Bizimle iletişime geçiniz

BOLD ÖZEL

Oruçluyken copla işkence gören KHK’lı öğretmen Eyüp Birinci için AYM’den hak ihlali kararı

AYM, oruçluyken işkence yapılan ve kalın bağırsakları yırtıldığı için ameliyat olmak zorunda kalan coğrafya öğretmen Eyüp Birinci hakkında hak ihlali kararı verdi. 21 gün hastanede kalan Birinci, savcılık ifadesinde mahkemede korkudan işkence gördüğünü söyleyemediğini belirtti. Bold Medya’ya konuşan eşi Asuman Birinci “Emniyetten arayıp acil iç çamaşırı, terlik isteyince eşime işkence yaptıklarını anladık. Çünkü bir gün önce kıyafet götürdüğümüzde almamışlardı.” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Anayasa Mahkemesi (AYM), Afyon Emniyeti’nde işkence gören Türkçe öğretmeni Ahmet Aşık hakkında verdiği hak ihlali kararından önce Antalya’da işkence gören Eyüp Birinci hakkında da hak ihlali kararı verdiği ortaya çıktı.

AYM, 15 Temmuz’dan sonra Antalya’da gözaltına alınan ve copla yapılan işkence sonucu bağırsaklarından ameliyat edilen 46 yaşındaki Eyüp Birinci’nin şikayeti üzerine başlatılan ve ‘kovuşturmaya gerek yoktur’ denilerek kapatılan soruşturmanın hak ihlali olduğuna hükmetti.

18 Mayıs 2021’de verilen kararda, “Kötü muamele yasağı mutlak bir yasak olup ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike durumunda bile askıya alınamamaktadır. Terör ve örgütlü suçlarla mücadele gibi en zor koşullarda bile kötü muamele kesin olarak yasaklanmıştır.” denildi. Eyüp Birinci’ye 40 bin TL tazminat ödendi.

HALA ELMALI T TİPİ CİK’TE TUTUKLU

Antalya Karatay Anadolu Lisesi’nde coğrafya öğretmeni olarak görev yapan Eyüp Birinci, Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 24 Temmuz 2016’da gözaltına alındı. Hemen ardından 1 Eylül’de çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildi.

25 gün gözaltında kalan Eyüp Birinci, Antalya 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin 19 Ağustos 2016 tarihli kararıyla tutuklanarak Antalya L Tipi Kapalı Cezaevine gönderildi. Şu an Elmalı T Tipi CİK’te kalan Birinci 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay’da bulunuyor.

Birinci gözaltındayken çırılçıplak soyuldu, ayağı ıslatılıp copla dövüldü, ağır küfür ve hakaretler ile cinsel işkencelere maruz kaldı. Polislere oruçlu olduğunu söyledikten sonra kendisine verilen su ile orucunu açan Birinci bir süre sonra fenalaştı. Muayeneye gelen doktor iç kanama geçirdiğini söyleyince hastaneye yoğun bakıma kaldırıldı.

“EMNİYETTEN ARAYIP ACİL OLARAK İÇ ÇAMAŞIRI VE TERLİK İSTEDİLER”

Bold Medya’ya konuşan Eyüp Birinci’nin eşi Asuman Birinci, “Eşim gözaltındayken bir gün Antalya Emniyetinden aradılar ve bizden acil olarak iç çamaşırı ve terlik istediler. Biz tabi şok olduk. Benim orada babam var, kardeşim var. Birkaç gün önce kıyafet, terlik, çamaşır, deterjan götürmüştük ama hiçbirini kabul etmediler. Şimdi niye acil istiyorlar? Ne oldu derken avukat gönderdik, görüştürmediler. O zaman eşime işkence yapıldığını anladık. ” dedi.

Eşinin ve babasının aynı gün gözaltına alındığını belirten Asuman Birinci, “İşkence yapıldığını babam içeride, biz dışarıda fark ettik. Hatta babam genç bir öğretmene de işkence yapıldığını anlıyor. ‘Ne oldu oğlum’ diye soruyorlar gence, ‘sakın dokunmayın bana, bir şey sormayın’ diyor. Sonra genç bir polise ‘Burada Eyüp diye biri vardı, ne oldu ona, kaç gündür gelmiyor’ diye soruyor. Damadı olduğunu söylemiyor. Polis memuru ‘İyi değil durumu, yoğun bakımda’ deyince babam yıkmış ortalığı. Bütün polisler herkes aşağıya inmiş, bir taraftan susturmaya çalışmışlar. Babamı sırf eşimin işkence gördüğünü duydu diye 10 ay içeride tuttular.” ifadelerini kullandı.

