Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Serkan Kurtuluş’un ardından ikinci tanık ortaya çıktı: Rahip Brunson’a suikast dosyasını anlattı

Rahip Brunson’un öldürülerek suçun Gülen Cemaatine yıkılması planıyla ilgili çok önemli bir gelişme yaşandı. Savcılığa giden tanık “suikast dosyasını” anlattı.

CEVHERİ GÜVEN
BOLD ÖZEL – Türkiye’de yaklaşık iki yıl “Gülen Cemaati’ne yardım” suçlamasıyla tutuklu kalan Amerikalı Rahip Andrew Craig Brunson’a suikast düzenlenmesiyle ilgili önemli bir tanık daha ortaya çıktı. Ufuk Gürbüz isimli tanık, 18 Ağustos 2020’de İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesine başvurarak suikast dosyasını gördüğünü söyledi ve Nükhet Hotar’ın rolüne işaret etti.

Rahip Brunson’a suikast planıyla ilgili ilk açıklamayı Arjantin’de tutuklu bulunan çete lideri Serkan Kurtuluş yaptı. Kurtuluş olayı Arjantin’deki resmi sorgusunda da anlattı. Kurtuluş ifadesinde AKP eski Genel Başkan Yardımcısı ve halen Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü olan Nükhet Hotar’ın, Rahip Brunson’un öldürülmesi talimatını verdiğini söylemişti.

Konuyu resmi ifadesinde geçiren ikinci isim ise Ufuk Gürbüz oldu. Öldürülme korkusuyla ifade verip bildiklerini anlattığını söyleyen Ufuk Gürbüz, İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesine 18 Ağustos’ta ifade verdi. Gürbüz’ün ifadesi Gazeteci Süleyman Gençel’in darp edilmesi, Brunson olayı ve Fetöborsası konusunda konuştu.

Ufuk Gürbüz’ün ifadesi şu şekilde:

“Organize suç örgütü lideri olarak Arjantin’de yakalanan dosyanız sanıklarından Serkan Kurtuluş’un basına verdiği demeçleri yakından takip etme fırsatım oldu. Bu açıklamalarda bahsi geçen olayları yakinen tanığı olarak ben de can güvenliği endişesi taşıdığımı daha önce de Sayın Başkanlığınıza bildirmiştim. Ahmet Kurtuluş bildiklerini anlatamadan nasıl susturulduysa ben de aynı endişeyi yaşıyorum.

Gazetecinin darp edilmesi olayı;

Nükhet Hotar bir gün ofisimize geldi çok kızgın ve öfkeliydi ve Ahmet Kurtuluş’a kendisi hakkında yazılan yazıyı göstererek ‘bu cesareti nereden buluyorlar, benimle ilgili böyle yazı yazıyorlar’ dedi. Ahmet Kurtuluş da Serkan Kurtuluş’u aradı yanına çağırdı. Serkan ofise geldiğinde Nükhet Hotar ‘Bu şerefsizi susturun benim hakkımda böyle yazılar yazmasın’ dedi. Serkan Kurtuluş da yanındaki adamlara talimat verip gazeteciyi darp ettirdi.

Rahip Brunson olayı;

Ahmet Kurtuluş yaklaşık bir hafta rahip Brunson ile ilgili çalışma yaptı, dosya oluşturdu. Emniyetten ve başka yerlerden gelen resim, adres ve bilgiler Ahmet Kurtuluş tarafından o dosyaya kondu. Ahmet Kurtuluş bu dosyanın gizliliğine önem veriyordu, masanın üzerinde sağda solda bırakmaz, çekmecesinde kilitli tutardı. Nükhet Hotar’ın ofise geldiği gün Serkan Kurtuluş da ofise geldi. Yanında tanımadığım iki kişi de vardı. Nükhet Hotar, Ahmet Kurtuluş, Serkan Kurtuluş ve tanımadığım iki kişi daha bir saat kadar görüştüler ve Serkan Kurtuluş ayrılırken Rahip Brunson ile ilgili dosya elinde olarak çıktı. Ama sonrasında ne oldu bilmiyorum.

