Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Serkan Kurtuluş ‘FETÖBORSASI’nda iş adamı listesini veren savcı ve istihbarat müdürünü açıkladı

Arjantin’de tutuklu bulunan silahlı çete lideri cihatçı Serkan Kurtuluş, FETÖBORSASI’nda iş adamları listesini kendisine veren savcı ve istihbarat müdürünün adını açıkladı.

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Suriye’de düşürülen Rus uçağının pilotunun öldürülmesi, organize suç örgütü faaliyetleri, zorla alıkoyma, yaralama, cinayet ve silah ticareti nedeniyle Interpol’ün listesinde bulunan Serkan Kurtulmuş, FETÖBORSASI ile ilgili de önemli bilgiler verdi.

Gürcistan’da yakalandıktan sonra önce Gürcistan polisine bildiklerini anlatan, ardından gizemli biçimde serbest bırakıldıktan sonra Arjantin’e geçen Serkan Kurtuluş, Interpol tarafından yakalandıktan sonra tekrar sorgulandı. Halen Arjantin’de tutuklu bulunan Kurtuluş, iş adamlarının Gülen Cemaati’ne yakın oldukları gerekçesiyle kaçırılıp, şantajla para kopartılması olayıyla ilgili çarpıcı bilgiler verdi.

Kaçırdıkları iş adamlarından bazılarına işkence de yaptıklarını anlatan Kurtuluş, iş adamları listesini dönemin İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Okan Batu ve İzmir Emniyeti İstihbarat Müdürü Kudret Dikmen’in verdiğini açıkladı. Serkan Kurtuluş, organizasyonun başında ise bir AKP Genel Başkan Yardımcısı olduğunu söyledi.

İŞ ADAMLARINI KAÇIRIP İŞKENCE YAPTIK

Kurtuluş, FETÖBORSASI olarak anılan kaçırma ve şantaj organizasyonunu şöyle anlattı:

“2016 yılında bana AKP’li genel başkan yardımcısının başında olduğu grubun içindeki Okan Batu ve Kudret Dikmen bir isim listesi verdiler. O listede çok kısa bir süre içerisinde tutuklanacak olan Cemaat mensubu iş adamlarının isimleri yazılıydı. Listede ismi yazılı olan iş adamlarını kaçırıp sorgulamamı istediler. Bazı iş adamları kaçırılıp sorgulandı. Bazılarına işkence yapıldı. Başsavcı Okan Batu’nun ve İstihbarat müdürünün istediği sorular sorulup videoya çekildi ve bu video görüntüleri kendilerine teslim edildi. Bir çok cemaat bağlantılı iş adamlarından yüklü miktarda paralar talep edilip alındı. Bazıları para ödediler ve ayrıca onların istediği şekilde ifade verip itirafçı oldular ve tutuklanmadılar. Bazı Cemaatçi iş adamlarının da iş yerlerine yönelik silahlı saldırılar düzenletip onların korkmasını sağlayıp para ödettiler.”

İŞ ADAMLARINDAN BİRİ ŞİKAYETÇİ OLMUŞTU

Yazar Can Özçelik’in FETÖBORSASI kitabında, Serkan Kurtuluş’un anlattıklarını teyit eden bilgiler var. İş adamı Tamer K’nın şikayetçi olmasıyla bir kısmı açığa çıkan İzmir’deki çetenin, İzmir İstihbarat Müdürlüğü organizasyonuyla iş adamlarına nasıl çöktüğünü savcılık ifadesinde Tamer K. anlatmıştı.

Konun üzerine gidip iddianame hazırlayan Cumhuriyet Savcısı Ferhat Deniz, tayin talebi olmadan Diyarbakır Bölge Adliyesi’ne tayin edilerek üye yapılmıştı.

Serkan Kurtuluş

100 BİN DOLARA TEMİZ KAĞIDI

Tarih: 17 Ağustos 2016

Yer: İzmir Ayakkabıcılar Sitesi

Serkan Kurtuluş, iş adamı Tamer K’yı cep telefonundan arayarak, “Ben Serkan Kurtuluş, iş yerinde misin. Seninle önemli bir şey konuşmak istiyorum. Ama telefonla olmaz” dedi.

Tamer K, biraz şaşırdı. Serkan Kurtuluş ismini daha önce duymuştu. “Mafya beni niye arar” diye düşündü. Biraz da tedirgin oldu ama “çok önemli” dediği şeyi de merak etmişti.

“İş yerindeyim” diyebildi sadece. Telefonu kapattıktan sonra da tedirginliği devam etti. Serkan Kurtuluş yanına gelmiş hal hatır sorma faslı geçtikten sonra sıra esas konuya gelmişti.

Hiç bekletmeden direkt konuya giren Serkan Kurtuluş, Tamer K’ya “FETÖ kapsamında gözaltı listesindesin” dedi. İş adamı şaşırmıştı. Aklına dört ay önce başka bir iş adamı olan Yüksel P’nin söyledikleri geldi. Nisan ayında Yüksel P. adındaki iş adamı da Tamer K’ya gelmiş ve “100 bin dolar verirsen seni FETÖ’den aklarız” demişti. 100 bin dolar isteyen Yüksel P’nin ise 2011 ve 2012’de FETÖ’nün iş adamları derneğinde yönetici olduğu, kendisini dernek toplantılarına davet edenlerin başında da Yüksel’in olması aklına gelmişti. “Bu nasıl bir ilişki ağı” diye düşündü.

Tamer K., bunları düşünürken Serkan Kurtuluş, devam etti: “Senin bu işini ben çözerim. Emniyet İstihbarat Dairesi müdürü benim arkadaşım. İstersen seni onunla görüştürebilirim” dedi.