“SAVCIYA GİTTİM, EŞİN İYİ KARNI AĞIRIYORMUŞ, DEDİ”

İşkenceden şüphelenince savcılığa başvuran Asuman Birinci, eşinden haber alamadığını, sağlıklı halde emniyete götürülen eşinin hastaneye kaldırıldığını duyduğunu belirterek şikayetçi oldu. Savcı Asuman Birinci’ye eşinin iyi olduğunu, karnının ağrıdığını ve hastaneye kaldırıldığını söyledi.

Eşinin Antalya Atatürk Devlet Hastanesi’nde 411 nolu odada yattığını öğrenen Birinci hemen yanına gitti.  Kapıda kimseyi göremeyince direkt odaya girdiğini ifade eden Asuman Birinci, “Yanında polis vardı. Sizin ne işiniz var burada diye bizi hemen çıkarmak istedi. Kardeşimle birlikteydik. Ben o sırada eşime ne olduğunu sordum. Çok dövdüklerini eziyet ettiklerini söyledi. Eşim de başımıza bir şey gelmesinden endişelenince gitmemizi istedi, kendinize dikkat edin, dedi.” diye konuştu.

“EŞİMİN SAĞLIĞI ŞİMDİ İYİ AMA PSİKOLOJİSİNİ BİLEMİYORUM”

21 gün boyunca hastaneye gidip geldiklerini belirten Birinci şöyle devam etti: “Ben gidemesem de annem, kardeşim gitti. Biz eşimin başına gelenleri yabancı gazetecilere, başka yerlere fakslar çekerek anlatıyorduk. Fotoğraf istediler. Kardeşim bir gün çekmeyi başardı ama polis fark etmiş. Telefonu aldılar, hala vermediler. Kardeşim fotoğraf çektiği için 7-8 ay hapis yattı. Eşimin şu an sağlığı iyi. Bir sıkıntı yok ama psikolojisini bilemiyorum. İnşallah iyidir. Güçlü olmaya çalışıyor. İyi gibi görünüyor ama tam olarak çıktıktan sonra göreceğiz.”

7 KEZ DOKTOR MUAYENESİNE RAĞMEN “DARP YOKTUR” RAPORU VERİLDİ

Gözaltında olduğu sırada 7 kez doktor muayenesinden geçirilen Birinci için, vücudundaki ağır darp izlerine rağmen, “darp ve cebir izi yoktur” raporu verildi. Ancak sonraki iki muayeneye gelen doktorlar, Birinci’nin vücudundaki işkence izlerini tespit etti ve karın ağrısı şikayeti nedeniyle hastaneye sevkine karar verdi. Hastaneye sevk edilen Birinci’nin kalın bağırsağının yırtıldığı saptandı. Ameliyata alınan Birinci, 21 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra taburcu edildi.

Eyüp Birinci’nin işkence gördüğüne dair Antalya Başsavcılığı’na yaptığı soruşturmayı savcı emniyetten gelen ‘başı dönüp merdivenden düştü’ ifadelerine dayanarak kapattı. Ne Adli Tıp raporunu değerlendirdi ne aynı dönemde gözaltına tutulan tanıkların ifadelerini aldı ne de Emniyetten ‘yok’ denilen kamera görüntülerini yeniden istedi. Aslı Birinci ve kardeşlerinin çabalarıyla Eyüp Birinci’nin yaşadıkları o dönemde Deutsche Welle English ve France 24‘e de haber oldu.

“BATIN BÖLGESİNDEKİ YARALANMA TIBBEN MÜMKÜN DEĞİL”

Bunun üzerine 25 Ocak 2018’de AYM’ye başvuran Birinci’nin dosyası 18 Mayıs 2021’de karara bağladı. AYM kararda Birinci’nin batın bölgesinde meydana gelen yaralanmanın basit bir merdivenden düşme ile oluşmasının tıbben mümkün olmadığı belirtti, eksik soruşturma yapıldığını kaydetti.