Fetö Borsası olayı;

Ahmet Kurtuluş ve Serkan Kurtuluş birlikte hareket ediyorlardı. Adliye’de Başsavcı Vekili Okan Batu’nun yönlendirmesiyle Fetöcü iş adamları ile irtibata geçiliyordu, ofise davet ediliyor ve para karşılığı anlaşılıyordu. Ofise gelen paralardan Nükhet Hotar’a Serkan Kurtuluş’a paralar gönderiliyordu. Okan’ın (Batu) payı diye çantaya konulan paranın gönderildiğine de şahit oldum.
Anlaşma yapmayan iş adamları ise Serkan Kurtuluş’a söyleniyordu. Çoğu zaman Ahmet Kurtuluş, Serkan Kurtuluş’a iş adamlarına ne kadar ceza kesmesi gerektiğini söylüyordu. Bütün baskılara rağmen anlaşmaya yanaşmayan para vermeyen iş adamlarını ise Okan Batu’ya bildiriyorlar ve bu şerefsizi mahvedin diyorlardı.

Ahmet Kurtuluş bütün bu olaylar yaşanırken devamlı olarak Nükhet Abla varken bize bir şey olmaz, adliyede savcımız, Ankara’da ablamız var diyordu. Dosyalarda adı geçmese de Deniz Camgöz de bu olaylara şahittir. Şahit olduğum bu konulardan dolayı tedirginim. Bahsi geçen ve yukarıda anlattığım olayların yaşayan iki tanığı kaldı. Bunlardan biri ben diğeri ise Deniz Camgöz’dür. Bu konular hakkında bildiklerimi sayın Mahkemenizle paylaşmak istedim.”

UFUK GÜRBÜZ KİLİT BİR İSİM

Suriye’de cihatçıların arasında savaşırken çekilmiş görüntüleriyle bilinen Serkan Kurtuluş, Türkiye’de ise çete lideri olarak yargılanıyor. Kurtuluş, “FETÖ Borsası” olarak bilinen, Gülen Cemaatine yakın iş adamlarından şantajla para alınması dosyasından yargılanırken Arjantin’e kaçtı. Hakkındaki kırmızı bültenle Arjantin’de yakalandı. Siyasi sığınma istediği için iade talebini yargının çözmesi bekleniyor.

Kurtuluş, Türkiye’de İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen “FETÖ Borsası” davasının da sanığı. Ufuk Gürbüz ise bu davanın “Spil” isimli gizli tanığı. İddianamede “Spil” kodlu Ufuk Gürbüz örgütün para trafiğini anlatıyor. Gürbüz aynı zamanda Ahmet Kurtuluş’un şoförüydü.

Ahmet Kurtuluş ise AKP eski İzmir İl Başkan yardımcısıydı. İzmir Fetöborsası olayının ortaya çıkmasının ardından kilit isimlerden biri olduğu gerekçesiyle hakkında dava açıldı. Ardından gizemli biçimde öldürüldü.

İlk ifadesinde Ufuk Gürbüz, iş insanlarından zorla alınan paraları, dönemin AKP İl 2. Başkanı Ahmet Kurtuluş aracılığı ile bazı kamu görevlilerine dağıtmakta Ahmet Kurtuluş’un şoförü olması nedeniyle kurye olarak kullanıldığını ve paraları aralarında İzmir Emniyet Müdürlüğü eski İstihbarat Şube Müdürü Kudret Dikmen’in bulunduğu kişilere dağıttığını anlatmıştı.

POLİS BAŞINDAN BERİ OLAYIN İÇİNDE

Ufuk Gürbüz’ün verdiği ilk ifade sonrası baskı başlamış ve İstihbarat Şube Müdür Kudret Dikmen hakkındaki ifadesini geri çekmişti.

Gürbüz’ün Rahip Brunson ve Nüket Hotar olayını anlattığı son ifadesinden sonra da çarpıcı bir gelişme yaşandı. Gürbüz, İzmir Adliyesinden çıkar çıkmaz polisler tarafından gözaltına alındı ve geceyi Emniyet’te geçirdikten sonra serbest bırakıldı.

Çete lideri Serkan Kurtuluş: Rahip Brunson’u öldürmem istendi suçu Gülen Cemaatine yükleyeceklerdi

BOLD ÖZEL

“3 yaşındaki kızım benimle konuşmuyor, görüşüme gelmiyor”

Anne ve babası hapiste olan çocukların sayısı artıyor. Manisa’da tutuklu Arzu Alkış’ın eşi de aynı cezaevinde. Psikolojisi bozulan 3 yaşındaki kızları ise artık görüşlere gitmek istemiyor.