Bu işin bir ekip tarafından yapıldığını ve adliye ile bağlantısının olduğunu anlattıktan sonra “Seni bu listeden çıkarabilirim. Seni aklayabilirim” diye konuştu.

Serkan Kurtuluş bu arada elinde telefonla bir yerlere mesaj atmıştı. Mesaj attığı kişi Emniyetteydi. “Bir saat sonra bekliyorum” dedi.

İş adamı bunun üzerine Serkan Kurtuluş’a güvenmişti. Serkan Kurtuluş’un arabasına binerek Emniyete doğru yola çıktılar. Tamer K’nın tedirginliği devam ediyordu. Hakkında gözaltı kararı vardı ve bu yüzden bir kaç gündür arabasında yatıyordu.

Serkan Kurtuluş, iş adamını sakinleştirmek için konuşuyor, “Merak etme, çay, kahve içip çıkacağız” diye garanti veriyor, Emniyete gitme amaçlarının kendisini ispatlamak olduğunu anlatıyordu. Emniyete vardıklarında hemen müdürün yanına çıktılar. Sekreteri müdür beye gelen kişileri haber vermiş bekletilmeden odaya alınmışlardı.

İstihbarat müdürü buyur etti, sekreterine çay söylemesi talimatını verdi. Çaylar içilirken Serkan Kurtuluş konuya girdi.

“Müdürüm, Tamer Bey, gözaltı listesine girmiş” dedi. Müdür hemen araya girerek, “Tamam Serkan. Sen bize bir müsaade et. Dışarıda biraz bekle Tamer’le bizi yalnız bırak” dedi.

Serkan Kurtuluş dışarıya çıkmıştı. Bilgisayarını açan müdür, hemen bir sorgu yapmıştı. “Yusuf ve Zuhal senin neyin oluyor” dedi. Tamer K., “biri kardeşim diğeri eşim” dedi.

Söyledikleri isimlerin FETÖ’ye ait derneklerde üyeliklerinin gözüküyordu. Tamer K., “Bu mümkün değil. Onların dernekle işi olmaz” dedi. Ama kendisi de aynı derneğe üye olmuştu. “İsteğim dışında üye yapmışlar öğrendiğim zaman hemen sildirdim” diyebildi.

Müdür bey daha sonra Tamer K., ile gözaltı listesini konuştu ve kendinden emin bir şekilde: “Bir şey olmaz. Rahat ol. Git evine yat” dedi. Ardından da odaya üç polis memuru çağırdı. “Çocuklar, Tamer beye soracağınız bir şey var mı” diye seslendi.

Polisler yanlarında getirdikleri liste ve fotoğrafları sırayla Tamer K’ya sormaya başladı ve teşhis işlemi bittikten sonra “Başka bir sorumuz yok” diyerek odadan ayrıldı. Ardından da müdür bey Tamer K’ya “Sen de gidebilirsin” dedi.

Tamer K, “Telefon numaramı vereyim mi” dese de “Biz seni buluruz” diyerek iş adamını yolcu etti.

Hakkında yakalama kararı olan Tamer K., elini, kolunu sallayarak girdiği Emniyetten yine elini kolunu sallayarak çıkmıştı. Serkan Kurtuluş’un dediği gibi olmuştu çay içip çıkmışlardı.

Tekrar Serkan Kurtuluş’un aracına binip hareket ettiler.

Serkan, Tamer K’ya kendisini ispatlamasının rahatlığıyla “Bak, dediğim gibi oldu değil mi?” diyerek seslendi. hakkında gözaltı kararı bulunurken hiçbir engelle karşılaşmadan girdiği emniyetten aynı rahatlıkla çakmanın şaşkınlığını üzerinden hala atamayan Tamer K ise şaşkın bir ifade ile “Evet. Haklı çıktın” yanıtını verebildi.

Şimdi sıra esas meseleye gelmişti.

Serkan Kurtuluş, “Emniyetteki arkadaşlar sana düzgün ifade verdirecekler. Bunun karşılığında 500 bin TL vermen gerekiyor” diyerek ağzındaki baklayı çıkardı. İş adamının gözleri büyüdü, kısık bir sesle “500 bin çok değil mi?” diyebildi.

Tüm mal varlığına tedbir konulmuştu. “Arabamı bile satamam” diye ekledi. Aklına bir çözüm geldi. Hakkında gözaltı kararı olmasına rağmen emniyete girip çıkarttıklarına göre bu işi de çözebilirlerdi.

Hemen o fikri söyledi: “Mallarımın üzerindeki tedbiri kaldırın 500 bin lira vereyim.”

Serkan, sinirlenmişti: “O iş öyle hemen olmaz. Sen parayı bul” dedi.

Ama Tamer’den olumsuz yanıt gelmişti. Serkan daha çok sinirlendi: “Millet istihbarat müdüründen randevu alamıyor. Milletin karısını, kızını gözaltına alıyorlar. Ben akşama kadar boşuna mı uğraştım. O zaman 250 bin TL vereceksin” diye bağırmaya başladı.

Tehdit etmeye başlayan Serkan, “Cezaevinde adamlarım var. ‘Beni Tamer azmettirdi’ diye söyletirim. Bunu FETÖ davasıyla da birleştirirler işin içinden çıkamazsın” dedi. Benden aldığı parayı da müdüre vereceğini söyledi ve yarın müdürle beraber yemek yiyelim. Müdür sana, “Serkan’a güven” derse yeterli olur mu? diye sordu.

İş adamı korkmuştu. Serkan’dan ayrıldıktan sonra hemen arkadaşını aradı. Onun da Emniyette tanıdığı İstihbarat müdür yardımcısı vardı. Tamer’in o müdüre gitmesini sağladı. Ertesi gün tekrar Emniyete giden Tamer, bu müdür yardımcısı tarafından Organize Şubeye yönlendirildi. Müdür yardımcısı ise Tamer K’ya “Emniyetten, sağdan soldan sizden para isterler. Sakın vermeyin” diye de uyardı.

