Bizimle iletişime geçiniz

Gündem

Sessiz şehit Ogün İkbal

Askeri öğrenci Ogün İkbal, 15 Temmuz sonrası haksızlığa uğrayan binlerce mağdurdan biriydi. Ancak o, hayallerini elinden alan ‘terörist’ ithamına dayanamadı ve bu dünyadan gitmeyi seçti.

BOLD 15 Temmuz 2016 sonrası yaşanan hukuksuzlukları, adaletsizlikleri, insan hakkı ihlallerini duyurmaya çalışan isimlerden Türkiye’nin eski Yunanistan Askeri Ataşesi Halis Tunç, ‘Sessiz Şehit Ogün İkbal’ başlıklı bir yazı kaleme aldı.

25 YAŞINDAKİ BİR GENCİN ELİNDEN ALINAN UMUTLARI

15 temmuzinfo.com‘daki yazısında Kara Harp Okulu’ndaki mezuniyetinden bir gün önce maruz kaldığı hak gaspı sebebiyle intihar eden 25 yaşındaki askeri öğrenci Ogün İkbal’in dramına yer verdi.

“Su verin artık kurumaya yüz tutmuş yüreklerinize” cümlesiyle başlayan metinde, İkbal’in kısa hayatının trajik sonuna dair ibretlik ayrıntıları toplumun vicdan aynasına yansıttı.

ADALETSİZLİK GÜVENLİK TEHDİDİ OLUŞTURMAKTADIR

KHK’lar ile oluşturulan ortam için “Adaletsizlik ülkenin iç dinamiklerini yok etmekte ve güvenlik tehdidi oluşturmaktadır” diyen Halis Tunç, Ogün İkbal’i de, “Kayak yapmayı ve doğayı çok seven hayat dolu, çevresi tarafından sevilen, enerjik ve mutlu bir gençti” ifadeleriyle tanıtıyor.

İkbal’in hayatı değiştiren kırılmanın ise Türk Silahlı Kuvvetleri’nde (TSK) subay olmaya karar verince başladığını söylüyor.

ATANAMAYAN ÖĞRETMENLER KERVANINDAN GELİYOR

Tunç, Fen Bilgisi öğretmenliği mezunu Ogün İkbal’in, Milli Savunma Bakanlığınca (MSB) 17 Kasım 2016’da açılan sivil üniversite bitirmiş kişiler arasından subay alım ilanı üzerine Kara Kuvvetleri’ne başvurduğu bilgisini paylaşıyor.

SUÇUN ŞAHSİLİĞİ İLKESİ GÖRMEZDEN GELİNİYOR

Türkiye’de uzun süredir uygulanmayan ‘suç ve cezanın şahsiliği’ ilkesinin MSB’nin söz konusu alımında da görmezden gelindiğini belirten Halis Tunç, İkbal ve onunla aynı dönemde başvuran herkesten hiçbir örgütle kendilerinin, eşlerinin, çocuklarının, annelerinin, babalarının ve kardeşlerinin irtibatı ve iltisakının bulunmaması şartı arandığını belirtiyor.

10 BİN KİŞİ ARASINDAN 750’YE GİRMEYİ BAŞARDI

Bütün zorluklara rağmen Ogün İkbal’in başvuran 10 bin kişi arasından alımı yapılacak 750’ye girmeyi başardığını belirtiyor.

Subay Temel Askerlik Anlayışı Kazandırma (SUTASAK) eğitiminin bu şekilde 13 Mart 2017’de Kara Harp Okulu bünyesinde başladığını ifade ediyor.

ÖZEL KUVVETLER’E ALINACAK GRUBA DAHİL EDİLDİ

İkbal’in gayreti ve başarı ile komutanlarının dikkatini çektiğini kaydeden Halis Tunç, “750 subay adayı arasından Özel Kuvvetler Komutanlığına alınacak 150 kişilik özel gruba da seçilir” diyor.