BOLD – Anne-babası tutuklu olan bir çocuk daha olduğu ortaya çıktı. Manisa E Tipi Cezaevinde tutuklu olan Arzu Alkış, HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup yazarak 3 yaşındaki kızının psikolojisinin bozulduğunu ve zor günler geçirdiğini söyledi. Arzu Alkış, eşinin de Manisa T Tipi Cezaevinde bulunduğunu belirterek mağdur bir anne olarak adalet istedi, sesinin duyurulmasını rica etti.

“ÇOCUĞUMA HASRET YAŞIYORUM”

16 Kasım 2020’de İzmir 15. Ağır Ceza Mahkemesinde tekrar hakim karşısına çıkacak olan Alkış, duygularını şöyle paylaştı:

“3 yaşındaki kızımın psikolojisi iyi değil. Psikoloğa götürülmesini tavsiye ettiler. Benimle konuşmak istemiyor. Kapalı görüşüme gelmek istemiyor. Çocuğuma hasret yaşıyorum. Bu da beni çok üzüyor. Kızımın bana ihtiyacı var. Sürekli ağlıyor. Bir anne olarak, mağdur bir bayan olarak, insan hakları savunucusu olarak yardımınızı istiyorum” dedi.

“YERDE YATANLAR VAR”

10 kişilik yerde 15 kişi kaldıklarını ve koğuşta yerde uyumak zorunda kalan insanların bulunduğu aktaran Alkış, cezaevinin şartlarına dair de bilgi verdi:

“Yarım saatte bir su kesiliyor. Ortam dar olduğu için bunalıyoruz. ben hayatım boyunca devletime ve milletime hep faydalı bir birey olmaya çalıştım. Zararlı olabilecek hiçbir etkinlikte bulunmadım. Masumum.”

Arzu Alkış, mektubunda kızına yazdığı bir şiiri de paylaştı.

“Çocuklarımının gözyaşlarının vebalini kim ödeyecek?”

“22 gün hücrede tutuldum, eşim cezaevinde kovid oldu, yavrum benimle konuşmuyor”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

12 tonluk kamyon çarpan KHK’lı askeri öğrencinin adalet mücadelesi

Ümit Can Özorman, Deniz Astsubay Meslek Yüksekokulundan KHK ile ayrılmak zorunda kaldı. Önce kamyon çarptı ardından da MS hastalığına yakalandı. Şimdi ise hayatını anlattığı kitabıyla hem kendisinin hem de müebbet verilen arkadaşlarının sesini duyurmaya çalışıyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD ÖZEL

15 Temmuz’dan sonra 300’den fazla askeri öğrenci müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Tutuklanmayan ama okulları kapatılıp hayalleri ellerinden alınan öğrencilerin de hayatı alt üst oldu. Bir fabrikada çalışırken iş kazası geçiren ve MS hastalığına yakalanan Ümit Can Özorman yüzde 43 engelli raporuyla hayata tutunmaya çalışıyor.

Ümit Can Özorman’ın hayali çocukluğundan beri asker olmaktı. 1996 Eskişehir doğumlu olan Özorman, Eskişehir Atatürk Lisesi’nden mezun olduktan sonra 2014’te sınavlara başvurdu. Girmediği askeri okul sınavı kalmadı. Deniz, hava, kara, jandarma hepsini denedi. Sağlık mülakatlarını kolaylıkla geçti. Spor sınavlarında birinci oldu. Kendisinin ifadesiyle sanki arkasından onu öldürecek 1000 çita varmış gibi koşuyordu. Sözlü mülakatlarda ise hep elendi. Yine de vazgeçmedi. 2015’te 7. kez girdiği mülakatı kazanıp Deniz Harp Okulu’na kayıt yaptırdı.

Ancak hayali yine çok uzun sürmedi. 15 Temmuz 2016’dan sonra çıkarılan 669 sayılı KHK ile kayıtlı olduğu Deniz Astsubay Meslek Yüksekokulu kapatıldı ve tüm askeri öğrencileri gibi onun için de zorlu bir süreç başladı. Önce Eskişehir OHAL Komisyonu’na durumunu anlattı. Sesini duyan olmadı. Ankara’daki OHAL Komisyonu ise askeri öğrencilerin başvurularını kabul etmeyeceğini zaten açıklamıştı.