Organize şubede gözaltına alınan iş adamı bir hafta sonra da mahkemeye çıkarılarak tutuklandı.

Ancak iş adamı yaşadıklarını aklından çıkaramıyordu. Önce avukatı ile konuşan Tamer K, ardından da şikayetçi olmaya karar verdi.

Çete lideri Serkan Kurtuluş: Rahip Brunson’u öldürmem istendi suçu Gülen Cemaatine yükleyeceklerdi

BOLD ÖZEL

Sürgün akademisyen Şadi Aydın: “Üniversiteye atanan kayyum 5 bin kitabıma el koydu”

Mevlana ve Mevlevilik alanında Türkiye’deki sayılı uzmanlardan biri olan sürgün akademisyen Şadi Aydın, kayyumun el koyduğu 5 bin kitabını geri alabilmenin yollarını arıyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Sürgün akademisyen Doç. Dr. Şadi Aydın, Türkiye’de sayıları çok az olan Mevlana ve Mevlevilik uzmanı akademisyenlerden biri.

KHK ile kapatılan Mevlana Üniversitesi çatısı altında birçok kitap hazırladı ve makaleler yazdı. Farsça’dan çevirdiği çok kıymetli eserler var. Mevleviliğin kurucusu, Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’in Divânı ve yine sürgünde tamamladığı Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled’in Mâarif adlı meşhur eseri bunlardan bazıları.

26 Temmuz 2016’da Türkiye’den ayrılmaya karar veren ve artık akademik hayatını Almanya’da sürdüren Aydın, tüm bu çalışmalarını, 1000’i nadide olmak üzere 5 bin kitabın bulunduğu şahsi kütüphanesinde yaptı. Üniversitede yöneticiliğini yaptığı Mevlana Araştırmaları Merkezindeki çalışma odasında yer alan kütüphanesindeki kitaplar ise artık yok. Üniversite KHK ile kapatılınca Aydın’ın kitaplarına el kondu ve daha sonra Mevlana Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi’ne devredildi. Şu anda kitaplarının akıbetini bilmiyor, böyle değerli eserlerin sahaflara satıldığına dair rivayetler var.

İki yıldır kütüphanesine ulaşmak için Selçuk Üniversitesi‘ne dilekçe gönderdiğini söyleyen Şadi Aydın, “Kütüphanemi geri almak için Selçuk Üniversitesi yöneticilerine iki defa dilekçe yazmama rağmen bir cevap alamadım. Ülke Moğollardan bugüne böyle bir zulme maruz kalmadı. Kütüphanemi geri istiyorum” diyor.

Kütüphanesindeki her kitabın ayrı bir hikayesi olduğunu belirten Şadi Aydın, Türkiye’den ayrılırken nasıl bir kültür hazinesi bıraktığını ve kitaplarının başına ne geldiğini Bold’a anlattı.

Şadi Aydın, Konya Mevlana Araştırmaları Merkezindeki çalışma odasında kızıyla birlikte.

15 Temmuz günü yine üniversitedeki odanızda mıydınız?

O gün haftanın son günüydü. Her zaman olduğu gibi yine Mevlana Üniversitesi’nde derse girmiş çıkmış, yorulmuş, öğleden sonra ise Bahaeddin Veled hazretlerinin Mâarif adlı eserinin tercümesiyle meşgul olmuş ve bitkin bir halde eve dönmüştüm ki bir süre sonra tiyatro canlı olarak televizyonlardan naklen verilmeye başlandı.

Sonrasında sizin için süreç nasıl işledi?

Sözde darbeden önce üniversitemize kayyım atanmıştı. 15 Temmuz’dan bir hafta sonra Mevlana Üniversitesi diğer 15 vakıf üniversitesiyle birlikte KHK ile kapatıldı. Dünya tarihinde bu olayın benzeri yoktur. Bu durum üniversite ve bilim tarihine kara bir yazı ile kaydedildi. Türkiye’de bırakın ilim ve bilimle ilgilenme imkanını yaşama imkanının dahi kalmadığını düşünerek yurt dışına çıktım. Çok kısıtlı imkanlarla bilime katkıda bulunmaya çalıştım. Yarım kalan bazı makale ve kitap çalışmalarımı bitirerek yayımladım. Mevlana Üniversitesi’nde çalışma odamda kalan şahsi kütüphanemin yokluğu beni kaynaklara ulaşma noktasında epey zorladı.

Üniversiteden ayrıldığınızda kitaplarınızı niye almadınız ki?

23 Temmuz 2016 tarihinde üniversitemiz KHK ile kapatılınca üniversiteye gittim lakin içeri girmek mümkün olmadı. Bütün odalar mühürlenmiş ve girişler yasaklanmıştı. Birkaç gün sonra da yurt dışına çıktığımdan dolayı kütüphanemin akıbetini öğrenemedim.

Değerli bir kitaplık olduğunu her fırsatta söylüyorsunuz, ne tür kitaplar vardı?

Çok değerli bir kütüphanem vardı. Yaklaşık 5 bin kitabın içinde 1000 kadar nadir eser bulunuyordu. Türk Edebiyatı, Fars Edebiyatı ve tasavvuf ile ilgili eserler. Hepsinin ayrı ayrı satın alınma veya sahaflardan toplanma hikayesi vardı. Klasik Fars edebiyatı ve tasavvuf literatürünün hemen hemen bütün kaynakları mevcuttu. Ankara, İstanbul ve Tahran sahaflarından toplanmış nadide eserler.

Kütüphaneyi kurmaya ne zaman başlamıştınız?