Yemin töreninin 14 Nisan 2017’de, mezuniyetin ise 23 Kasım 2017’de planlandığı bilgisini vererek, ailelerin 13 Nisan’dan itibaren Ankara’ya gelmeye başladığını aktarıyor.

TERÖRİST İTHAMIYLA TÖREN ÖNCESİ KOVULDU

Ancak yemin töreninden bir gün önce 13 Nisan’da Ogün İkbal ve 4-5 kişinin terörist ithamıyla taburdan ayrılmalarının istendiğini, 1 saat içinde bulundukları yeri terk etmeleri gerektiğinin tebliğ edildiğini ifade ediyor.

ONURUNA YEDİREMEDİ HAYATINA SON VERDİ

“Terörist ithamını onuruna yediremeyen Ogün İkbal, eşyalarını toplamak için zorla gönderildiği Kara Harp Okulu’nun Dumlupınar Taburu koğuşunun 5’inci katından kendini aşağı bırakarak hayatına son verir” diyen Halis Tunç, bir gencin hakkının nasıl elinden alındığını gözler önüne seriyor.

Eski Ateşe Tunç’un, Ogün İkbal’in trajedisini yansıttığı yazısının tamamı şu şekilde:

Su verin artık kurumaya yüz tutmuş yüreklerinize…..

Biraz Uyu

Yanı başında oturuyorsa yalnızlık bu gece

Hep aynı saatte kapını çalan bir düşman gibi bekliyorsa seni

Ve canına kast edecek bir kılıç gibi sallanıyorsa tepende

Unutabilmek için hepsini

Biraz UYU…

(Şarkıcı Zakkum: Ogün İkbal’in facebook paylaşımından)

VERİLEN EMİRLER VE UYGULAMALARLA BÜYÜK SUÇLAR İŞLENMEKTEDİR

KHK’lar ile yaratılan adaletsizlik ortamı ülkenin iç dinamiklerini yok etmekte ve güvenlik tehdidi oluşturmaktadır. Anayasa ve kanunların hiçe sayıldığı, kendinden başka güç tanımayanların hüküm sürdüğü ülkemizde, devlet tarafından post-modern soykırım kastıyla hazırlanmış resmi metinler kullanılarak, verilen emirler ve uygulamalarla büyük suçlar işlenmektedir. Onlarca yıl hizmet ettikleri güzide yurtlarında yaşam hakkı tanınmayan ve bir devlet politikası olarak çaresiz bırakılan insanlar, zulümden kaçış yolu olarak hayatlarına son vermeyi tercih edecek noktaya getirilmiştir.

REJİMİ KORUMAYA YEMİNLİ MEDYA GÖRMEZDEN GELİYOR

Önceki yazımda, kayıtlarda yüzde 99’u Müslüman olarak geçen Türkiye’de, tarihte bir ilk olmasına rağmen Türk medyasında hiç yer almayan, kendi hayatına son vermesiyle sonuçlanan Teğmen Adem Gürbüz’ün büyük dramına yer vermiştim. Daha acıklı olan ise rejimi korumaya yeminli tam kontrol altındaki medyanın bu vahşeti görmezden gelmeyi sürdürmesidir.

ADEM VE AİLESİNİN YAŞADIĞI DRAM TEK DEĞİL

Maalesef Adem ve ailesinin yaşadığı dram tek değil. Halen devlet uygulaması olarak sürdürülen insanlık dışı politikalar ve örgütlü olarak teşkilatlanan karanlık güç odakları nedeniyle, yüreklerin artık dayanması imkansız kahredici trajedilerle hayatları son bulan başka ademler de var. Bu insanlar için “intihar etti” kelimesinin kullanılmasını kesinlikle uygun bulmuyorum. Hepimiz biliriz ki, psikolojik yara fiziksel yaradan çok daha derin ve acı vericidir. Yazılarıma konu kişilerin, ruhlarında ve bedenlerinde hissettikleri acı tarifsizdir. Bu acılarla hayatları son bulmuştur. Bunlar bu ülkenin “Sessiz Şehitleri”dir. Sessiz Şehitleri diyorum, çünkü, devletin var olma sebebi olan halkın geleceği ve en değerli varlığı tap taze fidanlar, yine devlet zulmüyle soldurulmuştur. Sessiz Şehitler diyorum, çünkü, Türkiye’de 80 milyon içinden onların dramına ses olacak, hikayesini yazacak cesur bir gazeteci ve aydın çıkamamıştır.

