkiye’nin TANAP ve TürkAkım projeleri ile bir enerji merkezi haline geldiği iddia ediliyor. Ancak her iki proje de söylenenin aksine Türkiye’nin doğalgaz’da enerji merkezi olma hayallerini bitirdiği gibi, transit ülke konumu perçinlememiştir. Avrupa gidecek 15,75 bcm’lik gazın mülkiyeti Rusya’ya aittir. Bu gaz üzerinde Türkiye’nin herhangi bir tasarruf hakkı yoktur. Türkiye sadece gazı taşıyacak kendi topraklarında geçecek boru hattının %50 mülkiyetine sahip olacak ve sadece kendi topraklarından geçecek gaz için transit ücreti alacak. Bu miktar da yaklaşık 3 ve 4 milyon dolar olacak.

Üstelik anlaşmaya göre Rusya tek taraflı olarak Avrupa’ya gaz taşıyacak deniz ve kara hatlarını iptal etme hakkına sahip. Gazın hangi ülkelere satılacağı konusunda karar verme yetkisi Rusya ve Gazproma’a ait. İleride isterse Gazprom Türkiye kısmını tamamen iptal ederek tüm gazı Bulgaristan üzerinden de Avrupa’ya satabilir. Tüm kritik kararları yetkisi Rusya ve Gazprom’un vereceği yerde Türkiye nasıl enerji merkezi olacak?

Sonuç olarak Türkiye doğalgaz da enerji merkezi olma hayallerini TürkAkım projesi ile başka bahara ertelemiş, 30 yıl süreyle kendini doğalgazda Rusya’ya bağlamış oldu. Sanırım TürkAkım projesi Anlaşma metnini Ruslar yazsa ve kelimesine dokunulmadan bu anlaşma tercüme edilse ortaya ancak böyle bir metin çıkardı.

TANAP doğalgaz hattından Türkiye kendini soyduruyor

Okumaya devam et

Analiz

Türkiye’deki değişimi Yamanlar Koleji üzerinden anlamak

Bir zamanların modern eğitim veren Yamanlar Koleji şimdi Selefi etkinliklerin merkezine dönüştü. Sıla Vakfı’nın okuldaki toplantısı dönüşümün yönüne ışık tuttu.

BOLD – Erdoğan Rejimi, Gülen Hareketi’ne ait vakıf ve derneklere ait 1400’e yakın okulu kapattı. Yamanlar Koleji, bu okulların en sembolik olanlarından biriydi. Kolej, hareketin temellerinin atıldığı yıllarda kurulan ilk kolejdi.

1982 yılında eğitime başlayan okul modern eğitim sistemini tercih etti. Din adamı olan Gülen, Türkiye’nin temel sorununun eğitim olduğunu belirterek takipçilerine “Cami ya da imam hatip lisesi” yapmak yerine modern eğitim veren okullar açmalarını önerdi.

Bu kapsamda kurulan ilk okul olan Yamanlar Koleji, Türkiye’nin en başarılı özel okullarından biri oldu ve devamında Gülen Hareketi, Türkiye’de 21 üniversite ve 1400’e yakın özel okul kurdu.

2013 Yılında Erdoğan Hükümeti’nin dört bakanı ve Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ı hedef alan yolsuzluk operasyonundan sonra Tayyip Erdoğan, Gülen Hareketi’ni suçladı. 17/25 Aralık Yolsuzluk Operasyonu olarak bilinen bu operasyonlar polis ve savcıların görevden alınmasıyla kapatıldı.

Erdoğan, hemen ardından Gülen Hareketi’ne bağlı vakıflara ait olan okullara, önce para cezaları gönderdi, bazı okulların suları kesildi, bazı okulların ise bahçeleri yıkılarak yol geçirildi.

Baskılar devam etti ve okulların yönetimlerine el konmaya başlandı. Okullara tamamen el konulması ve eğitimin durdurulması ise 15 Temmuz 2016’daki tartışmalı darbe girişiminden sonra oldu.

Darbe girişimi sonrası Türkiye’deki tüm gücü eline geçiren Erdoğan, OHAL ilan etti ve başkanlık sistemine geçti. Bu süreçte Gülen Hareketi’ne bağlı vakıfların sahip olduğu tüm okullar kapatıldı.

Erdoğan Rejimi, bu okulların çoğunu “selefi inancının” işlendiği İmam Hatip Liselerine dönüştürdü. Gülen hareketinin ilk okulu olan Yamanlar Koleji de bunlardan biriydi.

Yamanlar Koleji’ndeki dönüşüm 2020’nin ilk günlerinde yapılan bir etkinlikle Türkiye’de yeni bir tartışma başlattı.