90’lı yıllarda Ankara’da öğrenciyken kitaba karşı ilgim başlamıştı. Daha sonra akademiye adım atınca bu ilgi doğal olarak arttı. Kazancımın önemli bir kısmını kitaba harcadım. Bazı zamanlar cebimdeki son kuruşu kitaba verip eve ekmeksiz gittiğim olmuştur. Hiç unutmam, Molla Camî’nin Heft Evreng adlı eserini Tahran’da bir sahafta görmüştüm. Ancak kitabın ücreti biraz fazlaydı. Epey bir müddet sahafın önünden geçerken göz ucuyla kitabın yerinde durup durmadığına bakıyordum. Meblağı denkleştirince koşup eseri satın aldım. Birçok kitabı böyle topladım. Tahran‘da İnkılap ve Veli-i Asr caddesindeki kitapçı ve sahaflara sorun söylesin. Her kitabın bir hikayesi var.

Kitaplarınızın başına ne geldiğini hiç öğrenemediniz mi?

Ben 15 Temmuz’dan on gün sonra ayrıldım Türkiye’den. Orada nefes almak mümkün değildi. Karabasanlar çökmüştü ülkeye adeta. Mevlana Üniversitesi daha sonra Selçuk Üniversitesi’ne devredildi. Konya’da bulunan bazı arkadaşlara üniversitedeki şahsi eşyalarımızın akıbetini sorduğumda sağlıklı bir bilgiye ulaşamadım. Selçuk Üniversitesi yönetimine bir dilekçe yazarak kütüphanemin durumunu sordum. Maalesef bir cevap alamadım. Bir süre sonra ikinci bir dilekçe yazdım ve kitaplarımı istedim. Ona da cevap vermediler. Şu anda yurt dışında sahamla ilgili çalışmalar yapıyorum ve kütüphanemdeki kitaplara ihtiyaç duyuyorum. Bu kitaplar bana özeldi ve belirli bilimsel çalışmalar amacıyla biriktirmiştim. Piyasada bu kitapların çoğunu bulmak ve edinmek mümkün değil. Yeni baskısı yok.

Akademik çalışmalarınıza devam ediyorsunuz, kaynak olmayınca ne yapıyorsunuz?

Evet, bu doğru. Şimdilerde Mevlana ve Mevlevilik üzerine bazı araştırmalar yapıyorum. Ama kitap ve kaynak bakımından oldukça zorlanıyorum. Aradığım kitapların hepsi şahsi kitaplığımda vardı. Çiftçinin çifti çubuğu neyse bizim de her şeyimiz kitap ve kütüphane. Bu kütüphaneyi tabir yerindeyse çocuklarımın süt parasından keserek kurmuştum. Sadece benim değil onların da hakkı var. Fakat Moğolların bu asırdaki torunları kütüphanemi talan etti. Bazı kitaplarımın kitapçı ve sahaflarda satıldığını görüyorum. Umarım korktuğum olmamıştır.. Bir gün ülkeye hukuk ve adalet geri gelirse ben de kitaplarımın izini sürerim.

Türkiye’den sürgüne zorlanmış bir akademisyensiniz. Yerinizden, yurdunuzdan, kütüphanenizden oldunuz. Üreten biri için zor bir durum olsa gerek.

Kendi yazdığım onun üzerinde kitap var. Bugün elimde sadece bir tanesinin birkaç nüshası var. Kendi telifim olan kitaplarımdan dahi mahrumum, onları bile kütüphanemden alma imkanım olmadı. Bu menfur süreç dolayısıyla yarım kalan ve bende doğru dürüst kopyası bulunmayan çalışmalarım da ziyan oldu. El yazması eserler tarihiyle ilgili kıymetli bir kitabı Farsça’dan tercüme ediyordum. Çeviriye devam etmek için kitaba ihtiyacım var, bir yıldır kitabı arıyorum lakin bulamıyorum. Bütün akademik bilgi fişlerim odamda kaldı, çeyrek asırlık bilgi fişleri. İşte böyle bir şey Türkiye’de akademisyen olmak.

Mevlana’nın elinden düşürmediği kitabı sürgünde Türkçeye çevirdi

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Babaları cezaevine atılan hasta çocuklar ölüme mahkum ediliyor

Mehmet Fatih, Selman, Eymen, Ali İhsan babaları tutuklandıktan sonra kanser oldu. Lösemiyi yenen Mehmet Akif, babası tutuklanınca tekrar hastalandı. Haftada 3 gün diyalize bağlı yaşayan Azra Nur’un durumu ise gün geçtikçe kötüleşiyor. Hayata tutunamayıp ölenler de var.

SEVİNÇ ÖZARSLAN

BOLD ÖZEL – Kemik kanseri Ahmet Burhan Ataç, 7 Mayıs 2020’de hayatını kaybetti. Ahmet son bir kez babasını göremedi. 2,5 yıldır Tarsus Cezaevinde tutuklu olan babası Harun Reha Ataç’ın oğlunu görebilmesi için başta insan hakları savunucuları Natali Avazyan ve Ömer Faruk Gergerlioğlu çok çabaladı ama savcı “Ancak sabah izin verebilirim” dediği için Ahmet’in son anlarına babası yetişemedi. Ahmet’in tedavi süreci de çok aksadı. Almanya’da doğan tedavi imkanına annesi Zekiye Ataç’ın yurt dışı yasağı nedeniyle geç kalındı. Köln’e giden anne-oğul doktorlar “Artık çok geç” deyince geri döndü.

PASAPORTLARI İPTAL EDİLMİŞTİ

Benzer bir süreci Furkan Dizdar yaşadı. Beyin kanseri Furkan tedavi için Küba’ya gidecekti ama havaalanından geri döndürüldü. Furkan dahil anne ve babasının pasaportları Cemaat soruşturmaları kapsamında iptal edilmişti. Aile pasaport engelini kaldırtmak için uğraşırken Furkan’ın yüzü felç oldu, bir gözünü kaybetti ve 7 Şubat 2017’de daha 12 yaşındayken hayata veda etti.