Ümit Can Özorman, büyük bir emek vererek kazandığı okuldan eşyalarını topladığı o son günü unutamıyor.

Eskişehir OHAL Komisyonu’na yazdığı dilekçe.

12 TONLUK KAMYON ÇARPTI

Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezine (CİMER) mektup yazarak güvenlik soruşturmasından geçmek istediğini bile söyledi ama olmadı. Yıkım üstüne yıkım yaşadı. Üniforması elinden alındı, iş bulamadı, garsonluk yapmaya başladı. 2017’de Eskişehir’de bir fabrikada çalışırken 12 tonluk bir kamyonun çarpması sonucu yaralandı. İki ay hastanede kaldıktan sonra 11 Ağustos 2018’de yaşadığı stres nedeniyle Multiple Skleroz (MS) teşhisi konulan Özorman artık yüzde 43 engelli olarak hayata tutunmaya çalışıyor.

“ASKIDA KİTAP UYGULAMASI BAŞLATTI”

Özorman, askıda kitap uygulaması ile bugüne kadar yaklaşık 100 kitap dağıttığını söylüyor.

2016’dan bu yana yaşadıklarını kısa bir süre önce yayınlanan MS’im Komutanım (Yason Yayınları) adlı kitabında anlatan Ümit Can Özorman hem kendisinin hem müebbet verilen arkadaşlarının yaşadıklarının daha geniş kitlere ulaşması için AKP iktidarının “askıda ekmek” uygulamasına nazire yaparak “askıda kitap” dağıtmaya başladı.

Askeri öğrenciler 15 Temmuz gecesi komutanlarının emriyle kışlalardan çıkarılıp o geceki olayların içine çekildi ve 300’den fazla öğrenci 3 yıl süren davalardan sonra müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Ümit Can Özorman 15 Temmuz gecesini kitabında şöyle anlatıyor:

“KARARTMA UYGULUYORUZ, KİMSE BİR YERE ÇIKMASIN”

“Nöbetçi subay ve astsubayın endişeli bir şekilde gelmesiyle bir şeylerin yolunda olmadığını anladım. Bize dediklerini aynen aktarıyorum: Arkadaşlar inanılmaz bir bilgi kirliliği var, karartma uyguluyoruz. Cam kenarlarında ve açık alanlarda bulunmak yasak! Evlerinde olan arkadaşlarınıza haber yolluyoruz, evlerinden çıkmayacaklar. Askeri öğrenci veya personel olduklarını belirtmeyecekler. Sizler de teneffüshanede oturun veya isteyen odasına gidip ışığı açmayarak yatabilir! Mühimmat deposunu kilitledik ve nöbetçiler diktik! Dağıl!”

Ümit Can Özorman o gece okuldan dışarı çıkmayarak hapse girmekten kurtulmuştu, peki ama arkadaşları? Trenlere, metrolara, otobüslere kitabını bırakan Özorman bir yandan MS hastalığının ataklarıyla uğraşıyor, diğer yandan müebbet verilen, öldürülen askeri öğrencilerin sesi olmaya gayret ediyor.

Ümit Can Özorman, askerliğe tutkuyla bağlı bir öğrenci. Bu tutkusunu kitabında “Üniformamı ve sağlığımı alsalar da askerlik ruhunu alabilecekleri bir teknoloji yok. Deniz Kuvvetleri’nden aldığım devlet terbiyesi ve askerlik ruhuyla bir ömür yaşayacağım. Benim isteğim maaş, para, pul değil orada aldığım devlet terbiyesi ve silah arkadaşlığı duygusu.” ifadeleriyle tarif ediyor.

İzmir Limanı’nı yaptıklarında İzmirlilerin Kordon’da onları karşılaması.

Ümit Can Özorman’ın ağrına giden olaylardan biri de askeri okulları kapatıldıktan sonra kayıt yaptırdığı Selçuk Üniversitesi’nin verdiği öğrenci belgesinde damgalanması olmuş. Belgenin en alt kısmında “Öğrenci kapanan askeri MYO’dan yatay geçiş yolu ile yüksekokulumuza kaydını yaptırmıştır.” yazıyor.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

“Çocuklarımının gözyaşlarının vebalini kim ödeyecek?”