Eyüp Birinci’nin 24 Ağustos 2016’da savcılıktaki ifadesinde yaşadıklarını şöyle anlatmıştı:

“BENİM SESİM AZALDIKÇA AYAKLARIMA BASIP DAKİKALARCA BAĞIRTTILAR”

“… gözaltına alınıp evimden ekip aracılığıyla KOM Şubeye götürülürken evimde arama yapan ismini bilmediğim esmer bir komiser arabada giderken bana şubeye gidince ben senin dalağını s…’ diye küfür etmişti. Daha sonra nezarethaneye giriş için muayene götürüp adli raporum aldırıldı. Bunun öncesinde de parmak izim alındı. Rapor alındıktan sonra kom şube müdürlüğünün üst katlarına çıkarıldım. Ancak hangi kata çıkarıldığımı bilmiyorum.

Yanında tutanakları yazan İbrahim diye hitap ettikleri bir polis memurları ile birlikle beni odaya aldılar. Odaya alındığımda 3 tane cümleyi dakikalarca bağırtılar. Bu cümleler ‘fetö senin a… k… seni s…’ diye bağırttılar. Bu şekilde kapıyı açıp polis memurlarına dinlettiriyorlardı. Benim sesim azaldıkça ayaklarıma dizlerime basıp, ters kelepçe bileklerimde olduğu halde bağırtıyorlardı. Kalın gazete rulosuyla kafama gözüme vuruyorlardı. Burnumu dolaba çarptırdılar. Burnum kanamaya başladı. Burnum kanar şekilde üst kata çıkarttılar. Tampon yaptılar.

“TUTANAĞI OKUMADAN İMZALATTILAR”

Beni döven evimde arama yapan ve yanındaki İbrahim isimli polis memurudur. İbrahim isimli polis memuru bana vurmadı. Sadece geçerken hafif bir tekme vurdu.  Tamponu yaptıktan sonra aşağıdaki odaya indirip dövmeye başladı. Kafanı kaldır, yüzüme bak diyerek yüzüme gözüme vurdu. Yüzüme vurunca tekrar burnum kanamaya başladı. Bu esnada savcı geldi.

Nezarethaneye indirmemiz gerekiyor diyerek tampon yapıp indirler. Sonra bir tutanak bana okumama imkan vermeden imzalattılar. Nezarethaneye indirildim. Nezarethanede yaklaşık 9-10 kişi idik. Bu bahsettiğim olay gözaltına alındığım 24 Temmuz günü oldu.

“POLİS VE DOKTOR KAPIDA GÖRÜŞTÜLER”

Akşam saat 21.30-22.00 sıralarında tekrardan rapor için nezarethanenin karşısında bulunan avukat görüşme odasına götürdüler. Burada ismini bilmediğim bir doktor gelip baktı. Bende darp olduğunu söyledim. Kaburgalarımın ve karnımın ağrıdığını söyledim.

Doktor beni muayene edeceği sırada doktor beni muayene etmeden çıktı. Polis ve doktor dışarıda görüştü. Doktor tekrar gelip, kulağıma baktı, ensemde şişlik vardı. Kendisine darp gördüğümü söyledim. Doktor bana bunlar basit şeyler önemli değil dedi. Sonraki günlerde de herhangi bir darp cebir görmedim. Aynı doktor gelip muayene edip, bize rapor düzenliyordu. 4 gün boyunca doktor baktı.

28 Temmuz Perşembe günü saat 19.00 sıralarında sorgu için yukarıya götüreceklerini söylediler. İsmini bilmediğim bir memur tarafından gözlerim kalın bezle bağlandı. Asansörle yukarıda çıktık. Kaçıncı kat olduğunu bilmiyorum. Asansörden çıktıktan sonra yürü, eğil, çömel şeklinde talimatlar vererek bir odaya alındım. Sorguyu beni gözaltına alan komiser yapıyordu. Gözlerim bağlı idi. Odada 3-4 kişi olduğunu hissettim. Ancak beni gözaltına alan komiser konuşuyordu.