Ahmet Burhan Ataç ve Furkan Dizdar.

Ahmet ve Furkan gibi hasta başka çocuklar da var. Çoğu kanserle mücadele ediyor. Hastalığa genelde babaları hapse girdikten sonra yakalandılar. Aralarında daha önce hastalanıp iyileşenler bulunuyor. Ama babaları tutuklanınca bir hafta gibi kısa bir sürede hastalıkları yeniden nüksetti. Çünkü o küçücük bedenleri, doktorların ifadesine göre yaşadıkları travmayı kaldıramıyor.

BABA İLE BİRLİKTE ANNE DE CEZALANDIRILIYOR

Hapisteki babanın eli kolu bağlı. Evladının ve eşinin en zor zamanlarda yanında olamıyor. Annelerin durumu ise daha vahim. Bir anne, tek başına hem hasta çocuğuyla hem evin geçimiyle ilgilenmek zorunda. Aslında babalarla birlikte anneler de cezalandırılıyor. Oysa 5275 Sayılı Ceza İnfaz Kanunu’nun 20. maddesine göre 1. derecede yakını hasta olan tutukluların cezası bir yıl ertelenebilir. Fakat bu kanun Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklananlara uygulanmıyor.

Onlar da çocuk, onlar da hasta, onların da anne babasının yanında olmasına ihtiyacı var. Kanser demek moral, motivasyon demek. Ahmet Burhan (8) babasını sayıklayarak ayrıldı bu dünyadan. Selman, Mehmet Fatih, Mehmet Akif, Ali İhsan Başer, Akif, Eymen ve Azra Nur aynı kaderi yaşamasın.

MEHMET AKİF GÖKDAĞ: LÖSEMİ

Mehmet Akif Gökdağ’a teşhis aslında babası hapse girmeden 2 yıl önce konuldu. Tedaviler sonucu 1 yıl içinde hastalığı yendi. Sadece Ankara Gazi Üniversitesi Hastanesine kontroller için gidip geliyorlardı. Babası 27 Temmuz 2016’da gözaltına alınıp tutuklandıktan sonra Mehmet Akif’in hastalığı yüzde 100 tekrar nüksetti. Bir hafta gözaltında kalan baba Hasan Gökdağ cezaevine, anne-oğul tekrar hastane yollarına düştüler.

26 Ekim 2007 doğumlu Mehmet Akif’i annesi Sema Gökdağ haftada iki kez Konya’dan Ankara’ya trenle götürüp getiriyor.

İlk etapta ateşlenen Mehmet Akif’i annesi Konya’da bir hastaneye götürdü. Durum ciddi olunca Ankara’ya gitmek zorunda kaldılar. Doktorlar bu sefer ilik nakli yapılacağını söyledi. Anneden uyumsuz nakil alınıp Mehmet Akif’e verilecekti. 3 aylık bir süreçten bahsettiler ve Mehmet Akif’in yüzde 20 yaşama şansı var dediler.

Bu süreçte cezaevi savcısıyla görüşen Sema Gökdağ’a, savcı “Eşini buraya getireceğim, onunla konuş, itirafçı olsun, isim versin, hep birlikte buradan çıkıp gidin” cevabını verdi. Dilekçe vermeye anne oğul birlikte gitmişlerdi. Birkaç saat bekledikten sonra eşini adliyeye getirdiler. Mehmet Akif babasına koştu, sarıldı. Hasan Gökdağ, sonra savcının odasına girdi. Anneyi almadılar yanlarına. “10 kişinin ismi ver, çoluğunla çocuğunla çık git” diye ona da yineledi savcı… Mehmet Akif o gün oradan babasız ayrıldı.

Annesinden ilik nakli yapılan Mehmet Akif’in vücudu kan üretmeye başladı ama bu kez cildinde yaralar çıktı. O yaralar nedeniyle kollarını, bacaklarını açamadı. Açamayınca kasları gerildi. Mehmet Akif şimdi bir yıldır yürüyemiyor. Kollarını, bacaklarını hala açamıyor. Parmaklarını hareket ettiremiyor. Tedavi için haftada 2 gün Ankara’ya gidip geliyorlar.

Sema Gökdağ: “Ortadaki fotoğrafta Mehmet Akif fizik tedavi almaya başlamıştı. Ayakta durabildiğini babasına göstermek için bu pozu vermişti.” 5 Kasım 2019, Konya Seydişehir Cezaevi.

Konya Seydişehir’de tutuklanan baba Hasan Gökdağ, Konya, Kırıkkale, Kayseri, en sonunda da Seydişehir olmak 4 cezaevi gezdi. Babasını görmeyince daha da agresifleşen Mehmet Akif’i annesi babasının peşinde şehir şehir hapishane dolaştırmak zorunda kaldı. Baba-oğlun ayrı görüşmesi için dilekçe verdiler Konya’da. Merdiven altı gibi bir yerde izin verdiler tek başlarına görüşmelerine. Diğer cezaevlerinde herkesle aynı yerde görüş yaptılar.

Sema Gökdağ, hem kendisinin hem oğlunun yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Kanser hastalığı malum morale bağlı. Oğlum üzüntüyle tekrar bu hale geldi. Sosyal hizmetlere başvurdum, eşim tutuklu diye bize yardım vermediler. Sırtımda çanta, kucağımda Mehmet Akif… Öyle gidip geliyoruz her hafta. Yoğun bakımlık da oldu oğlum. Annenize, babanıza anlatıyorsunuz sıkıntınızı ama bir yere kadar… Yaslanacağınız bir omuz yok. Mehmet Akif narkozdan uyanırken hep babasını sayıklıyor. Şimdi salgından dolayı babasını hiç görmüyor. Daha çok zorlanıyoruz.”