Kolejin geçmişte spor ve tiyatro salonu olarak kullanılan bölümünde Sıla Vakfı tarafından “Şeriat” konulu bir konferans düzenlendi. Sıla Vakfı’nın toplantısında konuşmacılardan İhsan Şenocak, İsrail’e savaş ilan edilmesini istedi ve “Yürüyün Tel Aviv’e biz de arkanızdan gelelim” diye hükümet yetkililerine seslendi. Bu sözler salondan büyük destek gördü.

Toplantının tartışılan önemli konularından biri de Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Kemal Atatürk’ün salonda bulunan resminin üstünün kapatılmasıydı.

Salondaki sarıklı ve cüppeli kıyafetli insanlar ve yapılan konuşmalar, geçmişte modern eğitim veren okulun Gülen Hareketi’nin elinden alındıktan sonra yaşadığı değişim ekseninde tartışıldı.

Türkiye’de eğitim sistemi son yıllarda büyük değişim yaşadı. Erdoğan Rejimi tarafından binlerce yeni imam hatip lisesi açıldı ya da varolan okullar imam hatip okuluna dönüştürüldü. Aileler bu durumdan şikayetçi ancak modern eğitim veren okulların sayısı her geçen gün azalıyor.

Okumaya devam et

Analiz

TANAP doğalgaz hattından Türkiye kendini soyduruyor

Doğalgazda gözler Akdeniz’deki kavgada ama TANAP projesinde Türkiye kendini resmen soyduruyor. İşte rakamlarla bir “kucağa düşme” vakası..

FATİH YURTSEVER

BOLD ANALİZ

Doğalgaz Projelerinde Yalanlar ve Gerçekler: TANAP Projesi

Erdoğan rejimi gerçekleştirdiği doğal gaz projeleri ile Türkiye’nin bir enerji merkezi haline geldiğini iddia ediyor. Mavi Akım doğalgaz projesinden dolayı hükümetin düştüğü, zamanın Enerji Bakanı Cumhur Ersümer’in Yüce Divan’da yargılandığı dikkate alınınca, konu daha hassas mahiyet kazanıyor.

Türkiye, 12 Mart 2001’de imzalanan Türkiye-Azerbaycan Hükümetlerarası Anlaşması esasları doğrultusunda, 4 Temmuz 2007 yılından itibaren Azerbaycan’dan yıllık 6,6 milyar m³ doğalgaz alıyor. Bu gaz Gürcistan sınırından itibaren BOTAŞ’a ait milli şebeke üzerinden yurt içine dağıtılıyor. Bu gazın yaklaşık 1 milyar m³’ü de Yunanistan’a ihraç ediliyor. İhraç edilen miktar az olmasına rağmen bu ticaret Türkiye’nin doğalgaz enerji dağıtım merkezi olması açısından önemli bir girişim.

2011 yılında Türkiye’nin artan doğalgaz talebinin karşılanması ve Güney Gaz Koridoru olarak adlandırılan hat üzerinden AB ülkelerinin doğalgaz arz kaynaklarının çeşitlendirilmesi maksadıyla, Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı (TANAP) projesi başlatıldı. 12 Haziran 2018 tarihinde açılışı Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yapılan hat üzerinden yıllık 6 milyar m³ Azeri gazı Türkiye’ye akmaya başladı. Ayrıca, TANAP projesi kapsamında 26 Haziran 2012 tarihinde yapılan anlaşma çerçevesinde yıllık 10 milyar m³ Azeri gazının inşa edilecek yeni bir boru hattı ile Türkiye üzerinden üzerinden Avrupa’ya transit taşınması kararlaştırıldı. 30 Kasım 2019 tarihinden TANAP Avrupa bağlantısı da aktif hale getirildi.

TANAP’ın şu anda kapasitesi 16 milyar m³, bu rakam maksimum 32 milyar m³ olabilir. 2001 yılında Azerbaycan ile yapılan anlaşma Nisan 2021 sona ereceği için bu hattan gelen 6 milyar m³ gaz TANAP üzerinden gelecek. Türkiye’nin şu anda aldığı Azeri gazı (SAHDENİZ-I) Rus gazına göre daha ucuz. Ancak işin içerisine TANAP girince resim değişiyor.

TANAP için gaz, ŞAHDENİZ-2 sahasından temin ediliyor. SAHDENİZ-2 sahası uluslararası bir konsorsiyum tarafından işletiliyor. (Konsorsiyumun üyesi firmalar ve konsorsiyumdaki payları: BP %28,8, TPAO-Türkiye %19, SOCAR-Azerbaycan %16,7, Petronas-Malezya %15,5, LUKoil-Rusya%10 ve NIOC-İran %10). Bu gazın Türkiye ve Avrupa’ya taşınması için yeni bir hat inşa edildi. Bu hat da uluslararası bir konsorsiyum (SOCAR %60, BOTAŞ %30 ve BP %10) tarafından işletiliyor. Aslında TANAP, Türkiye’yi boydan boya geçerek, doğalgazı Avrupa’ya ulaştıracak olan hat.

