Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Yüzde 60 engelli Bilal Danış’ı cezaevinde esir tutuyorlar

Cezaevinde iki kez mide kanaması geçiren, 15 gün önce de koronavirüs teşhisi konulan yüzde 60 engelli Bilal Danış’ın cezaevinde yatması gereken süre dolduğu halde tahliye edilmiyor.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Türkiye cezaevlerinde tahliye hakkı doğduğu halde serbest bırakılmayan birçok mahpus var. 5275 Sayılı Ceza İnfaz Kanunu’nda yapılan son düzenlemeye göre engelli tutuklular cezasının son 3 yılını, diğerleri ise son bir yılını dışarıda geçirmesi gerekiyor.

Cemaat soruşturmaları kapsamında 20 Kasım 2016’da gözaltına alınıp bir gün sonra tutuklanan yüzde 60 engelli Bilal Danış, Bank Asya hesabı, kapatılan bir etüt merkezinde sigortasının olması ve içeriği olmayan mesajlaşma programı Bylock kullandığı gerekçesiyle 9 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı.

4 yıldır İzmir Şakran 2 No’lu T Tipi Cezaevinde tutuklu olan Danış’ın cezaevinde kalması gereken süre 20 Kasım 2020’de doldu. Son 3 yılını dışarıda geçirebilmek için dilekçe yazıp cezaevi yönetimine veren Danış’a hala bir cevap verilmedi.

Geçen yıl ekim ayında iki kez üst üste mide kanaması geçiren Bilal Danış, bir kolunu 2010 yılında meydana gelen bir trafik kazasında kaybettiği için hapse girdiğinden bu yana sağlık sorunları yaşıyor. İki kez mide kanaması geçiren, bağırsaklarında da sürekli sancısı ve kanaması olan Danış’ın tedavisi salgın nedeniyle aksadı. İki aydır sağlık kurulu raporu için hastaneye gidip gelen Danış, 13 Kasım 2020’de tek başına kaldığı karantina hücresinde koronavirüse yakalandı.

“BÜTÜN İŞLERİNİ TEK KOLUYLA YAPMAYA ÇALIŞIYOR”

Cezaevi kampüsünün içindeki hastanede tedavi gören 30 yaşındaki Danış, 8 gün sonra tekrar hapse gönderildi. Şu anda yine tek kişilik koğuşta yaşıyor ve bütün işlerini tek koluyla yapmaya çalışıyor.

Bold Medya’ya konuşan annesi Mukadder Danış, “Tek koluyla bulaşığını, çamaşırını, her şeyini kendisi halletmeye çalışıyor. Geçen cuma görüşe gittik. Eline eldiven geçirmişti. Nasıl yaptın dedim, dişimle dedi. Koğuştayken arkadaşları yardımcı oluyordu. Kantinden aldığı paketleri de dişiyle açıyor. Acaba o yüzden mi virüs kaptı?” dedi.

“KOĞUŞ ARKADAŞLARI İLTİHABI BOŞALTTI”

Oğlunun hapse girdiğinden beri çok çektiğini ifade eden Danış,  “İlk dönemde yerde yatıyordu. Yatağını tuvalet kapısının önüne koymuşlar. Birinin ayağı kayınca oğlumun kırık koluna basabilmiş, kaç zaman onun ağrısını çekti. Sırtında, omurilik üzerinde çıban çıktı. Günlerce onunla uğraştık. En sonunda koğuştaki arkadaşları iğnenin ucuyla iltihabı boşalttılar. Hangi zamandayız? Nelere mecbur kalıyoruz” ifadelerini kullandı.

1990 doğumlu Bilal Danış, Ege Üniversitesi Tarih Bölümü’ne devam ederken 2010 yılında geçirdiği trafik kazasında sol kolunu kaybetti. Yüzde 60 engellilik raporu verilen Danış, İzmir Sağlık Müdürlüğünde çalışırken tutuklandı. Danış, hem hakkı olduğu halde tahliye edilmeyerek hem de engelli olmasına, koronavirüse yakalanmasına ve farklı sağlık sorunları yaşamasına rağmen cezaevinde tutularak hak ihlaline uğruyor.