14 yıllık evli olan Gökdağ çiftinin 3 çocukları daha var. Sema Gökdağ, Mehmet Akif ile ilgilenirken diğerlerini akrabalarına emanet ediyor. Cemaat soruşturmaları kapsamında tutuklanan Hasan Gökdağ, 7 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı, dosyası Yargıtay’da bekletiliyor.

ALİ İHSAN BAŞER: LÖSEMİ

Ali İhsan’ın son kontrolünde çekilen karelerinden biri, 30 Mart 2020.

Babasına aşırı derecede düşkün olan Ali ihsan Başer’e geçen yıl 16 Ağustos 2019’da lösemi teşhisi konuldu. Bir hafta 10 gün içinde birdenbire ateşlenen Ali İhsan’a da lösemi dedi doktorlar. Annesinin ifadesine göre her şeyi içine atan bir çocuk Ali İhsan. Babası tutuklandığında 2,5 yaşındaydı. O ana dair her şeyi hatırlıyor. Polislerin gelmesi, babasını götürmeleri, birdenbire onsuz kalması, görüşlerde yaşadığı hayal kırıklıkları, babasını alamadan eve dönmeleri…

“ARTIK BABASINDAN BAHSETMİYOR”

Annesi Rukiye Başer diyor ki: “Doktor büyük bir travma yaşamış bu çocuk, dedi. Babasının gidişi onun için travmaydı. Hiç açık görüşe götürmedim. Kapalı görüşlere götürdüğüm zaman ‘Baba camı aç, kucağına oturup seni öpmek istiyorum’ dedi hep. Açamayacağını söyleyince, çok kırılıyordu. Baba gidelim diyordu. Anlatamadık biz de. Çok içine attı. Baba konusu olduğu zaman konuşmak istemiyor artık. Ortamı terk ediyor ya da başka bir konuya geçiyor. Geçen ameliyat oldu, hiç babasından bahsetmeyen çocuk, “Babam gelecek mi, arayacak mı” dedi. Ameliyattan çıktı, kendine gelmeden “Babamı çok özledim” diye ağlamaya başladı.”

Rukiye Başer: “Ortadaki fotoğrafı 4 ay önce çekindik. Salgın başlamadan önce babasını ziyarete gitmiştik.”, Kayseri Bünyan Cezaevi, Mart 2020.

7 Kasım 2017’de tutuklanan İsa Başer, önce Amasya Cezaevine gönderildi. Şimdi ailesinin ikamet ettiği Kayseri’deki Bünyan Cezaevinde. Tanık ifadelerine dayanılarak tutuklanan astsubay İsa Başer, 6 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay’da.

MEHMET FATİH DEDEOĞLU: LENFOMA

Kısa sürede aşırı derece zayıflayan Mehmet Fatih’in kemoterapiden dolayı ağzından yaralar çıktı, vücudu zayıf düştü. Ama her şeye rağmen hayata gülümsemeye çalışıyor.

Geçtiğimiz Ramazan ayında hastalanan 14 yaşındaki Mehmet Fatih Dedeoğlu, 1 Haziran 2020’den bu yana Ankara Hacettepe Üniversitesi Hastanesinde lenfoma tedavisi görüyor. Sadece kemoterapi verip vücudu ayakta tutmaya çalışıyor doktorlar.

Mehmet Fatih’in babası Salih Dedeoğlu 4 yıldır Yozgat E Tipi Cezaevinde tutuklu. İlk başta oğlunu görmesi için izin vermeyen savcı, sonra gerekli izni verdi ve Salih Dedeoğlu 7 Haziran’da onu 1 kez ziyaret edebildi.

Babasını cezaevinde ziyarete giden Mehmet Fatih, hastalandıktan sonra babasını sadece bir kez görebildi.

Salih Dedeoğlu aynı zamanda hasta bir tutuklu. Cezaevinde tek böbrekle yaşıyor, bir gözü görmüyor. Salih Dedeoğlu, aile yakınlarına “Uğraşın lütfen, beni çıkarsınlar, çocuğum bana özleminden bu hale geldi. Şu zor süreçte yavrumun yanında olayım sonra yine tutuklasınlar” dedi ama tekrar hapse gönderildi. Sendika, dernek, Bylock ve tanık ifadelerine dayanılarak tutuklanan Salih Dedeoğlu 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı, dosyası Yargıtay’da bulunuyor. 8 ve 3 yaşlarında iki çocuğu daha olan anne Ayşe Dedeoğlu çaresiz ve sessiz.

AZRA NUR AĞIR: DİYALİZE BAĞLI

Nadir görülen Jourbet Sendromu hastalığıyla dünyaya gelen Azra Nur Ağır (14), böbrek yetmezliği nedeniyle yaklaşık bir yıldır diyalize bağlı. İki çocuk sahibi olan hemşire Nevin Ağır, 13 senedir Azra Nur Ağır’a bebek gibi bakıyor. 24 Temmuz 2016’da eşi tutuklandığından bu yana bu süreci eşinin desteği olmadan tek başına götürüyor.

Jourbet Sendromu genetik bir hastalık. Bu tür çocuklarda, zeka ve algı seviyesi yaşıtlarına göre geride oluyor. Yürüme, konuşma, görme, anlama sonradan tedavilerle geliştiriliyor. En belirgin özelliği orta beyinciğin çalışmaması. Vücudun denge sistemi iflas ediyor. Göz bebekleri ortada durmuyor, kenara kayıyor, gidip geliyor. Ergenlik döneminde ise böbrek yetmezliği ortaya çıkıyor. Görünürde normal ve herhangi bir sıkıntısı yokmuş gibi görünen Azra, motor kasları çalışmadığı için de ihtiyaçlarını gideremiyor, kişisel bakımlarını annesi yapıyor. Annesinin ifadesine göre Azra Nur’un hastalığı babası hapse girdiği günden beri ilerledi.