“ÇIRILÇIPLAK SOYDULAR”

Kişisel bilgilerimi alıp kaydettikten sonra benim söylediklerimi yazdılar. Bana seni çok iyi tanıyan gizli tanık var. Her şeyi biliyoruz diyerek bildiklerini anlat, Antalya’da ne işin var diyerek çırılçıplak soydular. Ben bildiklerimi anlattım. Gözaltına alan ismini bilmediğim komiser olduğunu düşündüğüm yüzüme gözüme tokatla vurmaya başladı. 2 saat sürede bu şekilde hızlı bir şekilde, ayaklarımın altına, karnıma vurarak, sonrasında hayalarımı sıkarak, seni hadım ederim, şeklinde sözler söyleyerek işkenceye devam ettiler.

“AYAKLARIMI ISLATIP COPLA VURDULAR”

Yüzüstü yatırtıp, sağ kolumu ve sol kulumu geri çevirerek bu polis memuru bana bu şekilde işkence yaptı. Sonrasında sırt üstü döndürüp ayaklarımı ıslatıp copla vurmaya başladılar. Sonra her iki koluma da copla vurdular. Boynumu ıslatıp copla boynuma da vurdu. Bu nedenle kollarımda ve boynumda birçok morluk oluştu. Hatla cobu ağzıma sokup ağzımda çevirdi. ‘Senin tırnakları sökeceğim’ dedi. Sonrasında kaldırıp yumrukla vurmaya başladı.

Her vurduktan sonrada dik dur diyerek karnıma dakikalarca vurdu. En sonunda sana sürprizim var dedi. Karını ve kızını getireceğim buraya gözlerini açacağım neler yapacağım dedi. Daha sonra üstünü giyin dedi. Ben ayakta duramıyordum. Yardım ettiler üstümü giyindim. Odada bir iki kişi daha olduğunu hissediyordum ancak beni gözaltına alan polis olduğunu kesin biliyorum. Gözlerim bağlı olduğu için göremiyordum.

Ben giyindikten sonra eğil kalk diyerek bir yere götürdüler. Bu komiser olduğunu düşündüğüm polis seni burdun iteklesem ölsen kimsenin haberi olmaz, seninle işim bitmedi, görüşeceğiz dedi. Beni sonra eğil, kalk diyerek yürüttü. Merdivenden indirmeye başladı. Her basamakta karnıma vuruyordu. Bir merdiven boşluğuna inerken merdivenin başında arkamdan itekledi. Ayağım kaydı. Bir iki basamak düştüm. Tam düşmediğim için bana küfür etti.

“NEZARETHANEDE ABDEST ALIP ORUCUMU AÇTIM”

Beni tekrar nezarethaneye indirdiler. Nezarethane ve avukat görüşme odasının oradaki boşlukta sandalyeye oturtup elimi yüzümü yıkattılar. Sonra oruçlu olduğumu söyledim. Bana su verdi. Sonrada beni nezarethaneye götürdü. Bunu yapan memur başka bir memurdur. Beni döven polis değildi. Nezarethanede abdest alıp, orucumu açtım. Sonra fenalaştım. Beni mescide aldılar. Doktor kontrol saatine kadar mescitte kaldım.

Nezarethanede bulunan gözaltındaki şahıslar, benim başıma birçok polis geldi. Orada beni doktora gösterdiler. Oradaki Süleyman isimli polis memuru bana başımızı belaya sokma, oruçluyken başını döndü, yaralandım diye ifade ver dediler. Kollarıma girdiler. Doktorun kapısına götürdüler. Ben bir şey söylemeden doktor bey bu oruçlu idi düştü, yaralandı şeklinde sözler söylediler. O anda bayıldım. Ayıldığımda mescitte idim. Başımda başka doktor vardı. Ancak başka bir doktordu.

“İÇ KANAMA GEÇİRİYORSUN”

Mescitte polisleri dışarı çıkartıp bütün vücuduma baktı. Karnımın ağrıdığımı söyledim. Sen iç kanama geçiriyorsun, ölüm tehliken var dedi. Ambulans çağırdılar. Beni ambulans ile Eğitim ve Araştırma Hastanesi götürdüler. Hep aynı şeyi söylüyorlardı. Oruçlu idi kafası döndü diyorlardı. Beni muayene eden doktorlarda benim vücudumdaki morlukları görüyorlardı.