Hasta tutuklu Bilal Danış cezaevinde koronavirüs kaptı

Yüzde 60 engelli hasta tutuklu iki kez mide kanaması geçirdi

BOLD ÖZEL

Soylu vuruşa vuruşa ilerliyor

Süleyman Soylu cephesinde sular durulmuyor. Yargı kararını eleştiren İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya Adalet Bakanı Abdülhamit Gül isim vermeden “Yargıya parmak sallayamaz“ diyerek karşılık verdi. Son tartışmayla birlikte Soylu’nun parti içinde ve hukuk camiasıyla yaşadığı çok sayıda tartışma akıllara geldi.

BOLD ÖZEL – AKP’de İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Adalet Bakanı Abdülhamit Gül arasında gün yüzüne çıkan gerilim gündem oldu. Soylu sosyal medyada annesiyle birlikte yer alan fotoğrafının altına küfür eden şahsın mahkemece serbest bırakıldığını belirterek tepki gösterdi. “Annemle fotomun altına küfreden alçak mahkemeye çıkıyor ve adli kontrolle serbest. Ne yapmalıyım, Bakan olsam ne yazar. Millet, devlet işleriyle boğuşurken anasının namusuna sahip çıkamamak ne ifade eder Tweetimle yeniden alınırsa da provokasyon sayacağım” dedi.

GÜL İSİM VERMEDİ AMA…

Soylu’nun yargıyı hedef almasının ardından Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’den cevap geldi. Gül isim vermeden “Klavye başına geçip sosyal medyada bana her gün tutuklama siparişi verenlere sesleniyorum. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Burada kanunlar, kurallar, usuller işler; hukuk işler. Bu işleyişi beğenmeyen gider itiraz hakkını kullanır ama yargıya parmak sallayamaz” açıklaması yaptı.

Gül isim vermese de medyada yapılan yorumlarda muhatabının Soylu olduğu ileri sürüldü. Soylu’nun Gül’e cevabı merak edilirken AKP içinde daha önce yaşanan polemikler akıllara geldi. Soylu’yla anılan tartışmaların başında ise Berat Albayrak polemiği var.

DAMAT ALBAYRAK İLE YILDIZLARI BARIŞMADI

Soylu ile eski Hazine Bakanı Albayrak’ın aralarının bozuk olduğu hep konuşuldu. 2018’de Yüksek Askeri Şura Toplantısı öncesi devletin zirvesi Anıtkabir’i ziyarete giderken Soylu ve Berat Albayrak karşı karşıya gelmiş ve omuz omuza çarpışmışlardı. Çarpışmanın ardından Süleyman Soylu’nun omuz attığı iddiaları ileri sürülmüş ve kameralara tebessüm etmesi dikkat çekmişti.

2019 yılında ise gazeteci Said Sefa, damat Albayrak ile Soylu arasında tekmeli tokatlı kavgaya yaşandığını ileri sürdü. Sefa, İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerinin kaybedilmesinin ardından iki tarafın bir birini suçladığını ve kavganın bu sebeple yaşandığını belirtip “Berat Albayrak ile Soylu yüz yüze gelince kendi elemanlarının yanında birbirlerine küfürler savurup birbirlerinin üzerine yürüyor. Tartışma büyüyor ve Berat, Soylu’ya tokat atıyor“ dedi.

TGRT Haber’de program yapan Cem Küçük, Soylu’ya “Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’la aranız kötü mü?” diye sordu. Soylu “Mahfiller bu tip dedikoduları üretiyor. Tam tersi bizim oluşturduğumuz ciddi bir sinerji oldu Berat Bey’le. Ne zaman oldu? İlk bakan olduğumuz, birlikte olduğumuz dönemler” şeklinde yanıt verdi.