SESSİZLİĞİNİ Mİ BOZUYORUM ACABA SESSİZ BİR MİLLETİN

Vicdanları artık doğruyu ve yanlışı ayıramayacak noktaya gelmiş milyonlar; ruhları ve kalpleri hissetmez olmuş milyonlar “Su verin artık kurumaya yüz tutmuş yüreklerinize…”

Gecenin karanlık ve boğucu atmosferinde bu satırları yazarken, insanlık adına utanıyorum. Resimlerde ve videolarda tanıdım Ogün’ün çocukluğunu, gençliğini, enerjisini, gülüşünü, masumiyetini. “Sessiz şehitlerinin” ardından hıçkırarak ağlayamayan sindirilmiş anneleri, gözü yaşlı yetimleri ve sevgilileri hayal ettim. Bir de albayrağa sarılı omuzlarda gidişiyle tanıdım Ogün’ü. 25 yaşında sessiz sessiz gidişini. Ses çıkarmayın ey yüce halkım, sessizliğe alıştı “Sesiz Şehitler”…. Çıldırıyor muyum ben! Sessizliğini mi bozuyorum acaba sessiz bir milletin…. Mağaranın karanlığına saklanan kötülükleri ürkütecek, cılız da olsa bir ses verin ne olur, “Su verin artık kurumaya yüz tutmuş yüreklerinize…”

Kayak yapmayı ve doğayı çok seven hayat dolu, çevresi tarafından sevilen, enerjik ve mutlu bir gençti, Ogün İkbal. Ta ki onurlu bir görev olarak bildiği Türk Silahlı Kuvvetlerinde Subay olmaya karar verinceye kadar.

FEN BİLGİSİ ÖĞRETMENLİĞİ MEZUNUYDU

MSB Personel Temin Dairesi Başkanlığı tarafından 17 Kasım 2016 tarihinde, sivil kaynaktan, yani üniversite mezunlarından mevcut subay ihtiyacını karşılamak maksadıyla, personel temin ilanına çıkılır. İşte bu ilan gereğince uzun süredir ataması yapılmayan Fen Bilgisi öğretmeni, 25 yaşındaki Ogün İkbal de Kara Kuvvetlerinde subay olarak çalışmak üzere başvuruda bulunur.

17 Kasım-02 Aralık 2016 tarihleri arasında yapılması gereken online başvuru için, “FETÖ/PDY, PKK ve DAİŞ başta olmak üzere tüm terör örgütleri ile kendisi, eşi, çocuğu, annesi, babası, kardeşlerinin herhangi bir irtibatı veya iltisakı bulunmamak” ana şart olarak koşulmuştur. Uluslararası kabul görmüş ceza hukuku ve Anayasamızın en temel ilkesi “suç ve cezanın şahsiliği” ilkesidir. Akrabalarının işlediği iddia edilen bir suçtan dolayı, bireylerin vatandaşlık haklarından mahrumiyetini amaçlayan böyle bir şarta resmi dokümanlarda yer verilmesi, başlı başına ülkedeki ciddi insan hakları ihlallerinin devlet eliyle kasti olarak gerçekleştirildiğinin de teyididir. Ancak Ogün İkbal bu şart gereği, bütün aile fertlerini kapsayan sabıka kaydını alarak online başvurusunu yapar.