Beni Eğitim ve Araştırma Hastanesinde muayene eden doktor merdiven düşmesine benzemiyor dedi. Polisler başımda olduğu için konuşturmadılar. Tetkikler yapıldı. Ameliyat yapılmam gerektiğine karar verdiler. Polisler ameliyattan başka çare yok mu diye soruyorlardı. 28 Temmuz gecesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde kaldım. Ameliyatımı Atatürk Devlet Hastanesi’nde ameliyat oldum. 21 gün hastanede kaldım. 12 Ağustos’ta ifadem alındı.

“KORKUDAN MAHKEMEDE İŞKENCE GÖRDÜĞÜMÜ SÖYLEYEMEDİM”

Bir hafta sonra mahkemeye çıktım. Ben 12 Ağustos’ta ifadem alındıktan sonra mahkemeye sorguya çıkarıldığımda korkumdan beni dövdüklerini işkence yaptıklarını söyleyemedim. Avukatla da görüşemedim. Ben korktuğum için herhangi bir şey söyleyemedim. Mahkemeye çıkmadan önce hastane ifadem alındı. Hatta mahkeme huzurunda 18 Ağustos’ta durumu anlatmaya çalıştım. Ancak hasta olduğumu, tutuksuz yargılanmak istediği şeklinde ifadeyi yazdırdı.

Ben cezaevine gidene kadar beni öldüreceklerini sandım. Bana bu şekilde işkence yapan kötü muamelede bulunan polisin adını soyadını bilmiyorum. Bu polis memuru beni evimde ve gözaltını alan ismini bilmediğim görsem teşhis edebileceğim polis memurudur. Kendisinden davacı ve şikayetçiyim. Ben başkasını dövüp dövmediklerini bilmiyorum. Kayıppederim ve kayınpederim de gözaltında idi. Onları dövmediler. Gözlerini bağlamamışlar, kötü muamelede bulunmamışlar dedi…”

Eyüp Birinci AYM Kararı: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2018/3691

 

Anayasa Mahkemesi Afyon’da işkenceci polislere acımadı: Biri tecavüz etti diğerleri izledi!

BOLD ÖZEL

Türkiye, dünyanın en büyük kitap fuarında yok

Kültür ve Turizm Bakanlığı, bugün başlayan Frankfurt Kitap Fuarı’na 2 hafta önce katılmaktan vazgeçti. 110 ülkeden 7 bin 140 yayıncının yer aldığı fuarda Türkiye’den sadece Birgün Yayıncılık katıldı.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL

Kültür Bakanlığı ve Türkiye Yayıncılar Birliği, tüm dünyadan yazar ve yayıncıların yer aldığı Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’na (Frankfurt Buch Messe) katılmaktan iki hafta önce vazgeçti.

Kanada’nın konuk ülke olduğu fuarda yabancı ülkelerin stantları 4. salonda bulunuyor. Ağırlıklı olarak İtalya, Fransa, İspanya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden yayıncıların yer aldığı fuarda Türkiye sadece Birgün Yayıncılık ile temsil ediliyor. Edinilen bilgiye göre Kültür Bakanlığı, iki hafta önce fuar yönetimini arayarak rezervasyon yapılan stantları iptal etti.

Fuarda özellikle Arap ülkelerinden gelen yayıncıları devasa stantları dikkat çekiyor. 22-28 Mayıs 2022’de gerçekleştirilecek Abu Dhabi Kitap Fuarı için ayrı bir stant açılarak, kitap fuarının içinden fuar tanıtımı yapılıyor.

Yayıncılık trendlerinin belirlendiği, dünyanın en büyük fuarı olarak görülen Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı, geçen yıl koronavirüs salgını nedeniyle iptal edilmiş, oturumlar online gerçekleştirilmişti.

20-24 Ekim tarihleri arasında düzenlenen bu yılki fuar da kısmen korona kısıtlamalarının gölgesinde geçiyor. Ancak yazar-yayıncı ve okur buluşmaları gerçekleştiriliyor. Bu nedenle bu yılki fuarın sloganı “Frankfurt’a tekrar hoş geldiniz” olarak belirlendi. www.frankfurtbuchmesse.com

Fuarın bu yılki konuk ülkesi Kanada.