Türkiye TANAP için ŞAHDENİZ-2 sahasından doğalgazı Gürcistan sınırında Rus gazının %88’i fiyatına alıyor. Ancak doğalgaz milli iletim hatları yerine konsorsiyum tarafından inşa edilen hat ile taşındığı için gazın fiyatına transit ücretleri de ekleniyor. Doğalgazın 1000 m³ için ilk vana noktası olan Eskişehir’e kadar 79 dolar, Trakya’ya kadar ise 109 dolar transit ücreti ödeniyor. TANAP için ödenen gaz taşıma bedeli, ABD Henry Hub’daki gaz fiyatından daha fazla. Avrupa’da doğalgaz fiyatları 11 Aralık itibarıyla spot piyasada 1000 m³ 165 dolar iken, transit ücretleri ile Azeri gazının fiyatı 300 doları aşıyor. Sonuçta Türkiye, transit ücretleri eklendikten sonra normalde daha ucuz olan Azeri gazına Rus gazından daha fazla para ödeyerek dünyanın en pahalı gazını kullanıyor.

Ancak burada bir önemli husus daha var. Türkiye Avrupa’ya ŞAHDENİZ-2 gazını TANAP ile değil de SAHDENİZ-1’de olduğu gibi milli iletim hatları ile taşısaydı, kendi satın alacağı gaz için iletim bedeli ödemeyeceği gibi, Avrupa’ya giden gazdan da iletim ücreti alacaktı. Bu iş için milli iletim hatlarının yeterli olmadığı öne sürülse de Türkiye hem TANAP hem de ŞAHDENİZ-2’deki taahhütlerinin bir bölümü ile rahatlıkla bu hattın kapasitesini arttırabilir, üstelik mevcut hattı bile yenileyebilirdi.

Ayrıca Türkiye şu anda sıkça tekrar edilen enerji “hub”ı olduk iddialarının aksine, Azeri gazının Avrupa’ya satışına talip olmadığı için gaz ticareti yapan ülke olma şansını da kaybetti. TANAP, Türkiye’nin enerjide “transit” ülke rolünü pekiştirdi.

Burada akla şu soru da geliyor. Madem gaz iletim bedelleri bu kadar pahalı, bu fiyatla Azeri gazı Avrupa’da nasıl müşteri bulacak? Çözüm gayet basit. Avrupa’ya taşınacak gazdan transit ücreti alınmayacak. Yani Avrupa’ya taşınacak gazın maliyeti Türkiye’ye ödetilecek.

Sonuç olarak; TANAP Türkiye’nin yararına bir proje değil. Bu projenin meyvesini BP ve gazı ucuza alacak Avrupa ülkeleri yiyecek. Türkiye TANAP ve TürkAkım projeleri ile Türkiye’nin enerji merkezi-hub olma (gazda re-export hakkı, fiyat belirlenmesinde rol alma, depolama tesisleri ve enerji borsasının kurulması vb.) yeteneğini kaybetti. Halk enerji merkezi olduk yalanları ile uyutulurken, Avrupa’ya taşınacak gazın maliyeti doğalgaz faturalarına yansıtıldı. Devlet zarara uğratıldı. Peki, böyle bir projeye, kim, ne karşılığında, nasıl evet dedi? Kimlerin cebi doldu? Ülkede hukuk işliyor olsaydı, bunu Mavi Akım yargılamalarında olduğu gibi Yüce Divan oturumlarından öğrenebilirdik.

Ama elimizde bir ipucu var.

Erdoğan’la oğlu Bilal Erdoğan arasında 17/25 Aralık yolsuzluk operasyonlarından sonra ortaya saçılan tapelerde ünlü ‘Kucağımıza düşecekler’ konuşmasını hatırlayın. TANAP’ı inşa eden işadamı Sıtkı Ayan’ın belirlenen 10 milyon dolar rüşvet rakamını vermediğinden şikayet eden Bilal Erdoğan’a babası “merak etme kucağımıza düşecekler” diyordu.

Maalesef hukuk şu an ses veremeyecek kadar hırpalanmış durumda. Hukuk kendine gelinceye kadar Erdoğan rejimi ve onun içeride ve dışarıdaki destekçileri ülkeyi soymaya, faturayı da vatandaşa yüklemeye devam edecek.

Okumaya devam et

Popular