YEDİ AYLIK EĞİTİM SONRASI RÜTBESİNİ TAKACAKTI

Alımı yapılacak 750 subay için yaklaşık 10.000 kadar adayla birlikte Ogün İkbal’in de ön başvurusu kabul edilir. Ogün’ün önünde daha Fiziki Yeterlilik Testi (Spor), Kişilik Değerlendirme Testi, Mülakat ve Genel Sağlık Muayenesi gibi uzun bir süreç vardır. Bütün aşamaları geçen Ogün, mülakat günü geldiğinde, 4.000’e düşen aday sayısı arasına girmeyi başarır. Mülakattan da geçen Ogün, artık 750 adayla birlikte 7 ay sürecek eğitim sonrasında subay olacaktır.

HACIBEKTAŞ’TAKİ HERKES ONURLU MESLEK SEÇTİĞİNİ BİLİYORDU

Ogün İkbal, büyük bir heyecanla SUTASAK (Subay Temel ASkerlik Anlayışı Kazandırma) eğitiminin başlayacağı 13 Mart 2017 tarihinde Kara Harp Okuluna teslim olur. Kara Harp Okulu Komutanı Tuğgeneral İsmail Güzeller, Kara Harp Okulu Dekanı Prof.Dr. Tufan Gündüz, Alay Komutanı Albay Erhan Serdengeçti aileleri okul nizamiyesinde karşılar.

Artık Kayaaltı Köyü halkı, Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesindeki bütün konu komşu Ogün İkbal’in onurlu bir meslek edindiğinden haberdardır. Subay olacak ve memleketi için gerekirse şehit olacaktır. Ailesi Ogün’ü okulda bırakıp gururla ayrılırlar.

Ogün İkbal, fiziki yapısı, sportif kişiliği ve cesareti ile hemen komutanlarının dikkatini çeker. Komutanları Ogün’ü 750 subay adayı arasından Özel Kuvvetler Komutanlığına alınacak 150 kişilik özel gruba seçerler.

AİLELER BİR GÜN ÖNCESİNDEN ANKARA’YA GELMEYE BAŞLADI

İntibak eğitimleri sonrasında 14 Nisan 2017 tarihinde yemin töreni ve 23 Kasım 2017 tarihinde ise mezuniyet töreni gerçekleştirilmesi planlıdır. 14 Nisan’da gerçekleşecek yemin töreni için davet edilen aileler, 13 Nisan 2017 tarihinden itibaren Ankara’ya gelmeye başlamışlar.

Ogün İkbal, yemin töreni provalarının yapıldığı günlerde, 13 Nisan 2017 günü kendisini nelerin beklediğinden habersizdir. Yemin töreninden bir gün önce 13 Temmuz 2017 günü yine tören provaları için saat 09:00 sularında tabura geçmişlerdir ki, Ogün İkbal ile birlikte 4-5 kişinin ismi okunarak taburdan ayrılmaları söylenir. Öğrenciler bunun ne anlama geldiğini çok iyi biliyorlardır. Çünkü bu güne kadar 20 kadar öğrenci, aynı şekilde terörist oldukları gerekçesiyle taburdan isimleri okunarak ayrılmıştır.