Frankfurt Kitap Fuarı açıldı: Sürgündeki gazeteciler tutsak meslektaşlarını anlatacak

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

Sincan Cezaevinde tutuklu anneye eziyet: Bebeğine bez verilmiyor

Tutsak bebekler cezaevinde “bez” sorunu yaşıyor. Dokuz ay önce tutuklanan Yasemin Melizci’nin kızı Saime bebeğe 10 gündür bez verilmiyor.

BOLD ÖZEL | 21 Ocak’tan beri annesiyle birlikte Ankara Sincan Cezaevinde kalan 18 aylık Saime bebeğe 10 gündür bebek bezi verilmiyor. Dünkü telefon görüşünde ailesine durumu aktaran anne Yasemin Melizci, “Saime’ye 10 gündür bez verilmedi, canım biraz ona sıkıldı.” dedi. Melizci, gerekçesine dair herhangi bir bilgi söylemedi.

Kızı yedi aylıkken tutuklanan ve 9 ay Konya Ereğli Cezaevinde kalan Saime bebeğin halası Öznur Çakar, aynı durumu kendisinin de yaşadığını söyledi. OHAL döneminde  tutuklandığı için cezaevinde bebek bezinden bile mahrum kaldıklarını ifade eden Çakar, “OHAL var diye yapılmayan kalmamıştı. Hala devam ediyor demek ki… Bir günde 3-4 bez kullanma hakkı vardı. Daha fazlasını aşamazsın. Bana gardiyan ‘Çocuğunda sıkıntı var, bir çocuk 4 bezden fazlasını kullanmaz’ demişti. Kendisi de anneydi.” dedi.

“ÇOCUK DA BEZİ İDARELİ KULLANACAK, MANTIK BÖYLE”

Koğuştaki diğer bebeklerin bezlerini kullanmak zorunda kaldığını belirten Çakar, “Şimdi tam hatırlayamıyorum, 15 ya da 21 günde bir bez veriyorlardı. 46’lı paket mesela, 15 gün yetmesi lazım. Kalmıyordu tabi. Koğuşta başka bir bebek daha vardı. Onun bezlerinden kullanıyorduk. Çocuk da bezi idareli kullanacak, mantık böyle.” diye konuştu.

Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında Ankara’da 21 Ocak’ta gözaltına alınan Yasemin Melizci (29), eşi Kasım Melizci’nin (32) ve Saime bebek bir gün sonra tutuklanıp Sincan Cezaevine gönderildi. 8 Mart’ta Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne SEGBİS ile bağlanan hemşirelik mezunu Yasemin Melizci, Bylock kullandığı iddiasıyla ve tanık ifadelerine dayanılarak 9 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Dosyası Yargıtay’da bulunuyor.

345 BEBEK VE ÇOCUK TUTSAK

5275 Sayılı Ceza İnfaz Kanununa göre hamile ve bebekli anneler gözaltına alınamaz, tutuklanamaz. Hükmü kesinleşen annenin bile cezası bebek 18 aylık olana kadar ertelenmesi gerekiyor. Ancak bu kanun Gülen Hareketi ve Kürt soruşturmaları kapsamında tutuklanan annelere uygulanmıyor.

Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından Şubat 2021’de açıklanan son açıklanan resmi rakamlara göre Türkiye cezaevlerinde 0-6 yaş arası 345 bebek ve çocuk anneleriyle birlikte hapiste yaşıyor.

Tutsak bebek Saime Sincan Cezaevinde havale geçirdi

Öznur Çakar Belgeseli: “Bebeği kucağında bir anne koğuştan içeri girdiğinde…”

Okumaya devam et

BOLD ÖZEL

“Oğlum annesinin yanından ayrılınca bir hafta konuşmadı”

Tutuklu anaokulu öğretmeni Elif Yalçın’ın 22 aylık oğlu Salih Enes, 5 aydır annesiz. Eşi hapse girince çok zorlandıklarını söyleyen Ahmet Yalçın, “Oğlum annesinden ayrılınca eve gelene kadar yolda hiç konuşmuyordu. Bir hafta sonra kendine geliyordu. Etkilenmesin diye uğraşıyoruz ama anne gibi olmuyor.” dedi.