SOYLU 12 NİSAN 2020’DE İSTİFA ETTİ

İddiaya göre Soylu’nun pandemi sürecindeki istifasının ardında ise Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile yaşadığı tartışma vardı. Hürriyet’ten Hande Fırat’ın iddiasına göre Sağlık Bakanı Koca’nın sokağa çıkma yasağının 22:00’de açıklanması ve yüz binlerce vatandaşın marketlere ve fırınlara akın etmesine çok sert tepki gösterdiğini ve Soylu ile sert bir tartışma yaşadığını savundu. Benzer şekilde Yeniçağ’dan Fatih Ergin imzalı haberde de Koca’nın tepkisinin Soylu’nun istifasında etkili olduğu belirtildi.

İstifanın ardından Soylu taraftarları gösteriler düzenledi. Yaşananların ardından Soylu’nun AKP’nin güçlenen ismi olduğu yorumları da yapıldı. Ayrıca kimi kamuoyu yoklama şirketleri Erdoğan’dan sonra partinin en güçlü isminin Süleyman Soylu olduğunu ileri sürdü.

İddialara göre Soylu 2018’de dönemin Aile Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ile tartışmasının ardından da istifanın eşiğine gelmişti. Yeniçağ’dan Ahmet Takan’ın iddiasına göre iki isim tartışınca Kaya, Soylu’yu Berat Albayrak’a şikayet etti. Albayrak, Soylu’yu sert sözlerle hedef alırken, Soylu’nun konuyu Tayyip Erdoğan’a taşıdığı ancak karşılık bulamadığı ileri sürüldü.

METİNER İLE TELEVİZYONDA TARTIŞTI

Eski AKP Milletvekili Mehmet Metiner CNN Türk canlı yayınında Emniyet teşkilatında yapılan atamalarla ilgili “İsimler var bizde… Korkarım ki FETÖ’yle mücadele konusunda yeniden zafiyet yaşayabiliriz” ifadelerini kullandı. Programa bağlanan İçişleri Bakanı Metiner’e “Televizyon kanallarında bir de bizim arkadaşlarımızın ‘Elimizde isimler var’ demesini kendime bizatihi hakaret kabul ediyorum” diyerek tepki gösterdi.

SOYLU-AYM BAŞKANI ARSLAN GERİLİMİ

Soylu’nun Adalet Bakanı Gül ile tartışmasının yanı sıra Yargı camiası ile girdiği polemikler de dikkat çekti.  14 Eylül 2020’de Süleyman Soylu, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunundaki “şehirlerarası karayollarında toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenlenemez” hükmünü iptal eden kararı ile ilgili tepki göstermişti. Soylu “Anayasa Mahkemesi Başkanı’na söylüyorum, madem özgür bir ülkeyiz, ana caddelerde, sokaklarda özgürce yürüyüş hakkının ortadan kaldırılmasını onayladınız. Polis koruması almana gerek yok. Bisikletinle işe git gel bakalım. Kendi arabamla tek başına gitmeye ben varım sen var mısın?” dedi.

BİSİKLETLE CEVAP VEREN ÜYE

AYM Üyesi Prof. Dr. Engin Yıldırım sosyal medyadan Soylu’ya gönderme yaptı. Anayasa’nın 138. maddesini paylaşan Yıldırım, “Bisikletle işe git gel bakalım” sözlerine de “Bisiklet maceram 2020-1992” notuyla bisikletli fotoğraflarını paylaşarak yanıt verdi.

AYM BAŞKANI DOLAYLI UYARDI

AYM Başkanı Zühtü Arslan da yaptığı açıklamada  “Kararlara yönelik bazı eleştirilerden görüyoruz ki kararlarımız okunmadan, bazen de okunduğu halde yeterince anlaşılmadan eleştirilmektedir. Halbuki sağlıklı bir eleştiri, okumayı ve okunanı doğru anlamayı gerektirmektedir” ifadesini kullandı.