OKULDAN ATILDIĞIMI AİLEME ÇEVREME NASIL ANLATACAĞIM

Ogün İkbal’e terörist olduğu söylenerek, derhal birliği terk etmesi istenmiştir. Fakat bir terörist tespit edildiyse, doğal süreç kendisini polise teslim etmek olmalıdır. Ogün bu ithamı kabul etmeyerek “Ben subay olmak için buraya geldim. Ben şimdi terörist olduğum için okuldan atıldığımı aileme ve çevremdeki insanlara nasıl anlatacağım” şeklinde yüksek sesle serzenişte bulunur. Okul Komutanı Tuğgeneral İsmail Güzeller ve Alay Komutanı Albay Erhan Serdengeçti ile görüşme talepleri reddedilir ve 1 saat içinde kışlayı terk etmesi söylenir. 25 yaşında gencecik bir çocuğu terörist ilan ederek okuldan atarken, yaşayacağı psikolojik travma önemsenmediğinden, Okul yönetimi psikolog bulundurmaya dahi ihtiyaç duymazlar. Ne de olsa insanları maruz bıraktıkları hak ihlallerinin hukuki yaptırımı olmayacaktı. Kontrollü medyanın yaşanan insanlık dramlarına sessiz kalması, dahası üzerlerini örtmesi, suçluları iyice arsızlaştırıyordu. Ne de olsa teröristtir o! Terörist ithamını onuruna yediremeyen Ogün İkbal, eşyalarını toplamak için zorla gönderildiği Kara Harp Okulu’nun Dumlupınar Taburu koğuşunun 5’inci katından kendini aşağı bırakarak hayatına son verir.

ALLAHU EKBER DİYEREK Mİ ATLADI?

Olay yerine ilk gelen Alay komutanının icra subayı 2004 mezunu Fatih yüzbaşı olur. Olaya tanık olan öğrencilere sorduğu soru “Allahu ekber diyerek mi atladı?” şeklindedir. Belli ki olayı bir yere bağlamak istemektedir. Ancak, öğrencilerden “hayır komutanım, olanlara çok üzüldü ve hiçbir şey demeden atladı” cevabını alır.

Sonra ne mi olur? Ogün İkbal hastaneye sevk edilirken yolda hayatını kaybeder. Ailesi, Ogün’ün, bir gün sonra, 14 Nisan’da yapılacak yemin töreni için Ankara’da olduklarından haberi alır almaz hastaneye giderler. Bu arada Alay Komutanı ve icra subayı Fatih Yüzbaşı da hastaneye gitmiştir. Ancak onların hastanede olma nedenleri farklıdır. Ogün’ün annesi ve o sıralarda işsiz olan ağabeyi ile muhatap olmuşlardır. Acı içerisinde kıvranan kederli aileye, ağabeyi kastedilerek yöneltilen “neden işsizsiniz, soruşturmamı geçirip atıldınız” şeklindeki soru infial yaratacak cinstendir. Sanki, ihmal ve kusurlarını örtmek, sorumluluktan kurtulmak ve canına mal oldukları Ogün’ün ölümündeki suçlarını örtbas edecek sebepler aramaktadırlar.

AL BAYRAĞA SARILI ŞEKİLDE NEVŞEHİR’E YOLLANDI

Ogün İkbal’in kanı henüz yerde dururken, Kara Harp Okulu Komutanı Tuğgeneral İsmail Güzeller, ertesi gün yapılacak tören için provaların devam etmesi emrini verir. 14 Nisan 2017 tarihinde yemin töreni üst düzey komutan, rektör ve dekanların katılımıyla coşku içerisinde gerçekleştirilirken; Ogün İkbal’in naaşı, sanki hiçbir şey olmamış ve bir vatan evladının canına kıymasına bunlar neden olmamış gibi, yanına “Askeri Öğrenci Ogün İkbal” yazılı üniformalı fotoğrafı iliştirilerek al bayrağa sarılı bir şekilde memleketi Nevşehir’e uğurlanır.

Ogün İkbal, Mart 2017’de 750 adayla birlikte başladığı subaylık eğitimini tamamlayamaz. Hayalini kurduğu mezuniyet törenine katılarak subay rütbesini takamaz. Ailesi, çocuklarını tören alanında gururla karşılamayı beklerken, Ogün’ün cansız bedeniyle karşılaşır ve kendilerini bir ömür boyu sürecek derin acıların içine itilmiş şekilde bulur. Ogün İkbal, post-modern soykırımın kurbanı olarak, kayıtlara “Sessiz Şehit” olarak geçmiştir.