SEVİNÇ ÖZARSLAN | BOLD ÖZEL 

Küçük bebekleri olduğu halde tutuklanan annelerin ve çocukların maruz kaldığı hak ihlalleri her gün artıyor. Gülen Hareketi soruşturmaları kapsamında 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan anaokulu öğretmeni Elif Yalçın, cezası Yargıtay tarafından onaylandığı için 5 Mayıs 2021’de tutuklanıp Gebze Kadın Kapalı Cezaevine gönderildi. Bank Asya hesabı ve ByLock kullandığı iddiasıyla hapse konulan Elif Yalçın’ın 22 aylık oğlu Salih Enes, 5 aydır annesinden ayrı.

“ANNE SÜTÜ VE EK GIDAYLA BESLENİYOR”

Bold Medya’ya konuşan Ahmet Yalçın, “Eşimi almaya gelmeden önce aradılar. ‘Koronavirüs filyasyon ekibindeniz’ dediler. Oysa biz evdeydik, bir yere gittiğimiz yoktu. Oğlum anne sütü ve ek gıdayla besleniyor. İlk zamanlar oğlumu yanına götürdük. Bir ay yanında kaldı. Cezaevinin şartları çok zor. Eşim oğlumuzdan ayrılmaya dayanamadı ama kendi nefsim için bunu yapamam deyip mecburen bize verdi. Salih Enes normalde uysal bir çocuktu. Şimdi hırçınlaştı.” dedi.

İlk dönemler çok zorlandıklarını belirten Yalçın, “Enes’i annesinin yanından alıyorduk. Gebze’den eve gelene kadar yolda hiç konuşmuyordu. Bir hafta sonra kendine geliyordu. Etkilenmesin diye biz ilgileniyoruz ama anne gibi olmuyor, içimiz parçalanıyor.” ifadelerini kullandı.

10 KİŞİLİK KOĞUŞTA 23 KİŞİ KALIYOR

Elif Yalçın, HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu‘na geçtiğimiz günlerde mektup yazarak cezaevi koşullarını ve tutuksuz yargılanma talebini dile getirmişti: “20 aylık bebekli emziren mahpusum. 10 kişilik yerde 23 kişi kalınca sürekli yanımda kalamıyor. Yanıma alınca da oyun alanı bulamıyor. Bebeğim yemekteyken bir köfte daha istedi. Yoktu. Birlikte ağladık. Ev hapsi bile olsa tutukluluğum bitmeli.” demişti.

“SUÇ İŞLEMESELERDİ DİYENLERİ ANLAMIYORUM”

Kendisi de 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan ve dosyası Yargıtay’da bulunan Ahmet Yalçın, yetkililere ve kendilerine “terörist” muamelesi yapanlara seslendi: “Suç işlemeselerdi diyenleri anlamıyorum. Dosyalarda suç yok. Hırsızlık, gasp, adam öldürme, yolsuzluk, ihaleye fesat… Hiçbiri yok. Olan varsa yargılansın ama dosyalarda yok bunlar. Bunlar şucu, delil bu. O yüzden bunlar terörist deniliyor özetle. Hak mı bu?

“BİZE TERÖRİST DİYENLER GELSİN EVİMİZE MİSAFİR OLSUN”

Terörist olup olmadığını merak ettiğiniz insanlarla vakit geçirin, evine misafir olun, sohbet edin. Ettiğiniz laflardan utanacaksınız garanti veriyorum. Oğlum 1.5 yaşında annesiz kaldı. Eşim okul öncesi öğretmeni ve hiç devlet memuru olmadı benim gibi. Yazık günah değil mi bu çocuk 5 aydır annesiz? Elektronik kelepçe ile evde dursun çocuğuna baksın dedik onu da kabul etmediler.

“HER GÜN ANNESİNİN FOTOĞRAFINI ÖPÜYOR”

Ben yavruma her gün annesinin fotoğraflarını öptürüyorum unutmasın diye. İnsan insana bunu yapar mı? Merhametiniz varsa kendinizi sigaya çekip bir düşünün. Salih Enes gibi kaç çocuk çok daha kötülerini yaşıyor. Yetmedi mi bunlar?”

 

“20 aylık bebekli, emziren bir mahpusum”

Okumaya devam et

Popular

Shares