Soylu Arslan’ı hedef alarak TGRT Haber’e yaptığı açıklamalarda “AYM Başkanı, Polis Akademisi Başkanı’ydı. Aldığı komiser yardımcılarının yüzde 41’ini FETÖ’den ben ihraç ettim” dedi.

‘IŞIKLAR YANIYOR’ POLEMİĞİ

Diğer yandan Enis Berberoğlu’na hak ihlali tartışmasında AYM Üyesi Engin Yıldırım sosyal medyadan AYM binasının fotoğrafını paylaşarak “ışıklar yanıyor” ifadelerini kullandı. İçişleri Bakanlığı da resmi sosyal medya hesabından bakanlık binasının fotoğrafını paylaşarak “Işıklarımız hiç sönmüyor” cümlesiyle yanıt verdi.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

9 aylık Saime bebeğin annesi ve babası tutuklandı

Ankara’da dün akşam saatlerinde gözaltına alınan Yasemin-Kasım Melizci, bugün görülen mahkemeden sonra tutuklandı. Bebeğiyle karantina hücresinde kalacak olan Yasemin Melizci 15 gün telefon ve kapalı görüş yapamayacak.

BOLD ÖZEL – Yine çekirdek bir aile hapse gönderildi. Dün akşam 20.00 sularında 9 aylık bebekleri Saime ile birlikte gözaltına alınan Yasemin-Kasım Melizci bugün tutuklandı. Dün geceyi Etimesgut Emniyet Müdürlüğünde geçiren Yasemin Melizci avukatıyla da görüştürülmemişti.

Melizci çiftinin gözaltına alınmasını Twitter hesabından duyuran HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu, “Bir bebek daha mı cezaevine girecek? Yasemin-Kasım Melizci çifti dün akşam saat 20.00 civarlarında Ankara’da 9 aylık bebekleriyle gözaltına alındı. 9 aylık Saime dün geceyi annesiyle birlikte Etimesgut’taki bir nezarethanede geçirdi. Çorum’a göndereceklermiş” dedi.

Cemaat soruşturmaları kapsamında haklarında arama kararı bulunan hemşire Yasemin Melizci (29) ve eşi Kasım Melizci’nin (32) mesajlaşma programı Bylock kullandıkları iddiasıyla ve tanık ifadelerine dayanılarak gözaltına alındıkları öğrenildi.

Saime bebek, annesi ve babasıyla, Ankara Batı Adliyesinde. 21 Ocak 2021.

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

“O peçeteye isimlerimizi değil umutlarımızı yazdık”

Bir kağıt mendile isimlerini ve yaşadıkları sıkıntıları yazan Şanlıurfa 2 Nolu Cezaevindeki tutuklu 12 kadının hikayesini, aynı cezaevinden bir süre önce tahliye olan öğretmen Bold Medya’ya anlattı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Şanlıurfa 2 Nolu Kapalı Cezaevinde kalan bir ev hanımı, bir diş hekimi ve 10 öğretmen, sosyal medyada oluşan tepkiler nedeniyle 28 Eylül 2019’da tahliye edilen Ahmet bebeğinin annesinin avucuna bir kağıt peçete sıkıştırdı. 12 kadın, bir cümleyle sıkıntısını peçeteye yazdı.

Kimi kalp krizi geçirmiş, kimi bipolar bozukluğu yaşıyor, kimi ölüm tehlikesi atlatmış kimi de vertigo hastalığıyla mücadele ediyordu. Hepsinin çocukları vardı. Aileleri uzak şehirlerde olanlar aylardır çocuklarını görememişti. Bazıları bakacak kimsesi olmadığı için çocuğunu yanına almak zorunda kalmıştı. Tahliye olan arkadaşlarına “İmkanın olursa duyur sesimizi” diyebilmişlerdi.

Bold Medya’nın 1,5 yıl önce gündeme getirdiği o peçetede adı yazılan kadınlardan biri (güvenlik gerekçesiyle adının açıklanmasını istemedi) kısa bir süre önce tahliye oldu.

İşte o kadın, Bold Medya’ya ulaşıp hem seslerini duyuran herkese teşekkür etti hem de peçeteyi hangi şartlar altında yazdıklarını anlattı.