Azra Nur Ağır, haftada 3 gün Kırşehir Şehir Hastanesinde diyalize bağlanıyor.

Mevlüt Ağır, yaklaşık 4 yıldır Kırşehir Cezaevinde tutuklu. Özel bir dershanede coğrafya öğretmeni olarak görev yapan Ağır, Cemaat soruşturmaları kapsamında 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay’da.

SELMAN ÇALIŞKAN: BEYİN KANSERİ

Haziran 2019’da beyin kanseri teşhisi konulan Selman Çalışkan (6) bir yıldır hastalığa babasız direnmeye çalışıyor. Annesi Emine Çalışkan bir yandan üç çocuğunun geçimiyle ilgileniyor, diğer yandan 38 aydır tutuklu olan hapisteki eşine maddi olarak destek olmaya çalışıyor. Bir yıl boyunca Manisa’dan İzmir’e her hafta kemoterapi için giden Selman ve annenin bu yolculuğu iki hafta önce sona erdi. Selman, Küba’dan getirilen ilaçlara cevap vermediği için doktorlar tedaviyi kesti. Selman artık evde hayata tutunmaya çalışıyor.

15 Temmuz 2013 doğumlu Selman Çalışkan, 7. yaşına da babasız girdi.

En son Manisa Erkek İmam Hatip Lisesi görev yapan babası Rasim Çalışkan 672 sayılı KHK ile ihraç edildi. Cemaat soruşturmaları kapsamında 17 Mayıs 2017’de tutuklandı ve Manisa T Tipi Cezaevine gönderildi. 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan Çalışkan’ın dosyası Yargıtay’da bulunuyor. Rasim Çalışkan, hastalandıktan sonra oğlunu sadece bir kez görebildi. Oğlunun “Anne, babam ne zaman gelecek” sorusu karşısında çaresiz kaldığını söyleyen Emine Çalışkan, “Ona verecek cevap bulamıyorum boğazım düğümleniyor” diyor.

EYMEN KÜÇÜKAYDOĞAN: LÖSEMİ

Babasından gelen mektupları kahkahalarla dinleyen Eymen’in hastalığı, babası yanında olsa kim bilir nasıl bir seyir gösterecek.

Babası tutuklandıktan bir yıl sonra, Ocak 2019’da lösemi teşhisi konulan 6 yaşındaki Eymen Küçükaydoğan da babasına hasret. Annesi 1,5 yıldır oğlu için tek başına çırpınıyor. Ankara’daki Çocuk ve Yetişkin Hastanesinde (LÖSANTA) tedavi gören Eymen, ilk zamanları çok ağır geçirdi. Kendini odaya kapatıp “baba, baba, baba” diye ağlıyordu. Yürüyemediği, aşırı derece zayıfladığı dönemler oldu. Kimi zaman sürekli kustu, ağzı midesine kadar yara oldu. Şimdi Afyon’daki evlerinde tedavisi devam ediyor. Annesi onu ayda bir Ankara’ya kontrole götürüp getiriyor.

“BİZ O GÜN ODADAN HİÇ DIŞARI ÇIKMIYORDUK”

LÖSANTA’da tedavi görürken Eymen’in yaşadığı bir günü annesi şöyle anlatıyor:

“Bizim tedavi gördüğümüz hastanede ziyaret için sadece babalara izin veriyordu, haftada 2 ya da üç gün. Biz o gün odadan hiç çıkmıyorduk. Eymen görmesin diye. Çünkü orada çocuklar bir seviniyordu ki yemek yemeyen çocuklar babalarını görünce yemek yiyordu. O üzülen, günlerce ağlayan çocuk gülmeye başlıyor. Elinde bir oyuncak koridordan içeri giriyor, baba çığlıkları atarak. Biz o dönemleri hep odada kapıyı kapatıp, ne ben çıkıyordum, ne Eymen’i çıkarıyordum. Görmemesini sağlıyordum.”

Isparta’da komiser yardımcısı olarak görev yapan Eymen’in babası Cemaat soruşturmaları kapsamında Ocak 2018’de Isparta’da tutuklandı. Dosyasının durumunu öğrenmek için adliyeye gittiğinde savcı tutuklanmasına karar verdi. 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılan babanın dosyası Ekim 2019’da Yargıtay tarafından onaylandı. Bu demek oluyor ki Eymen, Ağustos 2023’e kadar babasız kalacak.

KANSERLİ BİR ÇOCUKLA CEZAEVİ ZİYARETİ

Hasta çocukların anne-babasını cezaevine ziyarete gitmesi de ayrı bir dert. Eymen babasını görmeye Isparta’ya sadece 2-3 kez gidebildi. En son korona salgını başlamadan önceki açık görüşte buluşabildiler. Bin bir güçlükle içeri girdi. Annesi onu dokunup öpemezken elle aramaya maruz kalması, o kalabalığın içine sokmak zorunda olması, cihazlardan geçmesi (X-ray cihazlarını kötü hücrelerin artmasına neden olduğu biliniyor) bunların hepsi ciddi bir sorun.

AKİF DAŞTAN: LÖSEMİ

2015’ten beri lösemi tedavisi gören Akif Daştan’ın (6) anne ve babası 15 Kasım 2019’da Kayseri 1. Sulh Ceza Hakimliği tarafından yarım saat arayla tutuklandı. Hakim kararı verirken Akif’in raporlarını dikkate bile almadı. Mustafa Daştan sözleşmeli öğretmenlik yapıyordu, eşi ise el işi yapıp satarak ailesine katkıda bulunuyordu. Tanık ifadeleri ve Bylock nedeniyle tutuklanan Daştan çiftinin tek çocukları olan Akif’e bu süreçte anneannesi baktı. 