Ogün İkbal’in mutlu, samimi yaşamından kesitler görmeniz için kendisinin herkese açık facebook, Instagram ve youtube kanalını ziyeret etmenizi tavsiye ediyorum. Paylaşımlarının altına vicdanınızdan gelen sesi de yorum olarak yazmayı ihmal etmeyin!

Bir zorla kaybedilme daha: Mehmet Bal

Gündem

Zarrab ‘koruma altındaki’ köşke ek inşaat yaptırmış

Kandilli’deki ‘korunması gereken’ köşkünde izinsiz inşaat yaptıran Reza Zarrab ile yüklenici Firuz Akın Han’ın yargılandığı dava için hazırlanan bilirkişi raporu dosyaya girdi. Buna göre mekana fazladan yaşam alanı katıldığı tespit edildi.

BOLD – İstanbul Kandilli’de ‘korunması gereken kültür varlığı’ şeklinde tescilli köşkte, izinsiz inşai ve fiziki müdahale yaptırdığı iddiasıyla yargılanan Reza Zarrab ve inşaatı yapan Firuz Akın Han’ın yargılandığı dava için hazırlanan bilirkişi raporu dosyaya girdi.

ZEMİNE BETON DÖKÜLEREK DUVAR YAPILMIŞ

Sözcü’den Sevgim Begüm Yavuz’un haberine göre köşkte 3 kişilik heyet ile yapılan keşif sonucu hazırlanan raporda, mekanın ön cephesindeki zemine beton dökülerek, duvar yapıldığının tespit edildiği belirtildi.

 

Köşkün çeşitli katlarına ilaveler yapılarak alanın genişletildiğinin kaydedildiği raporda, kat yüksekliklerinin de değiştirildiği vurgulandı. Raporda, “2. bodrum katın büyütülerek 1. bodrum kat ile birleştirildiği” ifade edildi.

GÖRÜNTÜ KİRLİLİĞİNE NEDEN OLDUĞU KANAATİ HASIL OLDU

Ana yapıda ruhsata aykırılıklar bulunduğunun anlatıldığı raporda, “2863 sayılı yasa hükümlerine göre kültür ve tabiat varlıklarını koruma alanlarında olan taşınmazda, sit şartlarına aykırı olarak inşai ve fiziki müdahalede bulunulduğu tespit edilmiştir. Ayrıca yerlerinde yapılan incelemede suça konu taşınmazın emsal fazlalığı proje hilafıyla aynı zamanda çarpık kentleşme, mimari ve estetik değerlerden yoksun (betonarme) yapılaşmaya ve bu itibarla aynı zamanda görüntü kirliliğine neden olduğu kanaati hasıl olmaktadır” denildi.

 

Öte yandan köşke fazladan kapalı alan kazandırıldığının belirtildiği raporda, yapılan inşaatlarla fazladan yaşam alanı kazandırıldığının da tespit edildiği vurgulandı.

10 YILA KADAR HAPİS İSTEMİYLE YARGILANIYORLAR

İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski CHP’li meclis üyesi Hüseyin Sağ’ın şikayeti üzerine, Reza Zarrab ile inşaatı yapan Firuz Akın Han’ın, ‘imar kirliliğine neden olma’ ve ‘2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa muhalefet’ suçlarından 10’ar yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı dava Anadolu 9. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülüyor.

Erdoğan’dan Libya’da savaşan Rus Wagner grubuna “terörist” suçlaması

Okumaya devam et

Gündem

Ahmet’in annesinin yurt dışı yasağı ikinci kez kaldırıldı

4. evre kemik kanseri hastası Ahmet Burhan Ataç’ın annesi Zekiye Ataç’ın yurt dışı yasağı ikinci kez kaldırıldı. Ahmet 27 Şubat’ta annesiyle birlikte Almanya’ya gidecek.

BOLD- Güzel haberi insan hakları aktivisti Natali Avazyan ve HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu sosyal medya hesabından duyurdu. Avazyan, “MÜJDEMİ İSTERİM. Girişimlerde bulunduğumu ve haber beklediğimi bildirmiştim. Zekiye hanımın pasaport yasağı kalktı. Ricamı kırmayıp yardımcı olan kahramanıma teşekkür ederim.” dedi.