Suda eriyip gidebilecek bir kağıt parçasına isimlerini değil aslında umutlarını yazdıkları söyleyen öğretmen, peçete sosyal medyada gündem olduktan sonra cezaevi yönetiminin kendileriyle ilgilendiğini, müfettiş bile geldiğini söyledi.

TWEET OLUP UÇAN O PEÇETENİN HİKAYESİ

İşte o öğretmenin kaleminden, cezaevinden sesini duyurmaya çalışan 12 kadının hikayesi…

“Bir şehri ikiye bir nehir, bir uykuyu ikiye bir sevda böler.” Bu sözü ilk duyduğumda çok beğenmiştim. Yıllar sonra bir gün öğrencilerime sordum. Sizce, “Bir uykuyu ikiye bir sevda böler ne demek?” diye. Anlattılar birer birer uykuları bölen sevdaları: “Aşıksa, çok aşıksa sevdiğini düşünmekten gözüne uyku girmez, bölünür durur uykular” dedi biri. Diğeri; “Anne mışıl mışıl uykusundan yavrusunun ağlayan sesiyle fırlar yatağından, bu bir sevdadır” dedi. Ne de güzel söyledi.

Bir derdin ağırlığı altında inleyip eziliyorsa biri, paylaşıp azaltmak için yükünü tereddütsüz arayacağı dostları vardır. Oflamadan zevkle kaygıyla böler uykularını, adı bence sevdadır. Evet doğru, başka? “Tatlı uykuların koynundayken alem gecenin karanlığına tezat seccadesinin başında Rabbine yolladığı dualarla aydınlatır ruhunu, Allah’a sevdasıdır bölen uykusunu” “Hasretse sevdiklerine uyku tutmaz ki zaten” Hepsi de ne güzel cevaplardı öyle.

Bunu neden anlattım biliyor musunuz? Bütün sevdaların aynı anda yaşandığı başka bir yer var mıdır bilmiyorum. “Kadınlar Koğuşu.” Çaresizliğin dibini sıyırırken sevdaların her çeşidine ev sahipliği yapan dört duvar arası. Ve işte burada bazen öyle acılar hasretler yaşanır ki diğerleri kendisininkini rafa kaldırır bir süreliğine.

“30 GÜNLÜK AHMET BEBEĞİN KOĞUŞA GELDİĞİ GÜNÜ UNUTAMAM”

O anlardan biriydi 30 günlük Ahmet bebeğin koğuşa gelişi. Henüz kırkı bile çıkmamış bebek… O atmosferi hiçbir zaman unutamam. Bütün koğuş hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Gözyaşları içerisinde Allah’ım daha minicik bunu nasıl yaparlar diye inliyorlardı. Koğuşumuzun 31. kişisiydi bebek.

Bebeğin annesi de çok saf ve temiz bir insandı. Ve o kadar çaresizdi ki… Bebek sürekli ağlıyor. Her yer tıklım tıklım. Yerde yatıyorlar. Annenin kimseye derdini anlatacak, hakkını arayacak vakti yoktu. Ahmet ile ilgilenmek zorundaydı. Kendisinin izniyle durumlarını hemen Ömer beye yazdık. Bir çare bulurlar diye düşündük. Ömer bey bize cevap verdi, ilgileniyoruz diye… Şu an bunları anlatırken bile gözlerim doluyor. O bebekle orada olmak bizim için de çok farklıydı.

Günlerce bu hüzün devam etti, ama hep hem annenin hem bebeğin etrafında pervane olduk. Hatta (her yörenin adeti farklı olabilir) bebeğin kırkını çıkartmıştık, tebessüm ettiren bir anıdır: Bebeğin karakter olarak kime benzemesi isteniyorsa o kişiye kırk kaşık su saydırılır ve o suyla bebek duş aldırılır. Erkek çocuk olduğu için elbette bir erkeğe saydırılması gerekirdi ama biz de içimizdeki en yiğit, en mübarek, bekar genç kızımıza saydırmıştık suyu.