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Rahip Brunson’a suikast planı netleşiyor: O isim Mustafa Ali Eren!

Çete lideri Serkan Kurtuluş’un, Rahip Brunson’a suikast düzenleyip başarılı olamayan ve Gürcistan’dayken yeni suikastı görüştüğü ortağının kimliği netleşti: Mustafa Ali Eren!

CEVHERİ GÜVEN

BOLD ÖZEL – Arjantin’de tutuklu bulunan çete lideri Serkan Kurtuluş’un “Ortağım, Rahip Brunson’a suikast düzenledi ama başarılı olamadı” dediği kişinin Mustafa Ali Eren olduğu ortaya çıktı. Eren, Serkan Kurtuluş adına uzun yıllar tahsilatçılık yaptı.

Türkiye’den kaçtıktan sonra Gürcistan’da gözaltına alınıp tutuklanan, ardından gizemli biçimde tahliye edilip Arjantin’e geçen Serkan Kurtuluş, Interpol’ün devreye girmesiyle yakalanıp tekrar tutuklandı. Kurtuluş Arjantin’de Infobae Gazetesi‘nden Federico Fahsbender’e konuşmuş ve “AKP’nin üst düzey yöneticileri benden Rahip Brunson’u öldürmemi istediler. Suç FETÖ’ye yüklenecekti” demişti.

Infobae Gazetesi’nin “Bu açıklamalarında iktidar gücünün kendine muhalif/tehlike arz eden her kesimi yok etmek için hiç çekinmeden tetikçi kiraladığını gözler önüne seriyor” şeklinde yorumladığı olayda, Kurtuluş’un “Brunson’u öldürmeye çalışıp başarılı olamayan ortağımla Gürcistan’da buluştuk” sözleri dikkat çekmişti.

SUİKASTÇI ORTAK: MUSTAFA ALİ EREN

Kurtuluş’u Gürcistan’da ziyaret eden isim Mustafa Ali Eren. Eren’in geçmişine bakıldığında 1 Nisan 2011’de Rahip Brunson’a suikast girişiminden yargılandığı görülüyor.

Söz konusu suikast girişimi, Alsancak 1469 Sokak’taki Diriliş Kilisesi’nin önünde meydana geldi. Kilise önüne gelen Mustafa Ali Eren, Diriliş Kiliseleri Derneği vaizi Andrew Craig Brunson’un kapı girişinde olduğu sırada önce kuru sıkı tabancayla 5-6 el ateş etti. Ardından Eren, poşet içerisinde sakladığı tek kırma av tüfeğini çıkartıp Brunson’a doğru ateş etmek isterken, kendisine müdahale edilmesi sonucu silah havaya doğru ateşlendi. Etkisiz hale getirilen Mustafa Ali Eren olayın ardından yargılanarak ceza aldı.

Eren tahliye olduktan sonra Serkan Kurtuluş’la beraber silahlı suç örgütü faaliyetlerine başladı. Çok sayıda iş insanından haraç alınması gibi olaylara karışan ikili son olarak FETÖ Borsası olarak bilen organizasyonun İzmir ayağını oluşturdu.

GÜRCİSTAN’DAN NASIL SERBEST KALDI

Serkan Kurtuluş, Türkiye’den kaçtıktan sonra önce Gürcistan’a geçti. Gürcistan’da ilk olarak ticari faaliyetlere başlayan Kurtuluş, iş adamı B.D’ye Mustafa Ali Eren’i göndererek Gürcistan’da bir kafe açması ve Kurtuluş’u da ortak yapması için baskı kurdu. B.D. teklife geri dönmeyince Eren tekrar ziyaret ederek “Serkan abi sana 80 bin dolar ceza kesti” dedi ve tehdit etti. Bu parayı ödeyen B.D. haraç isteklerinin sonu gelmeyince savcılığa giderek şikayetçi oldu. Bu bilgiler savcılık dosyasına girdi.

GÜRCİSTAN’DA SERBEST BIRAKILMASI

Bu sırada Kurtuluş, Tiflis’te gözaltına alınarak tutuklandı. Tiflis Büyükelçisi olan istihbarat kökenli Fatma Ceren Yazgan da devreye girdi. Kurtuluş gizemli biçimde serbest bırakıldı. Ardından Arjantin’e kaçtı.

Kurtuluş ile Mustafa Ali Eren arasındaki görüşme trafiği Gürcistan’dayken sıklaştı. Kurtuluş’un Gürcistan’da serbest bırakılması ve Arjantin’e kaçışına izin verilmesinde “Brunson suikastı teklifiyle ilgili elimde evraklar var” dediği dönem aynı tarihe denk geliyor.

Serkan Kurtuluş, ifadelerinde “Whatsap yazışmaları elimde” dediği iki kişi, dönemin İzmir Başsavcısı Okan Batu ve İzmir İstihbarat Şube Müdürü Kudret Dikmen.

Kurtuluş, söz konusu iki kişiyle Brunson suikastı hakkında yazıştığını belirtiyor. Kurtuluş’un Gürcistan’dan serbest bırakılması da bu döneme denk geliyor.

YARIN: FETÖ Borsası’ndaki iş adamları listesini Serkan Kurtuluş’a kim verdi? İş adamlarının başına neler geldi?

Çete lideri Serkan Kurtuluş: Rahip Brunson’u öldürmem istendi suçu Gülen Cemaatine yükleyeceklerdi

Okumaya devam et

Popular