Gergerlioğlu ise, “Ve müjde, müjde, müjde 🙂 4. evre kemik kanseri Ahmet Burhan Ataç’ın annesi Zekiye Ataç’ın yurt dışı yasağı kaldırıldı Başaracağız hep birlikte demiştim, başardık 🙂 Ahmet annesiyle Almanya’ya gidiyor 🙂 Mersin 7. ACM az evvel kararı verdi.” ifadelerini kullandı.

NE OLMUŞTU?

2 yıldır kemik kanseriyle mücadele eden Ahmet Burhan Ataç (9), 20 Ocak 2020’de annesinin yurt dışı yasağı olduğu için babaannesiyle birlikte Almanya Köln’deki İmmun Onkologisches Zentrum’a gitmişti. İlk kemoterapiyi aldıktan sonra 8 Şubat 2020’de  annesinin hasretine dayanamayıp geri döndü. Ahmet 27 Şubat’ta ikinci kemoterapi için tekrar Almanya’ya gidecek. Avazyan’ın girişimiyle Adana Savcılığı annenin yasağını kaldırdı. Fakat Ataç’ın Mersin 7. ACM’de devam eden davası nedeniyle mahkeme kaldırılan yasağı tekrar getirdi. Uğraşlar sonucunda yasak bugün tekrar kaldırıldı. Ahmet artık annesiyle birlikte Almanya’ya gidip tedavi olabilecek.

Kanser hastası Ahmet tedavi olmak için annesiyle Almanya’ya gidemiyor

Okumaya devam et

Gündem

İran’da 13 yeni koronavirüs vakası: Türkiye sınır kontrolünü artırdı

İran Sağlık Bakanlığı, koronavirüsle ilgili 13 yeni vaka daha tespit edildiğini duyurdu. Komşudaki panik sonrası Sağlık Bakanı, “İran’dan gelen tüm yolcular sınır kapısında sağlık kontrolünden geçiriliyor” açıklaması yaptı.

BOLD – Çin Wuhan’da ortaya çıktıktan sonra küresel korkuya yol açan koronavirüsle ilgili İran’dan gelen açıklamalar uluslararası haber ajanslarının gündemine oturdu.

İran Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Kiyanuş Cihanpur, sosyal medyadan yaptığı açıklamada 13 yeni koronavirüs vakasının tespit edildiğini duyurdu. İki kişinin ise hayatını kaybettiğini ilan etti.

7’Sİ KUM’DA, 4’Ü TAHRAN’DA, 2’Sİ GİLAN’DA

Cihanpur, “Yeni vakaların 7’si Kum’da, 4’ü Tahran’da, 2’si Gilan’da görüldü” bilgisini paylaştı. Ülkede virüs kaynaklı ölenlerin sayısı 4’e çıkarken vaka sayısı 18’e fırladı.

Gelişmeler sonrası Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da açıklama yaptı. “Sağlıklı olduklarını belirten bir belge ve son 14 günde Kumkent’e uğrayanları içeri almamayı talep ettik. Pazar itibariyle uygulamaya girmiş olacak. İran’dan gelen tüm yolcular sınır kapısında sağlık kontrolünden geçiriliyor” diye konuştu.

 

ŞÜPHELİ VAKA SAYISI 750’YE ULAŞTI

Koca, “Hastalık bulgusu olan yolcuları sınırdan içeri almamaya dünden itibaren başladık. İran Sağlık Bakanı, şüpheli vakanın 750 olduğunu 18 vakada pozitif corona virüsü bulunduğunu ve 5 kişinin hayatını kaybettiğini söyledi” ifadelerini kullandı.

Koronavirüse karşı önlemler sıklaşıyor, insanların tedirginliği artıyor

Okumaya devam et

Popular