Günler geçtikçe anne ve bebeğin durumu sosyal medyada gündem olduğunu duyduğumuzda, çıkacaklarına inanmıştık. Ve nitekim öyle oldu. Öyle mutlu olmuştuk ki, anlatılamaz. Herkes Ahmet bebekten bir hatıra aldı kendine çorap, emzik, mendil…

Ahmet bebek ve annesine cezaevi yönetimi tarafından verilen tutuklu kimliği. Koğuştaki kadınlardan biri Ahmet bebeğin ve annesinin birlikte çekilmiş fotoğrafından hazırlanan bu kimliği görünce etkilenip böyle bir çizim yapmış.

“KOĞUŞ REVİR GİBİYDİ, ÇOK ZOR DURUMDA OLANLAR VARDI”

Ve siyah çöp poşetine doldurulurken eşyalar, bir kağıt dahi bulamayacak kadar acelemiz vardı. Bir peçeteye isimlerimizi yazarak eline tutuşturduk annenin. “İmkanın olursa duyur sesimizi” diye. Zira koğuş bir revir gibiydi adeta, çok zor durumda olanlar vardı. Her türlü umut kırıntısına küçücük bir ışığa dahi ihtiyacı vardı insanların.

Kalp krizi geçiren Özlem hanım ağır panik atak hastasıydı. Bir tencere kapağı düşünce bile kendine gelemiyordu. Hepimiz başına toplanıp rahatlatmaya çalışıyorduk. Vertigo hastası Fatma hanımın durumu çok vahimdi. Sayım yapılırken dahi elimizde kalıyordu. Bir keresinde merdiven başında tuttuk. Neredeyse yukarıdan aşağıya yuvarlanacaktı. Üç çocuk sahibi Nilgün hanım, dayanamayıp kapıları yumrukluyordu. Pembe hanım bipolar bozukluk hastasıydı. Ağır ilaçlar kullanıyordu. Eşi de tutukluydu ve iki çocukları vardı. Asiye hanımın, Leyla hanımın, Handan hanımın ikişer, üçer çocukları vardı. Kiminin ailesi uzak şehirdeydi, çocuklarını göremiyorlardı… İsimlerin hepsini yetiştiremedik. Tahliye olan arkadaş bir taraftan eşyalarını hazırlıyordu. Biz de bir taraftan peçeteye yazıyoruz ama ismi unutulanlar vardı. Çok kalabalıktık.

“9 AYLIKKEN HAPSE GİREN MİNİK ZEYNEP 3 YAŞINI GEÇMİŞTİ”

Bir de 9 aylıkken içeri giren minik Zeynep’imiz vardı. 3 yaşını geçmişti içerde. Bir gece annesini sayıklarken duymuştum. Gerçi hemen her gece sayıklardı. “Yağmuuur ne güzel yağıyorsun sen yağmur” diyordu. Bir kadın yağmurla niye konuşurdu ki… Ertesi gün sordum, verdiği cevap: “Kızımı oynatacak bir şey bulamıyorum, bazen onunla yağmuru konuşturuyorum ya da bulutları, kuşları, rüzgarı…” Anlamıştım. Sonrasında defalarca şahit oldum kucağına alıp kızını “Bak Zeynep yıldızlar ne diyor” diye konuştuklarını, minik Zeynep’in bulutlarla selam yolladığını kardeşlerine. Yazarken bile tüylerim ürperiyor.