15 gün önce tutuklanıp Afyonkarahisar Cezaevine gönderilen 3 çocuk sahibi Saniye Biçer, HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na mektup göndererek haklarından neden mahrum edildiğini sordu.

SEVİNÇ ÖZARSLAN – BOLD  ÖZEL

Eşi cezaevinde olan Saniye Biçer, 4 yıldır babaya hasret olan çocuklarının annesiz de bırakılmasına isyan etti. Tutuksuz yargılanma talebinin neden dikkate alınmadığını belirten Biçer, 7. ve 8. sınıfa giden iki çocuğunun ve 6 yaşındaki kızının gözyaşlarının vebalini kim ödeyecek diye sordu.

Mayıs 2017’de gözaltına alınan ve denetimli serbestlikle bırakılan Biçer, üç yıldır karakola gidip imza atıyor, cemaat soruşturmaları kapsamında tutuksuz yargılanıyordu. Biçer, 13 Ekim 2020’de görülen ikinci mahkemesinde tutuklanıp Afyonkarahisar Cezaevine gönderildi. Aynı dosyada bulunan ve 13 yıl 6 hapis cezasına çarptırılan eşi ise 4 yıldır Afyon Dinar Cezaevinde tutuklu.

“AİLE BÜTÜNLÜĞÜMÜZ KALMADI, PARAMPARÇA OLDUK”

Hepsi eğitim çağındaki çocuklarına Kocaeli Derince’de yaşayan dede ve babaannelerinin baktığını ifade eden Saniye Biçer, “Aile bütünlüğümüz kalmadı. Paramparça olduk. Ailem çocukları hem anneye hem babaya getiremezler. Yol uzunluğu, maddi manevi külfet. Pandemiden dolayı iki kişi alıyorlar görüş için. Hangi birini kime götürecekler. Babaya hasret 4 yıldan sonra anneye de hasret bırakıldılar. Çocuklarımın bu gözyaşlarını vebalini kim ödeyecek?” dedi.

“NEDEN HAKLARIMIZDAN MAHRUM BIRAKILIYORUZ”

Pandemi nedeniyle online eğitimlere katılmak zorunda kalan çocuklarının bu sürecinin de çok zorlu geçtiğini belirten Biçer, evlerinde bilgisayar ve internet bağlantısı imkanı olmadığını söyledi. Anne ve babasının çocukların hem bakımıyla hem de eğitimiyle ilgilenmediklerini aktardı.

Hak etmedikleri ve işlemedikleri suçlar nedeniyle cezaevine konulduklarını söyleyen Saniye Biçer, bir de ‘ev hapsi ve tutuksuz yargılanma gibi haklarından’ mahrum bırakıldıklarını da ifade etti. Biçer, “Eşi tutuklu ve 3 çocuklu bir anneyi tutuksuz yargılarken ne oldu da tutuklu yargılama kararı verildi. Bu karar sadece anneyi değil, ardındaki 5-6 kişiyi de cezalandırmaktır. Telafisi zor ve imkansız yaralara sebebiyet vermektedir.” diye yazdı.

“SİZ VEKİLLERİMİZ BİZE YARDIMCI OLUNUZ”

5 Kasım 2020’de üçüncü mahkemesinin görüleceğini altını çizen Saniye Biçer, tutuksuz yargılanma talebinin dikkate alınmasını umduğunu söyledi. Biçer mektubunu şöyle tamamladı:

“Umarım sesimi duyurabilirim. Lütfen sesimi duyun ve bana yardımcı olun. Bu çocuklar bu vatanın evladı değil mi? Psikolojisi alt üst olmuş, eğitim hayatı baltalanmış birey olmasınlar. Aksi takdirde toplum olarak acısını çekeriz. Sağlıklı ruh yapısına sahip, meslek sahibi ve eğitimli bireyler olmaları için siz vekillerimiz bize yardımcı olunuz.”

SANİYE BİÇER’İN GERGERLİOĞLU’NA GÖNDERDİĞİ 15 EKİM 2020 TARİHLİ MEKTUBU

“22 gün hücrede tutuldum, eşim cezaevinde kovid oldu, yavrum benimle konuşmuyor”

 

Okumaya devam et

Popular