Zeynep de sayıklardı. “Anne çekpas, anne çekpas diyordu bir gece. Muhtemelen rüyasında ranzanın altına kaçan topunu çekpasla çıkarması gerekiyordu. Çünkü bütün oyunları böyleydi. Şimdi rüyalarımda en çok Zeynep’i görüyorum, sıkı sıkı sarılıyor bana. Mahzun bakıyor gözleri ne zaman der gibi. Ben onu orada bırakıp ayrılırken kuşlara sesleniyordu o, “Kuşlar haydi gelin mama saatiii…”

Bir peçeteye isimlerimizi değil aslında umutlarımızı yazdık. Dualarla, ızdıraplarla, hasretlerle, acılarla örülü hikayeler yazdık. Günler sonra bizim minik peçetemizin kuş olup Twitter’a konduğunu duyunca em çok şaşırdık hem de çok sevindik. Öyle ki, bu mevzu duyuldukça bize olumlu yansımalarını da görmeye başladık. Cezaevi müdürü ziyaretimize gelerek ihtiyaçlarımızı soruyordu. Müfettiş bile geldi. Şartlarımız daha iyi hale getirildi. Bebeği olmayan ve tedavi gören bir kadın vardı. Ona bile “bebek tedavisine burada devam edebilirsiniz” dediler. Cezaevi şartlarında böyle bir tedavi nasıl yapayım diye istemedi.

“KENDİMİ BANYOYA KAPATIP HIÇKIRARAK AĞLADIĞIM ZAMANLARI BİLİYORUM”

Beş yıldır içeride, dışarıda çok büyük sıkıtınlar çektik. Ben kayınvalidemlerle yaşamak zorunda kaldım. Maddi anlamda çalışamıyorsun. İçeride ayrı bir garabet, ayrı bir sıkıntı. Ağlayacak yer bulamıyorsun. Kendimi banyoya kapatıp hıçkıra hıçkıra ağladığımı biliyorum. 28 kişinin yemeği, bulaşığı, sıraya koymuşlar, çok ağırdı.

Cezaevinden çıktıktan sonra bir kişi bile içeride ne yaşadın, ne oldu, ne bitti diye sormadı. Çıplak arama Türkiye’de gündem olunca ben de başımdan geçeni gazetecilere yazdım. İnanın kendimi o kadar rahatlamış hissettim ki… Eşinle telefonla konuşuyorsun bir şey anlatamıyorsun, ailene anlatamıyorsun, kimseye derdini anlatamıyorsun… O kadar kasılmışız ki. O küçücük mesaj beni rahatlattı.

“TELEFONDA KONUŞURKEN BEN AĞLARDIM, GARDİYANLAR AĞLARDI”

Annem benim cezaevinde olduğumu bilmiyordu. Telefonda konuşurken ben ağlardım, gardiyanlar ağlardı. “Anne iyiyim” derdim. “Çocuklar ne yapıyor kızım” derdi. “Yanımda oynuyorlar” derdim. Vertigo hastasıydı. “Anne sakın sen beni arama, az arayacağım ama ben sesi arayacağım” diyordum. “Başkasının numarasından arıyorum derdim, 10 dakika sonra kapatmam lazım” derdim.

Bir hafta annemle, bir hafta çocuklarıma, bir hafta eşimle konuşuyordum. Birine sıra gelene kadar bir ay geçiyordu. Her telefon konuşması ağlamakla geçiyordu. Hala rüyalarımda beni götürüyorlar zannediyorum. Hala koğuştaki arkadaşlarla o atmosferin içerisindeyim.

Yaşadıklarımızın, hissettiklerimizin duyulmasını çok isterim. Çocuklarıma yazdığım ama gönderemediğim mektuplar var. Onların herkes tarafından okunmasına çok isterim. Bu aslında bütün kadınlar için geçerli. Anlatsalar belki rahatlayacaklar ama bazıları da anlatarak acımı tazelemek istemiyorum diyor.

Ne diyebilirim hiçbir şey olmasa dahi, hiçbir neticesi, yüzlerce insanın duasını almak bile bizim için o kadar özel, o kadar unutulmaz ki, minnet duyduğumuzu, dualarımıza her gün bütün güzel yürekleri ortak ettiğimizi demesem bunları bilmeseniz olmayacaktı. Teşekkür ederiz.

Türkiye’deki adaletin durumunu özetleyen belge: Çığlıklarını peçeteyle duyurdular

Okumaya devam et

Popular